Aşk ve Flört Nedir? İslamda Aşk ve Flört Kavramları

Aşk ve Flört Nedir? İslamda Aşk ve Flört Kavramları 5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
  1. 1
    LeoparGS Devamlı Üye
       

    Aşk ve Flört Nedir? İslamda Aşk ve Flört Kavramları

    AŞK VE FLÖRT Hakkında Ansiklopedik Bilgi

    Flört veya aşkın fırtınasıyla mutlu bir evliliği bulacaklarını sananlar aldanma ihtimalini göz önünde tutmalıdırlar
    "Onlar erdiler mutluluğa, biz çıkalım kerevetine" Sevgiyi işleyen masalların çoğu bu cümle ile biter Genç kızla erkek birbirlerine delicesine tutulmuşlardır, araya giren "kötü" kişilere rağmen kavuşurlar ve evlenirler Artık onlar mutluluğa ermişlerdir, hiç problemleri yoktur ve saadet dolu, cıvıl cıvıl bir evlilik onlarındır Prensle prensesi veya Aslı ile Kerem 'i artık sonsuza kadar sürecek mutluluk beklemektedir

    Romantik aşk efsanesi dediğimiz bu şartlanma, bize dünyadaki her genç erkeğe karşılık, "onun için yaratılmış" bir genç kız bulunduğunu anlatır Kendisine yazılmış olan insanla karşılaşıldığında kişi onu hemen tanır; çünkü ona aşık olur Artık kendi seçtiği insanla karşılaştığına ve bu birleşme haliyle kusursuz olacağına göre, birbirlerinin bütün ihtiyaçlarına ebediyen karşılık verebilir ve dolayısıyla da sonsuza kadar kusursuz bir uyum ve beraberlik içinde mutlu yaşayıp gidebilirler
    Ama gerçek böyle olmaz İhtiyaçlar karşılanmazsa, korkunç bir hata yapılmış olduğu ortaya çıkar Demek ki yanlış yorum yapılmıştır; aşk zannedilen gerçek aşk değildir Ya boşanma veya geçimsizlik evlileri bekleyen akıbettir
    Aşık olma

    Gerçek anlamda "Aşık olmak", iki kişinin sadece, birbirlerinin gözlerinin içerisine sevgiyle bakmaları değil; aynı zamanda, tüm fikirleriyle aynı yöne bakabilmeleridir ve bakışlarla olduğu gibi ruhen de bütünleşebilmeleridir
    Aslında "aşık olma" sevgiye eşdeğer değildir Birincisi aşık olma tecrübesinin özellikle cinsel arzu ile ilgili yanı vardır İkincisi de hiçbir aşk, hep devam etmez ve geçicidir Kime aşık olunursa olunsun, bu ilişki yeterince devam ederse er ya da geç aşk sona erer Bu, aşık olunan kişiyi sevmekten mutlaka vazgeçilir anlamında değildir Ama aşık olmanın en büyük özelliğini oluşturan ihtiraslı sevgi mutlaka biter Balayı muhakkak sona erer Romantizmin açan çiçeği katiyetle solar
    Meşhur hikâyede Mecnun da Leyla 'ya olan aşkının geçici olduğunu anlar, sonunda ilahi aşka yönelir Artık o fani olan Leyla'nın peşinde koşmaz, ebedî aşka kavuşmuştur

    Aşık olmanın temelinde kişinin yalnızlıktan ürkmesi vardır Yalnızlık acı vericidir ve ferdî kimliğimizin duvarını aşarak dışımızdaki dünyayla daha fazla özdeşleşebileceği bir duruma ulaşmak isteriz İşte aşık olma olayı geçici olarak bu geçişi yapmayı sağlar Aşık olmak aslında ferdin benlik sınırlarının bir bölümünün aniden çökerek, kişinin kendi kimliğini bir başkasının kimliğiyle kaynaştırabilmesine izin vermesidir Kişi sevdiğiyle birdir artık, yalnızlıktan kurtulmuştur
    Bazen de sevgiyle her türlü engelin aşılacağı sanılır Aşkın gücü önünde bütün karşı güçlerin teslimiyet içinde boyun eğeceklerine ve karanlıklara karışıp kaybolacaklarına inanılır Aşık olunduğunda hissedilen bu duyguların gerçeklere uzaklığı, tıpkı iki yaşındaki bir çocuğun kendisini ailesinin ve dünyanın kralı gibi hissetmesine ve sonsuz bir güce sahip olduğuna inanmasına benzer

    Nasıl iki yaşındaki çocuğun "her şeye gücü yetme" fantezisi gerçeğin darbesine uğruyorsa aşık olan bir çiftin "bir olma" fantezisi de aynı duvara çarpar Günlük hayatın sorunları karşısında, er ya da geç ferdi irade ve istekler ortaya konulur Çelişkiler belirir Erkek cinsellik ister kadın isteksizdir Kadın gezme ister, erkek kabul etmez Erkek para biriktirmek arzusundadır, kadın bulaşık makinesi için bastırır Kadın ev işlerinden söz eder erkekse kendi meşguliyetlerinden dem vurur Kadın erkeğin arkadaşlarından hoşlanmaz, erkek de kadınınkilerden Böylece her ikisi de varlıklarının derinliklerinde, şu üzücü gerçeği idrak ederler: Sevdikleriyle aslında "bir" değillerdir ve sevdikleri kişinin kendi arzulan, istekleri, zevkleri, önyargıları ve onlardan farklı bir zamanlaması vardır ve olmaya da devam edecektir Aniden veya yavaş benlik sınırları eski yerlerine çekilip kapanmaya başlar; aşk biter Yeniden iki fert haline gelirler İşte bu noktada ya bu evliliğin bağlarını çözmeye veya gerçek sevginin temelini atmaya başlarlar

    Aşık Veysel aşkı "sevdiğine kavuşamamaktır" diye tarif etmişti Gerçekten seven çiftler bir araya gelince her şey sanıldığı gibi toz pembe olmaz ve çoğu zaman da "aşk" biter

    Flörte gelince
    Evliliğe flört ederek adım atmayı savunanlar hayli fazladır Ancak flört ederken evliliği gözetenler, birbirini gereğinden fazla kandırırlar En azından İlk zamanlarda kim olduklarını, ne düşündüklerini, neye inandıklarını birbirinden gizlemeye çalışırlar
    Flört sırasında "Tam istediğim gibi Her konuda uyum sağlıyoruz" denir Fakat sorunlar, genellikle balayının bitip kişilerin gerçek yüzü ile görünmesiyle başlar Bu sefer yanlış insanla evlenildiği, daha doğrusu evlendiğini sandığı insanla evlenmediği neticesine varılır
    Çünkü flört öncesinde taraflar birbirlerini sevdirmek için abartıya kaçarlar Bu devrede kendi ilgisi değil karşı taraf düşünülür Bunu karşı tarafı sevindirmek ve o anı paylaşmak amacıyla yapar
    O zaman ne yapmalıyız?

    Evlilik öncesi flört veya nişanlılık döneminde, müstakbel eşin iyi özellikleri aranır ve başkalarına anlatılırsa evlilikteki uyum artar Müstakbel eş hakkında söyleyecek güzel şeyler bulmak, sabırlı, anlayışlı kibar ve anlaşılabilir bir yaklaşım içinde olmak evliliğin geleceği açısından mükemmel bir eğitim işlevi görecektir
    Evlenmeye karar verirken eş adayının anne ve babası göz önüne alınmalıdır Çünkü onlarla iyi geçinmek evliliğin uyumunu artırır

    Karşı taraf olduğu gibi kabul edilmelidir Aşık olan veya flörtün dalgalarında dolaşan kişiler, sevdiği kişiyi kusursuz yaratılmış olarak algılar Sevdiğinde hata görürse, bunları önemsiz, hatta ona renk ve çekicilik katan küçük tuhaflıklar olarak yorumlar İşte burada, duygusallıkla değil, muhakeme ile karar vererek, ileride ne ölçüde problem olacağı hesaba katılmalıdır Davranışlarının değişeceği, kendisine uyum sağlayacağı önyargısından kaçınmak gerekir
    Bilinmelidir ki olgun bir evlilik, kendisinin ve eşinin bağımsız kişilikleri ve birbirinden ayrı benlikleri olduğunu kabul etmeye dayanır Mutlu evlilik yapan çiftler, eşlerini oldukları gibi kabullenmişlerdir ve onlarda mükemmeli arama ve onları değiştirme çabalarının yararsızlığını anlamış insanlardır
    İnsanın en fazla ihtiyacını tatmin eden, kalbine karşılık bir kalbin bulunmasıdır ki, her iki taraf sevgilerini, aşklarını, şevklerini birbirleriyle paylaşsınlar Lezzetlerde birbirlerine ortak, gam ve kederli şeylerde de yardımcı olsunlar

    İlgili Yazılar

  2. 2
    LeoparGS Devamlı Üye

    --->: Aşk

    Aşk







    Aşk, Rahmeti Sonsuz’un, insanoğluna gelip ulaşan en gizli lütuflarından biridir. Aşk, bir nüve, bir çekirdek olarak hemen her fertte bulunur. Şartların elverdiği ölçüde de o çekirdek ve tohum, ağaçlar gibi dal-budak salar; çiçekler gibi uyanır ve meyveler gibi, başlangıç ve sonu bir araya getirerek, tekâmül halkasını tamamlar.

    Aşk, bir duygu olarak göz, gönül ve kulak menfezlerinden insanın iç âlemlerine akar; vuslata dek de, bir baraj gibi şişer, bir çığ gibi büyür ve bir alev gibi insanın her yanını sarar. Aşk vuslatla noktalanınca, her şey durgunlaşmaya yüz tutar; ateş söner, baraj boşalır, çığ da dağılır gider...

    Doğuştan bir mânâ ve nüve olarak hemen her ruhun önemli bir yanını teşkil eden aşk, gerçek ton ve rengini hakikî aşka inkılâp etmekte bulur; bulunca da ebedîlik kazanır ve gider vuslat eşiğinde mücerret bir lezzete inkılâp eder.

    İnsanoğlunda Hak tecellilerine açık olan zirve, gönüldür. Gönüllerin bu tecellilere, dolayısıyla da Allah (cc) sevgisine mazhar olmalarının en açık emaresi ise, o sînelerde Yüce Yaratıcı’ya duyulan aşk ve iştiyaktır.

    İnsan-ı kâmil ufkuna ulaşma yollarının en keskin, en kestirme ve en sıhhatli olanı aşk yoludur. Aşka, iştiyaka açık olmayan yollarla, o ufka ulaşmak oldukça zordur. Denebilir ki, hakikata ulaşmada, “acz u fakr, şevk ü şükür” yolundan başka aşka denk ikinci bir yol yoktur.

    Aşk, yitirdiğimiz Cennet’i bulabilme yolunda Cenab-ı Hakk’ın bizlere ihsan ettiği bir buraktır. Ve bu buraka binenlerden, şimdiye kadar takılıp yolda kalan hiç olmamıştır. Vâkıa bu semâvî burakın sırtında dahi, şatahat ve neş’e sarhoşluğuyla “yol kenarı” yürüyenlere rastlamak mümkündür. Ama bu, tamamen, onların Hak’la aralarındaki münasebetin ayarıyla alâkalıdır.

    Aşk, insanı bütün bütün yakıp kül ettiği için, bundan böyle onu ne dünya ne de ukbâ ateşleri yakmaz ve yakamaz. Zira, iki emniyet ve iki korku, iki iştiyak ve iki ızdırabın bir insanda aynı anda bir arada bulunamayacağı esasına binaen, bütün bir hayat boyu sînesini aşkın alevlerine açan ve iç dünyasında cehennemî ateşlerle pençeleşen kimselerin, ikinci bir defa aynı ızdırap ve aynı elemleri yaşamaları düşünülemez...

    İnsana kendi varlığını unutturup, onu sevdiğinin varlığıyla bütünleştiren aşk, kalbin, garazsız-ivazsız sadece mâşuku dileyip, onun arzu ve isteklerinde eriyip gitmesinin unvanıdır ve zannımca, insan olmadan murat da işte budur.

    Aşk mesleğine göre âşıkın gözlerine başka hayallerin girmesi haramdır ve bu haramın işlenmesi aşkın ölümüdür. Aşkın hayatı, çevresinde duyulan şeylerin, sevgilinin ad ve unvanları, onun cemâlinin vasıfları ve kemâlinin destanları olması ölçüsünde devam eder; yoksa, söner ve ölür...

    Âşık, hiçbir meselede mâşukuna muhalefeti düşünmez ve düşünemez. Hele, başka şeylerin ona gölge etmesini, önüne geçip onu unutturmasını kat’iyen istemez. Hatta ondan bahsetmeyen her sözü abes ve faydasız sayar; onunla alâkalı olmayan her işi de, ona karşı nankörlük ve vefâsızlık bilir.

    Aşk, kalbin alâkası, iradenin meyli, duyguların ağyârdan arınması ve insan lâtifelerinin, mâşukun rüya ve hülyalarından gayrı hiçbir şey hissetmemesi hâletidir ki; âşıkın her davranışında sevgiliye ait bir mânâ parıldar: Kalbi, ona olan iştiyakla atar, dili hep onu mırıldanır, gözleri onun hayaliyle açılır-kapanır...

    Âşık, esen yelde, yağan yağmurda, çağlayan ırmakta, uğuldayan ormanda, ağaran sabah ve kararan gecede hep dostunun kokusunu duyup canlanır; onun, çevreye akseden güzelliklerini görüp coşar; her esintide ona ait solukları hissedip neş’elenir ve yer yer de onun sitemlerini sezip inler...

    Mâşuka ait emârelerin şafağına uyanan âşıklar, dudaklarında kıpkızıl kan, sînelerinde alev alev bir tûfan, kendilerini bir ateş çemberi içinde bulurlar. Bir daha da bu zevkli cehennemden dışarı çıkmak istemezler.

    Aşkı, fasıkların şehevânî sevgilerinden ibaret saymak bir yanlışlık ve hakikî aşkı bilememenin ifadesidir. Vâkıa, bazen mecâzî aşkların dahi hakikî aşka ınkılâp ettiği olmuştur; ama bu, kat’iyen mecâzî aşkın zâtî bir değer ve kıymet ifade etttiği mânâsına gelmez; aksine onun eksik, kusurlu ve ebediyet ifade etmediğine delâlet eder.
    Gerçek âşıkların, tutuldukları aşk hummasıyla, iç dünyaları daima bir yanardağ gibi dumanlı ve inim inimdir. Duyup sezebilenlerce, onların her iniltileri sînelerinden kopup gelen öyle “lavlar”dır ki; düştüğü her yeri yakar-yıkar ve yangınlar çıkarır.

    Aşkın sözlerle anlatılması oldukça zor, hatta imkânsızdır. Bu itibarladır ki, aşk adına anlatılan şeylerin büyük bir kısmı, onun dışa aksetmiş eserleri olmadan öteye gitmez. Zira o, bir hâldir ve onu beyan edecek dil de, sadece âşıkın kendisidir.

    Âşık, Hak sevgisini mezhep edinip ömrünü hayret, hayranlık ve sevdiğine karşı takdir hisleriyle donatmış öyle bir sermesttir ki, ihtimal ancak Kıyamet Sûru’yla kendine gelebilir.

    Âşık, fevvâre gibidir, dâima içinden kaynar.

    Fânilik elemini dindirecek, hazanla oturup kalkan ruhların ızdırap ateşini söndürecek tek bir şey vardır, o da hakikî aşktır. Evet, yıllardan beri bütün dertlerimize, onulmaz zannettiğimiz hastalıklarımıza, korku ve endişelerimize, kargaşa ve buhranlarımıza yegâne çare ve biricik devâ ancak aşktır.
    Nesiller, ilim-irfan ve günümüzün kültürüyle ihyâ edilmeye çalışılırken, onların gönüllerine, az dahi olsa, aşk kıvılcımlarını saçmadığımız takdirde, hep eksik ve kusurlu kalacak ve kat’iyen cismanîliklerini aşamayacaklardır.


    Sızıntı, Ocak-Şubat 1988, Cilt 9, Sayı 108-109
    Fethullah Gülen


  3. 3
    Muhammed الله اكبر

    Cevap: Aşk ve Flört Nedir? İslamda Aşk ve Flört Kavramları

    aşk ne demektir kısaca sözlük anlamı

    1. Aşırı sevgi ve bağlılık duygusu, sevi
    2. (Işk) Çok ziyade sevgi. Şiddetli muhabbet. Sevda. Candan sevme.



    flört ne demektir kısaca sözlük anlamı

    1. Kadınla erkek arasındaki duygusal ilişki.
    2. Birbirine duygusal ilgi duyan kadın ve erkek
    3. Siyasal bir parti, yabancı bir ülke vb.ne tam olarak bağlanmadan yaklaşma.



  4. Reklam

+ Yorum Gönder