Konusunu Oylayın.: Abdullah ibni vehb hayatı hakkında bilgi

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Abdullah ibni vehb hayatı hakkında bilgi
  1. 10.Ekim.2011, 23:47
    1
    Muhasibi
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 22.Ağustos.2007
    Üye No: 12
    Mesaj Sayısı: 15,770
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 159
    Bulunduğu yer: Gönlümün Mürekkep Lekeleri'de Fikir İşçisi

    Abdullah ibni vehb hayatı hakkında bilgi






    Abdullah ibni vehb hayatı hakkında bilgi Mumsema ABDULLAH İBN-İ VEHB

    Mısır’da yetişen en büyük âlimlerden. İsmi, Abdullah; künyesi, Ebû Muhammed’dir. Fıkıh ilminde imam, müctehid, hadîs ilminde hafız (yüzbin hadîs-i şerîfi râvileri ile birlikte ezbere bilen) sika (güvenilir) fazîlet sahibi bir zât idi. 125 (m. 742)’de doğdu. 197 (m. 812)’de vefât etti. Yedi yaşında ilim tahsiline başladı. Kendilerinden ilim öğrendiği hocalarının sayısı 370 civarındadır. Bu âlimlerin en meşhûrları, başta Hazreti İmâm-ı Mâlik olmak üzere, Hazreti Hayve bin Şureyh, Hazreti Saîd bin Ebî Eyyûb, Hazreti Leys bin Sa’d, Hazreti Süleymân bin Bilâl, Hazreti İbn-i Cüreyc, Hazreti Süfyân-ı Sevrî ve Süfyân bin Uyeyne hazretleri gibi büyük zâtlardır. Bilhassa Hazreti İmâm-ı Mâlik’in derslerine çok devam edip, onların ilimlerinden, İslâmiyetin bildirdiği edeblere tam uygun olan yaşayışlarından örnek hallerinden devamlı istifâde etti. Bu derslerde İmâm-ı Mâlik’den ( radıyallahü anh ) duyduğu hadîs-i şerîfleri, eserleri (Eshâb-ı kiramdan nakledilen sözleri) edeb ve terbiye ile alâkalı meseleleri toplayıp “el-Mücâlesât” adında bir kitap meydana getirdi. Ayrıca, hadîs ilmine dair “el-Câmi” adlı iki cildlik eseri ve yine iki cild olan “Muvatta-ı Sagîr”, “Muvatta-ı Kebîr”, “Kitâb-u Ahvâl-il-Kıyâme ve Tefsîr-ül-Kur’ân” adlı eserleri vardır. Hazreti İmâm-ı Mâlik, bu zâta yazdığı mektûblarında, kendisine “Mısır’ın fakîhi Ebû Muhammed Müftî” diye hitab ederdi. Bundan başkasına fakîh (derin fıkıh âlimi) diye yazmazdı. İlmi çok fazla idi. Kendisine “Divân-ul-İlim” (ilmin kütüphânesi) denilmiştir, İbn-i Ebî Hatim diyor ki; “Ben İbn-i Vehb’in, Mısır’da ve başka yerlerde rivâyet ettiği seksenbin kadar hadîs-i şerîfe baktım. Aslı olmayan bir hadîs-i şerîf görmedim.” Kendisinden rivâyet edilen hadîs-i şerîflerin sayısı yüzbin civarındadır. Hazreti İmâm-ı Mâlik’in talebelerinden, hocası tarafından en çok sevilen ve sünneti en iyi bilen olduğu rivâyet edilmektedir. Ahmed bin Sâlih “İbn-i Vehb’den daha fazla hadîs-i şerîf rivâyet eden birini tanımıyorum.” dedi.
    Hazreti Abdullah bin Vehb, fıkıh ilminde de çok yüksek idi. Bundan dolayı, kendisi için “Hadîs ilmi ile fıkıh ilmini cem’ eden” buyuruldu. Bir defasında, İmâm-ı Mâlik’in ( radıyallahü anh ) huzûrunda, İbn-i Kâsım ile İbn-i Vehb’den bahsediliyordu, İmâm-ı Mâlik ( radıyallahü anh ) buyurdu ki; “İbn-i Vehb bütün ilimlerde âlimdir. İbn-i Kâsım ise sadece fakîhdir.” Medine ahalisi bir meselede ihtilaf ettikleri vakit, Hazreti İbn-i Vehb’in gelmesini beklerler, geldiği zaman ihtilaf ettikleri mes’eleyi kendisine arz edip verdiği fetvâyı kabûl ederlerdi. Hazreti İbn-i Vehb buyurdu ki, “Allahü teâlâ beni, İmâm-ı Mâlik ve Leys bin Sa’d vesîlesi ile dalâlete düşmekten kurtardı.” “Bu nasıl oldu?” diye sordular. Buyurdu ki; “Ben hadîs-i şerifleri toplamakla meşgûl iken, bana ulaşan çeşitli rivâyetler karşısında şaşırıp kalmıştım. Ne zaman ki, İmâm-ı Mâlik ve Leys bin Sa’d hazretleri ile karşılaştım. Onlar beni (Şu rivâyeti al, şunları alma. Bu hadîs-i şerîfin mânâsı şudur. Şunun mânâsı şöyledir) diye ikâz ettiler. Böylece ben de şaşkınlıktan ve dalâlete düşmekten kurtuldum.”
    Bir defa, zamanın halifesi, kendisine mektûb yazıp, kadı olması için teklifde bulundu. İse de, mesûliyyetin çok ağır olması sebebiyle kabûl etmedi. “Niçin kabûl etmiyorsunuz? Allahü teâlâ’nın kitabı, Resûlullahın ( aleyhisselâm ) sünneti ile hüküm verirsiniz” diyenlere karşı, “Bilmiyor musunuz? Kıyâmet günü âlimler Peygamberler ile ve kadılar Sultanlar ile beraber haşr olunacaklar (beraber diriltilecekler)” buyurdu. Öğrendiği ilmi başkalarına da öğretti. Bu şekilde yetiştirdiği talebelerin en meşhûrları arasında kardeşinin oğlu, Ahmed bin Yûsuf et-Tenîsi, Ahmed bin Sâlih el-Mısrî, İbrâhîm bin Münzir, Yahyâ bin el-Mekâbiri bulunmaktadır. Yahyâ bin Bekir diyor ki: “Hazreti Abdullah İbn-i Vehb’in ömrünün üçte biri, kendi nefsini terbiye ve hesaba çekmekle, üçte biri, ilim öğretmekle ve üçte biri de hacca gidip gelmekle geçmiştir.” 36 defa Hac ettiği rivâyet edilmektedir, İmâm-ı Ahmed bin Hanbel ( radıyallahü anh ), Hazreti İbn-i Vehb hakkında buyuruyor ki: “Vehb, akıl, din, sâlih ameller sahibi idi.” İbn-i Vehb ( radıyallahü anh ), bir kimsenin “Hatırla o vakti ki, (kâfirlerin önderleri ile onlara uyanlar) ateşte birbirleri ile çekişirlerken, zayıf olanlar büyüklük taslayanlara şöyle diyecekler: “Biz (dünyada) size itaatkâr idik. Şimdi siz, bizden ateşin bir kısmını savabilir misiniz?” (Mü’min-47) âyet-i kerîmesini okuduğunu işitti. Hazreti İbn-i Vehb, bu âyet-i kerîmeyi duyar duymaz titremeye başladı ve uzun müddet kendisine gelemedi.
    İbn-i Vehb ( radıyallahü anh ), Hazreti İmâm-ı Mâlik’den rivâyetle buyurdu ki: “Peygamber efendimizin kabr-i şerîfini ziyâret edip, selâm vermek isteyen kimse, (Esselâmü aleyke eyyühennebiyyü ve rahmetullahi ve berekâtühü) demelidir.”
    Bir gün huzûrunda kendisinin teklif ettiği, “Kitâb-u Ahvâl-il-Kıyâme” isimli eserinde, kıyâmet hâllerine âit mevzû’lar okunuyordu. Kitâb bittiğinde, sanki benzi sararmış, yüzünün kanı çekilmişti. Bundan sonra, hiç konuşamadı ve birkaç gün sonra vefât etti.
    Rivâyet ettiği hadîs-i şerîflerden bazıları: Peygamber efendimiz buyurdular ki:
    “Kim ki bana salât-ü selâm getirirse, o kimse bir köle azâd etmişi gibi sevâb alır.”
    Resûlullah efendimiz, namaz kıldığı vakit, ayakları şişecek şekilde ayakta dururdu. Hazreti Âişe: “Yâ Resûlullah! Allahü teâlâ, sizin gelmiş-geçmiş bütün günahlarınızı bağışladığı halde, yine bunu mu yapıyorsunuz?) Bunun üzerine, Peygamber efendimiz buyurdu ki: “Ya Âişe! Şükreden bir kul olmayayım mı?”
    “Şüphesiz Cennetlikler, kendilerinden üstün olan köşk sâhiblerini sizin doğu ve batı ufkunda kavuşmakta olan parlak yıldızı gördüğünüz gibi görürler. Çünkü, aralarında fark vardır.” Eshâb-ı kiram: Ya Resûlallah! Bunlar peygamberlerin yerleridir. Başkaları onlara ulaşamaz.” Dediler. Peygamberimiz ( aleyhisselâm ) buyurdu ki: “Bilakis! Nesfsim yed-i kudretinde bulunan Allahü teâlâ’ya yemîn ederim ki, onlar, Allah’a imân ve Peygamberleri tasdîk eden bazı kimselerdir.”
    “Bir sadaka verip de sonra sadakasından dönen kimsenin misâli, kusup da sonra kusmuğunu yiyen köpek gibidir.”
    Hazreti Ebu Bekr-i Sıddîk, Peygamber efendimize, “Ya Resûlallah! Bana bir duâ öğret ki, namazımda ve evimde onunla duâ edeyim.” dedi. Peygamber efendimiz buyurdu ki: “De ki; Ya Rabbi! Ben nefsime çok zulm ettim. Günahları ise ancak sen affedersin. Bana tarafından mağfiret buyur ve bana acı. Çünkü, hakkıyle acıyan, affeden ancak sensin.”


  2. 10.Ekim.2011, 23:47
    1
    Devamlı Üye



    ABDULLAH İBN-İ VEHB

    Mısır’da yetişen en büyük âlimlerden. İsmi, Abdullah; künyesi, Ebû Muhammed’dir. Fıkıh ilminde imam, müctehid, hadîs ilminde hafız (yüzbin hadîs-i şerîfi râvileri ile birlikte ezbere bilen) sika (güvenilir) fazîlet sahibi bir zât idi. 125 (m. 742)’de doğdu. 197 (m. 812)’de vefât etti. Yedi yaşında ilim tahsiline başladı. Kendilerinden ilim öğrendiği hocalarının sayısı 370 civarındadır. Bu âlimlerin en meşhûrları, başta Hazreti İmâm-ı Mâlik olmak üzere, Hazreti Hayve bin Şureyh, Hazreti Saîd bin Ebî Eyyûb, Hazreti Leys bin Sa’d, Hazreti Süleymân bin Bilâl, Hazreti İbn-i Cüreyc, Hazreti Süfyân-ı Sevrî ve Süfyân bin Uyeyne hazretleri gibi büyük zâtlardır. Bilhassa Hazreti İmâm-ı Mâlik’in derslerine çok devam edip, onların ilimlerinden, İslâmiyetin bildirdiği edeblere tam uygun olan yaşayışlarından örnek hallerinden devamlı istifâde etti. Bu derslerde İmâm-ı Mâlik’den ( radıyallahü anh ) duyduğu hadîs-i şerîfleri, eserleri (Eshâb-ı kiramdan nakledilen sözleri) edeb ve terbiye ile alâkalı meseleleri toplayıp “el-Mücâlesât” adında bir kitap meydana getirdi. Ayrıca, hadîs ilmine dair “el-Câmi” adlı iki cildlik eseri ve yine iki cild olan “Muvatta-ı Sagîr”, “Muvatta-ı Kebîr”, “Kitâb-u Ahvâl-il-Kıyâme ve Tefsîr-ül-Kur’ân” adlı eserleri vardır. Hazreti İmâm-ı Mâlik, bu zâta yazdığı mektûblarında, kendisine “Mısır’ın fakîhi Ebû Muhammed Müftî” diye hitab ederdi. Bundan başkasına fakîh (derin fıkıh âlimi) diye yazmazdı. İlmi çok fazla idi. Kendisine “Divân-ul-İlim” (ilmin kütüphânesi) denilmiştir, İbn-i Ebî Hatim diyor ki; “Ben İbn-i Vehb’in, Mısır’da ve başka yerlerde rivâyet ettiği seksenbin kadar hadîs-i şerîfe baktım. Aslı olmayan bir hadîs-i şerîf görmedim.” Kendisinden rivâyet edilen hadîs-i şerîflerin sayısı yüzbin civarındadır. Hazreti İmâm-ı Mâlik’in talebelerinden, hocası tarafından en çok sevilen ve sünneti en iyi bilen olduğu rivâyet edilmektedir. Ahmed bin Sâlih “İbn-i Vehb’den daha fazla hadîs-i şerîf rivâyet eden birini tanımıyorum.” dedi.
    Hazreti Abdullah bin Vehb, fıkıh ilminde de çok yüksek idi. Bundan dolayı, kendisi için “Hadîs ilmi ile fıkıh ilmini cem’ eden” buyuruldu. Bir defasında, İmâm-ı Mâlik’in ( radıyallahü anh ) huzûrunda, İbn-i Kâsım ile İbn-i Vehb’den bahsediliyordu, İmâm-ı Mâlik ( radıyallahü anh ) buyurdu ki; “İbn-i Vehb bütün ilimlerde âlimdir. İbn-i Kâsım ise sadece fakîhdir.” Medine ahalisi bir meselede ihtilaf ettikleri vakit, Hazreti İbn-i Vehb’in gelmesini beklerler, geldiği zaman ihtilaf ettikleri mes’eleyi kendisine arz edip verdiği fetvâyı kabûl ederlerdi. Hazreti İbn-i Vehb buyurdu ki, “Allahü teâlâ beni, İmâm-ı Mâlik ve Leys bin Sa’d vesîlesi ile dalâlete düşmekten kurtardı.” “Bu nasıl oldu?” diye sordular. Buyurdu ki; “Ben hadîs-i şerifleri toplamakla meşgûl iken, bana ulaşan çeşitli rivâyetler karşısında şaşırıp kalmıştım. Ne zaman ki, İmâm-ı Mâlik ve Leys bin Sa’d hazretleri ile karşılaştım. Onlar beni (Şu rivâyeti al, şunları alma. Bu hadîs-i şerîfin mânâsı şudur. Şunun mânâsı şöyledir) diye ikâz ettiler. Böylece ben de şaşkınlıktan ve dalâlete düşmekten kurtuldum.”
    Bir defa, zamanın halifesi, kendisine mektûb yazıp, kadı olması için teklifde bulundu. İse de, mesûliyyetin çok ağır olması sebebiyle kabûl etmedi. “Niçin kabûl etmiyorsunuz? Allahü teâlâ’nın kitabı, Resûlullahın ( aleyhisselâm ) sünneti ile hüküm verirsiniz” diyenlere karşı, “Bilmiyor musunuz? Kıyâmet günü âlimler Peygamberler ile ve kadılar Sultanlar ile beraber haşr olunacaklar (beraber diriltilecekler)” buyurdu. Öğrendiği ilmi başkalarına da öğretti. Bu şekilde yetiştirdiği talebelerin en meşhûrları arasında kardeşinin oğlu, Ahmed bin Yûsuf et-Tenîsi, Ahmed bin Sâlih el-Mısrî, İbrâhîm bin Münzir, Yahyâ bin el-Mekâbiri bulunmaktadır. Yahyâ bin Bekir diyor ki: “Hazreti Abdullah İbn-i Vehb’in ömrünün üçte biri, kendi nefsini terbiye ve hesaba çekmekle, üçte biri, ilim öğretmekle ve üçte biri de hacca gidip gelmekle geçmiştir.” 36 defa Hac ettiği rivâyet edilmektedir, İmâm-ı Ahmed bin Hanbel ( radıyallahü anh ), Hazreti İbn-i Vehb hakkında buyuruyor ki: “Vehb, akıl, din, sâlih ameller sahibi idi.” İbn-i Vehb ( radıyallahü anh ), bir kimsenin “Hatırla o vakti ki, (kâfirlerin önderleri ile onlara uyanlar) ateşte birbirleri ile çekişirlerken, zayıf olanlar büyüklük taslayanlara şöyle diyecekler: “Biz (dünyada) size itaatkâr idik. Şimdi siz, bizden ateşin bir kısmını savabilir misiniz?” (Mü’min-47) âyet-i kerîmesini okuduğunu işitti. Hazreti İbn-i Vehb, bu âyet-i kerîmeyi duyar duymaz titremeye başladı ve uzun müddet kendisine gelemedi.
    İbn-i Vehb ( radıyallahü anh ), Hazreti İmâm-ı Mâlik’den rivâyetle buyurdu ki: “Peygamber efendimizin kabr-i şerîfini ziyâret edip, selâm vermek isteyen kimse, (Esselâmü aleyke eyyühennebiyyü ve rahmetullahi ve berekâtühü) demelidir.”
    Bir gün huzûrunda kendisinin teklif ettiği, “Kitâb-u Ahvâl-il-Kıyâme” isimli eserinde, kıyâmet hâllerine âit mevzû’lar okunuyordu. Kitâb bittiğinde, sanki benzi sararmış, yüzünün kanı çekilmişti. Bundan sonra, hiç konuşamadı ve birkaç gün sonra vefât etti.
    Rivâyet ettiği hadîs-i şerîflerden bazıları: Peygamber efendimiz buyurdular ki:
    “Kim ki bana salât-ü selâm getirirse, o kimse bir köle azâd etmişi gibi sevâb alır.”
    Resûlullah efendimiz, namaz kıldığı vakit, ayakları şişecek şekilde ayakta dururdu. Hazreti Âişe: “Yâ Resûlullah! Allahü teâlâ, sizin gelmiş-geçmiş bütün günahlarınızı bağışladığı halde, yine bunu mu yapıyorsunuz?) Bunun üzerine, Peygamber efendimiz buyurdu ki: “Ya Âişe! Şükreden bir kul olmayayım mı?”
    “Şüphesiz Cennetlikler, kendilerinden üstün olan köşk sâhiblerini sizin doğu ve batı ufkunda kavuşmakta olan parlak yıldızı gördüğünüz gibi görürler. Çünkü, aralarında fark vardır.” Eshâb-ı kiram: Ya Resûlallah! Bunlar peygamberlerin yerleridir. Başkaları onlara ulaşamaz.” Dediler. Peygamberimiz ( aleyhisselâm ) buyurdu ki: “Bilakis! Nesfsim yed-i kudretinde bulunan Allahü teâlâ’ya yemîn ederim ki, onlar, Allah’a imân ve Peygamberleri tasdîk eden bazı kimselerdir.”
    “Bir sadaka verip de sonra sadakasından dönen kimsenin misâli, kusup da sonra kusmuğunu yiyen köpek gibidir.”
    Hazreti Ebu Bekr-i Sıddîk, Peygamber efendimize, “Ya Resûlallah! Bana bir duâ öğret ki, namazımda ve evimde onunla duâ edeyim.” dedi. Peygamber efendimiz buyurdu ki: “De ki; Ya Rabbi! Ben nefsime çok zulm ettim. Günahları ise ancak sen affedersin. Bana tarafından mağfiret buyur ve bana acı. Çünkü, hakkıyle acıyan, affeden ancak sensin.”


+ Yorum Gönder