Konusunu Oylayın.: Muhammed ibn Vasi El-ezdi Kuteybe ibn Müslim El-bahili'yle

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Muhammed ibn Vasi El-ezdi Kuteybe ibn Müslim El-bahili'yle
  1. 17.Mart.2007, 00:09
    1
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,997
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 339
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Muhammed İbn Vasİ El-ezdÎ Kuteybe İbn MÜslİm El-bahİlÎ'yle






    Muhammed İbn Vasİ El-ezdÎ Kuteybe İbn MÜslİm El-bahİlÎ'yle Mumsema MUHAMMED İBN VASİ EL-EZDÎ KUTEYBE İBN MÜSLİM EL-BAHİLÎ'YLE


    Muhammed İbn Vasî e!-Ezdi'nin par-mağını bin delikanlının taşıdığı meş-hur bin ktlıçtan daha çok severim...[1]

    Şimdi hicretin 87. senesindeyiz.

    İşte müslümanlann övünç vesilesi fetihler yapan komutan Ku-teybe İbn Müslim, kalabalık ordusuyla Merv [2] şehrinden Buhara [3] bölgesine doğru gitmektedir.

    O, Maveraunnehr [4] şehirlerinden geriye kalanları fethetmeye, Çin'in etrafında savaşmaya ve oraların halkını cizyeye bağlamaya ka-rar vermişti.

    Fakat Kuteybe İbn Müslim Seyhun nehrini geçer geçmez Buhara halkı bunu haber aldı ve her yerde savaş borularını çalmaya başladılar.

    Etraflarındaki Türk, Çin ve başka milletleri savaşa çağırmaya baş-ladılar.

    Müslümanların üzerine her renk, ırk, dil ve dinde asker topluluk-ları akın etti. Onlar malzeme ve sayı bakımından müslüman ordusu-nun kat kat üstündeydiler.

    Hemen müslümanlara yolların ağızlarını ve geçitleri kapattılar.

    Hatta Kuteybe İbn Müsiim onların durumlarını araştırmak ve ha-ber elde etmek için küçük birliklerinden birini gizlice onların arasına göndermeye muvaffak olamadı...

    Aynı şekilde görevlendirdiği casuslarından birisi de onların ara-sına sızamamıştı.

    Kuteybe İbn Müslim ordusunu Beylend [5] şehrinin yakınlarında konaklattı.

    Yerinde çivili gibi kaldı. Ne ileri gidebiliyor ne de geri.

    Düşman, her gün güneşin doğusuyla birlikte önce kuvvetlerinden birisini Kuteybe'yle savaşa gönderiyordu. Bütün gününü onunla uğraş-makla geçirtiyordu.

    Karanlık olunca da sağlam ve emin barınaklarına dönüyorlardı.

    Durum peşpeşe İki ay böyle devam etti...

    Kuteybe ise bu durumdan dolayı şaşkınlık içindeydi.

    Geri mi çekilecek ileri mi atılacak ne yapacağını bilemiyordu.

    Kuteybe ve askerleriyle ilgili haberleri hemen her taraftaki müs-lümanların kulaklarına ulaştı.

    Halk yenilmeyen büyük ordu ve büyük komutan için korku duy-mağa başladı.

    Büyük şehirlerdeki valilere Maveraunnehr'in şehirlerinde bekli-yen müslüman askerleri için her namazdan sonra dua edilmesi is-tekleri geldi,

    Müslümanların mescfdlerinden dua sesleri yükselmeye başladı..

    Minareler Allah'a yalvarma sesleriyle inliyordu.

    İmamlar her namazda Allah'tan yardım diliyorlardı.

    Birçok kimse güçlü orduya yardıma koşmuştu.

    Bunların başında yüce tabiî Muhammed İbn Vasi el-Ezdî geliyordu.

    Kuteybe İbn Müslim el-BahiIî'nin Acemlilerden tecrübeli, bilgili ve kurnaz bir casusu vardı.

    Onun adı Teyzer'di.

    Düşmanlar onu kendilerine çekmek istemişler ve ona pek çok pa-ra vermişlerdi...

    Ondan, kurnazlığını ve zekâsını müslüman güçlerini zayıflatmada ve onları savaş yapmadan ülkeyi terketmelerini sağlamasını istediler.

    Teyzer, Kuteybe İbn Müslim el-Bahilî'nin yanına geldi. Orada bü-yük komutanlar ve askerlerin ileri gelenleri vardı. Kuteybe'nin yanın-daki yerini aldı. Sonra onun kulağına eğilip şöyle fısıldadı:

    «Ey emir! İstersen toplantıyı dağıt... Kuteybe orada oturanlara işaret etti.

    Zırar İbnu'l-Husayn hariç herkes oradan ayrıldı. Kuteybe Zırar'ın kalmasını istemişti.

    Teyzer hemen Kuteybe'ye dönüp şöyle dedi: «Ey emir! Sana verilecek haberlerim var...» Kuteybe, merakla: «Çabuk söyle» dedi.

    Teyzer: «Şam'daki müminlerin emîri, Haccac İbn Yusuf es-Seka-fî'yi vazifesinden uzaklaştırdı.

    Ona tabi olan komutanları da uzaklaştırdı. Onlardan birisi de sensin...

    Ordulara yeni komutanlar tayin etti ve onları vazifelerine gön-derdi...

    Halefin (senin yerine geçen) sabah akşam gelmek üzeredir.

    Benim fikrim senin ordunla bu diyardan çekip gitmen, durumu-nu savaş alanından uzakta düşünmen için Merv'e dönmendir».

    Teyzer sözünü bitirir bitirmez Kuteybe İbn Müslim kölesi «Siyah»ı çağırdı.

    Siyah yanına gelince ona:

    «Siyah! Bu hainin boynunu vur...» dedi.

    Siyah, Teyzer'in boynunu vurup geldiği yerden geri döndü.

    Bu arada Kuteybe. Zırar İbnu'i-Husayn'a dönüp:

    «Bu dünyada, bu haberi benimle senden başka duyan hiç kimse yok.

    Yüce Allah'a yemin ederim ki, bu savaş sona ermeden önce bu mesele birisinden duyulursa seni de bu hainin yanına gönderirim.

    Eğer yaşamak istiyorsan diline sahip ol. Bil ki bu söz askerin gücünü zayıflatır... Biz de kötü bir yenilgiye uğrarız».

    Daha sonra halka müsaade edildi ve onun huzuruna girdiler.

    İçeri girenler Teyzer'i kanlar içinde yere serilmiş bir halde gö-rünce hayret içinde ses ve soluklan kesildi, ayakta donup kaldılar...

    Kuteybe onlara: «Hain ve sahtekâr bir adamın öldürülmesi sizi niye korkutuyor?!» dedi.

    Onlar: «Biz onun müslümanların İyiliğine çalıştığını zannediyor-duk» dediler.

    O: «Aksine onları aldatıyordu. Böylece Allah onu yaptığı suçtan dolayı cezalandırdı» dedi ve yüksek sesle şunu ilâve etti.

    «Şimdi düşmanınızla savaşa gidiniz.

    Daha önce düşmanlarınıza karşı göstermediğiniz bir cesaret gös-teriniz».

    Askerler komutanları Kuteybe İbn Müslim'in emrini yerine geti-rip düşmanla karşılaşmak için engelleri aştılar...

    İki ordu saf düzenine geçti. Müslümanlar düşmanlarının ve savaş malzemelerinin çokluğunu, korkunç durumlarını görüp Kuteybe İbn Müslim askerlerine etki eden şeyi hissedince, birlikler arasında do-laşmaya, onların azim ve kararlarını coşturmaya başladı.

    Daha sonra etrafındakilere dönüp:

    «Muhammed İbn Vasi el-Ezdî nerede» dedi.

    Onlar şu cevabı verdiler: «Ey emîr! O sağ cenahtadır».

    «Ne yapıyor ya?» dedi.

    Onlar: «Mızrağına dayanmış ve gözünü semaya dikmiş bir halde parmağıyla gökyüzüne doğru bazı işaretler yapıyor.

    Ey emîr! Onu, senin yanına gelmesi için çağıralım mı?» dediler.

    «Hayır, bırakın onu» dedi.

    Arkasından da şunu ilâve etti;

    «Vallahi, bu parmağı bin delikanlının taşıdığı bin meşhur kılıçtan daha çok severim.

    Bırakın onu dua etsin.

    Biz onu ancak duası kabul edilen birisi olarak biliyoruz».

    Müslüman ve düşman orduları tazılar gibi hızla birbirlerinin üze-rine yürüdüler...

    İki topluluk denizin coşkun dalgaları gibi birbirleriyle karşılaş-tılar.

    Allah müsİümanlarm kalplerine sekîneti (iç huzurunu) indirdi ve katından bir ruhla onlara yardım etti.

    Gün boyu durmadan düşmanlarıyla vuruştular, gece olunca, Al-lah müşriklerin ayaklarını sarstı ve kalplerine korku verdi.

    Onlar müsiümanlara sırtlarını döndüler. Mücahidler kimini öl-dürmek, kimini esir etmek ve kimisini de kovalamak için onların sırt-larına bindiler.

    Bu durumda Kuteybe'ye barış ve fidye teklif ettiler.

    Ve aralarında anlaşma yaptılar.

    Düşman esirlerinin arasında, çok zararlı, milletini müsiümanlara karşı kışkırtmada çok etkili pis bir adam vardı.

    Kuteybe İbn Müslim'e şöyle dedi:

    «Ey komutan! Ben fidye karşılığında canımı kurtarmak istiyorum». Ona sordular: «Peki ne kadar veriyorsun?!» «Değeri bir milyon olan beşbin çin ipeği...» diye cevap verdi. Kuteybe askerlerinin ileri gelenlerine dönüp: «Ne diyorsunuz?» dedi.

    Onlar: «Bizim fikrimiz şu: Bu mal müslümanların alacağı ganîmet-" leri arttırır...

    Biz bu zaferi kazandıktan sonra artık bu adamın ve benzerlerinin zararından korkmayız» dediler.

    Kuteybe, Muhammed İbn Vasi el-Ezdî'ye dönüp şöyle dedi; «Sen ne diyorsun ya Ebu Abdillah?»

    O: «Ey komutan! Müslümanlar, diyarlarından ganimet toplamak ve malları yığmak için çıkmadılar. Onlar ancak Allah nzası için, onun dînini yeryüzüne yaymak ve düşmanlarına üstün gelmek için çıktı-lar...» dedi.

    Kuteybe: «Allah senden razı olsun.

    Vallahi, canını kurtarmak için dünya malını harcasa bile bugün-den sonra müslüman bir kadını korkutmasına müsaade etmem» dedi.

    Daha sonra onun öldürülmesini emretti.

    Muhammed .'İbn Vasi' el-Ezdî'nin Emevîlerîn komutanlarıyla mü-nasebeti sadece Yezîd İbnu'l-Mühelleb ve Kuteybe İbn Müslim'le kal-madı, diğer vali ve komutanlarına da uzandı.

    Kendileriyle ilgi kurduğu kimselerin en ünlülerinden biri Bilâl İbn Ebî Bürde'ydi.

    Bu valiye karşı onun nesilden nesile aktarılan meşhur davranış-ları ve haberleri vardır...

    Bunlardan birisi şöyledir: Bir gün o, yünden kaba bir cübbe gi-yinmiş bir halde Bilâl'ın huzuruna girmişti. Bilâl ona: «Ey Ebu Abdil-lah! Seni bu kaba elbiseyi giymeye sevkeden nedir?» dedi.

    Şeyh ona aldırmayıp cevap vermedi.

    Bilâl ona: «Senin neyin var da bana cevap vermiyorsun? Ebu Ab-dillah!» dedi.

    Şöyle cevap verdi:

    «Zahidlikten dolayı- demek istemiyorum çünkü nefsimi tezkiye etmem gerekir-..

    Fakirlikten dolayı demek istemiyorum çünkü Rabbime şikâyet et-miş olurum...

    Ben ne onu kastediyorum ne de bunu...»

    Ona: «Bir ihtiyacın var mı? Onu yerine getireyim Ebu Abdillah!» dedi.

    «Benim insanjardan isteyecek bir ihtiyacım yok... Ancak sana müslüman bir kardeşin ihtiyacı için geldim.

    Eğer Allah o ihtiyacı yerine getirmeye izin verirse onu sen ye^ rine getirirsin ve övgüye lâyık olursun.

    Eğer onu yerine getirmeye izin vermezse, sen yerine getiremez-sin ve bu konuda mazur olursun?» diye cevap verdi.

    O da: «Allah izniyle biz onu yerine getireceğiz» dedi. Daha sonra ona dönüp: «Kaza ve kader hakkında ne diyorsun Ebu Abdillah!» dedi, Şu cevabı verdi:

    «Ey emîr! Aziz ve Ceiîl olan Allah kıyamet gününde, kullarına ka-za ve kader hakkında soru sormaz...

    Ancak onlara amellerini sorar».

    Bunun üzerine vali ondan utanıp susmayı tercih etti.

    Yanında otururken öğle yemeği vakti geldi. Vali onu sofrasına davet etti, fakat o bu daveti kabul etmedi.

    Vali ısrar etti ama o birçok mazeret ileri sürdü. Vali öfkelenip:

    «Zannediyorum ki sen bizim yemeğimizden yemek istemiyorsun Ebu Abdiliah!» dedi.

    Ona şöyle cevap verdi: «Ey emîr! Böyle söyleme!

    Vallahi, sizin emirlerin iyileriniz bizim en yakın akrabaları-mızdan daha iyidir».

    Muhammed İbn Vasi el-Ezdî birçok defa hakimlik mak----- geç-meve davet edildi ama o bunu şiddetle reddetti.

    Bu kabul etmeyiş sebebiyle kendini bazı sıkıntılara soktu:

    Bu söyle olmuştur: Basra'nın polis müdürü Muhammed İbnuT Münzir onu yanına gelmesi için çağırmış ve şöyle demiştir:

    «Irak emîri benden seni hakimliğe tayin etmemi istedi».

    O da şu cevabı vermişti: «Beni bundan affediniz, Allah da sizi affetsin».

    Ondan iki üç defa bunu istemiş, o da kabul etmemekte ısrar et-mişti...

    Ona: «Vallahi, ya hakimliğe geçeceksin, ya da sana üçyüz sopa vurduracağım ve seni rezil edeceğim» dedi.

    Ona şu cevabı verdi:

    «Eğer yaparsan, sen buna yetkilisin...

    Dünyada rezil olmak ahirette rezil olmaktan daha iyidir».

    Bunun üzerine ondan utandı ve onu güzelce geri gönderdi.

    Muhammed İbn Vasi'in Basra camiindeki oturduğu yer ilim talip-leri, hikmet ve öğüt isteyenler için bir kaynaktı...

    Tarih ve siyer kitapları bu oturumların haberleriyle doludur.

    İşte bunlardan biri:

    Birisi ona: «Ey Ebu Abdillah! Bana nasihatte bulun» dedi.

    O da. «Sana, dünya ve ahirette hükümdar olmanı tavsiye ederim» dedi.

    Nasihat isteyen şaşırdı ve:

    «Ebu Abdillah! Bu benim için nasıl mümkün olur?!» dedi.

    O şu cevabı verdi: «Dünya malından uzak dur, insanların ellerin-de olanlara ihtiyaç duymamakla burada (dünyada) hükümdar olursun... Allah'ın katındaki güzel sevabı kazanmakla da orda (ahirette) hüküm-dar olursun...»

    Bir başkası ona şöyle dedi:

    «Ebu Abdillah! Ben seni Allah için seviyorum».

    Ona da şu ceva,bı verdi: «Beni kendisi için sevdiğin Allah da se-ni sever».

    Sonra da şöyle söyleyerek geri döndü:

    «Allah'ım! Sen beni sevmediğin halde, senin için sevilmekten sana sığınırım».

    Ne zaman insanların kendisini, ibadetini ve takvasını övdüklerini duysa onlara şöyle derdi:

    «Eğer günahların yayılan bir kokusu olsaydı sizden hiçbiriniz ba-na yaklaşamazdi».

    Öğrencilerini devamlı Aziz ve Celîl olan Allah'ın Kitab'ına sarıl-maya ve onun sahasında yaşamaya teşvik eder ve şöyle derdi:

    «Kur'an müminin bahçesidir...

    Onun neresinde konaklarsa bir bahçeye inmiş demektir».

    Yine onlara az yemek yemelerini tavsiye ederdi.

    Kimin yemeği az olursa o anlar ve anlatır...

    Temiz ve ince olur...

    Yemeğin çokluğu kişiyi istediği birçok şeyden alıkoyar.

    Muhammed İbn Vasi, takva ve zühdün büyük bir derecesine mıştı.

    Bunlardan birisi de şöyledir:

    O, bir eşeğini satmak için gittiği pazarda görülmüştü. Birisi ona sordu:

    «Ey şeyh! Onu bana uygun görmez misin?»

    Şu cevabı verdi: «Eğer onu kendime uygun görseydim, satmazdım».

    Muhammed İbn Vasi bütün hayatını günahlarının korkusuyla... ve Rabbine karşı gelmek endişesiyle geçirmiştir...

    Ona: «Ebu Abdillah! Nasıl "sabahladın» diye sorulduğunda:

    «Ecelime yakın...

    Emelimden uzak...

    Amelim kötü olarak sabahladım» diye cevap verirdi.

    Kendisine soru soranların yüz ifadelerinde dehşet edilecek bir-şey gördüğü zaman şöyle derdi:

    «Her gün ahirete doğru ilerleyen bir insan hakkında zannınız ne-dir?!»

    Muhammed İbn Vasi el-Ezdî öiüm yatağına düştüğünde müslü-manlar onu ziyarete koştular öyleki evi tıka basa doldu. Gelenlerin kimisi içerde, kimisi ayakta, kimisi de oturuyordu...

    Koluna dayanarak arkadaşlarından birine doğru eğilip:

    «Söyle, yarm biz kıyamet gününde başlarımızdan ve ayaklarımız-dan çekildiğimizde bunların bize ne yararlan olur.

    Ben ateşe atıldığımda bana ne faydaları olur?»

    Daha sonra Rabbine yönelip şöyle demeye başladı:

    «Allah'ım! her kötü duruşumdan...

    Her kötü oturuşumdan...

    Her kötü girişimden...

    Her kötü çıkışımdan...

    Her kötü amelimden...

    Her kötü sözümden dolayı senden af dilerim.

    Allah'ım! Bütün bunlardan dolayı senden mağfiret dilerim. Beni onlardan dolayı affet... Onlardan dolayı sana tövbe ediyorum. Tövbe-mi kabul et.

    Hesaba çekilmeden önce sana selâm ediyorum». Daha sonra ruhunu teslim etti..[6].







    --------------------------------------------------------------------------------

    [1] Kuteybe İbn Müslim

    [2] 'Merv : Mervu'r-ruz. iran kasabalarından biridir. El-îvluhelleb İbn Ebî Sufre ora-da ölmüştür.

    [3] Buhara: Özbekistan'da, İran, Rusya, Hindistan ve Cin arasındaki yol kavşa-ğında bir şehirdir

    [4] Maveraunnehr: Horasan'da Ceyhun nehrinin gerisindeki yerler

    [5] Maveraunnehr'in şehirlerinden biri.

    [6] Muhammed İbn Vasi' el-Ezdî hakkında geniş bilgi İçin aşağıdaki eserlere ba-kınız:

    1. Tarîhu'l-Buharî, J/255.

    2. Et-Tarihu's-Sağîr, 1/318-319.

    3. E!-Cerhu ve't-ta'dîi, VIII/113.

    4. Hılyetu'l-evliya, II/345-357.

    5. El-Vafî bi'l-vefeyat, V/272.

    6. Tehzîbu'-tehzib, IX/499-50Ö.

    7. Şezeratu'z-zeheb, i/161.

    8. Tabakatu Halife, s. 215.

    9. Tehzîbu'J-Kemal, s. 1283

    Dr. Abdurrahman Re’fet el-Bâşâ, Sahabe Hayatından Tablolar, Uysal Kitabevi: 2/291-300.


  2. 17.Mart.2007, 00:09
    1
    Moderatör



    MUHAMMED İBN VASİ EL-EZDÎ KUTEYBE İBN MÜSLİM EL-BAHİLÎ'YLE


    Muhammed İbn Vasî e!-Ezdi'nin par-mağını bin delikanlının taşıdığı meş-hur bin ktlıçtan daha çok severim...[1]

    Şimdi hicretin 87. senesindeyiz.

    İşte müslümanlann övünç vesilesi fetihler yapan komutan Ku-teybe İbn Müslim, kalabalık ordusuyla Merv [2] şehrinden Buhara [3] bölgesine doğru gitmektedir.

    O, Maveraunnehr [4] şehirlerinden geriye kalanları fethetmeye, Çin'in etrafında savaşmaya ve oraların halkını cizyeye bağlamaya ka-rar vermişti.

    Fakat Kuteybe İbn Müslim Seyhun nehrini geçer geçmez Buhara halkı bunu haber aldı ve her yerde savaş borularını çalmaya başladılar.

    Etraflarındaki Türk, Çin ve başka milletleri savaşa çağırmaya baş-ladılar.

    Müslümanların üzerine her renk, ırk, dil ve dinde asker topluluk-ları akın etti. Onlar malzeme ve sayı bakımından müslüman ordusu-nun kat kat üstündeydiler.

    Hemen müslümanlara yolların ağızlarını ve geçitleri kapattılar.

    Hatta Kuteybe İbn Müsiim onların durumlarını araştırmak ve ha-ber elde etmek için küçük birliklerinden birini gizlice onların arasına göndermeye muvaffak olamadı...

    Aynı şekilde görevlendirdiği casuslarından birisi de onların ara-sına sızamamıştı.

    Kuteybe İbn Müslim ordusunu Beylend [5] şehrinin yakınlarında konaklattı.

    Yerinde çivili gibi kaldı. Ne ileri gidebiliyor ne de geri.

    Düşman, her gün güneşin doğusuyla birlikte önce kuvvetlerinden birisini Kuteybe'yle savaşa gönderiyordu. Bütün gününü onunla uğraş-makla geçirtiyordu.

    Karanlık olunca da sağlam ve emin barınaklarına dönüyorlardı.

    Durum peşpeşe İki ay böyle devam etti...

    Kuteybe ise bu durumdan dolayı şaşkınlık içindeydi.

    Geri mi çekilecek ileri mi atılacak ne yapacağını bilemiyordu.

    Kuteybe ve askerleriyle ilgili haberleri hemen her taraftaki müs-lümanların kulaklarına ulaştı.

    Halk yenilmeyen büyük ordu ve büyük komutan için korku duy-mağa başladı.

    Büyük şehirlerdeki valilere Maveraunnehr'in şehirlerinde bekli-yen müslüman askerleri için her namazdan sonra dua edilmesi is-tekleri geldi,

    Müslümanların mescfdlerinden dua sesleri yükselmeye başladı..

    Minareler Allah'a yalvarma sesleriyle inliyordu.

    İmamlar her namazda Allah'tan yardım diliyorlardı.

    Birçok kimse güçlü orduya yardıma koşmuştu.

    Bunların başında yüce tabiî Muhammed İbn Vasi el-Ezdî geliyordu.

    Kuteybe İbn Müslim el-BahiIî'nin Acemlilerden tecrübeli, bilgili ve kurnaz bir casusu vardı.

    Onun adı Teyzer'di.

    Düşmanlar onu kendilerine çekmek istemişler ve ona pek çok pa-ra vermişlerdi...

    Ondan, kurnazlığını ve zekâsını müslüman güçlerini zayıflatmada ve onları savaş yapmadan ülkeyi terketmelerini sağlamasını istediler.

    Teyzer, Kuteybe İbn Müslim el-Bahilî'nin yanına geldi. Orada bü-yük komutanlar ve askerlerin ileri gelenleri vardı. Kuteybe'nin yanın-daki yerini aldı. Sonra onun kulağına eğilip şöyle fısıldadı:

    «Ey emir! İstersen toplantıyı dağıt... Kuteybe orada oturanlara işaret etti.

    Zırar İbnu'l-Husayn hariç herkes oradan ayrıldı. Kuteybe Zırar'ın kalmasını istemişti.

    Teyzer hemen Kuteybe'ye dönüp şöyle dedi: «Ey emir! Sana verilecek haberlerim var...» Kuteybe, merakla: «Çabuk söyle» dedi.

    Teyzer: «Şam'daki müminlerin emîri, Haccac İbn Yusuf es-Seka-fî'yi vazifesinden uzaklaştırdı.

    Ona tabi olan komutanları da uzaklaştırdı. Onlardan birisi de sensin...

    Ordulara yeni komutanlar tayin etti ve onları vazifelerine gön-derdi...

    Halefin (senin yerine geçen) sabah akşam gelmek üzeredir.

    Benim fikrim senin ordunla bu diyardan çekip gitmen, durumu-nu savaş alanından uzakta düşünmen için Merv'e dönmendir».

    Teyzer sözünü bitirir bitirmez Kuteybe İbn Müslim kölesi «Siyah»ı çağırdı.

    Siyah yanına gelince ona:

    «Siyah! Bu hainin boynunu vur...» dedi.

    Siyah, Teyzer'in boynunu vurup geldiği yerden geri döndü.

    Bu arada Kuteybe. Zırar İbnu'i-Husayn'a dönüp:

    «Bu dünyada, bu haberi benimle senden başka duyan hiç kimse yok.

    Yüce Allah'a yemin ederim ki, bu savaş sona ermeden önce bu mesele birisinden duyulursa seni de bu hainin yanına gönderirim.

    Eğer yaşamak istiyorsan diline sahip ol. Bil ki bu söz askerin gücünü zayıflatır... Biz de kötü bir yenilgiye uğrarız».

    Daha sonra halka müsaade edildi ve onun huzuruna girdiler.

    İçeri girenler Teyzer'i kanlar içinde yere serilmiş bir halde gö-rünce hayret içinde ses ve soluklan kesildi, ayakta donup kaldılar...

    Kuteybe onlara: «Hain ve sahtekâr bir adamın öldürülmesi sizi niye korkutuyor?!» dedi.

    Onlar: «Biz onun müslümanların İyiliğine çalıştığını zannediyor-duk» dediler.

    O: «Aksine onları aldatıyordu. Böylece Allah onu yaptığı suçtan dolayı cezalandırdı» dedi ve yüksek sesle şunu ilâve etti.

    «Şimdi düşmanınızla savaşa gidiniz.

    Daha önce düşmanlarınıza karşı göstermediğiniz bir cesaret gös-teriniz».

    Askerler komutanları Kuteybe İbn Müslim'in emrini yerine geti-rip düşmanla karşılaşmak için engelleri aştılar...

    İki ordu saf düzenine geçti. Müslümanlar düşmanlarının ve savaş malzemelerinin çokluğunu, korkunç durumlarını görüp Kuteybe İbn Müslim askerlerine etki eden şeyi hissedince, birlikler arasında do-laşmaya, onların azim ve kararlarını coşturmaya başladı.

    Daha sonra etrafındakilere dönüp:

    «Muhammed İbn Vasi el-Ezdî nerede» dedi.

    Onlar şu cevabı verdiler: «Ey emîr! O sağ cenahtadır».

    «Ne yapıyor ya?» dedi.

    Onlar: «Mızrağına dayanmış ve gözünü semaya dikmiş bir halde parmağıyla gökyüzüne doğru bazı işaretler yapıyor.

    Ey emîr! Onu, senin yanına gelmesi için çağıralım mı?» dediler.

    «Hayır, bırakın onu» dedi.

    Arkasından da şunu ilâve etti;

    «Vallahi, bu parmağı bin delikanlının taşıdığı bin meşhur kılıçtan daha çok severim.

    Bırakın onu dua etsin.

    Biz onu ancak duası kabul edilen birisi olarak biliyoruz».

    Müslüman ve düşman orduları tazılar gibi hızla birbirlerinin üze-rine yürüdüler...

    İki topluluk denizin coşkun dalgaları gibi birbirleriyle karşılaş-tılar.

    Allah müsİümanlarm kalplerine sekîneti (iç huzurunu) indirdi ve katından bir ruhla onlara yardım etti.

    Gün boyu durmadan düşmanlarıyla vuruştular, gece olunca, Al-lah müşriklerin ayaklarını sarstı ve kalplerine korku verdi.

    Onlar müsiümanlara sırtlarını döndüler. Mücahidler kimini öl-dürmek, kimini esir etmek ve kimisini de kovalamak için onların sırt-larına bindiler.

    Bu durumda Kuteybe'ye barış ve fidye teklif ettiler.

    Ve aralarında anlaşma yaptılar.

    Düşman esirlerinin arasında, çok zararlı, milletini müsiümanlara karşı kışkırtmada çok etkili pis bir adam vardı.

    Kuteybe İbn Müslim'e şöyle dedi:

    «Ey komutan! Ben fidye karşılığında canımı kurtarmak istiyorum». Ona sordular: «Peki ne kadar veriyorsun?!» «Değeri bir milyon olan beşbin çin ipeği...» diye cevap verdi. Kuteybe askerlerinin ileri gelenlerine dönüp: «Ne diyorsunuz?» dedi.

    Onlar: «Bizim fikrimiz şu: Bu mal müslümanların alacağı ganîmet-" leri arttırır...

    Biz bu zaferi kazandıktan sonra artık bu adamın ve benzerlerinin zararından korkmayız» dediler.

    Kuteybe, Muhammed İbn Vasi el-Ezdî'ye dönüp şöyle dedi; «Sen ne diyorsun ya Ebu Abdillah?»

    O: «Ey komutan! Müslümanlar, diyarlarından ganimet toplamak ve malları yığmak için çıkmadılar. Onlar ancak Allah nzası için, onun dînini yeryüzüne yaymak ve düşmanlarına üstün gelmek için çıktı-lar...» dedi.

    Kuteybe: «Allah senden razı olsun.

    Vallahi, canını kurtarmak için dünya malını harcasa bile bugün-den sonra müslüman bir kadını korkutmasına müsaade etmem» dedi.

    Daha sonra onun öldürülmesini emretti.

    Muhammed .'İbn Vasi' el-Ezdî'nin Emevîlerîn komutanlarıyla mü-nasebeti sadece Yezîd İbnu'l-Mühelleb ve Kuteybe İbn Müslim'le kal-madı, diğer vali ve komutanlarına da uzandı.

    Kendileriyle ilgi kurduğu kimselerin en ünlülerinden biri Bilâl İbn Ebî Bürde'ydi.

    Bu valiye karşı onun nesilden nesile aktarılan meşhur davranış-ları ve haberleri vardır...

    Bunlardan birisi şöyledir: Bir gün o, yünden kaba bir cübbe gi-yinmiş bir halde Bilâl'ın huzuruna girmişti. Bilâl ona: «Ey Ebu Abdil-lah! Seni bu kaba elbiseyi giymeye sevkeden nedir?» dedi.

    Şeyh ona aldırmayıp cevap vermedi.

    Bilâl ona: «Senin neyin var da bana cevap vermiyorsun? Ebu Ab-dillah!» dedi.

    Şöyle cevap verdi:

    «Zahidlikten dolayı- demek istemiyorum çünkü nefsimi tezkiye etmem gerekir-..

    Fakirlikten dolayı demek istemiyorum çünkü Rabbime şikâyet et-miş olurum...

    Ben ne onu kastediyorum ne de bunu...»

    Ona: «Bir ihtiyacın var mı? Onu yerine getireyim Ebu Abdillah!» dedi.

    «Benim insanjardan isteyecek bir ihtiyacım yok... Ancak sana müslüman bir kardeşin ihtiyacı için geldim.

    Eğer Allah o ihtiyacı yerine getirmeye izin verirse onu sen ye^ rine getirirsin ve övgüye lâyık olursun.

    Eğer onu yerine getirmeye izin vermezse, sen yerine getiremez-sin ve bu konuda mazur olursun?» diye cevap verdi.

    O da: «Allah izniyle biz onu yerine getireceğiz» dedi. Daha sonra ona dönüp: «Kaza ve kader hakkında ne diyorsun Ebu Abdillah!» dedi, Şu cevabı verdi:

    «Ey emîr! Aziz ve Ceiîl olan Allah kıyamet gününde, kullarına ka-za ve kader hakkında soru sormaz...

    Ancak onlara amellerini sorar».

    Bunun üzerine vali ondan utanıp susmayı tercih etti.

    Yanında otururken öğle yemeği vakti geldi. Vali onu sofrasına davet etti, fakat o bu daveti kabul etmedi.

    Vali ısrar etti ama o birçok mazeret ileri sürdü. Vali öfkelenip:

    «Zannediyorum ki sen bizim yemeğimizden yemek istemiyorsun Ebu Abdiliah!» dedi.

    Ona şöyle cevap verdi: «Ey emîr! Böyle söyleme!

    Vallahi, sizin emirlerin iyileriniz bizim en yakın akrabaları-mızdan daha iyidir».

    Muhammed İbn Vasi el-Ezdî birçok defa hakimlik mak----- geç-meve davet edildi ama o bunu şiddetle reddetti.

    Bu kabul etmeyiş sebebiyle kendini bazı sıkıntılara soktu:

    Bu söyle olmuştur: Basra'nın polis müdürü Muhammed İbnuT Münzir onu yanına gelmesi için çağırmış ve şöyle demiştir:

    «Irak emîri benden seni hakimliğe tayin etmemi istedi».

    O da şu cevabı vermişti: «Beni bundan affediniz, Allah da sizi affetsin».

    Ondan iki üç defa bunu istemiş, o da kabul etmemekte ısrar et-mişti...

    Ona: «Vallahi, ya hakimliğe geçeceksin, ya da sana üçyüz sopa vurduracağım ve seni rezil edeceğim» dedi.

    Ona şu cevabı verdi:

    «Eğer yaparsan, sen buna yetkilisin...

    Dünyada rezil olmak ahirette rezil olmaktan daha iyidir».

    Bunun üzerine ondan utandı ve onu güzelce geri gönderdi.

    Muhammed İbn Vasi'in Basra camiindeki oturduğu yer ilim talip-leri, hikmet ve öğüt isteyenler için bir kaynaktı...

    Tarih ve siyer kitapları bu oturumların haberleriyle doludur.

    İşte bunlardan biri:

    Birisi ona: «Ey Ebu Abdillah! Bana nasihatte bulun» dedi.

    O da. «Sana, dünya ve ahirette hükümdar olmanı tavsiye ederim» dedi.

    Nasihat isteyen şaşırdı ve:

    «Ebu Abdillah! Bu benim için nasıl mümkün olur?!» dedi.

    O şu cevabı verdi: «Dünya malından uzak dur, insanların ellerin-de olanlara ihtiyaç duymamakla burada (dünyada) hükümdar olursun... Allah'ın katındaki güzel sevabı kazanmakla da orda (ahirette) hüküm-dar olursun...»

    Bir başkası ona şöyle dedi:

    «Ebu Abdillah! Ben seni Allah için seviyorum».

    Ona da şu ceva,bı verdi: «Beni kendisi için sevdiğin Allah da se-ni sever».

    Sonra da şöyle söyleyerek geri döndü:

    «Allah'ım! Sen beni sevmediğin halde, senin için sevilmekten sana sığınırım».

    Ne zaman insanların kendisini, ibadetini ve takvasını övdüklerini duysa onlara şöyle derdi:

    «Eğer günahların yayılan bir kokusu olsaydı sizden hiçbiriniz ba-na yaklaşamazdi».

    Öğrencilerini devamlı Aziz ve Celîl olan Allah'ın Kitab'ına sarıl-maya ve onun sahasında yaşamaya teşvik eder ve şöyle derdi:

    «Kur'an müminin bahçesidir...

    Onun neresinde konaklarsa bir bahçeye inmiş demektir».

    Yine onlara az yemek yemelerini tavsiye ederdi.

    Kimin yemeği az olursa o anlar ve anlatır...

    Temiz ve ince olur...

    Yemeğin çokluğu kişiyi istediği birçok şeyden alıkoyar.

    Muhammed İbn Vasi, takva ve zühdün büyük bir derecesine mıştı.

    Bunlardan birisi de şöyledir:

    O, bir eşeğini satmak için gittiği pazarda görülmüştü. Birisi ona sordu:

    «Ey şeyh! Onu bana uygun görmez misin?»

    Şu cevabı verdi: «Eğer onu kendime uygun görseydim, satmazdım».

    Muhammed İbn Vasi bütün hayatını günahlarının korkusuyla... ve Rabbine karşı gelmek endişesiyle geçirmiştir...

    Ona: «Ebu Abdillah! Nasıl "sabahladın» diye sorulduğunda:

    «Ecelime yakın...

    Emelimden uzak...

    Amelim kötü olarak sabahladım» diye cevap verirdi.

    Kendisine soru soranların yüz ifadelerinde dehşet edilecek bir-şey gördüğü zaman şöyle derdi:

    «Her gün ahirete doğru ilerleyen bir insan hakkında zannınız ne-dir?!»

    Muhammed İbn Vasi el-Ezdî öiüm yatağına düştüğünde müslü-manlar onu ziyarete koştular öyleki evi tıka basa doldu. Gelenlerin kimisi içerde, kimisi ayakta, kimisi de oturuyordu...

    Koluna dayanarak arkadaşlarından birine doğru eğilip:

    «Söyle, yarm biz kıyamet gününde başlarımızdan ve ayaklarımız-dan çekildiğimizde bunların bize ne yararlan olur.

    Ben ateşe atıldığımda bana ne faydaları olur?»

    Daha sonra Rabbine yönelip şöyle demeye başladı:

    «Allah'ım! her kötü duruşumdan...

    Her kötü oturuşumdan...

    Her kötü girişimden...

    Her kötü çıkışımdan...

    Her kötü amelimden...

    Her kötü sözümden dolayı senden af dilerim.

    Allah'ım! Bütün bunlardan dolayı senden mağfiret dilerim. Beni onlardan dolayı affet... Onlardan dolayı sana tövbe ediyorum. Tövbe-mi kabul et.

    Hesaba çekilmeden önce sana selâm ediyorum». Daha sonra ruhunu teslim etti..[6].







    --------------------------------------------------------------------------------

    [1] Kuteybe İbn Müslim

    [2] 'Merv : Mervu'r-ruz. iran kasabalarından biridir. El-îvluhelleb İbn Ebî Sufre ora-da ölmüştür.

    [3] Buhara: Özbekistan'da, İran, Rusya, Hindistan ve Cin arasındaki yol kavşa-ğında bir şehirdir

    [4] Maveraunnehr: Horasan'da Ceyhun nehrinin gerisindeki yerler

    [5] Maveraunnehr'in şehirlerinden biri.

    [6] Muhammed İbn Vasi' el-Ezdî hakkında geniş bilgi İçin aşağıdaki eserlere ba-kınız:

    1. Tarîhu'l-Buharî, J/255.

    2. Et-Tarihu's-Sağîr, 1/318-319.

    3. E!-Cerhu ve't-ta'dîi, VIII/113.

    4. Hılyetu'l-evliya, II/345-357.

    5. El-Vafî bi'l-vefeyat, V/272.

    6. Tehzîbu'-tehzib, IX/499-50Ö.

    7. Şezeratu'z-zeheb, i/161.

    8. Tabakatu Halife, s. 215.

    9. Tehzîbu'J-Kemal, s. 1283

    Dr. Abdurrahman Re’fet el-Bâşâ, Sahabe Hayatından Tablolar, Uysal Kitabevi: 2/291-300.

  3. 06.Temmuz.2010, 21:38
    2
    Re-laX
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Temmuz.2010
    Üye No: 77152
    Mesaj Sayısı: 20
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1

    --->: Muhammed İbn Vasİ El-ezdÎ Kuteybe İbn MÜslİm El-bahİlÎ'yle




    sayın arkadaşlar;burada bahsettiğiniz kuteybe denen,kişi yüzbinlerce türkü katletti bunu islamı yaymak için mi yaptığını zannediyorsunuz?

    yine binlerce türk kızı araplara cariye yapıldı.böyle bir türk katili ni savunuyorsunuz.



    saygılar


  4. 06.Temmuz.2010, 21:38
    2
    Re-laX - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye



    sayın arkadaşlar;burada bahsettiğiniz kuteybe denen,kişi yüzbinlerce türkü katletti bunu islamı yaymak için mi yaptığını zannediyorsunuz?

    yine binlerce türk kızı araplara cariye yapıldı.böyle bir türk katili ni savunuyorsunuz.



    saygılar

  5. 06.Temmuz.2010, 22:28
    3
    meçhul_100
    ˙·٠• FiLiSTiN•٠·˙

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 10.Mayıs.2007
    Üye No: 626
    Mesaj Sayısı: 2,160
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 53
    Yaş: 29
    Bulunduğu yer: Diyar-ı Sivas

    --->: Muhammed İbn Vasİ El-ezdÎ Kuteybe İbn MÜslİm El-bahİlÎ'yle

    Alıntı
    sayın arkadaşlar;burada bahsettiğiniz kuteybe denen,kişi yüzbinlerce türkü katletti bunu islamı yaymak için mi yaptığını zannediyorsunuz?

    yine binlerce türk kızı araplara cariye yapıldı.böyle bir türk katili ni savunuyorsunuz.


    Kuteybe bin Müslim ile ilgili olarak büyük müfessir ve aynı zamanda büyük tarihçi İbni Kesir de:

    " Ümeranın ulularından biri olan Kuteybe, aynı zamanda büyük bir kahraman ve komutandır. Allah, onun vasıtasıyla o kadar çok kimseyi hidayete ulaştırmıştır ki sayılarını ancak Allah bilir. Bu kimseler Müslüman olmuşlar ve Allahın dinine sımsıkı sarılmışlardır." Demektedir.


  6. 06.Temmuz.2010, 22:28
    3
    ˙·٠• FiLiSTiN•٠·˙
    Alıntı
    sayın arkadaşlar;burada bahsettiğiniz kuteybe denen,kişi yüzbinlerce türkü katletti bunu islamı yaymak için mi yaptığını zannediyorsunuz?

    yine binlerce türk kızı araplara cariye yapıldı.böyle bir türk katili ni savunuyorsunuz.


    Kuteybe bin Müslim ile ilgili olarak büyük müfessir ve aynı zamanda büyük tarihçi İbni Kesir de:

    " Ümeranın ulularından biri olan Kuteybe, aynı zamanda büyük bir kahraman ve komutandır. Allah, onun vasıtasıyla o kadar çok kimseyi hidayete ulaştırmıştır ki sayılarını ancak Allah bilir. Bu kimseler Müslüman olmuşlar ve Allahın dinine sımsıkı sarılmışlardır." Demektedir.

  7. 06.Temmuz.2010, 22:52
    4
    Re-laX
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Temmuz.2010
    Üye No: 77152
    Mesaj Sayısı: 20
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1

    --->: Muhammed İbn Vasİ El-ezdÎ Kuteybe İbn MÜslİm El-bahİlÎ'yle

    sayın meçhul_100 sanırım pek fazla tarih bilginiz yok,tarihi takvim yapraklarından okuduğunuz gibi zannediyorsunuz.
    o kadar araştırmanıza gerek yok mevcut tarihi bilseniz zaten bu tür zulümleri görürsünüz.
    sırf ganimet ve köle için halkımız cani araplar tarafından katlediliyor.okuyunuz,araştırınız efendim

    Türklerin ne korkunç yöntemlerle müslümanlaştırıldığını ayrıca İslam tarihçisi olarak bilinen Taberi'nin eserlerinde de görebiliriz .

    Taberi eserinde şunları yazar :

    - Bana bir Türk kellesi getiren , 100 dirhem alır .

    Araplar işte Türklerin kellesini böyle koparıyor , paralarına böyle el koyuyor , gün geçtikçe sayılarını azaltıyor , neleri varsa savaş ganimeti olarak elkoyuyorlardı . Kuteybe , Talkan'a saldırdı . Öldürülenlerin sayısı oldukça fazlaydı . Türklerin cesetleri çevredeki tüm yollar boyunca ağaçlara asılmıştı . Daha sonra Mervelarüd saldırıya geçti . Türk lideri kaçtı , Kuteybe iki oğlunu esir aldı ve dedi ki :

    - Allah'a yeminler olsun ki , eğer sizin gibi son sözlerim olarak üç kelime daha konuşabilme hakkına sahip olsaydım , şunları derdim : ''Uktülühü , uktülühü , uktülühü’ ( Hepsini öldürün , hepsini öldürün , hepsini öldürün . )

    Hepsini öldürdüler ve kellelerini de Kuteybe'nin amiri ve ganimetin beşte birini alan Haccac'a gönderdiler . Semerkant'ın fethi sonrasında Kuteybe , yerine kardeşi Abdullah bin Amir'i bırakarak Mevr'e döndü . '' ( Taberani )

    Üç yüzyıl süren Türk-Arap savaşlarından önemli kesitler :

    1) 100.000 Türk katledildi .

    2) 50.000 Türk köleleştirildi .

    3) Şehirler yağmalandı , halk savaş ganimeti olarak esir edildi .

    4) Birçok sanatsal zenginlik ve tarihi eserler yakıldı yokedildi .

    5) Sadece Talkan katliamında 40.000 Türk'ün kellesi koparıldı , 24 km. boyunca yol üzerinde bulunan ağaçlara asıldılar .

    6) Curcan katliamında da 40.000 Türk'ün kellesi uçuruldu , nehirler kırmızı aktı , bedenler yine ağaçlara asıldı .

    7) ''Teslim olursanız , canınızı kurtarırsınız'' sözleri tutulmadı . Halk , erkek olsun kadın olsun ''şeriat , vaat diye birşey tanımaz'' gerekçesiyle katledildi .

    8) Araplar bu savaşlar ve savaş ganimetleri sayesinde müthiş bir zenginliğe ulaştılar .

    9) Türkler , Arap canavarlıklarından kendilerini korumaları için çaresizlikten Çinlilerden yardım istemek zorunda kaldılar .


    Erdoğan Aydın sözlerinin sonunda İslamcılarla işbirliğine giden günümüz Türk milliyetçilerini ironik bir dille hicvetti . Zira Türklerin müslümanlaştırılması onların milliyetçi ideolojilerine tamamen ters bir durum arzetmektedir .



    saygılar


  8. 06.Temmuz.2010, 22:52
    4
    Re-laX - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye
    sayın meçhul_100 sanırım pek fazla tarih bilginiz yok,tarihi takvim yapraklarından okuduğunuz gibi zannediyorsunuz.
    o kadar araştırmanıza gerek yok mevcut tarihi bilseniz zaten bu tür zulümleri görürsünüz.
    sırf ganimet ve köle için halkımız cani araplar tarafından katlediliyor.okuyunuz,araştırınız efendim

    Türklerin ne korkunç yöntemlerle müslümanlaştırıldığını ayrıca İslam tarihçisi olarak bilinen Taberi'nin eserlerinde de görebiliriz .

    Taberi eserinde şunları yazar :

    - Bana bir Türk kellesi getiren , 100 dirhem alır .

    Araplar işte Türklerin kellesini böyle koparıyor , paralarına böyle el koyuyor , gün geçtikçe sayılarını azaltıyor , neleri varsa savaş ganimeti olarak elkoyuyorlardı . Kuteybe , Talkan'a saldırdı . Öldürülenlerin sayısı oldukça fazlaydı . Türklerin cesetleri çevredeki tüm yollar boyunca ağaçlara asılmıştı . Daha sonra Mervelarüd saldırıya geçti . Türk lideri kaçtı , Kuteybe iki oğlunu esir aldı ve dedi ki :

    - Allah'a yeminler olsun ki , eğer sizin gibi son sözlerim olarak üç kelime daha konuşabilme hakkına sahip olsaydım , şunları derdim : ''Uktülühü , uktülühü , uktülühü’ ( Hepsini öldürün , hepsini öldürün , hepsini öldürün . )

    Hepsini öldürdüler ve kellelerini de Kuteybe'nin amiri ve ganimetin beşte birini alan Haccac'a gönderdiler . Semerkant'ın fethi sonrasında Kuteybe , yerine kardeşi Abdullah bin Amir'i bırakarak Mevr'e döndü . '' ( Taberani )

    Üç yüzyıl süren Türk-Arap savaşlarından önemli kesitler :

    1) 100.000 Türk katledildi .

    2) 50.000 Türk köleleştirildi .

    3) Şehirler yağmalandı , halk savaş ganimeti olarak esir edildi .

    4) Birçok sanatsal zenginlik ve tarihi eserler yakıldı yokedildi .

    5) Sadece Talkan katliamında 40.000 Türk'ün kellesi koparıldı , 24 km. boyunca yol üzerinde bulunan ağaçlara asıldılar .

    6) Curcan katliamında da 40.000 Türk'ün kellesi uçuruldu , nehirler kırmızı aktı , bedenler yine ağaçlara asıldı .

    7) ''Teslim olursanız , canınızı kurtarırsınız'' sözleri tutulmadı . Halk , erkek olsun kadın olsun ''şeriat , vaat diye birşey tanımaz'' gerekçesiyle katledildi .

    8) Araplar bu savaşlar ve savaş ganimetleri sayesinde müthiş bir zenginliğe ulaştılar .

    9) Türkler , Arap canavarlıklarından kendilerini korumaları için çaresizlikten Çinlilerden yardım istemek zorunda kaldılar .


    Erdoğan Aydın sözlerinin sonunda İslamcılarla işbirliğine giden günümüz Türk milliyetçilerini ironik bir dille hicvetti . Zira Türklerin müslümanlaştırılması onların milliyetçi ideolojilerine tamamen ters bir durum arzetmektedir .



    saygılar

  9. 06.Temmuz.2010, 23:17
    5
    Şema
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Mart.2007
    Üye No: 123
    Mesaj Sayısı: 9,325
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 103

    --->: Muhammed ibn Vasi El-ezdi Kuteybe ibn Müslim El-bahili'yle

    Biz Türkleri zorla bile olsa Müslümanlaştırana teşekkür borçluyuz.
    Ruhları şad olsun

    Elhamdülillah Müslümanız



  10. 06.Temmuz.2010, 23:17
    5
    Moderatör
    Biz Türkleri zorla bile olsa Müslümanlaştırana teşekkür borçluyuz.
    Ruhları şad olsun

    Elhamdülillah Müslümanız


  11. 06.Temmuz.2010, 23:19
    6
    meçhul_100
    ˙·٠• FiLiSTiN•٠·˙

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 10.Mayıs.2007
    Üye No: 626
    Mesaj Sayısı: 2,160
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 53
    Yaş: 29
    Bulunduğu yer: Diyar-ı Sivas

    --->: Muhammed ibn Vasi El-ezdi Kuteybe ibn Müslim El-bahili'yle

    Alıntı
    Biz Türkleri zorla bile olsa Müslümanlaştırana teşekkür borçluyuz.
    Ruhları şad olsun

    Elhamdülillah Müslümanız

    aynen katılıyorum..selam ve dua ile..


  12. 06.Temmuz.2010, 23:19
    6
    ˙·٠• FiLiSTiN•٠·˙
    Alıntı
    Biz Türkleri zorla bile olsa Müslümanlaştırana teşekkür borçluyuz.
    Ruhları şad olsun

    Elhamdülillah Müslümanız

    aynen katılıyorum..selam ve dua ile..

  13. 07.Temmuz.2010, 01:29
    7
    Re-laX
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Temmuz.2010
    Üye No: 77152
    Mesaj Sayısı: 20
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1

    --->: Muhammed ibn Vasi El-ezdi Kuteybe ibn Müslim El-bahili'yle

    sayın şem'a ve sayın meçhul_100;

    ben burada din tartışması yapmıyorum.sadece bazı dindar kesimlerin gerçekleri halkımızdan gizleyip türk katili birr caniyi,kahraman gibi göstermeleridir.
    -ayrıca zorla bile olsa bizi müslümanlaştırdıkları için teşekkür borçluyuz diyosunuz,islam da zorlama varmı?
    -zorla olsun diyelim,yüzbinlerce türkün katledilip,bir o kadar kadının cariye(kadın köle)olarak alınması mı gerekirdi.
    -ama araplar bu yaptıklarının bedelini ödediler,islam dünyasının halifesi,daha sonra kılıçarslan ın önünde diz çökmüştür.ve halen günümüzdde ödeektediler.
    -bu tür insanları överken haklarında ne bildiğinizi,sorgulamanızı tavsiye ederim.



    saygılar


  14. 07.Temmuz.2010, 01:29
    7
    Re-laX - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye
    sayın şem'a ve sayın meçhul_100;

    ben burada din tartışması yapmıyorum.sadece bazı dindar kesimlerin gerçekleri halkımızdan gizleyip türk katili birr caniyi,kahraman gibi göstermeleridir.
    -ayrıca zorla bile olsa bizi müslümanlaştırdıkları için teşekkür borçluyuz diyosunuz,islam da zorlama varmı?
    -zorla olsun diyelim,yüzbinlerce türkün katledilip,bir o kadar kadının cariye(kadın köle)olarak alınması mı gerekirdi.
    -ama araplar bu yaptıklarının bedelini ödediler,islam dünyasının halifesi,daha sonra kılıçarslan ın önünde diz çökmüştür.ve halen günümüzdde ödeektediler.
    -bu tür insanları överken haklarında ne bildiğinizi,sorgulamanızı tavsiye ederim.



    saygılar

  15. 19.Temmuz.2010, 10:34
    8
    Şema
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Mart.2007
    Üye No: 123
    Mesaj Sayısı: 9,325
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 103

    --->: Muhammed ibn Vasi El-ezdi Kuteybe ibn Müslim El-bahili'yle

    Alıntı
    sayın şem'a ve sayın meçhul_100;

    ben burada din tartışması yapmıyorum.sadece bazı dindar kesimlerin gerçekleri halkımızdan gizleyip türk katili birr caniyi,kahraman gibi göstermeleridir.
    -ayrıca zorla bile olsa bizi müslümanlaştırdıkları için teşekkür borçluyuz diyosunuz,islam da zorlama varmı?
    -zorla olsun diyelim,yüzbinlerce türkün katledilip,bir o kadar kadının cariye(kadın köle)olarak alınması mı gerekirdi.
    -ama araplar bu yaptıklarının bedelini ödediler,islam dünyasının halifesi,daha sonra kılıçarslan ın önünde diz çökmüştür.ve halen günümüzdde ödeektediler.
    -bu tür insanları överken haklarında ne bildiğinizi,sorgulamanızı tavsiye ederim.
    saygılar
    Bu sözü edilen olayı bilmiyorum ama sözlerinizde (Kusura bakmayın) arap düşmanlığı/türkçülük hissettim.


  16. 19.Temmuz.2010, 10:34
    8
    Moderatör
    Alıntı
    sayın şem'a ve sayın meçhul_100;

    ben burada din tartışması yapmıyorum.sadece bazı dindar kesimlerin gerçekleri halkımızdan gizleyip türk katili birr caniyi,kahraman gibi göstermeleridir.
    -ayrıca zorla bile olsa bizi müslümanlaştırdıkları için teşekkür borçluyuz diyosunuz,islam da zorlama varmı?
    -zorla olsun diyelim,yüzbinlerce türkün katledilip,bir o kadar kadının cariye(kadın köle)olarak alınması mı gerekirdi.
    -ama araplar bu yaptıklarının bedelini ödediler,islam dünyasının halifesi,daha sonra kılıçarslan ın önünde diz çökmüştür.ve halen günümüzdde ödeektediler.
    -bu tür insanları överken haklarında ne bildiğinizi,sorgulamanızı tavsiye ederim.
    saygılar
    Bu sözü edilen olayı bilmiyorum ama sözlerinizde (Kusura bakmayın) arap düşmanlığı/türkçülük hissettim.

  17. 24.Temmuz.2010, 14:32
    9
    Re-laX
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Temmuz.2010
    Üye No: 77152
    Mesaj Sayısı: 20
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1

    --->: Muhammed ibn Vasi El-ezdi Kuteybe ibn Müslim El-bahili'yle

    türk milletine zarar veren herkes elbetteki düşmandır.ama bunlar geçmişte kalmış ama siz böyle bir canavarı bana burada savunuyorsunuz,bu kadar körü körüne savunacağınıza biraz araştırsanız gerçekleri göreceksiniz.
    tabi o dönemde siz yaşamadınız ne önemi var değilmi,
    din yüzünden katledilenler siz değilsiniz,
    düşünce tarzınız buysa ben anlatamam size bunu,
    ama halen daha eli kanlı bir katili bir sapığı savunmayın lütfen,



    saygılar.


  18. 24.Temmuz.2010, 14:32
    9
    Re-laX - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye
    türk milletine zarar veren herkes elbetteki düşmandır.ama bunlar geçmişte kalmış ama siz böyle bir canavarı bana burada savunuyorsunuz,bu kadar körü körüne savunacağınıza biraz araştırsanız gerçekleri göreceksiniz.
    tabi o dönemde siz yaşamadınız ne önemi var değilmi,
    din yüzünden katledilenler siz değilsiniz,
    düşünce tarzınız buysa ben anlatamam size bunu,
    ama halen daha eli kanlı bir katili bir sapığı savunmayın lütfen,



    saygılar.

  19. 12.Eylül.2010, 15:21
    10
    denizburak
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 04.Temmuz.2010
    Üye No: 77109
    Mesaj Sayısı: 22
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1
    Yaş: 26

    --->: Muhammed ibn Vasi El-ezdi Kuteybe ibn Müslim El-bahili'yle

    re-lax kardeşime haklısın. kuteybeye teşekkür edenlere soruyorum:Kanla,katliamla din yayılır mı?İslam barış dini değil mi?O kadar insanın katledilmesine Allah razı olur mu?


  20. 12.Eylül.2010, 15:21
    10
    denizburak - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye
    re-lax kardeşime haklısın. kuteybeye teşekkür edenlere soruyorum:Kanla,katliamla din yayılır mı?İslam barış dini değil mi?O kadar insanın katledilmesine Allah razı olur mu?

  21. 13.Eylül.2010, 03:10
    11
    Re-laX
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Temmuz.2010
    Üye No: 77152
    Mesaj Sayısı: 20
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1

    --->: Muhammed ibn Vasi El-ezdi Kuteybe ibn Müslim El-bahili'yle

    sayın deniz burak;duyarlılığınız ve samimiyetiniz için teşekkür ederim.zaten hangi din kanla yayılmamıştırki haçlı seferlerine barbarca diyenler buna neden demiyor tabi haçlılar haç taşıyordu hilal değil tek fark bu onlar hristiyandı bunlar müslüman fark bu,bunlarıda kabul etselerdi onları samimi bulurdum ama türkiye bir demokrasi devleti olmaktan çıkıp bir ümmet devleti olmaya başlıyor allah sonunu hayır etsin türkiyenin


    saygılarıma
    Re-laX


  22. 13.Eylül.2010, 03:10
    11
    Re-laX - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye
    sayın deniz burak;duyarlılığınız ve samimiyetiniz için teşekkür ederim.zaten hangi din kanla yayılmamıştırki haçlı seferlerine barbarca diyenler buna neden demiyor tabi haçlılar haç taşıyordu hilal değil tek fark bu onlar hristiyandı bunlar müslüman fark bu,bunlarıda kabul etselerdi onları samimi bulurdum ama türkiye bir demokrasi devleti olmaktan çıkıp bir ümmet devleti olmaya başlıyor allah sonunu hayır etsin türkiyenin


    saygılarıma
    Re-laX

  23. 01.Nisan.2011, 12:12
    12
    İmamZeyd
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 01.Nisan.2011
    Üye No: 86327
    Mesaj Sayısı: 9
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: Muhammed ibn Vasi El-ezdi Kuteybe ibn Müslim El-bahili'yle

    Allahım gözlerime inanamıyorum. Kuteybe denen Türk düşmanı, zalim, melun övülüyor. Kardeşim hiçmi tarih bilginiz yok. TALKAN ve CURCANDA 100 binden fazla Türkü katleden ve kadınlarını-kızlarını cariye olarak alan bir zalimi nasıl översiniz. Kuteybeye Allah lanet etsin.

    Ama bunun vebali birazda Osmanlıdadır. Çünkü Osmanlı Yavuz devrinden beri Emevici bir çizgiye geçmiştir ve Emevilerin yaptığı pislikler artık anlatılmaz olmuştur. Nesillerde Emevici anlayışlarla yetiştirilmiştir.

    Ehlibeyt yolunu değilde Emevileri seçerse bir insan tabikide Kuteybelere rahmet okur.

    Binlerce insanın katili zalim Kuteybedir. Kuteybe İslam Alimi diyene yazıklar olsun.

    KUTEYBE (Lanetullahi aleyh)


  24. 01.Nisan.2011, 12:12
    12
    İmamZeyd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    Allahım gözlerime inanamıyorum. Kuteybe denen Türk düşmanı, zalim, melun övülüyor. Kardeşim hiçmi tarih bilginiz yok. TALKAN ve CURCANDA 100 binden fazla Türkü katleden ve kadınlarını-kızlarını cariye olarak alan bir zalimi nasıl översiniz. Kuteybeye Allah lanet etsin.

    Ama bunun vebali birazda Osmanlıdadır. Çünkü Osmanlı Yavuz devrinden beri Emevici bir çizgiye geçmiştir ve Emevilerin yaptığı pislikler artık anlatılmaz olmuştur. Nesillerde Emevici anlayışlarla yetiştirilmiştir.

    Ehlibeyt yolunu değilde Emevileri seçerse bir insan tabikide Kuteybelere rahmet okur.

    Binlerce insanın katili zalim Kuteybedir. Kuteybe İslam Alimi diyene yazıklar olsun.

    KUTEYBE (Lanetullahi aleyh)




+ Yorum Gönder
Git 12 Son