Konusunu Oylayın.: Ayetel kürsi açıklaması

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Ayetel kürsi açıklaması
  1. 06.Şubat.2013, 11:51
    1
    Misafir

    Ayetel kürsi açıklaması






    Ayetel kürsi açıklaması Mumsema Ayetel kürsi açıklamasına ihtiyacım var bana Ayetel kürsinin mealini yazar mısınız ?


  2. 06.Şubat.2013, 11:51
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    Ayetel kürsi açıklamasına ihtiyacım var bana Ayetel kürsinin mealini yazar mısınız ?


    Benzer Konular

    - Ayetel kürsi kaç kez okunmalı?

    - Ayetel kürsi sözleri

    - Ayetel kürsi ve anlamı açıklaması

    - Amenerrasulü ve ayetel kürsi

    - Ayetel kürsi ve geniş açıklaması

  3. 14.Şubat.2013, 01:17
    2
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,654
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 336
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: ayetel kürsi açıklaması




    ayetel kürsi açıklaması

    Ayete'l-Kürsi


    255- Allah (ibadete lâyık olan yalnız O'dur). O'ndan başka ilâh yoktur. Hayy'dır, Kayyûm'dur. O'nu ne bir uyuklama alır ne de bir uyku. Gökler*de ve yerde ne varsa hepsi yalnız O'nundur. O'nun izni ile olmaksızın nezdinde kim şefaat edebilir? O önle-rindekini de arkalarmdakini de bilir. O'nun ilminden kendisinin dilediğin*den başka biç bir şeyi kavrayamazlar. O'nun Kûrsisi gökleri ve yeri kucakla*mıştır. Onları koruması O'na ağır gel*mez. O Aliyy'dir, Azîm'dir.



    Belagat:


    Bu ayet-i kerimede, Yüce Allah'ın isimlerinin en güzeli ile başlandığı için hüsnü iftitah (güzel başlangıç) söz konusudur. Bu ayet-i kerimede on sekiz yer*de Allah'ın ismi ya zahiren veya zamir olarak tekrar edilmektedir. Sıfatların tekrar edilmesi ve atıf harfi ile bağlamaksızın cümleleri birbirinden kesmesi suretiyle oluşmuş itnâb sanatı vardır. Çünkü hepsi beyan hükmündedir. Ayrı*ca, "Önlerindekini de arkalanndakini de" buyruğunda tibâk sanatı vardır, el-Bahru'l-Muhlt adlı eserinde (11/281) Ebu Hayyân böyle söylemektedir.

    Ahmed (Allah'ın rahmeti üzerine olsun) de Allah'ın adının geçtiği on yedi yeri saymaktadır. Zahir olan ise on altı tanedir. Bunlar Allah, O, Hayy, Kay-yum, "Onu" kelimesindeki zamir, "O'nundur"daki zamir, "nezdinde" kelimesin*deki zamir, "O'nun izni" ifadesindeki zamir, "bilir" buyruğundaki zamir, "O'nun ilmi" buyruğundaki zamir, "O'nun Kürsisi" buyruğundaki zamir, "O'na ağır gel*mez" buyruğundaki zamir, "O", "Aliyy ve Azîm". Gizli olan ise, "Onları koruma*sı" buyruğunun ihtiva ettiği zamirdir. Çünkü bu mefule izafe edilmiş bir za*mirdir. Bunun da bir faili gerekir ki o da Allah'tır (el-Keşşaf Haşiyesi, 1/292). [11]

    Ayetü’l-Kürsi’nin Fazileti

    Ayetül-Kürsi, Kur'an-ı Kerim ayetlerinin başı ve en büyüğüdür. Resulullah (s.a.)'tan Allah'ın kitabındaki en faziletli ayetin bu olduğuna dair sahih hadis vardır. Yine bu hadise göre Allah'ın ism-i azamı da bu ayettedir. Ebu Bekr Mer-dûveyh senedini kaydederek Ebu Ümame'den Resulullah (s.a.)'a merfu olarak şöyle dediğini kaydetmektedir: "Kendisi zikredilerek dua edildiğinde duaları ka*bul ettiği Allah'ın ism-i azamı üç surededir: Bakara, Âl-i îmran ve Tâ-Hâ." Dımaşk hatibi Hişam b. Amr der ki: Bunlar Bakara suresinde, "Allah; Ondan baş*ka ilâh yoktur. Hayy'dır, Kayyum'dur", Âl-i İmran suresinde, "Elif, Lâm, Mim. Allah; O'ndan başka ilâh yoktur. Hayy'dır, Kayyum'dur", Tâ-Hâ suresinde de, "Yüzler Hayy ve Kayyûm olana zillet ile varırlar." (20/111) buyruklarıdır.

    Surenin faziletine dair daha başka pek çok hadis-i şerif varit olmuştur. Bunlardan birisi şöyledir: "Sözün en üstünü Kur'an, Kur'an'ın en üstünü Baka*ra, Bakara'nm en üstünü Ayetü'l-Kürsi'dir." Bir diğer hadis: "Kim her namazın akabinde Ayetü'l-Kürsi'yi okursa onun ruhunu kabzetmeyi üstlenen celâl ve ikram sahibi olan Allah olur. Şehit düşünceye kadar Allah'ın peygamberleri ile bir*likte savaşanlar gibi olur." Bir diğeri: "Farz olan her bir namazın akabinde Aye-tü'l-Kürsi'yi okuyan kimsenin cennete girmesini engelleyen tek şey ölümdür." [13] Ali (r.a.)'nin de şöyle dediği rivayet edilmektedir: "Ben Peygamberimizi (salat ve selâm ona) minberin tahtaları üzerinde şöyle buyururken dinledim: "Her bir namazın akabinde Ayetü'l-Kürsi'yi okuyanın cennete girmesini engelleyen tek şey ölümdür. Yatağına yattığı vakit kim bu sureyi okursa Allah kendisine, kom*şusuna, komşusunun komşusuna ve etrafındaki bir çok eve eman verir."

    İbni Kesir de der ki: Bu ayet-i kerime bağımsız on cümle ihtiva etmekte*dir. Hepsi de zat-ı ilâhiyye ile alâkalıdır. Bu ayet-i kerime Vâhid ve Ehad ola*nın şanı ve şerefini zikretmektedir.


    Açıklaması


    Bütün mahlûkatın biricik ilâhı Allah'tır. Varlık aleminde hak ile ibadete lâyık, O'ndan başka mabud yoktur. O, Vâhiddir, Ehaddır. Samed'dir, Vacibül-Vücud'dur. Mülkün ve melekûtun sahibidir. Asla ölmeyen Hayy, Bakî ve Dâ-im'dir. Bizatihi O, mahlûkatın işlerini çekip çevirendir. Yüce Allah'ın, "Göğün ve yerin O'nun emri ile ayakta durması da O'nun ayetlerindendir." (Rûm, 30/25) buyruğunda olduğu gibi. Zatında olsun sıfatlarında olsun, fiillerinde ol*sun yarattıklarından hiç bir kimse O'na benzemez. Nitekim Yüce Alah, "O'nun gibi hiç bir şey yoktur. O her şeyi işitendir, her şeyi görendir." (Şûra, 42/11) diye buyurmaktadır.

    "Ne uyku O'nu bürür, ne de uyuklama" söz konusudur. Çünkü O gece ve gündüz vakitlerinde yarattıklarının işlerini yönetmekte, çekip çevirmektedir. Bu cümle ondan önceki cümleleri tekit etmektedir. Eksiksiz, tam anlamıyla ha*yat ve daimilik manasını vurgulamaktadır. Sahih hadiste Ebu Musa'nın şöyle dediği rivayet edilmektedir: Resulullah (s.a.) aramızda hutbe irad etmek üzere kalktı ve dört cümle söyleyerek dedi ki: "Muhakkak Allah uyumaz. O'nun uyu-m t At da gerekmez. Adalet terazisini alçaltır, yükseltir. Gündüzün ameli gecenin amelinden önce, gecenin ameli de gündüzün amelinden önce O'na yükseltilir. O'nun hicabı nur veya nardır. Eğer o hicabını açacak olsa, O'nun zatının parıl*tıları mahlûkatından gözünün değdiği her şeyi yakardı."

    Göklerde ve yerde bulunan her şey O'nun yaratıklarıdır, O'nun mülkünde-dir. O'nun meşietine boyun eğer, O'nun kahır ve saltanatının egemenliği altında*dır. Yüce Allah'ın şu buyruğunda dile getirildiği gibi: "Göklerle yerde olanların hepsi Rahman'a ancak kul olarak gelirler. Andolsun ki hepsini kuşatmış, onları tek tek saymıştır. Hepsi kıyamet gününde O'na yalnız gelirler." (Meryem, 19/93-95). Bu cümle de onun kayyûmiyetini ve ulûhiyyette tekliğini tekit etmektedir.

    Yüce Allah'ın azamet, celâl ve kibriyasının bir yönü de şefaat hususunda kendisine izin verilmedikçe hiç bir kimsenin onun nezdinde şefaat etme cesare*tini gösteremeyeceğidir. Şu buyruklarda dile getirildiği gibi: "Göklerde nice me*lek vardır ki Allah'ın dileyip razı olduğu kimseye izin vermeden evvel şefaatleri hiç bir şeye yaramaz." (Necm, 53/26); "Ancak O'nun razı olacağı kimselere şefa*at edebilirler." (Enbiya, 21/28); "O gün gelince Allah'ın izni olmaksızın hiç bir kimse söz söyleyemez." (Hud, 11/105). Şefaat ile ilgili hadis-i şerifte de Hz. Pey*gamber şöyle buyurmaktadır: "Arşın altına gelir secdeye kapanırım. Allah beni bu halimde dilediği kadar bırakır. Sonra, "Başını kaldır" denilir. "Söyle, sözün dinlenir, şefaat et şefaatin kabul olunur." (Hz. Peygamber) buyurdu ki: Benim için bir sınır tespit edilir ve ben o kimseleri cennete sokarım." Bu, mülk ve ege*menlikte Allah'ın tek başına olduğunun delilidir.

    Allah ilmiyle bütün kâinatı, geçmişiyle, hali hazırdaki durumuyla ve gele*ceği ile kuşatıcıdır. Dünyanın da ahiretin de her türlü işini bilendir. Nitekim meleklerden haber verirken şöyle buyurmaktadır: "Biz ancak senin Rabbinin emriyle ineriz. Önümüzde, arkamızda ve bunun arasında ne varsa hepsi yalnız O'nundur. Rabbin unutkan değildir." (Meryem, 19/64). Kuş gagasını denize dal*dırınca Hızır (a.s.) Musa (a.s.)'ya şöyle demişti: "Benim de ilmim senin de ilmin Allah'ın ilminden ancak şu kuşun bu denizden eksilttiği kadarını eksiltir (yani hiç eksiltmez)".

    Aziz ve Celil olan Allah'ın bildirmesi, X>'nun muttali kılması dışında hiç bir kimse Allah'ın ilminden bir şey bilemez. Bunlardan bir tanesi de şefaattir. Şefaat Yüce Allah'ın iznine bağlıdır. O'nun izin vermesi ise ancak O'nun tara*fından gelecek vahiy iledir.

    Yüce Allah'ın mülkü ve kudreti geniş ve kuşatıcıdır. Yer kıyamet gününde bütünüyle O'nun avucu içinde olacaktır. Gökler de sağında durulmuş olacaktır. O'nun ümi göklerde ve yerde bulunan her şeyi kuşatır. Küçük olsun büyük ol*sun, önemli olsun azametli olsun her şeyi bilir. Bir şeyi işitmesi başka bir şeyi işitmekten ve bir işle uğraşması başka bir işle uğraşmaktan O'nu alıkoymaz. Hiç bir iş O'na güç ve ağır gelmez.

    Zemahşerî Yüce Allah'ın, "Onun Kürsisi gökleri ve yeri kuşatmıştır." buy*ruğu ile ilgili dört açıklama kaydeder.[16]

    1- O'nun Kürsisi, genişliği ve yayılmışlığı dolayısıyla göklerden ve yerden daha dar değildir. Bu ancak Kürsi'nin azametini ifade etmek ve bunun azame*tini zihinlerde canlandırmak için çizilen bir tablodur. Ortada aslında Kürsi de yoktur, oturmak da yoktur, oturan da yoktur. Yüce Allah'ın şu buyruğunda ol*duğu gibi: "Onlar Allah'ı hakkıyla takdir edemediler. Halbuki arz bütünüyle kı*yamet gününde O'nun kabzasıdır. Gökler ise onun sağ eliyle durulmuştur." (Zü-mer, 39/67). Bu buyrukta da herhangi bir şekilde bir kabza, katlama, sağ el di*ye bir tasavvur söz konusu olamaz. Bu olsa olsa azametini canlandırmak ve maddî bir temsil olsun diyedir. Nitekim Yüce Allah, "Onlar Allah'ı hakkıyla takdir edemediler" buyurmuyor mu?

    2- İlminin genişliğine işarettir. İlme "Kürsi" adı, ilmin mekânının adı ol*ması dolayısıyla verilmiştir.

    3- Mülkünün genişliğine işarettir. Bu ise, hükümdarın kürsisi (tahtı) olan mekânın adı olması dolayısıyla verilmiştir.

    4- Gelen rivayetlere göre yüce Allah Arş'ın önünde bir Kürsi yaratmıştır. Onun da önünde gökler ve arz vardır. Kürsi'nin Arş'a oram en küçük bir şey gibi*dir.

    Durum her ne olursa olsun Kur'an-ı Kerim'de varit olduğu gibi Arş'ın ve Kürsi'nin varlığına iman etmenin vacip olduğu görüşündeyim. Her ikisinin de varlığını inkâr etmek caiz değildir. Çünkü her şey Allah'ın kudreti içerisinde*dir. Gökleri ve yeri, aralarında bulunanı korumak Allah'a ağır gelmez. Aksine bütün bunlar O'nun için pek kolaydır.

    Benzerden, eşten yüce ve münezzehtir; her şeyden daha büyüktür; akıllar, idrakler O'nu kuşatamaz. Zatı Yüce Allah'tan başka kimse onun hakikatini bile*mez. Tıpkı Yüce Allah'ın, "O büyüktür, her şeyden yücedir." (Ra'd, 13/9) buyruğu*na benzemektedir. Yücelikten kasıt, kadrin ve makamın yüceliğidir, mekân yüce*liği değildir. Çünkü Yüce Allah bir mekânda yer tutmaktan münezzehtir. Bazıla*rı da el-Aliyy'i eşyaya galip ve gücü her şeyin üzerinde diye tefsir etmişlerdir. [17]



    Ayetten Çıkan Hüküm Ve Hikmetler


    Bu ayet-i kerime insanın kalbini Allah'ın azameti, heybeti, celâl ve kemali ile doldurur. Yüce Allah'ın ulûhiyyet, egemenlik ve kudretiyle tek başına ve eş*siz olduğunu göstermektedir. O her an kâinatı yönetendir. Yarattıklarının hiç bir şeylerinden gafil değildir. Göklerde ve yerde her şeyin mutlak malikidir. O'nun izni olmadıkça hiç bir kimse şefaate cesaret edemez. Varlık alemindeki her şeyi O bilir. O'nun ilmi küçük büyük mahlûkatm bütün durum ve işlerini kuşatır. Bütün yaratıkların işlerini çekip çevirmesine rağmen, bütün eşyayı kuşatan bilgisine rağmen O, şanı pek yüce olandır. Asla yenik düşürülemeyen, kahir olandır. Kendisinin dışındaki her şey üzerinde, mutlak mülk ve kudret sahibi olan, Azîm olandır. O bakımdan insanların gurura kapılmalarına ve Al*lah'ın azameti önünde büyüklük taslamalarına yer yoktur.


  4. 14.Şubat.2013, 01:17
    2
    Moderatör



    ayetel kürsi açıklaması

    Ayete'l-Kürsi


    255- Allah (ibadete lâyık olan yalnız O'dur). O'ndan başka ilâh yoktur. Hayy'dır, Kayyûm'dur. O'nu ne bir uyuklama alır ne de bir uyku. Gökler*de ve yerde ne varsa hepsi yalnız O'nundur. O'nun izni ile olmaksızın nezdinde kim şefaat edebilir? O önle-rindekini de arkalarmdakini de bilir. O'nun ilminden kendisinin dilediğin*den başka biç bir şeyi kavrayamazlar. O'nun Kûrsisi gökleri ve yeri kucakla*mıştır. Onları koruması O'na ağır gel*mez. O Aliyy'dir, Azîm'dir.



    Belagat:


    Bu ayet-i kerimede, Yüce Allah'ın isimlerinin en güzeli ile başlandığı için hüsnü iftitah (güzel başlangıç) söz konusudur. Bu ayet-i kerimede on sekiz yer*de Allah'ın ismi ya zahiren veya zamir olarak tekrar edilmektedir. Sıfatların tekrar edilmesi ve atıf harfi ile bağlamaksızın cümleleri birbirinden kesmesi suretiyle oluşmuş itnâb sanatı vardır. Çünkü hepsi beyan hükmündedir. Ayrı*ca, "Önlerindekini de arkalanndakini de" buyruğunda tibâk sanatı vardır, el-Bahru'l-Muhlt adlı eserinde (11/281) Ebu Hayyân böyle söylemektedir.

    Ahmed (Allah'ın rahmeti üzerine olsun) de Allah'ın adının geçtiği on yedi yeri saymaktadır. Zahir olan ise on altı tanedir. Bunlar Allah, O, Hayy, Kay-yum, "Onu" kelimesindeki zamir, "O'nundur"daki zamir, "nezdinde" kelimesin*deki zamir, "O'nun izni" ifadesindeki zamir, "bilir" buyruğundaki zamir, "O'nun ilmi" buyruğundaki zamir, "O'nun Kürsisi" buyruğundaki zamir, "O'na ağır gel*mez" buyruğundaki zamir, "O", "Aliyy ve Azîm". Gizli olan ise, "Onları koruma*sı" buyruğunun ihtiva ettiği zamirdir. Çünkü bu mefule izafe edilmiş bir za*mirdir. Bunun da bir faili gerekir ki o da Allah'tır (el-Keşşaf Haşiyesi, 1/292). [11]

    Ayetü’l-Kürsi’nin Fazileti

    Ayetül-Kürsi, Kur'an-ı Kerim ayetlerinin başı ve en büyüğüdür. Resulullah (s.a.)'tan Allah'ın kitabındaki en faziletli ayetin bu olduğuna dair sahih hadis vardır. Yine bu hadise göre Allah'ın ism-i azamı da bu ayettedir. Ebu Bekr Mer-dûveyh senedini kaydederek Ebu Ümame'den Resulullah (s.a.)'a merfu olarak şöyle dediğini kaydetmektedir: "Kendisi zikredilerek dua edildiğinde duaları ka*bul ettiği Allah'ın ism-i azamı üç surededir: Bakara, Âl-i îmran ve Tâ-Hâ." Dımaşk hatibi Hişam b. Amr der ki: Bunlar Bakara suresinde, "Allah; Ondan baş*ka ilâh yoktur. Hayy'dır, Kayyum'dur", Âl-i İmran suresinde, "Elif, Lâm, Mim. Allah; O'ndan başka ilâh yoktur. Hayy'dır, Kayyum'dur", Tâ-Hâ suresinde de, "Yüzler Hayy ve Kayyûm olana zillet ile varırlar." (20/111) buyruklarıdır.

    Surenin faziletine dair daha başka pek çok hadis-i şerif varit olmuştur. Bunlardan birisi şöyledir: "Sözün en üstünü Kur'an, Kur'an'ın en üstünü Baka*ra, Bakara'nm en üstünü Ayetü'l-Kürsi'dir." Bir diğer hadis: "Kim her namazın akabinde Ayetü'l-Kürsi'yi okursa onun ruhunu kabzetmeyi üstlenen celâl ve ikram sahibi olan Allah olur. Şehit düşünceye kadar Allah'ın peygamberleri ile bir*likte savaşanlar gibi olur." Bir diğeri: "Farz olan her bir namazın akabinde Aye-tü'l-Kürsi'yi okuyan kimsenin cennete girmesini engelleyen tek şey ölümdür." [13] Ali (r.a.)'nin de şöyle dediği rivayet edilmektedir: "Ben Peygamberimizi (salat ve selâm ona) minberin tahtaları üzerinde şöyle buyururken dinledim: "Her bir namazın akabinde Ayetü'l-Kürsi'yi okuyanın cennete girmesini engelleyen tek şey ölümdür. Yatağına yattığı vakit kim bu sureyi okursa Allah kendisine, kom*şusuna, komşusunun komşusuna ve etrafındaki bir çok eve eman verir."

    İbni Kesir de der ki: Bu ayet-i kerime bağımsız on cümle ihtiva etmekte*dir. Hepsi de zat-ı ilâhiyye ile alâkalıdır. Bu ayet-i kerime Vâhid ve Ehad ola*nın şanı ve şerefini zikretmektedir.


    Açıklaması


    Bütün mahlûkatın biricik ilâhı Allah'tır. Varlık aleminde hak ile ibadete lâyık, O'ndan başka mabud yoktur. O, Vâhiddir, Ehaddır. Samed'dir, Vacibül-Vücud'dur. Mülkün ve melekûtun sahibidir. Asla ölmeyen Hayy, Bakî ve Dâ-im'dir. Bizatihi O, mahlûkatın işlerini çekip çevirendir. Yüce Allah'ın, "Göğün ve yerin O'nun emri ile ayakta durması da O'nun ayetlerindendir." (Rûm, 30/25) buyruğunda olduğu gibi. Zatında olsun sıfatlarında olsun, fiillerinde ol*sun yarattıklarından hiç bir kimse O'na benzemez. Nitekim Yüce Alah, "O'nun gibi hiç bir şey yoktur. O her şeyi işitendir, her şeyi görendir." (Şûra, 42/11) diye buyurmaktadır.

    "Ne uyku O'nu bürür, ne de uyuklama" söz konusudur. Çünkü O gece ve gündüz vakitlerinde yarattıklarının işlerini yönetmekte, çekip çevirmektedir. Bu cümle ondan önceki cümleleri tekit etmektedir. Eksiksiz, tam anlamıyla ha*yat ve daimilik manasını vurgulamaktadır. Sahih hadiste Ebu Musa'nın şöyle dediği rivayet edilmektedir: Resulullah (s.a.) aramızda hutbe irad etmek üzere kalktı ve dört cümle söyleyerek dedi ki: "Muhakkak Allah uyumaz. O'nun uyu-m t At da gerekmez. Adalet terazisini alçaltır, yükseltir. Gündüzün ameli gecenin amelinden önce, gecenin ameli de gündüzün amelinden önce O'na yükseltilir. O'nun hicabı nur veya nardır. Eğer o hicabını açacak olsa, O'nun zatının parıl*tıları mahlûkatından gözünün değdiği her şeyi yakardı."

    Göklerde ve yerde bulunan her şey O'nun yaratıklarıdır, O'nun mülkünde-dir. O'nun meşietine boyun eğer, O'nun kahır ve saltanatının egemenliği altında*dır. Yüce Allah'ın şu buyruğunda dile getirildiği gibi: "Göklerle yerde olanların hepsi Rahman'a ancak kul olarak gelirler. Andolsun ki hepsini kuşatmış, onları tek tek saymıştır. Hepsi kıyamet gününde O'na yalnız gelirler." (Meryem, 19/93-95). Bu cümle de onun kayyûmiyetini ve ulûhiyyette tekliğini tekit etmektedir.

    Yüce Allah'ın azamet, celâl ve kibriyasının bir yönü de şefaat hususunda kendisine izin verilmedikçe hiç bir kimsenin onun nezdinde şefaat etme cesare*tini gösteremeyeceğidir. Şu buyruklarda dile getirildiği gibi: "Göklerde nice me*lek vardır ki Allah'ın dileyip razı olduğu kimseye izin vermeden evvel şefaatleri hiç bir şeye yaramaz." (Necm, 53/26); "Ancak O'nun razı olacağı kimselere şefa*at edebilirler." (Enbiya, 21/28); "O gün gelince Allah'ın izni olmaksızın hiç bir kimse söz söyleyemez." (Hud, 11/105). Şefaat ile ilgili hadis-i şerifte de Hz. Pey*gamber şöyle buyurmaktadır: "Arşın altına gelir secdeye kapanırım. Allah beni bu halimde dilediği kadar bırakır. Sonra, "Başını kaldır" denilir. "Söyle, sözün dinlenir, şefaat et şefaatin kabul olunur." (Hz. Peygamber) buyurdu ki: Benim için bir sınır tespit edilir ve ben o kimseleri cennete sokarım." Bu, mülk ve ege*menlikte Allah'ın tek başına olduğunun delilidir.

    Allah ilmiyle bütün kâinatı, geçmişiyle, hali hazırdaki durumuyla ve gele*ceği ile kuşatıcıdır. Dünyanın da ahiretin de her türlü işini bilendir. Nitekim meleklerden haber verirken şöyle buyurmaktadır: "Biz ancak senin Rabbinin emriyle ineriz. Önümüzde, arkamızda ve bunun arasında ne varsa hepsi yalnız O'nundur. Rabbin unutkan değildir." (Meryem, 19/64). Kuş gagasını denize dal*dırınca Hızır (a.s.) Musa (a.s.)'ya şöyle demişti: "Benim de ilmim senin de ilmin Allah'ın ilminden ancak şu kuşun bu denizden eksilttiği kadarını eksiltir (yani hiç eksiltmez)".

    Aziz ve Celil olan Allah'ın bildirmesi, X>'nun muttali kılması dışında hiç bir kimse Allah'ın ilminden bir şey bilemez. Bunlardan bir tanesi de şefaattir. Şefaat Yüce Allah'ın iznine bağlıdır. O'nun izin vermesi ise ancak O'nun tara*fından gelecek vahiy iledir.

    Yüce Allah'ın mülkü ve kudreti geniş ve kuşatıcıdır. Yer kıyamet gününde bütünüyle O'nun avucu içinde olacaktır. Gökler de sağında durulmuş olacaktır. O'nun ümi göklerde ve yerde bulunan her şeyi kuşatır. Küçük olsun büyük ol*sun, önemli olsun azametli olsun her şeyi bilir. Bir şeyi işitmesi başka bir şeyi işitmekten ve bir işle uğraşması başka bir işle uğraşmaktan O'nu alıkoymaz. Hiç bir iş O'na güç ve ağır gelmez.

    Zemahşerî Yüce Allah'ın, "Onun Kürsisi gökleri ve yeri kuşatmıştır." buy*ruğu ile ilgili dört açıklama kaydeder.[16]

    1- O'nun Kürsisi, genişliği ve yayılmışlığı dolayısıyla göklerden ve yerden daha dar değildir. Bu ancak Kürsi'nin azametini ifade etmek ve bunun azame*tini zihinlerde canlandırmak için çizilen bir tablodur. Ortada aslında Kürsi de yoktur, oturmak da yoktur, oturan da yoktur. Yüce Allah'ın şu buyruğunda ol*duğu gibi: "Onlar Allah'ı hakkıyla takdir edemediler. Halbuki arz bütünüyle kı*yamet gününde O'nun kabzasıdır. Gökler ise onun sağ eliyle durulmuştur." (Zü-mer, 39/67). Bu buyrukta da herhangi bir şekilde bir kabza, katlama, sağ el di*ye bir tasavvur söz konusu olamaz. Bu olsa olsa azametini canlandırmak ve maddî bir temsil olsun diyedir. Nitekim Yüce Allah, "Onlar Allah'ı hakkıyla takdir edemediler" buyurmuyor mu?

    2- İlminin genişliğine işarettir. İlme "Kürsi" adı, ilmin mekânının adı ol*ması dolayısıyla verilmiştir.

    3- Mülkünün genişliğine işarettir. Bu ise, hükümdarın kürsisi (tahtı) olan mekânın adı olması dolayısıyla verilmiştir.

    4- Gelen rivayetlere göre yüce Allah Arş'ın önünde bir Kürsi yaratmıştır. Onun da önünde gökler ve arz vardır. Kürsi'nin Arş'a oram en küçük bir şey gibi*dir.

    Durum her ne olursa olsun Kur'an-ı Kerim'de varit olduğu gibi Arş'ın ve Kürsi'nin varlığına iman etmenin vacip olduğu görüşündeyim. Her ikisinin de varlığını inkâr etmek caiz değildir. Çünkü her şey Allah'ın kudreti içerisinde*dir. Gökleri ve yeri, aralarında bulunanı korumak Allah'a ağır gelmez. Aksine bütün bunlar O'nun için pek kolaydır.

    Benzerden, eşten yüce ve münezzehtir; her şeyden daha büyüktür; akıllar, idrakler O'nu kuşatamaz. Zatı Yüce Allah'tan başka kimse onun hakikatini bile*mez. Tıpkı Yüce Allah'ın, "O büyüktür, her şeyden yücedir." (Ra'd, 13/9) buyruğu*na benzemektedir. Yücelikten kasıt, kadrin ve makamın yüceliğidir, mekân yüce*liği değildir. Çünkü Yüce Allah bir mekânda yer tutmaktan münezzehtir. Bazıla*rı da el-Aliyy'i eşyaya galip ve gücü her şeyin üzerinde diye tefsir etmişlerdir. [17]



    Ayetten Çıkan Hüküm Ve Hikmetler


    Bu ayet-i kerime insanın kalbini Allah'ın azameti, heybeti, celâl ve kemali ile doldurur. Yüce Allah'ın ulûhiyyet, egemenlik ve kudretiyle tek başına ve eş*siz olduğunu göstermektedir. O her an kâinatı yönetendir. Yarattıklarının hiç bir şeylerinden gafil değildir. Göklerde ve yerde her şeyin mutlak malikidir. O'nun izni olmadıkça hiç bir kimse şefaate cesaret edemez. Varlık alemindeki her şeyi O bilir. O'nun ilmi küçük büyük mahlûkatm bütün durum ve işlerini kuşatır. Bütün yaratıkların işlerini çekip çevirmesine rağmen, bütün eşyayı kuşatan bilgisine rağmen O, şanı pek yüce olandır. Asla yenik düşürülemeyen, kahir olandır. Kendisinin dışındaki her şey üzerinde, mutlak mülk ve kudret sahibi olan, Azîm olandır. O bakımdan insanların gurura kapılmalarına ve Al*lah'ın azameti önünde büyüklük taslamalarına yer yoktur.





+ Yorum Gönder