Konusunu Oylayın.: Akıl Nedir? İslamda Akıl Kavramı

5 üzerinden 4.48 | Toplam : 27 kişi
Akıl Nedir? İslamda Akıl Kavramı
  1. 23.Nisan.2007, 15:03
    1
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,999
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 339
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Akıl Nedir? İslamda Akıl Kavramı






    Akıl Nedir? İslamda Akıl Kavramı Mumsema AKIL Hakkında Ansiklopedik Bilgi

    ‘Akl’ sözlükte, masdar olarak; engellemek, alıkoymak, bağlamak gibi anlamlara gelmektedir. ‘Akl’ isim olarak; akıl, idrak, diyet, muhakeme yeteneği, kavrayış, zekâ demektir.
    ‘Akıl’, bilgi edinmeye yarayan güç, bu güç ile elde edilen bilgidir. Bu bir anlamda düşünme, kavrama, anlama ve bilgiye ulaşma yeteneğidir.
    Sözlük anlamından hareketle denilebilir ki ‘akıl’; ilimle insanı koruyan, kale içerisine alan, insanı mahveden yollara sürüklemeyen bir ruhí kuvvettir.
    Kur’an-ı Kerim’e göre insanı insan yapan, onun her türlü fiillerine anlam kazandıran, Allah’ın emirleri karşısında yükümlülük (mükelleflik) altına sokan ve ona sorumluluk yükleyen akıldır. Aklı genellikle fiil halinde kullanan Kur'an âyetleri, akletmenin, yani aklı kullanmanın ve doğru düşünmenin önemine dikkat çekmektedirler.
    ‘Akıl’ kalbin bir faaliyetidir. Kişi kalbinin bu faaliyeti sayesinde bir şey hakkında bilgiye ulaşır, o şeyle ilgili özellikleri korur, elde ettiği bilgileri inceler, yerine göre hatırlar, o şeyle ilgili şahitlik yapacak kadar kesin bir bilgiye kavuşur.

    a-Aklın İşleyişi:
    Kur’an, “Bu örnekleri biz insanlar için vermekteyiz. Ancak alimlerden başkası akletmez” (29 Ankebût/43) demektedir. Bu demektir ki âyetler üzerinde düşünüp, onların ötesindeki gerçeği ancak ilim sahibi olanlar anlayabilir. Bu konuda aklını kullananlar bilgiye ulaşmış kimselerdir. Akletmek, etkilenenden etkileyene (eserden müessire), görülebilen veya hissedilebilen bir etkilenenden, görünmeyen, duyu organlarıyla henüz hissedilmeyen etkileyici şeye ulaşmaktır. Söz gelimi, balın tadı arının varlığını, arının bir çiçeğin üzerinde uçuşu balı akla getirir. Birinden diğerine geçerek onu düşünmek, aklın işidir.
    Akıl bu anlamda üç çeşit faaliyet yapabilir:
    Parçadan parçaya varmak şeklinde (kıyas),
    Parçadan bütüne varmak şeklinde (tüme varım),
    Bütünden parçaya varmak şeklinde (tümden gelim).
    Bir gerçeğe varabilmek için âyetler, işaretler, deneyler ve eserler (izler) aklın üzerinde yürüdüğü yoldur. Akıl bunlardan geçerek, bunların ifade ettiği gerçeğe ulaşır. Örneğin, çevresindeki olağanüstü biçimde yaratılan varlıklardan ve onlara ait özelliklerden hareketle bir Yaratıcının varlığına ulaşmak, aklın yukarıdaki tüme varım metodunu kullanmasıdır.
    ‘Akıl’, çevremizdeki her şeyin (eşyanın) özelliklerini tanıyan, idrak eden bir kabiliyettir. O insana verilmiş bir manevi kuvvettir. Bir başka deyişle o insana verilmiş bir nur'dur, yani ışıktır. Bu ışık sayesinde insan, çevresinde bulunan şeylerden haberli olur, faydalı şeyleri anlar, zararını idrak eder, bilgileri kalpte korur. İnsan bu manevi güçle gerekli teorik bilgileri elde eder. Akıl gücü insana doğuştan verilen bir yetenektir. Kişi ergenlik çağına ulaşınca bu güç olgunlaşır. Şüphesiz ki akıl gücü insanlarda eşit değildir, farklı farklıdır.
    Kimileri bu akıl gücünü ve yeteneğini iyi yolda kullanmazlar. Özellikle, evrendeki yaratıklara bakıp, Yaratıcıyı idrak etmezler. Ya da O’nun huzurundaki konumlarını, insan olarak durumlarını düşünmezler, akıllarını kullanıp kendilerine faydalı olacak ve onları kurtaracak işleri yapmazlar.
    Kur’an böylelerini şu örnekle anlatıyor:
    “Küfre sapanların örneği çağırma ve bağırmadan başka bir şeyi duymayıp haykıran bir kimsenin örneği gibidir. Onlar, sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler; bundan dolayı akıl erdirmezler.” (2 Bekara/171)
    Aklını gereği gibi kullanmayanlar, sağır, dilsiz ve kör gibidirIer. Gerceği duymazlar, dilleriyle ikrar etmezler (dile getirmezler), gözleriyle görüp anlamazlar. Onların akılları bu noktada hiç bir işe yaramamaktadır.
    “Gerçek şu ki, Allah katında, yerde hareket edenlerin en şerlisi (kötüsü) akıl erdirmez sağırlar ve dilsizlerdir.” (8 Enfal/22)
    İnkârcılar, akıl ni’metine rağmen Allah’ı ve O’nun gönderdiği gerekleri anlamıyorsalar, akletmiyorsalar; onlar sağır ve dilsizdirler. Aklını kullanmayıp ta inkâr, isyan ve sapıklık üzere devam edenlere azaptan başka bir şey yoktur. (10 Yunus/100) Cehennem azabından kurtuluş yolu da akletmek, aklı kullanmak ve Vahy ile gelen gerçeğe teslim olup Allah’a kulluk yapmaktır. (ó7 Mülk/10)
    ‘Akıl’, eşyadaki düzeni anlama gücüne sahip olduğu gibi, ilâhí gerçekleri de anlama, sezme, onların üzerinde düşünüp yorum yapma, onların hikmetini idrak etme gücüne de sahiptir. Zaten aklın birinci görevi de budur.
    Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün peşpeşe gelişinde, gemilerin denizde yüzmesinde, yağmurun yağmasında, canlıların üreyip çoğalmasında, bulutların hareketlerinde aklını kullananlar için âyetler vardır. (2 Bekara /104) Bu âyetlere bakan akıllı insanlar onları etkileyen Yüce Kuvvet’i idrak ederler. (Bakınız: Âyet)
    Görüldüğü gibi Kur’an bütün insanları akletmeye, aklı gereği gibi ve yerinde kullanmaya davet ediyor. Türkçe’deki deyimle ‘aklını başına alanlar’ hayatın sırlarını çözerler, varlığın ve onun ardından gelen ölümün arkasındaki gerceği görürler. Kendilerine faydalı olan şeyleri tercih ederler, zararlı olanlardan kaçınırlar.
    Kur’an, mü’minler için bazı hükümleri sıraladıktan sonra; “İşte Allah, size âyetlerini böyle açıklar; umulur ki akıl erdirirsiniz” (2 Bekara/242) buyuruyor. Demek ki rnü’minler de akıllarını kullanıp Allah’ın koyduğu hükümlerin hikmetini anlamak ve hükümleri yerine getirmekle görevlidirler.
    Peygamberimiz (sav) buyuruyor ki:
    “Hiç kimse kendisini hidayete götürecek ya da tehlikeden alıkoyacak akıldan daha faziletli bir şey kazanmamıştır.” (nak. Müfredat, s:511)
    “Akıllı kimse, nefsini kontrol altına alıp ölümden sonraki hayat için hazırlık yapan, aciz insan da nefsini hevasına (istek ve tutkularına) uyup ta Allah’tan (olmayacak şeyleri) temenni eden kimsedir.” (İbni Mace, Zühd/31, Hadis no: 4260, 2/1423)
    Bilindiği gibi İslâma göre, ancak akıllı insanlar Allah’ın tekliflerinden sorumludurlar. Bir çocuğun mükellef (yükümlü) olma yaşı da akıllı olma ve ergenlik çağına ulaşma zamanıdır. Çocuklar ve deliler İslâmın hükümlerinden sorumlu değillerdir.
    Allah’ın teklifleri (dinin emir ve yasakları) ancak akılla idrak edilir. Akıl, bu tekliflerin sebebini, hikmetini, yerine getirildiği zaman faydasını, yerine getirilmediği zaman zararını anlayabilir. İslâm akıllı insanlara hitap ediyor ve insanlara akıllarını kullanmalarını emrediyor.
    İslâm akla bu kadar önem verirken, onu hiç bir zaman son karar yeri, bilginin, fayda-zararın son hakemi yapmamıştır. İslâmí hükümlerin hikmetini ve faydalarını akıl anlar ama, onların sebebini, niçin emrediklerini tam bilemez. Bir şeyin iyi mi kötü mü olduğuna akıl bir noktaya kadar cevap verebilir. Mutlak doğruyu, mutlak fayadayı ve eşyadaki nihai amacı akıl bilemez. Yani akıl her konuda son hakem değildir. Yukarıda geçtiği gibi, insana doğru yolu gösterecek akıl en büyük kazançtır. Ancak sahibini şirkten ve inkârdan; ölümden sonra da ateşten kurtaramayan akıl, iyi çalışan bir akıl değildir.
    Akla nakil, yani Kur’an ve vahyin açıklaması olan Sünnet yön verirse isabetli karar alır. İslâm, aklı son hakem sayan bütün pozitivizt düşünceleri ve felsefeleri reddeder. Hevanın (aşırı isteklerin) güdümündeki akıllar doğru hükme, hikmete ve hidayete ulaşamazlar.


    .....


  2. 23.Nisan.2007, 15:03
    1
    Moderatör



    AKIL Hakkında Ansiklopedik Bilgi

    ‘Akl’ sözlükte, masdar olarak; engellemek, alıkoymak, bağlamak gibi anlamlara gelmektedir. ‘Akl’ isim olarak; akıl, idrak, diyet, muhakeme yeteneği, kavrayış, zekâ demektir.
    ‘Akıl’, bilgi edinmeye yarayan güç, bu güç ile elde edilen bilgidir. Bu bir anlamda düşünme, kavrama, anlama ve bilgiye ulaşma yeteneğidir.
    Sözlük anlamından hareketle denilebilir ki ‘akıl’; ilimle insanı koruyan, kale içerisine alan, insanı mahveden yollara sürüklemeyen bir ruhí kuvvettir.
    Kur’an-ı Kerim’e göre insanı insan yapan, onun her türlü fiillerine anlam kazandıran, Allah’ın emirleri karşısında yükümlülük (mükelleflik) altına sokan ve ona sorumluluk yükleyen akıldır. Aklı genellikle fiil halinde kullanan Kur'an âyetleri, akletmenin, yani aklı kullanmanın ve doğru düşünmenin önemine dikkat çekmektedirler.
    ‘Akıl’ kalbin bir faaliyetidir. Kişi kalbinin bu faaliyeti sayesinde bir şey hakkında bilgiye ulaşır, o şeyle ilgili özellikleri korur, elde ettiği bilgileri inceler, yerine göre hatırlar, o şeyle ilgili şahitlik yapacak kadar kesin bir bilgiye kavuşur.

    a-Aklın İşleyişi:
    Kur’an, “Bu örnekleri biz insanlar için vermekteyiz. Ancak alimlerden başkası akletmez” (29 Ankebût/43) demektedir. Bu demektir ki âyetler üzerinde düşünüp, onların ötesindeki gerçeği ancak ilim sahibi olanlar anlayabilir. Bu konuda aklını kullananlar bilgiye ulaşmış kimselerdir. Akletmek, etkilenenden etkileyene (eserden müessire), görülebilen veya hissedilebilen bir etkilenenden, görünmeyen, duyu organlarıyla henüz hissedilmeyen etkileyici şeye ulaşmaktır. Söz gelimi, balın tadı arının varlığını, arının bir çiçeğin üzerinde uçuşu balı akla getirir. Birinden diğerine geçerek onu düşünmek, aklın işidir.
    Akıl bu anlamda üç çeşit faaliyet yapabilir:
    Parçadan parçaya varmak şeklinde (kıyas),
    Parçadan bütüne varmak şeklinde (tüme varım),
    Bütünden parçaya varmak şeklinde (tümden gelim).
    Bir gerçeğe varabilmek için âyetler, işaretler, deneyler ve eserler (izler) aklın üzerinde yürüdüğü yoldur. Akıl bunlardan geçerek, bunların ifade ettiği gerçeğe ulaşır. Örneğin, çevresindeki olağanüstü biçimde yaratılan varlıklardan ve onlara ait özelliklerden hareketle bir Yaratıcının varlığına ulaşmak, aklın yukarıdaki tüme varım metodunu kullanmasıdır.
    ‘Akıl’, çevremizdeki her şeyin (eşyanın) özelliklerini tanıyan, idrak eden bir kabiliyettir. O insana verilmiş bir manevi kuvvettir. Bir başka deyişle o insana verilmiş bir nur'dur, yani ışıktır. Bu ışık sayesinde insan, çevresinde bulunan şeylerden haberli olur, faydalı şeyleri anlar, zararını idrak eder, bilgileri kalpte korur. İnsan bu manevi güçle gerekli teorik bilgileri elde eder. Akıl gücü insana doğuştan verilen bir yetenektir. Kişi ergenlik çağına ulaşınca bu güç olgunlaşır. Şüphesiz ki akıl gücü insanlarda eşit değildir, farklı farklıdır.
    Kimileri bu akıl gücünü ve yeteneğini iyi yolda kullanmazlar. Özellikle, evrendeki yaratıklara bakıp, Yaratıcıyı idrak etmezler. Ya da O’nun huzurundaki konumlarını, insan olarak durumlarını düşünmezler, akıllarını kullanıp kendilerine faydalı olacak ve onları kurtaracak işleri yapmazlar.
    Kur’an böylelerini şu örnekle anlatıyor:
    “Küfre sapanların örneği çağırma ve bağırmadan başka bir şeyi duymayıp haykıran bir kimsenin örneği gibidir. Onlar, sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler; bundan dolayı akıl erdirmezler.” (2 Bekara/171)
    Aklını gereği gibi kullanmayanlar, sağır, dilsiz ve kör gibidirIer. Gerceği duymazlar, dilleriyle ikrar etmezler (dile getirmezler), gözleriyle görüp anlamazlar. Onların akılları bu noktada hiç bir işe yaramamaktadır.
    “Gerçek şu ki, Allah katında, yerde hareket edenlerin en şerlisi (kötüsü) akıl erdirmez sağırlar ve dilsizlerdir.” (8 Enfal/22)
    İnkârcılar, akıl ni’metine rağmen Allah’ı ve O’nun gönderdiği gerekleri anlamıyorsalar, akletmiyorsalar; onlar sağır ve dilsizdirler. Aklını kullanmayıp ta inkâr, isyan ve sapıklık üzere devam edenlere azaptan başka bir şey yoktur. (10 Yunus/100) Cehennem azabından kurtuluş yolu da akletmek, aklı kullanmak ve Vahy ile gelen gerçeğe teslim olup Allah’a kulluk yapmaktır. (ó7 Mülk/10)
    ‘Akıl’, eşyadaki düzeni anlama gücüne sahip olduğu gibi, ilâhí gerçekleri de anlama, sezme, onların üzerinde düşünüp yorum yapma, onların hikmetini idrak etme gücüne de sahiptir. Zaten aklın birinci görevi de budur.
    Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün peşpeşe gelişinde, gemilerin denizde yüzmesinde, yağmurun yağmasında, canlıların üreyip çoğalmasında, bulutların hareketlerinde aklını kullananlar için âyetler vardır. (2 Bekara /104) Bu âyetlere bakan akıllı insanlar onları etkileyen Yüce Kuvvet’i idrak ederler. (Bakınız: Âyet)
    Görüldüğü gibi Kur’an bütün insanları akletmeye, aklı gereği gibi ve yerinde kullanmaya davet ediyor. Türkçe’deki deyimle ‘aklını başına alanlar’ hayatın sırlarını çözerler, varlığın ve onun ardından gelen ölümün arkasındaki gerceği görürler. Kendilerine faydalı olan şeyleri tercih ederler, zararlı olanlardan kaçınırlar.
    Kur’an, mü’minler için bazı hükümleri sıraladıktan sonra; “İşte Allah, size âyetlerini böyle açıklar; umulur ki akıl erdirirsiniz” (2 Bekara/242) buyuruyor. Demek ki rnü’minler de akıllarını kullanıp Allah’ın koyduğu hükümlerin hikmetini anlamak ve hükümleri yerine getirmekle görevlidirler.
    Peygamberimiz (sav) buyuruyor ki:
    “Hiç kimse kendisini hidayete götürecek ya da tehlikeden alıkoyacak akıldan daha faziletli bir şey kazanmamıştır.” (nak. Müfredat, s:511)
    “Akıllı kimse, nefsini kontrol altına alıp ölümden sonraki hayat için hazırlık yapan, aciz insan da nefsini hevasına (istek ve tutkularına) uyup ta Allah’tan (olmayacak şeyleri) temenni eden kimsedir.” (İbni Mace, Zühd/31, Hadis no: 4260, 2/1423)
    Bilindiği gibi İslâma göre, ancak akıllı insanlar Allah’ın tekliflerinden sorumludurlar. Bir çocuğun mükellef (yükümlü) olma yaşı da akıllı olma ve ergenlik çağına ulaşma zamanıdır. Çocuklar ve deliler İslâmın hükümlerinden sorumlu değillerdir.
    Allah’ın teklifleri (dinin emir ve yasakları) ancak akılla idrak edilir. Akıl, bu tekliflerin sebebini, hikmetini, yerine getirildiği zaman faydasını, yerine getirilmediği zaman zararını anlayabilir. İslâm akıllı insanlara hitap ediyor ve insanlara akıllarını kullanmalarını emrediyor.
    İslâm akla bu kadar önem verirken, onu hiç bir zaman son karar yeri, bilginin, fayda-zararın son hakemi yapmamıştır. İslâmí hükümlerin hikmetini ve faydalarını akıl anlar ama, onların sebebini, niçin emrediklerini tam bilemez. Bir şeyin iyi mi kötü mü olduğuna akıl bir noktaya kadar cevap verebilir. Mutlak doğruyu, mutlak fayadayı ve eşyadaki nihai amacı akıl bilemez. Yani akıl her konuda son hakem değildir. Yukarıda geçtiği gibi, insana doğru yolu gösterecek akıl en büyük kazançtır. Ancak sahibini şirkten ve inkârdan; ölümden sonra da ateşten kurtaramayan akıl, iyi çalışan bir akıl değildir.
    Akla nakil, yani Kur’an ve vahyin açıklaması olan Sünnet yön verirse isabetli karar alır. İslâm, aklı son hakem sayan bütün pozitivizt düşünceleri ve felsefeleri reddeder. Hevanın (aşırı isteklerin) güdümündeki akıllar doğru hükme, hikmete ve hidayete ulaşamazlar.


    .....

  3. 12.Ekim.2008, 14:04
    2
    Yusuf
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 12.Mart.2007
    Üye No: 89
    Mesaj Sayısı: 1,561
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 22
    Yaş: 28

    --->: Akıl Kavramı




    akılla ilgili kavramlar


    “Gerçek şu ki, Allah katında, yerde hareket edenlerin en şerlisi (kötüsü) akıl erdirmez sağırlar ve dilsizlerdir.” (8 Enfal/22)

    Allah’ın teklifleri (dinin emir ve yasakları) ancak akılla idrak edilir. Akıl, bu tekliflerin sebebini, hikmetini, yerine getirildiği zaman faydasını, yerine getirilmediği zaman zararını anlayabilir. İslâm akıllı insanlara hitap ediyor ve insanlara akıllarını kullanmalarını emrediyor.

    Akıl (Şamil İslam Ansiklopedisi)



  4. 12.Ekim.2008, 14:04
    2
    Devamlı Üye



    akılla ilgili kavramlar


    “Gerçek şu ki, Allah katında, yerde hareket edenlerin en şerlisi (kötüsü) akıl erdirmez sağırlar ve dilsizlerdir.” (8 Enfal/22)

    Allah’ın teklifleri (dinin emir ve yasakları) ancak akılla idrak edilir. Akıl, bu tekliflerin sebebini, hikmetini, yerine getirildiği zaman faydasını, yerine getirilmediği zaman zararını anlayabilir. İslâm akıllı insanlara hitap ediyor ve insanlara akıllarını kullanmalarını emrediyor.

    Akıl (Şamil İslam Ansiklopedisi)


  5. 12.Aralık.2008, 01:25
    3
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,999
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 339
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    --->: Akıl Kavramı

    İSLAM TERİMİ OLARAK
    ÂKIL

    Âkıl; akıllı, akıl sahibi kimse demektir. Eşyanın güzellik, çirkinlik, kemal ve noksanlık sıfatlarını idrak etme; her çeşit faaliyette doğruyu yanlıştan, iyiyi kötüden ve güzeli çirkinden ayırma yetisine sahip kişiye âkil denir. Akıl ve bulûğ devresi, genelde, dini mükellefiyetlerin, ferdî ve toplumsal görev ve sorumlulukların başlangıcıdır. Akıllı olmayan, dini mükellefiyetlere muhatap olmadığı gibi, bunların ferdî ve toplumsal sorumlulukları da sınırlıdır. Akıl, ferdin psikolojik ve manevî olgunluğunu, bulûğ ise biyolojik ve maddî yetişkinliğini ifade eder. Fert bulûğ çağına erişmeden iyiyi kötüden ayırt edebilecek çağa ulaştığında, noksan bir eda ehliyetine sahiptir; tamamen zararına olan tasarrufları geçersizdir; yarar ve zararına muhtemel olan tasarrufları ise, velisinin iznine bağlıdır. Akıllı olarak bulûğ çağına erişen kimse ise, tasarruf ehliyetine sahip olup, dini hükümlere muhatap olduğu gibi bütün tasarruflarından da sorumludur.
    (DİYANET)


  6. 12.Aralık.2008, 01:25
    3
    Moderatör
    İSLAM TERİMİ OLARAK
    ÂKIL

    Âkıl; akıllı, akıl sahibi kimse demektir. Eşyanın güzellik, çirkinlik, kemal ve noksanlık sıfatlarını idrak etme; her çeşit faaliyette doğruyu yanlıştan, iyiyi kötüden ve güzeli çirkinden ayırma yetisine sahip kişiye âkil denir. Akıl ve bulûğ devresi, genelde, dini mükellefiyetlerin, ferdî ve toplumsal görev ve sorumlulukların başlangıcıdır. Akıllı olmayan, dini mükellefiyetlere muhatap olmadığı gibi, bunların ferdî ve toplumsal sorumlulukları da sınırlıdır. Akıl, ferdin psikolojik ve manevî olgunluğunu, bulûğ ise biyolojik ve maddî yetişkinliğini ifade eder. Fert bulûğ çağına erişmeden iyiyi kötüden ayırt edebilecek çağa ulaştığında, noksan bir eda ehliyetine sahiptir; tamamen zararına olan tasarrufları geçersizdir; yarar ve zararına muhtemel olan tasarrufları ise, velisinin iznine bağlıdır. Akıllı olarak bulûğ çağına erişen kimse ise, tasarruf ehliyetine sahip olup, dini hükümlere muhatap olduğu gibi bütün tasarruflarından da sorumludur.
    (DİYANET)

  7. 07.Mart.2014, 02:04
    4
    Muhammed
    الله اكبر

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 16.Haziran.2010
    Üye No: 76755
    Mesaj Sayısı: 7,668
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Yaş: 28
    Bulunduğu yer: Türkiye

    Cevap: Akıl Nedir? İslamda Akıl Kavramı

    Akıl Ne Demektir Kısaca Sözlük Anlamı

    Sözlükte "menetmek, engellemek, alıkoymak, bağlamak, sığınmak ve tutmak" gibi anlamlara gelmektedir. Akıl terim olarak düşünmek, duyu vasıtalarıyla idrak etmek sûretiyle bilinmesi mümkün olan şeyleri bilme ve anlama gücü, iyiyi kötüden ayırt etme kabiliyeti, varlığın hakikatını idrak melekesi, maddî olmayan, fakat maddeye tesir eden cevher demektir. Bu tanımın bir uzantısı olarak bazıları aklı Cenab?ı Hakk'ın insan bedenine müteallik halk ettiği ruhânî bir cevher ya da kalpde hak ve batılı birbirinden ayıran, insanı koruyan, kale içine alan ve helâk edici yollardan uzaklaştıran kalbî ve ruhî bir kuvvet olarak kabul etmişlerdir.


    Kur'ân'a göre insanı diğer varlıklardan farklı kılan, onun her türlü davranışlarına anlam kazandıran ve ilâhî emirler karşısında sorumlu kılan ancak akıldır. Kur'ân'ın toplam kırk dokuz yerinde geçen akıl, bilgi edinmeye yarayan bir güç ve doğru düşünmenin ölçüsü olarak sunulmuştur. Bu âyetlerden ikisinin meâli şöyledir:


    "(Hidâyet çağrısına kulak vermeyen) kâfirlerin durumu; sadece çobanın bağırıp çağırmasını işiten hayvanların durumuna benzer. Çünkü onlar sağırlar, dilsizler ve körlerdir. Bu sebeple düşünmezler." (Bakara, 2/171)


    "Ve: şâyet kulak vermiş veya aklımızı kullanmış olsaydık, (şimdi) şu alevli cehennem'in mahkumları arasında olmazdık! diye ilâve ederler." (Mülk, 67/10)


    Kelâm ekolleri de aklın mahiyeti hakkında farklı yorumlarda bulunmuşlardır. Ahmet ibn Hanbel ve Hâris el-Muhasibî, aklın; "faydalıyı zararlı olandan ayırt etmesi için Allah tarafından insana doğuştan verilen bir tabiat (garîze)" olduğunu belirtmişlerdir. Maturidî'ye göre akıl, "varlıkları ve onlarla ilgili bilgileri tasnif ederek sonuçlar çıkaran ve insana kıyas yapma gücü veren zihnî bir alettir." İmam Eş'arî de aklı, "vacip, mümkün ve muhal olan hususları bilmek" şeklinde tarif etmiştir. Mutezile ekolüne mensup bilginler ise aklı, "Hakikatin bilinmesini sağlayan kaynak veya insanı diğer varlıklardan ayıran ve nazarî bilgilerin öğrenilmesini sağlayan bir güç" olarak değerlendirmişlerdir. Aklı ruhî bir güç olarak kabul eden Elmalılı M. Hamdi Yazır, onu duyulardan hareketle duyularla elde edilemeyen bilgiyi bizzat keşfeden idrak aleti diye tarif etmiştir.
    Sonuç olarak kelamcılar; aklı duyu organlarının ve beynin çalışmasından doğan maddî bir kuvvet kabul eden natüralist, materyalist ve sansüalist filozofların aksine, onu insanda doğuştan mevcut olan ruhî bir güç olarak kabul etmişlerdir.
    Kelâmcılara göre akıl, genel olarak iki kısma ayrılır:

    1- Garîzi akıl: Her insanda doğuştan var olan ve insanın diğer canlılardan ayrılmasını sağlayan asıl akıldır. Bu, aynı zamanda deney ve düşünme yoluyle elde edilen bilgilerin de esasını teşkil eder.

    2- Müktesep akıl: Garizî aklın kullanılmasıyla kazanılan akıldır. Sezgi, deney, düşünme ve öğrenim yoluyla oluşan bu tür akla mesmu', müstefâd ve tecrübî akıl adı da verilir.



  8. 07.Mart.2014, 02:04
    4
    الله اكبر
    Akıl Ne Demektir Kısaca Sözlük Anlamı

    Sözlükte "menetmek, engellemek, alıkoymak, bağlamak, sığınmak ve tutmak" gibi anlamlara gelmektedir. Akıl terim olarak düşünmek, duyu vasıtalarıyla idrak etmek sûretiyle bilinmesi mümkün olan şeyleri bilme ve anlama gücü, iyiyi kötüden ayırt etme kabiliyeti, varlığın hakikatını idrak melekesi, maddî olmayan, fakat maddeye tesir eden cevher demektir. Bu tanımın bir uzantısı olarak bazıları aklı Cenab?ı Hakk'ın insan bedenine müteallik halk ettiği ruhânî bir cevher ya da kalpde hak ve batılı birbirinden ayıran, insanı koruyan, kale içine alan ve helâk edici yollardan uzaklaştıran kalbî ve ruhî bir kuvvet olarak kabul etmişlerdir.


    Kur'ân'a göre insanı diğer varlıklardan farklı kılan, onun her türlü davranışlarına anlam kazandıran ve ilâhî emirler karşısında sorumlu kılan ancak akıldır. Kur'ân'ın toplam kırk dokuz yerinde geçen akıl, bilgi edinmeye yarayan bir güç ve doğru düşünmenin ölçüsü olarak sunulmuştur. Bu âyetlerden ikisinin meâli şöyledir:


    "(Hidâyet çağrısına kulak vermeyen) kâfirlerin durumu; sadece çobanın bağırıp çağırmasını işiten hayvanların durumuna benzer. Çünkü onlar sağırlar, dilsizler ve körlerdir. Bu sebeple düşünmezler." (Bakara, 2/171)


    "Ve: şâyet kulak vermiş veya aklımızı kullanmış olsaydık, (şimdi) şu alevli cehennem'in mahkumları arasında olmazdık! diye ilâve ederler." (Mülk, 67/10)


    Kelâm ekolleri de aklın mahiyeti hakkında farklı yorumlarda bulunmuşlardır. Ahmet ibn Hanbel ve Hâris el-Muhasibî, aklın; "faydalıyı zararlı olandan ayırt etmesi için Allah tarafından insana doğuştan verilen bir tabiat (garîze)" olduğunu belirtmişlerdir. Maturidî'ye göre akıl, "varlıkları ve onlarla ilgili bilgileri tasnif ederek sonuçlar çıkaran ve insana kıyas yapma gücü veren zihnî bir alettir." İmam Eş'arî de aklı, "vacip, mümkün ve muhal olan hususları bilmek" şeklinde tarif etmiştir. Mutezile ekolüne mensup bilginler ise aklı, "Hakikatin bilinmesini sağlayan kaynak veya insanı diğer varlıklardan ayıran ve nazarî bilgilerin öğrenilmesini sağlayan bir güç" olarak değerlendirmişlerdir. Aklı ruhî bir güç olarak kabul eden Elmalılı M. Hamdi Yazır, onu duyulardan hareketle duyularla elde edilemeyen bilgiyi bizzat keşfeden idrak aleti diye tarif etmiştir.
    Sonuç olarak kelamcılar; aklı duyu organlarının ve beynin çalışmasından doğan maddî bir kuvvet kabul eden natüralist, materyalist ve sansüalist filozofların aksine, onu insanda doğuştan mevcut olan ruhî bir güç olarak kabul etmişlerdir.
    Kelâmcılara göre akıl, genel olarak iki kısma ayrılır:

    1- Garîzi akıl: Her insanda doğuştan var olan ve insanın diğer canlılardan ayrılmasını sağlayan asıl akıldır. Bu, aynı zamanda deney ve düşünme yoluyle elde edilen bilgilerin de esasını teşkil eder.

    2- Müktesep akıl: Garizî aklın kullanılmasıyla kazanılan akıldır. Sezgi, deney, düşünme ve öğrenim yoluyla oluşan bu tür akla mesmu', müstefâd ve tecrübî akıl adı da verilir.





+ Yorum Gönder