Konusunu Oylayın.: Dua (istemek) Hakkında

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Dua (istemek) Hakkında
  1. 22.Mayıs.2007, 15:24
    1
    İnşirah
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 12.Mart.2007
    Üye No: 86
    Mesaj Sayısı: 3,288
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 39

    Dua (istemek) Hakkında






    Dua (istemek) Hakkında Mumsema İstemenin insana kazandıracağı en büyük değer, Evrenin Sahibinin rızası, sevgisi, takdiri, dostluğu ve yakınlığıdır.

    İstemeyi ve duayı sınavlarda başarılı olmak, mutlu bir evlilik, akıllı çocuklar, zengin ve huzurlu bir dünya ve Cennet hayatı gibi amaçlarla yapıyor olabiliriz. Bunlar dünyaya dalan bakışlarımız için çok önemli olabilir. Oysa eğer Yunus Emre'nin kalbiyle bakabilseydik, sonsuz Cenneti bile geri plâna itecektik; Sınırsız Şefkate yönelerek "bana Seni gerek Seni" diyecektik.
    Kulluk olgusu, sadece ibadet mekânlarında gerçekleşen özel eylemler ve hareketler değildir. Namaz ve benzeri ibadetler, kulluğun dışa yansıyan biçimleridir. Bu tür ibadetlerin dış biçimlerinin faydaları çoğunlukla dünyaya, iç biçimlerinin faydaları da çoğunlukla sonsuzluğa bakar.
    Adem Peygambere başka, Nuh veya Musa Peygambere başka ibadet suretleri öğretilmişti... Ama tüm bu suretlerin özünde değişmeyen gerçek kulluğun ve ibadetin, anlamı ve içeriği idi.
    Söz konusu kulluk, dört temel içerikten oluşur: Birincisi, Yaratıcının sınırsızlığını, her şeyi olağanüstü amaçlarla kuşatmasını ve kurduğu evren sisteminin inanılmazlığını keşfetmektir. Sonra da, bu keşfe dayanarak, içten bir inançla "Ey Yaratıcımız, Seni her türlü eksiklikten uzak biliriz" anlamını hissetmek ve söylemektir.
    İkincisi, Yaratıcının sınırsız cömertliğini, ikramlarını ve merhametini keşfetmektir. Sonra da, tüm övgülerin Ona ait olduğunu onaylayarak, derin bir şükür duygusu içerisine girmektir.
    Üçüncüsü de, bu muhteşem evrenin milyarlarca yıldızını, âdeta iğne ucu gibi noktadan açarak genişleten O Kudretin sınırsızlığına hayran kalmak ve Onun en yüce olduğunu onaylamaktır.25
    Nihayet dua, tüm bu üç alanı birbirine bağlayarak kulluğu tamamlayan en değerli eylemdir. Dua Evrenin Sahibinden istemektir. Ona muhtaç olduğunu, her şeyi Onun verdiğini bilmektir. Evrenin Sahibine yönelmek; Ona derdini açmayı vesile yaparak, Onun katına yükselmektir. Dua, sanatın ve keşfediciliğin kapısıdır. Dua, insanı çirkin cisimler dünyasından, evrenin Hâkiminin sınırsız güzellikteki Yüce katına yükseltir.
    İslâm Peygamberi (asm), dua hakkında şunları söyler: "İnsanların en acizi, duadan aciz olandır..."26 "... en faziletli ibadet
    duadır."27 "Allah katında duadan daha değerli bir şey yoktur."28 "Allah ısrarla dua edenleri sever. "29 Yaratıcı da son Peygamberine (asm) şöyle seslenir: "De ki, duanız (istemeniz) olmazsa, Rabbim size ne diye değer versin?"
    Muhteşem bir ağaç yetiştiriyorsanız, meyvesinin çirkin görünmesini, çürük kokmasını ve yiyenleri zehirlemesini ister misiniz? Bu muhteşem "evren ağacının" Sahibi insanı en güzel surette yarattığını söylüyor.31 İnsanın en güzel surette yaratılması, evrenin en değerli yaratığı, yani meyvesi olmaya aday gösterilmesi demektir. Peki, insanın üstü başının kokuşmuş; kişiliğinin ve ahlâkının çürümüş olması, evrenin sair canlıları için üzücü ve utandırıcı olmaz mıydı? Nice çocuklar, anne babalarını ölünceye kadar utandırıyor. Nice insanlar da, hayatları boyunca yaptıklarıyla, şerefli evren sarayını acıya ve üzüntüye boğuyor.
    Allah insanı güzel yaratmıştır. Tanımladığı sınırlar içerisinde özgür bırakacağına söz vermiştir ve sözünü tutmaktadır. Üstelik, insanın kusurluluktaki anlaşılmaz ısrarına rağmen, onu olağanüstü bir cömertlikle bağışlamaktadır. İslâm Peygamberi (asm) bu müthiş bağışlayıcılığı şu sözüyle açıklıyor: "Allah'ın kulunun bağışlanma dilemesinden duyduğu sevinç, birinizin çölde kaybettiği devesini bulmasından duyduğu sevinçten daha fazladır." Çölde kaybettiği deveyi bulanın sevinci, hakkındaki idam kararı geri alınan mazlumun sevincinden az değildir.
    Evrenin Sahibi insanlara şöyle seslenir: "... Siz beni anın ki ben de sizi anayım." 33 Peygamberine de (asm) şöyle der: "Kullarım beni senden soracak olurlarsa, bilsinler ki Ben pek yakınım. Benden isteyenin isteğine cevap veririm." 34
    Tarihteki kimi düşünürler duanın gereksizliğini iddia etti; Yaratıcıdan bir şey istemenin Onun ihsanından şüphelenmek olduğunu savundu. Oysa Allah'ın yarattığı her lütuf azizdir; canlıdır, bilinçlidir ve ardında temiz bir ruh bulunur. Bir lütfü istemeyene vermek, değerini bilmeyene, şükrünü idrakten uzak kalana vermektir. Evrenin adil ve şefkatli sahibinden lütfa ve iyiliğe zulmetmesini istemek kimin haddine?... İstememek İlâhî lütfü hiçe saymaktır; Evrenin Hakimine olan ihtiyacını göz ardı etmektir, şükürsüzlüktür; nankörlüktür.
    Sonra da kimi düşünürler, başka bir kusurlu felsefeye kapıldılar: Allah'ın merhametli olduğunu, ihtiyaçlarımızı bildiğini ve kendiliğinden bize ihsan ettiğini, dolayısıyla ayrıca istemeye gerek olmadığını savundular.
    Elbette Allah sınırsız merhametlidir. İstemeye dili ol-\ mayanların ihtiyaçlarını nasıl da karşıladığını biliyoruz. Bizi soluksuz bırakmadığını, gözlerimizin görmesini ve \ kulaklarımızın duymasını sürekli yarattığını görüyoruz.
    Ancak insan dünyaya hayvanlar gibi, sabit ihtiyaçlarla ve sabit yetenek kalıplarıyla eğitilmiş ve öğretilmiş olarak y gönderilmedi. İnsanın önünde dehşetli uçurumlar ve inanılmaz zirveler yaratılmış; insan bu iki uzak hat arasında tercihinde hür bırakılmıştır. Gitmek istediği yönü ve miktarı kendisi istemezse, evrenin meyvesi olmayı hak edebilir miydi? Ayrıca, istemeyenlerin ve lâyık olmayanların yüceltilmesi veya alçaltıl-ması, İlâhî adalete ve rahmete uyar mıydı?
    Duayı küçümseyen kimi düşünürler de, kadere rızanın şartının Allah'tan istememek olduğunu iddia ettiler. Onlar Allah'tan istememeyi, verilene razı olmak sandılar. Oysa Allah'tan, tüm iyilikleri çılgınca istemek ayrı, Allah'ın isteklerimiz arasından seçip bu dünyada verdiklerine razı olmak ayrıdır.
    Kader sadece bu dünyadan ibaret değildir. Bizim kaderimiz ruhlarımızın ilk yaratıldığı andan başlar ve sonsuza dek sürer. Kaderin Sahibinden isteriz; isteklerimizi bizim hayrımıza olacak tarzda en güzel şekilde kabul eder. Sonra da, onlardan bazılarını bu dünyada, bazılarını da sonsuz hayatta verir. Hangilerini burada; hangilerini sonsuz hayatta verdiğine razı olmak ayn şey; Allah'tan çok şeyi çılgınca istemek ayn şeydir.
    İstememek, yaratılışın hikmetini reddetmektir. Zira Evrenin Sahibi istemeseydi evren var olamazdı... Çevrenizde gözlemlediğiniz inanılmaz güzelliklerin istenilmeden yaratıldığını düşünebilir misiniz? Gülün güzel kokmasını kimse istememiş midir? Gözlerinizi tozlardan koruyan kirpikleriniz, kimsenin dilemesinin sonucu değil midir?
    Merhametli Yaratıcı, insanın da merhametli olmasını istiyor. Temiz Yaratıcı, insanın da temizlenmesini seviyor. Evrenin Sahibi, kendi güzel isimlerinin insanın varlığında ve benliğinde yansımasını diliyor.
    Yaratıcı, tüm iyilikleri tercih eden ve isteyendir. Merhameti, yardımlaşmayı, temizliği isteyen, bilen ve canlandıran Odur. Neden insanın da "Kendisinin istediklerini istemesini" istemesin? Size ait olanların, sizin gibi isteme lerini istemez misiniz? Anne babalar çocuklarına inandıkları doğruları kazandırmak için çırpınıp durmuyorlar mı? Yaratıcı da bize isimlerinin güzelliklerini kazandırmak istiyor.
    Evrenin Sahibi bizden "olmamızı istediği" gibi "olmayı istememizi" istiyor. Tercih bizim olsun istiyor. Âdeta "Ben sizin yüksek olmanızı istiyorum; bu yüzden sizin yüksek olmayı istemenizi istiyorum; ta ki bu yüksekliğe lâyık olmuş hâlde iken size bağışlayayım." diyor.

    30 Kur'an: 25, 77
    31 Kur'an: 95, 4
    32 Câmiü's-Sağîr, Hadis no: 7192
    33 Kur'an: 2: 152
    34 Kur'an: 2: 186


  2. 22.Mayıs.2007, 15:24
    1
    Devamlı Üye



    İstemenin insana kazandıracağı en büyük değer, Evrenin Sahibinin rızası, sevgisi, takdiri, dostluğu ve yakınlığıdır.

    İstemeyi ve duayı sınavlarda başarılı olmak, mutlu bir evlilik, akıllı çocuklar, zengin ve huzurlu bir dünya ve Cennet hayatı gibi amaçlarla yapıyor olabiliriz. Bunlar dünyaya dalan bakışlarımız için çok önemli olabilir. Oysa eğer Yunus Emre'nin kalbiyle bakabilseydik, sonsuz Cenneti bile geri plâna itecektik; Sınırsız Şefkate yönelerek "bana Seni gerek Seni" diyecektik.
    Kulluk olgusu, sadece ibadet mekânlarında gerçekleşen özel eylemler ve hareketler değildir. Namaz ve benzeri ibadetler, kulluğun dışa yansıyan biçimleridir. Bu tür ibadetlerin dış biçimlerinin faydaları çoğunlukla dünyaya, iç biçimlerinin faydaları da çoğunlukla sonsuzluğa bakar.
    Adem Peygambere başka, Nuh veya Musa Peygambere başka ibadet suretleri öğretilmişti... Ama tüm bu suretlerin özünde değişmeyen gerçek kulluğun ve ibadetin, anlamı ve içeriği idi.
    Söz konusu kulluk, dört temel içerikten oluşur: Birincisi, Yaratıcının sınırsızlığını, her şeyi olağanüstü amaçlarla kuşatmasını ve kurduğu evren sisteminin inanılmazlığını keşfetmektir. Sonra da, bu keşfe dayanarak, içten bir inançla "Ey Yaratıcımız, Seni her türlü eksiklikten uzak biliriz" anlamını hissetmek ve söylemektir.
    İkincisi, Yaratıcının sınırsız cömertliğini, ikramlarını ve merhametini keşfetmektir. Sonra da, tüm övgülerin Ona ait olduğunu onaylayarak, derin bir şükür duygusu içerisine girmektir.
    Üçüncüsü de, bu muhteşem evrenin milyarlarca yıldızını, âdeta iğne ucu gibi noktadan açarak genişleten O Kudretin sınırsızlığına hayran kalmak ve Onun en yüce olduğunu onaylamaktır.25
    Nihayet dua, tüm bu üç alanı birbirine bağlayarak kulluğu tamamlayan en değerli eylemdir. Dua Evrenin Sahibinden istemektir. Ona muhtaç olduğunu, her şeyi Onun verdiğini bilmektir. Evrenin Sahibine yönelmek; Ona derdini açmayı vesile yaparak, Onun katına yükselmektir. Dua, sanatın ve keşfediciliğin kapısıdır. Dua, insanı çirkin cisimler dünyasından, evrenin Hâkiminin sınırsız güzellikteki Yüce katına yükseltir.
    İslâm Peygamberi (asm), dua hakkında şunları söyler: "İnsanların en acizi, duadan aciz olandır..."26 "... en faziletli ibadet
    duadır."27 "Allah katında duadan daha değerli bir şey yoktur."28 "Allah ısrarla dua edenleri sever. "29 Yaratıcı da son Peygamberine (asm) şöyle seslenir: "De ki, duanız (istemeniz) olmazsa, Rabbim size ne diye değer versin?"
    Muhteşem bir ağaç yetiştiriyorsanız, meyvesinin çirkin görünmesini, çürük kokmasını ve yiyenleri zehirlemesini ister misiniz? Bu muhteşem "evren ağacının" Sahibi insanı en güzel surette yarattığını söylüyor.31 İnsanın en güzel surette yaratılması, evrenin en değerli yaratığı, yani meyvesi olmaya aday gösterilmesi demektir. Peki, insanın üstü başının kokuşmuş; kişiliğinin ve ahlâkının çürümüş olması, evrenin sair canlıları için üzücü ve utandırıcı olmaz mıydı? Nice çocuklar, anne babalarını ölünceye kadar utandırıyor. Nice insanlar da, hayatları boyunca yaptıklarıyla, şerefli evren sarayını acıya ve üzüntüye boğuyor.
    Allah insanı güzel yaratmıştır. Tanımladığı sınırlar içerisinde özgür bırakacağına söz vermiştir ve sözünü tutmaktadır. Üstelik, insanın kusurluluktaki anlaşılmaz ısrarına rağmen, onu olağanüstü bir cömertlikle bağışlamaktadır. İslâm Peygamberi (asm) bu müthiş bağışlayıcılığı şu sözüyle açıklıyor: "Allah'ın kulunun bağışlanma dilemesinden duyduğu sevinç, birinizin çölde kaybettiği devesini bulmasından duyduğu sevinçten daha fazladır." Çölde kaybettiği deveyi bulanın sevinci, hakkındaki idam kararı geri alınan mazlumun sevincinden az değildir.
    Evrenin Sahibi insanlara şöyle seslenir: "... Siz beni anın ki ben de sizi anayım." 33 Peygamberine de (asm) şöyle der: "Kullarım beni senden soracak olurlarsa, bilsinler ki Ben pek yakınım. Benden isteyenin isteğine cevap veririm." 34
    Tarihteki kimi düşünürler duanın gereksizliğini iddia etti; Yaratıcıdan bir şey istemenin Onun ihsanından şüphelenmek olduğunu savundu. Oysa Allah'ın yarattığı her lütuf azizdir; canlıdır, bilinçlidir ve ardında temiz bir ruh bulunur. Bir lütfü istemeyene vermek, değerini bilmeyene, şükrünü idrakten uzak kalana vermektir. Evrenin adil ve şefkatli sahibinden lütfa ve iyiliğe zulmetmesini istemek kimin haddine?... İstememek İlâhî lütfü hiçe saymaktır; Evrenin Hakimine olan ihtiyacını göz ardı etmektir, şükürsüzlüktür; nankörlüktür.
    Sonra da kimi düşünürler, başka bir kusurlu felsefeye kapıldılar: Allah'ın merhametli olduğunu, ihtiyaçlarımızı bildiğini ve kendiliğinden bize ihsan ettiğini, dolayısıyla ayrıca istemeye gerek olmadığını savundular.
    Elbette Allah sınırsız merhametlidir. İstemeye dili ol-\ mayanların ihtiyaçlarını nasıl da karşıladığını biliyoruz. Bizi soluksuz bırakmadığını, gözlerimizin görmesini ve \ kulaklarımızın duymasını sürekli yarattığını görüyoruz.
    Ancak insan dünyaya hayvanlar gibi, sabit ihtiyaçlarla ve sabit yetenek kalıplarıyla eğitilmiş ve öğretilmiş olarak y gönderilmedi. İnsanın önünde dehşetli uçurumlar ve inanılmaz zirveler yaratılmış; insan bu iki uzak hat arasında tercihinde hür bırakılmıştır. Gitmek istediği yönü ve miktarı kendisi istemezse, evrenin meyvesi olmayı hak edebilir miydi? Ayrıca, istemeyenlerin ve lâyık olmayanların yüceltilmesi veya alçaltıl-ması, İlâhî adalete ve rahmete uyar mıydı?
    Duayı küçümseyen kimi düşünürler de, kadere rızanın şartının Allah'tan istememek olduğunu iddia ettiler. Onlar Allah'tan istememeyi, verilene razı olmak sandılar. Oysa Allah'tan, tüm iyilikleri çılgınca istemek ayrı, Allah'ın isteklerimiz arasından seçip bu dünyada verdiklerine razı olmak ayrıdır.
    Kader sadece bu dünyadan ibaret değildir. Bizim kaderimiz ruhlarımızın ilk yaratıldığı andan başlar ve sonsuza dek sürer. Kaderin Sahibinden isteriz; isteklerimizi bizim hayrımıza olacak tarzda en güzel şekilde kabul eder. Sonra da, onlardan bazılarını bu dünyada, bazılarını da sonsuz hayatta verir. Hangilerini burada; hangilerini sonsuz hayatta verdiğine razı olmak ayn şey; Allah'tan çok şeyi çılgınca istemek ayn şeydir.
    İstememek, yaratılışın hikmetini reddetmektir. Zira Evrenin Sahibi istemeseydi evren var olamazdı... Çevrenizde gözlemlediğiniz inanılmaz güzelliklerin istenilmeden yaratıldığını düşünebilir misiniz? Gülün güzel kokmasını kimse istememiş midir? Gözlerinizi tozlardan koruyan kirpikleriniz, kimsenin dilemesinin sonucu değil midir?
    Merhametli Yaratıcı, insanın da merhametli olmasını istiyor. Temiz Yaratıcı, insanın da temizlenmesini seviyor. Evrenin Sahibi, kendi güzel isimlerinin insanın varlığında ve benliğinde yansımasını diliyor.
    Yaratıcı, tüm iyilikleri tercih eden ve isteyendir. Merhameti, yardımlaşmayı, temizliği isteyen, bilen ve canlandıran Odur. Neden insanın da "Kendisinin istediklerini istemesini" istemesin? Size ait olanların, sizin gibi isteme lerini istemez misiniz? Anne babalar çocuklarına inandıkları doğruları kazandırmak için çırpınıp durmuyorlar mı? Yaratıcı da bize isimlerinin güzelliklerini kazandırmak istiyor.
    Evrenin Sahibi bizden "olmamızı istediği" gibi "olmayı istememizi" istiyor. Tercih bizim olsun istiyor. Âdeta "Ben sizin yüksek olmanızı istiyorum; bu yüzden sizin yüksek olmayı istemenizi istiyorum; ta ki bu yüksekliğe lâyık olmuş hâlde iken size bağışlayayım." diyor.

    30 Kur'an: 25, 77
    31 Kur'an: 95, 4
    32 Câmiü's-Sağîr, Hadis no: 7192
    33 Kur'an: 2: 152
    34 Kur'an: 2: 186

  3. 22.Mayıs.2007, 15:28
    2
    İnşirah
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 12.Mart.2007
    Üye No: 86
    Mesaj Sayısı: 3,288
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 39

    --->: Dua (istemek) Hakkında




    Biz evrenin Sınırsız Sahibinin gücüyle koruyup beslediği aciz canlılarız.
    ♦ insanın çöküşünün durdurulduğu an, Sınırsız Kudrete ihtiyacını itiraf edip, O'na teslim olduğu an olacaktır.
    ♦ Hayatta eğlenmeye yer var; fakat, alaya ve küçümsemeye yer yoktur.
    ♦ insanlar iyilik istedikçe, daha çok iyilik isteyebilir hâle getirilirler.
    ♦ Geleceğimiz, yalvarışlarımızın büyüklüğü kadar yükselecektir.
    ♦ Hayatınızdaki en büyük zaferleriniz, gözyaşlarınızla yoğurduğunuz dualarınız olacaktır.
    ♦ istediğinizin ne kadarını alabileceğinizi, ona ne kadar derin bir içtenlik sunduğunuz belirleyecek.
    ♦ Her istediğimiz aynen kabul edilseydi, biz insanlar dünyayı şereften ve adaletten mahrum bırakırdık.
    ♦ Nice insan, şimdi mahrum kaldıkları yüzünden, asırlar sonra sevinç çığlıkları koparacaktır.
    ♦ Evrende rollerin üstünlüğü veya önemsizliği yoktur; rolleri iyi veya kötü oynamak vardır.
    ♦ Yeryüzünde meşhur olmanın değeri birkaç damla su ise, gökyüzünde tanınmanın değeri ufka uzanan okyanustur.
    ♦ Dünya sonsuzluğa yürümeyi öğrenmek için içine gönderildiğimiz eğitim pistimizdir.
    ♦ Yeryüzünde kimse kendini Evrenin Sınırsız Sahibine güvenenden daha güvende hissedemez.
    ♦ Gerçek anlamda dua eden ruhlar, acı çekebilir; ama, kahredici ve karamsarlığa boğucu streslere asla girmez.
    ♦ Dualarımız kalbimize Sınırsız Şefkat'in gerçek ve canlı sevgisini yerleştiremiyorsa, etkili dua ettiğimiz söylenemez.
    ♦ Dua bizi, ölmeyen, unutmayan, kudreti sınırsız, cömertliği engin, Kendini sevenleri daha çok seven bir Sultan'la tanıştırıyor.
    ♦ Biz yemek için yaşamakla değil; yaşamak için yemekle görevliyiz.
    ♦ Kaynaşıp duran istikrarsız bir kalbi, Sınırsız Kudretin yakınlığından başka hiçbir sebep sakinleştiremez.
    ♦ Bir lütfü istemeyene vermek, değerini bilmeyene, şükrünü idrakten uzak kalana vermektir.
    ♦ Bir insan çekirdeğinden isyankâr bir Firavun da çıkabilir; yüce bir Peygamber de yetişebilir.
    ♦ Kalbinizi ruhsal enerjiye, ışığa, feyze, nura açtığınız an, kalbinizden yüksek isteklerin geçtiği andır.
    ♦ Maddede gördüklerimiz, ruhta olanların suretleridir.
    ♦ ilâhî yasalar yolumuzu kapamış olabilir; ancak, Yaratıcının mucizeleri her zamanda ve her yerde yaşanıyor.


  4. 22.Mayıs.2007, 15:28
    2
    Devamlı Üye



    Biz evrenin Sınırsız Sahibinin gücüyle koruyup beslediği aciz canlılarız.
    ♦ insanın çöküşünün durdurulduğu an, Sınırsız Kudrete ihtiyacını itiraf edip, O'na teslim olduğu an olacaktır.
    ♦ Hayatta eğlenmeye yer var; fakat, alaya ve küçümsemeye yer yoktur.
    ♦ insanlar iyilik istedikçe, daha çok iyilik isteyebilir hâle getirilirler.
    ♦ Geleceğimiz, yalvarışlarımızın büyüklüğü kadar yükselecektir.
    ♦ Hayatınızdaki en büyük zaferleriniz, gözyaşlarınızla yoğurduğunuz dualarınız olacaktır.
    ♦ istediğinizin ne kadarını alabileceğinizi, ona ne kadar derin bir içtenlik sunduğunuz belirleyecek.
    ♦ Her istediğimiz aynen kabul edilseydi, biz insanlar dünyayı şereften ve adaletten mahrum bırakırdık.
    ♦ Nice insan, şimdi mahrum kaldıkları yüzünden, asırlar sonra sevinç çığlıkları koparacaktır.
    ♦ Evrende rollerin üstünlüğü veya önemsizliği yoktur; rolleri iyi veya kötü oynamak vardır.
    ♦ Yeryüzünde meşhur olmanın değeri birkaç damla su ise, gökyüzünde tanınmanın değeri ufka uzanan okyanustur.
    ♦ Dünya sonsuzluğa yürümeyi öğrenmek için içine gönderildiğimiz eğitim pistimizdir.
    ♦ Yeryüzünde kimse kendini Evrenin Sınırsız Sahibine güvenenden daha güvende hissedemez.
    ♦ Gerçek anlamda dua eden ruhlar, acı çekebilir; ama, kahredici ve karamsarlığa boğucu streslere asla girmez.
    ♦ Dualarımız kalbimize Sınırsız Şefkat'in gerçek ve canlı sevgisini yerleştiremiyorsa, etkili dua ettiğimiz söylenemez.
    ♦ Dua bizi, ölmeyen, unutmayan, kudreti sınırsız, cömertliği engin, Kendini sevenleri daha çok seven bir Sultan'la tanıştırıyor.
    ♦ Biz yemek için yaşamakla değil; yaşamak için yemekle görevliyiz.
    ♦ Kaynaşıp duran istikrarsız bir kalbi, Sınırsız Kudretin yakınlığından başka hiçbir sebep sakinleştiremez.
    ♦ Bir lütfü istemeyene vermek, değerini bilmeyene, şükrünü idrakten uzak kalana vermektir.
    ♦ Bir insan çekirdeğinden isyankâr bir Firavun da çıkabilir; yüce bir Peygamber de yetişebilir.
    ♦ Kalbinizi ruhsal enerjiye, ışığa, feyze, nura açtığınız an, kalbinizden yüksek isteklerin geçtiği andır.
    ♦ Maddede gördüklerimiz, ruhta olanların suretleridir.
    ♦ ilâhî yasalar yolumuzu kapamış olabilir; ancak, Yaratıcının mucizeleri her zamanda ve her yerde yaşanıyor.

  5. 20.Temmuz.2010, 19:51
    3
    mumsema
    Administrator

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 19.Ocak.2007
    Üye No: 1
    Mesaj Sayısı: 10,064
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 132
    Bulunduğu yer: Türkiye

    --->: Dua (istemek) Hakkında

    Dua (istemek) ile ilgili


  6. 20.Temmuz.2010, 19:51
    3
    Administrator
    Dua (istemek) ile ilgili




+ Yorum Gönder