Konusunu Oylayın.: Felak suresi anlamı ile fatiha suresi anlamı

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Felak suresi anlamı ile fatiha suresi anlamı
  1. 26.Şubat.2013, 19:05
    1
    Misafir

    Felak suresi anlamı ile fatiha suresi anlamı






    Felak suresi anlamı ile fatiha suresi anlamı Mumsema Felak suresi anlamı fatiha suresi anlamına ihtiyacım var Felak suresi hakkında bilgiler verir misiniz ?


  2. 26.Şubat.2013, 19:05
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    Felak suresi anlamı fatiha suresi anlamına ihtiyacım var Felak suresi hakkında bilgiler verir misiniz ?


    Benzer Konular

    - Felak suresi ve anlamı ve tefsiri

    - Felak suresi ve anlamı nedir?

    - Felak suresi arapça ve anlamı

    - Felak suresi anlamı

    - Fatiha suresi ayetel -kürsî felâk kursi nâs suresi

  3. 27.Şubat.2013, 01:36
    2
    Muhammed
    الله اكبر

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 16.Haziran.2010
    Üye No: 76755
    Mesaj Sayısı: 7,671
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Yaş: 27
    Bulunduğu yer: Türkiye

    Cevap: felak suresi anlamı ile fatiha suresi anlamı




    Fatiha Suresi

    Fatiha Suresi Anlamı
    Bismillahirrahmanirrahim Esirgeyen ve bağışlayan Allah'ın adıyla...
    Elhamdü lillahi rabbil alemin. Hamd olsun bütün alemlerin Rabbi olan Allah'a...
    Errahmanirrahim. ki O, Esirgeyen ve bağışlayandır.
    Maliki yevmiddin. Hesap gününün hakimidir.
    İyyakena'büdü ve iyyake nestain. Ey Rabbimiz! Ancak sana kulluk eder, yalnız senden yardım dileriz.
    İhdinas siratel müstakim. Bizi doğru yola ilet;
    Siratallezine enamte aleyhim nimet verdiğin kimselerin yoluna...
    ğayril mağdubi aleyhim veladdâllin. Gazaba uğramışların ve sapmışların yoluna değil...

    Fâtiha'nın kalbimize açtığı yol


    Her gün dilimize değen, kalbimize de değmesi gereken Fatiha, Kur’ân’ın ifadesiyle “şifa” saklar içinde. Dertlerimizin devası, yalnızlıklarımızın çaresi, Kur’ân’ın sonsuz ve dipsiz anlam denizinin derinliklerinde inciler gibi bekler bizi.

    Çoğunlukla, kıyıda kalıp denizin suyunu elden geçirerek incileri bulmaya çalışırız. Islanmayı göze alıp denizin içine dalmak ise nadiren yaptığımız bir iştir. Fatiha’nın bize neler söylediği konusunda elbette ki satırlar yetmez.
    Ancak Fatiha’nın hissettirdikleri konusunda her birimizin özel bir güncesi olması gerekmez mi?
    Dilimize Rabbimizin değdirdiği bir dua olarak Fatiha, Rabbimizin “Benden bunları isteyin ki vereyim!” ya da “bunları size vereceğim, yeter ki Benden isteyin!” demesi değil midir?
    Rabbimizin bizden neyi isteyeceğimizi öğrenmemizi istemek üzere kalbimize söylediği Fatiha, O’nun bize “sonsuz anlayış”ını da seyredebileceğimiz bir aynadır. Fatiha’nın aynasında nasıl “sonsuz bir anlayışla” ağırlandığımızı seyretmeye çağırıyorum sizi.
    Hamd [olsun]: Varlığın boş yere ve rasgele değildir. Burada çaresiz, amaçsız ve sahipsiz değilsin. Öylesine ya da tesadüfen var olmuş değilsin; sen var edildin. Varlığın yokluğuna bilerek ve isteyerek tercih edildi. Önüne sonsuz genişlikte bir sofra konuldu. Duyguların ve bedenin, hayâllerin ve ideallerin besleniyor. Hiç ummadığın bir yerdesin ve hiç beklemediğin güzellikler içindesin. Şimdi, “Tabii ki, bunlar benim hakkım!” diyerek şımarman mı gerekir yoksa derin bir mahcubiyetle minnettarlığını ifade etme telaşına mı kapılman gerekir? Onun için teşekkür et. Minnettar ol. Hamd et.
    Alemlerin Rabbine: Seni var eden, sana eşlik edecek âlemler de var eyledi. Onları ve seni terbiye ediyor. Her şeyi sana uyumlu kılıyor. Her şeyi sana sevimli eyliyor. Ne senin varlığın ne de diğerlerinin varlığı anlamsız ve boştur. Gördüğün her şey, seni çevreleyen herkes, senin gibi bile-isteye var edildi. Varlıkları yokluklarına tercih edildi. Yabancı ve yabanî bir yerde değilsin. Her şey seni terbiye eden Rabbinden terbiye almış. Bütün bir kâinat kardeşindir. Kardeşlerin arasındasın. Herkes senin için var edilmiş, senin için yaşıyor. Her şey sana dostluk elini uzatıyor. Dostlarının yanındasın. Telaşlanma. Korkma.
    Rahman O; Rahîm O: Sana şefkat eden bir Rabbin var; sahipsiz değilsin. O seni ve diğerlerini şefkatle terbiye ediyor. Herkesi merhametinin kucağında ağırlıyor. Seni sevdiği için var eyledi. Seni severek var eyledi. Senin varlığından hoşnut. Varlığın O’na yük değil. Yaşaman O’na ağır gelmez. Seni beslemek ve büyütmek O’na zor değildir. Rabbin seni seviyor. Rabbin senin sevdiklerini de seviyor. Rabbin sevdiklerini sevmeni seviyor. Rabbin sevdiklerini sevindiriyor. Rabbin sevdiklerini sevindirmeni seviyor. Üzülme. Endişe etme.
    Din gününün sahibi O: Ayrılıklara ve vedalara üzülüyorsun. Sevdiklerin gidiyor, sevenlerin uzaklara dağılıyor. Kalbin acı çekiyor, ağlıyorsun. Merak etme; seni var eden Rabbin senin kalbini de biliyor. Senin çektiğin acıları ve hüzünleri senin bildiğinden daha çok biliyor. Her şeyin dağıldığı gün, her işin sonlandığı gün sana ve sevdiklerine sahip çıkar Rabbin. Uzaklara gitmene gerek yok; her gününü ‘gün’ eden, sabahı pencerene getiren, gündüzü sana aydınlık eyleyen, geceyi uykunun ve dinlenmenin döşeği eyleyen O’dur. Akşamla veda eden her günü, yeni bir sabahla sana getiren, sana bütün zamanlarda, ebediyen sahip çıkacaktır. Emin ol!
    Yalnız Sana kulluk ederiz: Şimdi yüzünü O’na dön. Başkasından medet umma; herkese ümit ve medet veren Rabbindir. Şimdi sadece O’na yönel. Başkalarının peşinde koşup yorulma; seni biricik eyleyen ve önemli kılan Rabbindir. Korkma; O seni kalabalıkta unutup bırakmaz. Endişe etme; O seni yolda bırakıp terk etmez. Telaşlanma; O sana arkasını dönüp gitmez.
    Yalnız Senden yardım dileriz: Her ihtiyacını O’ndan iste. Başkaları sana yetişemez. Her dilediğin O’nun yanındadır. Başkaları seni ciddiye almaz. Sen O’nun için sıradan biri değilsin; önemlisin, bi’tanesin. Sana iyilik etmek yormaz O’nu. Senin dilediklerini yerine getirmek usandırmaz O’nu.
    Bizi ‘doğru yol’a hidayet eyle: Senin nasıl huzur bulacağını Rabbin senden iyi bilir. Kendine bulacağın yollar içinde, en iyisi O’nun seni çağırdığı yoldur. Senin için doğru olanı O bilir. Senin iyiliğini senden çok O bilir.
    Gazaba uğramışların ve sapmışların [yoluna] değil: Rabbin, yanlışa düşüp acı çekmeni istemez. Acılar ve sancılar, senin kendini bilmeyişinden kaynaklanır. Seni en çok sıkıntıya düşüren senin kendini bilmeyişindir. Rabbinin terbiyesini kabul et ki, kendine acı çektirmekten kurtulasın. Rabbinin senin iyiliğini istediğini bilerek O’na teslim ol ki, kendini ateşe kendi ellerinle ateşe atmayasın.
    __________________________________________________ __________________________________________________ ________________________


    Felak Suresi


    Kul euzu birabbil felak Min şerri ma halak ve min şerri ğasikin iza vakab vemin şerrin neffasati fil ukad ve min şerri hasidin iza hased

    Anlamı:


    De ki:Yarattığı şeylerin kötülüğünden,
    Karanlık çöktüğü zaman gecenin kötülüğünden
    Düğümlere üfleyerek büyü yapan üfürükçülerin kötülüğünden;
    Kıskanç kişinin kıskançlığının kötülüğünden
    Işıyan ufkun Rabbine sığınırım.
    Açıklama:Kur'an'ın son iki suresi olan Felak ve Nas surelerine, "muavezeteyn" yani "sığınma" sureleri denilmiştir. Çünkü bu surelerle ilgili konular aynıdır.Peygamberimiz bu sureler hakkında: "Bana bu gece benzeri olmayan ayetler indirildi. Bunlar Felak ve Nas'tır" buyurmuştur.İki surede de anlatılanlar onların Mekke döneminin başlangıcında indirildiklerini göstermektedir. O zamanlar Peygamberimize müşriklerin öfkesi şiddetlenmişti. İslam yaygınlaştıkça müşriklerin muhalefeti de artıyordu. İnanmayanlar Peygamberimize açıktan cephe almıştı. Onu öldürmeyi tasarlıyor; ölmesi, hastalanması veya delirmesi için sihirler yapıyorlardı. Müşriklerin ileri gelenleri Peygamberimize düşmanlıkta çok ileri gidiyor, insanların ona inanmamaları için onların kalplerine kuşku salacak şeyler uyduruyorlardı.Bu şartlarda Allah Peygamberimize şöyle demesini emretmiştir:" Yarattığı şeylerin kötülüğünden,
    Karanlık çöktüğü zaman gecenin kötülüğünden
    Düğümlere üfleyerek büyü yapan üfürükçülerin kötülüğünden;
    Kıskanç kişinin kıskançlığının kötülüğünden
    Işıyan ufkun Rabbine sığınırım.
    Onlara de ki;
    Cinlerden ve insanlardan,
    İnsanların kalplerine kuşku salanların kötülüğünden,
    İnsanların Rabbi’ne,
    İnsanların Hükümdarına,
    İnsanların İlahına sığınırım."

    "Sığınma", bir şeyden korunmak için bir başkasına güvenmek ve onun korumasına girmek demektir. "Sığınan kimse" bir şeyden korktuğu ve onunla baş edemediği için başkasına sığınma ihtiyacı hisseder. Her tür tehlikeden, maddî ve manevî zararlardan, gücümüz yettiğince önlem alarak her şeyin yaratıcısı olan Allah’a sığınmalıyız.
    Müşrikler bu tür sığınmayı Allah'tan başkası için de yapıyorlardı. O dönemde Allah'tan başka, cin, tanrı, ve tanrıçalara da sığınıyorlardı. İslam dini onların bu inancını reddetmiştir.Peygamberimiz her fırsatta Allah’a sığınır ve şöyle dua ederdi:
    "Allah'ım işlediğim ve işlemediğim kötülüklerden sana sığınırım. Eğer yapmadığım bir işten, yapmadığım için bir zarar geldiyse ondan da sana sığınırım. Veya yapmamam gerekirken yaptığım bir işten dolayı sana sığınırım."

    "Allah'ım sahip olduğum nimetlerden mahrum olmaktan sana sığınırım. Bana nasip olan bu afiyetin yok olmasından sana sığınırım. Aniden gelen gazabından ve hoşnutsuzluğundan sana sığınırım."
    "Faydasız ilimden, korkusuz kalpten, doymayan nefisten ve kabul olmayan duadan sana sığınırım."
    "Allah'ım açlık ve yoksulluk içinde geçen geceden sana sığınırım. Hıyanetten de sana sığınırım, çünkü o çok fena bir şeydir."
    "Allah'ım, sedef, delilik, cüzzam ve bu gibi hastalıklardan sana sığınırım."Allah'ım kötü ahlak, kötü amel ve kötü arzulardan sana sığınırım.""Allah'ım, ateşin fitnesinden, zenginlik ve fakirliğin kötülüğünden sana sığınırım."
    "Allah’ım, çaresizlikten, tembellikten, korkaklıktan, yaşlılıktan, cimrilikten, kabir azabından, hayat ve ölüm fitnesinden, borç yükünden ve (müşriklerin) bana galip gelmesinden sana sığınırım."
    Felak suresinde, Allah’a sığınma öğütlenir. Bu yüzden sure, ona sığınmayı buyuran ve öğreten ayetle başlar. Yaratılan her şeyin zararından, bastıran karanlıkların, kötü ve karanlık işlerle uğraşanların, kıskançlığı tutan hasetçinin şerrinden Allah’a sığınmak gerektiğini dile getiren ayetlerle de sona erer.Surede, kötülüklerinden Allah’a sığınılacak şeyler belirtilirken önce tabiat kuvvetlerinden, sonra da sırayla kötü insanlardan ve gözle görülmeyen varlıklardan söz edilerek sığınmanın önemine ve yöntemine işaret edilir. Ayrıca, sığınmanın yalnız sözle değil, gelebilecek zararlara karşı mümkün olan bütün tedbirlerin alınmasıyla gerçekleşebileceği mesajı verilir.



  4. 27.Şubat.2013, 01:36
    2
    Muhammed - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    الله اكبر



    Fatiha Suresi

    Fatiha Suresi Anlamı
    Bismillahirrahmanirrahim Esirgeyen ve bağışlayan Allah'ın adıyla...
    Elhamdü lillahi rabbil alemin. Hamd olsun bütün alemlerin Rabbi olan Allah'a...
    Errahmanirrahim. ki O, Esirgeyen ve bağışlayandır.
    Maliki yevmiddin. Hesap gününün hakimidir.
    İyyakena'büdü ve iyyake nestain. Ey Rabbimiz! Ancak sana kulluk eder, yalnız senden yardım dileriz.
    İhdinas siratel müstakim. Bizi doğru yola ilet;
    Siratallezine enamte aleyhim nimet verdiğin kimselerin yoluna...
    ğayril mağdubi aleyhim veladdâllin. Gazaba uğramışların ve sapmışların yoluna değil...

    Fâtiha'nın kalbimize açtığı yol


    Her gün dilimize değen, kalbimize de değmesi gereken Fatiha, Kur’ân’ın ifadesiyle “şifa” saklar içinde. Dertlerimizin devası, yalnızlıklarımızın çaresi, Kur’ân’ın sonsuz ve dipsiz anlam denizinin derinliklerinde inciler gibi bekler bizi.

    Çoğunlukla, kıyıda kalıp denizin suyunu elden geçirerek incileri bulmaya çalışırız. Islanmayı göze alıp denizin içine dalmak ise nadiren yaptığımız bir iştir. Fatiha’nın bize neler söylediği konusunda elbette ki satırlar yetmez.
    Ancak Fatiha’nın hissettirdikleri konusunda her birimizin özel bir güncesi olması gerekmez mi?
    Dilimize Rabbimizin değdirdiği bir dua olarak Fatiha, Rabbimizin “Benden bunları isteyin ki vereyim!” ya da “bunları size vereceğim, yeter ki Benden isteyin!” demesi değil midir?
    Rabbimizin bizden neyi isteyeceğimizi öğrenmemizi istemek üzere kalbimize söylediği Fatiha, O’nun bize “sonsuz anlayış”ını da seyredebileceğimiz bir aynadır. Fatiha’nın aynasında nasıl “sonsuz bir anlayışla” ağırlandığımızı seyretmeye çağırıyorum sizi.
    Hamd [olsun]: Varlığın boş yere ve rasgele değildir. Burada çaresiz, amaçsız ve sahipsiz değilsin. Öylesine ya da tesadüfen var olmuş değilsin; sen var edildin. Varlığın yokluğuna bilerek ve isteyerek tercih edildi. Önüne sonsuz genişlikte bir sofra konuldu. Duyguların ve bedenin, hayâllerin ve ideallerin besleniyor. Hiç ummadığın bir yerdesin ve hiç beklemediğin güzellikler içindesin. Şimdi, “Tabii ki, bunlar benim hakkım!” diyerek şımarman mı gerekir yoksa derin bir mahcubiyetle minnettarlığını ifade etme telaşına mı kapılman gerekir? Onun için teşekkür et. Minnettar ol. Hamd et.
    Alemlerin Rabbine: Seni var eden, sana eşlik edecek âlemler de var eyledi. Onları ve seni terbiye ediyor. Her şeyi sana uyumlu kılıyor. Her şeyi sana sevimli eyliyor. Ne senin varlığın ne de diğerlerinin varlığı anlamsız ve boştur. Gördüğün her şey, seni çevreleyen herkes, senin gibi bile-isteye var edildi. Varlıkları yokluklarına tercih edildi. Yabancı ve yabanî bir yerde değilsin. Her şey seni terbiye eden Rabbinden terbiye almış. Bütün bir kâinat kardeşindir. Kardeşlerin arasındasın. Herkes senin için var edilmiş, senin için yaşıyor. Her şey sana dostluk elini uzatıyor. Dostlarının yanındasın. Telaşlanma. Korkma.
    Rahman O; Rahîm O: Sana şefkat eden bir Rabbin var; sahipsiz değilsin. O seni ve diğerlerini şefkatle terbiye ediyor. Herkesi merhametinin kucağında ağırlıyor. Seni sevdiği için var eyledi. Seni severek var eyledi. Senin varlığından hoşnut. Varlığın O’na yük değil. Yaşaman O’na ağır gelmez. Seni beslemek ve büyütmek O’na zor değildir. Rabbin seni seviyor. Rabbin senin sevdiklerini de seviyor. Rabbin sevdiklerini sevmeni seviyor. Rabbin sevdiklerini sevindiriyor. Rabbin sevdiklerini sevindirmeni seviyor. Üzülme. Endişe etme.
    Din gününün sahibi O: Ayrılıklara ve vedalara üzülüyorsun. Sevdiklerin gidiyor, sevenlerin uzaklara dağılıyor. Kalbin acı çekiyor, ağlıyorsun. Merak etme; seni var eden Rabbin senin kalbini de biliyor. Senin çektiğin acıları ve hüzünleri senin bildiğinden daha çok biliyor. Her şeyin dağıldığı gün, her işin sonlandığı gün sana ve sevdiklerine sahip çıkar Rabbin. Uzaklara gitmene gerek yok; her gününü ‘gün’ eden, sabahı pencerene getiren, gündüzü sana aydınlık eyleyen, geceyi uykunun ve dinlenmenin döşeği eyleyen O’dur. Akşamla veda eden her günü, yeni bir sabahla sana getiren, sana bütün zamanlarda, ebediyen sahip çıkacaktır. Emin ol!
    Yalnız Sana kulluk ederiz: Şimdi yüzünü O’na dön. Başkasından medet umma; herkese ümit ve medet veren Rabbindir. Şimdi sadece O’na yönel. Başkalarının peşinde koşup yorulma; seni biricik eyleyen ve önemli kılan Rabbindir. Korkma; O seni kalabalıkta unutup bırakmaz. Endişe etme; O seni yolda bırakıp terk etmez. Telaşlanma; O sana arkasını dönüp gitmez.
    Yalnız Senden yardım dileriz: Her ihtiyacını O’ndan iste. Başkaları sana yetişemez. Her dilediğin O’nun yanındadır. Başkaları seni ciddiye almaz. Sen O’nun için sıradan biri değilsin; önemlisin, bi’tanesin. Sana iyilik etmek yormaz O’nu. Senin dilediklerini yerine getirmek usandırmaz O’nu.
    Bizi ‘doğru yol’a hidayet eyle: Senin nasıl huzur bulacağını Rabbin senden iyi bilir. Kendine bulacağın yollar içinde, en iyisi O’nun seni çağırdığı yoldur. Senin için doğru olanı O bilir. Senin iyiliğini senden çok O bilir.
    Gazaba uğramışların ve sapmışların [yoluna] değil: Rabbin, yanlışa düşüp acı çekmeni istemez. Acılar ve sancılar, senin kendini bilmeyişinden kaynaklanır. Seni en çok sıkıntıya düşüren senin kendini bilmeyişindir. Rabbinin terbiyesini kabul et ki, kendine acı çektirmekten kurtulasın. Rabbinin senin iyiliğini istediğini bilerek O’na teslim ol ki, kendini ateşe kendi ellerinle ateşe atmayasın.
    __________________________________________________ __________________________________________________ ________________________


    Felak Suresi


    Kul euzu birabbil felak Min şerri ma halak ve min şerri ğasikin iza vakab vemin şerrin neffasati fil ukad ve min şerri hasidin iza hased

    Anlamı:


    De ki:Yarattığı şeylerin kötülüğünden,
    Karanlık çöktüğü zaman gecenin kötülüğünden
    Düğümlere üfleyerek büyü yapan üfürükçülerin kötülüğünden;
    Kıskanç kişinin kıskançlığının kötülüğünden
    Işıyan ufkun Rabbine sığınırım.
    Açıklama:Kur'an'ın son iki suresi olan Felak ve Nas surelerine, "muavezeteyn" yani "sığınma" sureleri denilmiştir. Çünkü bu surelerle ilgili konular aynıdır.Peygamberimiz bu sureler hakkında: "Bana bu gece benzeri olmayan ayetler indirildi. Bunlar Felak ve Nas'tır" buyurmuştur.İki surede de anlatılanlar onların Mekke döneminin başlangıcında indirildiklerini göstermektedir. O zamanlar Peygamberimize müşriklerin öfkesi şiddetlenmişti. İslam yaygınlaştıkça müşriklerin muhalefeti de artıyordu. İnanmayanlar Peygamberimize açıktan cephe almıştı. Onu öldürmeyi tasarlıyor; ölmesi, hastalanması veya delirmesi için sihirler yapıyorlardı. Müşriklerin ileri gelenleri Peygamberimize düşmanlıkta çok ileri gidiyor, insanların ona inanmamaları için onların kalplerine kuşku salacak şeyler uyduruyorlardı.Bu şartlarda Allah Peygamberimize şöyle demesini emretmiştir:" Yarattığı şeylerin kötülüğünden,
    Karanlık çöktüğü zaman gecenin kötülüğünden
    Düğümlere üfleyerek büyü yapan üfürükçülerin kötülüğünden;
    Kıskanç kişinin kıskançlığının kötülüğünden
    Işıyan ufkun Rabbine sığınırım.
    Onlara de ki;
    Cinlerden ve insanlardan,
    İnsanların kalplerine kuşku salanların kötülüğünden,
    İnsanların Rabbi’ne,
    İnsanların Hükümdarına,
    İnsanların İlahına sığınırım."

    "Sığınma", bir şeyden korunmak için bir başkasına güvenmek ve onun korumasına girmek demektir. "Sığınan kimse" bir şeyden korktuğu ve onunla baş edemediği için başkasına sığınma ihtiyacı hisseder. Her tür tehlikeden, maddî ve manevî zararlardan, gücümüz yettiğince önlem alarak her şeyin yaratıcısı olan Allah’a sığınmalıyız.
    Müşrikler bu tür sığınmayı Allah'tan başkası için de yapıyorlardı. O dönemde Allah'tan başka, cin, tanrı, ve tanrıçalara da sığınıyorlardı. İslam dini onların bu inancını reddetmiştir.Peygamberimiz her fırsatta Allah’a sığınır ve şöyle dua ederdi:
    "Allah'ım işlediğim ve işlemediğim kötülüklerden sana sığınırım. Eğer yapmadığım bir işten, yapmadığım için bir zarar geldiyse ondan da sana sığınırım. Veya yapmamam gerekirken yaptığım bir işten dolayı sana sığınırım."

    "Allah'ım sahip olduğum nimetlerden mahrum olmaktan sana sığınırım. Bana nasip olan bu afiyetin yok olmasından sana sığınırım. Aniden gelen gazabından ve hoşnutsuzluğundan sana sığınırım."
    "Faydasız ilimden, korkusuz kalpten, doymayan nefisten ve kabul olmayan duadan sana sığınırım."
    "Allah'ım açlık ve yoksulluk içinde geçen geceden sana sığınırım. Hıyanetten de sana sığınırım, çünkü o çok fena bir şeydir."
    "Allah'ım, sedef, delilik, cüzzam ve bu gibi hastalıklardan sana sığınırım."Allah'ım kötü ahlak, kötü amel ve kötü arzulardan sana sığınırım.""Allah'ım, ateşin fitnesinden, zenginlik ve fakirliğin kötülüğünden sana sığınırım."
    "Allah’ım, çaresizlikten, tembellikten, korkaklıktan, yaşlılıktan, cimrilikten, kabir azabından, hayat ve ölüm fitnesinden, borç yükünden ve (müşriklerin) bana galip gelmesinden sana sığınırım."
    Felak suresinde, Allah’a sığınma öğütlenir. Bu yüzden sure, ona sığınmayı buyuran ve öğreten ayetle başlar. Yaratılan her şeyin zararından, bastıran karanlıkların, kötü ve karanlık işlerle uğraşanların, kıskançlığı tutan hasetçinin şerrinden Allah’a sığınmak gerektiğini dile getiren ayetlerle de sona erer.Surede, kötülüklerinden Allah’a sığınılacak şeyler belirtilirken önce tabiat kuvvetlerinden, sonra da sırayla kötü insanlardan ve gözle görülmeyen varlıklardan söz edilerek sığınmanın önemine ve yöntemine işaret edilir. Ayrıca, sığınmanın yalnız sözle değil, gelebilecek zararlara karşı mümkün olan bütün tedbirlerin alınmasıyla gerçekleşebileceği mesajı verilir.






+ Yorum Gönder