Konusunu Oylayın.: Arkadaşlık - Arkadaş hakkında tüm bilgiler

5 üzerinden 5.00 | Toplam: 7 kişi oyladı.

Arkadaşlık - Arkadaş hakkında tüm bilgiler
  1. 24.Mart.2007, 00:00
    1
    mumsema
    Administrator

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 19.Ocak.2007
    Üye No: 1
    Mesaj Sayısı: 10,036
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Bulunduğu yer: Türkiye

    Arkadaşlık - Arkadaş hakkında tüm bilgiler






    Arkadaşlık - Arkadaş hakkında tüm bilgiler Mumsema
    Arkadaşlık

    Herkesle arkadaşlık yapmak uygun değildir. Hadis-i şerifte, (Kişinin dini, arkadaşının dini gibidir, o halde kiminle arkadaşlık edeceğinize çok dikkat edin) buyuruldu. (Hakim)

    Şeytan, insana kötü arkadaşı vasıtası ile günah işletir. Akıllı, ilim sahibi, iyi ahlaklı, doğru sözlü, cömert olan, fasık olmayan kimselerle arkadaş olmalıdır.

    Herkesle iyi geçinmeli, çok kimselerle dost olmaya çalışmalıdır.
    Şir’adaki hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
    (Çok dostunuz olsun! Çünkü Rabbiniz haya sahibidir, kerimdir. Kıyamette dostları arasından, din kardeşlerinin içinde bulunan kuluna azap etmekten haya eder.)

    (Tanıdıklarınız çok olsun! Çünkü kıyamet günü, her biri şefaat eder.)
    (Allah yolunda bir din kardeşi edinene, Allahü teâlâ Cennette bir derece verir.)

    Kişi, dünya ve ahirette de sevdikleri ile beraber olur. Onun için iyilerle arkadaşlık etmeye çalışmalıdır. Allahü teâlâ çoğu zaman, bir sevgili kulunun kalbinde, bir kimseye muhabbet görür de, onun hürmetine buna merhamet ederek sevdiği kullar arasına ilhak eder.

    İyi arkadaşlar bulunca kıymetlerini bilmeli, edeplerine dikkat etmelidir. Ona saygılı davranmalı, canını ve malını kendi can ve malından üstün tutmalıdır. Ayıbını görmemeli ve hiç kimseye söylememeli, hatta unutmalıdır!

    Tekliflerini reddetmemeli, tartışmaya girişmemeli, asla kalbini kırmamalı, arkadaşının aleyhinde konuşan olursa susturmalı, alınacağı sözleri yüzüne karşı veya arkasından söylememelidir!

    Emr-i marufu gerektirecek hususları varsa yalnızken söylemelidir. Sen bunu bilmiyorsun der gibi değil de, umumi şekilde söylemelidir. Suizan etmemeli, yaptığı uygunsuz şeyleri dalgınlığına, unutkanlığına havale ederek mazur görmelidir!

    Sevdiklerini sevmeli, sevmediklerinden, düşmanlarından uzak durmalıdır. Ona karşı alçak gönüllü ve tevazu sahibi olmalıdır.

    Babasının, sülalesinin, çocuklarının memleketinin isimlerini öğrenip unutmamaya çalışmalıdır. Böyle şeyler sevgiyi kuvvetlendirir. Alakasız gibi durmak, sen nereliydin, adın neydi gibi sözler uygun değildir. Sevgide ve nefrette aşırı gitmemelidir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (Sevdiğini aşırı sevme, olur ki bir gün sevmediğin biri olur. Buğzettiğin kimseden de çok nefret etme, belki bir gün sevdiğin kimse olur.) [Tirmizi]

    Ona karşı daima güler yüzlü, tatlı dilli, açık kalbli, açık elli, sabırlı ve kibirsiz olmalıdır. Her özrünü kabul etmeli, uzak yerden gelirse boynuna sarılmalıdır. Hediye sevgiyi arttırdığı için az da olsa hediye vermelidir. Külfet olacak ve utandıracak kadar kıymetli hediye vermemelidir.

    Hz. Ali
    ,(Arkadaşların en kötüsü, sana tekellüf eden, kendisinin idare edilmesine seni mecbur kılan, seni özür dilemeye zorlayıcı işlere iten kimsedir) buyurdu. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (Ben ve ümmetimin salihleri, tekellüften uzağız.) [Darekutni]

    Tekellüf yapılınca, yani hazırda olanı vermeyip çarşıdan masraf ederek pahalı ve kıymetli şeyler alınınca, arkadaş bir daha masraf ettirmemek için gelmekten kesilebilir. Gelmeyince de soğukluk başlar. Onun için hazırda ne varsa vermeli, külfete girmemelidir.

    Arkadaşın evine oturmaya gidildiği zaman bir mazeret göstererek içeri almazsa, mazeretini kabul edip hiç üzülmeden geri dönülmelidir. Çünkü mazereti kabul etmek güzel ahlaktan ileri gelir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (Kişi güzel ahlakı sebebiyle, gündüzleri oruç tutanın, geceleri namaz kılanın sevabına kavuşur.) [Şir’a]

    Arkadaş üç çeşittir.
    Birincisi gıda gibidir, devamlı ihtiyacımız olur.
    İkincisi ilaç gibidir, bazen ihtiyaç hissedilir.
    Üçüncüsü hastalık gibidir, istemediğimiz halde o bizi bulur. Geçinmek gerekir, şerrinden, kötülüğünden kurtulmak için idare edilir.

    Gıda gibi ihtiyacımız olan arkadaşa karşı vazifemiz ne olmalıdır?
    Arkadaşın hakkına riayet etmeliyiz. İki arkadaş iki ele benzer. Biri diğerini nasıl yıkayıp temizler, nasıl ki el, ayak ve bütün uzuvlarımız bize yük olmayıp, bir hususta yardımcı ise, biz de arkadaşımıza yük değil, yardımcı olmaya çalışmalıyız! Karşılık beklemeden yardımına koşmalıyız!

    Daima onu kendimize tercih etmeliyiz! Nitekim Peygamber efendimiz, iki misvaktan düzgün olanını arkadaşına verip eğri olanını aldığı zaman, arkadaşının, (Doğru misvaka benden çok siz layıksınız)demesi üzerine, şöyle buyurdu:
    (Bir kimse, birisiyle bir an sohbette bulunsa, kıyamet günü, ona arkadaşlık hakkına, riayet edip etmediği sorulacaktır.) [İ. Gazali]


    Arkadaşlıkta güzel ahlak
    Arkadaşlık güzel huyun meyvesidir. İnsanlarla dostluk kuramamak kötü huyun neticesidir. Güzel ahlak, birbirini sevmeyi, kötü ahlak düşmanlığı gerektirir. Güzel ahlakın dinimizde mühim yeri vardır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
    (İnsanları Cennete sokan Allah korkusu ve güzel ahlaktır.) [Hakim]
    (İnsanoğluna verilen en güzel şey, güzel ahlaktır.) [İbni Mace]

    (Güzel ahlak, gelmeyene gitmek, kötülük edeni bağışlamak, vermeyene vermektir.)
    [Beyheki]
    (Ahlakı güzel olan kimseyi, Cehennem ateşi yakmaz.) [Taberani]

    (Bana en yakın olanınız, ahlakça en güzel olan ve etrafındakilerle hoş geçinenlerdir. Bunları herkes sever, bunlar da herkesi sever.)
    [Taberani]

    (Mümin, ünsiyet eder ve kendisiyle ünsiyet edilir. Yani, sevilip kendisiyle iyi geçinilir. İyi geçinmeyen ve kendisiyle geçinilemeyen kimsede hayır yoktur.)
    [Hakim]

    (Allah için dost olan iki arkadaş, buluştukları zaman, biri diğerini yıkayan iki el gibi, biri diğerinden istifade eder.)
    [Deylemi]

    (Allah için dost olan kimseyi, Allahü teâlâ, Cennette hiçbir ameli ile ulaşamayacağı yüksek dereceye yükseltir.)
    [İbni Ebiddünya]

    (Allah için seven iki arkadaştan en iyisi, arkadaşını daha çok sevendir.)
    [Hakim]

    (Kıyamette Arşın etrafında, yüzleri ayın 14ü gibi parlayan insanlar için kürsüler kurulur. Herkes feryat ve figan ederken onlar sakindir. Herkes korku ve dehşet içinde iken onlar üzülmez. Onlar, Allah için birbirini sevenlerdir.)
    [Hakim]

    (Arşın etrafında nurdan kürsüler vardır. Burada nur gibi parlayan insanlar bulunur. Peygamberler ve şehitler bunlara gıpta ederler. Bu kimseler, Allah için birbirini seven, Allah için buluşan, Allah için birbirini ziyaret edenlerdir.)
    [Nesai]

    (Allahü teâlâ buyurur ki: Benim için birbirini ziyaret eden benim sevgimi kazanmıştır. Benim için birbirini sevenler benim sevgime mazhar olmuştur. Benim için erenler, benim sevgimi hak etmiştir. Benim için birbirine yardım edenler, muhabbetimi kazanmıştır.)
    [Hakim]

    (Allahü teâlâ kıyamet günü buyurur ki: Benim azametim için birbirini sevenleri hiçbir himayenin bulunmadığı bugün, rahmetim altında himaye ederim.)
    [Müslim]

    (İmanın temeli ve en kuvvetli alameti, hubb-i fillah ve buğd-i fillahtır. Yani Müslümanları sevmek ve Müslümanlara düşmanlık edenleri sevmemektir.)
    [İ. Ahmed]

    Cenab-ı Hak, İsa aleyhisselama buyurdu ki:
    (Eğer yer ve gökte bulunan bütün mahlukatın ibadetlerini yapsan, dostlarımı sevmedikçe ve düşmanlarıma düşmanlık etmedikçe, hiç faydası olmaz.) [İ. Gazali]

    İsa aleyhisselam buyurdu ki:
    (Allah düşmanlarına buğzedip, Allahü teâlânın sevgisini kazanın! Onlardan uzaklaşarak Allah’a yaklaşın! Onlara kızarak Allah’ın sevgisini arayın! Gördüğünüz zaman Allahü teâlâyı hatırlatan, sözü ile iyiliklerinizi artıran ve sizi iyiliğe teşvik edenlerle arkadaşlık ediniz!)

    Allahü teâlâ Musa aleyhisselama: (Kendine dost ara! Herhangi bir arkadaşın, seni benim sevgime teşvik etmezse, o senin düşmanındır) buyurdu.

    Davud aleyhisselama da şöyle buyurdu:
    (Kendine dost ara! Beni sevmekte sana uymayanlarla arkadaşlık etme! Çünkü onlar senin düşmanındır, kalbini karartır ve seni benden uzaklaştırmaya çalışır.) [İ.Gazali]

    (Allah katında en sevgiliniz, ülfet edip, kendisiyle ülfet edilendir. Yani kendisiyle iyi geçinilendir. En kötünüz de kovuculuk eden, dostları birbirinden ayıranınızdır.)
    [Taberani]

    Hz. Ali, (Dost edinin! Onlar sizin için dünya ve ahiret sermayesidir) buyurdu.

    İbni Ömer
    hazretleri buyurdu ki:
    (Her gün oruç tutsam, her geceyi ibadetle geçirsem, malımı Allah yolunda harcasam, fakat gönlümde Allahü teâlâya itaat edenlere karşı bir sevgi, isyan edenlere karşı da bir nefret duygusu yoksa, bütün yaptıklarım faydasızdır.)




    Arkadaş seçerken
    Atalarımız, (Kiminle gezdiğini söyle, senin kim olduğunu söyleyeyim) demişlerdir. Ancak ortak vasıfları olanlar birbiriyle arkadaşlık yaparlar. Bir iyi ile bir kötü arkadaş olamaz. Eğer arkadaşlığa devam ederlerse ya kötü iyi olur veya iyi kötü olur. Eğer kötü kötülüğünde, iyi de iyiliğinde diretirse arkadaşlıkları uzun sürmez. Bu bakımdan arkadaş seçerken şunlara dikkat etmelidir:

    1-
    Arkadaşı akıllı olmalıdır. Akıllı olmayana ahmak denir. Hz. Ali buyurdu ki:
    (Ahmak ve cahil ile arkadaşlık etme! Ondan kendini koru! Nice ahmaklar var ki, arkadaş oldukları akıllı kimseleri helak ederler. Kişi arkadaşı ile ölçülür. Kalbler buluştuğu zaman birinin diğerine tesiri vardır.)
    Ahmak insan, iyilik yapacağım derken kötülük yapar. Onun için atalarımız, (Ahmak dost, akıllı düşmandan kötüdür) demişlerdir. Akıllı kimse, İslam ahlakı ile süslenmiş kimsedir. Hakikati kabul eden kimsedir.

    2-
    Arkadaşı güzel ahlaklı olmalıdır. Güzel ahlaklı olmayan kimsede hayır yoktur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (Güzel ahlaklı olan mutlu olur.) [Beyheki]
    Güzel ahlakın en azı, meşakkatlere göğüs germek, yaptığı iyiliklerden karşılık beklememek, bütün insanlara karşı şefkatli olmaktır.

    3-
    Fasık olmamalıdır. Fasık, açıktan günah işleyen kimsedir. Allahü teâlâdan korkan kimse, büyük günahlarda ısrar etmez. Allahü teâlâdan korkmayan ise itimat olunmaz.

    4-
    Bid’at sahibi olmamalıdır. Bid’at ehliyle arkadaşlık, gayrı müslimlerle arkadaşlık etmekten daha kötüdür. Sapık kimselerden uzak durmalıdır. İmam-ı Rabbani hazretleri buyurdu ki: (Bid’at sahibine kıymet veren, İslamiyet’i yıkmaya yardım etmiş olur.) Hadis-i şerifte (Bid’at ehliyle düşüp kalkmayın! Onların hastalığı uyuz gibi bulaşıcıdır) buyuruldu.

    5-
    Seçmek istediğimiz arkadaş, dünyaya düşkün olmamalıdır. İlk önce bu saydığımız vasıflara kendimiz sahip olmalıyız. Ondan sonra da arkadaşımızda aramalıyız. Dünyanın faydasız şeyleri peşinde koşan kimselerle arkadaşlık öldürücü zehirdir. İnsanın tabiatı, beraber yaşadığı insanlara uymaya meyyaldir.

    Hz. Ali buyurdu ki:
    (Kendilerinden haya edilen kimselerle arkadaşlık etmek suretiyle amellerinizi güzelleştiriniz!)

    İmam-ı Ahmed
    hazretleri buyurdu ki:
    (Hatırını saymadığım kimselerle sohbet etmem beni belaya sokmuştur.)

    Hz. Lokman buyurdu ki:
    (Oğlum, âlimlerin sohbetine katıl! Bahar yağmurları toprağı yeşerttiği gibi, onların sohbetlerindeki hikmet nurları da, insanların kalbini parlatır.)

    Demişlerdir ki:
    Dost edineceğin adama, onun mühim zannettiği bazı şeyler söyle! Bir bahane ile onu kızdır!
    Sonra buna bir adam gönder! Ona senden sual etsin! Şayet iyiliğine konuşur ve sırrını gizlese, o kimsenin sadık olduğu anlaşılır. Onunla dostluk kurabilirsin!

    Kerem sahibi insanlarla aran açılsa bile, yine iyiliğini söyler ve kötülüğünü gizler. Kötü insanla dostluğun sona erince, iyiliğini gizler ve aleyhinde konuşur.

    Fudayl bin Iyad
    hazretleri buyurdu ki:
    (Ahirette salihlerle beraber olmayı istiyorsun ama, buna karşılık ne amel işledin? Gazabını Allah için yendin mi? Sana gelmeyen akrabana gittin mi? Arkadaşının hangi kusurlarını bağışladın? Allah için hangi yakınından uzaklaştın ve Allah için kime yaklaştın?) Yine buyurdu ki: (Kişinin dostunun yüzüne şefkat ve sevgi ile bakması ibadettir.) Günahkâr biri, salih bir zata, (seni Allah için seviyorum) dedi. Salih zat, kendi kendine dedi ki: (Ya Rabbi, beni sevmediği halde, senin için beni sevdiğini söyleyenden sana sığınırım.)

    Mücahid
    hazretleri buyurdu ki:
    (Allah için arkadaşlık edenler, bir araya geldikleri zaman birbirlerine güler yüz gösterirlerse, sonbahar yaprakları gibi günahları dökülür.)

    Âlimlerden birisi şöyle dua etti:
    (Ya Rabbi, günahlarımı biliyorsun. Sana karşı kusurlarım çoktur. Fakat seni seven salih kimseleri seviyorum. Onların hürmetine beni affet!)

    Demek ki salihleri sevmek büyük nimettir. Daima salihlerle beraber olmaya çalışmalıdır.


    Arkadaşlık hakkı
    Arkadaşın hakkına riayet edebilmek için onun sırrını saklamalıyız! Ayıbını örtmeliyiz! Konuştuğu zaman sözünü kesmeden dinlemeliyiz! İyiliğine dair bir söz duyarsak kendisine söyleyip sevindirmeliyiz! Hakkında üzücü bir şey konuşurlarsa saklamalıyız! Sevdiği isimle çağırmalıyız!

    Gizlediği bir şey olursa öğrenmeye çalışmamalıyız! İyi huyları ile onu övmeliyiz! Onun şerefini her yerde müdafaa etmeliyiz! Nasihate ihtiyacı olursa, ya çok yumuşak anlatmalıyız veya umumi bir misal vererek nasihat etmeliyiz. Ufak tefek hatalarına göz yummalıyız! Hatasını yüzüne vurup kesinlikle azarlamamalıyız! İyiliğini görünce teşekkür etmeliyiz! Bir vazife vermek gerektiğinde en hafifini vermeliyiz! Sıkıntılı anlarında ferahlık vermeye çalışmalıyız!

    Başına gelen kötülükten dolayı kendi başımıza gelmiş gibi üzülmeliyiz! Sevgide samimi olabilmek için dışımız nasılsa içimiz de öyle olmalı!

    (Arkadaşın köyünün köpekleri, diğer köyün köpeklerinden daha sevgili olmadıkça, sevgide samimiyet yok demektir.)

    Geldiği zaman ayağa kalkıp karşılamalıyız! Giderken de kalkıp uğurlamalıyız! Daima ona dua etmeliyiz! Vefat ettiği zamanda yakınlarına vefaya devam etmeliyiz! Hasılı kelam kendimiz için neyi istiyorsak, arkadaşımız için de aynı şeyi istemeliyiz! Çünkü kendisi için sevdiğini, arkadaşı için sevmeyen kimsenin sevgisinde sadakat yoktur, nifak vardır. Böyle bir arkadaşlık da dünyada ve ahirette vebal olur.

    Bu arkadaşlıklar, yalnız kalbinde hikmet bulunan salih Müslümanlar arasında vuku bulur. Kâfirin ve bid’at ehlinin kalbinde hikmet bulunmadığından böyle arkadaşlık şerefine kavuşamazlar.

    Bid’at ehli ile salih bir kimsenin bahsedilen şekilde arkadaşlık kurmaları mümkün değildir. Zira hadis-i şerifte, kişinin dininin arkadaşının dini gibi olduğu bildirilmiştir. Bu bakımdan kâfirle müminin, fasıkla salihin öyle arkadaş olmaları düşünülemez.

    Arkadaşımıza karşı vefakâr olmalıyız! Vefa demek, kendisiyle ömür boyu ve öldükten sonra da muhabbeti devam ettirmektir. Az da olsa öldükten sonra vefa göstermek, hayattaki iyiliklerden daha makbuldür. Ölüler için dua etmelidir. Yakınlarına ikramda bulunmalıdır. Peygamber efendimiz ihtiyar bir kadına ikramda bulundu. Sebebini soranlara buyurdu ki:
    (Bu kadın, Hatice’nin sağlığında bize gelir giderdi. Ahde vefa, dindendir.) [Hakim]

    Arkadaşa karşı vefakârlığın şartlarından biri de, onun dost ve akrabalarını arayıp sormaktır. Onların hakkına riayet, arkadaşa ikram etmekten daha kıymetlidir. Arkadaş buna daha fazla memnun kalır. Çünkü sevgi, sevilen kimsenin kapısındaki köpeğe kadar sevmesiyle ölçülür. Şeytanın en çok sevdiği şey, arkadaşlar arasındaki muhabbetin kesilmesidir. Bütün imkanları ile bu muhabbeti, sevgiyi bozmaya çalışır.

    Onun için şeytanın oyununa gelmeyelim! Arkadaşın kusurlarını fazilet, hakaretini de iltifat olarak kabul etmeye çalışalım! Şeytan madem ki aramızı açmaya çalışmaktadır, ona fırsat vermemek başta gelen vazifemiz olmalıdır.

    İki arkadaş birbirine sert baktı mı, şeytan sevincinden göbek atar. Meluna fırsat verilmemelidir. Allahü teâlâ mealen, (Kullarıma söyle, güzel konuşsunlar! Çünkü şeytan, aralarını bozar) buyurmaktadır. (İsra 53)

    Çok günah işleyenin arkadaşı çok olmaz. Allah dostlarının duruşu sevgi telkin eder. İyi kimse, makam sahibi olsa da, eski arkadaşlarını arar. Hikmet ehli, (Kerem sahipleri, darlık zamanlarında kendileriyle düşüp kalkanları, genişlik zamanlarında da ararlar) demiştir. Arkadaşlığı devam ettirmek kolay değildir. Çünkü şeytan devamlı aralarını bozmaya çalışır. Onun için buyurulmuştur ki:
    (Arkadaşlık ince ve latif bir cevherdir. Korumasını bilmezsen kazaya uğrar.)

    Bu cevheri korumak arkadaşta kusur aramamaktır. Onu kendine tercihtir. Dostluğa vefanın şartlarından biri de dostunun düşmanı ile dostluk kurmamaktır. Dostunun düşmanı ile birlikte gezmek, husumette, düşmanlıkta ortak olmak demektir. Aksine, dostun sevmediği kimselerden uzak durmalı, dostun dostlarına yakın olmalıdır.


    Arkadaşı tercih
    Bir kimse, birisiyle bir an sohbette bulunsa, kıyamette ona, arkadaşlık hakkına riayet edip etmediği sorulacaktır. Arkadaşımızın üzerimizde hakkı vardır. Ona dua edeceğiz, kusurlarını bağışlayacağız. Vefakâr olacağız. Üzmeyeceğiz. Ağırlık vermeyeceğiz. Bu haklardan bazıları şunlardır: Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (İki arkadaş iki el gibidir. Biri diğerini yıkar.) [Deylemi]

    Birini ele, diğerini ayağa benzetmemiştir. Bir gaye uğrunda biri diğerine yardımcı oldukları için böyle buyurulmuştur. İki arkadaş genişlikte de darlıkta da aynı olmalıdır. Hatta arkadaşını daima tercih etmelidir. İki şeyden daha iyisini arkadaşına layık görmelidir.

    Arkadaşın bir ihtiyacı olduğu zaman istemesine hacet bırakmadan ihtiyacını temin etmek lazımdır. Çünkü onu istemeye mecbur etmek arkadaşlığa yakışmaz.

    Arkadaşını kendi malına ortak bilmelidir. Allah için arkadaş olanlar, mallarını bölüşmelidir.

    Arkadaşlığın üçüncü derecesi en yüksek mertebedir. Arkadaşının ihtiyacını kendi ihtiyacından önce düşünmektir. Arkadaşının canını kendi canından üstün tutmaktır.

    Birkaç kişi ölüme mahkum edilmişti. Bunların arasında Sırri Sekati hazretlerinin bir arkadaşı da vardı. Bu zat, herkesten önce ortaya çıkıp kendisinin öldürülmesini istedi. Sebebini sual ettikleri zaman dedi ki, (Bir an olsun, arkadaşlarıma bir hayat kazandırmayı arzu ettiğim için öne geçtim.) Bu söz sultanın hoşuna gider. Hepsini affeder.

    Bu üç dereceden birisine bile layık olmayan kimse, benim arkadaşım var dememelidir. Çünkü fedakâr olmayan kimse arkadaş olamaz. Birisi, arkadaşına dedi ki:
    - Elindeki on milyon lirayı bana ver. İhtiyacım var.
    - Beş milyonunu sana vereyim.
    - Sen dünyalığı Allah rızasına tercih ettin. Bir de Allah için arkadaş olduğumuzu söylüyorsun. Beş milyonu da istemiyorum. Seninle Allah için arkadaşlık edilmez. Bir daha onunla arkadaşlık etmedi.

    En üstün derecedeki insanlar, kendi malını arkadaşının malından ayrı görmezdi. Hatta (Benim kalemim) diyenlerle arkadaşlık etmezlerdi. Çünkü o kendi malı diye ayrılık güdüyordu.

    Hz. Hüseyin’in oğlu, arkadaş olan birkaç kişiye sordu:
    - Birbirinize sormadan, lazım olan parayı ceplerinden alabilir misiniz?
    - Hayır alamayız, dediler.
    - O halde siz gerçek arkadaş değilsiniz. Basit şeyler yüzünden birbirinize kırılabilirsiniz.

    Peygamber efendimiz, Eshab-ı kiramdan birisine bir koyun kellesi ikram etti. O zat, (Falanca benden daha muhtaçtır, kelleyi ona ikram edin!) dedi. Öteki zat da aynı şekilde söyledi. Böylece kelle, yedi kişiyi dolaştıktan sonra yine ilk adama geldi. Çünkü o gerçekten daha muhtaçtı. Arkadaşlık böyle olmalıdır.

    Dost ve arkadaşlara infak etmek, sadaka vermekten efdaldir. Hz. Ali buyurdu ki:
    (Dostlarla yediğim yirmi altın değerindeki yemek, fakirlere verdiğim yüz altından daha kıymetlidir. Dostlarla yenilen yemek, köle azat etmekten de daha makbuldür)

    Peygamber efendimiz, kendisine yardım eden Hz. Huzeyfe’ye, karşılıklı yardımda bulunmak isteyip buyurdu ki:
    (İki arkadaşın Allahü teâlânın katında en sevimlisi, arkadaşına karşı daha müşfik davranandır.) [İ. Gazali]

    Arkadaşın her işini, onun yardım istemesine fırsat bırakmadan yapmaya çalışmalıdır! İhtiyacı olup olmadığını araştırmalıdır!

    Arkadaşın bizim yardımımızı kabul etmesini bir lütuf olarak kabul etmelidir.

    Allah için bir arkadaşı ziyaret etmenin fazileti büyüktür.
    Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (Allah için sevdiği arkadaşının ziyaretine giden kimseye, ardından bir melek, “Ne güzel iş yapıyorsun. Cenneti hak ettin” der.) [Tirmizi]

    Hz. Ömer’in oğlu, sağa sola bakarken, Peygamber efendimiz ona ne aradığını sorunca, İbni Ömer, (Sevdiğim bir arkadaş var. Onu arıyorum) dedi.
    Peygamber efendimiz buyurdu ki:
    (Birini sevdiğin zaman, adını, babasının adını sorup öğren! Hasta olduğu zaman ziyaretine, işi olduğu zaman yardımına gidersin.) [Beyheki]

    Şabi hazretleri buyurdu ki:
    (Birisi ile konuşan kimseye “O kim?” diye sorulduğu zaman, “Şahsen tanıyorum, fakat adını, soyadını bilmiyorum” derse, buna ahmak tanışması derler.)


    Arkadaşın kusuru
    Gıyabında kusurlarından bahsetmemelidir. Bize söylediği şeyleri sır olarak kabul edip kimseye söylememeliyiz! Arkadaşın hoşlanmadığı şeyleri söylememelidir. Fakat emr-i maruf cinsinden ise, münasip şekilde ikaz edilir.

    Arkadaşının bir kusurunu görünce kendi kusurlarını hatırlamalıdır. (Ben kusurlarımı düzeltemediğime göre, arkadaşımı mazur görmem lazımdır) diye düşünmelidir. Bir kusuru ile onu kötü görmeye kalkmak doğru değildir.

    Kusursuz insan bulmak kolay mı? Bizim Allahü teâlâya karşı ne kusurlarımız vardır.
    İnsanlar bizim kusurlarımızı bilse, konuşacak arkadaş bulamayız. Bir insanın iyilikleri ve kusurları da olur. Kusur araştırmak münafıklık alametidir. Mümin mazeret arar. Münafık suç araştırır. Kerem sahipleri arkadaşların kusurlarını bağışlar. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (Gördüğü iyilikleri gizleyip, gördüğü kötülükleri teşhir eden kötü komşudan Allahü teâlâya sığının!) [Nesai]

    İyiliği kötülüğüne galip gelen kimse, iyi insan demektir. Arkadaşımız hakkında kötü konuşmamak ve ona suizan etmemek üzerimize borçtur. Kusurları örtmek ve onları görmezlikten gelmek er kişinin, salihlerin işidir. En üstün derece kötülükleri gizleyip iyilikleri açıklamaktır. İsa aleyhisselam havarilerine sordu:
    - Uykuda olan arkadaşınızın mahrem yerleri açılsa ne yaparsınız?
    - Örteriz.
    - Belki açar, iyice açığa çıkarırsınız.
    - Bunu kim yapar ki?
    - Biriniz, arkadaştan bir söz duyduğunda biraz daha ekleyip söylemeniz, aynı şey değil midir?

    Bir insan kendisi için sevdiğini, başkası için de sevmedikçe kâmil mümin olamaz.
    Arkadaşlığın en düşük derecesi, onun bize yapmasını istemediğimiz şeyleri yapmamaktır. Onun bize yapmasını istediğimiz şeyleri ona yapmaktır.

    Her insan, kendi kusurlarının örtülmesini ister. Beklediğinin aksi yapılırsa ona karşı nefret ve kin hissi uyanır. Arkadaşına karşı kin ve hasedi olan kimsenin imanı zayıf ve sonu tehlikelidir.

    Arkadaşının aynen kendisi olduğunu kabul ederek, kendi ayıplarının açıklanmasını istemediği gibi onun da ayıplarını gizlemelidir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (Arkadaşının ayıplarını örten kimsenin, Allahü teâlâ, dünya ve ahirette kusurlarını örter. Bir ölüyü diriltmiş gibi olur.) [Hakim]

    Münakaşa etmemeli
    Arkadaşımızın her sözüne itiraz etmemeliyiz! Onunla hiçbir suretle münakaşa etmemeliyiz! İbni Abbas hazretleri buyurdu ki:
    Âdi ile münakaşa etme! Seni üzer.
    Hâlim ile münakaşa etme! Sana küser.

    Haklı olduğu halde münakaşayı terk etmek, haksız olduğu halde, münakaşayı terk etmekten daha zordur. Bu bakımdan haklı olduğu halde münakaşayı terk etmek daha çok sevaptır.

    Dostlar arasındaki kin ateşini körükleyen münakaşadır. Münakaşa, karşıdaki insanı cahil yerine koymak demektir. Sen bilmezsin, ben bilirim demektir.

    Cahillikle suçlanan herkes az veya çok kızar. (İnsanların en âcizi, dost edinemeyen, bundan daha âcizi, dostlarını kaybedendir) demişlerdir.

    Münakaşa, dostların azalmasına, hasımların çoğalmasına sebep olur. Hasan-ı Basri hazretleri buyurdu ki:
    (Bin kişinin dostluğuna, bir kişinin düşmanlığını satın alma!)

    Münakaşa, kendisinin akıl, fazilet ve ilimde üstünlüğünü ispata çalışmaktır. Bu ise karşıdakini cehalet ve ahmaklıkla itham etmek demektir. Bu düpedüz düşmanlıktır. Kendini karşısındakinden üstün görmek ise kibirdir. Görüldüğü gibi, münakaşa her yönden mahzurludur.

    Münakaşa güzel ahlakın zıddıdır. Halbuki Müslüman güzel ahlaklı olmalıdır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (Mallarınızla herkesi memnun edemezsiniz. Öyle ise onları güler yüz ve tatlı dil ile, güzel ahlakla memnun etmeye çalışınız!) [Hakim]

    Eskiler o kadar ihtiyatlı davranırdı ki, münakaşaya yol açabilir korkusu ile sual bile sormazlardı. Hatta, (kalk gidelim) dediği zaman, (Nereye?) diyenle arkadaşlık etmezlerdi.

    Çünkü, arkadaş bizi daima iyi yere götürür. İyi yere götürmeyeceğini sanmak ise suizan olur.
    Arkadaşımız, para veya başka bir şey istediği zaman, (Ne yapacaksın?) veya, (Ne kadar ihtiyacın var?) diye sormamalıdır. (Bütün param şudur. İhtiyacın ne ise al!) demelidir. Ya çok alırsa diye düşünmemelidir. İhtiyacı varsa elbette çok alacaktır. Verdiğimiz para ihtiyacını karşılamayacaksa ne diye verelim? Arkadaşımıza itimadımız varsa ne diye cüzdanı çıkarıp önüne koymuyoruz?
    Arkadaşı hiçbir surette üzmemelidir.


    Arkadaşa yük olmamak
    Lüzumsuz tekliflerde bulunarak arkadaşa yük olmamalıdır! Mümkün mertebe ihtiyacını arkadaştan gizlemelidir!

    Ondan mal ve mevki istememelidir. Daima iyi haberleri ulaştırmalı, üzücü olanları söylememelidir! Fazla hürmet ve lüzumsuz hizmetlerle ona ağırlık vermemelidir. Bazıları, (Kendisinin yapmadığı şeyleri arkadaşından beklemek, ona zulmetmek olur. Kendisinin yapabileceği şeyleri ise, ondan istemek, ona sıkıntı vermek demektir. Arkadaşına hiçbir teklifte bulunmayan fazilet göstermiş olur) dediler.

    Yine bazıları dedi ki:
    (Arkadaşları yanında kendisini olduğundan üstün göstermeye çalışan, kendisi günaha girdiği gibi, arkadaşlarını da, günaha sokar. Fakat olduğundan aşağı görünen, kendisi selamet bulduğu gibi arkadaşları da selamet bulur.)

    Cüneyd-i Bağdadi
    hazretleri buyurdu ki:
    (İki arkadaştan birinin diğerinden çekinmesi, mutlaka birinin kusurundandır.)

    Hz. Ali
    buyurdu ki:
    (Dostların kötüsü, senin için külfete giren, seni müdaraya ve özür dilemeye mecbur edendir.)

    Cafer-i Sadık
    hazretleri buyurdu ki:
    (Arkadaşlarımdan bana en çok ağırlık vereni benim için külfet ve zahmete giren ve bu suretle kendisinden çekindiğim kimsedir. En çok sevdiğim arkadaş da, yalnız iken nasılsam, onunla beraber bulunduğum zaman da davranışım değişmeyen kimsedir.)

    En iyi arkadaş, günah işlediğimiz zaman bizim için istiğfar eden, hata ettiğimiz zaman özür dileyen, sıkıntılı anlarımızda bize yardım eden ve bize yük olmayan kimsedir, demişlerdir.

    Fudayl bin Iyad
    hazretleri buyurdu ki:
    (İki arkadaşın aralarının açılması, fuzuli külfetler yüzündendir. Ziyarete gittiği arkadaşı lüzumsuz bir sürü zahmete, külfete girince, insan bir daha ziyaretine gitmez.)

    Cüneyd-i Bağdadi
    hazretleri buyurdu ki:
    (İhtiyacımızı görecek, eziyetlerimize katlanacak arkadaş aramamalıdır. İhtiyacına koşacağımız, eziyetlerine katlanacağımız insanlarla Allah için arkadaşlık kurmalıdır.) Allahü teâlâ, Musa aleyhisselama vahyetti ki:
    (Bana itaat eden arkadaşlarının eziyetlerine katlanır, onlara haset etmeyenin dostları çoğalır.) [İ. Gazali]

    Ülfetin şartı, külfeti terk etmektir. Külfeti olmayanın ülfeti ve sevgisi artar.
    Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (Ümmetimin müttaki olanı, külfet ve zahmet vermekten uzaktır.) [Darekutni]

    Arkadaşlarını daima kendisinden üstün bilmelidir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (Kendisine reva gördüğünü sana reva görmeyenin, arkadaşlığında hayır yoktur.) [İ. Adiy]

    Kendisini faziletli gören, arkadaşına hakaret etmiş sayılır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (Din kardeşine hakarette bulunmak, mümine kötülük olarak kâfidir.) [Müslim]

    Arkadaşla kötü sözden uzak durmalı, muhabbeti artıracak iyi sözler konuşmalıdır.
    Arkadaşa eziyet etmemek için hep sükut etmek doğru değildir. Dil ile ona sevgisini anlatmalı, sevdiği hususları öğrenmeli, bir derdi, bir sıkıntısı bulunup bulunmadığını sormalıdır. Derdi varsa üzüntüsünü, neşeli halinde sevincini izhar etmelidir. Bir kimsenin sevdiği arkadaşa sevgisini bildirmesi hadis-i şerifte emredilmiştir. Sevgiyi duyurmak, sevginin artmasına sebep olur.

    Arkadaşla iyi geçinmek, onu sevmek lazım olduğu için hadis-i şerifte, (Hediyeleşin ki birbirinizi sevesiniz) buyuruldu. Arkadaşı, huzurunda ve gıyabında sevdiği isimle, sevdiği lakapla çağırmalıdır. Kötü lakap hiç kimse için caiz değildir.

    Methedilmeyi arzu ettiği kimselerin yanında, onun iyiliklerini konuşmalı. Ahlakını övmeli, şiirini eserlerini beğendiğini söylemelidir. Onu öven olursa neşeli neşeli ona anlatmalıdır. Arkadaşın yaptığı iyiliklere veya yapacaklarına teşekkür etmelidir. Arkadaşın gıyabında bir yerde bir şey söylenirken sükut etmek, samimiyetini bozar. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (Müslüman Müslümanın kardeşidir. Onu terk ve ihmal etmez.) [İ. Gazali]

    Arkadaşın şerefini parçalayacak sözler karşısında susmak, onun vücudunun parçalanmasına karışmamak gibidir. O ne kötü arkadaştır ki, köpeklerin seni parçaladığını gördüğü halde, seyirci kalır ve yardıma gelmez. İnsanın şerefini zedeleyici sözler, köpeğin ısırmasından daha acıdır. Bunun için Allahü teâlâ, gıybet etmeyi ölü yemeye benzetmiştir.


    Arkadaşa nasihat
    Arkadaşımız günah ve kusurunda ısrar ediyorsa, halini düzeltecek şekilde güzel nasihatlerde bulunmalıdır! Eğer arkadaşımız, ilim sahibi ise, hatasını teşhir etmememiz lazımdır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (Âlimin yanılmasından dolayı onunla münasebeti kesmeyin! Düzelmesini bekleyin!) [Begavi]

    Hz. Ömer
    ’in Şam’da bir arkadaşı vardı. Gelenlerden sordu. (Şeytana arkadaş oldu. Günah işliyor) dediler.
    Birisine, (Giderken bana uğra) dedi. Hz. Ömer, dönüşte o kimseye bir mektup verdi. Mektupta Mümin suresinin ilk üç âyet-i kerimesini yazıp lüzumlu nasihatlerde bulundu. Âyet-i kerimede mealen; (Allahü teâlânın her şeyi bildiği, günah işleyenler tevbe ederse tevbesini kabul edeceğini ve azabının şiddetli olduğu) bildiriliyordu. Şam’daki arkadaşı mektubu okuyunca ağladı. (Allahü teâlâ kelamında doğrudur. Ömer de bana nasihat etti) diyerek tevbe edip günahlarından vazgeçti.

    İki arkadaştan biri bozulduğu için, (Artık arkadaşından vazgeç! Çünkü o sapıtmıştır) dediler. Arkadaşı ise, (Arkadaşım asıl şimdi bana muhtaçtır. Böyle bir zamanda onu terk etmek arkadaşlığa yakışmaz. Onun düzelmesi için çalışacağım. Allahü teâlâya ıslahı için dua edeceğim) dedi.

    Arkadaşın sürçme ve hatalarından dolayı onu terk etmemelidir. Nasihatimiz sayesinde tevbekâr olup eski haline dönebilir. Eğer ondan yüz çevirirsek, günah ile, felaket ile onu baş başa bırakmış oluruz. Arkadaşa karşı vefa demek, ihtiyacı halinde ona yardım etmektir.

    Arkadaşın dindeki ihtiyacı, maldaki ihtiyacından daha çoktur. Onunla beraber bulununca, günah işlemeye utanabilir.

    Arkadaşlık, yakın akrabalık gibidir. Oğlumuz, kardeşimiz, bir günah işlerse onu tamamen terk etmeyiz. Arkadaşı da hatasından dolayı tamamen terk etmek uygun olmaz.

    Kötü bir insanla arkadaşlık yapmak doğru değildir. Fakat arkadaşımız kötü olursa, onu terk etmek de doğru değildir. Arkadaşımızın kusurlarını yüzüne vurmak, aramızın açılmasına sebep olur. Şeytanın da istediği budur. Onun için şeytanın istediğini yapmamalı, arkadaşımızın kusurunu gizlemeliyiz! Arkadaşımızın bize karşı hatalarına gelince, bunu affetmemiz lazımdır. Hatta hatasını tevil edip mazur görmeye çalışmalıyız!

    Arkadaşımızın bize karşı olan bir kusuru için yetmiş mazeret aramalıdır. Şayet yine tatmin olamazsak, kabahati kendimizde bulmalıyız. Kendi kendimize, (Sen ne katı yürekli insansın! Arkadaşın sana yetmiş mazeret buldu. Sen hâlâ kusur arıyorsun) demelidir.

    Eğer gerçekten arkadaşımız özür dilemişse, hemen affetmelidir. Çünkü İmam-ı Şafii hazretleri (Gönlü alınmaya çalışıldığı halde rıza göstermeyen şeytandır) buyurmuştur.
    Hadis-i şerifte ise, (Arkadaşın mazeretini kabul etmenin büyük günah olduğu) bildirilmektedir. Yine hadis-i şerifte, (Mümin tez kızar, tez barışır) buyuruldu. Hiç kızmaz buyurulmadı.

    Allahü teâlâ da Âl-i İmran suresinde (Hiddetini yenenleri) övmektedir. İyi adamın kötü sözlerini bağışlamalı, kötü adamın kötü sözlerine hiç ehemmiyet vermeden oradan uzaklaşmalıdır. Sevgide ve düşmanlıkta ileri gitmemelidir.

    Sevgide ileri gidip çeşitli sırlarımızı verirsek, ileride aramız açılabilir. Aramız açık olan kimseye de kinde ileri gitmemelidir. Belki bir gün dost olur da söylediklerimizden, yaptıklarımızdan utanırız. Daima aşırılıklardan uzak olmak lazımdır.

    Arkadaşımızı her türlü saldırıdan korumamız vaciptir. Gıyabımızda arkadaşımızın bizi nasıl anmasını istersek, biz de onu gıyabında öyle anmalıyız! Aleyhinde konuşulan arkadaşımızın perde arkasında bizi dinlemekte olduğunu veya konuştuğumuz yere biri teyp sakladığını, fakat bunu bizim bilmediğimizi kabul edersek, arkadaşımız hakkında nasıl konuşmamız lazım olduğu daha iyi anlaşılır.

    Arkadaşımızı kendi yerimize koyarak, kendimiz hakkında ne söylenmesini istiyorsak onun hakkında da öyle konuşmalıyız!

    Bunlar yalnız arkadaş için değil, bütün Müslümanlar için böyledir. Kendisi için uygun gördüğünü, din kardeşi için de uygun görmektir. Arkadaşa karşı ihlaslı ve içi dışına uymalıdır. Arkadaşlık hakkı mühimdir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (Komşun ile güzel komşuluk et ki, Müslüman olasın! Arkadaşın ile güzel arkadaşlık et ki, mümin olasın!) [Tirmizi]




    Arkadaşa yardım
    Arkadaşa bildiğimizi öğretmek, nasihat etmek lazımdır. Arkadaşımızın ilme olan ihtiyacı mala olan ihtiyacından az değildir. Nasihate ihtiyacı varsa gizli yapmalıdır. Herkesin yanında yapılan öğüt, onu teşhir etmek ve el aleme rezil etmek olur. Nasihati tenhada yapmalıdır.
    İmam-ı Şafii hazretleri buyurdu ki:
    (Arkadaşına gizli nasihat eden gerçek öğüt vermiş ve onu yükseltmiş olur. Halk arasında nasihat vermeye kalkan onu rüsva ve perişan etmiştir.)

    İnsan kendisinde göremediği kusurları arkadaşında görür. Bu sayede kendi kusurlarını anlar. Bunun için hadis-i şerifte buyuruluyor ki:
    (Mümin müminin aynasıdır.) [Taberani]

    Arkadaşına bakıp kendi kusurunu görmelidir. Nasihat kusurlarını söylemektir. Kusurlarını söylerken kalbini kırmamaya çok dikkat etmelidir!

    Kötü huyun her biri birer yılan gibidir. Birisi bize, koynunda yılan var dese ona gücenir miyiz! Bize kötü huylarımızı hatırlatan arkadaşa da kızmamak, hatta ona teşekkür etmek lazımdır.

    Arkadaşlara hallerine göre muamele etmelidir. Maksat, karşımızdaki şahsı nasıl memnun edeceksek öyle hareket etmelidir. Herkes her şeyden memnun olmaz. Et, kıymetli de olsa atın önüne konmaz. Herkesin mevkiine göre muamele etmelidir. Bir vali ile bir devlet başkanına yapılacak ikram değişiktir. Peygamber efendimiz bir kabilenin reisi geldiğinde, sırtındaki hırkasını çıkarıp oturması için verince, kabile reisi Peygamber efendimize olan hürmetinden dolayı, (Ben bunun üzerine oturamam) diyerek teşekkür ve özür beyan etti. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (Bir kavmin eşrafından birisi size gelirse, ona ikram edin!) [Hakim]

    Eski dostlara da ikram lazımdır. Peygamber efendimiz süt annesi geldiği zaman ikramda bulunup, (Anneciğim hoş geldin. Buyur, otur. Bir emrin varsa yapalım) buyurdu. Kadıncağız, bazı isteklerde bulundu. Onları yerine getirdi.

    Arkadaş haklarından birisi de hayatında ve ölümünde ona ve aile efradına hayır dua etmektir. Arkadaşına kendinden fark gözetmeden dua etmelidir! Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (Arkadaşına gıyabında dua edene, bir melek, “Allah dua ettiğin şekilde sana da versin” der. Allahü teâlâ ise, “Önce senden başlarım” buyurur.) [Müslim]

    Görüldüğü gibi, arkadaşa duayı kendimize bilmelidir. Arkadaşımız için sıhhat ve afiyet istesek, Allahü teâlâ, (Önce senden başlarım) buyuruyor. Duayı dilimizden eksik etmemelidir!

    Bazılarına, (Bana dua et) denildiği zaman, (Ben günahkârım, günahkarın duası kabul olmaz) diyorlar. Evet haram yiyenlerin duası kabul olmaz. Günahsız kul bulmak belki de imkansız olduğuna göre, ne yapmak lazımdır?

    Allahü teâlâ müminlere merhamet ederek bunun çaresini bildirmiştir. Bizim duamız, kendimiz için kabul olmazsa da arkadaşımız için kabul olur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (Bir kimsenin, kendisi için kabul olmayan duaları, başkası hakkında kabul olur.) [Tirmizi]

    O halde başkaları hakkında yaptığımız dualar kabul olmaktadır. Hemen onlara, arkadaşlara dua etmelidir. Duayı arkadaşın yüzüne karşı yapmaktan ziyade, gıyaben yapmak daha iyidir. Yüze karşı duada riya korkusu olabilir. Fakat gıyapta yapılan dua hakkında buyuruldu ki:
    (Bir kimsenin, arkadaşı hakkında gıyaben yaptığı dua reddolmaz.) [Darekutni]

    Arkadaşımıza olan sevgimizi bildirmek için yüzüne karşı da dua etmeliyiz!
    Dua, müminin silahı olduğu için başkasına yaptığımız dua ve gıyaben yapılan dua kabul olduğu hadis-i şerifle bildirildiğine göre, arkadaşımız bizden dua istese de istemese de ona hayırlı dua etmeliyiz!
    Öyle kimseler vardır ki, arkadaşlarının isimlerinin listesini yapmış, onlara ismen dua ederler. Salih arkadaş büyük nimettir. Hayatında yardım ettiği gibi, ölünce de imdadına yetişir.
    Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (İnsan öldüğü zaman, mirasçıları “Ne bıraktı?” derler. Melekler ise “Ne getirdi?” derler.) [Beyheki]

    Salih arkadaş, biz öldükten sonra, dua ile istiğfar ile bize yardım eder. Salih arkadaşları çoğaltmaya çalışmalıdır!


    Arkadaşı takdir etmek
    Takdir edip sevdiğiniz arkadaşa, onu sevdiğinizi hal ve hareketlerle bildirmek kâfi değildir. Dil ile de söylemelidir! Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (Arkadaşını seven, onun evine gidip “Seni Allah rızası için seviyorum” desin!) [İ. Ahmed]

    Böyle bir arkadaş bulunca, onu üzecek bir davranışta bulunmamak lazımdır.
    Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (Arkadaşınla münakaşa etme! Ona sıkıntı verme! Ona buna arkadaşının halini sorma! Belki ona düşman birine rastlarsın da, arkadaşın hakkında yanlış bir şey söyleyip aranızın açılmasına sebep olabilir.) [Ebu Nuaym]

    Bir kimsenin iyi veya kötü olduğu yaptığı işlerden anlaşılır. Bir kimse, kötülüklerden kaçıyor, iyi işler yapıyorsa, o kişinin Cennete gitme ihtimali çoktur. Onun için iyi kimselerle beraber olmaya çalışmalıdır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (Allahü teâlâ, bir kula hayır murat ettiği zaman, dinini kayıran kimseler yanında çalışmayı nasip eder. Şerri murat edilen de, dinini kayırmayan kötü kimselerin yanında çalışır.) [Deylemi]

    Dine hizmet için üç şart lazımdır: İlim, Akıl ve İhlas.
    1-
    İlmi noksan olan, tebliğ edeceğini kendisi bilmeyen ve kendi tatbik etmeyen başkalarına doğruyu nasıl öğretebilir? Tecrübesi de yoksa bir çok yanlışlıklar yapar.

    2-
    Bir kimsenin aklı az ise, nakli anlamakta aciz ise, ilmi de noksan olur. Ahmak, hizmet ediyorum diye uygunsuz işler yapar. İlm-i siyaseti bilmeyen yumuşak söylemeyen, insanları idare etme sanatından uzak olan kimse de, fitneye sebep olur.

    3-
    İhlas yoksa, yaptığı işleri sırf Allah rızası için yapmıyorsa dünya menfaatleri için yapıyorsa, o işin hayrı olmaz. İyi, kötü herkese, güler yüz göstermeli, fitne çıkarmamalı, düşman kazanmamalıdır.
    Hafız-ı Şirazinin, (Dostlara doğru söylemeli, düşmanları güler yüzle ve tatlı dil ile idare etmelidir) sözüne uymalıdır! Af dileyenleri affetmelidir!
    Herkese karşı iyi huylu olmalıdır! Kimsenin sözüne karşı gelmemeli, münakaşa etmemelidir!

    Herkese yumuşak söylemeli, sert söylememelidir! Şeyh Abdullah Bayal hazretleri buyurdu ki:
    (Tasavvuf, namaz, oruç ve geceleri ibadet etmek demek değildir. Bunları yapmak her insanın kulluk vazifesidir. Tasavvuf, insanları incitmemektir. Bunu yapan, vasıl olmuş, yani maksada kavuşmuştur.)

    Evliyanın başka insanlardan nasıl ayırt edilebileceğini, Muhammed bin Salim hazretlerinden sordular. Buyurdu ki:
    (Sözlerinin yumuşak olması ve huylarının güzel olması ve yüzünün güler olması ve ihsanının bol olması ve konuşurken itiraz etmemesi ve özür dileyenleri affetmesi ve herkese merhametli olması ile anlaşılır.)

    Ebu Abdullah Ahmed Makkari hazretleri buyurdu ki:
    (Fütüvvet demek, gücendiğin kimseye iyilik etmek, sevmediğine ihsanda bulunmak ve sıkıldığın kimseye güler yüzlü olmaktır.)


    Arkadaşın adını unutmamalı
    Bir arkadaşla karşılaştığımız zaman ona ismiyle hitap etmek; onu tanıdığımızı, onu unutamadığımızı, görünce sevindiğimizi anlatır, ismini hatırlayamazsak veya yanlış bir isim söylersek, bu hatamız kolay kolay unutulmaz. (Bu arkadaşın kalbinde yerim olsaydı, beni unutmazdı, adımı bilirdi) gibi şeyler düşünebilir. Çünkü insanlar kendi isimlerine çok düşkündürler. (Benim adıma şiir bir yaz) diyenler çoktur.

    İsimlerinin unutulmamasını, anılmasını isteyen kimseler, hastanelere, hayır kurumlarına yaptıkları yardımı bildiren isimleri yazılı levhalar asarlar. Hastanelerde, (Bu oda falanca zatın yardımı ile döşenmiştir) gibi yazılara rastlarsınız.

    Demek ki insan, isminin unutulmamasını, anılmasını ister. Bu, insanların bir zaafıdır. Bunu bilerek, karşılaştığımız insanların, arkadaşlarımızın isimlerini unutmamaya çalışmalıyız.

    Muvaffak olmuş politikacılara bakın, seçmenlerin isimlerini öğrenip, bayramlarda tebrik yazmayı ihmal etmezler. Bu ticarette de böyledir. Tüccarlar, müşterilerinin isimlerini öğrenip, mühim günlerde tebrik yazmayı ihmal etmezler.

    Demek ki insanları etkilemenin sırrı, onların adını, soyadını hatta çocuklarının isimlerini öğrenmektir.
    Hafızası zayıf olanlar, bir defter tutmalı veya cep bilgisayarına karşılaştığı insanların, adını soyadını mesleğini oraya yazmalıdır. Hatta gözlüklü sarışın, esmer gibi tanımaya yardım edici bilgiler de yazılabilir. Adresleri alınarak, özel günlerde tebrik gönderilirse irtibat kopmaz.



  2. 24.Mart.2007, 00:00
    1
    Administrator



    Arkadaşlık

    Herkesle arkadaşlık yapmak uygun değildir. Hadis-i şerifte, (Kişinin dini, arkadaşının dini gibidir, o halde kiminle arkadaşlık edeceğinize çok dikkat edin) buyuruldu. (Hakim)

    Şeytan, insana kötü arkadaşı vasıtası ile günah işletir. Akıllı, ilim sahibi, iyi ahlaklı, doğru sözlü, cömert olan, fasık olmayan kimselerle arkadaş olmalıdır.

    Herkesle iyi geçinmeli, çok kimselerle dost olmaya çalışmalıdır.
    Şir’adaki hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
    (Çok dostunuz olsun! Çünkü Rabbiniz haya sahibidir, kerimdir. Kıyamette dostları arasından, din kardeşlerinin içinde bulunan kuluna azap etmekten haya eder.)

    (Tanıdıklarınız çok olsun! Çünkü kıyamet günü, her biri şefaat eder.)
    (Allah yolunda bir din kardeşi edinene, Allahü teâlâ Cennette bir derece verir.)

    Kişi, dünya ve ahirette de sevdikleri ile beraber olur. Onun için iyilerle arkadaşlık etmeye çalışmalıdır. Allahü teâlâ çoğu zaman, bir sevgili kulunun kalbinde, bir kimseye muhabbet görür de, onun hürmetine buna merhamet ederek sevdiği kullar arasına ilhak eder.

    İyi arkadaşlar bulunca kıymetlerini bilmeli, edeplerine dikkat etmelidir. Ona saygılı davranmalı, canını ve malını kendi can ve malından üstün tutmalıdır. Ayıbını görmemeli ve hiç kimseye söylememeli, hatta unutmalıdır!

    Tekliflerini reddetmemeli, tartışmaya girişmemeli, asla kalbini kırmamalı, arkadaşının aleyhinde konuşan olursa susturmalı, alınacağı sözleri yüzüne karşı veya arkasından söylememelidir!

    Emr-i marufu gerektirecek hususları varsa yalnızken söylemelidir. Sen bunu bilmiyorsun der gibi değil de, umumi şekilde söylemelidir. Suizan etmemeli, yaptığı uygunsuz şeyleri dalgınlığına, unutkanlığına havale ederek mazur görmelidir!

    Sevdiklerini sevmeli, sevmediklerinden, düşmanlarından uzak durmalıdır. Ona karşı alçak gönüllü ve tevazu sahibi olmalıdır.

    Babasının, sülalesinin, çocuklarının memleketinin isimlerini öğrenip unutmamaya çalışmalıdır. Böyle şeyler sevgiyi kuvvetlendirir. Alakasız gibi durmak, sen nereliydin, adın neydi gibi sözler uygun değildir. Sevgide ve nefrette aşırı gitmemelidir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (Sevdiğini aşırı sevme, olur ki bir gün sevmediğin biri olur. Buğzettiğin kimseden de çok nefret etme, belki bir gün sevdiğin kimse olur.) [Tirmizi]

    Ona karşı daima güler yüzlü, tatlı dilli, açık kalbli, açık elli, sabırlı ve kibirsiz olmalıdır. Her özrünü kabul etmeli, uzak yerden gelirse boynuna sarılmalıdır. Hediye sevgiyi arttırdığı için az da olsa hediye vermelidir. Külfet olacak ve utandıracak kadar kıymetli hediye vermemelidir.

    Hz. Ali
    ,(Arkadaşların en kötüsü, sana tekellüf eden, kendisinin idare edilmesine seni mecbur kılan, seni özür dilemeye zorlayıcı işlere iten kimsedir) buyurdu. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (Ben ve ümmetimin salihleri, tekellüften uzağız.) [Darekutni]

    Tekellüf yapılınca, yani hazırda olanı vermeyip çarşıdan masraf ederek pahalı ve kıymetli şeyler alınınca, arkadaş bir daha masraf ettirmemek için gelmekten kesilebilir. Gelmeyince de soğukluk başlar. Onun için hazırda ne varsa vermeli, külfete girmemelidir.

    Arkadaşın evine oturmaya gidildiği zaman bir mazeret göstererek içeri almazsa, mazeretini kabul edip hiç üzülmeden geri dönülmelidir. Çünkü mazereti kabul etmek güzel ahlaktan ileri gelir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (Kişi güzel ahlakı sebebiyle, gündüzleri oruç tutanın, geceleri namaz kılanın sevabına kavuşur.) [Şir’a]

    Arkadaş üç çeşittir.
    Birincisi gıda gibidir, devamlı ihtiyacımız olur.
    İkincisi ilaç gibidir, bazen ihtiyaç hissedilir.
    Üçüncüsü hastalık gibidir, istemediğimiz halde o bizi bulur. Geçinmek gerekir, şerrinden, kötülüğünden kurtulmak için idare edilir.

    Gıda gibi ihtiyacımız olan arkadaşa karşı vazifemiz ne olmalıdır?
    Arkadaşın hakkına riayet etmeliyiz. İki arkadaş iki ele benzer. Biri diğerini nasıl yıkayıp temizler, nasıl ki el, ayak ve bütün uzuvlarımız bize yük olmayıp, bir hususta yardımcı ise, biz de arkadaşımıza yük değil, yardımcı olmaya çalışmalıyız! Karşılık beklemeden yardımına koşmalıyız!

    Daima onu kendimize tercih etmeliyiz! Nitekim Peygamber efendimiz, iki misvaktan düzgün olanını arkadaşına verip eğri olanını aldığı zaman, arkadaşının, (Doğru misvaka benden çok siz layıksınız)demesi üzerine, şöyle buyurdu:
    (Bir kimse, birisiyle bir an sohbette bulunsa, kıyamet günü, ona arkadaşlık hakkına, riayet edip etmediği sorulacaktır.) [İ. Gazali]


    Arkadaşlıkta güzel ahlak
    Arkadaşlık güzel huyun meyvesidir. İnsanlarla dostluk kuramamak kötü huyun neticesidir. Güzel ahlak, birbirini sevmeyi, kötü ahlak düşmanlığı gerektirir. Güzel ahlakın dinimizde mühim yeri vardır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
    (İnsanları Cennete sokan Allah korkusu ve güzel ahlaktır.) [Hakim]
    (İnsanoğluna verilen en güzel şey, güzel ahlaktır.) [İbni Mace]

    (Güzel ahlak, gelmeyene gitmek, kötülük edeni bağışlamak, vermeyene vermektir.)
    [Beyheki]
    (Ahlakı güzel olan kimseyi, Cehennem ateşi yakmaz.) [Taberani]

    (Bana en yakın olanınız, ahlakça en güzel olan ve etrafındakilerle hoş geçinenlerdir. Bunları herkes sever, bunlar da herkesi sever.)
    [Taberani]

    (Mümin, ünsiyet eder ve kendisiyle ünsiyet edilir. Yani, sevilip kendisiyle iyi geçinilir. İyi geçinmeyen ve kendisiyle geçinilemeyen kimsede hayır yoktur.)
    [Hakim]

    (Allah için dost olan iki arkadaş, buluştukları zaman, biri diğerini yıkayan iki el gibi, biri diğerinden istifade eder.)
    [Deylemi]

    (Allah için dost olan kimseyi, Allahü teâlâ, Cennette hiçbir ameli ile ulaşamayacağı yüksek dereceye yükseltir.)
    [İbni Ebiddünya]

    (Allah için seven iki arkadaştan en iyisi, arkadaşını daha çok sevendir.)
    [Hakim]

    (Kıyamette Arşın etrafında, yüzleri ayın 14ü gibi parlayan insanlar için kürsüler kurulur. Herkes feryat ve figan ederken onlar sakindir. Herkes korku ve dehşet içinde iken onlar üzülmez. Onlar, Allah için birbirini sevenlerdir.)
    [Hakim]

    (Arşın etrafında nurdan kürsüler vardır. Burada nur gibi parlayan insanlar bulunur. Peygamberler ve şehitler bunlara gıpta ederler. Bu kimseler, Allah için birbirini seven, Allah için buluşan, Allah için birbirini ziyaret edenlerdir.)
    [Nesai]

    (Allahü teâlâ buyurur ki: Benim için birbirini ziyaret eden benim sevgimi kazanmıştır. Benim için birbirini sevenler benim sevgime mazhar olmuştur. Benim için erenler, benim sevgimi hak etmiştir. Benim için birbirine yardım edenler, muhabbetimi kazanmıştır.)
    [Hakim]

    (Allahü teâlâ kıyamet günü buyurur ki: Benim azametim için birbirini sevenleri hiçbir himayenin bulunmadığı bugün, rahmetim altında himaye ederim.)
    [Müslim]

    (İmanın temeli ve en kuvvetli alameti, hubb-i fillah ve buğd-i fillahtır. Yani Müslümanları sevmek ve Müslümanlara düşmanlık edenleri sevmemektir.)
    [İ. Ahmed]

    Cenab-ı Hak, İsa aleyhisselama buyurdu ki:
    (Eğer yer ve gökte bulunan bütün mahlukatın ibadetlerini yapsan, dostlarımı sevmedikçe ve düşmanlarıma düşmanlık etmedikçe, hiç faydası olmaz.) [İ. Gazali]

    İsa aleyhisselam buyurdu ki:
    (Allah düşmanlarına buğzedip, Allahü teâlânın sevgisini kazanın! Onlardan uzaklaşarak Allah’a yaklaşın! Onlara kızarak Allah’ın sevgisini arayın! Gördüğünüz zaman Allahü teâlâyı hatırlatan, sözü ile iyiliklerinizi artıran ve sizi iyiliğe teşvik edenlerle arkadaşlık ediniz!)

    Allahü teâlâ Musa aleyhisselama: (Kendine dost ara! Herhangi bir arkadaşın, seni benim sevgime teşvik etmezse, o senin düşmanındır) buyurdu.

    Davud aleyhisselama da şöyle buyurdu:
    (Kendine dost ara! Beni sevmekte sana uymayanlarla arkadaşlık etme! Çünkü onlar senin düşmanındır, kalbini karartır ve seni benden uzaklaştırmaya çalışır.) [İ.Gazali]

    (Allah katında en sevgiliniz, ülfet edip, kendisiyle ülfet edilendir. Yani kendisiyle iyi geçinilendir. En kötünüz de kovuculuk eden, dostları birbirinden ayıranınızdır.)
    [Taberani]

    Hz. Ali, (Dost edinin! Onlar sizin için dünya ve ahiret sermayesidir) buyurdu.

    İbni Ömer
    hazretleri buyurdu ki:
    (Her gün oruç tutsam, her geceyi ibadetle geçirsem, malımı Allah yolunda harcasam, fakat gönlümde Allahü teâlâya itaat edenlere karşı bir sevgi, isyan edenlere karşı da bir nefret duygusu yoksa, bütün yaptıklarım faydasızdır.)




    Arkadaş seçerken
    Atalarımız, (Kiminle gezdiğini söyle, senin kim olduğunu söyleyeyim) demişlerdir. Ancak ortak vasıfları olanlar birbiriyle arkadaşlık yaparlar. Bir iyi ile bir kötü arkadaş olamaz. Eğer arkadaşlığa devam ederlerse ya kötü iyi olur veya iyi kötü olur. Eğer kötü kötülüğünde, iyi de iyiliğinde diretirse arkadaşlıkları uzun sürmez. Bu bakımdan arkadaş seçerken şunlara dikkat etmelidir:

    1-
    Arkadaşı akıllı olmalıdır. Akıllı olmayana ahmak denir. Hz. Ali buyurdu ki:
    (Ahmak ve cahil ile arkadaşlık etme! Ondan kendini koru! Nice ahmaklar var ki, arkadaş oldukları akıllı kimseleri helak ederler. Kişi arkadaşı ile ölçülür. Kalbler buluştuğu zaman birinin diğerine tesiri vardır.)
    Ahmak insan, iyilik yapacağım derken kötülük yapar. Onun için atalarımız, (Ahmak dost, akıllı düşmandan kötüdür) demişlerdir. Akıllı kimse, İslam ahlakı ile süslenmiş kimsedir. Hakikati kabul eden kimsedir.

    2-
    Arkadaşı güzel ahlaklı olmalıdır. Güzel ahlaklı olmayan kimsede hayır yoktur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (Güzel ahlaklı olan mutlu olur.) [Beyheki]
    Güzel ahlakın en azı, meşakkatlere göğüs germek, yaptığı iyiliklerden karşılık beklememek, bütün insanlara karşı şefkatli olmaktır.

    3-
    Fasık olmamalıdır. Fasık, açıktan günah işleyen kimsedir. Allahü teâlâdan korkan kimse, büyük günahlarda ısrar etmez. Allahü teâlâdan korkmayan ise itimat olunmaz.

    4-
    Bid’at sahibi olmamalıdır. Bid’at ehliyle arkadaşlık, gayrı müslimlerle arkadaşlık etmekten daha kötüdür. Sapık kimselerden uzak durmalıdır. İmam-ı Rabbani hazretleri buyurdu ki: (Bid’at sahibine kıymet veren, İslamiyet’i yıkmaya yardım etmiş olur.) Hadis-i şerifte (Bid’at ehliyle düşüp kalkmayın! Onların hastalığı uyuz gibi bulaşıcıdır) buyuruldu.

    5-
    Seçmek istediğimiz arkadaş, dünyaya düşkün olmamalıdır. İlk önce bu saydığımız vasıflara kendimiz sahip olmalıyız. Ondan sonra da arkadaşımızda aramalıyız. Dünyanın faydasız şeyleri peşinde koşan kimselerle arkadaşlık öldürücü zehirdir. İnsanın tabiatı, beraber yaşadığı insanlara uymaya meyyaldir.

    Hz. Ali buyurdu ki:
    (Kendilerinden haya edilen kimselerle arkadaşlık etmek suretiyle amellerinizi güzelleştiriniz!)

    İmam-ı Ahmed
    hazretleri buyurdu ki:
    (Hatırını saymadığım kimselerle sohbet etmem beni belaya sokmuştur.)

    Hz. Lokman buyurdu ki:
    (Oğlum, âlimlerin sohbetine katıl! Bahar yağmurları toprağı yeşerttiği gibi, onların sohbetlerindeki hikmet nurları da, insanların kalbini parlatır.)

    Demişlerdir ki:
    Dost edineceğin adama, onun mühim zannettiği bazı şeyler söyle! Bir bahane ile onu kızdır!
    Sonra buna bir adam gönder! Ona senden sual etsin! Şayet iyiliğine konuşur ve sırrını gizlese, o kimsenin sadık olduğu anlaşılır. Onunla dostluk kurabilirsin!

    Kerem sahibi insanlarla aran açılsa bile, yine iyiliğini söyler ve kötülüğünü gizler. Kötü insanla dostluğun sona erince, iyiliğini gizler ve aleyhinde konuşur.

    Fudayl bin Iyad
    hazretleri buyurdu ki:
    (Ahirette salihlerle beraber olmayı istiyorsun ama, buna karşılık ne amel işledin? Gazabını Allah için yendin mi? Sana gelmeyen akrabana gittin mi? Arkadaşının hangi kusurlarını bağışladın? Allah için hangi yakınından uzaklaştın ve Allah için kime yaklaştın?) Yine buyurdu ki: (Kişinin dostunun yüzüne şefkat ve sevgi ile bakması ibadettir.) Günahkâr biri, salih bir zata, (seni Allah için seviyorum) dedi. Salih zat, kendi kendine dedi ki: (Ya Rabbi, beni sevmediği halde, senin için beni sevdiğini söyleyenden sana sığınırım.)

    Mücahid
    hazretleri buyurdu ki:
    (Allah için arkadaşlık edenler, bir araya geldikleri zaman birbirlerine güler yüz gösterirlerse, sonbahar yaprakları gibi günahları dökülür.)

    Âlimlerden birisi şöyle dua etti:
    (Ya Rabbi, günahlarımı biliyorsun. Sana karşı kusurlarım çoktur. Fakat seni seven salih kimseleri seviyorum. Onların hürmetine beni affet!)

    Demek ki salihleri sevmek büyük nimettir. Daima salihlerle beraber olmaya çalışmalıdır.


    Arkadaşlık hakkı
    Arkadaşın hakkına riayet edebilmek için onun sırrını saklamalıyız! Ayıbını örtmeliyiz! Konuştuğu zaman sözünü kesmeden dinlemeliyiz! İyiliğine dair bir söz duyarsak kendisine söyleyip sevindirmeliyiz! Hakkında üzücü bir şey konuşurlarsa saklamalıyız! Sevdiği isimle çağırmalıyız!

    Gizlediği bir şey olursa öğrenmeye çalışmamalıyız! İyi huyları ile onu övmeliyiz! Onun şerefini her yerde müdafaa etmeliyiz! Nasihate ihtiyacı olursa, ya çok yumuşak anlatmalıyız veya umumi bir misal vererek nasihat etmeliyiz. Ufak tefek hatalarına göz yummalıyız! Hatasını yüzüne vurup kesinlikle azarlamamalıyız! İyiliğini görünce teşekkür etmeliyiz! Bir vazife vermek gerektiğinde en hafifini vermeliyiz! Sıkıntılı anlarında ferahlık vermeye çalışmalıyız!

    Başına gelen kötülükten dolayı kendi başımıza gelmiş gibi üzülmeliyiz! Sevgide samimi olabilmek için dışımız nasılsa içimiz de öyle olmalı!

    (Arkadaşın köyünün köpekleri, diğer köyün köpeklerinden daha sevgili olmadıkça, sevgide samimiyet yok demektir.)

    Geldiği zaman ayağa kalkıp karşılamalıyız! Giderken de kalkıp uğurlamalıyız! Daima ona dua etmeliyiz! Vefat ettiği zamanda yakınlarına vefaya devam etmeliyiz! Hasılı kelam kendimiz için neyi istiyorsak, arkadaşımız için de aynı şeyi istemeliyiz! Çünkü kendisi için sevdiğini, arkadaşı için sevmeyen kimsenin sevgisinde sadakat yoktur, nifak vardır. Böyle bir arkadaşlık da dünyada ve ahirette vebal olur.

    Bu arkadaşlıklar, yalnız kalbinde hikmet bulunan salih Müslümanlar arasında vuku bulur. Kâfirin ve bid’at ehlinin kalbinde hikmet bulunmadığından böyle arkadaşlık şerefine kavuşamazlar.

    Bid’at ehli ile salih bir kimsenin bahsedilen şekilde arkadaşlık kurmaları mümkün değildir. Zira hadis-i şerifte, kişinin dininin arkadaşının dini gibi olduğu bildirilmiştir. Bu bakımdan kâfirle müminin, fasıkla salihin öyle arkadaş olmaları düşünülemez.

    Arkadaşımıza karşı vefakâr olmalıyız! Vefa demek, kendisiyle ömür boyu ve öldükten sonra da muhabbeti devam ettirmektir. Az da olsa öldükten sonra vefa göstermek, hayattaki iyiliklerden daha makbuldür. Ölüler için dua etmelidir. Yakınlarına ikramda bulunmalıdır. Peygamber efendimiz ihtiyar bir kadına ikramda bulundu. Sebebini soranlara buyurdu ki:
    (Bu kadın, Hatice’nin sağlığında bize gelir giderdi. Ahde vefa, dindendir.) [Hakim]

    Arkadaşa karşı vefakârlığın şartlarından biri de, onun dost ve akrabalarını arayıp sormaktır. Onların hakkına riayet, arkadaşa ikram etmekten daha kıymetlidir. Arkadaş buna daha fazla memnun kalır. Çünkü sevgi, sevilen kimsenin kapısındaki köpeğe kadar sevmesiyle ölçülür. Şeytanın en çok sevdiği şey, arkadaşlar arasındaki muhabbetin kesilmesidir. Bütün imkanları ile bu muhabbeti, sevgiyi bozmaya çalışır.

    Onun için şeytanın oyununa gelmeyelim! Arkadaşın kusurlarını fazilet, hakaretini de iltifat olarak kabul etmeye çalışalım! Şeytan madem ki aramızı açmaya çalışmaktadır, ona fırsat vermemek başta gelen vazifemiz olmalıdır.

    İki arkadaş birbirine sert baktı mı, şeytan sevincinden göbek atar. Meluna fırsat verilmemelidir. Allahü teâlâ mealen, (Kullarıma söyle, güzel konuşsunlar! Çünkü şeytan, aralarını bozar) buyurmaktadır. (İsra 53)

    Çok günah işleyenin arkadaşı çok olmaz. Allah dostlarının duruşu sevgi telkin eder. İyi kimse, makam sahibi olsa da, eski arkadaşlarını arar. Hikmet ehli, (Kerem sahipleri, darlık zamanlarında kendileriyle düşüp kalkanları, genişlik zamanlarında da ararlar) demiştir. Arkadaşlığı devam ettirmek kolay değildir. Çünkü şeytan devamlı aralarını bozmaya çalışır. Onun için buyurulmuştur ki:
    (Arkadaşlık ince ve latif bir cevherdir. Korumasını bilmezsen kazaya uğrar.)

    Bu cevheri korumak arkadaşta kusur aramamaktır. Onu kendine tercihtir. Dostluğa vefanın şartlarından biri de dostunun düşmanı ile dostluk kurmamaktır. Dostunun düşmanı ile birlikte gezmek, husumette, düşmanlıkta ortak olmak demektir. Aksine, dostun sevmediği kimselerden uzak durmalı, dostun dostlarına yakın olmalıdır.


    Arkadaşı tercih
    Bir kimse, birisiyle bir an sohbette bulunsa, kıyamette ona, arkadaşlık hakkına riayet edip etmediği sorulacaktır. Arkadaşımızın üzerimizde hakkı vardır. Ona dua edeceğiz, kusurlarını bağışlayacağız. Vefakâr olacağız. Üzmeyeceğiz. Ağırlık vermeyeceğiz. Bu haklardan bazıları şunlardır: Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (İki arkadaş iki el gibidir. Biri diğerini yıkar.) [Deylemi]

    Birini ele, diğerini ayağa benzetmemiştir. Bir gaye uğrunda biri diğerine yardımcı oldukları için böyle buyurulmuştur. İki arkadaş genişlikte de darlıkta da aynı olmalıdır. Hatta arkadaşını daima tercih etmelidir. İki şeyden daha iyisini arkadaşına layık görmelidir.

    Arkadaşın bir ihtiyacı olduğu zaman istemesine hacet bırakmadan ihtiyacını temin etmek lazımdır. Çünkü onu istemeye mecbur etmek arkadaşlığa yakışmaz.

    Arkadaşını kendi malına ortak bilmelidir. Allah için arkadaş olanlar, mallarını bölüşmelidir.

    Arkadaşlığın üçüncü derecesi en yüksek mertebedir. Arkadaşının ihtiyacını kendi ihtiyacından önce düşünmektir. Arkadaşının canını kendi canından üstün tutmaktır.

    Birkaç kişi ölüme mahkum edilmişti. Bunların arasında Sırri Sekati hazretlerinin bir arkadaşı da vardı. Bu zat, herkesten önce ortaya çıkıp kendisinin öldürülmesini istedi. Sebebini sual ettikleri zaman dedi ki, (Bir an olsun, arkadaşlarıma bir hayat kazandırmayı arzu ettiğim için öne geçtim.) Bu söz sultanın hoşuna gider. Hepsini affeder.

    Bu üç dereceden birisine bile layık olmayan kimse, benim arkadaşım var dememelidir. Çünkü fedakâr olmayan kimse arkadaş olamaz. Birisi, arkadaşına dedi ki:
    - Elindeki on milyon lirayı bana ver. İhtiyacım var.
    - Beş milyonunu sana vereyim.
    - Sen dünyalığı Allah rızasına tercih ettin. Bir de Allah için arkadaş olduğumuzu söylüyorsun. Beş milyonu da istemiyorum. Seninle Allah için arkadaşlık edilmez. Bir daha onunla arkadaşlık etmedi.

    En üstün derecedeki insanlar, kendi malını arkadaşının malından ayrı görmezdi. Hatta (Benim kalemim) diyenlerle arkadaşlık etmezlerdi. Çünkü o kendi malı diye ayrılık güdüyordu.

    Hz. Hüseyin’in oğlu, arkadaş olan birkaç kişiye sordu:
    - Birbirinize sormadan, lazım olan parayı ceplerinden alabilir misiniz?
    - Hayır alamayız, dediler.
    - O halde siz gerçek arkadaş değilsiniz. Basit şeyler yüzünden birbirinize kırılabilirsiniz.

    Peygamber efendimiz, Eshab-ı kiramdan birisine bir koyun kellesi ikram etti. O zat, (Falanca benden daha muhtaçtır, kelleyi ona ikram edin!) dedi. Öteki zat da aynı şekilde söyledi. Böylece kelle, yedi kişiyi dolaştıktan sonra yine ilk adama geldi. Çünkü o gerçekten daha muhtaçtı. Arkadaşlık böyle olmalıdır.

    Dost ve arkadaşlara infak etmek, sadaka vermekten efdaldir. Hz. Ali buyurdu ki:
    (Dostlarla yediğim yirmi altın değerindeki yemek, fakirlere verdiğim yüz altından daha kıymetlidir. Dostlarla yenilen yemek, köle azat etmekten de daha makbuldür)

    Peygamber efendimiz, kendisine yardım eden Hz. Huzeyfe’ye, karşılıklı yardımda bulunmak isteyip buyurdu ki:
    (İki arkadaşın Allahü teâlânın katında en sevimlisi, arkadaşına karşı daha müşfik davranandır.) [İ. Gazali]

    Arkadaşın her işini, onun yardım istemesine fırsat bırakmadan yapmaya çalışmalıdır! İhtiyacı olup olmadığını araştırmalıdır!

    Arkadaşın bizim yardımımızı kabul etmesini bir lütuf olarak kabul etmelidir.

    Allah için bir arkadaşı ziyaret etmenin fazileti büyüktür.
    Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (Allah için sevdiği arkadaşının ziyaretine giden kimseye, ardından bir melek, “Ne güzel iş yapıyorsun. Cenneti hak ettin” der.) [Tirmizi]

    Hz. Ömer’in oğlu, sağa sola bakarken, Peygamber efendimiz ona ne aradığını sorunca, İbni Ömer, (Sevdiğim bir arkadaş var. Onu arıyorum) dedi.
    Peygamber efendimiz buyurdu ki:
    (Birini sevdiğin zaman, adını, babasının adını sorup öğren! Hasta olduğu zaman ziyaretine, işi olduğu zaman yardımına gidersin.) [Beyheki]

    Şabi hazretleri buyurdu ki:
    (Birisi ile konuşan kimseye “O kim?” diye sorulduğu zaman, “Şahsen tanıyorum, fakat adını, soyadını bilmiyorum” derse, buna ahmak tanışması derler.)


    Arkadaşın kusuru
    Gıyabında kusurlarından bahsetmemelidir. Bize söylediği şeyleri sır olarak kabul edip kimseye söylememeliyiz! Arkadaşın hoşlanmadığı şeyleri söylememelidir. Fakat emr-i maruf cinsinden ise, münasip şekilde ikaz edilir.

    Arkadaşının bir kusurunu görünce kendi kusurlarını hatırlamalıdır. (Ben kusurlarımı düzeltemediğime göre, arkadaşımı mazur görmem lazımdır) diye düşünmelidir. Bir kusuru ile onu kötü görmeye kalkmak doğru değildir.

    Kusursuz insan bulmak kolay mı? Bizim Allahü teâlâya karşı ne kusurlarımız vardır.
    İnsanlar bizim kusurlarımızı bilse, konuşacak arkadaş bulamayız. Bir insanın iyilikleri ve kusurları da olur. Kusur araştırmak münafıklık alametidir. Mümin mazeret arar. Münafık suç araştırır. Kerem sahipleri arkadaşların kusurlarını bağışlar. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (Gördüğü iyilikleri gizleyip, gördüğü kötülükleri teşhir eden kötü komşudan Allahü teâlâya sığının!) [Nesai]

    İyiliği kötülüğüne galip gelen kimse, iyi insan demektir. Arkadaşımız hakkında kötü konuşmamak ve ona suizan etmemek üzerimize borçtur. Kusurları örtmek ve onları görmezlikten gelmek er kişinin, salihlerin işidir. En üstün derece kötülükleri gizleyip iyilikleri açıklamaktır. İsa aleyhisselam havarilerine sordu:
    - Uykuda olan arkadaşınızın mahrem yerleri açılsa ne yaparsınız?
    - Örteriz.
    - Belki açar, iyice açığa çıkarırsınız.
    - Bunu kim yapar ki?
    - Biriniz, arkadaştan bir söz duyduğunda biraz daha ekleyip söylemeniz, aynı şey değil midir?

    Bir insan kendisi için sevdiğini, başkası için de sevmedikçe kâmil mümin olamaz.
    Arkadaşlığın en düşük derecesi, onun bize yapmasını istemediğimiz şeyleri yapmamaktır. Onun bize yapmasını istediğimiz şeyleri ona yapmaktır.

    Her insan, kendi kusurlarının örtülmesini ister. Beklediğinin aksi yapılırsa ona karşı nefret ve kin hissi uyanır. Arkadaşına karşı kin ve hasedi olan kimsenin imanı zayıf ve sonu tehlikelidir.

    Arkadaşının aynen kendisi olduğunu kabul ederek, kendi ayıplarının açıklanmasını istemediği gibi onun da ayıplarını gizlemelidir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (Arkadaşının ayıplarını örten kimsenin, Allahü teâlâ, dünya ve ahirette kusurlarını örter. Bir ölüyü diriltmiş gibi olur.) [Hakim]

    Münakaşa etmemeli
    Arkadaşımızın her sözüne itiraz etmemeliyiz! Onunla hiçbir suretle münakaşa etmemeliyiz! İbni Abbas hazretleri buyurdu ki:
    Âdi ile münakaşa etme! Seni üzer.
    Hâlim ile münakaşa etme! Sana küser.

    Haklı olduğu halde münakaşayı terk etmek, haksız olduğu halde, münakaşayı terk etmekten daha zordur. Bu bakımdan haklı olduğu halde münakaşayı terk etmek daha çok sevaptır.

    Dostlar arasındaki kin ateşini körükleyen münakaşadır. Münakaşa, karşıdaki insanı cahil yerine koymak demektir. Sen bilmezsin, ben bilirim demektir.

    Cahillikle suçlanan herkes az veya çok kızar. (İnsanların en âcizi, dost edinemeyen, bundan daha âcizi, dostlarını kaybedendir) demişlerdir.

    Münakaşa, dostların azalmasına, hasımların çoğalmasına sebep olur. Hasan-ı Basri hazretleri buyurdu ki:
    (Bin kişinin dostluğuna, bir kişinin düşmanlığını satın alma!)

    Münakaşa, kendisinin akıl, fazilet ve ilimde üstünlüğünü ispata çalışmaktır. Bu ise karşıdakini cehalet ve ahmaklıkla itham etmek demektir. Bu düpedüz düşmanlıktır. Kendini karşısındakinden üstün görmek ise kibirdir. Görüldüğü gibi, münakaşa her yönden mahzurludur.

    Münakaşa güzel ahlakın zıddıdır. Halbuki Müslüman güzel ahlaklı olmalıdır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (Mallarınızla herkesi memnun edemezsiniz. Öyle ise onları güler yüz ve tatlı dil ile, güzel ahlakla memnun etmeye çalışınız!) [Hakim]

    Eskiler o kadar ihtiyatlı davranırdı ki, münakaşaya yol açabilir korkusu ile sual bile sormazlardı. Hatta, (kalk gidelim) dediği zaman, (Nereye?) diyenle arkadaşlık etmezlerdi.

    Çünkü, arkadaş bizi daima iyi yere götürür. İyi yere götürmeyeceğini sanmak ise suizan olur.
    Arkadaşımız, para veya başka bir şey istediği zaman, (Ne yapacaksın?) veya, (Ne kadar ihtiyacın var?) diye sormamalıdır. (Bütün param şudur. İhtiyacın ne ise al!) demelidir. Ya çok alırsa diye düşünmemelidir. İhtiyacı varsa elbette çok alacaktır. Verdiğimiz para ihtiyacını karşılamayacaksa ne diye verelim? Arkadaşımıza itimadımız varsa ne diye cüzdanı çıkarıp önüne koymuyoruz?
    Arkadaşı hiçbir surette üzmemelidir.


    Arkadaşa yük olmamak
    Lüzumsuz tekliflerde bulunarak arkadaşa yük olmamalıdır! Mümkün mertebe ihtiyacını arkadaştan gizlemelidir!

    Ondan mal ve mevki istememelidir. Daima iyi haberleri ulaştırmalı, üzücü olanları söylememelidir! Fazla hürmet ve lüzumsuz hizmetlerle ona ağırlık vermemelidir. Bazıları, (Kendisinin yapmadığı şeyleri arkadaşından beklemek, ona zulmetmek olur. Kendisinin yapabileceği şeyleri ise, ondan istemek, ona sıkıntı vermek demektir. Arkadaşına hiçbir teklifte bulunmayan fazilet göstermiş olur) dediler.

    Yine bazıları dedi ki:
    (Arkadaşları yanında kendisini olduğundan üstün göstermeye çalışan, kendisi günaha girdiği gibi, arkadaşlarını da, günaha sokar. Fakat olduğundan aşağı görünen, kendisi selamet bulduğu gibi arkadaşları da selamet bulur.)

    Cüneyd-i Bağdadi
    hazretleri buyurdu ki:
    (İki arkadaştan birinin diğerinden çekinmesi, mutlaka birinin kusurundandır.)

    Hz. Ali
    buyurdu ki:
    (Dostların kötüsü, senin için külfete giren, seni müdaraya ve özür dilemeye mecbur edendir.)

    Cafer-i Sadık
    hazretleri buyurdu ki:
    (Arkadaşlarımdan bana en çok ağırlık vereni benim için külfet ve zahmete giren ve bu suretle kendisinden çekindiğim kimsedir. En çok sevdiğim arkadaş da, yalnız iken nasılsam, onunla beraber bulunduğum zaman da davranışım değişmeyen kimsedir.)

    En iyi arkadaş, günah işlediğimiz zaman bizim için istiğfar eden, hata ettiğimiz zaman özür dileyen, sıkıntılı anlarımızda bize yardım eden ve bize yük olmayan kimsedir, demişlerdir.

    Fudayl bin Iyad
    hazretleri buyurdu ki:
    (İki arkadaşın aralarının açılması, fuzuli külfetler yüzündendir. Ziyarete gittiği arkadaşı lüzumsuz bir sürü zahmete, külfete girince, insan bir daha ziyaretine gitmez.)

    Cüneyd-i Bağdadi
    hazretleri buyurdu ki:
    (İhtiyacımızı görecek, eziyetlerimize katlanacak arkadaş aramamalıdır. İhtiyacına koşacağımız, eziyetlerine katlanacağımız insanlarla Allah için arkadaşlık kurmalıdır.) Allahü teâlâ, Musa aleyhisselama vahyetti ki:
    (Bana itaat eden arkadaşlarının eziyetlerine katlanır, onlara haset etmeyenin dostları çoğalır.) [İ. Gazali]

    Ülfetin şartı, külfeti terk etmektir. Külfeti olmayanın ülfeti ve sevgisi artar.
    Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (Ümmetimin müttaki olanı, külfet ve zahmet vermekten uzaktır.) [Darekutni]

    Arkadaşlarını daima kendisinden üstün bilmelidir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (Kendisine reva gördüğünü sana reva görmeyenin, arkadaşlığında hayır yoktur.) [İ. Adiy]

    Kendisini faziletli gören, arkadaşına hakaret etmiş sayılır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (Din kardeşine hakarette bulunmak, mümine kötülük olarak kâfidir.) [Müslim]

    Arkadaşla kötü sözden uzak durmalı, muhabbeti artıracak iyi sözler konuşmalıdır.
    Arkadaşa eziyet etmemek için hep sükut etmek doğru değildir. Dil ile ona sevgisini anlatmalı, sevdiği hususları öğrenmeli, bir derdi, bir sıkıntısı bulunup bulunmadığını sormalıdır. Derdi varsa üzüntüsünü, neşeli halinde sevincini izhar etmelidir. Bir kimsenin sevdiği arkadaşa sevgisini bildirmesi hadis-i şerifte emredilmiştir. Sevgiyi duyurmak, sevginin artmasına sebep olur.

    Arkadaşla iyi geçinmek, onu sevmek lazım olduğu için hadis-i şerifte, (Hediyeleşin ki birbirinizi sevesiniz) buyuruldu. Arkadaşı, huzurunda ve gıyabında sevdiği isimle, sevdiği lakapla çağırmalıdır. Kötü lakap hiç kimse için caiz değildir.

    Methedilmeyi arzu ettiği kimselerin yanında, onun iyiliklerini konuşmalı. Ahlakını övmeli, şiirini eserlerini beğendiğini söylemelidir. Onu öven olursa neşeli neşeli ona anlatmalıdır. Arkadaşın yaptığı iyiliklere veya yapacaklarına teşekkür etmelidir. Arkadaşın gıyabında bir yerde bir şey söylenirken sükut etmek, samimiyetini bozar. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (Müslüman Müslümanın kardeşidir. Onu terk ve ihmal etmez.) [İ. Gazali]

    Arkadaşın şerefini parçalayacak sözler karşısında susmak, onun vücudunun parçalanmasına karışmamak gibidir. O ne kötü arkadaştır ki, köpeklerin seni parçaladığını gördüğü halde, seyirci kalır ve yardıma gelmez. İnsanın şerefini zedeleyici sözler, köpeğin ısırmasından daha acıdır. Bunun için Allahü teâlâ, gıybet etmeyi ölü yemeye benzetmiştir.


    Arkadaşa nasihat
    Arkadaşımız günah ve kusurunda ısrar ediyorsa, halini düzeltecek şekilde güzel nasihatlerde bulunmalıdır! Eğer arkadaşımız, ilim sahibi ise, hatasını teşhir etmememiz lazımdır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (Âlimin yanılmasından dolayı onunla münasebeti kesmeyin! Düzelmesini bekleyin!) [Begavi]

    Hz. Ömer
    ’in Şam’da bir arkadaşı vardı. Gelenlerden sordu. (Şeytana arkadaş oldu. Günah işliyor) dediler.
    Birisine, (Giderken bana uğra) dedi. Hz. Ömer, dönüşte o kimseye bir mektup verdi. Mektupta Mümin suresinin ilk üç âyet-i kerimesini yazıp lüzumlu nasihatlerde bulundu. Âyet-i kerimede mealen; (Allahü teâlânın her şeyi bildiği, günah işleyenler tevbe ederse tevbesini kabul edeceğini ve azabının şiddetli olduğu) bildiriliyordu. Şam’daki arkadaşı mektubu okuyunca ağladı. (Allahü teâlâ kelamında doğrudur. Ömer de bana nasihat etti) diyerek tevbe edip günahlarından vazgeçti.

    İki arkadaştan biri bozulduğu için, (Artık arkadaşından vazgeç! Çünkü o sapıtmıştır) dediler. Arkadaşı ise, (Arkadaşım asıl şimdi bana muhtaçtır. Böyle bir zamanda onu terk etmek arkadaşlığa yakışmaz. Onun düzelmesi için çalışacağım. Allahü teâlâya ıslahı için dua edeceğim) dedi.

    Arkadaşın sürçme ve hatalarından dolayı onu terk etmemelidir. Nasihatimiz sayesinde tevbekâr olup eski haline dönebilir. Eğer ondan yüz çevirirsek, günah ile, felaket ile onu baş başa bırakmış oluruz. Arkadaşa karşı vefa demek, ihtiyacı halinde ona yardım etmektir.

    Arkadaşın dindeki ihtiyacı, maldaki ihtiyacından daha çoktur. Onunla beraber bulununca, günah işlemeye utanabilir.

    Arkadaşlık, yakın akrabalık gibidir. Oğlumuz, kardeşimiz, bir günah işlerse onu tamamen terk etmeyiz. Arkadaşı da hatasından dolayı tamamen terk etmek uygun olmaz.

    Kötü bir insanla arkadaşlık yapmak doğru değildir. Fakat arkadaşımız kötü olursa, onu terk etmek de doğru değildir. Arkadaşımızın kusurlarını yüzüne vurmak, aramızın açılmasına sebep olur. Şeytanın da istediği budur. Onun için şeytanın istediğini yapmamalı, arkadaşımızın kusurunu gizlemeliyiz! Arkadaşımızın bize karşı hatalarına gelince, bunu affetmemiz lazımdır. Hatta hatasını tevil edip mazur görmeye çalışmalıyız!

    Arkadaşımızın bize karşı olan bir kusuru için yetmiş mazeret aramalıdır. Şayet yine tatmin olamazsak, kabahati kendimizde bulmalıyız. Kendi kendimize, (Sen ne katı yürekli insansın! Arkadaşın sana yetmiş mazeret buldu. Sen hâlâ kusur arıyorsun) demelidir.

    Eğer gerçekten arkadaşımız özür dilemişse, hemen affetmelidir. Çünkü İmam-ı Şafii hazretleri (Gönlü alınmaya çalışıldığı halde rıza göstermeyen şeytandır) buyurmuştur.
    Hadis-i şerifte ise, (Arkadaşın mazeretini kabul etmenin büyük günah olduğu) bildirilmektedir. Yine hadis-i şerifte, (Mümin tez kızar, tez barışır) buyuruldu. Hiç kızmaz buyurulmadı.

    Allahü teâlâ da Âl-i İmran suresinde (Hiddetini yenenleri) övmektedir. İyi adamın kötü sözlerini bağışlamalı, kötü adamın kötü sözlerine hiç ehemmiyet vermeden oradan uzaklaşmalıdır. Sevgide ve düşmanlıkta ileri gitmemelidir.

    Sevgide ileri gidip çeşitli sırlarımızı verirsek, ileride aramız açılabilir. Aramız açık olan kimseye de kinde ileri gitmemelidir. Belki bir gün dost olur da söylediklerimizden, yaptıklarımızdan utanırız. Daima aşırılıklardan uzak olmak lazımdır.

    Arkadaşımızı her türlü saldırıdan korumamız vaciptir. Gıyabımızda arkadaşımızın bizi nasıl anmasını istersek, biz de onu gıyabında öyle anmalıyız! Aleyhinde konuşulan arkadaşımızın perde arkasında bizi dinlemekte olduğunu veya konuştuğumuz yere biri teyp sakladığını, fakat bunu bizim bilmediğimizi kabul edersek, arkadaşımız hakkında nasıl konuşmamız lazım olduğu daha iyi anlaşılır.

    Arkadaşımızı kendi yerimize koyarak, kendimiz hakkında ne söylenmesini istiyorsak onun hakkında da öyle konuşmalıyız!

    Bunlar yalnız arkadaş için değil, bütün Müslümanlar için böyledir. Kendisi için uygun gördüğünü, din kardeşi için de uygun görmektir. Arkadaşa karşı ihlaslı ve içi dışına uymalıdır. Arkadaşlık hakkı mühimdir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (Komşun ile güzel komşuluk et ki, Müslüman olasın! Arkadaşın ile güzel arkadaşlık et ki, mümin olasın!) [Tirmizi]




    Arkadaşa yardım
    Arkadaşa bildiğimizi öğretmek, nasihat etmek lazımdır. Arkadaşımızın ilme olan ihtiyacı mala olan ihtiyacından az değildir. Nasihate ihtiyacı varsa gizli yapmalıdır. Herkesin yanında yapılan öğüt, onu teşhir etmek ve el aleme rezil etmek olur. Nasihati tenhada yapmalıdır.
    İmam-ı Şafii hazretleri buyurdu ki:
    (Arkadaşına gizli nasihat eden gerçek öğüt vermiş ve onu yükseltmiş olur. Halk arasında nasihat vermeye kalkan onu rüsva ve perişan etmiştir.)

    İnsan kendisinde göremediği kusurları arkadaşında görür. Bu sayede kendi kusurlarını anlar. Bunun için hadis-i şerifte buyuruluyor ki:
    (Mümin müminin aynasıdır.) [Taberani]

    Arkadaşına bakıp kendi kusurunu görmelidir. Nasihat kusurlarını söylemektir. Kusurlarını söylerken kalbini kırmamaya çok dikkat etmelidir!

    Kötü huyun her biri birer yılan gibidir. Birisi bize, koynunda yılan var dese ona gücenir miyiz! Bize kötü huylarımızı hatırlatan arkadaşa da kızmamak, hatta ona teşekkür etmek lazımdır.

    Arkadaşlara hallerine göre muamele etmelidir. Maksat, karşımızdaki şahsı nasıl memnun edeceksek öyle hareket etmelidir. Herkes her şeyden memnun olmaz. Et, kıymetli de olsa atın önüne konmaz. Herkesin mevkiine göre muamele etmelidir. Bir vali ile bir devlet başkanına yapılacak ikram değişiktir. Peygamber efendimiz bir kabilenin reisi geldiğinde, sırtındaki hırkasını çıkarıp oturması için verince, kabile reisi Peygamber efendimize olan hürmetinden dolayı, (Ben bunun üzerine oturamam) diyerek teşekkür ve özür beyan etti. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (Bir kavmin eşrafından birisi size gelirse, ona ikram edin!) [Hakim]

    Eski dostlara da ikram lazımdır. Peygamber efendimiz süt annesi geldiği zaman ikramda bulunup, (Anneciğim hoş geldin. Buyur, otur. Bir emrin varsa yapalım) buyurdu. Kadıncağız, bazı isteklerde bulundu. Onları yerine getirdi.

    Arkadaş haklarından birisi de hayatında ve ölümünde ona ve aile efradına hayır dua etmektir. Arkadaşına kendinden fark gözetmeden dua etmelidir! Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (Arkadaşına gıyabında dua edene, bir melek, “Allah dua ettiğin şekilde sana da versin” der. Allahü teâlâ ise, “Önce senden başlarım” buyurur.) [Müslim]

    Görüldüğü gibi, arkadaşa duayı kendimize bilmelidir. Arkadaşımız için sıhhat ve afiyet istesek, Allahü teâlâ, (Önce senden başlarım) buyuruyor. Duayı dilimizden eksik etmemelidir!

    Bazılarına, (Bana dua et) denildiği zaman, (Ben günahkârım, günahkarın duası kabul olmaz) diyorlar. Evet haram yiyenlerin duası kabul olmaz. Günahsız kul bulmak belki de imkansız olduğuna göre, ne yapmak lazımdır?

    Allahü teâlâ müminlere merhamet ederek bunun çaresini bildirmiştir. Bizim duamız, kendimiz için kabul olmazsa da arkadaşımız için kabul olur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (Bir kimsenin, kendisi için kabul olmayan duaları, başkası hakkında kabul olur.) [Tirmizi]

    O halde başkaları hakkında yaptığımız dualar kabul olmaktadır. Hemen onlara, arkadaşlara dua etmelidir. Duayı arkadaşın yüzüne karşı yapmaktan ziyade, gıyaben yapmak daha iyidir. Yüze karşı duada riya korkusu olabilir. Fakat gıyapta yapılan dua hakkında buyuruldu ki:
    (Bir kimsenin, arkadaşı hakkında gıyaben yaptığı dua reddolmaz.) [Darekutni]

    Arkadaşımıza olan sevgimizi bildirmek için yüzüne karşı da dua etmeliyiz!
    Dua, müminin silahı olduğu için başkasına yaptığımız dua ve gıyaben yapılan dua kabul olduğu hadis-i şerifle bildirildiğine göre, arkadaşımız bizden dua istese de istemese de ona hayırlı dua etmeliyiz!
    Öyle kimseler vardır ki, arkadaşlarının isimlerinin listesini yapmış, onlara ismen dua ederler. Salih arkadaş büyük nimettir. Hayatında yardım ettiği gibi, ölünce de imdadına yetişir.
    Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (İnsan öldüğü zaman, mirasçıları “Ne bıraktı?” derler. Melekler ise “Ne getirdi?” derler.) [Beyheki]

    Salih arkadaş, biz öldükten sonra, dua ile istiğfar ile bize yardım eder. Salih arkadaşları çoğaltmaya çalışmalıdır!


    Arkadaşı takdir etmek
    Takdir edip sevdiğiniz arkadaşa, onu sevdiğinizi hal ve hareketlerle bildirmek kâfi değildir. Dil ile de söylemelidir! Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (Arkadaşını seven, onun evine gidip “Seni Allah rızası için seviyorum” desin!) [İ. Ahmed]

    Böyle bir arkadaş bulunca, onu üzecek bir davranışta bulunmamak lazımdır.
    Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (Arkadaşınla münakaşa etme! Ona sıkıntı verme! Ona buna arkadaşının halini sorma! Belki ona düşman birine rastlarsın da, arkadaşın hakkında yanlış bir şey söyleyip aranızın açılmasına sebep olabilir.) [Ebu Nuaym]

    Bir kimsenin iyi veya kötü olduğu yaptığı işlerden anlaşılır. Bir kimse, kötülüklerden kaçıyor, iyi işler yapıyorsa, o kişinin Cennete gitme ihtimali çoktur. Onun için iyi kimselerle beraber olmaya çalışmalıdır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (Allahü teâlâ, bir kula hayır murat ettiği zaman, dinini kayıran kimseler yanında çalışmayı nasip eder. Şerri murat edilen de, dinini kayırmayan kötü kimselerin yanında çalışır.) [Deylemi]

    Dine hizmet için üç şart lazımdır: İlim, Akıl ve İhlas.
    1-
    İlmi noksan olan, tebliğ edeceğini kendisi bilmeyen ve kendi tatbik etmeyen başkalarına doğruyu nasıl öğretebilir? Tecrübesi de yoksa bir çok yanlışlıklar yapar.

    2-
    Bir kimsenin aklı az ise, nakli anlamakta aciz ise, ilmi de noksan olur. Ahmak, hizmet ediyorum diye uygunsuz işler yapar. İlm-i siyaseti bilmeyen yumuşak söylemeyen, insanları idare etme sanatından uzak olan kimse de, fitneye sebep olur.

    3-
    İhlas yoksa, yaptığı işleri sırf Allah rızası için yapmıyorsa dünya menfaatleri için yapıyorsa, o işin hayrı olmaz. İyi, kötü herkese, güler yüz göstermeli, fitne çıkarmamalı, düşman kazanmamalıdır.
    Hafız-ı Şirazinin, (Dostlara doğru söylemeli, düşmanları güler yüzle ve tatlı dil ile idare etmelidir) sözüne uymalıdır! Af dileyenleri affetmelidir!
    Herkese karşı iyi huylu olmalıdır! Kimsenin sözüne karşı gelmemeli, münakaşa etmemelidir!

    Herkese yumuşak söylemeli, sert söylememelidir! Şeyh Abdullah Bayal hazretleri buyurdu ki:
    (Tasavvuf, namaz, oruç ve geceleri ibadet etmek demek değildir. Bunları yapmak her insanın kulluk vazifesidir. Tasavvuf, insanları incitmemektir. Bunu yapan, vasıl olmuş, yani maksada kavuşmuştur.)

    Evliyanın başka insanlardan nasıl ayırt edilebileceğini, Muhammed bin Salim hazretlerinden sordular. Buyurdu ki:
    (Sözlerinin yumuşak olması ve huylarının güzel olması ve yüzünün güler olması ve ihsanının bol olması ve konuşurken itiraz etmemesi ve özür dileyenleri affetmesi ve herkese merhametli olması ile anlaşılır.)

    Ebu Abdullah Ahmed Makkari hazretleri buyurdu ki:
    (Fütüvvet demek, gücendiğin kimseye iyilik etmek, sevmediğine ihsanda bulunmak ve sıkıldığın kimseye güler yüzlü olmaktır.)


    Arkadaşın adını unutmamalı
    Bir arkadaşla karşılaştığımız zaman ona ismiyle hitap etmek; onu tanıdığımızı, onu unutamadığımızı, görünce sevindiğimizi anlatır, ismini hatırlayamazsak veya yanlış bir isim söylersek, bu hatamız kolay kolay unutulmaz. (Bu arkadaşın kalbinde yerim olsaydı, beni unutmazdı, adımı bilirdi) gibi şeyler düşünebilir. Çünkü insanlar kendi isimlerine çok düşkündürler. (Benim adıma şiir bir yaz) diyenler çoktur.

    İsimlerinin unutulmamasını, anılmasını isteyen kimseler, hastanelere, hayır kurumlarına yaptıkları yardımı bildiren isimleri yazılı levhalar asarlar. Hastanelerde, (Bu oda falanca zatın yardımı ile döşenmiştir) gibi yazılara rastlarsınız.

    Demek ki insan, isminin unutulmamasını, anılmasını ister. Bu, insanların bir zaafıdır. Bunu bilerek, karşılaştığımız insanların, arkadaşlarımızın isimlerini unutmamaya çalışmalıyız.

    Muvaffak olmuş politikacılara bakın, seçmenlerin isimlerini öğrenip, bayramlarda tebrik yazmayı ihmal etmezler. Bu ticarette de böyledir. Tüccarlar, müşterilerinin isimlerini öğrenip, mühim günlerde tebrik yazmayı ihmal etmezler.

    Demek ki insanları etkilemenin sırrı, onların adını, soyadını hatta çocuklarının isimlerini öğrenmektir.
    Hafızası zayıf olanlar, bir defter tutmalı veya cep bilgisayarına karşılaştığı insanların, adını soyadını mesleğini oraya yazmalıdır. Hatta gözlüklü sarışın, esmer gibi tanımaya yardım edici bilgiler de yazılabilir. Adresleri alınarak, özel günlerde tebrik gönderilirse irtibat kopmaz.



    Benzer Konular

    - Karşı cinsle arkadaşlık ( normal arkadaş olarak konuşmak ) günah mıdır?

    - Arkadaşlık hakkında.

    - Arkadaşlık hakkında hadisler

    - Kuranda arkadaş ayetleri, arkadaş ile ilgili ayetler

    - Arkadaş nedir, arkadaşlık dayanışması ile ilgili yazı

  3. 12.Mart.2014, 02:08
    2
    Hoca
    erimeye devam...

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 28,773
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 327
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: Arkadaşlık - Arkadaş hakkında tüm bilgiler




    Arkadaş ve dost seçimi hakkında kısaca bilgi

    Arkadaşlık; sadakat, sevgi ve kardeşlik gibi anlamları ihtiva eder. Yaradılışı gereği, hayatını toplum içerisinde yaşamak mecburiyetinde olan insanın mutluluğu içinde yaşadığı toplumun mutluluğuyla bağlantılıdır. İnsanın, sahip olduğu akraba ve komşuları; bilhassa arkadaş ve dostları, kişinin mutlu veya mutsuz bir hayatı yaşamasında etkisi olan çevresidir. Bu nedenle, fikir ve ruh âlemimizi; iş ve aile hayatımızı, kısaca dünya ve ahiret hayatımızı şekillendirmede etkili olan dost ve arkadaş çevremizi iyi seçmek zorundayız.



  4. 12.Mart.2014, 02:08
    2
    erimeye devam...



    Arkadaş ve dost seçimi hakkında kısaca bilgi

    Arkadaşlık; sadakat, sevgi ve kardeşlik gibi anlamları ihtiva eder. Yaradılışı gereği, hayatını toplum içerisinde yaşamak mecburiyetinde olan insanın mutluluğu içinde yaşadığı toplumun mutluluğuyla bağlantılıdır. İnsanın, sahip olduğu akraba ve komşuları; bilhassa arkadaş ve dostları, kişinin mutlu veya mutsuz bir hayatı yaşamasında etkisi olan çevresidir. Bu nedenle, fikir ve ruh âlemimizi; iş ve aile hayatımızı, kısaca dünya ve ahiret hayatımızı şekillendirmede etkili olan dost ve arkadaş çevremizi iyi seçmek zorundayız.



  5. 04.Aralık.2014, 11:42
    3
    yasemin
    Mum Ve Merhem Olabilmek..

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 18.Eylül.2014
    Üye No: 104691
    Mesaj Sayısı: 1,416
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 15
    Bulunduğu yer: Allah'ıma Seferdeyim..

    Cevap: Arkadaşlık - Arkadaş hakkında tüm bilgiler

    Alıntı
    Herkesle arkadaşlık yapmak uygun değildir. Hadis-i şerifte, (Kişinin dini, arkadaşının dini gibidir, o halde kiminle arkadaşlık edeceğinize çok dikkat edin) buyuruldu. (Hakim)

    Dikkat edilmesi , titiz davranılması gereken bir konu arkadaş seçimi ; Ördekle konuşursan göle , bülbülle konuşursan güle gidersin ...


  6. 04.Aralık.2014, 11:42
    3
    Mum Ve Merhem Olabilmek..
    Alıntı
    Herkesle arkadaşlık yapmak uygun değildir. Hadis-i şerifte, (Kişinin dini, arkadaşının dini gibidir, o halde kiminle arkadaşlık edeceğinize çok dikkat edin) buyuruldu. (Hakim)

    Dikkat edilmesi , titiz davranılması gereken bir konu arkadaş seçimi ; Ördekle konuşursan göle , bülbülle konuşursan güle gidersin ...


  7. 22.Aralık.2016, 11:21
    4
    Misafir

    Yorum: Arkadaşlık - Arkadaş hakkında tüm bilgiler

    Selamun aleykûm,

    "Dost ve arkadaşlara infak etmek, sadaka vermekten efdaldir. Hz. Ali buyurdu ki:
    (Dostlarla yediğim yirmi altın değerindeki yemek, fakirlere verdiğim yüz altından daha kıymetlidir."

    Bu bilgiye okuduğum bir kitapta da denk geldim ama kaynağını bulamadım. Kimden rivayet edildiği, kaynağı nedir? Paylaşırken yanına kaynağını da yazmak istiyorum. Allah şimdiden razı olsun, işinizi kolaylaştırsın.


  8. 22.Aralık.2016, 11:21
    4
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
    Selamun aleykûm,

    "Dost ve arkadaşlara infak etmek, sadaka vermekten efdaldir. Hz. Ali buyurdu ki:
    (Dostlarla yediğim yirmi altın değerindeki yemek, fakirlere verdiğim yüz altından daha kıymetlidir."

    Bu bilgiye okuduğum bir kitapta da denk geldim ama kaynağını bulamadım. Kimden rivayet edildiği, kaynağı nedir? Paylaşırken yanına kaynağını da yazmak istiyorum. Allah şimdiden razı olsun, işinizi kolaylaştırsın.


  9. 23.Aralık.2016, 19:42
    5
    arifselim
    Yönetici

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 04.Nisan.2007
    Üye No: 211
    Mesaj Sayısı: 19,990
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10

    Yorum: Arkadaşlık - Arkadaş hakkında tüm bilgiler

    Aleykum selam. Bu söz mana olarak doğru ve yerinde bir sözdür. İnfak ve ikram etmeye ilk önce en yakınlardan başlamak zaten dinin bir tavsiyesidir. Bu sözün kaynağını bizde bulamadık.


  10. 23.Aralık.2016, 19:42
    5
    Yönetici
    Aleykum selam. Bu söz mana olarak doğru ve yerinde bir sözdür. İnfak ve ikram etmeye ilk önce en yakınlardan başlamak zaten dinin bir tavsiyesidir. Bu sözün kaynağını bizde bulamadık.





+ Yorum Gönder