Harem Nedir? Hakkında Ansiklopedik Bilgi 5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
  1. 1
    ACİLSERVİS Administrator
    ACİLSERVİS
    Administrator
    ACİLSERVİS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Profili:
    Üyelik: 19.Ocak.2007
    Üye No: 1
    Mesaj Sayısı: 3,281
    Tecrübe Puanı: 10

    Harem Nedir? Hakkında Ansiklopedik Bilgi


    HAREM, HAREMEYN Ne Demektir? Hakkında Ansiklopedik Bilgi

    Mekke ile Medine'nin çevresi. Yasak kılınmış, mukaddes olan şey. Kişinin namusunu koruduğu yakınları. Çoğulu ehrâm'dır. Yabancıların girmesi yasak olan ev dâiresine ve bu dâirede oturan kadınlara da harem veya harîm denir. Fıkhî bir terim olarak, iki kutsal şehir Mekke ve Medine'nin çevresinde belirli alana kadar olan yerlere, "iki harem bölgesi" anlamında harameyn veya haremân denilmiştir. İlk olarak Yavuz Sultan Selim'in kullandığı Hâdimü'l-Haremeyn ünvânı "İki harem bölgesinin hizmetkârı" demektir.

    Mekke'nin çevresinde bir miktar alana "Mekke Haremi" veya "Harem-i Şerif", bunun dışında kalan ve mikat denilen ihrama girme yerlerinin içinde bulunan alana da "hıll" adı verilir. Harem bölgesi; Mekke'ye Medîne yolundan üç mil, Yemen yolundan yedi mil, Irak yolundan yedi mil, Taif ve Arafat yolu üzerindeki Nemire vadisinden yedi mil, Ci'râne yolundan dokuz mil, Cidde üzerinden on mil uzaklıktaki alanın çevrelediği bölgeyi içine alır. Mekke hareminin sınırlarını Cebrâil (a.s) Hz. İbrahim'e göstermiş; Rasûlullah da aynı sınırları yenilemiş; Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Muâviye bu nirengi noktalarının günümüze ulaşmasında rol oynamışlardır.

    Buna göre Mekke haremi çok eskilere dayanır. Nitekim Hz. Peygamber Mekke fethedildiği zaman şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz burası Allah'ın gökleri ve yeri yarattığı günde haram kıldığı bir beldedir. Burası kıyâmet gününe kadar Allah'ın haram kılmasıyla haramdır" (Buhârî, İlim, 37, Cenâiz, 76, Hac 43, Sayd, 8-10, Büyû', 28, Cizye, 22, Meğâzî, 51, 53; Tirmizî, Hac, 1, Diyât, 13). Mekke'de Kâbe ve Mescid-i Harâm, harem bölgesinin merkezini oluşturur. Yeryüzünde, insanların ibâdet etmesi için ilk inşa edilen mâ'bed Kâ'be-i muazzama'dır. Buna Beyt-i Harâm veya Beytullah (Allah'ın evi) da denir.

    Âyet-i kerîmelerde şöyle buyurulur:
    "İnsanlar için yeryüzünde kurulan ilk ev Mekke'de bulunan mübârek ve âlemler için bir hidâyet kaynağı olan kâbe'dir. Orada apaçık deliller vardır. İbrâhim'in makamı vardır. Kim oraya girerse emniyette olur. Oraya gitmeye gücü yeten herkese, Allah için Kâbe yi ziyaret edip haccetmek farzdır" (Âlu İmran, 3/96, 97). "İbrahim şöyle dedi: Ey Rabbim, bu beldeyi emniyetli kıl" (el-Bakara, 2/126). "Biz Kâbe yi insanlar için bir toplantı ve emniyet yeri yaptık" (el-Bakara, 2/ 125). "Biz onları, nezdimizde bir rızık olarak, herşeyin ürünlerinin toplanıp getirildiği emin ve mukaddes (harem) bir yere yerleştirmedik mi?" (el-Kasas, 28/57). "Çevrelerinde, insanlar kaçırılıp zulmedilirken, bizim Mekke'yi mukaddes ve emin bir belde yaptığımızı görmediler mi" (el-Ankebût, 29/67).

    Haremde yapılacak iyilik ve kötülükler, diğer beldelere göre kat kat sonuç meydana getirir. Âyette şöyle buyurulur: " Kim Mescid-i Haram'da zulmü ile haktan uzaklaşmaya yeltenirse; biz, ona da ağır bir azâb tattıracağız" (Hacc, 22/25). Hadislerde şöyle buyrulur: "Mescid-i Haram'da bir namaz, benim bu mescidimde kılınacak yüz namazdan daha üstündür" Ahmed b. Hanbel İbn Ömer'den A.b. Hanbel'in naklettiği rivayette ise; " Mescid-i Haram'da kılınacak bir namaz, başka yerde kılınacak yüz bin namazdan daha üstündür" buyurulur.

    Hacc, umre veya ticaret gibi bir maksatla Mekke'ye gelmek isteyen bir müslüman mikatta ihrâma girmek zorundadır. Bundan sonra İhrâm yasakları başlar. Meselâ, eşiyle cinsî temasta bulunamaz; avlanamaz; haremdeki yeşil ağaç ve otları kesip koparamaz.
    Medine şehrinin çevresinde de harem bölgesi vardır. Bu bölge: Şehrin güney ve kuzeyinde Âir (ayr) dağı ile Sevr dağı arasındaki alanla, doğu ve batıdaki kara taşlık alanı içine alır. Hz. Peygamber'in "Medine Ayr'dan Sevr'e kadar haremdir" hadisi ile "Rasûlullah (s.a.s) Medine'nin doğu ve batısındaki kara taşlık arasındaki alanları harem kıldı" hadisi bunun delilleridir (Buhârî, Cihâd, 71, 74, Medîne, I, Büyû', 53, Enbiyâ, 10, Megâzî,27; Müslim Hacc, 445, 446, 455; Tirmizî, Menâkıb, 67). Hz. Peygamber'in belirlediği bu Medîne harem bölgesi on iki mil kadardır. Bu bölgenin merkezini Hz. Peygamber (s.a.s)'in, ashâbıyla birlikte bina ettiği mecsid-i Nebî'dir. Bu mescid ilk yapılışında 70 x 60 zirâ' büyüklüğünde iken Hz. Ömer, Osman, Abdülmeük b. Mervân ve oğlu Velîd tarafından genişletildi. Son genişletme Suud Ailesi'nden Kral Abdülazîz tarafından yapıldı. Günümüzde Mescid'in çevresinde geniş bir alan istimlâk edilerek yeni genişletme çalışmaları yapılmaktadır.

    Medine Harem bölgesi de kutsal bir bölge sayıldığı için oradaki ameller başka yerlere göre farklı işlem görür. Hadislerde şöyle buyurulur: "Benim bu mescidimde kılınacak bir namaz. Mescid-i Haram dışında başka yerlerde kılınacak bin namazdan üstündür" (Buhârî-Müslim). İmam Nevevî, bunun Mekke'de olduğu gibi farz ve nâfile namazları kapsamina aldığını söyler. Çoğunluk bilginlere göre bu üstünlük mescidin sonradan genişletilen ilâve kısımlarını da içine alır. İbn Ömer şöyle demiştir: "Ömer b. el-Hattâb Mescid-i Nebevî'ye ilâve yaptı ve şöyle dedi: Eğer bu mescid'e Medine mezarlığına (Cibâne) kadar ilâve yapsaydık, bu kısımlar da Allah Rasûlü'nün mescidi olurdu" (Zerkeşî, İ'lâmü's-Sâcid, s. 246 vd.).

    Mescid-i Nebevî'de kırk vakit namaz kılmanın fazileti ile ilgili olarak Allah Rasûlü şöyle buyurmuştur:
    "Kim benim Mescid'imde lıiçbir namaz kaçırmadan kırk vakit namaz kılarsa, ona cehenem ateşinden berât ve kıyâmet günü kurtuluş yazılır" (Taberânî, el-Evsat, Enes b. Malik'ten).

    Medine hareminin Mekke hareminden farklı olan özellikleri vardır. Meselâ; Medine harem bölgesindeki yeşil ağaç veya otların ihtiyaç olduğu zaman kesilmesi câiz görülmüştür. Medine Tarım bölgesi olduğu için Hz. Peygamber'den bu konuda izin istenmiş ve kendilerine Mekke haremindeki bazı bitkilerin zarûret hâlinde koparılmasına izin verildiği gibi Medine'de daha geniş izin verilmiştir. Yine Medine dışında avlanma serbest bırakılmıştır. Ancak Mekke'ye ihramsız girilememesi sebebiyle O'nun kutsallığı Medine'den daha üstün sayılmıştır (ez-Zühaylî, el-Fıkhu'l-İslâmî ve Edilletühu, III, 336, 337).
    Hamdi DÖNDÜREN


    İlgili Yazılar

  2. 2
    LeoparGS Devamlı Üye
    LeoparGS
    Devamlı Üye
    LeoparGS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Profili:
    Üyelik: 15.Şubat.2007
    Üye No: 26
    Mesaj Sayısı: 2,043
    Tecrübe Puanı: 27
    Yer: İstanbul

    --->: Harem, Haremeyn


    Haremeyn-i Şerifeyn




    Adına hutbe okunurken: "Haremeyn-i Şerif'in Hâkimi" dendiğini duyunca, hemen doğrularak : "Hayır! Hâkim-ül Haremeyn değil, Hâdim-ül Haremeyn! Ben ancak hizmetçisi olurum oraların." diye haykırmıştı zamanın padişahı Yavuz Sultan Selim, Mekke ve Medine'yi kastederek. İki kutlu, iki mübarek belde; birisi Allah Resûlü'nün dünyaya teşrif buyurduğu, peygamberler otağı, Kâbe'nin beşiği, Kur'an-ı Kerim'in “Ümmü'l-Kurâ” ( bütün beldelerin anası) diye işarette bulunduğu Mekke, diğeri ise Efendiler Efendisi'nin dâr-ı bekâya irtihal edip, refîk-i a'lâya yürüdüğü, İslam devletinin başkenti, hicret diyârı Medine.

    Hazreti Adem, yeryüzüne indirildikten sonra Arafat'ta Hazreti Havva ile buluşmuş, Mekke'de yaşamaya başlamış ve Kâbe'yi inşâ etmişti. Asırlar sonra Hazreti İbrahim ve oğlu Hazreti İsmail, sel suları ve rüzgârlarla rehnedar olmuş Kâbe'yi Hazreti Adem'in yaptığı temeller üzerinde tekrar yükselttiler. İnşaat devam ederken baba-oğul şöyle dua ediyorlardı; “Ey bizim Yüce Rabbimiz! Bizi, yalnız Sana boyun eğen müslümanlardan kıl. Soyumuzdan da yalnız Sana teslimiyet gösteren bir müslüman ümmet yetiştir.... Ey bizim Rabbimiz! Onların içinden öyle bir resul gönder ki; Kendilerine Senin âyetlerini okusun, onlara kitabı ve hikmeti öğretsin ve onları tertemiz kılsın.” Allah-u Teâlâ, Hazreti İbrahim'in bu duâsını kabul etmiş, Mekke'nin ve Kâbe'nin hasretle beklediği İki Cihan Güneşi karanlık dünyayı aydınlatmıştı.

    Mekke, Efendimiz için ilk meskendi. Mekke'yi “şehirlerin anası” yapan en önemli özelliği Kâbe'yi barındırıyor olmasıdır. Kâbe bir mihraptır, dünya üzerindeki bütün müslümanlar hergün en az beş defa yüzlerini oraya çevirmektedirler. Kâbe, yalnızca dört duvarı taştan ibaret bir bina değildir. O, aşağıya doğru yerin derinliklerine, yukarıya doğru gökler ötesine uzanan nurânî bir direktir. Evet, tabiri câizse Kâbe, yeryüzünün ayakta kalmasını sağlayan “amûd-i fikâri”si yani omuriliğidir. Arz üzerinde Kâbe'yi insanlar tavaf ederken, gökteki uzantısı olan Sidretü'l-Müntehâ'yı da melekler tavaf etmekte ve bir meleğe ancak bir defa sıra gelmektedir. Semâdaki bu mukaddes tavaf Hazreti Adem yaratılmadan çok önce başlamıştır. Ayrıca, dünya bir ateş küresiyken soğumaya başlayan ilk bölgenin de Kâbe'nin alt kısmı olduğu söylenir. Kâbe bu yönüyle bir merkez olmasının yanında Allah Resûlü'yle de gizli bir bağı vardı. Bazı ehl-i keşfin dediğine göre Efendimiz, Kâbe ile birlikte yaratılmıştır. O ikisi arasında mâhiyetinizi tam olarak bilemediğimiz bir musâhabe, bir beraberlik söz konusudur. Günümüzün Peygamber âşıklarından birisinin beyânıyla; “Annesi bir başka yerde olsaydı bile, gelip O'nu Kâbe'nin bulunduğu Mekke'de dünyaya getirecekti” .

    Mekke, aynen Anadolu gibi tarihte birçok kavme ev sahipliği yapmış bir “memerr-i akdam”dır. Birçok peygamber gelip geçmiştir bu bölgeden hatta Kâbe civarında bunlara ait kabirler olduğu da söylenir. İşte bu gibi nedenlerden dolayı Mekke özellikle de Kâbe ve çevresi bütün Arap kabileleri tarafından kutsal sayılırdı. Aynı zamanda bir ticaret merkezi görünümündeki Mekke, dışarıdan akın akın insanların gelmesine rağmen hiçbir zaman kültür ve düşünce işgaline uğramamıştı. Diğer taraftan Kur'an-ı Kerim oraya “emin belde” ünvanını vermişti. İslam'dan önce Ebrehe ve fillerden oluşan ordusunun, daha sonraları da başta Karmatiler olmak üzere nice kendini bilmez nâdanların saldırısına maruz kalmıştır ama hâlâ ayaktadır. Çünkü orası Muhammedü'l-Emin (sallallahu aleyhi vesellem)'in emin beldesidir.

    Şüphesiz Efendimiz için Mekke çok önemliydi. Çünkü İslam dini orada zuhur etmişti, hem Efendiler Efendisi'nin hem de Allah katında en makbul din olan İslam'ın doğumyeri orasıydı. Bu dine ilk inananlar, gönül verenler Mekke'liydi. İnandıkları yüce değerler uğrunda kim bilir kaç defa Kâbe'nin gölgesinde işkenceye ma'ruz kalmış, öldüresiye dövülmüş ve kim bilir kaç defa kendilerine geldiklerinde Hazreti Ebu Bekir gibi “Allah Resûlü nasıl?” diye sormuşlardı. Hazreti İsa'nın havârilerine nasıl davrandılar bilemiyorum fakat Efendimiz'in havârisi Zübeyr b. Avvam'ın amcası O'nu hasıra sarar, sonra hasırı tutuşturur ve Hazreti Zübeyr'i dininden dönmesi için zorlardı. Yapılan ezâ ve cefâya bazı sahabiler artık sabredemez olmuştu. Bir gün Habbat b. Eret, Efendimiz'e gelerek bu durumu arzetti ve yardım talebinde bulundu. Allah Resûlü de “İnananlar, sırf inançları yüzünden çukurlara yatırılır, testere ile vücutları ikiye ayrılır, demir taraklarla etleri kemiklerinden sıyrılırdı da, onlar yine dinlerinden dönmezlerdi. Allah dinini kemale erdirip, nûrunu tamamlayacaktır fakat siz acele ediyorsunuz" diye buyurdu.

    Müşrikler ellerinden geleni yapıyor, müslümanların nerede olursa olsun huzurlarını bozuyorlardı. Müslümanların peşinden Habeşistan'a gitmiş, hükümdar Necâşi'ye müslümanları barındırmaması için istekte bulunmuşlardı. Yaptıkları işkencelerden, uyguladıkları boykotlardan birşey elde edemeyeceklerini anlayan müşrikler sonunda Efendimiz'i öldürme kararı aldılar. Bu kararı alan grup içinde öyle birisi vardı ki Ebu'l-Leys es-Semerkandî'nin ifadeleri içinde kendisine en büyük düşman olarak Efendimiz'i görmüş, hiçbir şeyden nefret etmediği kadar Efendiler Efendisi'nden nefret etmişti. Bu şahıs, yaşlı bir insan kılığına girmiş olan şeytandı.

    Her zaman vahiyle hareket eden Allah Resûlü için artık Mekke'den ayrılma vakti gelmiş ve hicret yolu gözükmüştü. Ama bu, hem Efendimiz hem de sahabe için hiç de kolay değildi. Sahabe Mekke'de doğmuş, orada büyümüş, orada yetişmiş ve oraya alışmıştı. Evet, Mekke ataları Hazreti İbrahim'in diyârıydı ve hiçkimse oradan ayrılmak istememişti öyle ki Efendimiz bile şöyle buyurmuştu; “Mekke! Seni o kadar çok seviyorum ki, eğer beni çıkarmasalardı vallahi ben senden çıkmazdım”.

    Hicret, İslam tarihinde bir dönüm noktasıdır. Başta Hazreti İbrahim, Hazreti Musa, Hazreti İsa olmak üzere birçok peygamber, risâletini hicretle taçlandırmış ve sıra Efendimize gelmişti. Evet, hicret önemliydi; Efendimiz biat eden müslümanlara hicreti şart koşuyor, mazeretsiz hicret etmeyenler suçlu kabul ediliyordu. Müslümanlar evlerini, mallarını, eşlerini, çocuklarını bırakıp hicret ediyordu. Gidilecek yer belliydi; eski adıyla Yesrib, hicretten sonraki ismiyle medeniyetler şehri Medine.

    Efendimiz Medine'ye geldiğinde 4000 yahudi, 4500 müşrik ve 1500 müslüman vardı. Bütün bu insanlar “Medine Vesikası” diye meşhur olan bir antlaşmanın altına beraber imza atmış ve bir konfederal İslam devleti kurulmuştu. Problemsiz ve sorunsuz gibi görünen bu birliktelik yahudilerin Hendek Savaşı'ndaki açıktan ihanetine kadar devam etmişti. Gerçi bu zamana kadar münafıklar da boş durmuş değildi. Efendimiz Medine'ye gelmeden önce İbn Übey'i hükümdar ilan edeceklerdi. Efendimiz gelince bu hayalleri suya düştü. Düşmanlıklarının altındaki temel sebep buydu. Efendimiz, Medine'de kaldığı ilk günlerde uzun zaman, geceleri uyumamış ve gerek içeriden gerekse dışarıdan ani hücumlar beklemişti, bazen de kapısında gönüllü nöbetçiler durmuştu.

    Müslümanlar kendilerine ait herşeyi Mekke'de bırakmış, Allah Resûlü ile beraber Medine'ye gelmişti ve bundan sonra da yaptıkları bu işten dolayı kendilerinden “muhacir” diye bahsedilecekti. Medine'de yeni bir sayfa açılmış, destan üstüne destan yazılmıştı ama içlerinde Mekke'ye, duydukları özlem hiç eksilmemişti. Ve gün geldi Mekke fethedildi, hasret sona erdi. Ama Efendimiz ve sahabe için Medine'nin, o hicret yurdunun önemi çok büyüktü. Sa'd b. Ebi Vakkas fetihten sonra Mekke'de rahatsızlandı ve hasta oldu. Kendisini ziyaret eden Efendimiz'e hitaben; “Ya Resûlallah! Arkadaşlarım hicret etti ve Medine'ye gittiler, ben ise ölüp burada kalacağım. Halbuki bizim için hicret yeri çok önemliydi. Biz oraya Allah için gitmiştik. Şimdi Mekke'de vefat edip kalacağımı düşündükçe çok üzülüyorum” demişti. Zaten Efendimiz de Mekke fethinden sonra 15 gün Mekke'de kaldı ve Muaz b. Cebel'i orada bırakarak Medine'ye geri döndü.

    Medine hem bir hicret şehri, hem de Kâinatın Efendisi'nin medfun bulunduğu bir beldedir. Ravza-i Tâhire ismi ile meşhur o mekânda Efendimiz, “benim yeryüzündeki iki vezirim” diye beyan buyurduğu Hazreti Ebu Bekir ve Hazreti Ömer'le beraberdir. Hazreti Ömer vefât etmeden az önce, Efendimizin yanına defnedilmek için oğlu Hazreti Abdullah vasıtasıyla Hazreti Aişe'den izin istemiş, Hazreti Aişe de; “O yeri kendime hazırlamıştım ama gönül rızasıyla Hazreti Ömer'e bırakıyorum” demişti. Bu kudsî mekân için ne şiirler, ne nesirler yazılmıştır. Kimisi Nâbi gibi:

    “Sakın terk-i edebten kûy-ı mahbûb-ı Hüdâdır bu

    Nazargâh-ı İlâhîdir makâm-ı Mustafâ'dır bu”

    diyerek saygısını, hürmet hislerini dile getirmiş, kimisi “Gidip boynumda zincir ile Ravza-ı Pâk'a, o denlü ağlayayım ben ki, görenler hep beni dîvâne sansın” demiş. Kimisi de Kuddûsi gibi:

    “Medine izi, tozu,

    Bu Kuddûsi yüzüne tûtiyâdır”

    diyerek Medine'nin toprağının dahi dertlilere devâ, hastalara şifâ olduğunu belirtmiş.

    Evet, Mekke mi? yoksa Medine mi? daha faziletli sorusuna cevap vermek oldukça zordur. Nitekim bazı âlimler husûsi fazilette İnsanlığın İftihar Tablosu'nun mübarek kabrinin bulunduğu yerin Mekke'den üstün olduğunu söyleseler de genel kanaat Mekke'nin Kâbe'ye beşiklik yapmasından dolayı Medine'den daha faziletli olduğudur. Efendiler Efendisi'nin de babası Mekke'li, annesi ise Medineli'dir. Üstad Hazretleri'nin ifadeleri doğrultusunda “Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselâm'ın imamlığını yaptığı şu sath-ı arz mescidinde Mekke bir mihrap, Medine de bir minberdir”.

    Fatih Harpcı


  3. 3
    Muhammed الله اكبر
    Muhammed
    الله اكبر
    Muhammed - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Profili:
    Üyelik: 16.Haziran.2010
    Üye No: 76755
    Mesaj Sayısı: 5,362
    Tecrübe Puanı: 54
    Yaş: 29
    Yer: Türkiye

    Yorum: Harem Nedir? Hakkında Ansiklopedik Bilgi


    Harem Hakkında Kısa Bilgi
    (الحرم)
    Mekke ve Medine şehirleriyle çevrelerindeki belirli bölgeler için kullanılan terim.

    Sözlükte “yasaklanmış, korunmuş, dokunulmaz” mânasına gelen harem kelimesi harâm ile eş anlamlıdır. Terim olarak Mekke ve Medine’nin, sınırları Hz. Peygamber tarafından çizilen çevresi için kullanılır. Bu bölgelere harem adının verilmesi, zararlılar dışındaki canlılarının öldürülmesi ve bitki örtüsüne zarar verilmesinin haram kılınmış olmasındandır. Bundan dolayı Mekke’ye el-Beledü’l-harâm denildiği gibi Kâbe el-Beytü’l-harâm, çevresindeki mescid de el-Mescidü’l-harâm diye anılmaktadır. Mekke hareminin dışında kalan bölgeye ise Harem’deki yasakların buralarda kalkması sebebiyle “Hil” denilmiştir.



  4. Reklam

+ Yorum Gönder