Seyr u Sülük-1 5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
  1. 1
    LeoparGS Devamlı Üye
    LeoparGS
    Devamlı Üye
    LeoparGS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Profili:
    Üye No: 26
    Mesaj Sayısı: 1,380
    Tecrübe Puanı: 20
    Yer: İstanbul

    Seyr u Sülük-1


    Seyr u Sülük-1






    Gezme, gezinme, temâşâ etme mânâlarına gelen "seyr" kelimesiyle; bir yola girme, bir kimseyi veya bir yönü takip etme, bir düşünce ve bir sisteme bağlanma anlamındaki '"sülûk" sözcüğünden mürekkep olan "seyr u sülûk" ifadesi, belli bir usûl dairesinde hayvanı ve cismanî arzulardan uzaklaşıp kalb ve ruhun hayat çizgisinde gönül ayağıyla Allah'a yürümenin, O'na vâsıl olma yollarını araştırmanın ve böyle bir vuslata erebilmek için "mesâvî-i ahlâk" da diyebileceğimiz fena huylardan uzaklaşmanın ve Kur'anî ahlâkla ittisaf etmenin unvanı olagelmiştir.

    Ayrıca, "seyr u sülûk"'la doğrudan doğruya alâkalı olmasa da. ilâhî tecelliler açısından ihtiva ettiği mânâlar itibarıyla, bu ruhanî yolculuğun değişik buudları sayılan şu hususu hatırlatmakta da yarar görüyoruz:

    İlâhî tecelliler ve sâlikin bu tecellilere mazhariyeti açısından "seyr" iki şekilde mütâlâa edilegelmiştir; seyr-i nüzûlî ve seyr-i urûcî.

    Seyr-i nüzûlî: Mukayyed ve mümkün olan varlığın zuhur etmesi için, mutlak ve vacib olan vücudun tecelli ve feyiz ifâzası mânâsına bir seyirdir ki, küllî dairede Vâhi-diyet-i Hakk'ın, cüz'î dairede de Hazreti Ehadiyet'in "bî kem u keyf" kesret ufkuna nüzûlünden ibarettir. Buna. Vacib'in imkan mertebelerine, Mutlak'ın mukayyed dairelerine doğru bir inbisât-ı tecelli ile inkişaf ve zuhuru da diyebiliriz. Bu seyir, taayyün-i evvelden, "Allah'ın iîk yarattığı Benim nurumdur" mertebesine, ondan da topyekün kâinat ve insan mertebelerine kadar temâdî eden bir tecellidir.

    Seyr-i urûcî ise; varlık ağacının en câmi meyvesi olan insanın, upuzun bir seyr u sülûk-i ruhaniyle yeniden irade, his, şuur ve latife-i Rabbaniye uğrunda mebde'ine ve merciine yönelerek, Hazreti Vacibü'l—Vücud'un ziyâ-i vücudunda beden ve cismanî arzulan itibarıyla tamamen muzmahil olmasıdır ki; işte biz burada, mebde'den müntehâya, "seyr" unvanıyla dört mertebede bu ruhanî yolculuğu tahlil etmeye çalışacağız:

    Birinci mertebe; "seyr ilallah" mertebesidir ve Hakk'a yürümenin başlangıcı olması itibanyla buna "sefer-i evvel" de denir ki, Müsemmâ-yı Akdes de diyebileceğimiz Hazreti Zat mülâhazası mahfuz, ef'âl âleminden isimler ufkuna, sonra da bu i-simlerin gölgesinde mebde-i taayyün olan isme ulaşmakla nihayet bulan bir yolculuktur; sâliki çok, müdavimi ona nisbeten az, herkese açık bir seyahat-ı kalbiye ve ruhiyedir. Bu seyahat ister "sülûk" unvanıyla "seyr-i afakî" olsun, ister "cezbe" namıyla "seyr-i enfüsî" şeklinde tecelli etsin, yolculuk sona erince sâlikin kalbinden "mâsivâ" alâkası büyük ölçüde silinir-gider ve hak yolcusu kendini "fenâ fillah" gel-gitleri içinde bulur ki, erbabı bu mazhariyete "vilayet-i suğrâ" diyegelmişlerdir.

    İkinci mertebe; "seyr fillah" mertebesidir ve yine bir hamle hazırlığı ihtiva ettiğinden dolayı da buna. ikinci yolculuk mânâsına "sefer-i sânî" dendiği gibi "cem' " de denmiştir ki. -fâni, bâki gerçeği mahfuz- sâlikin beşerî sıfatlardan tecerrütle ilâhî sıfatlarla ittisaf etmesi, istidadı ölçüsünde esmâ-i ilâhiyeyi temsil ile Kur'ân ahlakıyla tahalluk ederek -buna Allah ahlâkı da diyebiliriz- "ufk-i âlâ "ya ulaşmasıdır ki, bu yolculuğun son konağına erenlere büyük ölçüde varlığın perde arkası inkişaf eder ve onların gönüllerine "ilm-i ledün" akmaya başlar; başlar ve hak yolcuları isimler, sıfatlar, zâtî şe'nler âlemlerine ait mârifet şuâları karşısında eriye eriye nisbet-i tâmmenin zuhuruna ererler ki. böyle bir mazhariyete de "bekâ billah" denegelmiştir.

    Üçüncü mertebe: "seyr maallah" ve diğer namıyla "sefer-i sâlis" veya "fark maa'l-cem' " mertebesidir ki, bir "vâsıl" için bu mertebede "bî kem u keyf" sadece O görülür, O bilinir, O duyulur: her yanı O'nun marifet nurları sarar ve âdeta sübühât-ı vech her şeyi siler-süpürür-götürür de her tarafta ‘’Artık yeryüzünde oları her nesne fena bulmuş ve sadece senin Rabbinin zatı bekâsını devam ettirmektedir" hakikati nümâyan olmaya yüz tutar; yüz tutar da başka varlıklar, başka bilmeler, başka görmeler, başka duymalar sâlikin marifet enginliği ve zevk çağlayanının debisi ölçüsünde itibarîleşmeye başlar, hattâ mâsivâ hissedildiği nisbette kalbe sıklet verir ve zaman gelir, hak yolcusu zevk ve hâl enginliğine karşı bütün bütün kapılarını kapar, sürmeler ve zaten dâvâ-yı nübüvvetin vârislerinden de değilse halvet ve inzivalarla hep kendi sübjektif enginliklerinde yaşar. İşte bu ölçüde, hak erinin nazarında bütün zıtların yok olduğu böyle bir mertebenin nihayeti de "aynü'l-cem" " unvanıyla yâd edilir. Nesîmî bütün rüsûmun silinip gittiği bu zevkî ve ruhî hali. derin bir istiğrak neşvesiyle şöyle ifade eder:

    "Mekânım lâ mekân oldu
    Bu cismim cümle cân oldu
    Nazar-ı Hak ayân oldu
    Özüm mest-i likâ gördüm.

    Bana Hak'tan nidâ geldi
    Gel ey âşık ki mahremsin
    Bura mahrem makamıdır
    Seni ehl-i vefâ gördüm."

    Bu makâm aynı zamanda, kadehler gibi O'nun aşkıyla dolup boşalma, O'nu çılgınca sevme ve sevdirme makamıdır. Bu mertebenin vâridâtıyla şahlanmış bir gönül, O'ndan bahsetmeyen her sözü israf sayar, her mülâhazayı da saygısızlık. İster ki her sözün dibâce konusu O olsun, her meclisin hitamı O'ndan bahislerle noktalansın ve herkes âşıkane sadece ve sadece O'ndan söz etsin. Bir âşık-ı meçhul bu hissi ne hoş seslendirir:

    ''Keşke sevdiğimi sevse kamu halk u cihan;
    Sözümüz cümle hemân kıssa-i cânân olsa..!"

    Dördüncü mertebe; "seyr anillah" mertebesidir; bu seviyedeki "seyr"e "sefer-i râbi' "dendiği gibi "telvin ba'de't-temkin"de denegelmiştir. Bu pâyeyi ihraz eden bir vuslat eri, vahdetten sonra, yine vahdet yolunda, yeni yorumlarla kesrete yönelir. Ta-bir-i diğerle, vahdet ve izâfî vuslatta duyup zevkettiği mânevî hazlarını, başkalarına da duyurmak, miraç nüzûlünün gölgesinde tenezzül üstüne tenezzül kendi hayatını, başkalarını kurtarmaya, "hazîretü'l-kuds"e yükseltmeye, erdiklerine erdirmeye, gördüklerini gördürmeye bağlar ve binlercenin ruhunda tutuşturacağı vuslat arzusuyla oturur-kalkar. Mütehayyirleri ufuk ötesine irşâd etme: talipleri terbiye; râğipleri itminana ulaştırma; yoldakilere rehberlikte bulunma: zulmette bocalayıp duranlara nur gösterme; nura ermişleri mârifetle şahlandırma; mârifet şehsuvarlarını da zevk-i ruhanî yamaçlarında koşturma mefkûresiyle gerçekleşebilen böyle bir Hak'tan halka rücû, peygamberlerin has çıraklarına mahsus bir hâldir ve ilk donanımla teklif arasındaki tenasübe de iyi bir örnektir. Bu yüce payeyi, bazı tasavvuf erbabı "bekâ billah maallah" veya "fark ba'de'1-cenm' " şeklinde isimlendirmişlerdir.

    Bu ufka erenler, vahdeti kesrette, kesreti de vahdette görür, tek yüzlü iki derinliği birden yaşar, kendi maiyetiyle beraber, maiyete taşıdıklarının haz ve hazz-ı ruhanîsiyle her lâhza ayrı bir vuslata "bismillah" der.. ne iltibas, ne şatahat ne de naz; niyazla oturur-kalkar ve sürekli temkin soluklar.. "ilallah"ta "fillah" esintilerini duyar; "maallah"ta "minallah" veya "anillah" gerçeğini müşahede eder.. hem vâcid yaşar, hem fâkid bulunur: hem mehcûr görünür, hem vâsıl bulunur ve kurb-bu'du bir arada duyar.

    Böyle bir hak yolcusu, yolcuların en kâmili, mürşidlerin en mütekâmili, tam bir terbiye üstadı ve irşâd halifesidir. Kendisine teveccüh edenlerin sinelerinde iman, mârifet ve muhabbet duygularını coşturur: semtine uğrayan herkese sevdiğini sevdirir.. "Allah'ı kullarına sevdirin ki Allah da sizi sevsin" fehvasınca böyle bir vâsıl, zılliyet plânında hem muhibtir hem de mahbub.. duygularındaki safvet, düşüncelerindeki derinlik, temsilindeki ciddiyet, hâl ve davranışlarındaki duruluk onu. hemen herkesin her halükârda başvuracağı öyle bir âb-ı hayat kaynağı, bir ümit meşalesi haline getirmiştir ki her tâlib-i feyz-i Hudâ ona koşar, her âşık-ı nur-i hüdâ O'nun rehberliğine sığınır; sığınır zira:

    "Menşe-i hüsn-ü ameldir hüsn-ü hâl,
    Hüsn-ü hâlde oldu âsâr-ı kemâl." (Anonim)

    Sızıntı

    İlgili Yazılar

  2. 2
    ışık mete Üye
    ışık mete
    Üye

    Profili:
    Üye No: 49179
    Mesaj Sayısı: 3
    Tecrübe Puanı: 2

    --->: Seyr u Sülük-1


    TEŞEKKÜR EDERİM Aslan cimbomlu.....!


+ Yorum Gönder