Konusunu Oylayın.: Duada Hayır Kaydı

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Duada Hayır Kaydı
  1. 05.Mart.2008, 01:28
    1
    LeoparGS
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 15.Şubat.2007
    Üye No: 26
    Mesaj Sayısı: 2,647
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 33
    Bulunduğu yer: İstanbul

    Duada Hayır Kaydı






    Duada Hayır Kaydı Mumsema
    Duada Hayır Kaydı
    Doktorların çok veciz bir sözü vardır. “Önce insan kendinin doktoru olmalı”. Efradını cami ağyarını mani bir cümle. İnsan hem maddi hem de manevi alanda kendisinin doktoru olmalıdır. Gelişen teknolojinin meydana getirdiği komplikasyonlar, cemiyetin bozuk olması, ortam ve şartların olumsuz olması neticesi insan daima maddi ve manevi hastalıklara karşı korumasız bırakılmış gibidir. Kışların alabildiğine sertliği, gecelerin donduran soğu, yazın rahaveti altında daima virüsler bünyemize girmeye yol bulabilir, neticede bizi yatağa mahkum edebilirler.

    Bu şartlar içersinde insan hastalanmamaya bakmalıdır. Hastalık emaresini sezdiği anda hemen o emareleri izale edecek çarelere başvurmalıdır. Zaten akl-ı selim sahibi bir insan maruz kalabileceği bir hastalığı bertaraf adına bugün devamlı çekaplar yaptırmakta, özel doktoruyla mütemadiyen meşveret halinde hayatını devam ettirmektedir. Bu zaviyeden insan ahiret hayatını karartabilecek hırs, nefret, kin, şehvet, gadap, makam-mansıp sevgisi vs.virüslerine maruz kaldığı anda hemen onları meşru platforma çekecek tedavileri uygulamalıdır. Zira maddi hayatımızın ihmali neticesi doğabilecek en kötü sonuç; şu fani hayatı noktalamaktır. Ama ahiret hayatını tehdit eden virüsleri bertaraf etme adına gösterilen bir gaflet, sonsuz bir hayatı kaybettirebilir. Günümüzde devamlı değişen ve bilgisayarları tehdit eden virüsler gibi ahiret hayatını devamlı tehdit eden virüsler vardır. Kimi zaman mal, kimi zaman mansıp, şan, şöhret, hırs, enaniyet, vs. İşte bu virüslerin sirayeti sonucu insan elim bir akıbetle karşı karşıya kalabilir. İnsanı böyle bir virüse maruz bırakan sebeblerden biri de mahrumu bulunduğu şeyler konusunda yaptığı duaları hayır kaydına bağlamamasıdır. Bu hususta canlı bir ibret tablosu olarak Sa’lebe’nin hayatı karşımızda durmaktadır..
    Allah Rasulünü (sallallahü aleyhi ve sellem) tanıma bahtiyarlığına ermiş, O’nun huzur ikliminde bulunmuş, vahyin sağnak sağnak yağdığı dönemi idrak etmiş, imanın tadını tatmış, aslen Medine’li olan Sa’lebe. İmanın tadını almışken başka tatlar araması, ararken de ölçü ve kriterden yoksun olarak böyle bir arayışa girmesi huzur-u Nebevi’de kaybetmesine sebeb olmuştur. Tevbe suresinin 75-78 ayetlerinin onun hakkında nazil olduğu rivayet edilir:

    “Onlardan kimi de Allaha şöyle kesin söz vermişlerdi: Eğer Allah bize lütfundan verirse, biz de mutlaka zekât ve teberrûda bulunacak ve elbette iyi insanlardan olacağız. Fakat Allah lütfundan onlara servet verince cimrilik edip onun hakkını vermediler. Allaha verdikleri sözden dönmeleri ve yalan söylemeyi âdet edinmeleri sebebiyle, Allah da bu işlerinin neticesini, kalblerinde kıyamet gününe kadar sürecek bir münafıklık kıldı. O münafıklar hâla anlamadılar mı ki Allah onların sözlerini de, fısıldaşmalarını da bilir ve Allah bütün gaybleri tam tamına bilir”.

    Rivayetin tafsilatında ise; Sa’lebe, Efendimiz’in (s.a.v) huzuruna gelir, “Ya Rasulallah Allah’a dua et de büyük bir servet elde edeyim” der. Bunun mukabilinde Efendimiz (s.a.v): “Salebe, şükrünü yerine getirdiğin az mal, şükrünü eda edemeyeceğin çok maldan hayırlıdır” buyurur.

    Sa’lebe tekrar gelir der ki, “Seni hak ile gönderene yemin ederim ki, Allah bana büyük bir servet nasip ederse, mutlaka bu malda hakkı olan herkesin hakkını veririm”. Kurtulmak için değil de kurtarmak için gelen Efendimiz (s.a.v) onu, maruz kalacağı kötü akıbetten kurtarma adına şöyle dedi. “Sen Allah’ın Peygamberi gibi olmak istemez misin? Rabbime yemin olsun ki eğer dileseydim şu dağlar altın ve gümüş olarak bana gelirdi.” Ancak onun ısrarlı talepleri karşısında; Efendimiz (s.a.v) ellerini kaldırdı ve gönlünün hilafına “Allah’ım Sa’lebeye mal ver!” diye dua etti.

    Bu duadan sonra Sa’lebe bir koyun alır. O koyun duanın bereketiyle koyunlara, koyunlar diğer servetlere dönüşür. Medine’nin dışında başka bir vadiye yerleşir. Tabi böyle büyük bir tüccar haline gelince de, bütün mesaisini işine ayırırken cemaat ve Cuma namazlarını rafa kaldırır.

    Zekat ayetiyle beraber Rasulullah (s.a.v) zekat memurlarını ona gönderir. Kendisinden zekat istenince “Bu haraçtan başka bir şey değil, siz gidin ben bir düşüneyim” der. Zekat memurlarının yüzünden bunu anlayan Efendimiz (s.a.v) iki kere “Yazıklar olsun Sa’lebe” der. Daha sonra da yukarıdaki ayetler nazil olur.
    Sa’lebe daha sonra zekatı vermek için gelir. Fakat Efendimiz (s.a.v) “Allah tealâ beni senin zekatını kabul etmekten men etti.” buyurdu. O zaman Sa'lebe başına toprak saçmağa başlayınca, Efendimiz (s.a.v) “Bu senin amelindir. Emrettim itaat etmedin” buyurur. Efendimiz’in (s.a.v) vefatından sonra Sa’lebe zekatı Hz. Ebu Bekir’e (r.a), ondan sonra Hz. Ömer Efendimize getirir fakat kabul edilmez. Hz. Osman döneminde de helak olur.
    Arkada bıraktığı ibret tablosunda ise şunlar okunmaktadır. Emre iteattaki inceliğe riayet etmeyip onun aksine davranması, o mevzuda ısrarını muhafaza etmesi, üzerine terettüp eden şeyleri yerine getirmede ihmal göstermesi onun kaybetmesine sebeb olmuştur. Dünün veliliğinin bu güne bir faydası yoktur. Dün veli olabilirsin aynı kulluk şuurunu katlayarak bugüne taşımadığında ulaştığın o ulvi mertebeden bir anda düşebilirsin. Dün çok iyi bir hayatın olabilir ama aynı performansı bu gün gösteremediğin takdirde dünün bu güne bir faydası yoktur. Kabe’nin göbeğinde bulunup cehenneme giden insan sayısı az değildir.

    Ayrıca ve belki onun kaybetmesinin en önemli noktalarından birisi de şudur. Allah (c.c) malı istediğine verir. Bir hadiste de kim Allah’ın takdirine rıza gösterirse Allah’ın (c.c) rızası onunla olur. Kim de o takdire kızarsa, şikayet ederse Allah’ın (c.c) kızgınlığı, gazabı o kimseyle beraber olur. Sa’lebe de servet isterken bu noktaları göz önüne almadığından, duasını hayra bağlamadığından böyle bir dua onun hem dünyasını, hem ahiretini karartmaya sebep olmuştur.

    Nasıl Kur’an’daki sabırla alakalı dualar, bela gelmeyince yapılmaması gerekir. Bu dua yapıldığı takdirde belaya davetiye kabilinden olabilir. Bu açıdan mutlak hayra bağlanmayan mal talebiyle vs. konularla alakalı dualar da insan için ayrı bir imtihan vesilesi olabilir.

    Hatta Kur’an’da ilerlemiş yaşlarına rağmen çocuk talebinde bulunan Hz. İbrahim (a.s) ve Hz. Zekeriya (a.s) çocuklarıyla ağır imtihanlara tabi olmuşlardır. Hatta Hz. Zekeriya’nın (as) bu imtihan süreci kendisine bahşedilen Yahya’ın (a.s) yahudiler tarafından öldürmesiyle noktalanır. Dolayısıyle çocuğu olmayan aileler böyle bir taleple haklarında ayrı bir imtihan sayfası açabilirler. Kur’an çerçevesinden meseleye bakacak olursak, Zekeriya (a.s) hakkındaki ayetler şöyledir:

    “Ya Rabbi, iyice yaşlandım, kemiklerim zayıfladı, eridi, başımdaki saçlarım ağardı, beyaz alevler gibi tutuştu. Ya Rabbi, Sana her ne için yalvardıysam, asla mahrum kalmadım, bedbaht olmadım.”Doğrusu ben arkamdan yerime geçecek akrabamdan ötürü endişeliyim. Eşim de kısır. Bana lûtf-u kereminden öyle bir varis nasib et ki bana da, Yakub hanedanına da varis olsun. Onu, razı olacağın bir insan eyle ya Rabbi!” Zekeriyya! buyurdu, Biz, sana adı Yahya olacak bir oğul müjdeliyoruz. Daha önce, kimseyi ona adaş yapmadık. (Bu adı alan olmadı).Ya Rabbi, dedi, nasıl olur benim çocuğum olabilir ki eşim kısır, ben ise bir pîr-i faniyim.” Melek dedi: “Öyledir, fakat Rabbin buyurdu ki: Bunu yapmak bana pek kolay. Nitekim seni yoktan var eden de Ben değil miyim?” A’li İmran ( 4-9)

    İbrahim (a.s) hakkında ise;
    “Ya Rabbi, salih evlatlar lutfet bana!”Biz de ona aklı başında bir oğul müjdeledik. (Bu duadan Hz. İbrahim (a.s) ın o zaman çocuğu olmadığı sonucu çıkarılabilir. Hz. İsmail ile Hz. İshakın iyice yaşlandığı sırada verildiği bilinince, duasına uzun yıllar sonra icabet edildiği anlaşılır). Çocuk büyüyüp yanında koşacak çağa erişince bir gün ona: “Evladım, dedi, ben rüyamda seni boğazlamaya giriştiğimi görüyorum, nasıl yaparız bu işi, sen ne dersin bu işe!” Oğlu: “Babacığım! dedi, hiç düşünüp çekinme, sana Allah tarafından ne emrediliyorsa onu yap. İnşaallah Allahın izniyle benim de sabırlı, dayanıklı biri olduğumu göreceksin!” dedi. (Hz. İbrahim oğlunu kurban ettiğini değil, kurban etmeye giriştiğini görmüştü.) Her ikisi de Allahın emrine teslim olup, İbrahim oğlunu şakağı üzere yere yatırınca ona şöyle nida ettik: “İbrahim! Rüyana sadık kalıp onun gereğini yerine getirdin. Onu kurban etmekten sizi muaf tuttuk. İşte böyle ödüllendiririz Biz iyileri! Bu, gerçekten pek büyük bir imtihandı. Oğluna bedel ona büyük bir kurbanlık verdik. Sonraki nesiller içinde ona da iyi bir nam bıraktık: ki o da, bütün milletler tarafından şöyle denilmesidir. Selam olsun İbrahim’e!” buyurulmuştur. Ali imran (100-109)

    Netice itibariyle, insan mezelle-yi akdam olan bu dünya zemininde kaymamak, kayıp bir yerlere toslayıp felaketlere maruz kalmamak için adımını atarken çok dikkat etmelidir.
    Peygamberler dahi yaptıkları dualarla harikuladeden bir lutfa ulaştıklarında Allah’a (c.c) yakınlıkları gereği büyük imtihanlara maruz kalmışlardır. Böyle bir imtihan da onların çok büyük nimetlere nail olmasına vesile olmuştur. Zira hadis-i şerifin ifadesiyle daima büyük belaların arkadasında büyük mükafatlar vardır.

    Bütün bunlar bize şunu göstermektedir. Dua ederken daima duayı hayra bağlamalıdır. Hatta Efendimiz (s.a.v) şayet biriniz ölümü temenni edecekse bile şöyle demelidir diyor: “Allah’ım şayet yaşamam hayırlı ise beni yaşat, şayet ölmem hayırlı ise beni vefat ettir”.

    Bu açıdan mal, servet, çocuk, makam, vs. dua ile ne talep edilirse edilsin –hayırlı- kaydını mutlak surette koymak gerekir. Aksi takdirde malı olmayan, çocuğu olmayan kimseler dua ederken dularında böyle bir kayda (hayır) yer vermediklerinde büyük bir imtihan onları bekliyor demektir. Bugünün imanı o imtihanı vermeye yetmeyebilir. Sa’lebe’ninki gibi bir akıbetle karşı karşıya kalınabilir.

    Peygamberler açısından, Peygamberlerin yüzleri her zaman Rabbilerine dönük olduğundan, onlar tamamen hayra kilitlendiklerinden dolayı onların, neticesi itibariyle de alabildiğine hayır olan böyle bir imtihana tabi tutulmalarının ayrı bir hikmeti vardır.

    Cengiz İnanır


  2. 05.Mart.2008, 01:28
    1
    Devamlı Üye



    Duada Hayır Kaydı
    Doktorların çok veciz bir sözü vardır. “Önce insan kendinin doktoru olmalı”. Efradını cami ağyarını mani bir cümle. İnsan hem maddi hem de manevi alanda kendisinin doktoru olmalıdır. Gelişen teknolojinin meydana getirdiği komplikasyonlar, cemiyetin bozuk olması, ortam ve şartların olumsuz olması neticesi insan daima maddi ve manevi hastalıklara karşı korumasız bırakılmış gibidir. Kışların alabildiğine sertliği, gecelerin donduran soğu, yazın rahaveti altında daima virüsler bünyemize girmeye yol bulabilir, neticede bizi yatağa mahkum edebilirler.

    Bu şartlar içersinde insan hastalanmamaya bakmalıdır. Hastalık emaresini sezdiği anda hemen o emareleri izale edecek çarelere başvurmalıdır. Zaten akl-ı selim sahibi bir insan maruz kalabileceği bir hastalığı bertaraf adına bugün devamlı çekaplar yaptırmakta, özel doktoruyla mütemadiyen meşveret halinde hayatını devam ettirmektedir. Bu zaviyeden insan ahiret hayatını karartabilecek hırs, nefret, kin, şehvet, gadap, makam-mansıp sevgisi vs.virüslerine maruz kaldığı anda hemen onları meşru platforma çekecek tedavileri uygulamalıdır. Zira maddi hayatımızın ihmali neticesi doğabilecek en kötü sonuç; şu fani hayatı noktalamaktır. Ama ahiret hayatını tehdit eden virüsleri bertaraf etme adına gösterilen bir gaflet, sonsuz bir hayatı kaybettirebilir. Günümüzde devamlı değişen ve bilgisayarları tehdit eden virüsler gibi ahiret hayatını devamlı tehdit eden virüsler vardır. Kimi zaman mal, kimi zaman mansıp, şan, şöhret, hırs, enaniyet, vs. İşte bu virüslerin sirayeti sonucu insan elim bir akıbetle karşı karşıya kalabilir. İnsanı böyle bir virüse maruz bırakan sebeblerden biri de mahrumu bulunduğu şeyler konusunda yaptığı duaları hayır kaydına bağlamamasıdır. Bu hususta canlı bir ibret tablosu olarak Sa’lebe’nin hayatı karşımızda durmaktadır..
    Allah Rasulünü (sallallahü aleyhi ve sellem) tanıma bahtiyarlığına ermiş, O’nun huzur ikliminde bulunmuş, vahyin sağnak sağnak yağdığı dönemi idrak etmiş, imanın tadını tatmış, aslen Medine’li olan Sa’lebe. İmanın tadını almışken başka tatlar araması, ararken de ölçü ve kriterden yoksun olarak böyle bir arayışa girmesi huzur-u Nebevi’de kaybetmesine sebeb olmuştur. Tevbe suresinin 75-78 ayetlerinin onun hakkında nazil olduğu rivayet edilir:

    “Onlardan kimi de Allaha şöyle kesin söz vermişlerdi: Eğer Allah bize lütfundan verirse, biz de mutlaka zekât ve teberrûda bulunacak ve elbette iyi insanlardan olacağız. Fakat Allah lütfundan onlara servet verince cimrilik edip onun hakkını vermediler. Allaha verdikleri sözden dönmeleri ve yalan söylemeyi âdet edinmeleri sebebiyle, Allah da bu işlerinin neticesini, kalblerinde kıyamet gününe kadar sürecek bir münafıklık kıldı. O münafıklar hâla anlamadılar mı ki Allah onların sözlerini de, fısıldaşmalarını da bilir ve Allah bütün gaybleri tam tamına bilir”.

    Rivayetin tafsilatında ise; Sa’lebe, Efendimiz’in (s.a.v) huzuruna gelir, “Ya Rasulallah Allah’a dua et de büyük bir servet elde edeyim” der. Bunun mukabilinde Efendimiz (s.a.v): “Salebe, şükrünü yerine getirdiğin az mal, şükrünü eda edemeyeceğin çok maldan hayırlıdır” buyurur.

    Sa’lebe tekrar gelir der ki, “Seni hak ile gönderene yemin ederim ki, Allah bana büyük bir servet nasip ederse, mutlaka bu malda hakkı olan herkesin hakkını veririm”. Kurtulmak için değil de kurtarmak için gelen Efendimiz (s.a.v) onu, maruz kalacağı kötü akıbetten kurtarma adına şöyle dedi. “Sen Allah’ın Peygamberi gibi olmak istemez misin? Rabbime yemin olsun ki eğer dileseydim şu dağlar altın ve gümüş olarak bana gelirdi.” Ancak onun ısrarlı talepleri karşısında; Efendimiz (s.a.v) ellerini kaldırdı ve gönlünün hilafına “Allah’ım Sa’lebeye mal ver!” diye dua etti.

    Bu duadan sonra Sa’lebe bir koyun alır. O koyun duanın bereketiyle koyunlara, koyunlar diğer servetlere dönüşür. Medine’nin dışında başka bir vadiye yerleşir. Tabi böyle büyük bir tüccar haline gelince de, bütün mesaisini işine ayırırken cemaat ve Cuma namazlarını rafa kaldırır.

    Zekat ayetiyle beraber Rasulullah (s.a.v) zekat memurlarını ona gönderir. Kendisinden zekat istenince “Bu haraçtan başka bir şey değil, siz gidin ben bir düşüneyim” der. Zekat memurlarının yüzünden bunu anlayan Efendimiz (s.a.v) iki kere “Yazıklar olsun Sa’lebe” der. Daha sonra da yukarıdaki ayetler nazil olur.
    Sa’lebe daha sonra zekatı vermek için gelir. Fakat Efendimiz (s.a.v) “Allah tealâ beni senin zekatını kabul etmekten men etti.” buyurdu. O zaman Sa'lebe başına toprak saçmağa başlayınca, Efendimiz (s.a.v) “Bu senin amelindir. Emrettim itaat etmedin” buyurur. Efendimiz’in (s.a.v) vefatından sonra Sa’lebe zekatı Hz. Ebu Bekir’e (r.a), ondan sonra Hz. Ömer Efendimize getirir fakat kabul edilmez. Hz. Osman döneminde de helak olur.
    Arkada bıraktığı ibret tablosunda ise şunlar okunmaktadır. Emre iteattaki inceliğe riayet etmeyip onun aksine davranması, o mevzuda ısrarını muhafaza etmesi, üzerine terettüp eden şeyleri yerine getirmede ihmal göstermesi onun kaybetmesine sebeb olmuştur. Dünün veliliğinin bu güne bir faydası yoktur. Dün veli olabilirsin aynı kulluk şuurunu katlayarak bugüne taşımadığında ulaştığın o ulvi mertebeden bir anda düşebilirsin. Dün çok iyi bir hayatın olabilir ama aynı performansı bu gün gösteremediğin takdirde dünün bu güne bir faydası yoktur. Kabe’nin göbeğinde bulunup cehenneme giden insan sayısı az değildir.

    Ayrıca ve belki onun kaybetmesinin en önemli noktalarından birisi de şudur. Allah (c.c) malı istediğine verir. Bir hadiste de kim Allah’ın takdirine rıza gösterirse Allah’ın (c.c) rızası onunla olur. Kim de o takdire kızarsa, şikayet ederse Allah’ın (c.c) kızgınlığı, gazabı o kimseyle beraber olur. Sa’lebe de servet isterken bu noktaları göz önüne almadığından, duasını hayra bağlamadığından böyle bir dua onun hem dünyasını, hem ahiretini karartmaya sebep olmuştur.

    Nasıl Kur’an’daki sabırla alakalı dualar, bela gelmeyince yapılmaması gerekir. Bu dua yapıldığı takdirde belaya davetiye kabilinden olabilir. Bu açıdan mutlak hayra bağlanmayan mal talebiyle vs. konularla alakalı dualar da insan için ayrı bir imtihan vesilesi olabilir.

    Hatta Kur’an’da ilerlemiş yaşlarına rağmen çocuk talebinde bulunan Hz. İbrahim (a.s) ve Hz. Zekeriya (a.s) çocuklarıyla ağır imtihanlara tabi olmuşlardır. Hatta Hz. Zekeriya’nın (as) bu imtihan süreci kendisine bahşedilen Yahya’ın (a.s) yahudiler tarafından öldürmesiyle noktalanır. Dolayısıyle çocuğu olmayan aileler böyle bir taleple haklarında ayrı bir imtihan sayfası açabilirler. Kur’an çerçevesinden meseleye bakacak olursak, Zekeriya (a.s) hakkındaki ayetler şöyledir:

    “Ya Rabbi, iyice yaşlandım, kemiklerim zayıfladı, eridi, başımdaki saçlarım ağardı, beyaz alevler gibi tutuştu. Ya Rabbi, Sana her ne için yalvardıysam, asla mahrum kalmadım, bedbaht olmadım.”Doğrusu ben arkamdan yerime geçecek akrabamdan ötürü endişeliyim. Eşim de kısır. Bana lûtf-u kereminden öyle bir varis nasib et ki bana da, Yakub hanedanına da varis olsun. Onu, razı olacağın bir insan eyle ya Rabbi!” Zekeriyya! buyurdu, Biz, sana adı Yahya olacak bir oğul müjdeliyoruz. Daha önce, kimseyi ona adaş yapmadık. (Bu adı alan olmadı).Ya Rabbi, dedi, nasıl olur benim çocuğum olabilir ki eşim kısır, ben ise bir pîr-i faniyim.” Melek dedi: “Öyledir, fakat Rabbin buyurdu ki: Bunu yapmak bana pek kolay. Nitekim seni yoktan var eden de Ben değil miyim?” A’li İmran ( 4-9)

    İbrahim (a.s) hakkında ise;
    “Ya Rabbi, salih evlatlar lutfet bana!”Biz de ona aklı başında bir oğul müjdeledik. (Bu duadan Hz. İbrahim (a.s) ın o zaman çocuğu olmadığı sonucu çıkarılabilir. Hz. İsmail ile Hz. İshakın iyice yaşlandığı sırada verildiği bilinince, duasına uzun yıllar sonra icabet edildiği anlaşılır). Çocuk büyüyüp yanında koşacak çağa erişince bir gün ona: “Evladım, dedi, ben rüyamda seni boğazlamaya giriştiğimi görüyorum, nasıl yaparız bu işi, sen ne dersin bu işe!” Oğlu: “Babacığım! dedi, hiç düşünüp çekinme, sana Allah tarafından ne emrediliyorsa onu yap. İnşaallah Allahın izniyle benim de sabırlı, dayanıklı biri olduğumu göreceksin!” dedi. (Hz. İbrahim oğlunu kurban ettiğini değil, kurban etmeye giriştiğini görmüştü.) Her ikisi de Allahın emrine teslim olup, İbrahim oğlunu şakağı üzere yere yatırınca ona şöyle nida ettik: “İbrahim! Rüyana sadık kalıp onun gereğini yerine getirdin. Onu kurban etmekten sizi muaf tuttuk. İşte böyle ödüllendiririz Biz iyileri! Bu, gerçekten pek büyük bir imtihandı. Oğluna bedel ona büyük bir kurbanlık verdik. Sonraki nesiller içinde ona da iyi bir nam bıraktık: ki o da, bütün milletler tarafından şöyle denilmesidir. Selam olsun İbrahim’e!” buyurulmuştur. Ali imran (100-109)

    Netice itibariyle, insan mezelle-yi akdam olan bu dünya zemininde kaymamak, kayıp bir yerlere toslayıp felaketlere maruz kalmamak için adımını atarken çok dikkat etmelidir.
    Peygamberler dahi yaptıkları dualarla harikuladeden bir lutfa ulaştıklarında Allah’a (c.c) yakınlıkları gereği büyük imtihanlara maruz kalmışlardır. Böyle bir imtihan da onların çok büyük nimetlere nail olmasına vesile olmuştur. Zira hadis-i şerifin ifadesiyle daima büyük belaların arkadasında büyük mükafatlar vardır.

    Bütün bunlar bize şunu göstermektedir. Dua ederken daima duayı hayra bağlamalıdır. Hatta Efendimiz (s.a.v) şayet biriniz ölümü temenni edecekse bile şöyle demelidir diyor: “Allah’ım şayet yaşamam hayırlı ise beni yaşat, şayet ölmem hayırlı ise beni vefat ettir”.

    Bu açıdan mal, servet, çocuk, makam, vs. dua ile ne talep edilirse edilsin –hayırlı- kaydını mutlak surette koymak gerekir. Aksi takdirde malı olmayan, çocuğu olmayan kimseler dua ederken dularında böyle bir kayda (hayır) yer vermediklerinde büyük bir imtihan onları bekliyor demektir. Bugünün imanı o imtihanı vermeye yetmeyebilir. Sa’lebe’ninki gibi bir akıbetle karşı karşıya kalınabilir.

    Peygamberler açısından, Peygamberlerin yüzleri her zaman Rabbilerine dönük olduğundan, onlar tamamen hayra kilitlendiklerinden dolayı onların, neticesi itibariyle de alabildiğine hayır olan böyle bir imtihana tabi tutulmalarının ayrı bir hikmeti vardır.

    Cengiz İnanır


    Benzer Konular

    - Bankaların verdiği kredi kartı ile hesap gününü geçirmemek kaydı ile alışveriş. geçirmemek kaydı ile

    - Şafi Mezhebinde Hutbe Esnasında Hapşırana Hayır Duada Bulunmak Caiz mi?

    - Hanefi Mezhebinde Hutbe Okunurken Hapşırana Hayır Duada Bulunmak Caiz mi?

    - Tüm müminler ve kafirler için hayır duada bulunmanın sakıncası var mıdır?

    - Aksırana Hayır Duada Bulunmak (Teşmit-İ Âtıs)

  3. 05.Mart.2008, 04:32
    2
    ihramlı
    Kıdemli Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 29.Mayıs.2007
    Üye No: 842
    Mesaj Sayısı: 657
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Yaş: 62
    Bulunduğu yer: YOK

    --->: Duada Hayır Kaydı




    Peygamberler açısından, Peygamberlerin yüzleri her zaman Rabbilerine dönük olduğundan, onlar tamamen hayra kilitlendiklerinden dolayı onların, neticesi itibariyle de alabildiğine hayır olan böyle bir imtihana tabi tutulmalarının ayrı bir hikmeti vardır. ALLAH RAZI OLSUN EMEĞİNE SAĞLIK


  4. 05.Mart.2008, 04:32
    2
    Kıdemli Üye



    Peygamberler açısından, Peygamberlerin yüzleri her zaman Rabbilerine dönük olduğundan, onlar tamamen hayra kilitlendiklerinden dolayı onların, neticesi itibariyle de alabildiğine hayır olan böyle bir imtihana tabi tutulmalarının ayrı bir hikmeti vardır. ALLAH RAZI OLSUN EMEĞİNE SAĞLIK


  5. 23.Haziran.2010, 10:39
    3
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 28,969
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 329
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    --->: Duada Hayır Kaydı

    Duada Hayır Kaydı
    güzel bir konu


  6. 23.Haziran.2010, 10:39
    3
    Moderatör
    Duada Hayır Kaydı
    güzel bir konu





+ Yorum Gönder