Konusunu Oylayın.: Paranın Dili / Erhan Adsay - Tiyatro Metni

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Paranın Dili / Erhan Adsay - Tiyatro Metni
  1. 02.Mayıs.2015, 18:40
    1
    Berzah
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 02.Mayıs.2015
    Üye No: 106044
    Mesaj Sayısı: 8
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1

    Paranın Dili / Erhan Adsay - Tiyatro Metni






    Paranın Dili / Erhan Adsay - Tiyatro Metni Mumsema PARANIN DİLİ
    YAZAN
    Erhan Adsay
    “İnsanı ayakta tutan sadece ayakları değildir…”


    2 PERDE
    Başlangıç Tarihi – 08.10.2012
    Bitiş Tarihi – 23.02.2013

    ( Sahneye Abidin Bey girer. Onun hemen arkasından Teyfik gelir. Teyfik, Abidin’in söylediklerini not defterine hızlı hızlı geçirmektedir. )
    ABİDİN – Tek suçum fazla zeki olmak delikanlı… Herkes megaloman olduğumu iddia ediyor, biliyorum. Evet, bunun farkında olacak kadar zeki olduğumu da biliyor olmak suç mu yani? Bak aslında şunu da yazabilirsin öz geçmişime… “İnsanlar, megaloman olarak iddia ettiği insanları hep kıskanmışlardır. Bu yüzdendir ki yüzdendir ki megaloman diye ek bir sınıf açıp, bu sınıfın içerisine megaloman diye adlandırdığı bizleri koyarlar ama bilmezler ki… Biz fark yaratıp azınlık olarak, onlardan sıyrılmışızdır. Yani onlar değil de, biz farkımızı ortaya koymuşuzdur.” Sözünü hiç düşünmeden birden söylediğini gördüğüm tek şahıs Abidin Bey diye ekleyebilirsin özgeçmişime…
    ( Karşısında Tevfik oturmaktadır. Ses kayıt cihazını da çıkartır ve hayran bir şekilde Abidin’e bakmaya devam eder… )
    TEYFİK - Tamamdır Abidin Bey.
    ABİDİN - Bak mesela Tevfikçim, megaloman olan insanlar genelde zengin adamlardır. Şimdi megalomanlık kötü denilebilinir mi? Denilmez tabii… Eğri oturup doğru konuşmak gerekir diye boşuna dememişler. Şimdi diyelim sen uçak aldın.
    TEYFİK - Kim, ben mi?.
    ABİDİN - Lan oğlum mesela diyoruz.
    TEYFİK - Ha mesela… Tamam.
    ABİDİN - Uçak niye alır insan? Uzun mesafeleri, kısa mesafe yapmak için. Bak şimdi nereye varacak konu takip et… Şimdi paran vardı ilk çıkan uçaklardan aldın. Zenginlerden geri kalmadın eşit oldunuz yani. Onlar sana hava atamaz çünkü sende havadasın artık. Tak senin aklına bir fikir geliyor. Düşünüyorsun ki… Uçağı alamayan bir ton insan var. Şimdi onlarda, uzun mesafeyi kısa mesafe yapmak istiyor ama paraları yok. İşte şimdi zenginliğine, zenginlik katacak o fikir geliyor. Diyorsun ki ulan! Ben her daim uçmuyorum. Uçmadığım zamanda para verdiğim mal olduğu yerde öylece duruyor. Madem boş duracağına, nereye iniş yapabiliyorum ben, örneğin falanca yere, tamam, kaptan alsın gitmek isteyenleri oraya götürsün. Hem uçağın benzini çıksın, hem de üç beş para bıraksın. Madem fikir güzel, daha fazla para döküp daha çok uçak, otobüs, vapur yani bildiğin seyahat işine gireyim diyorsun. Şimdi nereye geliyoruz Tevfikçim, insanları, insanlara kavuşturduğumuz için veya işlerini hızlı yapmaları için bizler insanlara kıyak yapıyor oluyoruz değil mi?. Yaptığımız bu kıyak kötü mü yani? Olay benim uçağım aman efendim gemim var, otobüsüm var, var oğlu var diye hava atma olarak algılanmamalı yani. Asıl olay hizmet… İnsanlara hizmet… Amme hizmeti!. Ona bakarsan Tevfikçim, dünyanın en iyi pazarlamacıları megalomanlardır! Yanlış mı? Değil… Ne yapıyor abicim adam, satacağı malı pazarlıyor. Övüyor, çeviriyor, üstüne üstünlük katıyor, anlamına anlam fışkırtıyor. Sen ne yapıyorsun? Adamın anlattığı o mal diyelim üç beş kuruş ama sen adama kaç veriyorsun yani adam kaça satıyor? Ya beşe, ya ona yani iki katına. Bunu satan adama, kim satıyor? Yine bir megaloman! O megaloman ucuza satın aldığı malı başkasına pahalıya satıyor. Olayın özüne gelirsek sevgili Tevfikçim… Megaloman diye adlandırılan kelime, ikna kabiliyetinin doğurmuş olduğu ve en iyi ikna kabiliyetini kullanan, ben başta olmak üzere benim gibi insanlara söylenen kelime haline gelmiştir… İnsanlar, neden Abidin Bey de bok gibi para var diye söylerler bilir misin?”
    TEYFİK - Neden Abidin Bey?.
    ABİDİN - Çünkü insanın ölene kadar boku gelir Tevfikçim… Ayıptır söylemesi diye lafa başlayıp bende arabalar var, uçak var, gemicik var, oteller var, evler var varda var şimdi ben ne diye ayıptır söylemesi diye başladım örneğin konuşmaya? Bunları satın almak için çalışmadım mı? Kafa patlatmadım mı ben sevgili kardeşim. Bütün bu uğraşlarımın sayesinde aldıklarımı söylemek ayıp mıdır ki?
    ( Kapı çalınır… )
    ABİDİN - Evet?.
    ( Abidin’in sekretere içeriye girer… )
    SEKRETER - Abidin Bey günlük olağan toplantınızı haberdar etmek için, rahatsız ettim.
    ABİDİN - Sağol kızım geliyorum… Sende toplantıya gel, bir köşeden izlersin. Belki öz geçmişime eklenebilecek malzeme çıkar oradan da.
    TEYFİK - Nasıl isterseniz Abidin Bey…
    (Sahnenin bir kısmında toplantı için düzenek kurulur. Abidin hayali kapıya yaklaşıp.)
    ABİDİN - Bunu da yazabilirsin örneğin, ben bu binayı özel olarak yaptırdım. Önemli odaların hepsine direkt geçiş kapısı vardır. Zamandan tasarruf etmek için yaptırdım bunu. Evet beyler, bayanlar oturun. Bana her zaman ki gibi güzel haberlerden bahsedin.
    ( İçlerinden biri kalkıp anlatmaya başlar… )
    KADIN 1 - Abidin Bey, Antalya, Marmaris, Çeşme ve Bodrumdaki ‘Abidin Bildin’ otellerinin inşaatı bitmiştir. Açılışlarında bulunmanız açısından tarihlerini belirlemek zorundayız.
    ABİDİN - Ne zaman müsaidim?.
    ( Odada bulunanların arasından başka biri kalkar ve not defterine bakıp… )
    ADAM 1 - Maalesef uzun bir süre zamanınız yok Abidin Bey.
    ( İlk kalkan devam ettirir. )
    KADIN 1 - Abidin Bey açılışlarda bulunmanız kariyeriniz için önemli efendim.
    ABİDİN - O halde dublörümü yollayın açılışlara. Güzelde bir açılış konuşması yazdırın, ezberletin ve sergileyin işte. Bunları düşünmeniz için para veriyorum beyler, bayanlar lütfen… Bak bu dublör kısmını ekleyebilirsin Tevfikçim… Düşünmemi istediğiniz başka konular var mı beyler, bayanlar?.
    (Kimseden çıt çıkmaz…)
    ABİDİN - O halde herkes para peşine ve bende döneyim, dönülmez akşamın ufkundayım, ufukların tadına bakayım, kapı çalıyor acep ben mi açayım? Bu eskilerden bir sözdür dermişim, inanırmışsınız. Boş sohbete ne hacet, güle güle behaçet... Böyle patron bulun, öpün başınıza koyun. Hadi size kolay gelsin.
    (Odaya geçerken konuşmaya devam eder Abidin…)
    ABİDİN - Bak bunu da ekleyebilirsin. Toplantılarda olabildiğince motivasyonu yüksek tutmak için espri yaparım. Otur canım…
    ( Masanın başındaki içi para dolu zarflardan birini alır… )
    ABİDİN - Bu zarflara ben her ay tomarca para koyuyorum. 81 ile bağlı olan toplam 923 ilçeye para gönderiyorum. Bunu neden yapıyorum biliyor musun? Rahat nefes almak için… Huzurlu uyumak için… Evet megalomanın tekiyim ve herkesin bu şekilde megaloman olmasını isterim. Bak sana hayatın en büyük sırrını veriyorum Tevfik. Para kazanmak için, para vermek zorundasın. Para vermezsen, para kazanamazsın. Tıpkı para kazanmak için okuman, okuman için ise para lazım olduğu gibi. Anladın mı? Anlaman için para mı vereyim?.
    TEYFİK – Anladım Abidin Bey.
    ABİDİN – Bak seninle bir oyun oynayalım (Zarfı açar içinden bir yüzlük çıkartır.) Bu paranın seri numarasını not al. Bugünün tarihini de yaz onun altına. (Parayı uzatır Teyfik not aldıktan sonra geri verir.)
    TEYFİK – Yazdım Teyfik Bey.
    ABİDİN – Şimdi paranın köşesine imzamı atıyorum, parayı tekrar zarfa geri koyuyorum. Nerde kalmışız? (Listeye bakar.) İzmir / Karabağlar Kızılay Şubesine… (Dil atıp zarfı kapatır. Telefonu kaldırıp.) Kızım güvercin gelsin… (Telefonu kapatır.) Sence bu paranın bana dönmesi ne kadar sürer?
    TEYFİK – Bu para tekrar size mi dönecek?.
    ABİDİN – Dönemez mi?.
    TEYFİK – Zor bir ihtimal değil mi Abidin Bey?.
    ABİDİN – Zor olabilir ama imkansız değil. Tabi bir dükkanın ilk siftah parası olmazsa. … (İçeriye görevli girer.) Gel aslan, İzmir / Karabağlar. (Müzik girer – Cem Karaca / Bindik bir alamete - Görevli zarfı alır ve hayali kapıdan çıkar. Kapıdan çıktığında dekorlar kaldırılır, sahnedekiler çıkar. Sahneye bir masa ve masanın başında Kızılay Görevlisi oturmaktadır. Görevli zarfı Kızılay Görevlisine verir. Yavaş yavaş kuyruk oluşur sıraya girenler zarftan paralarını alıp ilerler. )
    K.GÖREVLİSİ – Sırayı bozmadan lütfen…
    (Şanslı parayı alanı takip ederiz diğerleri çıkar sahneden. O da birine gidip borcunu öder. Parayı alan kadın başka birine verir parayı karşılığında erzak poşeti alır. Adam sahneden iner ve seyirci koltuğuna oturur. Işıklar Söner / Oyun Anonsu verilir. )
    ( Sahneye tek spot verilir. Anlatıcı sahneye gelir, elinde kağıt kalem vardır, seyircilere bakar ve not almaya başlar. )

    ANLATICI – Hemen merakınızı gidereyim. Gelmeyenleri yazdım bir köşeye… Evet, herkesin bir yapbozu olmuştur mutlaka. Olmamış olsa bile insanın kendisi bir yapboz değil midir? Hep bir parçamız eksiktir. Tam bitti bitecek derken bir bakmışsın yine bozulmuştur. Bu yoksa hayatın bir kuralı mıdır nedir? (Sahnede bulunan korkuluktan bahseder. ) Bu arada çok özür dilerim, arkadaşımı size tanıtmadım. Kendisi benim mutluluğum olur. Beni bütün mutsuz şeylerden korur. Bok korur!. Kusura bakma dostum bugün yalan yok… Çünkü düşemezsin daha derine, zaten en diptesin! Sen kahrolası aşağılık birisin, doğruyu bilemezsin, sen bilgisizin tekisin! Sayarsın yerinde çünkü hep yalan söylersin, devam et böyle… Sen böyle oldukça zaten onlar hep bir adım ileride. Onlar geçer senin hak etmediğin yere… (Sakinleşir…) Boş ver dostum, takma! Gel beni dinle… Sende düşünme işte onlar gibi, gerçekten yalan söyle, doğruları öğretme, siktir et… (Sert) Bencil ol ulan! Bencil ol işte! Bırak… Düşene de sen bir tekme koy! Bak koy, yoksa… Sana koymaya devam ederler dostum… Doyumsuz varlık onlar. En iyisi ne yap biliyor musun? Sisteme ayak uydur, koyun ol! Sistem koymadan, şansın varsa sen koyarsın. Bak yoksa bu şekilde bakire kalırsın dostum. Kendine çeki düzen ver, gir düzene, hem bak düzende, düzen düzene… Onlar mutlular! Çünkü düzenbazlar… Düzen bozanlar, susss! Çaktırma… İnsan kılığına girmiş farklı bir varlık var. Üstelik onları da meee! Meeeee! Meeee’ler başının tacı yapıyorlar… Çoğunluğun dediği doğrudur arkadaş!. Sen ne tekime takılıyorsun öyle tek tük? Ne tekimsin? Tekin misin? Yoksa, tinerci misin nesin? Off her neyse… Sen beni düşünme, olduğun gibi kal dostum! Zaten ne desem, kendi bildiğini yapmaya devam edeceksin. Bir kere etmezsen ne olur? Bak hatırım için diyorum!
    DIŞ SES – Vazgeç benden…
    ANLATICI – Ben, benden mi vazgeçeyim?.
    DIŞ SES – Çok mu zor?.
    ANLATICI – Anlatımı mümkün olmayacak kadar zor… Tamam, tamam susma… Konuş, lütfen…
    DIŞ SES – Ne konuşalım?
    ANLATICI – Soru cevap diyorsun yani?
    DIŞ SES – Neden olmasın?
    ANLATICI – O halde ver bakalım cevap… Biri birini severse, sevdiği sevilmeye değmez ise?
    DIŞ SES – Sevmeyeceksin…
    ANLATICI – Peki şöyle dersek? Biri birini severse, sevdiği kişi sevgiyi de hak ederse ama o seveni sevmezse?
    DIŞ SES – Sevmeyeceksin…
    ANLATICI – Seven biri nasıl olurda sevmemeyi başarabilir ki?
    DIŞ SES – Sevmeyi başardığı gibi, isterse sevmemeyi de başarır elbet…
    ANLATICI – Bu soru cevap hoşuma gitmedi…
    DIŞ SES – Daha dur yeni başladık, oyunbozanlık yapma…
    ANLATICI – Peki, söyler misin? Sence güven nedir?
    DIŞ SES – Anne kucağında yatmaktır…
    ANLATICI – Ya dürüstlük nedir?
    DIŞ SES – Ölen bir insanın son sözleridir…
    ANLATICI – Gerçek sevgi nedir?
    DIŞ SES – Titremeni geçirdiğin kişidir…
    ANLATICI – Dostluk?
    DIŞ SES – Dostluk buzdağı gibidir, kimi zaman devdir, kimi zaman bakmışsın erir…
    ANLATICI – Çok soru soruyorum ama zaman nedir?.
    DIŞ SES – İnsanın gölgesidir zaman… Bazen arkasına düşer, bazen önüne sonra bir de bakmışsın her yerinde…
    ANLATICI – Peki ölüm nedir?.. Hey sana diyorum! Tamam, seninle bir oyun oynayalım (Cebinden kağıt para çıkartır.) Bak bunun üzerine imza mı ve tarihi yazıp bir de ufaktan İ harfini yazayım İzmir diye… (Saatine bakar.) Tahminen gelmesine çok az kalan, yemeği getiren Yaşar’a versem bu parayı… Sence bu para, bana ne zaman döner?
    DIŞ SES – Hiç dönmez…
    ANLATICI – Ahahah! Dönecek, biliyorum! Eğer dönerse bana kendini göstereceksin... Kime diyorum ben? Alo? (Parayı cebine koyar.) Geri zekalı! Git bakalım!... Ulen ben senim pezevenk! Benden nasıl kaçacaksın? Hadi ses olarak kaçtın, ya görüntü olarak kaçabilecek misin? Ahahaha! Gider aynaya bakarım bende… (İçeriye doğru giderken, kapı çalar… )
    ANLATICI – Kim o?
    YAŞAR – Yemek siparişi abi…
    (Kapıyı açar.)
    ANLATICI – Lan oğlum arada bir geç kal. Saniyesi saniye uymak zorunda değilsin zamana?.
    YAŞAR – Af buyur abi?
    ANLATICI – Hiç boş boş konuşuyorum öyle (Cebinden imzalı parayı çıkartır verir.) Üstü kalsın kardeşim.
    YAŞAR – Eyvallah abi. Başka bir isteğin var mı?
    ANLATICI – Var… O parayla sayısal oyna çünkü hissediyorum o parada bereket var…
    YAŞAR – Şanslı para diyorsun yani?
    ANLATICI – Kesinlikle üstüne tarih atıp imzaladım zaten. Eğer tutarsa beni de görürsün artık.
    YAŞAR – Ayıpsın abi…
    ANLATICI – Kolay gelsin…
    YAŞAR – İyi akşamlar abim…
    (Anlatıcı kapıyı kapatıp sahneden çıkar. Yaşar merdivenlerden inip, sokak kapısından çıktığını gösterir. Sokakta gideceği yere doğru yürümeye başlar, bir yandan da parayı inceler. O sırada dekor değişimi gerçekleşir önde… Bir kumar masası vardır ortada. Yaşar kumarhanenin hayali kapısını çalar. Kumar masasındakilerden biri kalkıp kapıyı açar.)
    HÜSAM – Vay toyumuzda gelmiş, ne yapıyorsun lan dürzü?.
    YAŞAR – İyidir abi öyle, bir el atmaya geldim.
    HASAN – Ütülmeye geldim diyorsun… Gel yiğenim, gel, öyle düz yap gel… (Oturur karşısına, Hüsam da yerine geçer.) Çıkart bakalım keneyi… (Yaşar cebinden parayı çıkartır.)
    HÜSAM – Vay anam, vay babam! Hasan görüyor musun lan? 50 çıktı…
    HASAN – Dur Hüsam gözlerim yaşarıyor, ver bakayım. (Elinden parayı alır, inceler.) Bak, görgüsüz ite bak! Utanmadan tarih atıp, imzalamış… Sahte mi lan bu?.
    YAŞAR – Yok abi ne sahtesi ya, tazecik para. Hem bir an önce başlarsak oyuna abi, malum patron bilmiyor, bekler beni.
    HÜSAM – Dürzüye bak! Hem masaya 50yle oturuyor, hem de emir veriyor…
    YAŞAR – Estağfurullah abi…
    HASAN – Ulan Yaşar sendeki aklı kuşa taksak, kuş geri geri uçar şerefsizim...
    YAŞAR – Yalnız Hasan abi… O parayı çiplerin yanına koysak olur mu abi? Tüm çipleri kaybedene kadar, kalsın abi bitince alırsınız zaten.
    HÜSAM – Sen o çiplerin yanına, götü koy götü ancak o kurtarır seni… Bak kadınların yanında kötü kötü konuşturuyor beni.
    HASAN – Al bakalım…
    ADAM 1 – Kim dağıtıyor beyler?
    ADAM 2 – Bende hacı sıra…
    (Kağıtları dağıtır masa da texas holdem dönmektedir…)
    ADAM 1 – 10
    HÜSAM – Gördüm
    HASAN – Gençlere destek tam destek…
    YAŞAR – Rest…
    HASAN – Doktor! Çocuk ters geliyor Doktor! (Gülerler.) Gençlere destek her türlü…
    HÜSAM – Gördüm çocuğu…
    ADAM 1 – Varım…
    ADAM 2 – Pas (Yere üç kağıt açar.) Evet beyler 50’nin üstü konuşsun…
    HÜSAM – 100
    HASAN – Pas
    ADAM 1 – Devam (Bir kağıt daha açılır. Yaşar daha da mutsuzlaşır.)
    HÜSAM – 200
    ADAM 1 – Ne yakaladın lan?
    HÜSAM - Karı gibi oynama lan, gir gör.
    ADAM 1 – Sen boş konuşmazsın, pas…
    ADAM 2 – Evet bunlar senin hacı, şimdi Yaşar’ın payına son kart açıyorum… (Yaşar kalkar gibi olur.)
    HÜSAM – Ne oldu lan açılmadan kağıt kalkıyorsun?.
    YAŞAR – Yok abi el kötü baksana hiçbir şey yok.
    HÜSAM – Kıyamam ben sana, el dediğin böyle olur. (Elini açar.) Aç son kartı da yeri temizleyelim. Bu tüp bebekte, şans yok.
    ADAM 2 – Belli olmaz hacı kent yakalayabilir. (Son kartı açar.)
    YAŞAR – Ananı avradını kent! (Heyecan içerisinde tekrar oturur.)
    HASAN – Hayret ilk defa el alıyor…
    HÜSAM – Fazla sevinme Yaşar… Pokerden gelen, pokere gider…
    YAŞAR – Yok abi bugün totem yapıp düşünmemeye karar verdim hiç kart görmeden Rest diyorum.
    HASAN – Hüsam bizim kuşu görüyor musun? İleriye doğru uçmaya karar vermiş.
    HÜSAM – İlerisi seni aşar kardeşim ama söz ağızdan bir defa çıkar varım…
    ADAM 2 – Varım
    HASAN – Gördük gördük
    ADAM 1 – Evet beyler açıktan, seri dağıtıma başlıyorum… (Kağıtları açarak dağıtmaya başlar. Kartlar açılınca Yaşar’ın mutluluğu mutsuzluğa dönüşür. Yavaştan kalkar yine masadan…)
    HASAN – Ahaha bak yine kalkışa geçti bizim kuş.
    HÜSAM – Oğlum çekirge bir zıplar (Kağıtlar açılır, Hüsam’ın konuşmasını Yaşar devam ettirir.)
    YAŞAR – İkideyim ben abi (Son kart açılır. Yaşar sevinçten uçar.) Allah!! Alayına rest!
    ADAM 2 – Sen kaşınıyorsun hacı…
    HÜSAM – Söz ağızdan çıktı artık, varım.
    HASAN – Varım.
    ADAM 1 – Pas, bugün şanslı gününde belli ki…
    ADAM 2 – Varım açıktan, seri dağıtıma başlıyorum… (Kağıtlar açılır… Yaşar tamamen her şeyini kaybeder.)
    HÜSAM – Eee ne demişler “Yüz vermeyeceksin dayına, gelip sıçar halına…”
    HASAN – Yaşar üzülme koçum, kaderde varmış demek ki…
    YAŞAR – Size kolay gelsin abiler, oyun için teşekkür ederim. (Üstünü giyer.)
    HASAN – Beyler bana da müsaade size kolay gele... (Kapıdan çıkarken…) Yaşar’ım merak etme, şanslı paranı şimdi emin ellere teslim edeceğim. (Hasan kapıdan çıktığı an dekor değişimi gerçekleşir. Bir kapının önüne gelir. Nuran dekolte haliyle kapıyı açar, ceketini çıkartır verir dekorcuya. Elbisesinden tutup yatağa götürür. Işıklar söner…)
    ( Işıklar açıldığında Nuran seyirciye arkası dönük bir şekilde konuşmaya başlar. Fon – Goran Bregovic – Lullaby … )
    NURAN – Bize hayat kadını diyorlar ya… Harbi hayatın kadınıyız biz Nuran. Hayatı en iyi özetleyen bizleriz sanırım. Ne yaparsan yap, mutlaka ipileniyorsun be bacım. İpilenmekten keyif alanlar vardır ama zorunlu olanlar daha fazla sanırım. Sen kızına bakacaksın, mecbursun… Kızını en iyi şekilde yetiştirmek istiyorsun değil mi? Nerde okuyor kızın? Falanca üniversitede… Evin yok kira ödüyorsun, elektrik, su, yemek, kızın okul harcılığı, ekstra diğer masraflar… Yetiyor olsa niye çalışmazsın değil mi? Şimdi son çare buna kaçtığın için suçlu mu oluyorsun? Hayat bize baktı mı ki? Hayatın ta kendisi biz değil miyiz be Nuran? Biz hep bakan olduk, bize bakanların durumu belli… Hep ne düşünürüm biliyor musun? Senin gibi bir salaklık yapıp da zamanında birini sevmiş olmasaydım ve ondan bir çocuğum olmasaydı… O aşık olduğum adamında, çocuğu bana kıyan, çocuğumuza bakmayan, o adam görünen, insan kılıklı, ne bok olduğuna bir anlam katamadığım, orospu çocuğu işte Nuran! Her neyse… İşte o olmasaydı, bunların hiçbiri belki de olmayacaktı. Ben kendi kendimi idare eden ve her daim iplenmeyen, en azından istediğiyle iplenen bir kadın olurdum… O adamı şimdi öldürsem suç mu Nuran? Bak şey düşün… Hani savaş durumunda, toprakları işgal edilen taraf vardır ya işte o mesele… Yani düşün, bu savaşta, fazladan düşman öldürmek bile bir madalyon sebebi olur. Şimdi bu topraklarımı işgal etmiş ve anlamlandıramadığım yaratığı öldürsem… Bana devlet madalya verse güzel olmaz mı? Madalya yerine ne yapıyorlar? Karısını öldüren veya döven bu götleri serbest bırakıyorlar… Bak bu yeni gelen Filiz var ya? Bak daha toy o… Ne olmuş kız, tecavüze uğramış? Kim tarafından? Yavşak! İnsan kılıklı babası yüzünden… Şimdi bu kız o psikolojiyi unutabilir mi? Kolay kolay bir adamı sevebilir mi? Ne yapsın bu kız Nuran? Sokakta yaşayıp, başkalarının zorunlu tecavüzüne mi uğrasın? Onu da geçtim… Onun annesi şimdi kızının bu şekilde gitmesine nasıl izin veriyor? Neden yanına almıyor? Adam böyle bir durumda nasıl onu susturabiliyor? Şimdi o iyi annede, biz kızı daha iyi yaşasın diye düşünen anneler, kötü anne mi oluyoruz? Bize hayat kadını diyorlar, hayatta bizim gibi yaşamayan kadınlar, hangi hayatın kadını acaba? Ya da bize bu kılıfı zorunlu giydiren insanlar, sence doğru hayatın insanları mı? Çok düşünüyorum be Nuran… Düşünmek suç mu? Mantıksız mı düşünüyorum sence? Neredesin Nuran? (Dekorcu aynayı getirir tutar yüzüne.) Tut kendini!. Aynayla yani kendinle, yeterince konuşmadın mı?.. (Kapı çalar. Ferit kapıdadır…) Bak sırada ki müşterin bekliyor ama senin terin daha soğumadı bile... Tuttuğun bu para, terinin hakkı, senin değerin kahrolası bu para, koy onu diğerlerinin yanına (Göğsüne sıkıştırır.) . Şimdi yeni erkeğini mutlu edeceksin, mutlu etmezsen aç kalırsın. Sil be şu gözyaşlarını Nuran! Makyajın akarsa, kaliten düşer. Sen bir malsın ve şimdi beklenildiği şekilde malını sergile… (Işıklar söner… Açıldığında Ferit parayı Nuran’a uzatır.)
    NURAN – Bozuk yok muydu?
    FERİT – Vallahi yok, sizde bozuk vardır diye düşündüm.
    NURAN – Bizi banka falan mı sandın sen çocuğum? Her neyse… (Para üstünü verir.) al bakalım…
    FERİT – Teşekkürler, kolay gelsin…
    NURAN – Kolaysa başına gelsin…
    (Nuran kapıyı kapatır dekor değişir. Ferit sokakta yürümeye başlar. Apt. kapısından girdikten sonra asansörü çağırıp, bekler. O sırada Afet (Berna) apartmana girip, asansörün gelmesini Ferit ile birlikte beklemektedir.)
    FERİT - İyi akşamlar.
    Berna - Teşekkür ederim.
    (Asansör gelmiştir. Ferit şık bir hareketle asansörün kapısını açar. Berna hanıma buyurun gibisinden jest yapar. Ferit dokuza ve aynı şekilde iki numaraya basar. Berna sinirlenmiştir bu harekete... Asansör hareket ederken, aynı sertlikte durur. Asansör bozulmuştur...)
    BERNA - Ne oldu şimdi?
    FERİT - Bende anlamadım. (Numaralara basar, fakat etki etmez. Kapıyı ittirmeye çalışır nafile...) Sanırım asansörde kaldık.
    BERNA - Hay aksi bir bu eksikti... (Kapıya vurur.) Yardım edin. Kimse yok mu?
    FERİT - Bence hiç uğraşmayın boşuna, kimse duymaz sanırım. Hepsi ölü gibi uyuyorlardır. (Ferit yine numaralara basmaya çalışır.)
    BERNA - Ne yapıyorsunuz siz ya?
    FERİT - Efendim?
    BERNA - Dakka başı buraya uzanıyorsunuz, uzak durun lütfen.
    FERİT - Yanlış anladınız, ben sadece çalışıyor mu diye kontrol ediyordum.
    BERNA - Çalışmıyor işte of ya. Yarın çok önemli bir toplantım var olacak iş miydi bu.
    FERİT - (Asansörün üstünü inceler.) Buralarda bir yerde acil çıkışı olmalı bunun.
    BERNA - Nasıl yani?
    FERİT - Aksiyon filmlerinde olur ya hani, ittirirsin açılır yukarı doğru sonra asansör boşluğunda yukarı doğru tırmanırsın.
    BERNA - Ya ben tırmanamam yukarı doğru.
    FERİT - Merak etmeyin ben tırmanırım, sonra çalıştırırım yukarıdan. Bir saniye uzanamıyorum ama siz şöyle ellerinizi birleştirin, ben ayağımı basmam gerek. Belki o şekilde uzanabilirim.
    BERNA - Olmaz ellerim kirlenir, ayakkabılarınızı çıkarın öyle.
    FERİT - Peki (Ayakkabılarını çıkarır.)
    BERNA - Bir saniye, ben nasıl taşırım seni ya.
    FERİT - O zaman...
    BERNA - Tabi ya neden düşünemedim ki, (Çantasını kurcalar. Telefonunu çıkarır.) telefondan arayıp yardım isteyebiliriz. (Şarjı bitmiştir.) Of olacak iş değil, şarjı bitmiş! Sizinkinde var mı?
    FERİT - Bakıyorum hemen (Telefonunu çıkarır, gülümseyerek.) şarjı full. (Telefondan arama yapmayı dener.)
    BERNA - Çok şükür.
    FERİT - Off çekmiyor.
    BERNA - Şimdi n’apıcaz?
    FERİT - Tek seçeneğimiz yukarısını denemek.
    BERNA - Ama ben sizi taşıyamam ki?
    FERİT - O zaman siz çıkın.
    BERNA - Ama altımda etek var.
    FERİT - Bakın Berna hanım... Bu durumda sizin altınıza bakacak adam değilim ben.
    BERNA - Pardon, adımı nerden biliyorsunuz?
    FERİT - Aynı apartmanda yaşıyoruz, apartman toplantılarına gelmeyen tek kişi sizsiniz. Oradan olabilir mi acaba?
    BERNA - Bunları konuşmanın hiç sırası değil bence, bir an önce buradan kurtulmak istiyorum.
    FERİT - O zaman izin verin ben çıkayım ya da buyurun siz deneyin.
    BERNA - Ben denerim.
    FERİT - Ayakkabılarınızı çıkarır mısınız? Malum, ellerim kirlenebilir. Temiz bir adamım hattı zatında.
    BERNA - (Ayakkabılarını çıkarır.) Şimdi ne yapıcam.
    FERİT - Bakın ellerimi böyle tuttum, siz ayağınızı koyun. Tamam... Hadi çıkın şimdi yukarı.
    BERNA - Tamam, çıktım.
    FERİT - Kapağı zorlayın yukarıya doğru.
    BERNA - Kıpırdamıyor.
    FERİT - Biraz daha yüklenin.
    BERNA - Of olmuyor!
    FERİT - İnin isterseniz bir de ben deneyim. Benim yaptığım gibi yapın ellerinizi.
    BERNA - Fazla yüklenmeyin ama
    FERİT - Tamam merak etmeyin. (Ferit dener. Berna oldukça zorlanır.)
    BERNA - Tutamayacağım galiba.
    FERİT - Daha yeni çıktım sabredin. (Ferit yukarısını zorlar.) Olmuyor.
    (Berna daha fazla dayanamaz. Ellerini çeker. Ferit aniden yere düşer.)
    BERNA - Çok özür dilerim.
    FERİT - Bırakıyorum deseydiniz iyiydi.
    BERNA – Tutamayacağımı söylemiştim.
    FERİT - Her neyse yukarısı açılmıyor. Başka bir şey de gelmiyor aklıma. (Cebinden sigara çıkarır. Berna tip tip bakar. Ferit paketini uzatır Berna’ya) İster misiniz?
    BERNA - Ben sigara içmiyorum.
    FERİT - Peki. (Sigarasını yakmaya yeltenir.)
    BERNA - Sigara içmeyeceksin herhalde?
    FERİT - Nasıl?
    BERNA - Rahatsız oluyorum da.
    FERİT - Peki anladım. (Sigarasını yerine koyar sinirli bir şekilde.)
    (İkisi de ayakkabılarını giyer.)
    BERNA - Kimse yok mu? Yardım edin lütfen!
    FERİT - Boşuna uğraşıyorsun bence, top patlasa kalkmaz bu apartman.
    BERNA - Ne kadar rahatsın ya?
    FERİT - Rahatlık değil hanımefendi, çaremiz yok mecburen bekleyeceğiz. Merak etmeyin, bu durumdan keyif alıyor değilim yani.
    BERNA - Saat kaç?
    FERİT - (Saatine bakar.) Bir buçuk.
    BERNA - Sabah olmasına çok var ya of! Şuradan bir çıkayım, yöneticiye sorarım ben bunu.
    FERİT - Buyurun dinliyorum, Berna hanım şikayetiniz nedir?
    BERNA - Yönetici sen misin?
    FERİT - Evet.
    BERNA - Ne rezilliktir bu ya? Böyle apartman mı yönetilir. Asansör’ün haline bak!
    FERİT - Kusura bakmayın ama teknik hatalar her yerde olur... Belki de sizin şansızlığınıza denk geldikte bu durumda kaldık.
    BERNA - Laflarınıza dikkat edin lütfen. Asıl sizin şansızlığınızdır o!
    FERİT - Asıl siz bence laflarınıza dikkat edin. Sizin karşınızda bir çocuk yok! İki dakikadır yemediğim laf kalmadı, yeter artık! Sanki asansörü ben bozdum.
    BERNA - Ben laflarıma dikkat ediyorum beyefendi. Yönetici sizsiniz! Doğal olarak bu durumdan da sorumlu kişi siz oluyorsunuz!
    FERİT - Madem rahatsız oluyorsunuz Berna hanım, buyurun yönetici siz olun. Haa olurda es kaza toplantılara gelme lütfunda bulunursanız.
    BERNA - Ben çalışıyorum. İşlerimden dolayı başımı kaldıracak zamanım yok!
    FERİT - Siz çalışıyorsunuz da biz n’apıyoruz? Apartman sakinleriyle toplanıp uzun eşek oynamıyoruz herhalde!
    BERNA - Bana bağırmayın!
    FERİT - Asıl siz bana bağırmayın!
    BERNA - Bir bayanla konuşuyorsunuz!
    FERİT - Sizde bir beyefendiyle konuşuyorsunuz!
    BERNA - Beymiş aman gördük beyi!
    FERİT - Sizi de gördük maşallah dil pabuç kadar!
    BERNA - Hiç sizinle münakaşaya girecek halde değilim kusura bakmayın.
    FERİT - Bu girmemiş haliniz mi? Tebrik ederim gerçekten.
    BERNA - Bu saatten sonra sizin seviyenize inmem! Lütfen, benimle muhatap olmayın.
    FERİT - Benim seviyeme inilmez zaten, çıkılır. Sizin de oraya ulaşmanız mümkün değil. Bence de artık konuşmaya gerek yok!
    (Asansör tekrar çalışır.)
    BERNA - Çok şükür çalıştı! (Dokuza basar.)
    FERİT - (İkiye basacağı sırada, asansör üçe geçmiştir bile.) Hey Allah’ım! Ne kadar bencilsin ya?
    BERNA - Anlamadım?
    FERİT - İkiye bassan, ölür müydün? Senin yüzünden kaçırdım!
    BERNA - Şimdi bende senin yüzünden keçileri kaçıracağım!
    (Asansör yine bozulur.)
    FERİT - Al işte!
    BERNA - Of ya!
    (Ferit ve Berna yere çöker. Derin bir sessizlik oluşur.)
    BERNA - En son, ne zaman çalışmıştı asansör?
    FERİT - Sanırım yarım saat önce.
    BERNA - Yarım saat boyunca böyle, sessiz sakin bekliyor muyuz yani?
    FERİT - Evet.
    BERNA - Şey bu arada, çok özür dilerim.
    FERİT - Asıl ben özür dilerim, kabalık ettim.
    BERNA - Yok bence, ben çok çirkinleştim.
    FERİT - Tam tersi, ben iyice hayvanlaştım.
    BERNA - Ben resmen küstahlaştım.
    FERİT - Daha neler ben hanzoya bağladım.
    BERNA - (Gülümseyerek.) Tamam ikimizde suçluyuz.
    FERİT - (Gülümseyerek.) En çok bende olmak üzere, kabul ediyorum.
    BERNA - Tek mi yaşıyorsun?
    FERİT - Evet.
    BERNA - Hiç evlenmedin mi yani?
    FERİT - Boşandık.
    BERNA - Neden?
    FERİT - Boş anlarmış onu anladık.
    BERNA - Anladım.
    FERİT - Ya sen?
    BERNA - Baya karışık.
    FERİT - (Gülümseyerek.) Vaktimiz bol... Tabi eğer anlatmak istersen Berna hanım?
    BERNA - Bana Berna hanım demene gerek yok.
    FERİT - (Gülümseyerek.) Peki Berna.
    BERNA - Yok onu demek istemedim, benim adım Berna değil.
    FERİT - Anlamadım?
    BERNA - Aslında benim adım...
    FERİT - Evet?
    AFET - Afet
    FERİT - Afet? (Gülümseyerek.) Eski karımın ismi ama o, sizin kadar Afet değildi. Peki, neden ismini gizliyorsun?
    Afet – (Söylemek ister ama vazgeçer. ) Öyle olması gerektiği için.
    FERİT - Anlamadım?
    AFET - Bunun nedenini sana anlatamam.
    FERİT - Peki... Gerçek ismini neden söyledin?
    AFET - Bilmiyorum. (Ses duyulur.) Sesi duydun mu?
    FERİT - Evet.
    AFET - (Ayaklanırlar. Asansörün kapısına vurarak.) Burdayız... Yardım edin lütfen!
    FERİT - Sanırım ses oradan gelmiyor.
    AFET - Ney?
    FERİT - Yukarıdan geliyor.
    AFET - Yukarıda kim olabilir ki?
    FERİT - Fare galiba (Kırdığı potun farkına varır.)
    AFET - Aay!! (Çığlıkları basar ve panikle Ferit’in kucağına atar kendisini, yüzünü kapatır.)
    FERİT - Vallah daha dün ilaçlattım burayı. İnan benim suçum yok Afet.
    AFET - Nerde hala tepemizde mi? Tek mi, çift mi?
    FERİT - (Durumdan hoşlanmıştır.) Sanırım tek değil, ses tekmiş gibi gelmiyor çünkü ve tam olarak şu an üstümüzde.
    AFET - (Korkusundan daha çok sarılır.) Bir şeyler yap Ferit lütfen!
    FERİT - Merak etme sen. Tekrar çıkmayı deneyim mi? Yakalarım, öldürürüm onu (Kırdığı potu düzeltir.) pardon onları!
    AFET - Olmaz, ısırırlar sonra seni.
    FERİT - Dur o zaman. Tavana vurayım bir kaç kere, kaçarlar belki.
    AFET - Olmaz, bırakma beni.
    FERİT - Tamam canım merak etme sen, bırakmam seni yanındayım.
    AFET - Gittiler mi sence?
    FERİT - Bir saniye, hemen konsantre olup anlarım şimdi. (Sesler kaybolmuştur farkına varır. Bu duruma üzülüp aklına fikir gelir. Boşta olan eliyle asansörün yan duvarından ses çıkarır.) Bu sefer çok kalabalık geliyor. Sesleri duydun mu?
    AFET - Evet! (Sinirden ağlamaya başlar.) N’apıcaz şimdi!
    FERİT - Sen hiç üzülme! Şimdi mantıklı düşünerek hemen bir çözüm bulurum ben.
    AFET - Lütfen Ferit! Ölmek üzereyim korkudan! Yalvarırım yardım et!
    FERİT - Buldum! Dedem, küçükken beni farelerden kurtarmıştı. Farelerin korktuğu büyülü bir söz varmış. Onu söylemişti ve hepsi gitmişti. Ona da dedesinin dedesi söylemiş.
    AFET - Ne o? Lütfen söyle hemen!
    FERİT - Söylüyorum... Fareleros desiktiros!
    AFET - Gittiler mi?
    FERİT - (Fısıltıyla konuşur.) Söz bitmeden gitmezler.
    AFET - Tamam
    FERİT - Sizinos sıçanoz, deportivos bir barcelonos sıfır vaatanios milletioz geçmişoz. (Fare sesi çıkarmaya çalışır ağzıyla.)
    AFET - (Korkudan titremeye başlar, ağlamaklı devam eder.) Bu ses neyin sesi?
    FERİT - (Fısıldayarak.) Şimdi gitmelerini söyledim, yarın onlara yemek vericez dedim. Kızı ver öyle gideriz diyorlar.
    AFET - (İyice sarılır.) Ya dalga mı geçiyorsun sen?
    FERİT - Fareler dalga geçmezler! (Tekrar fare sesi çıkarır. Bir yandan eliyle aynı duvardan yine ses çıkarır.) Gittiler.
    AFET - Of çok şükür! Kalbim yerinden çıkıyordu. Ömrümden ömür gitti bu akşam ya! (Ferit’in kucağında olduğunu anlar ve iner.) Çok özür dilerim, istemsiz bir şekilde atladım. Korkudan ne yapacağımı bilemedim.
    FERİT - (Gülümseyerek.) Ne demek vazifemiz.
    (Asansör çalışır.)
    AFET - Nihayet çalıştı!
    (Ferit’in bulunduğu kata gelmiştir asansör.)
    FERİT - (Gülümser.) Çifte zafer bu olsa gerek ve ben bu durakta iniyorum.
    AFET - Her şey için çok teşekkür ederim ve olanlar içinde gerçekten özür dilerim.
    FERİT - Asıl ben size çok teşekkür ederim. Sizinle tanıştığıma çok memnun oldum.
    AFET - Bende çok memnun oldum.
    FERİT - İyi akşamlar.
    AFET - İyi akşamlar.
    (Asansörün kapısını açar. Sağ tarafta, daire ikinin kapısı bulunmaktadır. Asansörden çıkıp Afete el sallayarak, kapıyı kapatır. Yüzündeki tatlı gülümsemeyle evinin kapısını açar. Asansör yukarıya doğru çıkar. Afet düşüncelidir ve yüzünde tatlı bir gülümseme vardır. )
    (Asansör tekrar durur.)
    AFET - (Nefesinin bittiği yere kadar.) Feeeriiiitt!
    FERİT - (Tam eve gireceği sırada, sesi duyup yukarı bakar.) Afet? Afet!
    AFET - Yardım et Ferit!
    FERİT - (Hayali merdivenlerden yukarı doğru çıkar.) Burada mısın Afet?
    AFET - Evet, evet? Korkudan altıma işeyebilirim Ferit!
    FERİT - Ne?
    AFET - Ne? Ne! Korkudan ne dediğimi biliyor muyum? Kurtar beni lütfen!
    FERİT - Tamam canım merak etme, derin derin nefes al şimdi.
    AFET - Tamam
    FERİT - Bekle şimdi beni, hemen eve gidip, aletleri alıp geliyorum.
    AFET - Bırakma beni lütfen Ferit!
    FERİT - Başka türlü nasıl yaparız ki? Ana (Telefonunu çıkarır. Bir numarayı arar.) Afet telefon çalıyor şimdi kapıcıyı çağırıyorum, merak etme sen. Aç lan Şeref, aç lan!
    AFET - Ferit!
    FERİT - Korkma canım buradayım. Sen şimdi, başka şeyler düşün.
    AFET - Nasıl?
    FERİT - Sanki asansörde kalmamışsın gibi. Ne bileyim... Mesela arabada tutsak kalmış gibi.
    AFET - Ferit aynı şey!
    FERİT - Evet, haklısın. O zaman... (Telefondan cevap gelir.) Ah Lan şerefsiz Şeref! Kalk çabuk! Asansörde kaldık! Ne?! Sizde mi kalalım? Ulan Şeref! Boşuna dememiş oğlum atalarımız. Ata et, ite ot vermek gerek diye. Koşarak geliyorsun, üçüncü kattayız! (Telefonu kapatır.) Tamamdır canım şimdi kurtarıyorum seni.
    AFET - Çabuk ol lütfen Ferit! Fareler gelir mi yine?
    FERİT - Yok bir daha gelmezler. Ben çok ağır konuştum onlara, hayatta gelmezler.
    (Sahneye Şeref girer, pijamaları üstündedir. Elinde bir bardak su vardır. Hayali merdivenden çıkar.)
    ŞEREF - Yettim Firit Bey!
    FERİT - Lan şerefsiz, Firit değil Ferit oğlum. Sen nerdesin Şeref? Sen bu apartmanın görevlisi değil misin?
    ŞEREF - Evet efendim!
    FERİT - Bir saattir çığlık atıyoruz burda, sesimiz kısıldı bağırmaktan! Nerdesin sen?
    ŞEREF - Vallahi duymadım Firit Bey
    FERİT - Her neyse... O bardakta ki suyu n’apacaksın?
    ŞEREF - Şincik koşarak geldim ya Firit abi, ondan susarım kesin diye ki susadım. Affınıza sığınarak, bir saniye. (Abartılı bir şekilde içer.) Ohh yarasın!
    FERİT - Allah belanı vermesin senin Şeref!
    ŞEREF - Amin Firit abi, cümlemizin inşallah.
    FERİT - Lan oğlum kadın içeride kaldı! Asansörde kaldı oğlum! Anlıyor musun?
    ŞEREF - Evet Firit abi, şincik siz beni aradınız ya.
    FERİT - Ee.
    ŞEREF - Asansörde kaldık didiniz?
    FERİT - Evet didik.
    ŞEREF - Bin düşündüm zatin... Didim ki bu apartmanda bir tane asansör var! Evlerinde kalmıyorlarsa, nirde kalacaklar? Tabii ki asansörde! İyi düşünmüşüm dimi Ferit abi?
    FERİT - Senin düşünen beynine, oturayım Şeref!
    AFET - Ferit!
    ŞEREF - Aa Berna hanım içeride misiniz? Nasılsınız? Yaşıyor musunuz siz yahu! Hiç görmüyoruz vallahi sizi bu apartmanda, niredesiniz, niler yapıyorsunuz anlatin bakim?
    FERİT - Ne Berna’sı oğlum.
    ŞEREF - Berna hanım değil mi?
    FERİT - (Aklına gelir.) Ah evet, o ta kendisi.
    AFET - Şeref efendi, kurtarın beni buradan lütfen.
    ŞEREF - Mirak etmeyin Berna hanım, Firit abi burada! Allah izin verirse halledecek kendisi.
    FERİT - Salak herif! Çık hemen makine dairesine, kesin orada bir şey tutukluk yapıyor, hallet gel!
    (Ferit hayali merdivenlerden çıkar.)
    FERİT - Afet çok az daha dayan canım.
    AFET - Ne kadar?
    FERİT - Beş dakika kadar, bilemedin dört dakika. Belki üç dakika bile olabilir. En iyisi sen bir saat varmış gibi düşün.
    AFET - Offff!
    FERİT - (Merdivenlerden yukarı seslenir.) Lan Şeref çıkamadın mı hala?
    ŞEREF - (Aşağı seslenir.) Az kaldı Firit bey! (Tam Asansör hizasına geldiğinde, asansörün kapısını açar ve sahneden çıkar.)
    FERİT - Şeref! (Sahnenin tüm ışıkları gider. Afet çığlığı basar.)
    ŞEREF - Çalıştı mı Firit bey!
    FERİT - Sakin ol canım buradayım. (Şeref’e seslenir.) Lan oğlum ışıkları kapattın! O değil lan, o değil!
    (Sahnenin ışıkları tekrar gelir. Asansör de çalışmıştır.)
    FERİT - Çok şükür! (Asansör kapısını açar. Afet az önce ki elektrik şokunu atlatamamıştır. Hemen Ferit'in kucağına atar kendini. O sırada Şeref merdivenlerden aşağı inmeye başlamıştır, koşarak.) Tamam geçti canım. (Çocuk kandırır gibi.) Eh sana asansör eh!
    AFET - (Hoşuna gitmiştir. Yarı ağlamaklı gülümseyerek.) Saçmalama Ferit. (Şeref ikisini o şekilde görür.)
    ŞEREF - Flaş flaş flaş sevgi apartmanında sevgi dolu anlar! Bayram değil seyran değil Firit bey, Berna hanımı niden öptü?
    FERİT - (Hemen toparlanırlar.) Ne öpmesi lan?
    AFET - Şimdi şöyle oldu. Asansörden çıkarken ayağım takıldı, sağ olsun Ferit, ee Ferit bey hemen tutuverdi beni.
    ŞEREF - Tabii canımm tabiii... Biiittabii.
    FERİT - (Dişlerini sıkarak.) Şeref!
    AFET - Her neyse ben çıkayım artık, malum yarın önemli bir toplantım var.
    FERİT - İsterseniz eşlik edeyim size.
    AFET - Yok teşekkür ederim ben giderim. (Merdivenlerden yukarı çıkar.) İyi akşamlar.
    ŞEREF - İyi akşamlar Berna hanım
    FERİT - İyi akşamlar, tatlı rüyalar.
    ŞEREF - Firit bey eşlik etseydiniz.
    FERİT - Ne gülüyon?
    ŞEREF - Gülmüyorum Firit bey!
    FERİT - Gülme zaten! Bu arada sabahtan asansörcüleri hallet!
    ŞEREF - İmriniz olur Firit Bey!
    (Kendi dairesine girer. Hayali televizyonu açıp, koltuğa uzanır ve yavaştan sızar. Eve maskeli 2 hırsız girer. Ferit’in cüzdanını kaptığı gibi pencereden kaçarlar. Maskeyi kaldırdığında birinin Yaşar olduğunu anlarız. Yaşar cüzdanı açıp paraları sayar. İmzalı paranın olduğunu fark edince…)
    YAŞAR – Yuh lan!
    ADAM – Ne oldu?
    YAŞAR – Olum bu para var ya, benim bu sektöre atılma sebebim.
    ADAM – Harbi mi?
    YAŞAR – Aynen.
    ADAM – İyi işte doğru yoldayız.
    YAŞAR – Ne doğru yolu oğlum, bu parayı alırsak ancak bok yoluna düşeriz.
    (Yaşar imzalı parayı yere atar.)
    ADAM – Ne atıyorsun oğlum parayı?
    YAŞAR – Hacı bu para bize beladan başka bir şey getirmez söyleyeyim ben sana. Her neyse tüyelim…
    (Sahneye kol kola iki şarapçı girer. Parayı görünce dururlar.)
    ŞARAPÇI – Vay arkadaş para mı bu?
    ŞARAPÇI 2 – Öyle gözüküyor…
    ŞARAPÇI – Ömrümde ilk defa yerde para görüyorum, heyecanlandım lan ben.
    ŞARAPÇI 2 – Oğlum ne demiş atalarımız… Bok altın olsaydı, fakir götsüz doğardı… (Şarapçı parayı almaya yeltenir. ) Dur alma…
    ŞARAPÇI – Neden lan?.
    ŞARAPÇI 2 – Zevkini çıkaralım. (Paranın yanına oturur.) Ne garip arkadaş alt tarafı kağıt… Biz insan olarak mutlu edemiyoruz insanı ama gel gelelim, bu kağıt kime gitse mutlu oluyor. Sonra o mutluluğu, mutluluk getirecek şeylere harcıyor.
    ŞARAPÇI – Elde ne kalıyor?.
    ŞARAPÇI 2 – Ne kalacak? Avucun bomboş kalıyor, avucunu yala lafı var ya… Oda oradan geliyor işte.
    ŞARAPÇI – Vay arkadaş!
    ŞARAPÇI 2 – Tabi oğlum sen ne sandın? Ver kırmızıyı… (Şaraptan içer.) Bak bu arada, bu parayı Lidyalılar bulmuyor kardeşim. Kağıt parayı Çinliler, sikkeyi Lidyalılar buluyor…
    ŞARAPÇI – Şimdi bu parayı biz alıp ne yapacağız?
    ŞARAPÇI 2 – Şarap alacağız tabi ne alacağız?
    ŞARAPÇI – Benim kafam güzel.
    ŞARAPÇI 2 – Benimde… Salla o zaman yerin hakkıymış bu para, kalsın burada. (Yerden kalkarlar, geldikleri gibi kol kola giderler… )
    ŞARAPÇI – Biz salak mıyız?.
    ŞARAPÇI 2 – Yok bizim kafamız güzel… (Sahneden çıkarlar…)
    (Sahneye yaşlanmış Anlatıcı gelir yerden parayı alır ve bir sandalyeye oturup paraya bakar. Işıklar söner.)

    I.PERDE SONU


  2. 02.Mayıs.2015, 18:40
    1
    Berzah - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye



    PARANIN DİLİ
    YAZAN
    Erhan Adsay
    “İnsanı ayakta tutan sadece ayakları değildir…”


    2 PERDE
    Başlangıç Tarihi – 08.10.2012
    Bitiş Tarihi – 23.02.2013

    ( Sahneye Abidin Bey girer. Onun hemen arkasından Teyfik gelir. Teyfik, Abidin’in söylediklerini not defterine hızlı hızlı geçirmektedir. )
    ABİDİN – Tek suçum fazla zeki olmak delikanlı… Herkes megaloman olduğumu iddia ediyor, biliyorum. Evet, bunun farkında olacak kadar zeki olduğumu da biliyor olmak suç mu yani? Bak aslında şunu da yazabilirsin öz geçmişime… “İnsanlar, megaloman olarak iddia ettiği insanları hep kıskanmışlardır. Bu yüzdendir ki yüzdendir ki megaloman diye ek bir sınıf açıp, bu sınıfın içerisine megaloman diye adlandırdığı bizleri koyarlar ama bilmezler ki… Biz fark yaratıp azınlık olarak, onlardan sıyrılmışızdır. Yani onlar değil de, biz farkımızı ortaya koymuşuzdur.” Sözünü hiç düşünmeden birden söylediğini gördüğüm tek şahıs Abidin Bey diye ekleyebilirsin özgeçmişime…
    ( Karşısında Tevfik oturmaktadır. Ses kayıt cihazını da çıkartır ve hayran bir şekilde Abidin’e bakmaya devam eder… )
    TEYFİK - Tamamdır Abidin Bey.
    ABİDİN - Bak mesela Tevfikçim, megaloman olan insanlar genelde zengin adamlardır. Şimdi megalomanlık kötü denilebilinir mi? Denilmez tabii… Eğri oturup doğru konuşmak gerekir diye boşuna dememişler. Şimdi diyelim sen uçak aldın.
    TEYFİK - Kim, ben mi?.
    ABİDİN - Lan oğlum mesela diyoruz.
    TEYFİK - Ha mesela… Tamam.
    ABİDİN - Uçak niye alır insan? Uzun mesafeleri, kısa mesafe yapmak için. Bak şimdi nereye varacak konu takip et… Şimdi paran vardı ilk çıkan uçaklardan aldın. Zenginlerden geri kalmadın eşit oldunuz yani. Onlar sana hava atamaz çünkü sende havadasın artık. Tak senin aklına bir fikir geliyor. Düşünüyorsun ki… Uçağı alamayan bir ton insan var. Şimdi onlarda, uzun mesafeyi kısa mesafe yapmak istiyor ama paraları yok. İşte şimdi zenginliğine, zenginlik katacak o fikir geliyor. Diyorsun ki ulan! Ben her daim uçmuyorum. Uçmadığım zamanda para verdiğim mal olduğu yerde öylece duruyor. Madem boş duracağına, nereye iniş yapabiliyorum ben, örneğin falanca yere, tamam, kaptan alsın gitmek isteyenleri oraya götürsün. Hem uçağın benzini çıksın, hem de üç beş para bıraksın. Madem fikir güzel, daha fazla para döküp daha çok uçak, otobüs, vapur yani bildiğin seyahat işine gireyim diyorsun. Şimdi nereye geliyoruz Tevfikçim, insanları, insanlara kavuşturduğumuz için veya işlerini hızlı yapmaları için bizler insanlara kıyak yapıyor oluyoruz değil mi?. Yaptığımız bu kıyak kötü mü yani? Olay benim uçağım aman efendim gemim var, otobüsüm var, var oğlu var diye hava atma olarak algılanmamalı yani. Asıl olay hizmet… İnsanlara hizmet… Amme hizmeti!. Ona bakarsan Tevfikçim, dünyanın en iyi pazarlamacıları megalomanlardır! Yanlış mı? Değil… Ne yapıyor abicim adam, satacağı malı pazarlıyor. Övüyor, çeviriyor, üstüne üstünlük katıyor, anlamına anlam fışkırtıyor. Sen ne yapıyorsun? Adamın anlattığı o mal diyelim üç beş kuruş ama sen adama kaç veriyorsun yani adam kaça satıyor? Ya beşe, ya ona yani iki katına. Bunu satan adama, kim satıyor? Yine bir megaloman! O megaloman ucuza satın aldığı malı başkasına pahalıya satıyor. Olayın özüne gelirsek sevgili Tevfikçim… Megaloman diye adlandırılan kelime, ikna kabiliyetinin doğurmuş olduğu ve en iyi ikna kabiliyetini kullanan, ben başta olmak üzere benim gibi insanlara söylenen kelime haline gelmiştir… İnsanlar, neden Abidin Bey de bok gibi para var diye söylerler bilir misin?”
    TEYFİK - Neden Abidin Bey?.
    ABİDİN - Çünkü insanın ölene kadar boku gelir Tevfikçim… Ayıptır söylemesi diye lafa başlayıp bende arabalar var, uçak var, gemicik var, oteller var, evler var varda var şimdi ben ne diye ayıptır söylemesi diye başladım örneğin konuşmaya? Bunları satın almak için çalışmadım mı? Kafa patlatmadım mı ben sevgili kardeşim. Bütün bu uğraşlarımın sayesinde aldıklarımı söylemek ayıp mıdır ki?
    ( Kapı çalınır… )
    ABİDİN - Evet?.
    ( Abidin’in sekretere içeriye girer… )
    SEKRETER - Abidin Bey günlük olağan toplantınızı haberdar etmek için, rahatsız ettim.
    ABİDİN - Sağol kızım geliyorum… Sende toplantıya gel, bir köşeden izlersin. Belki öz geçmişime eklenebilecek malzeme çıkar oradan da.
    TEYFİK - Nasıl isterseniz Abidin Bey…
    (Sahnenin bir kısmında toplantı için düzenek kurulur. Abidin hayali kapıya yaklaşıp.)
    ABİDİN - Bunu da yazabilirsin örneğin, ben bu binayı özel olarak yaptırdım. Önemli odaların hepsine direkt geçiş kapısı vardır. Zamandan tasarruf etmek için yaptırdım bunu. Evet beyler, bayanlar oturun. Bana her zaman ki gibi güzel haberlerden bahsedin.
    ( İçlerinden biri kalkıp anlatmaya başlar… )
    KADIN 1 - Abidin Bey, Antalya, Marmaris, Çeşme ve Bodrumdaki ‘Abidin Bildin’ otellerinin inşaatı bitmiştir. Açılışlarında bulunmanız açısından tarihlerini belirlemek zorundayız.
    ABİDİN - Ne zaman müsaidim?.
    ( Odada bulunanların arasından başka biri kalkar ve not defterine bakıp… )
    ADAM 1 - Maalesef uzun bir süre zamanınız yok Abidin Bey.
    ( İlk kalkan devam ettirir. )
    KADIN 1 - Abidin Bey açılışlarda bulunmanız kariyeriniz için önemli efendim.
    ABİDİN - O halde dublörümü yollayın açılışlara. Güzelde bir açılış konuşması yazdırın, ezberletin ve sergileyin işte. Bunları düşünmeniz için para veriyorum beyler, bayanlar lütfen… Bak bu dublör kısmını ekleyebilirsin Tevfikçim… Düşünmemi istediğiniz başka konular var mı beyler, bayanlar?.
    (Kimseden çıt çıkmaz…)
    ABİDİN - O halde herkes para peşine ve bende döneyim, dönülmez akşamın ufkundayım, ufukların tadına bakayım, kapı çalıyor acep ben mi açayım? Bu eskilerden bir sözdür dermişim, inanırmışsınız. Boş sohbete ne hacet, güle güle behaçet... Böyle patron bulun, öpün başınıza koyun. Hadi size kolay gelsin.
    (Odaya geçerken konuşmaya devam eder Abidin…)
    ABİDİN - Bak bunu da ekleyebilirsin. Toplantılarda olabildiğince motivasyonu yüksek tutmak için espri yaparım. Otur canım…
    ( Masanın başındaki içi para dolu zarflardan birini alır… )
    ABİDİN - Bu zarflara ben her ay tomarca para koyuyorum. 81 ile bağlı olan toplam 923 ilçeye para gönderiyorum. Bunu neden yapıyorum biliyor musun? Rahat nefes almak için… Huzurlu uyumak için… Evet megalomanın tekiyim ve herkesin bu şekilde megaloman olmasını isterim. Bak sana hayatın en büyük sırrını veriyorum Tevfik. Para kazanmak için, para vermek zorundasın. Para vermezsen, para kazanamazsın. Tıpkı para kazanmak için okuman, okuman için ise para lazım olduğu gibi. Anladın mı? Anlaman için para mı vereyim?.
    TEYFİK – Anladım Abidin Bey.
    ABİDİN – Bak seninle bir oyun oynayalım (Zarfı açar içinden bir yüzlük çıkartır.) Bu paranın seri numarasını not al. Bugünün tarihini de yaz onun altına. (Parayı uzatır Teyfik not aldıktan sonra geri verir.)
    TEYFİK – Yazdım Teyfik Bey.
    ABİDİN – Şimdi paranın köşesine imzamı atıyorum, parayı tekrar zarfa geri koyuyorum. Nerde kalmışız? (Listeye bakar.) İzmir / Karabağlar Kızılay Şubesine… (Dil atıp zarfı kapatır. Telefonu kaldırıp.) Kızım güvercin gelsin… (Telefonu kapatır.) Sence bu paranın bana dönmesi ne kadar sürer?
    TEYFİK – Bu para tekrar size mi dönecek?.
    ABİDİN – Dönemez mi?.
    TEYFİK – Zor bir ihtimal değil mi Abidin Bey?.
    ABİDİN – Zor olabilir ama imkansız değil. Tabi bir dükkanın ilk siftah parası olmazsa. … (İçeriye görevli girer.) Gel aslan, İzmir / Karabağlar. (Müzik girer – Cem Karaca / Bindik bir alamete - Görevli zarfı alır ve hayali kapıdan çıkar. Kapıdan çıktığında dekorlar kaldırılır, sahnedekiler çıkar. Sahneye bir masa ve masanın başında Kızılay Görevlisi oturmaktadır. Görevli zarfı Kızılay Görevlisine verir. Yavaş yavaş kuyruk oluşur sıraya girenler zarftan paralarını alıp ilerler. )
    K.GÖREVLİSİ – Sırayı bozmadan lütfen…
    (Şanslı parayı alanı takip ederiz diğerleri çıkar sahneden. O da birine gidip borcunu öder. Parayı alan kadın başka birine verir parayı karşılığında erzak poşeti alır. Adam sahneden iner ve seyirci koltuğuna oturur. Işıklar Söner / Oyun Anonsu verilir. )
    ( Sahneye tek spot verilir. Anlatıcı sahneye gelir, elinde kağıt kalem vardır, seyircilere bakar ve not almaya başlar. )

    ANLATICI – Hemen merakınızı gidereyim. Gelmeyenleri yazdım bir köşeye… Evet, herkesin bir yapbozu olmuştur mutlaka. Olmamış olsa bile insanın kendisi bir yapboz değil midir? Hep bir parçamız eksiktir. Tam bitti bitecek derken bir bakmışsın yine bozulmuştur. Bu yoksa hayatın bir kuralı mıdır nedir? (Sahnede bulunan korkuluktan bahseder. ) Bu arada çok özür dilerim, arkadaşımı size tanıtmadım. Kendisi benim mutluluğum olur. Beni bütün mutsuz şeylerden korur. Bok korur!. Kusura bakma dostum bugün yalan yok… Çünkü düşemezsin daha derine, zaten en diptesin! Sen kahrolası aşağılık birisin, doğruyu bilemezsin, sen bilgisizin tekisin! Sayarsın yerinde çünkü hep yalan söylersin, devam et böyle… Sen böyle oldukça zaten onlar hep bir adım ileride. Onlar geçer senin hak etmediğin yere… (Sakinleşir…) Boş ver dostum, takma! Gel beni dinle… Sende düşünme işte onlar gibi, gerçekten yalan söyle, doğruları öğretme, siktir et… (Sert) Bencil ol ulan! Bencil ol işte! Bırak… Düşene de sen bir tekme koy! Bak koy, yoksa… Sana koymaya devam ederler dostum… Doyumsuz varlık onlar. En iyisi ne yap biliyor musun? Sisteme ayak uydur, koyun ol! Sistem koymadan, şansın varsa sen koyarsın. Bak yoksa bu şekilde bakire kalırsın dostum. Kendine çeki düzen ver, gir düzene, hem bak düzende, düzen düzene… Onlar mutlular! Çünkü düzenbazlar… Düzen bozanlar, susss! Çaktırma… İnsan kılığına girmiş farklı bir varlık var. Üstelik onları da meee! Meeeee! Meeee’ler başının tacı yapıyorlar… Çoğunluğun dediği doğrudur arkadaş!. Sen ne tekime takılıyorsun öyle tek tük? Ne tekimsin? Tekin misin? Yoksa, tinerci misin nesin? Off her neyse… Sen beni düşünme, olduğun gibi kal dostum! Zaten ne desem, kendi bildiğini yapmaya devam edeceksin. Bir kere etmezsen ne olur? Bak hatırım için diyorum!
    DIŞ SES – Vazgeç benden…
    ANLATICI – Ben, benden mi vazgeçeyim?.
    DIŞ SES – Çok mu zor?.
    ANLATICI – Anlatımı mümkün olmayacak kadar zor… Tamam, tamam susma… Konuş, lütfen…
    DIŞ SES – Ne konuşalım?
    ANLATICI – Soru cevap diyorsun yani?
    DIŞ SES – Neden olmasın?
    ANLATICI – O halde ver bakalım cevap… Biri birini severse, sevdiği sevilmeye değmez ise?
    DIŞ SES – Sevmeyeceksin…
    ANLATICI – Peki şöyle dersek? Biri birini severse, sevdiği kişi sevgiyi de hak ederse ama o seveni sevmezse?
    DIŞ SES – Sevmeyeceksin…
    ANLATICI – Seven biri nasıl olurda sevmemeyi başarabilir ki?
    DIŞ SES – Sevmeyi başardığı gibi, isterse sevmemeyi de başarır elbet…
    ANLATICI – Bu soru cevap hoşuma gitmedi…
    DIŞ SES – Daha dur yeni başladık, oyunbozanlık yapma…
    ANLATICI – Peki, söyler misin? Sence güven nedir?
    DIŞ SES – Anne kucağında yatmaktır…
    ANLATICI – Ya dürüstlük nedir?
    DIŞ SES – Ölen bir insanın son sözleridir…
    ANLATICI – Gerçek sevgi nedir?
    DIŞ SES – Titremeni geçirdiğin kişidir…
    ANLATICI – Dostluk?
    DIŞ SES – Dostluk buzdağı gibidir, kimi zaman devdir, kimi zaman bakmışsın erir…
    ANLATICI – Çok soru soruyorum ama zaman nedir?.
    DIŞ SES – İnsanın gölgesidir zaman… Bazen arkasına düşer, bazen önüne sonra bir de bakmışsın her yerinde…
    ANLATICI – Peki ölüm nedir?.. Hey sana diyorum! Tamam, seninle bir oyun oynayalım (Cebinden kağıt para çıkartır.) Bak bunun üzerine imza mı ve tarihi yazıp bir de ufaktan İ harfini yazayım İzmir diye… (Saatine bakar.) Tahminen gelmesine çok az kalan, yemeği getiren Yaşar’a versem bu parayı… Sence bu para, bana ne zaman döner?
    DIŞ SES – Hiç dönmez…
    ANLATICI – Ahahah! Dönecek, biliyorum! Eğer dönerse bana kendini göstereceksin... Kime diyorum ben? Alo? (Parayı cebine koyar.) Geri zekalı! Git bakalım!... Ulen ben senim pezevenk! Benden nasıl kaçacaksın? Hadi ses olarak kaçtın, ya görüntü olarak kaçabilecek misin? Ahahaha! Gider aynaya bakarım bende… (İçeriye doğru giderken, kapı çalar… )
    ANLATICI – Kim o?
    YAŞAR – Yemek siparişi abi…
    (Kapıyı açar.)
    ANLATICI – Lan oğlum arada bir geç kal. Saniyesi saniye uymak zorunda değilsin zamana?.
    YAŞAR – Af buyur abi?
    ANLATICI – Hiç boş boş konuşuyorum öyle (Cebinden imzalı parayı çıkartır verir.) Üstü kalsın kardeşim.
    YAŞAR – Eyvallah abi. Başka bir isteğin var mı?
    ANLATICI – Var… O parayla sayısal oyna çünkü hissediyorum o parada bereket var…
    YAŞAR – Şanslı para diyorsun yani?
    ANLATICI – Kesinlikle üstüne tarih atıp imzaladım zaten. Eğer tutarsa beni de görürsün artık.
    YAŞAR – Ayıpsın abi…
    ANLATICI – Kolay gelsin…
    YAŞAR – İyi akşamlar abim…
    (Anlatıcı kapıyı kapatıp sahneden çıkar. Yaşar merdivenlerden inip, sokak kapısından çıktığını gösterir. Sokakta gideceği yere doğru yürümeye başlar, bir yandan da parayı inceler. O sırada dekor değişimi gerçekleşir önde… Bir kumar masası vardır ortada. Yaşar kumarhanenin hayali kapısını çalar. Kumar masasındakilerden biri kalkıp kapıyı açar.)
    HÜSAM – Vay toyumuzda gelmiş, ne yapıyorsun lan dürzü?.
    YAŞAR – İyidir abi öyle, bir el atmaya geldim.
    HASAN – Ütülmeye geldim diyorsun… Gel yiğenim, gel, öyle düz yap gel… (Oturur karşısına, Hüsam da yerine geçer.) Çıkart bakalım keneyi… (Yaşar cebinden parayı çıkartır.)
    HÜSAM – Vay anam, vay babam! Hasan görüyor musun lan? 50 çıktı…
    HASAN – Dur Hüsam gözlerim yaşarıyor, ver bakayım. (Elinden parayı alır, inceler.) Bak, görgüsüz ite bak! Utanmadan tarih atıp, imzalamış… Sahte mi lan bu?.
    YAŞAR – Yok abi ne sahtesi ya, tazecik para. Hem bir an önce başlarsak oyuna abi, malum patron bilmiyor, bekler beni.
    HÜSAM – Dürzüye bak! Hem masaya 50yle oturuyor, hem de emir veriyor…
    YAŞAR – Estağfurullah abi…
    HASAN – Ulan Yaşar sendeki aklı kuşa taksak, kuş geri geri uçar şerefsizim...
    YAŞAR – Yalnız Hasan abi… O parayı çiplerin yanına koysak olur mu abi? Tüm çipleri kaybedene kadar, kalsın abi bitince alırsınız zaten.
    HÜSAM – Sen o çiplerin yanına, götü koy götü ancak o kurtarır seni… Bak kadınların yanında kötü kötü konuşturuyor beni.
    HASAN – Al bakalım…
    ADAM 1 – Kim dağıtıyor beyler?
    ADAM 2 – Bende hacı sıra…
    (Kağıtları dağıtır masa da texas holdem dönmektedir…)
    ADAM 1 – 10
    HÜSAM – Gördüm
    HASAN – Gençlere destek tam destek…
    YAŞAR – Rest…
    HASAN – Doktor! Çocuk ters geliyor Doktor! (Gülerler.) Gençlere destek her türlü…
    HÜSAM – Gördüm çocuğu…
    ADAM 1 – Varım…
    ADAM 2 – Pas (Yere üç kağıt açar.) Evet beyler 50’nin üstü konuşsun…
    HÜSAM – 100
    HASAN – Pas
    ADAM 1 – Devam (Bir kağıt daha açılır. Yaşar daha da mutsuzlaşır.)
    HÜSAM – 200
    ADAM 1 – Ne yakaladın lan?
    HÜSAM - Karı gibi oynama lan, gir gör.
    ADAM 1 – Sen boş konuşmazsın, pas…
    ADAM 2 – Evet bunlar senin hacı, şimdi Yaşar’ın payına son kart açıyorum… (Yaşar kalkar gibi olur.)
    HÜSAM – Ne oldu lan açılmadan kağıt kalkıyorsun?.
    YAŞAR – Yok abi el kötü baksana hiçbir şey yok.
    HÜSAM – Kıyamam ben sana, el dediğin böyle olur. (Elini açar.) Aç son kartı da yeri temizleyelim. Bu tüp bebekte, şans yok.
    ADAM 2 – Belli olmaz hacı kent yakalayabilir. (Son kartı açar.)
    YAŞAR – Ananı avradını kent! (Heyecan içerisinde tekrar oturur.)
    HASAN – Hayret ilk defa el alıyor…
    HÜSAM – Fazla sevinme Yaşar… Pokerden gelen, pokere gider…
    YAŞAR – Yok abi bugün totem yapıp düşünmemeye karar verdim hiç kart görmeden Rest diyorum.
    HASAN – Hüsam bizim kuşu görüyor musun? İleriye doğru uçmaya karar vermiş.
    HÜSAM – İlerisi seni aşar kardeşim ama söz ağızdan bir defa çıkar varım…
    ADAM 2 – Varım
    HASAN – Gördük gördük
    ADAM 1 – Evet beyler açıktan, seri dağıtıma başlıyorum… (Kağıtları açarak dağıtmaya başlar. Kartlar açılınca Yaşar’ın mutluluğu mutsuzluğa dönüşür. Yavaştan kalkar yine masadan…)
    HASAN – Ahaha bak yine kalkışa geçti bizim kuş.
    HÜSAM – Oğlum çekirge bir zıplar (Kağıtlar açılır, Hüsam’ın konuşmasını Yaşar devam ettirir.)
    YAŞAR – İkideyim ben abi (Son kart açılır. Yaşar sevinçten uçar.) Allah!! Alayına rest!
    ADAM 2 – Sen kaşınıyorsun hacı…
    HÜSAM – Söz ağızdan çıktı artık, varım.
    HASAN – Varım.
    ADAM 1 – Pas, bugün şanslı gününde belli ki…
    ADAM 2 – Varım açıktan, seri dağıtıma başlıyorum… (Kağıtlar açılır… Yaşar tamamen her şeyini kaybeder.)
    HÜSAM – Eee ne demişler “Yüz vermeyeceksin dayına, gelip sıçar halına…”
    HASAN – Yaşar üzülme koçum, kaderde varmış demek ki…
    YAŞAR – Size kolay gelsin abiler, oyun için teşekkür ederim. (Üstünü giyer.)
    HASAN – Beyler bana da müsaade size kolay gele... (Kapıdan çıkarken…) Yaşar’ım merak etme, şanslı paranı şimdi emin ellere teslim edeceğim. (Hasan kapıdan çıktığı an dekor değişimi gerçekleşir. Bir kapının önüne gelir. Nuran dekolte haliyle kapıyı açar, ceketini çıkartır verir dekorcuya. Elbisesinden tutup yatağa götürür. Işıklar söner…)
    ( Işıklar açıldığında Nuran seyirciye arkası dönük bir şekilde konuşmaya başlar. Fon – Goran Bregovic – Lullaby … )
    NURAN – Bize hayat kadını diyorlar ya… Harbi hayatın kadınıyız biz Nuran. Hayatı en iyi özetleyen bizleriz sanırım. Ne yaparsan yap, mutlaka ipileniyorsun be bacım. İpilenmekten keyif alanlar vardır ama zorunlu olanlar daha fazla sanırım. Sen kızına bakacaksın, mecbursun… Kızını en iyi şekilde yetiştirmek istiyorsun değil mi? Nerde okuyor kızın? Falanca üniversitede… Evin yok kira ödüyorsun, elektrik, su, yemek, kızın okul harcılığı, ekstra diğer masraflar… Yetiyor olsa niye çalışmazsın değil mi? Şimdi son çare buna kaçtığın için suçlu mu oluyorsun? Hayat bize baktı mı ki? Hayatın ta kendisi biz değil miyiz be Nuran? Biz hep bakan olduk, bize bakanların durumu belli… Hep ne düşünürüm biliyor musun? Senin gibi bir salaklık yapıp da zamanında birini sevmiş olmasaydım ve ondan bir çocuğum olmasaydı… O aşık olduğum adamında, çocuğu bana kıyan, çocuğumuza bakmayan, o adam görünen, insan kılıklı, ne bok olduğuna bir anlam katamadığım, orospu çocuğu işte Nuran! Her neyse… İşte o olmasaydı, bunların hiçbiri belki de olmayacaktı. Ben kendi kendimi idare eden ve her daim iplenmeyen, en azından istediğiyle iplenen bir kadın olurdum… O adamı şimdi öldürsem suç mu Nuran? Bak şey düşün… Hani savaş durumunda, toprakları işgal edilen taraf vardır ya işte o mesele… Yani düşün, bu savaşta, fazladan düşman öldürmek bile bir madalyon sebebi olur. Şimdi bu topraklarımı işgal etmiş ve anlamlandıramadığım yaratığı öldürsem… Bana devlet madalya verse güzel olmaz mı? Madalya yerine ne yapıyorlar? Karısını öldüren veya döven bu götleri serbest bırakıyorlar… Bak bu yeni gelen Filiz var ya? Bak daha toy o… Ne olmuş kız, tecavüze uğramış? Kim tarafından? Yavşak! İnsan kılıklı babası yüzünden… Şimdi bu kız o psikolojiyi unutabilir mi? Kolay kolay bir adamı sevebilir mi? Ne yapsın bu kız Nuran? Sokakta yaşayıp, başkalarının zorunlu tecavüzüne mi uğrasın? Onu da geçtim… Onun annesi şimdi kızının bu şekilde gitmesine nasıl izin veriyor? Neden yanına almıyor? Adam böyle bir durumda nasıl onu susturabiliyor? Şimdi o iyi annede, biz kızı daha iyi yaşasın diye düşünen anneler, kötü anne mi oluyoruz? Bize hayat kadını diyorlar, hayatta bizim gibi yaşamayan kadınlar, hangi hayatın kadını acaba? Ya da bize bu kılıfı zorunlu giydiren insanlar, sence doğru hayatın insanları mı? Çok düşünüyorum be Nuran… Düşünmek suç mu? Mantıksız mı düşünüyorum sence? Neredesin Nuran? (Dekorcu aynayı getirir tutar yüzüne.) Tut kendini!. Aynayla yani kendinle, yeterince konuşmadın mı?.. (Kapı çalar. Ferit kapıdadır…) Bak sırada ki müşterin bekliyor ama senin terin daha soğumadı bile... Tuttuğun bu para, terinin hakkı, senin değerin kahrolası bu para, koy onu diğerlerinin yanına (Göğsüne sıkıştırır.) . Şimdi yeni erkeğini mutlu edeceksin, mutlu etmezsen aç kalırsın. Sil be şu gözyaşlarını Nuran! Makyajın akarsa, kaliten düşer. Sen bir malsın ve şimdi beklenildiği şekilde malını sergile… (Işıklar söner… Açıldığında Ferit parayı Nuran’a uzatır.)
    NURAN – Bozuk yok muydu?
    FERİT – Vallahi yok, sizde bozuk vardır diye düşündüm.
    NURAN – Bizi banka falan mı sandın sen çocuğum? Her neyse… (Para üstünü verir.) al bakalım…
    FERİT – Teşekkürler, kolay gelsin…
    NURAN – Kolaysa başına gelsin…
    (Nuran kapıyı kapatır dekor değişir. Ferit sokakta yürümeye başlar. Apt. kapısından girdikten sonra asansörü çağırıp, bekler. O sırada Afet (Berna) apartmana girip, asansörün gelmesini Ferit ile birlikte beklemektedir.)
    FERİT - İyi akşamlar.
    Berna - Teşekkür ederim.
    (Asansör gelmiştir. Ferit şık bir hareketle asansörün kapısını açar. Berna hanıma buyurun gibisinden jest yapar. Ferit dokuza ve aynı şekilde iki numaraya basar. Berna sinirlenmiştir bu harekete... Asansör hareket ederken, aynı sertlikte durur. Asansör bozulmuştur...)
    BERNA - Ne oldu şimdi?
    FERİT - Bende anlamadım. (Numaralara basar, fakat etki etmez. Kapıyı ittirmeye çalışır nafile...) Sanırım asansörde kaldık.
    BERNA - Hay aksi bir bu eksikti... (Kapıya vurur.) Yardım edin. Kimse yok mu?
    FERİT - Bence hiç uğraşmayın boşuna, kimse duymaz sanırım. Hepsi ölü gibi uyuyorlardır. (Ferit yine numaralara basmaya çalışır.)
    BERNA - Ne yapıyorsunuz siz ya?
    FERİT - Efendim?
    BERNA - Dakka başı buraya uzanıyorsunuz, uzak durun lütfen.
    FERİT - Yanlış anladınız, ben sadece çalışıyor mu diye kontrol ediyordum.
    BERNA - Çalışmıyor işte of ya. Yarın çok önemli bir toplantım var olacak iş miydi bu.
    FERİT - (Asansörün üstünü inceler.) Buralarda bir yerde acil çıkışı olmalı bunun.
    BERNA - Nasıl yani?
    FERİT - Aksiyon filmlerinde olur ya hani, ittirirsin açılır yukarı doğru sonra asansör boşluğunda yukarı doğru tırmanırsın.
    BERNA - Ya ben tırmanamam yukarı doğru.
    FERİT - Merak etmeyin ben tırmanırım, sonra çalıştırırım yukarıdan. Bir saniye uzanamıyorum ama siz şöyle ellerinizi birleştirin, ben ayağımı basmam gerek. Belki o şekilde uzanabilirim.
    BERNA - Olmaz ellerim kirlenir, ayakkabılarınızı çıkarın öyle.
    FERİT - Peki (Ayakkabılarını çıkarır.)
    BERNA - Bir saniye, ben nasıl taşırım seni ya.
    FERİT - O zaman...
    BERNA - Tabi ya neden düşünemedim ki, (Çantasını kurcalar. Telefonunu çıkarır.) telefondan arayıp yardım isteyebiliriz. (Şarjı bitmiştir.) Of olacak iş değil, şarjı bitmiş! Sizinkinde var mı?
    FERİT - Bakıyorum hemen (Telefonunu çıkarır, gülümseyerek.) şarjı full. (Telefondan arama yapmayı dener.)
    BERNA - Çok şükür.
    FERİT - Off çekmiyor.
    BERNA - Şimdi n’apıcaz?
    FERİT - Tek seçeneğimiz yukarısını denemek.
    BERNA - Ama ben sizi taşıyamam ki?
    FERİT - O zaman siz çıkın.
    BERNA - Ama altımda etek var.
    FERİT - Bakın Berna hanım... Bu durumda sizin altınıza bakacak adam değilim ben.
    BERNA - Pardon, adımı nerden biliyorsunuz?
    FERİT - Aynı apartmanda yaşıyoruz, apartman toplantılarına gelmeyen tek kişi sizsiniz. Oradan olabilir mi acaba?
    BERNA - Bunları konuşmanın hiç sırası değil bence, bir an önce buradan kurtulmak istiyorum.
    FERİT - O zaman izin verin ben çıkayım ya da buyurun siz deneyin.
    BERNA - Ben denerim.
    FERİT - Ayakkabılarınızı çıkarır mısınız? Malum, ellerim kirlenebilir. Temiz bir adamım hattı zatında.
    BERNA - (Ayakkabılarını çıkarır.) Şimdi ne yapıcam.
    FERİT - Bakın ellerimi böyle tuttum, siz ayağınızı koyun. Tamam... Hadi çıkın şimdi yukarı.
    BERNA - Tamam, çıktım.
    FERİT - Kapağı zorlayın yukarıya doğru.
    BERNA - Kıpırdamıyor.
    FERİT - Biraz daha yüklenin.
    BERNA - Of olmuyor!
    FERİT - İnin isterseniz bir de ben deneyim. Benim yaptığım gibi yapın ellerinizi.
    BERNA - Fazla yüklenmeyin ama
    FERİT - Tamam merak etmeyin. (Ferit dener. Berna oldukça zorlanır.)
    BERNA - Tutamayacağım galiba.
    FERİT - Daha yeni çıktım sabredin. (Ferit yukarısını zorlar.) Olmuyor.
    (Berna daha fazla dayanamaz. Ellerini çeker. Ferit aniden yere düşer.)
    BERNA - Çok özür dilerim.
    FERİT - Bırakıyorum deseydiniz iyiydi.
    BERNA – Tutamayacağımı söylemiştim.
    FERİT - Her neyse yukarısı açılmıyor. Başka bir şey de gelmiyor aklıma. (Cebinden sigara çıkarır. Berna tip tip bakar. Ferit paketini uzatır Berna’ya) İster misiniz?
    BERNA - Ben sigara içmiyorum.
    FERİT - Peki. (Sigarasını yakmaya yeltenir.)
    BERNA - Sigara içmeyeceksin herhalde?
    FERİT - Nasıl?
    BERNA - Rahatsız oluyorum da.
    FERİT - Peki anladım. (Sigarasını yerine koyar sinirli bir şekilde.)
    (İkisi de ayakkabılarını giyer.)
    BERNA - Kimse yok mu? Yardım edin lütfen!
    FERİT - Boşuna uğraşıyorsun bence, top patlasa kalkmaz bu apartman.
    BERNA - Ne kadar rahatsın ya?
    FERİT - Rahatlık değil hanımefendi, çaremiz yok mecburen bekleyeceğiz. Merak etmeyin, bu durumdan keyif alıyor değilim yani.
    BERNA - Saat kaç?
    FERİT - (Saatine bakar.) Bir buçuk.
    BERNA - Sabah olmasına çok var ya of! Şuradan bir çıkayım, yöneticiye sorarım ben bunu.
    FERİT - Buyurun dinliyorum, Berna hanım şikayetiniz nedir?
    BERNA - Yönetici sen misin?
    FERİT - Evet.
    BERNA - Ne rezilliktir bu ya? Böyle apartman mı yönetilir. Asansör’ün haline bak!
    FERİT - Kusura bakmayın ama teknik hatalar her yerde olur... Belki de sizin şansızlığınıza denk geldikte bu durumda kaldık.
    BERNA - Laflarınıza dikkat edin lütfen. Asıl sizin şansızlığınızdır o!
    FERİT - Asıl siz bence laflarınıza dikkat edin. Sizin karşınızda bir çocuk yok! İki dakikadır yemediğim laf kalmadı, yeter artık! Sanki asansörü ben bozdum.
    BERNA - Ben laflarıma dikkat ediyorum beyefendi. Yönetici sizsiniz! Doğal olarak bu durumdan da sorumlu kişi siz oluyorsunuz!
    FERİT - Madem rahatsız oluyorsunuz Berna hanım, buyurun yönetici siz olun. Haa olurda es kaza toplantılara gelme lütfunda bulunursanız.
    BERNA - Ben çalışıyorum. İşlerimden dolayı başımı kaldıracak zamanım yok!
    FERİT - Siz çalışıyorsunuz da biz n’apıyoruz? Apartman sakinleriyle toplanıp uzun eşek oynamıyoruz herhalde!
    BERNA - Bana bağırmayın!
    FERİT - Asıl siz bana bağırmayın!
    BERNA - Bir bayanla konuşuyorsunuz!
    FERİT - Sizde bir beyefendiyle konuşuyorsunuz!
    BERNA - Beymiş aman gördük beyi!
    FERİT - Sizi de gördük maşallah dil pabuç kadar!
    BERNA - Hiç sizinle münakaşaya girecek halde değilim kusura bakmayın.
    FERİT - Bu girmemiş haliniz mi? Tebrik ederim gerçekten.
    BERNA - Bu saatten sonra sizin seviyenize inmem! Lütfen, benimle muhatap olmayın.
    FERİT - Benim seviyeme inilmez zaten, çıkılır. Sizin de oraya ulaşmanız mümkün değil. Bence de artık konuşmaya gerek yok!
    (Asansör tekrar çalışır.)
    BERNA - Çok şükür çalıştı! (Dokuza basar.)
    FERİT - (İkiye basacağı sırada, asansör üçe geçmiştir bile.) Hey Allah’ım! Ne kadar bencilsin ya?
    BERNA - Anlamadım?
    FERİT - İkiye bassan, ölür müydün? Senin yüzünden kaçırdım!
    BERNA - Şimdi bende senin yüzünden keçileri kaçıracağım!
    (Asansör yine bozulur.)
    FERİT - Al işte!
    BERNA - Of ya!
    (Ferit ve Berna yere çöker. Derin bir sessizlik oluşur.)
    BERNA - En son, ne zaman çalışmıştı asansör?
    FERİT - Sanırım yarım saat önce.
    BERNA - Yarım saat boyunca böyle, sessiz sakin bekliyor muyuz yani?
    FERİT - Evet.
    BERNA - Şey bu arada, çok özür dilerim.
    FERİT - Asıl ben özür dilerim, kabalık ettim.
    BERNA - Yok bence, ben çok çirkinleştim.
    FERİT - Tam tersi, ben iyice hayvanlaştım.
    BERNA - Ben resmen küstahlaştım.
    FERİT - Daha neler ben hanzoya bağladım.
    BERNA - (Gülümseyerek.) Tamam ikimizde suçluyuz.
    FERİT - (Gülümseyerek.) En çok bende olmak üzere, kabul ediyorum.
    BERNA - Tek mi yaşıyorsun?
    FERİT - Evet.
    BERNA - Hiç evlenmedin mi yani?
    FERİT - Boşandık.
    BERNA - Neden?
    FERİT - Boş anlarmış onu anladık.
    BERNA - Anladım.
    FERİT - Ya sen?
    BERNA - Baya karışık.
    FERİT - (Gülümseyerek.) Vaktimiz bol... Tabi eğer anlatmak istersen Berna hanım?
    BERNA - Bana Berna hanım demene gerek yok.
    FERİT - (Gülümseyerek.) Peki Berna.
    BERNA - Yok onu demek istemedim, benim adım Berna değil.
    FERİT - Anlamadım?
    BERNA - Aslında benim adım...
    FERİT - Evet?
    AFET - Afet
    FERİT - Afet? (Gülümseyerek.) Eski karımın ismi ama o, sizin kadar Afet değildi. Peki, neden ismini gizliyorsun?
    Afet – (Söylemek ister ama vazgeçer. ) Öyle olması gerektiği için.
    FERİT - Anlamadım?
    AFET - Bunun nedenini sana anlatamam.
    FERİT - Peki... Gerçek ismini neden söyledin?
    AFET - Bilmiyorum. (Ses duyulur.) Sesi duydun mu?
    FERİT - Evet.
    AFET - (Ayaklanırlar. Asansörün kapısına vurarak.) Burdayız... Yardım edin lütfen!
    FERİT - Sanırım ses oradan gelmiyor.
    AFET - Ney?
    FERİT - Yukarıdan geliyor.
    AFET - Yukarıda kim olabilir ki?
    FERİT - Fare galiba (Kırdığı potun farkına varır.)
    AFET - Aay!! (Çığlıkları basar ve panikle Ferit’in kucağına atar kendisini, yüzünü kapatır.)
    FERİT - Vallah daha dün ilaçlattım burayı. İnan benim suçum yok Afet.
    AFET - Nerde hala tepemizde mi? Tek mi, çift mi?
    FERİT - (Durumdan hoşlanmıştır.) Sanırım tek değil, ses tekmiş gibi gelmiyor çünkü ve tam olarak şu an üstümüzde.
    AFET - (Korkusundan daha çok sarılır.) Bir şeyler yap Ferit lütfen!
    FERİT - Merak etme sen. Tekrar çıkmayı deneyim mi? Yakalarım, öldürürüm onu (Kırdığı potu düzeltir.) pardon onları!
    AFET - Olmaz, ısırırlar sonra seni.
    FERİT - Dur o zaman. Tavana vurayım bir kaç kere, kaçarlar belki.
    AFET - Olmaz, bırakma beni.
    FERİT - Tamam canım merak etme sen, bırakmam seni yanındayım.
    AFET - Gittiler mi sence?
    FERİT - Bir saniye, hemen konsantre olup anlarım şimdi. (Sesler kaybolmuştur farkına varır. Bu duruma üzülüp aklına fikir gelir. Boşta olan eliyle asansörün yan duvarından ses çıkarır.) Bu sefer çok kalabalık geliyor. Sesleri duydun mu?
    AFET - Evet! (Sinirden ağlamaya başlar.) N’apıcaz şimdi!
    FERİT - Sen hiç üzülme! Şimdi mantıklı düşünerek hemen bir çözüm bulurum ben.
    AFET - Lütfen Ferit! Ölmek üzereyim korkudan! Yalvarırım yardım et!
    FERİT - Buldum! Dedem, küçükken beni farelerden kurtarmıştı. Farelerin korktuğu büyülü bir söz varmış. Onu söylemişti ve hepsi gitmişti. Ona da dedesinin dedesi söylemiş.
    AFET - Ne o? Lütfen söyle hemen!
    FERİT - Söylüyorum... Fareleros desiktiros!
    AFET - Gittiler mi?
    FERİT - (Fısıltıyla konuşur.) Söz bitmeden gitmezler.
    AFET - Tamam
    FERİT - Sizinos sıçanoz, deportivos bir barcelonos sıfır vaatanios milletioz geçmişoz. (Fare sesi çıkarmaya çalışır ağzıyla.)
    AFET - (Korkudan titremeye başlar, ağlamaklı devam eder.) Bu ses neyin sesi?
    FERİT - (Fısıldayarak.) Şimdi gitmelerini söyledim, yarın onlara yemek vericez dedim. Kızı ver öyle gideriz diyorlar.
    AFET - (İyice sarılır.) Ya dalga mı geçiyorsun sen?
    FERİT - Fareler dalga geçmezler! (Tekrar fare sesi çıkarır. Bir yandan eliyle aynı duvardan yine ses çıkarır.) Gittiler.
    AFET - Of çok şükür! Kalbim yerinden çıkıyordu. Ömrümden ömür gitti bu akşam ya! (Ferit’in kucağında olduğunu anlar ve iner.) Çok özür dilerim, istemsiz bir şekilde atladım. Korkudan ne yapacağımı bilemedim.
    FERİT - (Gülümseyerek.) Ne demek vazifemiz.
    (Asansör çalışır.)
    AFET - Nihayet çalıştı!
    (Ferit’in bulunduğu kata gelmiştir asansör.)
    FERİT - (Gülümser.) Çifte zafer bu olsa gerek ve ben bu durakta iniyorum.
    AFET - Her şey için çok teşekkür ederim ve olanlar içinde gerçekten özür dilerim.
    FERİT - Asıl ben size çok teşekkür ederim. Sizinle tanıştığıma çok memnun oldum.
    AFET - Bende çok memnun oldum.
    FERİT - İyi akşamlar.
    AFET - İyi akşamlar.
    (Asansörün kapısını açar. Sağ tarafta, daire ikinin kapısı bulunmaktadır. Asansörden çıkıp Afete el sallayarak, kapıyı kapatır. Yüzündeki tatlı gülümsemeyle evinin kapısını açar. Asansör yukarıya doğru çıkar. Afet düşüncelidir ve yüzünde tatlı bir gülümseme vardır. )
    (Asansör tekrar durur.)
    AFET - (Nefesinin bittiği yere kadar.) Feeeriiiitt!
    FERİT - (Tam eve gireceği sırada, sesi duyup yukarı bakar.) Afet? Afet!
    AFET - Yardım et Ferit!
    FERİT - (Hayali merdivenlerden yukarı doğru çıkar.) Burada mısın Afet?
    AFET - Evet, evet? Korkudan altıma işeyebilirim Ferit!
    FERİT - Ne?
    AFET - Ne? Ne! Korkudan ne dediğimi biliyor muyum? Kurtar beni lütfen!
    FERİT - Tamam canım merak etme, derin derin nefes al şimdi.
    AFET - Tamam
    FERİT - Bekle şimdi beni, hemen eve gidip, aletleri alıp geliyorum.
    AFET - Bırakma beni lütfen Ferit!
    FERİT - Başka türlü nasıl yaparız ki? Ana (Telefonunu çıkarır. Bir numarayı arar.) Afet telefon çalıyor şimdi kapıcıyı çağırıyorum, merak etme sen. Aç lan Şeref, aç lan!
    AFET - Ferit!
    FERİT - Korkma canım buradayım. Sen şimdi, başka şeyler düşün.
    AFET - Nasıl?
    FERİT - Sanki asansörde kalmamışsın gibi. Ne bileyim... Mesela arabada tutsak kalmış gibi.
    AFET - Ferit aynı şey!
    FERİT - Evet, haklısın. O zaman... (Telefondan cevap gelir.) Ah Lan şerefsiz Şeref! Kalk çabuk! Asansörde kaldık! Ne?! Sizde mi kalalım? Ulan Şeref! Boşuna dememiş oğlum atalarımız. Ata et, ite ot vermek gerek diye. Koşarak geliyorsun, üçüncü kattayız! (Telefonu kapatır.) Tamamdır canım şimdi kurtarıyorum seni.
    AFET - Çabuk ol lütfen Ferit! Fareler gelir mi yine?
    FERİT - Yok bir daha gelmezler. Ben çok ağır konuştum onlara, hayatta gelmezler.
    (Sahneye Şeref girer, pijamaları üstündedir. Elinde bir bardak su vardır. Hayali merdivenden çıkar.)
    ŞEREF - Yettim Firit Bey!
    FERİT - Lan şerefsiz, Firit değil Ferit oğlum. Sen nerdesin Şeref? Sen bu apartmanın görevlisi değil misin?
    ŞEREF - Evet efendim!
    FERİT - Bir saattir çığlık atıyoruz burda, sesimiz kısıldı bağırmaktan! Nerdesin sen?
    ŞEREF - Vallahi duymadım Firit Bey
    FERİT - Her neyse... O bardakta ki suyu n’apacaksın?
    ŞEREF - Şincik koşarak geldim ya Firit abi, ondan susarım kesin diye ki susadım. Affınıza sığınarak, bir saniye. (Abartılı bir şekilde içer.) Ohh yarasın!
    FERİT - Allah belanı vermesin senin Şeref!
    ŞEREF - Amin Firit abi, cümlemizin inşallah.
    FERİT - Lan oğlum kadın içeride kaldı! Asansörde kaldı oğlum! Anlıyor musun?
    ŞEREF - Evet Firit abi, şincik siz beni aradınız ya.
    FERİT - Ee.
    ŞEREF - Asansörde kaldık didiniz?
    FERİT - Evet didik.
    ŞEREF - Bin düşündüm zatin... Didim ki bu apartmanda bir tane asansör var! Evlerinde kalmıyorlarsa, nirde kalacaklar? Tabii ki asansörde! İyi düşünmüşüm dimi Ferit abi?
    FERİT - Senin düşünen beynine, oturayım Şeref!
    AFET - Ferit!
    ŞEREF - Aa Berna hanım içeride misiniz? Nasılsınız? Yaşıyor musunuz siz yahu! Hiç görmüyoruz vallahi sizi bu apartmanda, niredesiniz, niler yapıyorsunuz anlatin bakim?
    FERİT - Ne Berna’sı oğlum.
    ŞEREF - Berna hanım değil mi?
    FERİT - (Aklına gelir.) Ah evet, o ta kendisi.
    AFET - Şeref efendi, kurtarın beni buradan lütfen.
    ŞEREF - Mirak etmeyin Berna hanım, Firit abi burada! Allah izin verirse halledecek kendisi.
    FERİT - Salak herif! Çık hemen makine dairesine, kesin orada bir şey tutukluk yapıyor, hallet gel!
    (Ferit hayali merdivenlerden çıkar.)
    FERİT - Afet çok az daha dayan canım.
    AFET - Ne kadar?
    FERİT - Beş dakika kadar, bilemedin dört dakika. Belki üç dakika bile olabilir. En iyisi sen bir saat varmış gibi düşün.
    AFET - Offff!
    FERİT - (Merdivenlerden yukarı seslenir.) Lan Şeref çıkamadın mı hala?
    ŞEREF - (Aşağı seslenir.) Az kaldı Firit bey! (Tam Asansör hizasına geldiğinde, asansörün kapısını açar ve sahneden çıkar.)
    FERİT - Şeref! (Sahnenin tüm ışıkları gider. Afet çığlığı basar.)
    ŞEREF - Çalıştı mı Firit bey!
    FERİT - Sakin ol canım buradayım. (Şeref’e seslenir.) Lan oğlum ışıkları kapattın! O değil lan, o değil!
    (Sahnenin ışıkları tekrar gelir. Asansör de çalışmıştır.)
    FERİT - Çok şükür! (Asansör kapısını açar. Afet az önce ki elektrik şokunu atlatamamıştır. Hemen Ferit'in kucağına atar kendini. O sırada Şeref merdivenlerden aşağı inmeye başlamıştır, koşarak.) Tamam geçti canım. (Çocuk kandırır gibi.) Eh sana asansör eh!
    AFET - (Hoşuna gitmiştir. Yarı ağlamaklı gülümseyerek.) Saçmalama Ferit. (Şeref ikisini o şekilde görür.)
    ŞEREF - Flaş flaş flaş sevgi apartmanında sevgi dolu anlar! Bayram değil seyran değil Firit bey, Berna hanımı niden öptü?
    FERİT - (Hemen toparlanırlar.) Ne öpmesi lan?
    AFET - Şimdi şöyle oldu. Asansörden çıkarken ayağım takıldı, sağ olsun Ferit, ee Ferit bey hemen tutuverdi beni.
    ŞEREF - Tabii canımm tabiii... Biiittabii.
    FERİT - (Dişlerini sıkarak.) Şeref!
    AFET - Her neyse ben çıkayım artık, malum yarın önemli bir toplantım var.
    FERİT - İsterseniz eşlik edeyim size.
    AFET - Yok teşekkür ederim ben giderim. (Merdivenlerden yukarı çıkar.) İyi akşamlar.
    ŞEREF - İyi akşamlar Berna hanım
    FERİT - İyi akşamlar, tatlı rüyalar.
    ŞEREF - Firit bey eşlik etseydiniz.
    FERİT - Ne gülüyon?
    ŞEREF - Gülmüyorum Firit bey!
    FERİT - Gülme zaten! Bu arada sabahtan asansörcüleri hallet!
    ŞEREF - İmriniz olur Firit Bey!
    (Kendi dairesine girer. Hayali televizyonu açıp, koltuğa uzanır ve yavaştan sızar. Eve maskeli 2 hırsız girer. Ferit’in cüzdanını kaptığı gibi pencereden kaçarlar. Maskeyi kaldırdığında birinin Yaşar olduğunu anlarız. Yaşar cüzdanı açıp paraları sayar. İmzalı paranın olduğunu fark edince…)
    YAŞAR – Yuh lan!
    ADAM – Ne oldu?
    YAŞAR – Olum bu para var ya, benim bu sektöre atılma sebebim.
    ADAM – Harbi mi?
    YAŞAR – Aynen.
    ADAM – İyi işte doğru yoldayız.
    YAŞAR – Ne doğru yolu oğlum, bu parayı alırsak ancak bok yoluna düşeriz.
    (Yaşar imzalı parayı yere atar.)
    ADAM – Ne atıyorsun oğlum parayı?
    YAŞAR – Hacı bu para bize beladan başka bir şey getirmez söyleyeyim ben sana. Her neyse tüyelim…
    (Sahneye kol kola iki şarapçı girer. Parayı görünce dururlar.)
    ŞARAPÇI – Vay arkadaş para mı bu?
    ŞARAPÇI 2 – Öyle gözüküyor…
    ŞARAPÇI – Ömrümde ilk defa yerde para görüyorum, heyecanlandım lan ben.
    ŞARAPÇI 2 – Oğlum ne demiş atalarımız… Bok altın olsaydı, fakir götsüz doğardı… (Şarapçı parayı almaya yeltenir. ) Dur alma…
    ŞARAPÇI – Neden lan?.
    ŞARAPÇI 2 – Zevkini çıkaralım. (Paranın yanına oturur.) Ne garip arkadaş alt tarafı kağıt… Biz insan olarak mutlu edemiyoruz insanı ama gel gelelim, bu kağıt kime gitse mutlu oluyor. Sonra o mutluluğu, mutluluk getirecek şeylere harcıyor.
    ŞARAPÇI – Elde ne kalıyor?.
    ŞARAPÇI 2 – Ne kalacak? Avucun bomboş kalıyor, avucunu yala lafı var ya… Oda oradan geliyor işte.
    ŞARAPÇI – Vay arkadaş!
    ŞARAPÇI 2 – Tabi oğlum sen ne sandın? Ver kırmızıyı… (Şaraptan içer.) Bak bu arada, bu parayı Lidyalılar bulmuyor kardeşim. Kağıt parayı Çinliler, sikkeyi Lidyalılar buluyor…
    ŞARAPÇI – Şimdi bu parayı biz alıp ne yapacağız?
    ŞARAPÇI 2 – Şarap alacağız tabi ne alacağız?
    ŞARAPÇI – Benim kafam güzel.
    ŞARAPÇI 2 – Benimde… Salla o zaman yerin hakkıymış bu para, kalsın burada. (Yerden kalkarlar, geldikleri gibi kol kola giderler… )
    ŞARAPÇI – Biz salak mıyız?.
    ŞARAPÇI 2 – Yok bizim kafamız güzel… (Sahneden çıkarlar…)
    (Sahneye yaşlanmış Anlatıcı gelir yerden parayı alır ve bir sandalyeye oturup paraya bakar. Işıklar söner.)

    I.PERDE SONU

  3. 02.Mayıs.2015, 18:41
    2
    Berzah
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 02.Mayıs.2015
    Üye No: 106044
    Mesaj Sayısı: 8
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1

    Cevap: Paranın Dili / Erhan Adsay - Tiyatro Metni




    II. PERDE

    ANLATICI – (Aynı şekilde oturmaktadır fakat eli boştur.) Charlie Chaplin’in, Hitler’in yerine kürsüye çıktığı o sahneyi hatırlıyor musunuz? Hani üstat yavaş yavaş çıkar kürsüye… Sonra tüm ordu, generaller orada olan herkes… Sıfır sessizlik… Sadece bakarlar kürsüdeki ufak boylu adama… Chaplin, ıslanmış gözleriyle süzer herkesi “Özür dilerim ama ben imparator olmak istemiyorum” der… “Çünkü bu benim işim değil… Kimseye hükmetmek ya da boyun eğdirmek istemiyorum Elimden gelirse, herkese yardım etmek isterim; Yahudi olan, olmayan, zenci veya beyaz… Hepimiz karşımızdakine yardım etmek isteriz. İnsanların yapısı böyledir. Biz birbirimizin mutluluğu için yaşamayı isteriz, kötülüğü için değil. Birbirimizden nefret etmek ve hor görmek istemeyiz. Bu dünyada herkese yetecek yer var ve toprak hepimizin ihtiyacını karşılayacak kadar bereketlidir. Yaşam biçimimiz özgürce ve güzel olabilir ama biz yolumuzu kaybettik. Açgözlülük insanların ruhunu zehirledi, dünyayı bir nefretle kuşattı, hepimizi kaz adımlarıyla sefaletin ve kanın içine sürükledi. Hızımızı arttırdık ama bunun tutsağı olduk. Bolluk getiren makineleşme bizi yoksul kıldı. Edindiğimiz bilgiler bizi alaycı yaptı; zekamızı ise katı ve acımasız. Çok fazla düşünüyoruz ama çok az hissediyoruz. Makineleşmeden çok insanlığa muhtacız. Zekadan çok iyilik ve anlayışa muhtacız. Bu değerler olmadan hayat korkunç olur ve bizler her şeyimizi yitiririz. Uçaklar ve radyo bizleri birbirimize yaklaştırdı. Bu buluşların var oluş nedeni, doğaları gereği, insanın içindeki iyiliği ortaya çıkarmak, evrensel kardeşliği oluşturmak ve hepimizin birleşmesini sağlamaktır. Şu anda bile sesim dünyadaki milyonlarca insana, acı çeken milyonlarca kadın, erkek ve küçük çocuğa, suçsuz insanları hapse atan, işkence eden bir sistemin kurbanlarına ulaşıyor. Beni işitenlere şunu söylemek istiyorum: Umutsuzluğa kapılmayın! Üstümüze çöken bela, vahşi bir hırsın, insanlığın gelişmesinden korkanların duyduğu acının bir sonucudur. İnsanlardaki bu nefret duygusu geçecek ve diktatörler ölecektir, halktan aldıkları güç yine halkın eline geçecektir. Son insan ölene kadar özgürlük asla yok olmayacaktır! (Askerlere bakar.) Askerler! Kendinizi bu vahşilere teslim etmeyin, sizleri küçük gören ve esir eden, hayatlarınızı yönetmeye çalışan, ne yapmanız, ne düşünmeniz, ne hissetmeniz gerektiğini size emredenlere; Sizleri bir hayvan terbiye eder gibi şartlandırıp topun ağzına sürenlere boyun eğmeyin. Bu doğa dışı adamlara boyun eğmeyin, makine kafalı, makine kalpli bu adamlara… Sizler birer makine değilsiniz! Sizler hayvan değilsiniz! Sizler insansınız! Kalbiniz insanlık sevgisiyle dolup taşmaktadır! Nefret etmeyin! Yalnızca sevilmeyenler nefret eder… Sevilmeyen ve doğaya aykırı olanlar… Askerler!! Kölelik uğruna savaşmayın! Özgürlük için savaşın! St Luke’un İncil’inin on yedinci bölümünde şunlar yazılıdır: Cennet insanların içindedir. Tek bir insanın ya da bir zümrenin değil, tüm insanların içinde, sizin içinizdedir. Güce siz insanlar sahipsiniz! Makineleri yapacak güce, mutluluğu yaratacak güce. Bu hayatı özgür ve güzel kılacak güce sizler sahipsiniz! Bu hayatı olağanüstü bir maceraya çevirecek olan yine sizlersiniz. Öyleyse, demokrasi adına haydi bu gücümüzü kullanalım. Haydi birleşelim!! Yeni bir dünya için savaşalım, insanca bir dünya için. Herkese çalışma şansı verecek, gençlere gelecek, yaşlılara güvenlik sağlayacak bir dünya için savaşalım! Zalimler de böyle sözler vererek iktidara geldiler ama yalan söylediler! Sözlerini tutmuyorlar! Hiçbir zaman da tutmayacaklar! Diktatörler kendilerini özgürleştirirler ama halkı esarete mahkum ederler. Haydi, şimdi bu sözleri tutmak için savaşalım! Dünyayı özgürleştirmek için savaşalım, ulusal sınırlar olmadan yaşayabilmek için, hırstan, nefretten ve hoşgörüsüzlükten kendimizi arındırmak için. Sağduyulu bir dünya için savaşalım. Bilimin ve gelişmenin bütün insanlığa mutluluk getireceği bir dünya için savaşalım. Askerler!! Demokrasi adına!! Birleşelim!!“ dedi ve onu çılgınlar gibi alkışlayan orduya baktı… Ne düşündü o gözler?. Ordunun düşünceyi değil de kürsüde bulunan adamı alkışlamasını temsil eden bir sahneydi bu. Çünkü o askerler… Başta başka biri tam tersi şeyler söylerken de alkışlıyorlardı… (Korkuluğa sorar.) Sence para nerdedir? Konuşacak mısın?. Tamam bahsi kaybettim, bir şans daha veremez misin?. Beni yalnız bırakma lütfen… Sende gidersen, ben ne yaparım yalnız?. (Silahını çıkartır.) Konuşacak mısın yoksa öldüreyim mi kendimi?. Kime diyorum ben! Heeeey!!! Bak şaka yapmıyorum! Ölürsem, sende ölürsün biliyorsun değil mi?. Allah’ım sen beni affet! (Işıklar söner. Tek el silah sesi gelir. Işıklar açıldığında Anlatıcı Selam vermektedir. Şanslı Paranın sahibi ayakta oyuncuyu alkışlamaktadır. Anlatıcı selamını verdikten sonra kulise geçer. Sahneye Şanslı Paranın sahibi paraya bakarak sahneye çıkar. Kulise giderken, önünden arkasından birkaç kişi gelir ve adamı gasp ederler. Gasp edilen adam yerden kalkıp kaçar. Diğerleri parayı alıp bölüşür biri soldan çıkar, diğeri sağdan, paranın olduğu kişi sahnede gezinirken kalabalığa karışır. Çiçek satan teyzeden çiçek alır. Onun ardından başka biri daha gelir. Çiçek alır para üstü olarak Şanslı parayı adama verir. Adam çiçeği aldığı gibi koşar. Sahneye bir bank koyarlar. Kadın sinirli bir şekilde beklemektedir bankta, saatine bakar. Adam elinde çiçekle koşturarak gelir.)
    EYLÜL – (Telefonu çalar.) Efendim canım?. Teşekkür ederim, annemin yanına geldim şimdi… Tamam, canım görüşürüz… (Telefonu kapatır.) Tarık. Gerçi sen pek sevmezdin onu. Aslında severdin de, şımarmasın diye sevmezdin… Bu arada anneler günün kutlu olsun annecim. Torununu da getirecektim ama gitar kursu varmış… Sabah erkenden uyandırdı bizi sıpa, bir şarkıyla. Hangi şarkı olduğunu tahmin edebilirsin eee sonuçta senin kızının kopyası… Şarkının sonunda “Anneler günün kutlu olsun anneciğim..” diye bir sarıldı… Anne bir sarıldı bana… O an neyi düşündüm biliyor musun? Allah korusun! Onsuzluğu… Sonra daha da çok sarıldım ona, aklıma sen geldin… Sende öyle sarılırdın ya bana… Nerdesin şimdi anne? Karşımda mısın? Yoksa gökyüzünden mi bakıyorsun? Nerdesin? Varlığını hissetmek istiyorum. Yokluğun ağır, taşıyamıyorum… Ben daha o kadar büyümedim ki anne? Hala yağmur yağdığında, sen ıslanma diye üstüne yatasım geliyor benim... Sonra bir bakıyorum torunun üstümde, gökyüzünün sesinden korkmuş sıpa… Hiç dönmeyecek misin anne? Hadi bir oyun oynayalım? Ben beşe kadar sayayım sende ortaya çık?. Söz kimseye söylemem! (Gözlerini kapatır.) Bir… İki.. Üç… Dört.. Beş.. (Hafif hafif açar. Olmadığını anlayınca hızlı hızlı tekrar kapatıp sayar.) Küçük kızın Eylül, hiç değişmemiş değil mi anne? Hala salak aptal hayali oyunları oynamaya devam ediyor. Belki ben büyümek istemiyorum? Anne ben büyümek istemiyorum! Anlıyor musun? Beni bıraktığın gibi… Anne ben onu nasıl bırakırım ki?. (Kalkar gidecekken döner hayali annesini oluşturur. O sırada tabutun içerisinden beyazlar içinde annesi çıkar. Eylül hayali annesine sarılırken, annesi tamamlar ve donarlar.)
    ANNE – Canım kızım... (Annesi mezarın bir köşesine oturur ve kızı tıpkı çocukluğundaki gibi dizlerine koyar başını…) Eylülüm, canım, üzülme sen... Bedenim toprak olmuş olabilir ama ruhum bak işte seninle… Ben çok iyiyim merak etme, sen yaşa hayatını yaşaya bildiğince. Ben beklerim seni… 9 ay bekledim kız, unuttun mu?. Maalesef kural böyle, böyle olmasaydı sevgi doğar mıydı? Kaybetme korkusu, sevgiyi doğurur unutma kızım.. Şimdi gitme vakti… (Tekrar mezarın içerisine girer annesi… Kızı düzelir, ne yaptığına anlam veremez ve toparlanır gider. Işıklar söner açıldığında Teyfik, Abidin Beyin odasına giderken, şirkette çalışan biri onu durdurur.)
    ÇALIŞAN – Pardon bir saniye!.
    TEYFİK – Buyurun?
    ÇALIŞAN – Teyfik Bey değil mi?
    TEYFİK – Evet…
    ÇALIŞAN – Buyurun efendim (Zarfı uzatır.) çalışmalarınızın karşılığı..
    TEYFİK – Teşekkür ederim.. (Çalışan uzaklaşır, Teyfik zarfın içindeki paralara bakar. İmzalı parayı görünce şok olur. Not defterini çıkartıp seri numarasını eşleştirir.) Yok artık.. (Zarfın içindeki paraları cebine koyar. Boş zarfı diğer cebine Abidin’in odasına gider. Kapıyı çalar.)
    ABİDİN – Gel… (Teyfik kapıdan içeriye girer.)
    TEYFİK – Merhaba Abidin Bey, çalışmamı teslim etmek için gelmiştim.
    ABİDİN – Demek bitti, bakıyım…
    TEYFİK – Buyurun efendim.. (Dosyayı uzatır. Abidin dosyayı inceler.)
    ABİDİN - Muhasebeden aldın mı paranı?
    TEYFİK – Aldım da efendim (Abidin sözünü keser.)
    ABİDİN – Sus…
    TEYFİK – Ama efendim?
    ABİDİN – Sus dedim… (Teyfik susar.) Hep siz konuşacaksınız değil mi? Seni susturan ben değilim, seni susturan para! O para da sende kalsın…
    TEYFİK – Biliyordunuz demek…
    ABİDİN – Emin ol, bildiğim her şeyi bilmek istemezdin, kalbin yetmezdi buna… (Perdeyi indirir. Teyfik imzalı paraları görünce şaşırır.) Tamam, paranın dili güzeldir ama o dili herkes bilir, önemli olan kalbin dilini bilmektir…
    SON


  4. 02.Mayıs.2015, 18:41
    2
    Berzah - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye



    II. PERDE

    ANLATICI – (Aynı şekilde oturmaktadır fakat eli boştur.) Charlie Chaplin’in, Hitler’in yerine kürsüye çıktığı o sahneyi hatırlıyor musunuz? Hani üstat yavaş yavaş çıkar kürsüye… Sonra tüm ordu, generaller orada olan herkes… Sıfır sessizlik… Sadece bakarlar kürsüdeki ufak boylu adama… Chaplin, ıslanmış gözleriyle süzer herkesi “Özür dilerim ama ben imparator olmak istemiyorum” der… “Çünkü bu benim işim değil… Kimseye hükmetmek ya da boyun eğdirmek istemiyorum Elimden gelirse, herkese yardım etmek isterim; Yahudi olan, olmayan, zenci veya beyaz… Hepimiz karşımızdakine yardım etmek isteriz. İnsanların yapısı böyledir. Biz birbirimizin mutluluğu için yaşamayı isteriz, kötülüğü için değil. Birbirimizden nefret etmek ve hor görmek istemeyiz. Bu dünyada herkese yetecek yer var ve toprak hepimizin ihtiyacını karşılayacak kadar bereketlidir. Yaşam biçimimiz özgürce ve güzel olabilir ama biz yolumuzu kaybettik. Açgözlülük insanların ruhunu zehirledi, dünyayı bir nefretle kuşattı, hepimizi kaz adımlarıyla sefaletin ve kanın içine sürükledi. Hızımızı arttırdık ama bunun tutsağı olduk. Bolluk getiren makineleşme bizi yoksul kıldı. Edindiğimiz bilgiler bizi alaycı yaptı; zekamızı ise katı ve acımasız. Çok fazla düşünüyoruz ama çok az hissediyoruz. Makineleşmeden çok insanlığa muhtacız. Zekadan çok iyilik ve anlayışa muhtacız. Bu değerler olmadan hayat korkunç olur ve bizler her şeyimizi yitiririz. Uçaklar ve radyo bizleri birbirimize yaklaştırdı. Bu buluşların var oluş nedeni, doğaları gereği, insanın içindeki iyiliği ortaya çıkarmak, evrensel kardeşliği oluşturmak ve hepimizin birleşmesini sağlamaktır. Şu anda bile sesim dünyadaki milyonlarca insana, acı çeken milyonlarca kadın, erkek ve küçük çocuğa, suçsuz insanları hapse atan, işkence eden bir sistemin kurbanlarına ulaşıyor. Beni işitenlere şunu söylemek istiyorum: Umutsuzluğa kapılmayın! Üstümüze çöken bela, vahşi bir hırsın, insanlığın gelişmesinden korkanların duyduğu acının bir sonucudur. İnsanlardaki bu nefret duygusu geçecek ve diktatörler ölecektir, halktan aldıkları güç yine halkın eline geçecektir. Son insan ölene kadar özgürlük asla yok olmayacaktır! (Askerlere bakar.) Askerler! Kendinizi bu vahşilere teslim etmeyin, sizleri küçük gören ve esir eden, hayatlarınızı yönetmeye çalışan, ne yapmanız, ne düşünmeniz, ne hissetmeniz gerektiğini size emredenlere; Sizleri bir hayvan terbiye eder gibi şartlandırıp topun ağzına sürenlere boyun eğmeyin. Bu doğa dışı adamlara boyun eğmeyin, makine kafalı, makine kalpli bu adamlara… Sizler birer makine değilsiniz! Sizler hayvan değilsiniz! Sizler insansınız! Kalbiniz insanlık sevgisiyle dolup taşmaktadır! Nefret etmeyin! Yalnızca sevilmeyenler nefret eder… Sevilmeyen ve doğaya aykırı olanlar… Askerler!! Kölelik uğruna savaşmayın! Özgürlük için savaşın! St Luke’un İncil’inin on yedinci bölümünde şunlar yazılıdır: Cennet insanların içindedir. Tek bir insanın ya da bir zümrenin değil, tüm insanların içinde, sizin içinizdedir. Güce siz insanlar sahipsiniz! Makineleri yapacak güce, mutluluğu yaratacak güce. Bu hayatı özgür ve güzel kılacak güce sizler sahipsiniz! Bu hayatı olağanüstü bir maceraya çevirecek olan yine sizlersiniz. Öyleyse, demokrasi adına haydi bu gücümüzü kullanalım. Haydi birleşelim!! Yeni bir dünya için savaşalım, insanca bir dünya için. Herkese çalışma şansı verecek, gençlere gelecek, yaşlılara güvenlik sağlayacak bir dünya için savaşalım! Zalimler de böyle sözler vererek iktidara geldiler ama yalan söylediler! Sözlerini tutmuyorlar! Hiçbir zaman da tutmayacaklar! Diktatörler kendilerini özgürleştirirler ama halkı esarete mahkum ederler. Haydi, şimdi bu sözleri tutmak için savaşalım! Dünyayı özgürleştirmek için savaşalım, ulusal sınırlar olmadan yaşayabilmek için, hırstan, nefretten ve hoşgörüsüzlükten kendimizi arındırmak için. Sağduyulu bir dünya için savaşalım. Bilimin ve gelişmenin bütün insanlığa mutluluk getireceği bir dünya için savaşalım. Askerler!! Demokrasi adına!! Birleşelim!!“ dedi ve onu çılgınlar gibi alkışlayan orduya baktı… Ne düşündü o gözler?. Ordunun düşünceyi değil de kürsüde bulunan adamı alkışlamasını temsil eden bir sahneydi bu. Çünkü o askerler… Başta başka biri tam tersi şeyler söylerken de alkışlıyorlardı… (Korkuluğa sorar.) Sence para nerdedir? Konuşacak mısın?. Tamam bahsi kaybettim, bir şans daha veremez misin?. Beni yalnız bırakma lütfen… Sende gidersen, ben ne yaparım yalnız?. (Silahını çıkartır.) Konuşacak mısın yoksa öldüreyim mi kendimi?. Kime diyorum ben! Heeeey!!! Bak şaka yapmıyorum! Ölürsem, sende ölürsün biliyorsun değil mi?. Allah’ım sen beni affet! (Işıklar söner. Tek el silah sesi gelir. Işıklar açıldığında Anlatıcı Selam vermektedir. Şanslı Paranın sahibi ayakta oyuncuyu alkışlamaktadır. Anlatıcı selamını verdikten sonra kulise geçer. Sahneye Şanslı Paranın sahibi paraya bakarak sahneye çıkar. Kulise giderken, önünden arkasından birkaç kişi gelir ve adamı gasp ederler. Gasp edilen adam yerden kalkıp kaçar. Diğerleri parayı alıp bölüşür biri soldan çıkar, diğeri sağdan, paranın olduğu kişi sahnede gezinirken kalabalığa karışır. Çiçek satan teyzeden çiçek alır. Onun ardından başka biri daha gelir. Çiçek alır para üstü olarak Şanslı parayı adama verir. Adam çiçeği aldığı gibi koşar. Sahneye bir bank koyarlar. Kadın sinirli bir şekilde beklemektedir bankta, saatine bakar. Adam elinde çiçekle koşturarak gelir.)
    EYLÜL – (Telefonu çalar.) Efendim canım?. Teşekkür ederim, annemin yanına geldim şimdi… Tamam, canım görüşürüz… (Telefonu kapatır.) Tarık. Gerçi sen pek sevmezdin onu. Aslında severdin de, şımarmasın diye sevmezdin… Bu arada anneler günün kutlu olsun annecim. Torununu da getirecektim ama gitar kursu varmış… Sabah erkenden uyandırdı bizi sıpa, bir şarkıyla. Hangi şarkı olduğunu tahmin edebilirsin eee sonuçta senin kızının kopyası… Şarkının sonunda “Anneler günün kutlu olsun anneciğim..” diye bir sarıldı… Anne bir sarıldı bana… O an neyi düşündüm biliyor musun? Allah korusun! Onsuzluğu… Sonra daha da çok sarıldım ona, aklıma sen geldin… Sende öyle sarılırdın ya bana… Nerdesin şimdi anne? Karşımda mısın? Yoksa gökyüzünden mi bakıyorsun? Nerdesin? Varlığını hissetmek istiyorum. Yokluğun ağır, taşıyamıyorum… Ben daha o kadar büyümedim ki anne? Hala yağmur yağdığında, sen ıslanma diye üstüne yatasım geliyor benim... Sonra bir bakıyorum torunun üstümde, gökyüzünün sesinden korkmuş sıpa… Hiç dönmeyecek misin anne? Hadi bir oyun oynayalım? Ben beşe kadar sayayım sende ortaya çık?. Söz kimseye söylemem! (Gözlerini kapatır.) Bir… İki.. Üç… Dört.. Beş.. (Hafif hafif açar. Olmadığını anlayınca hızlı hızlı tekrar kapatıp sayar.) Küçük kızın Eylül, hiç değişmemiş değil mi anne? Hala salak aptal hayali oyunları oynamaya devam ediyor. Belki ben büyümek istemiyorum? Anne ben büyümek istemiyorum! Anlıyor musun? Beni bıraktığın gibi… Anne ben onu nasıl bırakırım ki?. (Kalkar gidecekken döner hayali annesini oluşturur. O sırada tabutun içerisinden beyazlar içinde annesi çıkar. Eylül hayali annesine sarılırken, annesi tamamlar ve donarlar.)
    ANNE – Canım kızım... (Annesi mezarın bir köşesine oturur ve kızı tıpkı çocukluğundaki gibi dizlerine koyar başını…) Eylülüm, canım, üzülme sen... Bedenim toprak olmuş olabilir ama ruhum bak işte seninle… Ben çok iyiyim merak etme, sen yaşa hayatını yaşaya bildiğince. Ben beklerim seni… 9 ay bekledim kız, unuttun mu?. Maalesef kural böyle, böyle olmasaydı sevgi doğar mıydı? Kaybetme korkusu, sevgiyi doğurur unutma kızım.. Şimdi gitme vakti… (Tekrar mezarın içerisine girer annesi… Kızı düzelir, ne yaptığına anlam veremez ve toparlanır gider. Işıklar söner açıldığında Teyfik, Abidin Beyin odasına giderken, şirkette çalışan biri onu durdurur.)
    ÇALIŞAN – Pardon bir saniye!.
    TEYFİK – Buyurun?
    ÇALIŞAN – Teyfik Bey değil mi?
    TEYFİK – Evet…
    ÇALIŞAN – Buyurun efendim (Zarfı uzatır.) çalışmalarınızın karşılığı..
    TEYFİK – Teşekkür ederim.. (Çalışan uzaklaşır, Teyfik zarfın içindeki paralara bakar. İmzalı parayı görünce şok olur. Not defterini çıkartıp seri numarasını eşleştirir.) Yok artık.. (Zarfın içindeki paraları cebine koyar. Boş zarfı diğer cebine Abidin’in odasına gider. Kapıyı çalar.)
    ABİDİN – Gel… (Teyfik kapıdan içeriye girer.)
    TEYFİK – Merhaba Abidin Bey, çalışmamı teslim etmek için gelmiştim.
    ABİDİN – Demek bitti, bakıyım…
    TEYFİK – Buyurun efendim.. (Dosyayı uzatır. Abidin dosyayı inceler.)
    ABİDİN - Muhasebeden aldın mı paranı?
    TEYFİK – Aldım da efendim (Abidin sözünü keser.)
    ABİDİN – Sus…
    TEYFİK – Ama efendim?
    ABİDİN – Sus dedim… (Teyfik susar.) Hep siz konuşacaksınız değil mi? Seni susturan ben değilim, seni susturan para! O para da sende kalsın…
    TEYFİK – Biliyordunuz demek…
    ABİDİN – Emin ol, bildiğim her şeyi bilmek istemezdin, kalbin yetmezdi buna… (Perdeyi indirir. Teyfik imzalı paraları görünce şaşırır.) Tamam, paranın dili güzeldir ama o dili herkes bilir, önemli olan kalbin dilini bilmektir…
    SON




+ Yorum Gönder