Şakîk-i Belhî Hazretleri Hayatı ve eserleri hakkında geniş bilgiler 5 üzerinden 3.50 | Toplam : 2 kişi
  1. 1
    Naksibendi Emekli
    Naksibendi
    Emekli
    Naksibendi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Profili:
    Üyelik: 06.Eylül.2007
    Üye No: 2504
    Mesaj Sayısı: 72
    Tecrübe Puanı: 0
    Yaş: 37
    Yer: Izmir/Antalya/Frankfurt

    Şakîk-i Belhî Hazretleri


    Şakîk-i Belhî hazretleri buyurdular ki:

    "Akıllı, zeki, derviş, zengin ve cimrinin kimlere denildiğini yedi yüz tane âlimden sordum. Hepsi de birbirine yakın cevaplar verip şöyle dediler: “Dünyâyı sevmeyen kimse, akıllıdır. Dünyânın aldatıcı ve yalan olan zevklerine aldanmayan kimse, zekîdir. Allahü teâlânın takdir ettiğine râzı olan, kanâat eden, zengindir. Dünyâya âit arzusu bulunmayan, Allahü teâlânın rızâsını isteyen kimse, dervişdir. Allahü teâlânın verdiği nîmetlerden, mahlûkuna faydalı olanları vermekten kaçınan, cimridir."

    “Allahü teâlânın azâbından korkmanın alâmeti haramları terk etmektir. Allahü teâlânın rahmetinden ümidli olmanın alâmeti de çok ibâdet etmektir.”

    “Şeytanı en çok kızdıran iki şey, onun vesvesesine aldırmamak ve Allahü teâlânın zâtı hakkında düşünmemektir”. (Allahü teâlânın yarattıkları hakkındaki tefekkür makbûldür.)

    “Bir kimsenin yanında mübârek bir zâtın iyilik ve güzel hâlleri anlatılır da, o kimse bundan zevk duymaz ve o mübârek zâta karşı kalbinde muhabbet hâsıl olmazsa, bilsin ki kendisi kötü kimsedir.”

    “Sıkıntının mükâfâtını bilen, ondan kurtulmağa heves etmez.”
    .................................................. .....
    Şakik-i Belhi hazretlerinin tevbe etmesine, söyleyene değil, söyletene bak sözü gereği, bir putperest sebep olmuştur. Ticaret için Türkistan’a gittiğinde merak sebebiyle puthaneye girer ve bir puta, isteklerini yana yakıla anlatan putpereste hitaben;
    -Seni ve her şeyi yoktan var eden, âlim ve kudretli bir yaratanın var. Sana hiç bir fayda ve zararı olmayan puta tapacağına Allahü teâlâya ibadet et der. Bunun üzerine Putperest;

    -Eğer söylediğin doğru ise, O, sana senin memleketinde rızık vermeye kadirdir. Madem öyledir, niçin tâ buralara kadar geldin? deyiverir. Şakik-i Belhi hazretleri, bu söz üzerine derin düşüncelere dalar ve Belh şehrinin yolunu tutar. Yolda bir mecusi ile yolculuk yapar. Mecusi, Şakik-i Belhi hazretlerinin tüccar olduğunu öğrenince;

    -Eğer kısmetin olmayan bir rızık peşindeysen, kıyamete kadar gitsen onu ele geçiremezsin. Şayet kısmetin olan bir rızık peşindeysen onun arkasında koşmana lüzum yoktur. Çünkü sana ayrılan rızkın seni bulur der. Bu söze Şakik-i Belhi hazretleri hayran kalır. Dünyaya karşı meyli azalır ve ahiret için çalışacağına söz verir. Bu düşünce ile Belh şehrine gelir. Belh’de ise müthiş bir kıtlık vardır. İnsanlar yiyecek bir şey bulamazlar. Bu yüzden kimsenin yüzü gülmemektedir. İnsanlar bu halde iken, Şakik-i Belhi hazretleri, çarşıda neşeli bir köle görür ve ona;

    -Ey köle, herkes üzüntü içindeyken, senin neşene sebep nedir? diye sorar. Köle;
    -Niçin üzüleyim. Benim efendim zengin bir kimsedir. Beni aç, çıplak bırakmaz ki! der. Şakik-i Belhi hazretleri, bu söz karşında; “Aman ya Rabbi! Az bir dünyalığı olan şu zenginin kölesi böyle neşeli. Halbuki, sen bütün canlıların rızıklarına kefil oldun. Biz niçin gam ve keder içinde olalım” diyerek yüzünü ahirete çevirir ve İbrahim Edhem hazretlerinin sohbetlerine başlar, Ondan feyz alarak olgunlaşır.
    .........................................
    SERVETLE ÖVÜNMEK
    Harun Reşit ile Şakik-i Belhî Hazretleri sohbet ediyordu. Bir ara Hazret:
    - Ey Halife! Farz et ki büyük bir çölde kaybolmuşsun. Susuzluktan ölmek üzeresin. O anda birisi gelip elindeki su dolu kırbayı sana satmak istese kaç para verirsin? diye sordu.
    Halife gülerek:
    - Ne kadar isterse veririm, dedi.
    - Peki, o suya karşılık servetinin yarısını istese verir misin?
    - Veririm.
    Hazreti Şakik, "Doğru söyledin" dedi ve devam etti:
    - Ey Halife! Diyelim ki servetinin yarısı ile o suyu alıp içtin ve bir müddet daha yaşama imkanı buldun. Fakat az sonra içtiğin suyu çıkarman gerekir. Ama buna muvaffak olamasan, bütün uğraşmalarına rağmen idrarını yapamasan ve adeta ölecek hale gelsen, o anda yine birisi karşına çıkıp: "Seni tedavi edebilirim, ancak servetinin öbür yarısını isterim" dese, ne dersin?
    Halife hiç düşünmeden:
    - Elbette razı olurum, dedi.
    Bunun üzerine Şakik-i Belhî:
    - Öyleyse Ey Emirü'l Mü'minin! Önce içtiğin, sonra da idrar yolu ile dışarı attığın bir yudum su kıymetinde bile olmayan servetine sakın güvenme! Hiç kimseye karşı mal, mülk ve servetinle övünme, buyurdu.
    Harun Reşit ile Şakik-i Belhî Hazretleri sohbet ediyordu. Bir ara Hazret:
    - Ey Halife! Farz et ki büyük bir çölde kaybolmuşsun. Susuzluktan ölmek üzeresin. O anda birisi gelip elindeki su dolu kırbayı sana satmak istese kaç para verirsin? diye sordu.
    Halife gülerek:
    - Ne kadar isterse veririm, dedi.
    - Peki, o suya karşılık servetinin yarısını istese verir misin?
    - Veririm.
    Hazreti Şakik, "Doğru söyledin" dedi ve devam etti:
    - Ey Halife! Diyelim ki servetinin yarısı ile o suyu alıp içtin ve bir müddet daha yaşama imkanı buldun. Fakat az sonra içtiğin suyu çıkarman gerekir. Ama buna muvaffak olamasan, bütün uğraşmalarına rağmen idrarını yapamasan ve adeta ölecek hale gelsen, o anda yine birisi karşına çıkıp: "Seni tedavi edebilirim, ancak servetinin öbür yarısını isterim" dese, ne dersin?
    Halife hiç düşünmeden:
    - Elbette razı olurum, dedi.
    Bunun üzerine Şakik-i Belhî:
    - Öyleyse Ey Emirü'l Mü'minin! Önce içtiğin, sonra da idrar yolu ile dışarı attığın bir yudum su kıymetinde bile olmayan servetine sakın güvenme! Hiç kimseye karşı mal, mülk ve servetinle övünme, buyurdu.
    .................................................. ........................

    İlgili Yazılar

  2. 2
    Naksibendi Emekli
    Naksibendi
    Emekli
    Naksibendi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Profili:
    Üyelik: 06.Eylül.2007
    Üye No: 2504
    Mesaj Sayısı: 72
    Tecrübe Puanı: 0
    Yaş: 37
    Yer: Izmir/Antalya/Frankfurt

    --->: Şakîk-i Belhî Hazretleri


    Yine Şakik-i Belhi Hz.lerinden nakledilen şu olay, iklim iklim yayılan bir tefekkür neşvesini canlandırıyor gönüllerde.

    Bir defasında Belh şehrinde korkunç bir kıtlık olmuştu. Öyle ki halk nerdeyse birbirini yiyecekmiş. Hal böyle iken Şakik-i Belhi hazretleri, pazarda şen-şakrak neşe içinde bir köle görür. Haline şaşırır ve ona:

    - Ey uşak! Şen-şakrak, böyle neşe içinde olmanın ne alemi var. Halkın açlıktan ne hale geldiğini görmüyor musun? dedi. Köle de ona cevap olarak:
    - Bundan bana ne! Ben, kendine has bir köyü ve buralardan bir sürü geliri olan, bir efendinin kölesiyim, o beni aç bırakmaz ki!.. dedi.

    Şakik’in eli ayağı buz kesildi ve: “İlahi! Bir ambarı olan bir ağaya güvenen şu köle, bu kadar şen-şakrak! Sen ki, hükümdarlar hükümdarı olup, rızka kefilsin. Biz neye gam yiyelim, niye dert edinelim.” Diyerek, derhal dünya meşgalelerinden yüz çevirdi, samimi bir şekilde tövbe edip, Hakk’ın yoluna baş koydu. Tevekkülde kemalatın zirvesine ulaştı. Daima bu hali hatırlar ve “ben bir kölenin çömeziyim” derdi.

    Yahya Bin Muaz (ks), insanların fakirlikten ne kadar çok korktuklarını ve bunun neticesinde nasıl bir rızık endişesine kapıldıklarını fark etmiş olacak ki, şöyle söylemiş: “Zavallı ademoğlu, eğer fakirlikten korktuğu gibi cehennemden korksaydı, cennete girerdi.”

    Sufilerden birisi de şöyle demiş; “Her kim Hakk Tealâ’dan gayri bir şeyden korkar ve veya O’ndan başkasından bir şey ümit ederse, onun üzerine tüm istek kapıları bağlanır ve üzerine korku musallat edilir. Yetmiş perde ile perdelenir ki, o perdelerin en aşağısı şüphedir. Sonlarını düşünmeleri ve hallerinin değişmesinden korkmaları, sufilerin fazla korkmalarını gerektiren mevzulardandır. Allah Teâla: ‘De ki, size yaptıkları işler bakımından, en çok ziyana uğrayanları bildirelim mi? (Bunlar) iyi işler yaptıklarını sandıkları halde, dünya hayatında çabaları boşa giden kimselerdir. (el-Kehf 18/103-104)

    Hikaye edildiğine göre, adamın biri Hatim el-Esamm’a: “Nereden yersin, rızkını nereden temin ediyorsun” diye sordu. Hatim (ks)’da o vakit, “Oysa göklerin ve yerin hazineleri Allah’ındır. Fakat münafıklar bunu anlamazlar.” (el-Münâfikîn 63/7) ayetini okudu.

    Ebu Abdullah el-Kuraşi’ye tevekkülden soruldu. Cevap olarak: “Tevekkül her halde Allah Teâla’ya bağalanıp, güvenmektir.” buyurdu.

    İbrahim b. Ethem Hz.lerinin Muhabbetullah ve İlahi feyzi hükümdarların taht ve saltanatından üstün tuttuğuna dair şöyle bir nakil vardır:

    İbrahim b. Ethem’e (ks) bir defasında Rahman’dan bir varidat ve feyz geldiğinde; “Şu dünya hükümdarları nerede? Gelsinler de bunun ne kadar zevkli ve hazlı olduğunu görsünler, ta ki mülklerinden utansınlar, ar etsinler.” demişti.

    Yine anlatıldığına göre, İbrahim b. Ethem (ks) birine sormuştu:
    - Evliyadan olmayı arzu eder misin? Genç:
    - Tabii arzu ederim, demişti. Ona:
    - O halde zerre kadar dünyaya ve ahirete rağbet etme. Bütün mevcudiyetinle İzzet ve Celal sahibi Allah’a yönel, Allah’ın dışındaki varlıklardan kendini uzak tut. Helal lokma ye de, geceleri sabaha kadar namaz kılıp, gündüzleri nafile oruç tutma. Ancak helal lokma yiyenler, Allah adamlarının payesine ulaşabilir.

    Razık Olan Hakka Güven

    Dervişlerden biri, "Herkesin rızkı Allah'tan (c.c.) gelir" hadisinin mânâsını bizzat yaşa***** anlamak istiyordu. Başını alıp çöllere çıktı, bir kenarda yatıp uyudu.

    Aradan bir müddet geçti. Çölde yolunu kaybeden bir kervan adamın yattığı yerin yakınında konakladı. Zahidi gördüler. Birisi:

    - Bu adam niçin böyle ıssız bir yerde yatıyor, kurttan, düşmandan korkmuyor mu? Yoksa ölmüş mü? dedi.

    Yanına gittiler. Zahit hiç sesini çıkarmıyor, ne olacak diye hareketsiz bekliyordu. Kervandakiler bunu görünce:

    - Bu zavallı açlıktan ölmek üzere, dediler.

    Yemek getirdiler. Zahit dişlerini sıktı. Adamlar bıçak getirip dişlerinin arasına soktu, zorla ağzını açtı ve çorbayı içirdiler…

    Vehih b. Verr'e:
    - Rızık için hiç endişelendiğiniz oldu mu? dediler.
    - Bütün yerin kalay olduğunu görsem, göklerin de bakır olduğunu anlasam, rızkımdan endişe etmem. Eğer endişeye kapılırsam, Allah'ın (cc) bütün mahlukların rızkına kefil olduğuna inanmamış olurum! dedi.

    Bu tembelliği tavsiye değildir. Bu Allah'a iman ve O’nun, misafirlerinin ihtiyacını göreceğine duyulan tam bir itimattır, insan Rabbinden işte böylesine tam emin olmalıdır. Onun gemisine binmişken, yükünü sırtında taşımamalıdır. Yazık ki, çok defa bu güveni yakalayamıyor ve zanlarımıza göre muamele görüyoruz. Evet, kudsi hadisle sabittir ki, Allah-u Zülcelal ‘kulunun zannına göre’ ona muamele etmektedir. Yüreğinde o itimadı yaşayan gidip çöle yatabilir. DERVİŞ ENES AHMEDOĞLU


  3. 3
    Naksibendi Emekli
    Naksibendi
    Emekli
    Naksibendi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Profili:
    Üyelik: 06.Eylül.2007
    Üye No: 2504
    Mesaj Sayısı: 72
    Tecrübe Puanı: 0
    Yaş: 37
    Yer: Izmir/Antalya/Frankfurt

    --->: Şakîk-i Belhî Hazretleri


    Hatim-i Esam (k.s)’ın öğrendikleri;
    Bir gün Şakik-i Belhi (k.s), talebesi olan Hatim-i Esam (k.s)’a; ‘Ne zamandır buraya geliyor, beni dinliyorsun?’ diye sordu. Hatim-i Esam (k.s); ‘Otuz üç sene.’ diye cevap verdi. Şakik-i Belhi (k.s); ‘Bu kadar zaman içinde benden ne öğrendin, neler istifade ettin?’ dedi. Hatim-i Esam (k.s); ‘Sekiz şey istifade ettim.’ diye cevap verdi. Şakik-i Belhi (k.s) bunu duyunca; ‘Yazıklar olsun sana Ey Hatim! Bütün zamanımı sana harcadım, senin ise sekiz şeyden fazla istifaden olmamış.’ diye çok üzüldü. Hatim-i Esam (k.s); ‘Ey Hocam! Doğrusunu istiyorsan, böyledir. Bundan fazlasını zaten istemem. Bana bu kadar yetişir. Çünkü, dünyada ve ahirette felaketlerden kurtulup ebedi saadete kavuşmanın, bu sekiz bilgi ile olacağını iyi biliyorum.’ dedi. Şakik-i Belhi (k.s); ‘Söyle bunları bende anlayayım.’ buyurunca, Hatim-i Esam (k.s) şöyle anlattı;
    ‘Ey Hocam! Birincisi; insanlara baktım, herkes bir şeyi seçmiş, onu sevmiş gördüm ve bu sevgilerin çoğu, onlara ölüm yatağına kadar, bazıları öldüğü vakte kadar, bazıları da mezara girinceye kadar, arkadaşlık ediyor ve sonra onları yalnız ve zavallı olarak bırakıp ayrılıyorlar. Onunla beraber kimse beraber mezara girmiyor, dert ortağı olmuyor. Bu hali görünce, düşündüm ve kendime dedim ki, dünya da öyle dost şeçmeliyim ki, mezara benimle gelsin, bana orada arkadaşlık etsin. Aradım, taradım, Allahu Teala’ya yapılan ibadetlerden başka, böyle sadık bir sevgili bulunmadığını gördüm. Dost olarak onları seçtim ve onlara sarıldım.
    Şakik-i Belhi (k.s) bunları iştince, çok güzel yapmışsın Ey Hatim, çok doğru söylüyorsun, ikinci faydayı da söyle anlıyayım, dedi.
    Hatim-i Esam (k.s) dedi ki; Ey Hocam! İkinci faydam; insanlara baktım, herkesi arzuları keyfleri peşinde koşuyor, nefsin istekleri arkasında yürüyor gördüm ve şu ayet-i kerime yi düşündüm; ‘Allahu Teala’dan korkarak nefslerine uymayanlar, elbette cennete gideceklerdir.’ Çok düşündüm. Kur’an-ı Kerimin baştan başa doğru olduğunu, bilgilerimle tecrübelerimle, aklımla, vicdanımla anladım ve tam inandım. Nefsimi düşman bilerek, ona aldanmamaya, uymamaya karar verdim ve mücadeleye başladım. Nefsimin arzu ve isteklerini yapmadım. Nihayet teslim olarak ibadetlerden kaçan o nefsin, şimdi Allahu Teala&’ya ibadete koştuğunu, isteklerden vazgeçtiğini gördüm.
    Şakik-i Belhi (k.s) bunları işitince, Allahu Teala sana iyilikler versin, ne güzel yapmışsın, üçüncü faydayı da söyle dinleyeyim, dedi.
    Hatim-i Esam (k.s) dedi ki; Ey Hocam! Üçüncü faydam; insanların haline baktım, herkes dünyada bir sıkıntıya girmiş, böylece dünyalık toplamaya uğraşıyorlar gördüm, sonra şu ayet-i kerimeyi düşündüm; ‘Dünya malından, sarıldığınız, sakladığınız herşey, yanınızda kalmayacak, sizden ayrılacaktır. Ancak Allah rızası için yaptığınız iyilikler ve ibadetler sizinle beraber kalacaktır.’ Dünya için topladıklarımı Allah yolunda harcadım, fukaraya dağıttım. Yani baki kalmaları için, Allahu Teala’ya ödünç verdim.
    Şakik-i Belhi (k.s) bu sözleri işitince, ne güzel yapmışsın ve ne güzel söylüyorsun Ey Hatim, dördüncü faydayı da söyle dinleyeyim, dedi.
    Hatim-i Esam (k.s) dedi ki; Ey Hocam! Dördüncü faydam; insanlara baktım, herkesin başkalarını beğenmediğini gördüm. Buna sebeb birbirlerine hased etmeleri, birbirlerinin mevkilerine, mallarına ve ilimlerine göz dikmeleri anladım ve şu ayet-i kerimeye dikkat ettim; ‘Dünyadaki maddi, manevi bütün rızıkları aralarında taksim ettik.’ Herkesin, ilim, mal, rütbe, evlad gibi rızıklarının, dünya yaratılmadan evvel, ezelde taksim edildiğini, kimsenin elinde bir şey olmadığını ve çalışmayı, sebeblere yapışmayı emrettiğinden, O’na itaat etmiş olmak için, çalışmak lazım geldiğini ve hased etmenin büyük zararlarından başka, zaten lüzumsuz olduğunu anladım ve Allahu Teala’nın ezelde yapmış olduğu taksime ve çalışınca Rabbimin gönderdiğine razı oldum. Bütün müslümanlarla sulh üzere olup herkesi sevdim ve sevildim.
    Şakik-i Belhi (k.s) bunları işitince, ne iyi yapmışsın ve ne iyi söylüyorsun, beşinci faydanı da söyle dinleyeyim, dedi.
    Hatim-i Esam (k.s) dedi ki; Ey hocam! Beşinci faydam; insanlara baktım, birçoklarının insanlık şerefini, kıymetini, amir, müdür olmakta, insanların kendilerine muhtaç olduklarını ve karşılarında eğildiklerini görmekle zannettiklerini ve bununla iftihar ettiklerini, öğündüklerini gördüm. Bazıları da, kıymet ve şeref, çok mal ve evlad ile olur sanarak, bunlarla iftihar ediyorlar. Bir kısmı da insanlık şerefi, malı, parayı, insanların hoşuna gidecek, herkesi eğlendirecek yerlere sarfetmektir sanarak, Allahu Teala’nın emrettiği yerlere ve emrettiği şekilde harc edemiyorlar ve bununla öğünüyorlar gördüm. Ve şu ayet-i kerimeyi düşündüm;
    ‘En şerefliniz ve en kıymetliniz, Allahu Teala’dan çok korkanınızdır.’İnsanların yanıldıklarını, aldandıklarını anladım ve takvaya sarıldım. Rabbimin affına ve ihsanlarına kavuşmak için, O’ndan korkarak dinimin dışına çıkmadım, haramlardan kaçtım.
    Şakik-i Belhi (k.s) bunları işitince, ne güzel söylüyorsun Ey hatim, altıncı faydanı da söyle, dedi.
    Hatem-i Esam (k.s) dedi ki; Ey Hocam! Altıncı faydam; İnsanlara baktım birbirlerinin mallarına, mevkilerine ve ilimlerine göz dikerek, fırka fırka, parti parti ayrılarak, birbirlerine düşmanlık ettiklerini gördüm ve şu ayet-i kerimeyi düşündüm; ‘Sizin düşmanınız şeytandır. Yani sizi Allah Yolundan, müslümanlıktan ayırmak için uğraşanlardır. Bunları düşman biliniz!’ Kur’an-ı kerimin doğru söylediğini bildim. Şeytanı ve onun gibi müslümanlarla uğraşanları düşman bilip, sözlerine aldanmadım, onlara uymadım. Onların tapındıklarına tapmadım. Allahu Teala’nın emirlerine itaat ettim. Ehl-i sünnet alimlerinin gösterdiği yoldan ayrılmadım. Kurtuluş yolunun, doğru yolun, yalnız Ehl-i sünnet yolu olduğuna inandım. Nitekim Allahu Teala ayet-i kerime de; ‘Ey Ademoğulları! Şaytana tapmayınız. O sizin en belli düşmanınızdır, diye sizden söz almadım mı idi, bana itaat, ibadet ediniz! Kurtuluş yolu ancak budur.’ Buyuruyor. Onun için müslümanları aldatmaya uğraşanları dinlemedim. Hz. Muhammed (a.s.v)’in yolunu gösteren Ehl-i sünnet alimlerinin kitaplarından ayrılmadım.
    Şakik-i Belhi (k.s) bunları işitince, ne güzel yapmış ve ne güzel söylüyorsun Ey Hatim, yedinci faydanı da söyle, dedi.
    Hatim-i Esam (k.s) dedi ki; Ey Hocam! Yedinci faydam; insanlara baktım, gördüm ki, herkes yiyip içmek, para kazanmak için uğraşıyor. Bu yüzden haram ve şüpheli şeyleri de alıyorlar ve zillete, hakaretlere katlanıyorlar. Şu ayet-i kerimeyi düşündüm;
    ‘Allahu Teala tarafından rızkı gönderilmeyen yeryüzünde bir canlı yoktur.’
    Kur’an-ı kerimin Allah kelamı olduğunu ve elbette doğru olduğunu ve o canlılardan biri olduğumu bildim. Rızkımı göndereceğime söz verdiğine, elbette göndereceğine güvenerek, O’nun emrettiği gibi çalıştım.
    Şakik-i Belhi (k.s) bunları işitince, ne güzel yapmışsın ve ne güzel söylüyorsun, sekizinci faydayı da söyle, dedi.
    Hatim-i Esam (k.s) dedi ki; Ey Hocam! Sekizinci faydam; insanlara baktım, herkesin bir kimseye veya bir şeye güvendiğini, sırtını ona dayadığını gördüm. Bazıları altınlarına, mal ve mülküne, bazıları sanatına ve kazancına, bazıları mevki ve rütbelerine, bazıları da kendi gibi bir insana güveniyor. Sonra şu ayet-i kerimeyi düşündüm; ‘Allahu Teala, yalnız kendisine güvenenlerin her zaman imdadına yetişir.’ Her zaman ve her işimde yalnız Allahu Teala’ya güvendim. O emrettiği için çalıştım, sebeblere yapıştım. Fakat yalnız O’na güvendim. O’ndan istedim ve O’ndan bekledim.
    Şakik-i Belhi (k.s) bu sözleri işitince; Ey Hatim! Allahu Teala, her işinde imdadına yetişsin! Hz. Musa’nın Tevratına, Hz. İsa’nın İnciline, Hz. Davud’un Zeburuna ve Hz. Muhammed (a.s.v)’in Kur’an-ı kerimine baktım. Bu dört kitabın bu sekiz temel üzerine olduğunu gördüm.
    Bu sekiz esası ezberleyip bunlara uyanlar, hayatlarını bunların üzerine kuranlar, bu dört kitaba uymuş emirlerini yapmış olurlar, dedi.


  4. Reklam

+ Yorum Gönder