Borç Nedir? İslamda Borç Kavramı 5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
  1. 1
    ACİLSERVİS Administrator
    ACİLSERVİS
    Administrator
    ACİLSERVİS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Profili:
    Üyelik: 19.Ocak.2007
    Üye No: 1
    Mesaj Sayısı: 3,337
    Tecrübe Puanı: 10

    Borç Nedir? İslamda Borç Kavramı


    BORÇ

    Geri verilmek üzere alınan para veya eşya; bir veya birkaç kişiye yahut bir kuruma karşı yerine getirilmesi gereken yükümlülük, ödünç.
    Borç yahut fıkhî terim olarak "deyn" genellikle borçlunun ödemeyi teahhüt ettiği nakit veya borçlunun zimmetinde bulunan mislî eşya; yani ölçü, tartı vb. yollarla benzeri ile ödenebilen eşya karşılığında kullanılan bir terimdir. Borcun zimmetinden maksat da şahsın borcu yüklenme kabiliyetidir.
    İnsanların birbirleriyle yardımlaşma yollarından biri de borç alıp vermedir. Borç alıp verme işlemi İslâm'da nakit para gibi sayılabilen; buğday, arpa, pirinç gibi ölçülebilen; yahut altın, gümüş ve et gibi tartılabilen; ya da yumurta ve ceviz gibi büyüklükleri birbirlerine yakın olan mallarda geçerlidir. Fakat hayan vs. gibi her birinin kendine göre ayrı ayrı değer ve özelliği bulunan mallarda borçlanmanın olup olmayacağı hususu ise İslâm hukukçuları arasında ihtilaflı bir konudur. Böyle bir borçlanmanın caiz olmadığı kanaatinde olan Hanefî hukukçuları; "alınan borç harcanır, sonra benzeri ödenir. Canlı bir koyun borç alındığında tamamen aynı özelliklere sahip bir koyun bulunmayabilir. Onun için bu gibi borçlanmalarda taraflardan biri mağdur olabilir" demektedirler. Borç alınan para para ile; buğday buğday ile ödenir. Fazla bir şey verilmez, istenirse faiz olur.
    Borç verme İslâm'da sevaptır. Dinimiz bunu teşvik etmiştir. Hatta bazı durumlarda sadaka vermekten de sevaptır. Cenâb-ı Hakk şöyle buyurur: "Eğer Allah'a içten gelen istekle ödünç verirseniz, Allah onu sizin için kat kat artırır ve sizi bağışlar. " (et-Teğâbun, 64/17). Peygamber Efendimiz (s.a.s.) de bir sadakaya on misli sevap verileceğini, borç vermeye ise onsekiz misli sevap verileceğini bildirmiştir (et-Tergîb ve't-Terhîb, II, 40).
    Bir kimse borç verdiği para vs.'nin bir kısmını veya tamamını bağışlayabilir. Borçlusu güç durumda ise ona kolaylık gösterilmesine, hatta mümkün ise alacağını bağışlamasını teşvik etmiştir. Kur'an-ı Kerîm'de:
    "Borçlu darda ise eli genişleyinceye kadar ona mühlet verin. Bilmiş olsanız borcu bağışlamanız sizin için daha hayırlıdır" (el-Bakara, 2/280) buyrulur. Yani şayet borçlulardan herhangi bir kimse zor durumda kalmış ise "darda ise, eli genişleyinceye kadar mühlet veriniz. " Böyle bir durumda verilecek olan hüküm, onun borcunu rahatlıkla ödeyebileceği zamana kadar imkân tanımaktır.
    " Eğer bilirseniz sadaka olarak bağışlamanız sizin için daha hayırlıdır. "
    Borçlunuz olan kimse borcunu ödeyemeyecek kadar zor durumda olursa ona mallarınızı veya bir kısmını sadaka olarak bağışlamanız kıyamet gününde sizin için daha hayırlıdır. Burada "eğer bilirseniz" şartının getirilmesi teorik olarak bilmeden kasıt, beraberinde amelin de söz konusu olduğu bir bilgidir. Buna göre takdirî mana şöyle olur: "Şayet sizler bunun Allah katında olduğunu bilerek gereğince amel edecek olursanız, ona sadaka olarak bağışlamanız için daha hayırlıdır."
    Tebarânî'nin Ebu Umâme (r.a.)'den nakline göre Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu: "Kendi gölgesinden başka hiçbir gölgenin bulunmayacağı bir günde Allah'ın kendisini gölgelendirmesini arzu eden bir kimse, zor durumda kalmış olana kolaylık sağlasın veya onun borcunu indirsin." Bu manada pek çok hadis vardır. (İbn Kesîr, Tefsiru'l-Kur'ani'l-Azim, İstanbul 1984, I, 491).
    Buhâri Ebu Hüreyre'den şöyle rivayet etmektedir: Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurdu: "İnsanlara borç veren bir tüccar vardı. Zor durumda kalmış birisini görünce çocuklarına, onun borcunu affedin, belki Allah bizi bağışlar derdi. Nihayet Allah da onu bağışladı. " (İbn Kesîr, aynı yer).
    İmam Ahmed'in rivayetine göre İbn Ömer şöyle dedi: Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu: "Duasının kabul olunmasını, kederlerinin açılmasını isteyen, borcunu ödeyemeyen, zorda kalmış kimseyi bu durumdan kurtarsın." (Ahmed b. Hanbel, II, 23)
    Taberâni İbn Abbas'dan şöyle dediğini rivayet etmektedir: Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu: "Borcunu ödemekte zorluk çeken birisine kolaylıkla ödeyeceği zamana kadar mühlet veren bir kimseye, Allah da günahı sebebiyle tövbe edinceye kadar mühlet verir. " İbn Abbâs'ın rivayet edip İmam Ahmed'in kaydetmiş olduğu hadise göre Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: "Borcunu ödemekte zorluk çeken birisine mühlet veren veya borcunun bir kısmını bağışlayan kimseyi yüce Allah Cehennem ateşinden korur" (Buhârî, Buyû' 17; Müslim, Zühd 74; Tirmizî, Buyû' 67; İbn Mace, Sadakat 14; Ahmed b. Hanbel I, 327, II, 359).
    İmam Ahmed Bureyde'den rivayetle: "Peygamber (s.a.s.)'in şöyle buyurduğunu dinledim: "Borcunu ödemekte zorluk çeken birisine mühlet veren bir kimse her gün için onun gibi bir sadaka vermiş gibi olur." Bureyde devamla dedi ki: Sonra da onun şöyle buyurduğunu dinledim: "Borcunu ödemekte zorluk çeken birisine mühlet veren bir kimseye, mühlet verdiği her gün için iki katı sadaka yazılır. " Bunun üzerine ben:
    "-Ey Allah'ın Rasûlü, seni, borcunu ödemekte zorluk çeken birisine mühlet verene her gün için onun gibi sadaka vardır, derken dinledim; sonra da yine seni, borcunu ödemekte zorluk çeken birisine mühlet veren kişiye her gün için iki kat sadaka verilmiş gibi olur buyurduğunu işittim" Hz. Peygamber şu cevabı verdi:
    "Borcun vadesi gelmeden önce verdiği her bir mühlet için onun gibi bir sadaka vardır. Borcun vadesi geldiğinde ona mühlet verecek olursa iki katı sadaka vermiş gibi olur." (Ahmed b. Hanbel, IV, 442-443, V, 300, 308)
    Borçlunun alacaklıdan biraz indirim yapmasını istemesi caizdir. Mâlikîlerden bazıları bunu mekruh görmüşlerdir; zira bunda bir minnete katlanma vardır. Kurtubî: "İhtimal kerahati mutlak söyleyenlerin maksatları bunun hilâf-ı evlâ olduğunu anlatmaktır." demiştir. Aynî, İmam A'zam'ın görüşünün de böyle olması gerektiğini söylemiştir. Nevevî indirim istemekte beis olmadığını söyledikten sonra: "Lâkin zarûret yokken ısrar derecesine, nefsi tahkîre veya ezâya vardırmamak şarttır." diyor.
    Rasûlullah (s.a.s.) borçlu olarak ölenin cenazesini kılmazdı. (Bir gün) bir cenaze getirildi.
    Rasûlullah (s.a.s.):
    "- Onun borcu var mı?" diye sordu.
    - Evet iki dinar borcu var, dediler. "- Arkadaşınızın namazını kılınız, " buyurdu.
    Bunun üzerine, Ensâr'dan olan Ebû Katâde;
    - O iki dinarı ben yükleniyorum, Ya Rasûlullah, dedi. Hz. Peygamber de adamın namazını kıldı.
    Allah (c.c.), Rasûlüne fetihler müyesser buyurunca, efendimiz:
    "Ben her mümine kendi nefsinden daha evlâyım. Her kim borç bırakırsa (borçlu ölürse) onu ödemek bana aittir. Kim de mal bırakırsa varislerine aittir." buyurdu. (Buhârî, Ferâiz 15; Müslim, Ferâiz, 16; Ebû Davûd, Buyû, 9; Tirmizî, Cenâiz, 69; İbn Mâce, Mukaddime,11; Sadakat 13; Nesâi, Cenâiz, 67; Iydeyn, 22).
    Rasûlullah (s.a.s.) bir kâfileden, yanında parası olmadığı halde bir dana satın aldı. Danaya kâr verildi. Rasûlullah da sattı. Kârı, Abdülmuttaliboğullarının muhtaç kadınlarına dağıttı ve: "Bundan sonra yanımda para olmadan hiçbir şey satın almayacağım" buyurdu (Ahmed b. Hanbel, I, 235, 323).
    Diğer bir husus da borcun gereksiz ve mazeretsiz olarak geciktirilmesidir. Bu konuda Hz. Peygamber şöyle buyurmuşlardır:
    "Zenginin borcunu geciktirmesi zulümdür. Biriniz (alacağı) bir zengine havale edilirse kabul etsin (Buhârî, Havale 1-2; İstikraz, 12; Müslim, Müsâkât, 33; Ebû Davûd, Buyû', 10; Nesâi, Buyû, 100, 101; Tirmizî, Buyü', 68; İbn Mâce, Sadaka, 8; Mâlik, Buyü', 84; Dârimî, Buyû', 48; Ahmed b. Hanbel II, 71, 245, 254, 260).
    Burada matl (geciktirme): bir kimsenin borcunu vermeyi geciktirmesi, alacaklıyı oyalaması, savsaklaması karşılığında kullanılmıştır. Kurtûbi bu kelimenin, "ödemesi gereken borcu, imkânı varken ödememek" manasına olduğunu söyler.
    Hadis-i şerif'te, önce borcunu ödeme imkânına sahip olduğu halde, borcu ödemeyip geciktirmenin zulüm olduğu belirtilmektedir.
    Bazı âlimler ise bu cümlenin "zengine olan borcu geciktirmek zulümdür." manasına geldiğini söylerler. Bu durumda hadisi "Zengine olan borcu ödemeyip geciktirmek zulüm olduğuna göre, fakire olanı geciktirmek öncelikle zulümdür" şeklinde anlamak gerekir. Ancak, yukarıda da işaret edildiği gibi, âlimlerin büyük çoğunluğu önceki manayı benimsemiş ve hadis "Zenginin borcunu geciktirmesi zulümdür" şeklinde anlamışlardır.
    Rasûlullah (s.a.s.) genç bir deve borç almıştı. Kendisine, sadaka develeri geldi. Bana, (alacaklı) adama genç devesini ödememi emretti. Ben efendimize: "Develer arasında altı yaşını doldurmuş güzel bir deveden başkasını bulamadım" dedim. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz:
    "-Adama onu ver, şüphesiz insanların en hayırlısı borcunu en iyi ödeyendir. " buyurdu (Müslim, Musâkât, 118, 128; Tirmizî, Buyû', 73; Nesâi, Buyû', 64; İbn Mâce, Ticaret, 62; Dârimî, Buyû', 31; Mâlik, Buyû', 89; Ahmed b. Hanbel, VI, 375, 390).
    Nevevî ise "Zekât mallarını başkasına teberru olarak vermek caiz olmadığına göre, nasıl olmuş da Hz. Peygamber aldığı borcu, zekât develerinden fazlasıyla ödemiştir" şeklindeki muhtemel bir itiraza cevap verirken şöyle der: Hz. Peygamber (s.a.s.), genç deveyi kendisi için ödünç almıştı; sonra zekât develerinden birisini satın aldı ve borcunu ödedi. Ebû Hureyre'nin rivayetindeki, "Onun için bir deve satın alıp alacaklıya verdiler" şeklindeki ifade de buna delâlet eder."
    Görüldüğü gibi Nevevî, Hz. Peygamber'in genç deveyi kendisi için satın aldığı görüşündedir.
    Hz. Peygamber'in deveyi kendisi için borç alıp bunu ihtiyaç sahiplerine vermiş olması da mümkündür.
    Hadîs'in zâhiri, hayvanı borç alıp vermenin caiz olduğuna delâlet etmektedir. Evzai, Leys, İmam Malik, İmam Şafii ve Ahmed b. Hanbel bu görüştedirler.
    Hanefilere göre, yukarıda ifade edildiği gibi sadece para ve mislî olan mallar borç verilebilir.
    Mislî mal; piyasada benzeri bulunan, telef edildiğinde değeri değil, misli ile tazmin olunan mallardır. Bunlar, mekil (ölçekle alınıp satılan mallar) mevzûn (tartı ile alınıp satılan mallar) ve ceviz, yumurta gibi büyüklükleri biribirlerine çok yakın olan aded-i mütekarib mallardır.
    Hanefiler bu sayılanların dışındaki mallarda borç alıp vermeyi kabul etmezler. Çünkü bu adaletli bir ödemeye imkân vermez. Hayvan da, borç olarak verilmesi caiz olmayan mallardandır.
    Nevevî bu hadislerin Hanefiler aleyhine delil olduğunu, delil olmadan nesh davasının kabul edilemeyeceğini söyler.
    Hanefi âlimleri Hz. Peygamber'in hayvan ödünç aldığına delâlet eden hadislerin mensuh* olduğunu ve nesh* davasının delilsiz olmadığını söylerler. Tahavî, Meâni'l-Âsâr adındaki eserinde, hayvanı borç vermenin caiz olmadığına işaret eden bazı hadisler rivayet eder.
    İbn Abbas (r.a.) şöyle der: "Hz. Peygamber (s.a.s.) veresiye olarak hayvan mukabilinde satmayı nehyetti." (Şerhu Meâni'l-Âsâr, IV, 60).
    Câbir (r.a.) şöyle demiştir:
    "Rasûlullah (s.a.s.) -peşin olarak iki hayvanı bir hayvan karşılığında satmakta bir beis görmez, fakat veresiye olarak satışım kerih görürdü (Şerhu Meâni'l-Âsâr, IV, 60).
    Tahavî; bu hadislerin hayvanı hayvan mukabilinde veresiye olarak satmayı caiz gören hadisleri neshettiğini: hayvanı ödünç almanın da aynı hükümde olduğunu söyler. Tahavî daha sonra, karşı görüş sahipleri tarafından ileri sürülen bazı itirazlara işaret ederek, bunları cevaplandırır.
    Hadis-i Şerif'in delâlet ettiği diğer bir anlam da şudur:
    Borç alan kişi, borcunu aldığından daha üstün bir şekilde ödeyebilir. Çünkü Hz. Peygamber borç olarak genç bir deve almış ve bunu yedi yaşına girmiş iyi bir deve ile ödemiştir.
    "Bekr" denilen genç deve, yedi yaşına giren deveye nisbetle daha az değerlidir. Üstelik bu iyi bir davranıştır, müstehaptır. Üstünlük borcun miktarı yönünden olabileceği gibi; kalitesi yönünden de olabilir. Meselâ bin TL. borç alan bir kimse,borcunu binyüz TL. olarak verebilir. Yine ikinci kalite buğday borç alan, borcunu öderken birinci kaliteden ödeyebilir. Ancak bunun borç verme esnasında şart koşulmamış olması gerekir. Ama borç alınırken borcu daha fazlasıyla veya daha iyisiyle ödeme, ya da borçlunun alacaklıya fayda temin edecek başka bir şeyi yapması şart koşulursa bu caiz değildir; faizdir. Peygamber Efendimiz bir hadisinde "Menfaat sağlayan her türlü borç faizdir." buyurmuştur (Suyutî, el-Camiu's-Sağir, II, 94).
    İmam Malik'e göre şart koşulmamış bile olsa, borcu miktar olarak fazlasıyla ödemek caiz değildir. Hadisteki
    "insanların en hayırlısı, borcunu en iyi şekilde ödeyendir" cümlesi İmam Malik'e karşı delil olarak ileri sürmüştür.
    Borcun Yazılması: Kur'an'daki her hüküm ayetindeki açıklık gibi borçlanma konusunda da öylesine pratik bir hüküm ortaya konmuştur ki, bu hükme uyanlar hiç bir zaman öteki hükümleri kabul edenler gibi perişan olmazlar. Çünkü Kur'an, müminler için rahmet ve şifadır. Onun şifa oluşu ona teslim olanlar tarafından görülmüş ve yaşanmaktadır. Hakikatte onu kabul eden ve fakat hükmüne teslim olmayan için Kur'an, ne rahmet, ne de şifadır. Bugün alışverişlerini Kur'an'a göre yapmıyanlar, ekonomik bir takım prensiplerden medet ummaktadırlar. Oysa Allah Teâlâ'nın emri dikkate alınmış olsa ve bu emirle yaşanmış olunsa bütün iç ve dış borçlanmalar kendiliğinden ve Allah'ın yardımıyla bir rahmet olarak karşımıza çıkar.
    Kur'an'da toplum içinde yerleştirilmek istenen prensip, malın yok olmaması ve muayyen bir zaman için alınan borçlar hususunda borcun miktarının yazılmasıdır. Bunu yazmak isteğe bağlı olarak değil, ayet-i kerîme ile farz kılınmış bir husustur. Ayet de hiç bir yoruma tabi tutulmayacak kadar açıktır.
    "Ey iman edenler, muayyen bir zaman vaadiyle borçlandığınızda onu yazın. Aranızda bir kâtip de doğrulukla yazsın. Yazan Allah'ın kendisine öğrettiği gibi yazmaktan çekinmesin. Yazsın. Hak kendi üzerinde olan da yazdırsın. Şayet, borçlu, sefih, küçük ve kendisi yazdıramıyacak durumda ise, velisi dosdoğru yazdırsın. Erkeklerden iki de şahit yapın. Eğer iki erkek bulunmazsa Şahitlerden razı olacağınız bir erkek, biri unuttuğunda diğeri ona hatırlatacak iki kadın olabilir. Şahitler çağırıldıklarında çekinmesinler. Borç, küçük veya büyük olsun onu müddeti ile beraber yazmaktan üşenmeyin. Bu Allah yanında adalete daha uygun, şahitlik için daha sağlam, şüpheye düşmemenize de daha yakındır... " (el-Bakara, 2/282).
    Süfyan es-Sevrî... "Ey iman edenler, muayyen bir vade ile borçlandığınız zaman onu yazın. " ayet-i kerîmesi hakkında İbn Abbâs'tan şu sözü nakleder: "Bu ayet-i kerîme belli bir vade ile yapılan selef (vâdeli satış) hakkında nazil olmuştur."
    Katâde İbn Abbâs'tan rivayet ediyor ki, O: "Ben şehadet ederim ki belli bir vade taşıyan selef (vâdeli satış)'ı Allah Teâlâ helâl kılmış ve buna izin vermiştir" deyip, sonra da: " Ey iman edenler, muayyen bir vade ile borçlandığınız zaman, onu yazın." ayet-i kerîmesini okumuştur.
    Süfyan İbn Uyeyne tarikıyla İbn Abbâs'tan rivâyet edildiğine göre o şöyle demiştir:
    Rasûlullah (s.a.s.) Medine'ye geldiğinde Medineliler bir, iki ve üç senenin meyvesinden selef (vâdeli satış) yapıyorlardı. (Parayı peşin alarak bir, iki ve üç senenin mahsulünü satıyorlardı). Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdular:
    "Kim selef yaparsa belli bir ölçü, belli bir ağırlık ve belli bir vade ile selef yapsın." (Buhârî, Selem, 7).
    İbn Cüreyc der ki: Kim borçlanırsa yazsın, kim alış-veriş yaparsa şahit tutsun.
    Katâde der ki: "Bize anlatıldığına göre, Ebu Süleyman el-Mar'aşî Kâ'b'ın arkadaşlarından birisiydi. Bir gün arkadaşlarına şöyle sordu: "Rabbına dua ettiğinde duasına icabet edilmeyen mazlûmu biliyor musunuz?" ona "Bu nasıl olur?" diye sorduklarında:
    "Bir adam belli bir vade ile satış yapar, şahit tutmaz ve yazmaz, malının zamanı gelince sahibi bunu inkâr eder, o da Rabbına dua eder, ama duasına icabet edilmez. Çünkü o, Rabbına isyan etmiştir." dedi.
    "Aranızda bir kâtip de doğrulukla (hak üzere) yazsın. Yazarken kimseye ihanet etmesin. Ne eksik ne fazla; tarafların ittifak ettiği şeyi yazsın. Yazan Allah'ın kendisine (bilmediği şeyleri) öğrettiği gibi (herhangi bir zarûret olmasa da insanlar kendisinden bir Şey yazmasını istedikleri vakit) yazmaktan çekinmesin ve yazsın." İlâhî hükmü ile bu hususta görev yapacakların tavır ve görevleri de belirleniyor.
    Allah'u Teâlâ buyuruyor: "Hak kendi üzerinde olan (borçlu da zimmetinde olan borcu yazdırsın. Rabbi olan Allah'dan korksun da ondan bir şey (gizleyip) eksiltmesin. Şayet borçlu beyinsiz sefih, küçük (ya da deli) veya (konuşamama ya da yanlıştan doğruyu ayııamıyacak derecede cahil olması sebebiyle) kendisi söyleyip yazdıramayacak durumdaysa, velisi dosdoğru yazdırsın."
    Allah Teâlâ'nın: "Erkeklerinizden iki de şahit yapın." buyruğu, yazıyla birlikte daha sağlam olması için şahit tutmayı emretmektedir. "Eğer iki erkek bulunmazsa... bir erkek... iki kadın olabilir." Bu durum ancak mallarda ve kendisiyle malın kastolunduğu şeylerde (akidlerde) olabilir.
    İslâm'ın insanlığa getirdiği güzel mesajlardan biri müsamaha ve sevimliliktir. İslâm, tamahkârlık, bencillik, egoistlik ve cimrilik sahrasında, insanoğlunun sığınabileceği yegane gölgeliktir. Bu din hem borçlanan, hem de borç veren için ve gölgesine sığınan bütün topluluklar için bir rahmet ve şefkat kucağıdır.
    Çağdaş cahiliyyenin bencil duygularıyla yetişmiş olan kimselere bu kelimeler bir mana ifade etmez. Bilhassa faizle beslenmiş kapitalistlerin dünyasında bu güzel duyguların hiç yeri yoktur.
    Şâmil İA


    İlgili Yazılar

  2. 2
    Hoca Moderatör
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 0
    Tecrübe Puanı: 0
    Yer: çalışma odam:)

    --->: BORÇ


    BorÇ Alip Vermenİn İslamdakİ Yerİ

    Insanlarin birbirleriyle yardimlasma yollarindan biri de borc alip vermedir. Borc verme Islâm'da sevaptir. Dinimiz bunu tesvik etmistir. Hatta bazi durumlarda sadaka vermekten de sevaptir. Cenâb-i Hakk soyle buyurur:

    "Eger Allah'a icten gelen istekle odunc verirseniz, Allah onu sizin icin kat kat artirir ve sizi bagislar. " (et-Tegâbun, 64/17).

    Bir hadis-i serif'te ise Peygamber Efendimiz (s.a.v.) soyle buyurmustur:

    “Sadaka 10 misliyle, borc 18 misliyle mukâfatlandirilir.”
    (et-Tergîb ve't-Terhîb, II, 40).

    Bir kimse borc verdigi para vs.'nin bir kismini veya tamamini bagislayabilir. Borclusu guc durumda ise ona kolaylik gosterilmesine, hatta mumkun ise alacagini bagislamasini tesvik etmistir. Kur'an-i Kerîm'de:

    "Borclu darda ise eli genisleyinceye kadar ona muhlet verin. Bilmiş olsaniz borcu bagislamaniz sizin icin daha hayirlidir" (el-Bakara, 2/280) buyrulur.

    Tebarânî'nin Ebu Umâme (r.a.)'den nakline gore Rasûlullah (s.a.s.) soyle buyurdu:

    "Kendi golgesinden baska hicbir golgenin bulunmayacagi bir gunde Allah'in kendisini golgelendirmesini arzu eden bir kimse, zor durumda kalmis olana kolaylik saglasin veya onun borcunu indirsin." (Ibn Kesîr, Tefsiru'l-Kur'ani'l-Azim, Istanbul 1984, I, 491).

    Buhâri Ebu Hureyre'den soyle rivayet etmektedir: Hz. Peygamber (s.a.s.) soyle buyurdu:

    "Insanlara borc veren bir tuccar vardi. Zor durumda kalmis birisini gorunce cocuklarina, onun borcunu affedin, belki Allah bizi bagislar derdi. Nihayet Allah da onu bagisladi. " (Ibn Kesîr, ayni yer).

    Borcun Yazilmasi:

    Kur'an'daki her hukum ayetindeki aciklik gibi borclanma konusunda da oylesine pratik bir hukum ortaya konmustur ki, bu hukme uyanlar hic bir zaman oteki hukumleri kabul edenler gibi perisan olmazlar. Cunku Kur'an, muminler icin rahmet ve sifadir. Onun sifa olusu ona teslim olanlar tarafindan gorulmus ve yasanmaktadir. Hakikatte onu kabul eden ve fakat hukmune teslim olmayan icin Kur'an, ne rahmet, ne de sifadir. Bugun alisverislerini Kur'an'a gore yapmiyanlar, ekonomik bir takim prensiplerden medet ummaktadirlar. Oysa Allah Teâlâ'nin emri dikkate alinmis olsa ve bu emirle yasanmis olunsa butun ic ve dis borclanmalar kendiliginden ve Allah'in yardimiyla bir rahmet olarak karsimiza cikar.

    Kur'an'da toplum icinde yerlestirilmek istenen prensip, malin yok olmamasi ve muayyen bir zaman icin alinan borclar hususunda borcun miktarinin yazilmasidir. Bunu yazmak istege bagli olarak degil, ayet-i kerîme ile farz kilinmis bir husustur. Ayet de hic bir yoruma tabi tutulmayacak kadar aciktir.

    "Ey iman edenler, muayyen bir zaman vaadiyle borclandiginizda onu yazin. Aranizda bir kâtip de dogrulukla yazsin. Yazan Allah'in kendisine ogrettigi gibi yazmaktan cekinmesin. Yazsin. Hak kendi uzerinde olan da yazdirsin. Sayet, borclu, sefih, kucuk ve kendisi yazdiramiyacak durumda ise, velisi dosdogru yazdirsin. Erkeklerden iki de sahit yapin. Eger iki erkek bulunmazsa Sahitlerden razi olacaginiz bir erkek, biri unuttugunda digeri ona hatirlatacak iki kadin olabilir. Sahitler cagirildiklarinda cekinmesinler. Borc, kucuk veya buyuk olsun onu muddeti ile beraber yazmaktan usenmeyin. Bu Allah yaninda adalete daha uygun, sahitlik icin daha saglam, supheye dusmemenize de daha yakindir... " (el-Bakara, 2/282).

    Bu sebeple aldigimiz ve verdigimiz borclari her zaman sahitler esliginde yazili bir dokumanda bulundurmamiz sarttir.Dikkat etmemiz gereken su noktadir: Bu bir tavsiye degil, Allah'in kutsal kitabimizda cok acik ve net sekilde kullari icin verdigi bir emirdir.

    Bu sebeple bir arkadasimizdan borc alacagimiz veya ona borc verecegimiz zaman anlasmamizi kagida dokmemiz gerekmektedir. Bu sebeple kimsenin kimseden darilmamasi ve "bana guvenmiyor musun?" ifadesinin kullanilmasi durumunda yukaridaki ayeti soyleyerek karsimizdaki insani bilgilendirmemiz gerekiyor.Allah bu sekilde emretmisse; demek bu sekilde daha uygundur. Insan unutabilir, surcebilir. Borclar yazilmazsa ve bir taraf unutursa arada anlasmazlik cikabilir, ufak maddi cikarlar yuzunden iki taraf da iyi niyetli olmasina ragmen araya seytan girebilir, yanlis anlasilmalardan oturu darginliklar meydana gelebilir.

    Katâde der ki: "Bize anlatildigina gore, Ebu Suleyman el-Mar'asî Kâ'b'in arkadaslarindan birisiydi. Bir gun arkadaslarina soyle sordu: "Rabbina dua ettiginde duasina icabet edilmeyen mazlûmu biliyor musunuz?" ona "Bu nasil olur?" diye sorduklarinda:

    "Bir adam belli bir vade ile satis yapar, sahit tutmaz ve yazmaz, malinin zamani gelince sahibi bunu inkâr eder, o da Rabbina dua eder, ama duasina icabet edilmez. Cunku o, Rabbina isyan etmistir." dedi.

    Ayrica, birisine bir seneligine 2 milyon borc veren kimse, aradan bir sene de gecmis olsa, yine bu miktar alacaginin oldugunu bilmelidir. Fakat odeme esnasinda borclu, paranin yillik deger kaybini nazara alarak ona gore bir fazlalik verirse, aldigi borcun kiymetini vermis olacagindan borc aldigi kisinin hakkina girmez. Ama bu durum bircok alim tarafindan farkli goruslerle tenkid edilmis ve borc ne ise aradan zaman gecse de ayni kalmasi gerektigi savunulmustur.Her iki durumda da sahih olan sudur ki; borc alindiginda geri verilmesi gereken iadenin ne kadar olacagini borc alimi sirasinda kararlastirmak faize girer.Bunun kararlastirmasini ancak borcu verirken yapmak veya borcu "degeri kaybolmayan seyler" uzerinden alip vermektir.

    Bu meselede soyle bir yol da tercih edilebilir ki, bu en sâlimi ve en sihhatlisidir. Borc verme, doviz yoluyla olabilecegi gibi, altin uzerinden de yapilabilir. Boylece faiz suphesi de ortadan kalkmis olur.

    Islam’da borc yoluyla kisa vadeli ve kucuk kredileri temin etmek mumkun olabilir. Bu, akrabalik, dostluk, kardeslik, karsilikli yardimlasma, karsiligini ahirette alma, ileride kendisi de benzer ekonomik sIkintiya duserse, destek hazirlama dusuncesiyle yapilabilir. Kisa vadeli ihtiyaclarin esnaf, tuccar ve komsularla hisim-akraba arasinda cozumlenmesi ve bundan bir cikar beklenmemesi en guzel ve kalici bir cozumdur. Bu yolla fertler birbirine yakinlasir, iyilik duygulari guclenir, ayrica taraflar surekli olarak karz-i hasen sevabina nail olurlar. Islam’da, uzun vadeli ve buyuk krediler icin kâr ortakligi esasi getirilmistir. Cunku bir cikar olmaksizin, birinin digerinin sermayesi ile surekli tek tarafli kazanmasi hakkaniyete uygun degildir. Ozellikle kredinin miktari buyudukce bunu borc olculeri icinde cozmek mumkun olmaz. Krediye ihtiyaci olan isadami durust calisir, ortaklarini gercek mal varligina hissedar yapar ve gercek kâri paylasmaya ya da ortaklarin anaparalarina eklemeye razi olursa rahat bir sekilde ek sermaye bulabilir. Âtil bir sekilde kasalarda, yastik altinda hapsedilmis buyuk sermaye de ekonomiye katilmis ve insanlar faiz belasindan kurtulmus olur.

    Islam toplumunda asirlardir uygulanan bu sosyal yardimlasma zaafa ugradi. Ekonomik krizler, insanlarin dunyevîlesmesi, sevap ve Allah rizasi yerine, faiz ve menfaatcilik topluma hâkim oldu. Ayrica borc alan kimselerin bunu istismar etmesi, yalana basvurmasi, zamaninda odememesi borc vererek sevap uman iyi niyetli insanlari da daha tedbirli olmaya yonlendirdi. Birkac kotu niyetli sahtekar, Islam’in bu guzel gelenegini baltalamaktadir. Yine de, imkân sahibi muslumanlara secici olmak sartiyla, borc vermeye devam ederek, kat kat sevap almalarini tavsiye ediyoruz.

    Bu konudaki ders alinabilecek hadis-i serif'ler

    1- Amellerin Allah Teala'ya en sevimli olani, ac bir fakiri yediren, yahud onun borcunu odeyen veyahud da ondan bir sıkıntıyı gideren kimsenin amelidir.
    Ravi: Hz. Hakem ibni Umeyr (r.a.)

    2- Kefeni guzellestiriniz. Olulerinize, arkalarindan feryad etmekle, fena tezkiye ile, vasiyetlerini tehirle ve yakanlarini ve kabirlerini ziyareti terk ile eza vermeyiniz. Onlaran borclarini odemede acele ediniz. (Kabirde) kotu komsudan uzak tutunuz. Kabir kazdiginizda, onu derinlestirip guzellestiriniz.
    Ravi: Hz. Ummu Seleme (r.a.)

    3- Ne dusunursun? Senin annenin birisine bir borcu olsa, onun yerine o borcu oder misin? Dedi ki: "Evet". Buyurdu ki: "Allah'a olan borcun odenmesi daha evlâdir. (Abdullah Ibni Abbas'in ''Ya Resulallah, annem oldu. Uzerinde bir aylik oruc borcu vardir.'' demesi uzerine yukaridaki hadis varid oldu.)
    Ravi: Hz. Ibni Abbas (r.anhuma)

    4- Bana soyler misin; babanin bir borcu olsa, sen de onu odesen bu kabul edilir degil mi? Ashab: "Evet" dedi. Allah senden daha merhametlidir. Babanin yerine hac et.
    Ravi: Hz. Sevde binti Zem'a (r.a.)

    5- Allah (z.c.hz.) borcunu odeyinceye kadar borclu ile beraberdir. Bu borc Allah'in hoslanmadigi bir borc olmadikca.
    Ravi: Hz. Abdullah Ibni Cafer (r.a.)

    6- Borc, o borcun sahibine odettirilir. Yalniz su uc hal haric: dusmanla mucadeleden geri kalmamak icin borc etmis ve odeyemeden olmus ise; Bir fakir adama garib bir misafir gelmis ve o evde olmus, cenazeyi kaldirmak icin o fakir adam borc etmis fakat odeyememis ise; Bekâr bir adam harama girmemek icin borcla evlenmis odeyememis ise, Bunlarin borcunu kiyamette Allah (z.c.hz.) oder.
    Ravi: Hz. Ibni Amr (r.a.)

    7- Hangi adam ki, odememek niyetiyle borc ederse, bu adam Allah'in huzuruna hirsiz olarak cikar.
    Ravi: Hz. Suheyb (r.a.)

    8- Borc kelepcedir ve agir bir bagdir. Bu, kulun boynuna yukletilir. Bununla insan mesudda olur, bedbaht ta. Borc insani uzer ve gece ve gunduz saatlerinde huzunlendirir. (uzulmekle de insan mecur olur). Ve onu odeyinceye kadar, borclunun ecir almasi kesintisiz devam eder. Boylece borc, insanin saadet sebebi olur. Bir de var ki, ehemmiyet vermez ve boyle olur gider. Bununla da ahiret sekaveti olur.
    Ravi: Hz. Amr Ibni Hazim (r.a.)

    9- Bir kimse bir borcu yuklenir ve Allah da bilir ki onu odemek niyetindedir. Muhakkak ki Allah, dunyada o borcu eda etmekte kendisine yardim eder.
    Ravi: Hz. Meymune (r.anha)

    10- Bir kimse bir fakire muhlet verse veya borcunu bagislasa, kendisinden baska golge bulunmayan gunde Allah onu kendi golgesinde golgelendirir.
    Ravi: Hz. Ebû Yesr (r.a.)

    11- Bir kimseyi Allah'in kendisinin musibetini def etmesi, dilegini vermesi ve kiyamette Arsi Âlânin golgesinde golgelendirmesi memnun ediyorsa, dardaki adamin borcunun gununu uzatsin veya o borcu bagislasin.
    Ravi: Hz. Ebû Yusr (r.a.)

    12- Bir kimse, bir borcu odeyecek veya bir ganimeti ihya edecek bir sefaatte (yardimda) bulunsa, ayaklarin kaydigi gunde (siratta) Allah (z.c.hz.) onun iki ayagini sabit kadem eder.
    Ravi: Hz. Câbir (r.a.)

    Sonuc olarak:

    1-) Zaruri olmadikca borca girilmemeli, borc alindigi takdirde ise, hakka-hukuka riayet edilmelidir. Imkâni olan muslumanlar borc gelenegini surdurmeli, yukaridaki ayetlerde de ifade edildigi gibi Allahu Teala’nin bunu karsiliksiz birakmayacagina da kesin olarak inanmalidir.

    2-) Borc verenleri tesvik etmeli, borcunu verirken dua ve tesekkurlerle ona psikolojik destek vermelidir. Hatta kucuk de olsa bir hediye takdim edilmelidir.

    3-) Borcun Islamî, ahlakî ve insanî guzel bir davranis oldugu, hicbir cikar ve menfaat gozetilmeden yapilmasi gerektigi unutulmamalidir.

    4-) Borc verilirken karsidaki insanin nefsini ezmemeli, ona moral vererek onun bu zor zamaninda ona destek olunmalidir.

    5-) Borc verdiginiz kisiye vadesi uzatilmasini veya affedilmesine karar verseniz bile bu durumu ona gecerli bircok sebep belirterek onu ikna etmeli, onun gururunu incitmemek icin cok dikkatli davranilmalidir.

    Allah borc alana da; verene de merhamet etsin.

    Bizlere de borclarmizi odememizde kolayliklar nasip etsin.

    Amin.alıntı


  3. 3
    nimet Devamlı Üye
    nimet
    Devamlı Üye
    nimet - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Profili:
    Üyelik: 18.Temmuz.2008
    Üye No: 25816
    Mesaj Sayısı: 55
    Tecrübe Puanı: 2
    Yer: izmir

    --->: Borç


    çok teşekkürler:)


  4. Reklam

  5. 4
    Hoca Moderatör
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 0
    Tecrübe Puanı: 0
    Yer: çalışma odam:)

    --->: Borç (islamda borç kavramı)


    Borç (islamda borç kavramı)
    Alıntı
    çok teşekkürler:)
    eyvallah nimet kardeş:)


  6. 5
    rönesans üçüncü göz
    rönesans
    üçüncü göz

    Profili:
    Üyelik: 25.Ağustos.2009
    Üye No: 51313
    Mesaj Sayısı: 296
    Tecrübe Puanı: 5

    Alıntı
    Sonuc olarak:

    1-) Zaruri olmadikca borca girilmemeli, borc alindigi takdirde ise, hakka-hukuka riayet edilmelidir. Imkâni olan muslumanlar borc gelenegini surdurmeli, yukaridaki ayetlerde de ifade edildigi gibi Allahu Teala’nin bunu karsiliksiz birakmayacagina da kesin olarak inanmalidir.

    2-) Borc verenleri tesvik etmeli, borcunu verirken dua ve tesekkurlerle ona psikolojik destek vermelidir. Hatta kucuk de olsa bir hediye takdim edilmelidir.

    3-) Borcun Islamî, ahlakî ve insanî guzel bir davranis oldugu, hicbir cikar ve menfaat gozetilmeden yapilmasi gerektigi unutulmamalidir.

    4-) Borc verilirken karsidaki insanin nefsini ezmemeli, ona moral vererek onun bu zor zamaninda ona destek olunmalidir.

    5-) Borc verdiginiz kisiye vadesi uzatilmasini veya affedilmesine karar verseniz bile bu durumu ona gecerli bircok sebep belirterek onu ikna etmeli, onun gururunu incitmemek icin cok dikkatli davranilmalidir.

    Allah borc alana da; verene de merhamet etsin.

    Bizlere de borclarmizi odememizde kolayliklar nasip etsin.

    Amin.alıntı

    insana & islamiyete yakışan davranış budur. tşk hcm


  7. 6
    Ecrinim Hüvel Baki..
    Ecrinim
    Hüvel Baki..
    Ecrinim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Profili:
    Üyelik: 15.Aralık.2009
    Üye No: 69122
    Mesaj Sayısı: 3,639
    Tecrübe Puanı: 93
    Yer: Akdeniz

    Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
    "Kim güç durumda olan kişiye, borcunu ödemesi için süre verir, ya da alacağını hiç almazsa, Allah onu, kıyamet gününde, kendi gölgesinden başka hiçbir gölgenin olmadığı günde, gölgesi altında gölgelendirecektir."
    Ebû Hureyre radıyallahu anh. Timizi
    .

    Bir hadis-i serif'te ise Peygamber Efendimiz (s.a.v.) soyle buyurmustur:

    “Sadaka 10 misliyle, borc 18 misliyle mukâfatlandirilir.”
    (et-Tergîb ve't-Terhîb, II, 40).


    bunu bilmiyordum..genellikle borç olarak verdiklerimin peşine düşmem ya da geri almam
    bu sebeple bu hadis-i şerif çok hoşuma gitti:)

    değerli bilgiler için Allah c.c. razı olsun hocam,aydınlanmaya devam..:)


  8. 7
    Muhammed الله اكبر
    Muhammed
    الله اكبر
    Muhammed - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Profili:
    Üyelik: 16.Haziran.2010
    Üye No: 76755
    Mesaj Sayısı: 4,518
    Tecrübe Puanı: 46
    Yaş: 29
    Yer: Türkiye

    Borç ne demektir kısaca sözlük anlamı

    Bir kişi veya kuruluşun, bir diğerine karşı, genellikle daha önce alınmış belirli bir paranın, ana para, faiz ve öteki ödentilerle beraber geri verilmesi şeklinde yerine getirmek zorunda olduğu yükümlülüktür. Tarafların anlaşma şekline göre, bu yükümlülüğün yerine getirilmesi veya karşılığında bir hizmetin görülmesi şeklinde olabilir.



+ Yorum Gönder