Konusunu Oylayın.: Hatme-i Hâcegân Hakkında...

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Hatme-i Hâcegân Hakkında...
  1. 16.Mart.2008, 00:13
    1
    BiLaL HaTTaB
    DeLi MoLLa

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 13.Mart.2008
    Üye No: 12484
    Mesaj Sayısı: 2,519
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 30
    Yaş: 34
    Bulunduğu yer: Ne KaRa aN? YıLLaR KaRa...

    Hatme-i Hâcegân Hakkında...






    Hatme-i Hâcegân Hakkında... Mumsema Bize Hakem İbn Mübarek haber verip dedi ki, yine bize Amr b. Yahya bilgi vererek şöyle dedi:

    Babam kendi babasından(dedemden) aktararak, dedemin şöyle dediğini söyledi:

    Biz birgün sabah namazından önce Abdullah b. Mes'ud'un evinin kapısı önünde oturup, evden çıkmasını bekleyip, beraberce mescide gidecektik. Derken yanımıza sahabeden Ebu Musa Eş'ari geldi ve 'Ebû Abdurrahman/Abdullah b. Mes'ud henüz evden çıkmadı mı?' diye bize sordu. Kendisine;
    'Hayır, henüz çıkıp gelmedi.' dediler. O da hemen bize katılıp yanımıza oturdu ve o çıkıncaya kadar bekledi. Abdullah b. Mes'ud evden çıkınca hemen hepimiz kalkıp ona doğru yürüdük. Bunun üzerine Ebu Musa Eş'ari, Abdullah b. Mes'ud'a şöyle dedi:

    "Ey Ebu Abdurrahman/Abdullah b. Mes'ud! -Gerçi Allah'a hamdolsun gördüğüm şey hayırdan başka birşey değildi ama- az önce mescidde pek hoşlanmadığım bir durumla karşılaştım."

    Abdullah b. Mes'ud, "Nedir gördüğün?" diye sordu. Ebu Musa Eş'ari de; "Allah ömür verirse göreceksin." dedi ve şöyle devam etti: "Mescitte birtakım kimseler gördüm, hepsi de oturup halkalar oluşturarak namazı bekliyorlar. Her bir halkada ise bir adam ve hepsinin ellerinde çakıl taşları bulunuyor. Halka idarecisi konumundaki adam, etrafında halka oluşturmuş olanlara; "Yüz defa Allahu ekber deyin" diyor; onlar da yüz defa tekbir getiriyorlar. Bu defa "yüz kere La ilahe illallah deyin" diye komut veriyor; halkadakiler de yüz defa La ilahe illallah diyorlar. Adam yine, "Yüz defa SubhanAllah deyin" diye komut veriyor; onlar da yüz defa SubhanAllah diyorlar."

    Abdullah b. Mes'ud, "Peki ya sen onlara ne söyledin?" diye sorunca Ebu Musa da, "Senin bu konudaki görüşünü ya da emrini beklediğimden onlara herhangi birşey demedim." dedi..

    Abdullah b. Mes'ud da, "Onlara günahlarını saymalarını emrederek, aynı zamanda, günahlarını sayarlarken, bu zikirleri çektikleri gibi sevap alacaklarının garantisini vererek bu konuda onlara emir veremez miydin? Emir verseydin ya!" dedi...

    Abdullah b. Mes'ud daha sonra mescide doğru yoluna devam etti, biz de birlikte gittik. Nihayet bu halkalardan böyle bir halkanın yanına geldiğimizde, Abdullah b. Mes'ud halkanın başına dikilip onlara:

    "Şu yapmakta olduğunuzu gördüğüm bu şey nedir?" diye sordu. Onlar da: "Ey Ebu Abdurrahman/Abdullah b. Mes'ud! Bu elimizdekiler (tesbih yerine kullandığımız) bir tür çakıl taşlarıdır. Bunlarla getirdiğimiz tekbirlerin, tevhid kelimesinin ve SubhanAllah deyişlerimizin sayısını belirliyoruz" dediler.


    Abdullah b. Mes'ud onlara: "Günahlarınızı ayın günahlarınızı! Ben, günahlarınızı sayarken bile sevaplarınızdan hiçbir kaybınızın olmayacağı garantisini size veriyorum. Sizlere yazıklar olsun Ey Muhammed Ümmeti! Ne kadar hızlı bir şekilde helakinizi istiyorsunuz! İşte Peygamberinizin ashabı, henüz birçokları hala hayattalar ve aranızda yaşıyorlar. Onlar böyle sizin yaptığınız gibi yapıyorlar mı? İşte Rasulullah(sas)'ın giysileri; henüz yıpranmış, eskimiş değiller. İşte kullandığı kap kaçak ve eşyası, henüz kırılıp dökülmüş değiller. Bunların hiçbirisinde bir değişiklik olmadığı haldesiz bu değişikliği nereden aldınız?

    Varlığım elinde olan Allah'a yemin ederim ki, mutlaka siz ya Hz. Muhammed'in dininden daha üstün ve daha doğru bir din üzeresiniz ya da siz gerçekten yeni bir sapıklığın kapısını çalıyorsunuz!" dedi...


    Bu uyarı üzerine onlar: "Ey Ebu Abdurrahman! Allah adına yemin olsun ki, amacımız hayırdan başka birşey değil, yanlış birşey yapmıyoruz." dediklerinde, Abdullah b. Mes'ud onlara şöyle seslendi:

    "NİCE HAYIR İŞLEME ARZUSUNU YAŞAYANLAR VAR Kİ, BU ARZU İLE YAPTIKLARI İŞTEN KENDİLERİNE HİÇBİR İYİLİK/SEVAP ASLA İSABET ETMEYECEKTİR! Doğrusu Allah Rasulü(sas) bize şöyle buyurmuştu: 'Muhakkak birtakım kimseler Kur'an okuyacaklar ve fakat Kur'an onların köprücük kemiklerinden/boğazlarından aşağıya gönüllerine/kalplerine tesir etmeyecek!' Allah'a yemin olsun ki belki de çoğunuz onlardan olacaksınız!" dedi ve sonra başlarından ayrılıp uzaklaştı...


    Amr b. Yahya'nın dedesi Amr b. Seleme bu hadisi aktardıktan sonra şöyle konuştu:

    "Bu halkalarda zikir yapan insanların hemen neredeyse bütününü, Nehrevan olayında Hz.Ali'ye karşı savaşan Haricilerle birlikte hareket ettiklerini gördük."
    (Nehrevan: Bağdat ile Vasıt arasında bir yerin adıdır. Hz. Ali ile Hariciler arasında bu bölgede hicrî 37 ya da 38 yılında savaş olmuş ve bu savaşta Hz. Ali, Haricileri yenmişti. Bu bakımdan bu bölge şöhret bulmuştur.)




    (Hadisin tamamı için: Darimî; Taberânî(kısa olarak ele almış); Müslim; İbn Mace; Ahmed b. Hanbel)


  2. 16.Mart.2008, 00:13
    1
    DeLi MoLLa



    Bize Hakem İbn Mübarek haber verip dedi ki, yine bize Amr b. Yahya bilgi vererek şöyle dedi:

    Babam kendi babasından(dedemden) aktararak, dedemin şöyle dediğini söyledi:

    Biz birgün sabah namazından önce Abdullah b. Mes'ud'un evinin kapısı önünde oturup, evden çıkmasını bekleyip, beraberce mescide gidecektik. Derken yanımıza sahabeden Ebu Musa Eş'ari geldi ve 'Ebû Abdurrahman/Abdullah b. Mes'ud henüz evden çıkmadı mı?' diye bize sordu. Kendisine;
    'Hayır, henüz çıkıp gelmedi.' dediler. O da hemen bize katılıp yanımıza oturdu ve o çıkıncaya kadar bekledi. Abdullah b. Mes'ud evden çıkınca hemen hepimiz kalkıp ona doğru yürüdük. Bunun üzerine Ebu Musa Eş'ari, Abdullah b. Mes'ud'a şöyle dedi:

    "Ey Ebu Abdurrahman/Abdullah b. Mes'ud! -Gerçi Allah'a hamdolsun gördüğüm şey hayırdan başka birşey değildi ama- az önce mescidde pek hoşlanmadığım bir durumla karşılaştım."

    Abdullah b. Mes'ud, "Nedir gördüğün?" diye sordu. Ebu Musa Eş'ari de; "Allah ömür verirse göreceksin." dedi ve şöyle devam etti: "Mescitte birtakım kimseler gördüm, hepsi de oturup halkalar oluşturarak namazı bekliyorlar. Her bir halkada ise bir adam ve hepsinin ellerinde çakıl taşları bulunuyor. Halka idarecisi konumundaki adam, etrafında halka oluşturmuş olanlara; "Yüz defa Allahu ekber deyin" diyor; onlar da yüz defa tekbir getiriyorlar. Bu defa "yüz kere La ilahe illallah deyin" diye komut veriyor; halkadakiler de yüz defa La ilahe illallah diyorlar. Adam yine, "Yüz defa SubhanAllah deyin" diye komut veriyor; onlar da yüz defa SubhanAllah diyorlar."

    Abdullah b. Mes'ud, "Peki ya sen onlara ne söyledin?" diye sorunca Ebu Musa da, "Senin bu konudaki görüşünü ya da emrini beklediğimden onlara herhangi birşey demedim." dedi..

    Abdullah b. Mes'ud da, "Onlara günahlarını saymalarını emrederek, aynı zamanda, günahlarını sayarlarken, bu zikirleri çektikleri gibi sevap alacaklarının garantisini vererek bu konuda onlara emir veremez miydin? Emir verseydin ya!" dedi...

    Abdullah b. Mes'ud daha sonra mescide doğru yoluna devam etti, biz de birlikte gittik. Nihayet bu halkalardan böyle bir halkanın yanına geldiğimizde, Abdullah b. Mes'ud halkanın başına dikilip onlara:

    "Şu yapmakta olduğunuzu gördüğüm bu şey nedir?" diye sordu. Onlar da: "Ey Ebu Abdurrahman/Abdullah b. Mes'ud! Bu elimizdekiler (tesbih yerine kullandığımız) bir tür çakıl taşlarıdır. Bunlarla getirdiğimiz tekbirlerin, tevhid kelimesinin ve SubhanAllah deyişlerimizin sayısını belirliyoruz" dediler.


    Abdullah b. Mes'ud onlara: "Günahlarınızı ayın günahlarınızı! Ben, günahlarınızı sayarken bile sevaplarınızdan hiçbir kaybınızın olmayacağı garantisini size veriyorum. Sizlere yazıklar olsun Ey Muhammed Ümmeti! Ne kadar hızlı bir şekilde helakinizi istiyorsunuz! İşte Peygamberinizin ashabı, henüz birçokları hala hayattalar ve aranızda yaşıyorlar. Onlar böyle sizin yaptığınız gibi yapıyorlar mı? İşte Rasulullah(sas)'ın giysileri; henüz yıpranmış, eskimiş değiller. İşte kullandığı kap kaçak ve eşyası, henüz kırılıp dökülmüş değiller. Bunların hiçbirisinde bir değişiklik olmadığı haldesiz bu değişikliği nereden aldınız?

    Varlığım elinde olan Allah'a yemin ederim ki, mutlaka siz ya Hz. Muhammed'in dininden daha üstün ve daha doğru bir din üzeresiniz ya da siz gerçekten yeni bir sapıklığın kapısını çalıyorsunuz!" dedi...


    Bu uyarı üzerine onlar: "Ey Ebu Abdurrahman! Allah adına yemin olsun ki, amacımız hayırdan başka birşey değil, yanlış birşey yapmıyoruz." dediklerinde, Abdullah b. Mes'ud onlara şöyle seslendi:

    "NİCE HAYIR İŞLEME ARZUSUNU YAŞAYANLAR VAR Kİ, BU ARZU İLE YAPTIKLARI İŞTEN KENDİLERİNE HİÇBİR İYİLİK/SEVAP ASLA İSABET ETMEYECEKTİR! Doğrusu Allah Rasulü(sas) bize şöyle buyurmuştu: 'Muhakkak birtakım kimseler Kur'an okuyacaklar ve fakat Kur'an onların köprücük kemiklerinden/boğazlarından aşağıya gönüllerine/kalplerine tesir etmeyecek!' Allah'a yemin olsun ki belki de çoğunuz onlardan olacaksınız!" dedi ve sonra başlarından ayrılıp uzaklaştı...


    Amr b. Yahya'nın dedesi Amr b. Seleme bu hadisi aktardıktan sonra şöyle konuştu:

    "Bu halkalarda zikir yapan insanların hemen neredeyse bütününü, Nehrevan olayında Hz.Ali'ye karşı savaşan Haricilerle birlikte hareket ettiklerini gördük."
    (Nehrevan: Bağdat ile Vasıt arasında bir yerin adıdır. Hz. Ali ile Hariciler arasında bu bölgede hicrî 37 ya da 38 yılında savaş olmuş ve bu savaşta Hz. Ali, Haricileri yenmişti. Bu bakımdan bu bölge şöhret bulmuştur.)




    (Hadisin tamamı için: Darimî; Taberânî(kısa olarak ele almış); Müslim; İbn Mace; Ahmed b. Hanbel)

  3. 16.Nisan.2008, 21:08
    2
    BiLaL HaTTaB
    DeLi MoLLa

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 13.Mart.2008
    Üye No: 12484
    Mesaj Sayısı: 2,519
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 30
    Yaş: 34
    Bulunduğu yer: Ne KaRa aN? YıLLaR KaRa...

    --->: Hatme-i Hâcegân Hakkında...




    Bu hadisin ışığında şu gerçekler dikkatimizi çekmektedir. Abdullah b. Mes'ud'un mescid ya da camide zikir yapanlara karşı çıkmasının sebepleri arasında şunları sayabiliriz:

    1) Sahabeden olan Abdullah b. Mes'ud ve Ebû Musa'nın buna karşı tavır almaları, bu iki sahabenin zikre karşı olmalarından değildir. Asıl itiraz nedeni, yapılan zikrin şekli ve bir de zikrin yapıldığı yerdir.


    2) Mescid veya camilerde yapılan bu türden bir zikir, ileriye dönük olarak gelecekteki Müslümanlar bu şekilde camilerde ya da mescidlerde zikir yapmanın dinin bir temeli sayacaklar ve bunun sonuçta adeta dinin bir asıl rüknüymüş gibi ibadet halini alabilmesi endişesidir.

    3) Oysa böyle bir davranış kınanan ve doğru kabul edilmeyen bir bid'at olmuş olabilir. Bundan sakınmaları için uyarmış olabilir.

    4) Yine herhangi bir kimsenin başkanlığında, bir şeyhin önderliğinde veya şeyh vekili denetiminde ve onun komutlarıyla yapılan ve aslında şekilden, gösterişten öteye geçmeyen bu manada şekli bir zikre de karşı çıkmaları mümkündür, tenkitleri bu açıdan olmuş olabilir.

    5) Nitekim sunulan "MERFU HADİS"te şu gerçeğe de işaret olunmuş olabilir; hadiste ifade olunduğu üzere, sözde zikir meclisine katılmış bu kimselerin, daha sonraları, Müslümanlıkları şekilden öteye geçmeyen ve taassubun en koyu şeklini simgeleyen sözde dindar Haricilerin Hz.Ali'ye(ra) karşı savaşında, onlara katıldıklarını görmekteyiz.
    Demek ki, şeklî Müslümanlık, gerçek anlamda İslam değildir...
    (Harun Ünal)


  4. 16.Nisan.2008, 21:08
    2
    DeLi MoLLa



    Bu hadisin ışığında şu gerçekler dikkatimizi çekmektedir. Abdullah b. Mes'ud'un mescid ya da camide zikir yapanlara karşı çıkmasının sebepleri arasında şunları sayabiliriz:

    1) Sahabeden olan Abdullah b. Mes'ud ve Ebû Musa'nın buna karşı tavır almaları, bu iki sahabenin zikre karşı olmalarından değildir. Asıl itiraz nedeni, yapılan zikrin şekli ve bir de zikrin yapıldığı yerdir.


    2) Mescid veya camilerde yapılan bu türden bir zikir, ileriye dönük olarak gelecekteki Müslümanlar bu şekilde camilerde ya da mescidlerde zikir yapmanın dinin bir temeli sayacaklar ve bunun sonuçta adeta dinin bir asıl rüknüymüş gibi ibadet halini alabilmesi endişesidir.

    3) Oysa böyle bir davranış kınanan ve doğru kabul edilmeyen bir bid'at olmuş olabilir. Bundan sakınmaları için uyarmış olabilir.

    4) Yine herhangi bir kimsenin başkanlığında, bir şeyhin önderliğinde veya şeyh vekili denetiminde ve onun komutlarıyla yapılan ve aslında şekilden, gösterişten öteye geçmeyen bu manada şekli bir zikre de karşı çıkmaları mümkündür, tenkitleri bu açıdan olmuş olabilir.

    5) Nitekim sunulan "MERFU HADİS"te şu gerçeğe de işaret olunmuş olabilir; hadiste ifade olunduğu üzere, sözde zikir meclisine katılmış bu kimselerin, daha sonraları, Müslümanlıkları şekilden öteye geçmeyen ve taassubun en koyu şeklini simgeleyen sözde dindar Haricilerin Hz.Ali'ye(ra) karşı savaşında, onlara katıldıklarını görmekteyiz.
    Demek ki, şeklî Müslümanlık, gerçek anlamda İslam değildir...
    (Harun Ünal)

  5. 16.Nisan.2008, 23:07
    3
    denzo
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 16.Nisan.2008
    Üye No: 17212
    Mesaj Sayısı: 3
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 2
    Yaş: 34

    --->: Hatme-i Hâcegân Hakkında...

    Bismillahir-Rahmanir-Rahim

    As Salatu Wa Salamu Ala Muhammedin Wa Ala Ali Muhammed


    as salam alaykum wa rahmatullah

    Allah butun inanlari dogru yola yoneltsin ve bu yoldan ayirmasin...amin

    Ben fransadan katiliyorum ve klavyemde bazi harfleri bulamiyorum onun için yanli$liklar yuzunden ozur dilerim...

    Bazi mesajlarinda okuduguma gore ehli tarikat biriymi$sin...ama $imdi onlari ehli bidaat diye suçluyorsun...Allah Subhanahu wa Taala nin dogru yola ilettiklerini hiçkimse dogru yoldan saptiramaz...ve...Allah Subhanahu Wa Taala nin dogru yoldan saptirdiklarini hiç kimse dogru yola iletemez....Allah-u Akbar...


    Kusura bakmayin zamanim olmadigi için ilerdeki hadisleri simdilik turkçeye çeviremeyecegim ama Allah izin verirse çok yakinda sizlere tercumelerini yaparim...

    --------------------------------------------------------------------------------------------------

    wa salam alaykum wa rahmatullah



  6. 16.Nisan.2008, 23:07
    3
    Üye
    Bismillahir-Rahmanir-Rahim

    As Salatu Wa Salamu Ala Muhammedin Wa Ala Ali Muhammed


    as salam alaykum wa rahmatullah

    Allah butun inanlari dogru yola yoneltsin ve bu yoldan ayirmasin...amin

    Ben fransadan katiliyorum ve klavyemde bazi harfleri bulamiyorum onun için yanli$liklar yuzunden ozur dilerim...

    Bazi mesajlarinda okuduguma gore ehli tarikat biriymi$sin...ama $imdi onlari ehli bidaat diye suçluyorsun...Allah Subhanahu wa Taala nin dogru yola ilettiklerini hiçkimse dogru yoldan saptiramaz...ve...Allah Subhanahu Wa Taala nin dogru yoldan saptirdiklarini hiç kimse dogru yola iletemez....Allah-u Akbar...


    Kusura bakmayin zamanim olmadigi için ilerdeki hadisleri simdilik turkçeye çeviremeyecegim ama Allah izin verirse çok yakinda sizlere tercumelerini yaparim...

    --------------------------------------------------------------------------------------------------

    wa salam alaykum wa rahmatullah


  7. 17.Nisan.2008, 01:02
    4
    BiLaL HaTTaB
    DeLi MoLLa

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 13.Mart.2008
    Üye No: 12484
    Mesaj Sayısı: 2,519
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 30
    Yaş: 34
    Bulunduğu yer: Ne KaRa aN? YıLLaR KaRa...

    --->: Hatme-i Hâcegân Hakkında...

    ve aleykum es-selam ve rahmetullahi ve berekatuhu ve mağfiretuhu...

    Alıntı
    Bazi mesajlarinda okuduguma gore ehli tarikat biriymi$sin...ama $imdi onlari ehli bidaat diye suçluyorsun...
    Ehl-i bid'at olarak, herhangi bir suçlamam olmadı. Sadece artık kabul edemediklerimi, bugün için yanlış gördüklerimi, Kur'an, Sünnet ve Ehl-i Sünnet imamlarının görüşleri ile anlatmaya çalışırım. Yani kısaca, üzerime borç bildiğimi yapmaya çalışırım. Delillerden ayrılmadan, bir konu hakkında "Bu bid'attir" derim; ancak onu işleyene "Sen ehl-i bid'at'sin" demem. Zira hüküm ancak Allah'ındır... Yollar bellidir. Allah, kim hangi yolda yürümek istiyorsa, o kulunun o yollarını açar. Bizlere de bir irade ve akıl vermiştir. Kutlu Kitabında herşeyi söylemiş, Rasulü(sas) ile de bizzat yaşatmış ve açıklatmıştır. Yani sırat-ı müstagîm aslında bellidir. Önemli olan, sıratımızı kimin çizdiğidir. Allah ve Rasulünün çizdiği yolda mıyız, hocalarımızın, büyüklerimizin çizdiği yolda mı?

    Bakınız abicim; bir insana; "Bu yaptığın bid'attir" demekle, "Sen ehl-i bid'atsin" demenin arasında uçurumlar vardır. Çoğumuz bu uçurumu görmüyor ya da görmezden geliyoruz sanırım. İlkinde kardeşane bir uyarı varken, diğerinde direk şahsa suçlama mevcut... Farkı farkedelim inşAllah...

    Şimdi de; "senin bid'at dediğini nice Allah dostları bilmiyor da sen mi biliyorsun" diyebilirsiniz. Zira birçok kere karşılaştığımız savunma mekanizması bu oluyor. Amacımız ukalalık, bilgiçlik taslamak değil; herkesin bir insan olduğunu ve hatadan arî olmadığını hatırlatmaktır. Söylemlerimizde Kur'an, Sünnet ile İcma ve Kıyas'a aykırı birşey görürseniz; beni de uyarınız ki, hatadan döndüğüm için Rabbime hamd, sizlere de teşekkür edeyim. Ancak, bu delillere dayanmayan herhangi bir söylemi de inancım doğrultusunda kabul etmiyorum. Bunlar dışında bir söylemi, büyüğün küçüğe nasihati olarak dinlerim; ancak herhangi bir dinî bağlayıcılığı olmaz benim için.

    Bugüne kadar bid'at ya da yanlış birşey olarak ortaya koyduğumuz hangi meselenin Kur'an ve Sünnet'te yeri vardır? Bunları da sorgulayalım dilerseniz... Bugünkü tarikatların içinde var olan hangi görüşlere karşı çıkmışım? Dilerseniz sizi yormayım; cevabını yine ben vereyim:

    1) Vahdet-i Vücûd, İttihad ve Hulûl inancı... Hangi tarikatte yok? Peki hangi İslam'da var bu anlayış ? ? ?

    2) Rabıta... Hangi tarikatte yok? Peki hangi İslam'da var ? ? ?

    3) Şeyhin himmeti... Hangi tarikatte yok? Peki hangi İslam'da var ?

    4) Kabir ehlinden yardım dilenmek... (Artık bazıları karşı çıkmaya başlasa da) Birçok tarikatte var olan bir inanç. Peki İslam'daki yeri nedir?

    Daha bunlara benzer; Allah'ın ve Rasulünün(sas) emretmediği, ashabın, tabiinin, tebe-i tabiinin, mezheb imamlarımızın ve hatta ilk dönem sufi şeyhlerimizin(Allah hepsinden razı olsun) yapmadığı, yaşamadığı birçok anlayış bulunmakta. Bu başlıkta işlediğimiz Hatme-i Hacegan gibi... Neye dayanarak kabul edelim bunları? Sırf birkaç insan çıkarmış, birileri de onları taklid etmiş, eserlerinde yer vermiş diye mi kabul edelim? Allah(cc) bu dini tamamlamadı mı? Allah ve Rasulü her türlü şeyi açıklamadı mı? Bir eksiklik mi görüldü ki sonrakiler tarafından(haşa) bu yeni zikir ve ibadet şekilleri çıkartıldı? Bana karşı; "Sen o Allah dostlarından, o veliyyullahtan daha mı iyi biliyorsun?" dedikleri zaman; ben de diyorum ki; "Peki senin o Allah dostu bildiklerini kim Allah'ın dostluğuna atadı? Tamam, kabul ettik Allah dostluğunu; peki o Allah dostu bildiklerin Allah'tan, Rasulünden, ashabtan ve en hayırlı nesil olarak addedilen sonraki nesillerdeki hayırlı insanlardan daha mı iyi biliyor?"

    Yeterince dallandırıp budaklandırdık sanırım. Haddi aştı isem, affola... Diliyorum ki, şimdi biraz daha anlatabilmişimdir meramımı...

    vesselam... veddua...


  8. 17.Nisan.2008, 01:02
    4
    DeLi MoLLa
    ve aleykum es-selam ve rahmetullahi ve berekatuhu ve mağfiretuhu...

    Alıntı
    Bazi mesajlarinda okuduguma gore ehli tarikat biriymi$sin...ama $imdi onlari ehli bidaat diye suçluyorsun...
    Ehl-i bid'at olarak, herhangi bir suçlamam olmadı. Sadece artık kabul edemediklerimi, bugün için yanlış gördüklerimi, Kur'an, Sünnet ve Ehl-i Sünnet imamlarının görüşleri ile anlatmaya çalışırım. Yani kısaca, üzerime borç bildiğimi yapmaya çalışırım. Delillerden ayrılmadan, bir konu hakkında "Bu bid'attir" derim; ancak onu işleyene "Sen ehl-i bid'at'sin" demem. Zira hüküm ancak Allah'ındır... Yollar bellidir. Allah, kim hangi yolda yürümek istiyorsa, o kulunun o yollarını açar. Bizlere de bir irade ve akıl vermiştir. Kutlu Kitabında herşeyi söylemiş, Rasulü(sas) ile de bizzat yaşatmış ve açıklatmıştır. Yani sırat-ı müstagîm aslında bellidir. Önemli olan, sıratımızı kimin çizdiğidir. Allah ve Rasulünün çizdiği yolda mıyız, hocalarımızın, büyüklerimizin çizdiği yolda mı?

    Bakınız abicim; bir insana; "Bu yaptığın bid'attir" demekle, "Sen ehl-i bid'atsin" demenin arasında uçurumlar vardır. Çoğumuz bu uçurumu görmüyor ya da görmezden geliyoruz sanırım. İlkinde kardeşane bir uyarı varken, diğerinde direk şahsa suçlama mevcut... Farkı farkedelim inşAllah...

    Şimdi de; "senin bid'at dediğini nice Allah dostları bilmiyor da sen mi biliyorsun" diyebilirsiniz. Zira birçok kere karşılaştığımız savunma mekanizması bu oluyor. Amacımız ukalalık, bilgiçlik taslamak değil; herkesin bir insan olduğunu ve hatadan arî olmadığını hatırlatmaktır. Söylemlerimizde Kur'an, Sünnet ile İcma ve Kıyas'a aykırı birşey görürseniz; beni de uyarınız ki, hatadan döndüğüm için Rabbime hamd, sizlere de teşekkür edeyim. Ancak, bu delillere dayanmayan herhangi bir söylemi de inancım doğrultusunda kabul etmiyorum. Bunlar dışında bir söylemi, büyüğün küçüğe nasihati olarak dinlerim; ancak herhangi bir dinî bağlayıcılığı olmaz benim için.

    Bugüne kadar bid'at ya da yanlış birşey olarak ortaya koyduğumuz hangi meselenin Kur'an ve Sünnet'te yeri vardır? Bunları da sorgulayalım dilerseniz... Bugünkü tarikatların içinde var olan hangi görüşlere karşı çıkmışım? Dilerseniz sizi yormayım; cevabını yine ben vereyim:

    1) Vahdet-i Vücûd, İttihad ve Hulûl inancı... Hangi tarikatte yok? Peki hangi İslam'da var bu anlayış ? ? ?

    2) Rabıta... Hangi tarikatte yok? Peki hangi İslam'da var ? ? ?

    3) Şeyhin himmeti... Hangi tarikatte yok? Peki hangi İslam'da var ?

    4) Kabir ehlinden yardım dilenmek... (Artık bazıları karşı çıkmaya başlasa da) Birçok tarikatte var olan bir inanç. Peki İslam'daki yeri nedir?

    Daha bunlara benzer; Allah'ın ve Rasulünün(sas) emretmediği, ashabın, tabiinin, tebe-i tabiinin, mezheb imamlarımızın ve hatta ilk dönem sufi şeyhlerimizin(Allah hepsinden razı olsun) yapmadığı, yaşamadığı birçok anlayış bulunmakta. Bu başlıkta işlediğimiz Hatme-i Hacegan gibi... Neye dayanarak kabul edelim bunları? Sırf birkaç insan çıkarmış, birileri de onları taklid etmiş, eserlerinde yer vermiş diye mi kabul edelim? Allah(cc) bu dini tamamlamadı mı? Allah ve Rasulü her türlü şeyi açıklamadı mı? Bir eksiklik mi görüldü ki sonrakiler tarafından(haşa) bu yeni zikir ve ibadet şekilleri çıkartıldı? Bana karşı; "Sen o Allah dostlarından, o veliyyullahtan daha mı iyi biliyorsun?" dedikleri zaman; ben de diyorum ki; "Peki senin o Allah dostu bildiklerini kim Allah'ın dostluğuna atadı? Tamam, kabul ettik Allah dostluğunu; peki o Allah dostu bildiklerin Allah'tan, Rasulünden, ashabtan ve en hayırlı nesil olarak addedilen sonraki nesillerdeki hayırlı insanlardan daha mı iyi biliyor?"

    Yeterince dallandırıp budaklandırdık sanırım. Haddi aştı isem, affola... Diliyorum ki, şimdi biraz daha anlatabilmişimdir meramımı...

    vesselam... veddua...

  9. 16.Ağustos.2008, 19:39
    5
    burakbesyo
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 27.Nisan.2008
    Üye No: 18516
    Mesaj Sayısı: 13
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 2
    Yaş: 31

    --->: Hatme-i Hâcegân Hakkında...

    Allah razı olsun


  10. 16.Ağustos.2008, 19:39
    5
    burakbesyo - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye
    Allah razı olsun

  11. 17.Ağustos.2008, 02:55
    6
    haldandoz
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 26.Mayıs.2008
    Üye No: 21490
    Mesaj Sayısı: 318
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    --->: Hatme-i Hâcegân Hakkında...


    Hatme-i Hâcegân


    Hatme, cemaat ile toplu hâlde yapılan bir halka zikridir. Kur’an ve sünnette övülen ve teşvik edilen zikir çeşitlerinden birisidir. Kur’an-ı Hakim’de sabah akşam dua, ibadet ve zikir edenlerle beraber bulunmaya şöyle teşvik edilmiştir:

    “Resûlüm! Sabah akşam Rablerine, O’nun rızasını isteyerek dua (ibadet ve zikir) edenlerle birlikte bulunmaya candan sabret. Dünya hayatının süsünü isteyerek gözlerini onlardan çevirme.” [ Kehf 18/28.]

    Bu ayet indiği zaman Resûlulah (s.a.v) Efendimiz, bu kimseleri araştırmak için mescide çıktı. Mescitte zikreden bir topluluk buldu. Bunlar elbiseleri eski fakir ve garip Müslümanlardı. Onları görünce hemen yanlarına oturdu ve:

    ”Ümmetim içinde benim kendileriyle birlikte olmamı emrettiği kimseleri yaratan Allah’a ham dolsun.” buyurdu. [ Taberi, Camiu’l-Beyan, İlgili ayetin tefsiri; İbnu Kesir, Tefsiru’l-Kur’ani’l-Azim, V, 153; Suyuti, ed-Dürrü’l-Mensur, V, 381; Ebu Nuaym, Marifetu’s-Sahabe, III, No: 4634.]

    Bu ne büyük bir tevazu ve edep örneğidir. Elbette Allah Resûlü (s.a.v) Efendimiz, kendileriyle birlikte olması emredilen kimselerden her yönüyle üstündü. Fakat, Yüce Allah bu emirle önce onların oluşturduğu zikir meclisinin faziletini gösterdi. Sonra, Efendimizin (s.a.v) yüksek tevazusunu bize gösterip kendisini örnek almamızı istedi. Ayrıca Efendimizin (s.a.v) onların içlerinde bulunup kendilerini şereflendirmesi ve onlara feyiz vermesi için bu emri verdi.

    Bir rivayette, Efendimiz (s.a.v), mescitte zikredenlerin yanına gelerek: “Sizin üzerinize Allah’ın rahmetinin indiğini gördüm; ona sizinle ben de ortak olmak istiyorum.” Buyurdular ve halkaya oturdular. [ Suyuti, ed-Dürrü’l-Mensur, V, 382.]

    Rasululah (s.a.v) Efendimiz, bir defasında:
    “Cennet bahçelerine uğradığınızda, oralardan çokça istifade edin.” buyurdu. Ashab-ı Kiram: “Cennet bahçeleri neresidir?” diye sorduklarında, Rasul-i Ekrem (s.a.v)
    Efendimiz:

    “Zikir halkalarıdır.” buyurdu. [ Tirmizi, Deavat, 82; Ahmed, Müsned, III, 150.]


    Yine Efendimiz (s.a.v), mescitte halka şeklinde toplanmış bir grup ashabının yanına uğradı. Onlara:

    “Burada ne yapıyorsunuz? “ diye sordu. Halkadakiler:
    “Allah’ı zikrediyoruz, bizi İslam’a ulaştırdığı ve ihsanlarda bulunduğu için O’na hamd ediyoruz.” Dediler. Efendimiz (s.a.v) onlara:
    “Allah için soruyorum, siz gerçekten bunun için mi oturdunuz?” diye sordu; Sahabeler:
    “Vallahi biz ancak bunun için oturduk.” dediler. Bunun üzerine Efendimiz (s.a.v):
    “Yanlış anlamayın, ben sizi suçlamak için yemin etmenizi istemedim. Ben sizin asıl niyetinizi öğrenmek ve size şu müjdeyi vermek için geldim. Bana Cibril geldi ve haber verdi ki: Allah sizinle melekleri yanında övünmektedir.” [ Müslim, Zikir, 40; Tirmizi, Deavat, 6; Nesi, Kudat, 36.]


    Şu müjde de önemli:
    “Herhangi bir topluluk sırf Allah rızası için toplanıp Allah’ı zikrederse, görevli bir melek semadan onlara şöyle seslenir: “Günahlarınız affedilmiş olarak kalkın, hiç şüphesiz günahlarınız iyiliğe çevrildi.” [ Ahmed, Müsned, III, 142; Ebu Ya’la, Müsned, VII, 167; Tabarani, el-Evsat, I, 85]


    İşte halka şeklinde yapılan Hatme-i Hâcegân da bu övülen zikir çeşitlerinden birisidir. Görüldüğü gibi halka hâlinde cemaatle zikir yapmak övülmüş fakat halkada ne okunacağı konusunda bir şey belirtilmemiştir. Bunun için, zikir sayılacak şeylerden ne okunsa zikir yapılmış ve bu müjdeye ulaşılmış olur.

    Hatmede okunan zikir ve dua çeşitleri de sünnet-i seniyyeden alınmıştır.

    Hatmeyi bugünkü usul üzere Abdulhâlik Gücdevani Hz.leri tertip etmiştir.. Hâcegân, ulu zatlar, efendiler, büyük hocalar demektir. Hatm-i Hâcegân büyük velilerin tertip, talim ve tatbik ettiği hatim demektir.

    Bu zikre hatim ve hatme denmesinin bir sebebi şudur: Bu yolun büyükleri müridleri ile bir meclis kurduklarında toplantıyı bu zikirle bitirirlerdi. Onlara has bir uygulama olarak bu zikre “Hatm-i Hâcegân” denmiştir.

    Bu zikirlere hatim denmesinin bir diğer sebebi, içinde okunan Fatiha ve İhlasların hatim sevabına denk olmasındandır. Çünkü Resûlullah (s.a.v) Efendimiz, ihlas sûresini üç defa okuyan kimsenin Kur’an’ı bir kere hatmetmiş gibi sevap elde edeceğini müjdelemiştir. [ Müslim, Salatü’l-Müsafirin, 261; Tirmizi, Fedailü’l-Kur’an, 11.]

    Büyük hatmede toplam bin defa İhlas sûresi okunmaktadır. Bu da üç yüz otuz üç (333) Kur’an hatim sevabına denktir. Onun için büyükler bu zikre çok önem vermişlerdir. Öyle ki çok ciddi bir hastalık ve ağır yolculuk hâlleri hariç, bütün ömürleri boyunca bu zikri hiç aksatmamışlardır.



    Vesselâm..



  12. 17.Ağustos.2008, 02:55
    6
    haldandoz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli

    Hatme-i Hâcegân


    Hatme, cemaat ile toplu hâlde yapılan bir halka zikridir. Kur’an ve sünnette övülen ve teşvik edilen zikir çeşitlerinden birisidir. Kur’an-ı Hakim’de sabah akşam dua, ibadet ve zikir edenlerle beraber bulunmaya şöyle teşvik edilmiştir:

    “Resûlüm! Sabah akşam Rablerine, O’nun rızasını isteyerek dua (ibadet ve zikir) edenlerle birlikte bulunmaya candan sabret. Dünya hayatının süsünü isteyerek gözlerini onlardan çevirme.” [ Kehf 18/28.]

    Bu ayet indiği zaman Resûlulah (s.a.v) Efendimiz, bu kimseleri araştırmak için mescide çıktı. Mescitte zikreden bir topluluk buldu. Bunlar elbiseleri eski fakir ve garip Müslümanlardı. Onları görünce hemen yanlarına oturdu ve:

    ”Ümmetim içinde benim kendileriyle birlikte olmamı emrettiği kimseleri yaratan Allah’a ham dolsun.” buyurdu. [ Taberi, Camiu’l-Beyan, İlgili ayetin tefsiri; İbnu Kesir, Tefsiru’l-Kur’ani’l-Azim, V, 153; Suyuti, ed-Dürrü’l-Mensur, V, 381; Ebu Nuaym, Marifetu’s-Sahabe, III, No: 4634.]

    Bu ne büyük bir tevazu ve edep örneğidir. Elbette Allah Resûlü (s.a.v) Efendimiz, kendileriyle birlikte olması emredilen kimselerden her yönüyle üstündü. Fakat, Yüce Allah bu emirle önce onların oluşturduğu zikir meclisinin faziletini gösterdi. Sonra, Efendimizin (s.a.v) yüksek tevazusunu bize gösterip kendisini örnek almamızı istedi. Ayrıca Efendimizin (s.a.v) onların içlerinde bulunup kendilerini şereflendirmesi ve onlara feyiz vermesi için bu emri verdi.

    Bir rivayette, Efendimiz (s.a.v), mescitte zikredenlerin yanına gelerek: “Sizin üzerinize Allah’ın rahmetinin indiğini gördüm; ona sizinle ben de ortak olmak istiyorum.” Buyurdular ve halkaya oturdular. [ Suyuti, ed-Dürrü’l-Mensur, V, 382.]

    Rasululah (s.a.v) Efendimiz, bir defasında:
    “Cennet bahçelerine uğradığınızda, oralardan çokça istifade edin.” buyurdu. Ashab-ı Kiram: “Cennet bahçeleri neresidir?” diye sorduklarında, Rasul-i Ekrem (s.a.v)
    Efendimiz:

    “Zikir halkalarıdır.” buyurdu. [ Tirmizi, Deavat, 82; Ahmed, Müsned, III, 150.]


    Yine Efendimiz (s.a.v), mescitte halka şeklinde toplanmış bir grup ashabının yanına uğradı. Onlara:

    “Burada ne yapıyorsunuz? “ diye sordu. Halkadakiler:
    “Allah’ı zikrediyoruz, bizi İslam’a ulaştırdığı ve ihsanlarda bulunduğu için O’na hamd ediyoruz.” Dediler. Efendimiz (s.a.v) onlara:
    “Allah için soruyorum, siz gerçekten bunun için mi oturdunuz?” diye sordu; Sahabeler:
    “Vallahi biz ancak bunun için oturduk.” dediler. Bunun üzerine Efendimiz (s.a.v):
    “Yanlış anlamayın, ben sizi suçlamak için yemin etmenizi istemedim. Ben sizin asıl niyetinizi öğrenmek ve size şu müjdeyi vermek için geldim. Bana Cibril geldi ve haber verdi ki: Allah sizinle melekleri yanında övünmektedir.” [ Müslim, Zikir, 40; Tirmizi, Deavat, 6; Nesi, Kudat, 36.]


    Şu müjde de önemli:
    “Herhangi bir topluluk sırf Allah rızası için toplanıp Allah’ı zikrederse, görevli bir melek semadan onlara şöyle seslenir: “Günahlarınız affedilmiş olarak kalkın, hiç şüphesiz günahlarınız iyiliğe çevrildi.” [ Ahmed, Müsned, III, 142; Ebu Ya’la, Müsned, VII, 167; Tabarani, el-Evsat, I, 85]


    İşte halka şeklinde yapılan Hatme-i Hâcegân da bu övülen zikir çeşitlerinden birisidir. Görüldüğü gibi halka hâlinde cemaatle zikir yapmak övülmüş fakat halkada ne okunacağı konusunda bir şey belirtilmemiştir. Bunun için, zikir sayılacak şeylerden ne okunsa zikir yapılmış ve bu müjdeye ulaşılmış olur.

    Hatmede okunan zikir ve dua çeşitleri de sünnet-i seniyyeden alınmıştır.

    Hatmeyi bugünkü usul üzere Abdulhâlik Gücdevani Hz.leri tertip etmiştir.. Hâcegân, ulu zatlar, efendiler, büyük hocalar demektir. Hatm-i Hâcegân büyük velilerin tertip, talim ve tatbik ettiği hatim demektir.

    Bu zikre hatim ve hatme denmesinin bir sebebi şudur: Bu yolun büyükleri müridleri ile bir meclis kurduklarında toplantıyı bu zikirle bitirirlerdi. Onlara has bir uygulama olarak bu zikre “Hatm-i Hâcegân” denmiştir.

    Bu zikirlere hatim denmesinin bir diğer sebebi, içinde okunan Fatiha ve İhlasların hatim sevabına denk olmasındandır. Çünkü Resûlullah (s.a.v) Efendimiz, ihlas sûresini üç defa okuyan kimsenin Kur’an’ı bir kere hatmetmiş gibi sevap elde edeceğini müjdelemiştir. [ Müslim, Salatü’l-Müsafirin, 261; Tirmizi, Fedailü’l-Kur’an, 11.]

    Büyük hatmede toplam bin defa İhlas sûresi okunmaktadır. Bu da üç yüz otuz üç (333) Kur’an hatim sevabına denktir. Onun için büyükler bu zikre çok önem vermişlerdir. Öyle ki çok ciddi bir hastalık ve ağır yolculuk hâlleri hariç, bütün ömürleri boyunca bu zikri hiç aksatmamışlardır.



    Vesselâm..


  13. 17.Ağustos.2008, 15:43
    7
    ömerhattab
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 18.Mayıs.2008
    Üye No: 20975
    Mesaj Sayısı: 1,826
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 20

    --->: Hatme-i Hâcegân Hakkında...

    Allah razı olsun kardeşim


  14. 17.Ağustos.2008, 15:43
    7
    Devamlı Üye
    Allah razı olsun kardeşim

  15. 22.Ağustos.2008, 21:50
    8
    BiLaL HaTTaB
    DeLi MoLLa

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 13.Mart.2008
    Üye No: 12484
    Mesaj Sayısı: 2,519
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 30
    Yaş: 34
    Bulunduğu yer: Ne KaRa aN? YıLLaR KaRa...

    --->: Hatme-i Hâcegân Hakkında...

    Zikirden ne anladığımızla alakalı bir durum söz konusu. Zikir, kısaca hatırlamak demekse, hayatın her anını zikir ile geçirmenin mücadelesini vermeli bir Müslüman. Dil ile yapılan zikri ise belli kalıplara dökmek yerine, içtenlik ve samimiyetle ve en önemlisi ne dediğinin bilincinde olmakla yapmaktır önemli olan. Yoksa o halkalarda "La ilahe illallah"ı, anlamından bi-haber olarak, papağan gibi tekrar edip, başka ilahlara da açıyorsa gönlünü, kime ne faydası olur zararından başka? Şekil değil, samimiyettir önemli olan. "Allah sizin suretlerinize bakmaz!"

    Rasulullah(sas) herzaman Allah'ı zikrederdi. O hayatının tamamını Allah ile birlikte yaşardı. Kalbi O'nu zikretmekten yana gaflete düşmez, dili O'nu hep zikrederdi. Rabbi onu edeplendirmiş, hem de onun edebini en güzel bir surette gerçekleştirmiş, Allah ile sürekli olan bu ilişkisini sürdürebilecek kadar ona güç ve takat bağlamıştı. Şüphesiz ki bu, diğer insanlara nispetle oldukça yorucu bir çaba ve gayreti gerektiren bir haldir.

    -Ashab-ı Kiram(r.a.ecmain) da dahil olmak üzere- insanlar, Rasulullah(sas) ın yaşadığı o üstün seviyede Allah ile sürekli ilişki halinde bulunmak ve bütün hal ve anlarda şanı yüce Allah'ı kesintisiz olarak zikretmek suretiyle hayatlarının tamamını geçiremezler.

    Bu, şanı yüce Allah'ın şerefli Rasullerine(Allah'ın salat ve selamları üzerlerine olsun) bahşettiği ve aralarında da Rasullerin efendisine bu kabilden en büyük pay vermiş olduğu bir özelliktir. Rasullerden sonra insanların en hayırlıları olan ashab-ı kirama gelince, onlar Allah Rasulüne(sas) hallerinden şikayette bulundular: Onunla birlikte olduklarında bir halde, ondan ayrıldıklarında ise onunla birlikte bulunurkenki hallerinden daha farklı bir halde oluyorlardı. Allah Rasulü onlara şu cevabı vermişti: "Nefsim elinde olana yemin ederim ki, eğer benim yanımda bulunduğunuz hal ve zikir üzere devam edecek olursanız, şüphesiz melekler siz yataklarınızın üzerinde iken ve yollarınızda giderken bile sizlerle tokalaşırlardı. Ama ey Hanzala; bir zaman böyle, bir vakit böyle olur." (Müslim, Tirmizi, Ahmed b Hanbel ve İbn Mace rivayet etmişlerdir)

    Bununla birlikte ashabın(Allah onlardan razı olsun) şikayet ettikleri zaman bile, onlar için düşüş, alçalış ve Allah'ın zikrinden gaflette oluş zamanı değildi. Yüce Allah'n onları "ayakta iken, otururken ve yanları üzere yatarken Allah'ı zikredenler" olarak nitelendirmiş olması yeterlidir. Rasulullah(sas) ile birlikte bulundukları zaman ile diğeri arasındaki fark ise, tür bakımından bir farklılık değildi. Sadece derece itibarıyla farkı anlatıyordu.

    Şimdi tekrar yüce Allah'ın Ashab-ı kiramı nitelendirdiği o göz kamaştırıcı nitelemeye gelelim. "Onlar ayakta iken, otururken ve yanları üzere yatarken Allah'ı zikrediyorlardı." Peki, onların Allah'ı zikretmeleri nasıldı? Acaba bu, -mutasavvıfların benimsedikleri yönteme göre yok oluş(fena), varlığın gerçeği olması itibariyle- yok oluşa götüren bir zikir miydi, yoksa beşer gücünün görülen vakıada hazır bulunup, Allah'ın rızası yolunda faaliyet göstermesi için bir araya gelip toplanmasına götüren, ulaştıran bir zikir mi idi?

    Onlar kendilerine: Şu anda Allah bizden neyi istiyor, sorusunu sormak üzere Allah'ı zikrediyorlardı. Eğer o anda kendilerinden istenen Allah yolunda cihad ise, Allah yolunda cihada iten şey ne ise zikir de o olurdu. Eğer o anda yapılması gereken her müslümana farz olan ilim tahsili ise, ilim tahsil etmeye iten şey ne ise zikir o olurdu. Eğer o anda yapılması istenen helal rızkın elde edilmesi için çalışmak yahut Allah yolunda infakta bulunmak ya da Rabbânî yönteme göre yeryüzünü imar etmek için çalışmak ise, bütün bunları gerekleştirmeye iten ne ise zikir o olurdu. Eğer o anın gereği kadınlar ile maruf bir şekilde geçinmek, bir arada olmak ise, onlarla maruf bir şekilde geçinmeye iten ne ise zikir o olurdu. İşte Rabbânî diğer yükümlülükler ile hayatın vakıasındaki diğer bütün faaliyet alanları da hep bu durumda idi.

    Onlar Allah'ı kendilerine şu anda Allah'ın rızasını elde etmenin neresindedirler diye sormak üzere Allah'ı zikrediyorlardı.

    vesselam...


  16. 22.Ağustos.2008, 21:50
    8
    DeLi MoLLa
    Zikirden ne anladığımızla alakalı bir durum söz konusu. Zikir, kısaca hatırlamak demekse, hayatın her anını zikir ile geçirmenin mücadelesini vermeli bir Müslüman. Dil ile yapılan zikri ise belli kalıplara dökmek yerine, içtenlik ve samimiyetle ve en önemlisi ne dediğinin bilincinde olmakla yapmaktır önemli olan. Yoksa o halkalarda "La ilahe illallah"ı, anlamından bi-haber olarak, papağan gibi tekrar edip, başka ilahlara da açıyorsa gönlünü, kime ne faydası olur zararından başka? Şekil değil, samimiyettir önemli olan. "Allah sizin suretlerinize bakmaz!"

    Rasulullah(sas) herzaman Allah'ı zikrederdi. O hayatının tamamını Allah ile birlikte yaşardı. Kalbi O'nu zikretmekten yana gaflete düşmez, dili O'nu hep zikrederdi. Rabbi onu edeplendirmiş, hem de onun edebini en güzel bir surette gerçekleştirmiş, Allah ile sürekli olan bu ilişkisini sürdürebilecek kadar ona güç ve takat bağlamıştı. Şüphesiz ki bu, diğer insanlara nispetle oldukça yorucu bir çaba ve gayreti gerektiren bir haldir.

    -Ashab-ı Kiram(r.a.ecmain) da dahil olmak üzere- insanlar, Rasulullah(sas) ın yaşadığı o üstün seviyede Allah ile sürekli ilişki halinde bulunmak ve bütün hal ve anlarda şanı yüce Allah'ı kesintisiz olarak zikretmek suretiyle hayatlarının tamamını geçiremezler.

    Bu, şanı yüce Allah'ın şerefli Rasullerine(Allah'ın salat ve selamları üzerlerine olsun) bahşettiği ve aralarında da Rasullerin efendisine bu kabilden en büyük pay vermiş olduğu bir özelliktir. Rasullerden sonra insanların en hayırlıları olan ashab-ı kirama gelince, onlar Allah Rasulüne(sas) hallerinden şikayette bulundular: Onunla birlikte olduklarında bir halde, ondan ayrıldıklarında ise onunla birlikte bulunurkenki hallerinden daha farklı bir halde oluyorlardı. Allah Rasulü onlara şu cevabı vermişti: "Nefsim elinde olana yemin ederim ki, eğer benim yanımda bulunduğunuz hal ve zikir üzere devam edecek olursanız, şüphesiz melekler siz yataklarınızın üzerinde iken ve yollarınızda giderken bile sizlerle tokalaşırlardı. Ama ey Hanzala; bir zaman böyle, bir vakit böyle olur." (Müslim, Tirmizi, Ahmed b Hanbel ve İbn Mace rivayet etmişlerdir)

    Bununla birlikte ashabın(Allah onlardan razı olsun) şikayet ettikleri zaman bile, onlar için düşüş, alçalış ve Allah'ın zikrinden gaflette oluş zamanı değildi. Yüce Allah'n onları "ayakta iken, otururken ve yanları üzere yatarken Allah'ı zikredenler" olarak nitelendirmiş olması yeterlidir. Rasulullah(sas) ile birlikte bulundukları zaman ile diğeri arasındaki fark ise, tür bakımından bir farklılık değildi. Sadece derece itibarıyla farkı anlatıyordu.

    Şimdi tekrar yüce Allah'ın Ashab-ı kiramı nitelendirdiği o göz kamaştırıcı nitelemeye gelelim. "Onlar ayakta iken, otururken ve yanları üzere yatarken Allah'ı zikrediyorlardı." Peki, onların Allah'ı zikretmeleri nasıldı? Acaba bu, -mutasavvıfların benimsedikleri yönteme göre yok oluş(fena), varlığın gerçeği olması itibariyle- yok oluşa götüren bir zikir miydi, yoksa beşer gücünün görülen vakıada hazır bulunup, Allah'ın rızası yolunda faaliyet göstermesi için bir araya gelip toplanmasına götüren, ulaştıran bir zikir mi idi?

    Onlar kendilerine: Şu anda Allah bizden neyi istiyor, sorusunu sormak üzere Allah'ı zikrediyorlardı. Eğer o anda kendilerinden istenen Allah yolunda cihad ise, Allah yolunda cihada iten şey ne ise zikir de o olurdu. Eğer o anda yapılması gereken her müslümana farz olan ilim tahsili ise, ilim tahsil etmeye iten şey ne ise zikir o olurdu. Eğer o anda yapılması istenen helal rızkın elde edilmesi için çalışmak yahut Allah yolunda infakta bulunmak ya da Rabbânî yönteme göre yeryüzünü imar etmek için çalışmak ise, bütün bunları gerekleştirmeye iten ne ise zikir o olurdu. Eğer o anın gereği kadınlar ile maruf bir şekilde geçinmek, bir arada olmak ise, onlarla maruf bir şekilde geçinmeye iten ne ise zikir o olurdu. İşte Rabbânî diğer yükümlülükler ile hayatın vakıasındaki diğer bütün faaliyet alanları da hep bu durumda idi.

    Onlar Allah'ı kendilerine şu anda Allah'ın rızasını elde etmenin neresindedirler diye sormak üzere Allah'ı zikrediyorlardı.

    vesselam...

  17. 24.Ağustos.2008, 04:03
    9
    haldandoz
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 26.Mayıs.2008
    Üye No: 21490
    Mesaj Sayısı: 318
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    --->: Hatme-i Hâcegân Hakkında...

    BiLaL HaTTaB Nickli Üyeden Alıntı

    Onlar kendilerine: Şu anda Allah bizden neyi istiyor, sorusunu sormak üzere Allah'ı zikrediyorlardı. Eğer o anda kendilerinden istenen Allah yolunda cihad ise, Allah yolunda cihada iten şey ne ise zikir de o olurdu. Eğer o anda yapılması gereken her müslümana farz olan ilim tahsili ise, ilim tahsil etmeye iten şey ne ise zikir o olurdu. Eğer o anda yapılması istenen helal rızkın elde edilmesi için çalışmak yahut Allah yolunda infakta bulunmak ya da Rabbânî yönteme göre yeryüzünü imar etmek için çalışmak ise, bütün bunları gerekleştirmeye iten ne ise zikir o olurdu. Eğer o anın gereği kadınlar ile maruf bir şekilde geçinmek, bir arada olmak ise, onlarla maruf bir şekilde geçinmeye iten ne ise zikir o olurdu. İşte Rabbânî diğer yükümlülükler ile hayatın vakıasındaki diğer bütün faaliyet alanları da hep bu durumda idi.

    Onlar Allah'ı kendilerine şu anda Allah'ın rızasını elde etmenin neresindedirler diye sormak üzere Allah'ı zikrediyorlardı.

    vesselam...



    Bizlerin de elbette en güzel örnekleri onlardır zaten.. Ve bizler mü'minler olarak şimdi ahir zamanda onlara mirasçı olduk, yollarından gittiğimizi iddia ediyoruz, heyhat!.. Aynı soruları bizler de şimdi kendi nefislerimize sık sık sormanın zamanıdır.. Çünkü herkes yaşadığı zamandan sorumludur ve bununla hesaba çekilecektir, vesselâm...


  18. 24.Ağustos.2008, 04:03
    9
    haldandoz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    BiLaL HaTTaB Nickli Üyeden Alıntı

    Onlar kendilerine: Şu anda Allah bizden neyi istiyor, sorusunu sormak üzere Allah'ı zikrediyorlardı. Eğer o anda kendilerinden istenen Allah yolunda cihad ise, Allah yolunda cihada iten şey ne ise zikir de o olurdu. Eğer o anda yapılması gereken her müslümana farz olan ilim tahsili ise, ilim tahsil etmeye iten şey ne ise zikir o olurdu. Eğer o anda yapılması istenen helal rızkın elde edilmesi için çalışmak yahut Allah yolunda infakta bulunmak ya da Rabbânî yönteme göre yeryüzünü imar etmek için çalışmak ise, bütün bunları gerekleştirmeye iten ne ise zikir o olurdu. Eğer o anın gereği kadınlar ile maruf bir şekilde geçinmek, bir arada olmak ise, onlarla maruf bir şekilde geçinmeye iten ne ise zikir o olurdu. İşte Rabbânî diğer yükümlülükler ile hayatın vakıasındaki diğer bütün faaliyet alanları da hep bu durumda idi.

    Onlar Allah'ı kendilerine şu anda Allah'ın rızasını elde etmenin neresindedirler diye sormak üzere Allah'ı zikrediyorlardı.

    vesselam...



    Bizlerin de elbette en güzel örnekleri onlardır zaten.. Ve bizler mü'minler olarak şimdi ahir zamanda onlara mirasçı olduk, yollarından gittiğimizi iddia ediyoruz, heyhat!.. Aynı soruları bizler de şimdi kendi nefislerimize sık sık sormanın zamanıdır.. Çünkü herkes yaşadığı zamandan sorumludur ve bununla hesaba çekilecektir, vesselâm...

  19. 24.Ağustos.2008, 04:12
    10
    ceren_99
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 13.Temmuz.2008
    Üye No: 25348
    Mesaj Sayısı: 233
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 4
    Yaş: 25
    Bulunduğu yer: izmir

    --->: Hatme-i Hâcegân Hakkında...

    haldandoz Nickli Üyeden Alıntı
    Hatme-i Hâcegân


    Hatme, cemaat ile toplu hâlde yapılan bir halka zikridir. Kur’an ve sünnette övülen ve teşvik edilen zikir çeşitlerinden birisidir. Kur’an-ı Hakim’de sabah akşam dua, ibadet ve zikir edenlerle beraber bulunmaya şöyle teşvik edilmiştir:

    “Resûlüm! Sabah akşam Rablerine, O’nun rızasını isteyerek dua (ibadet ve zikir) edenlerle birlikte bulunmaya candan sabret. Dünya hayatının süsünü isteyerek gözlerini onlardan çevirme.” [ Kehf 18/28.]

    Bu ayet indiği zaman Resûlulah (s.a.v) Efendimiz, bu kimseleri araştırmak için mescide çıktı. Mescitte zikreden bir topluluk buldu. Bunlar elbiseleri eski fakir ve garip Müslümanlardı. Onları görünce hemen yanlarına oturdu ve:

    ”Ümmetim içinde benim kendileriyle birlikte olmamı emrettiği kimseleri yaratan Allah’a ham dolsun.” buyurdu. [ Taberi, Camiu’l-Beyan, İlgili ayetin tefsiri; İbnu Kesir, Tefsiru’l-Kur’ani’l-Azim, V, 153; Suyuti, ed-Dürrü’l-Mensur, V, 381; Ebu Nuaym, Marifetu’s-Sahabe, III, No: 4634.]

    Bu ne büyük bir tevazu ve edep örneğidir. Elbette Allah Resûlü (s.a.v) Efendimiz, kendileriyle birlikte olması emredilen kimselerden her yönüyle üstündü. Fakat, Yüce Allah bu emirle önce onların oluşturduğu zikir meclisinin faziletini gösterdi. Sonra, Efendimizin (s.a.v) yüksek tevazusunu bize gösterip kendisini örnek almamızı istedi. Ayrıca Efendimizin (s.a.v) onların içlerinde bulunup kendilerini şereflendirmesi ve onlara feyiz vermesi için bu emri verdi.

    Bir rivayette, Efendimiz (s.a.v), mescitte zikredenlerin yanına gelerek: “Sizin üzerinize Allah’ın rahmetinin indiğini gördüm; ona sizinle ben de ortak olmak istiyorum.” Buyurdular ve halkaya oturdular. [ Suyuti, ed-Dürrü’l-Mensur, V, 382.]

    Rasululah (s.a.v) Efendimiz, bir defasında:
    “Cennet bahçelerine uğradığınızda, oralardan çokça istifade edin.” buyurdu. Ashab-ı Kiram: “Cennet bahçeleri neresidir?” diye sorduklarında, Rasul-i Ekrem (s.a.v) Efendimiz:

    “Zikir halkalarıdır.” buyurdu. [ Tirmizi, Deavat, 82; Ahmed, Müsned, III, 150.]


    Yine Efendimiz (s.a.v), mescitte halka şeklinde toplanmış bir grup ashabının yanına uğradı. Onlara:

    “Burada ne yapıyorsunuz? “ diye sordu. Halkadakiler:
    “Allah’ı zikrediyoruz, bizi İslam’a ulaştırdığı ve ihsanlarda bulunduğu için O’na hamd ediyoruz.” Dediler. Efendimiz (s.a.v) onlara:
    “Allah için soruyorum, siz gerçekten bunun için mi oturdunuz?” diye sordu; Sahabeler:
    “Vallahi biz ancak bunun için oturduk.” dediler. Bunun üzerine Efendimiz (s.a.v):
    “Yanlış anlamayın, ben sizi suçlamak için yemin etmenizi istemedim. Ben sizin asıl niyetinizi öğrenmek ve size şu müjdeyi vermek için geldim. Bana Cibril geldi ve haber verdi ki: Allah sizinle melekleri yanında övünmektedir.” [ Müslim, Zikir, 40; Tirmizi, Deavat, 6; Nesi, Kudat, 36.]

    Şu müjde de önemli:
    “Herhangi bir topluluk sırf Allah rızası için toplanıp Allah’ı zikrederse, görevli bir melek semadan onlara şöyle seslenir: “Günahlarınız affedilmiş olarak kalkın, hiç şüphesiz günahlarınız iyiliğe çevrildi.” [ Ahmed, Müsned, III, 142; Ebu Ya’la, Müsned, VII, 167; Tabarani, el-Evsat, I, 85]


    İşte halka şeklinde yapılan Hatme-i Hâcegân da bu övülen zikir çeşitlerinden birisidir. Görüldüğü gibi halka hâlinde cemaatle zikir yapmak övülmüş fakat halkada ne okunacağı konusunda bir şey belirtilmemiştir. Bunun için, zikir sayılacak şeylerden ne okunsa zikir yapılmış ve bu müjdeye ulaşılmış olur.

    Hatmede okunan zikir ve dua çeşitleri de sünnet-i seniyyeden alınmıştır.

    Hatmeyi bugünkü usul üzere Abdulhâlik Gücdevani Hz.leri tertip etmiştir.. Hâcegân, ulu zatlar, efendiler, büyük hocalar demektir. Hatm-i Hâcegân büyük velilerin tertip, talim ve tatbik ettiği hatim demektir.

    Bu zikre hatim ve hatme denmesinin bir sebebi şudur: Bu yolun büyükleri müridleri ile bir meclis kurduklarında toplantıyı bu zikirle bitirirlerdi. Onlara has bir uygulama olarak bu zikre “Hatm-i Hâcegân” denmiştir.

    Bu zikirlere hatim denmesinin bir diğer sebebi, içinde okunan Fatiha ve İhlasların hatim sevabına denk olmasındandır. Çünkü Resûlullah (s.a.v) Efendimiz, ihlas sûresini üç defa okuyan kimsenin Kur’an’ı bir kere hatmetmiş gibi sevap elde edeceğini müjdelemiştir. [ Müslim, Salatü’l-Müsafirin, 261; Tirmizi, Fedailü’l-Kur’an, 11.]

    Büyük hatmede toplam bin defa İhlas sûresi okunmaktadır. Bu da üç yüz otuz üç (333) Kur’an hatim sevabına denktir. Onun için büyükler bu zikre çok önem vermişlerdir. Öyle ki çok ciddi bir hastalık ve ağır yolculuk hâlleri hariç, bütün ömürleri boyunca bu zikri hiç aksatmamışlardır.


    Vesselâm..
    Allah cc razı olsun kardeşim çok güzel anlatılmış...


  20. 24.Ağustos.2008, 04:12
    10
    Devamlı Üye
    haldandoz Nickli Üyeden Alıntı
    Hatme-i Hâcegân


    Hatme, cemaat ile toplu hâlde yapılan bir halka zikridir. Kur’an ve sünnette övülen ve teşvik edilen zikir çeşitlerinden birisidir. Kur’an-ı Hakim’de sabah akşam dua, ibadet ve zikir edenlerle beraber bulunmaya şöyle teşvik edilmiştir:

    “Resûlüm! Sabah akşam Rablerine, O’nun rızasını isteyerek dua (ibadet ve zikir) edenlerle birlikte bulunmaya candan sabret. Dünya hayatının süsünü isteyerek gözlerini onlardan çevirme.” [ Kehf 18/28.]

    Bu ayet indiği zaman Resûlulah (s.a.v) Efendimiz, bu kimseleri araştırmak için mescide çıktı. Mescitte zikreden bir topluluk buldu. Bunlar elbiseleri eski fakir ve garip Müslümanlardı. Onları görünce hemen yanlarına oturdu ve:

    ”Ümmetim içinde benim kendileriyle birlikte olmamı emrettiği kimseleri yaratan Allah’a ham dolsun.” buyurdu. [ Taberi, Camiu’l-Beyan, İlgili ayetin tefsiri; İbnu Kesir, Tefsiru’l-Kur’ani’l-Azim, V, 153; Suyuti, ed-Dürrü’l-Mensur, V, 381; Ebu Nuaym, Marifetu’s-Sahabe, III, No: 4634.]

    Bu ne büyük bir tevazu ve edep örneğidir. Elbette Allah Resûlü (s.a.v) Efendimiz, kendileriyle birlikte olması emredilen kimselerden her yönüyle üstündü. Fakat, Yüce Allah bu emirle önce onların oluşturduğu zikir meclisinin faziletini gösterdi. Sonra, Efendimizin (s.a.v) yüksek tevazusunu bize gösterip kendisini örnek almamızı istedi. Ayrıca Efendimizin (s.a.v) onların içlerinde bulunup kendilerini şereflendirmesi ve onlara feyiz vermesi için bu emri verdi.

    Bir rivayette, Efendimiz (s.a.v), mescitte zikredenlerin yanına gelerek: “Sizin üzerinize Allah’ın rahmetinin indiğini gördüm; ona sizinle ben de ortak olmak istiyorum.” Buyurdular ve halkaya oturdular. [ Suyuti, ed-Dürrü’l-Mensur, V, 382.]

    Rasululah (s.a.v) Efendimiz, bir defasında:
    “Cennet bahçelerine uğradığınızda, oralardan çokça istifade edin.” buyurdu. Ashab-ı Kiram: “Cennet bahçeleri neresidir?” diye sorduklarında, Rasul-i Ekrem (s.a.v) Efendimiz:

    “Zikir halkalarıdır.” buyurdu. [ Tirmizi, Deavat, 82; Ahmed, Müsned, III, 150.]


    Yine Efendimiz (s.a.v), mescitte halka şeklinde toplanmış bir grup ashabının yanına uğradı. Onlara:

    “Burada ne yapıyorsunuz? “ diye sordu. Halkadakiler:
    “Allah’ı zikrediyoruz, bizi İslam’a ulaştırdığı ve ihsanlarda bulunduğu için O’na hamd ediyoruz.” Dediler. Efendimiz (s.a.v) onlara:
    “Allah için soruyorum, siz gerçekten bunun için mi oturdunuz?” diye sordu; Sahabeler:
    “Vallahi biz ancak bunun için oturduk.” dediler. Bunun üzerine Efendimiz (s.a.v):
    “Yanlış anlamayın, ben sizi suçlamak için yemin etmenizi istemedim. Ben sizin asıl niyetinizi öğrenmek ve size şu müjdeyi vermek için geldim. Bana Cibril geldi ve haber verdi ki: Allah sizinle melekleri yanında övünmektedir.” [ Müslim, Zikir, 40; Tirmizi, Deavat, 6; Nesi, Kudat, 36.]

    Şu müjde de önemli:
    “Herhangi bir topluluk sırf Allah rızası için toplanıp Allah’ı zikrederse, görevli bir melek semadan onlara şöyle seslenir: “Günahlarınız affedilmiş olarak kalkın, hiç şüphesiz günahlarınız iyiliğe çevrildi.” [ Ahmed, Müsned, III, 142; Ebu Ya’la, Müsned, VII, 167; Tabarani, el-Evsat, I, 85]


    İşte halka şeklinde yapılan Hatme-i Hâcegân da bu övülen zikir çeşitlerinden birisidir. Görüldüğü gibi halka hâlinde cemaatle zikir yapmak övülmüş fakat halkada ne okunacağı konusunda bir şey belirtilmemiştir. Bunun için, zikir sayılacak şeylerden ne okunsa zikir yapılmış ve bu müjdeye ulaşılmış olur.

    Hatmede okunan zikir ve dua çeşitleri de sünnet-i seniyyeden alınmıştır.

    Hatmeyi bugünkü usul üzere Abdulhâlik Gücdevani Hz.leri tertip etmiştir.. Hâcegân, ulu zatlar, efendiler, büyük hocalar demektir. Hatm-i Hâcegân büyük velilerin tertip, talim ve tatbik ettiği hatim demektir.

    Bu zikre hatim ve hatme denmesinin bir sebebi şudur: Bu yolun büyükleri müridleri ile bir meclis kurduklarında toplantıyı bu zikirle bitirirlerdi. Onlara has bir uygulama olarak bu zikre “Hatm-i Hâcegân” denmiştir.

    Bu zikirlere hatim denmesinin bir diğer sebebi, içinde okunan Fatiha ve İhlasların hatim sevabına denk olmasındandır. Çünkü Resûlullah (s.a.v) Efendimiz, ihlas sûresini üç defa okuyan kimsenin Kur’an’ı bir kere hatmetmiş gibi sevap elde edeceğini müjdelemiştir. [ Müslim, Salatü’l-Müsafirin, 261; Tirmizi, Fedailü’l-Kur’an, 11.]

    Büyük hatmede toplam bin defa İhlas sûresi okunmaktadır. Bu da üç yüz otuz üç (333) Kur’an hatim sevabına denktir. Onun için büyükler bu zikre çok önem vermişlerdir. Öyle ki çok ciddi bir hastalık ve ağır yolculuk hâlleri hariç, bütün ömürleri boyunca bu zikri hiç aksatmamışlardır.


    Vesselâm..
    Allah cc razı olsun kardeşim çok güzel anlatılmış...

  21. 24.Ağustos.2008, 06:18
    11
    furkankole
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 12.Ağustos.2008
    Üye No: 28196
    Mesaj Sayısı: 24
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 2

    --->: Hatme-i Hâcegân Hakkında...

    slm.sen ne kadar anlatirsan anlat karsidaki anladigi kadar anlar!!!!


  22. 24.Ağustos.2008, 06:18
    11
    slm.sen ne kadar anlatirsan anlat karsidaki anladigi kadar anlar!!!!

  23. 24.Ağustos.2008, 13:32
    12
    BiLaL HaTTaB
    DeLi MoLLa

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 13.Mart.2008
    Üye No: 12484
    Mesaj Sayısı: 2,519
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 30
    Yaş: 34
    Bulunduğu yer: Ne KaRa aN? YıLLaR KaRa...

    --->: Hatme-i Hâcegân Hakkında...

    haldandoz Nickli Üyeden Alıntı
    Bizlerin de elbette en güzel örnekleri onlardır zaten.. Ve bizler mü'minler olarak şimdi ahir zamanda onlara mirasçı olduk, yollarından gittiğimizi iddia ediyoruz, heyhat!.. Aynı soruları bizler de şimdi kendi nefislerimize sık sık sormanın zamanıdır.. Çünkü herkes yaşadığı zamandan sorumludur ve bununla hesaba çekilecektir, vesselâm...
    Mirasçı ? ? ?

    Herkes yaşadığı zamandan sorumlu. Yaşadığımız zaman sessiz kalma, bir kenarda zikirle meşgul olma zamanı değil mi?

    Okullarımızda gözlerden kanlı yaş akacak, bacım-anam sokakta çarşafıyla, tesettürüyle rahat rahat gezemeyecek, İslam coğrafyası kan gölüne dönmüş olacak, bacılarımızın ve hatta abilerimizin bile ırzlarına geçilmiş, camilerimiz kimi yerde yakıp yıkılarak, Türkiye gibi yerlerde de, dışları süslenip içleri boşaltılarak harap edilmekteyken; sizinkileri neyin verasetini omuzlamışlar hiç mi görmüyor, hiç mi düşünmüyorsunuz ???

    furkankole kardeşim; şakşakçılıkla yürümez bu işler güzel kardeşim. Ehl-i sünnet'in en önemli özelliklerindendir DELİL ile konuşmak. Zikir meclislerinden anladığınız hatme-i hacegan vb. şeyler ise, bu sizin kıt anlayışınızın sorunudur; bizim anlayışsızlığımızın değil!

    vesselam...
    vesselam...


  24. 24.Ağustos.2008, 13:32
    12
    DeLi MoLLa
    haldandoz Nickli Üyeden Alıntı
    Bizlerin de elbette en güzel örnekleri onlardır zaten.. Ve bizler mü'minler olarak şimdi ahir zamanda onlara mirasçı olduk, yollarından gittiğimizi iddia ediyoruz, heyhat!.. Aynı soruları bizler de şimdi kendi nefislerimize sık sık sormanın zamanıdır.. Çünkü herkes yaşadığı zamandan sorumludur ve bununla hesaba çekilecektir, vesselâm...
    Mirasçı ? ? ?

    Herkes yaşadığı zamandan sorumlu. Yaşadığımız zaman sessiz kalma, bir kenarda zikirle meşgul olma zamanı değil mi?

    Okullarımızda gözlerden kanlı yaş akacak, bacım-anam sokakta çarşafıyla, tesettürüyle rahat rahat gezemeyecek, İslam coğrafyası kan gölüne dönmüş olacak, bacılarımızın ve hatta abilerimizin bile ırzlarına geçilmiş, camilerimiz kimi yerde yakıp yıkılarak, Türkiye gibi yerlerde de, dışları süslenip içleri boşaltılarak harap edilmekteyken; sizinkileri neyin verasetini omuzlamışlar hiç mi görmüyor, hiç mi düşünmüyorsunuz ???

    furkankole kardeşim; şakşakçılıkla yürümez bu işler güzel kardeşim. Ehl-i sünnet'in en önemli özelliklerindendir DELİL ile konuşmak. Zikir meclislerinden anladığınız hatme-i hacegan vb. şeyler ise, bu sizin kıt anlayışınızın sorunudur; bizim anlayışsızlığımızın değil!

    vesselam...
    vesselam...




+ Yorum Gönder
Git 124 Son