Konusunu Oylayın.: Ahzab süresi 33.ayeti açıklarmısınız. Sadece peygamber eşlerine mi geçerlidir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Ahzab süresi 33.ayeti açıklarmısınız. Sadece peygamber eşlerine mi geçerlidir?
  1. 10.Aralık.2012, 21:25
    1
    Misafir

    Ahzab süresi 33.ayeti açıklarmısınız. Sadece peygamber eşlerine mi geçerlidir?






    Ahzab süresi 33.ayeti açıklarmısınız. Sadece peygamber eşlerine mi geçerlidir? Mumsema Selamünaleyküm. Soru: Ahzab süresi 33.ayeti açıklarmısınız. Sadece peygamber eşlerine mi geçerlidir.


  2. 10.Aralık.2012, 21:25
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    Selamünaleyküm. Soru: Ahzab süresi 33.ayeti açıklarmısınız. Sadece peygamber eşlerine mi geçerlidir.


    Benzer Konular

    - Ahzab Süresi 51. Ayetin meali ve tefsiri hakkında bilgi?

    - Ahzab süresi - resimli

    - Ahzab süresi nedir?

    - Peygamber efendimizin eşlerine karşı davranışları

    - Ahzâb Sûresi 53. Ayeti Nasıl Anlamalıyız?

  3. 11.Aralık.2012, 01:05
    2
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,585
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 335
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: Ahzab süresi 33.ayeti açıklarmısınız. Sadece peygamber eşlerine mi geçerlidir?




    [FONT=trebuchet ms]Hz. Peygamberin Ehl-i Beytinin Özellikleri:


    31- Sizden kim de Allah'a ve Rasulüne itaat etmeye devam eder ve salih amel işlerse, ona da mükâ*fatını iki kat veririz. Ayrıca biz böy*le kimseler için değerli bir rızık ha*zırladık.

    32- Ey Peygamber'in hanımları! Siz*ler kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz. Eğer gerçekten Allah'tan korkuyorsanız (yabancı erkeklerle konuşurken) çekici bir eda ile ko*nuşmayın. Yoksa kalbinde hastalık bulunan kimse arzu duyar. Siz ciddi söz söyleyin.

    33- Evlerinizde oturun. Önceki ca*hiliye devri kadınlarının açılıp sa*çılması gibi açılıp saçılmayın. Na*maz kılın, zekât verin. Allah'a ve Peygamber'ine itaat edin. Ey Pey*gamber ailesi! Şüphesiz Allah sizi günah ve kötülüklerden arındırıp tertemiz kılmak ister.

    34- Evlerinizde okunan Allah'ın ayetlerini ve hikmeti hatırlayın. Şüphesiz Allah Latiftir (herşeyin inceliğini bilir), Habîr'dir (herşeyden haberdardır).



    Belagat:


    "Cahiliye devri kadınlarının açılıp saçılması gibi açılıp saçılmayın." teşbih-i beliğdir. Cahiliye ehlinin açılıp-saçılması gibi demektir. Benzetme edatı ile benzetme yönü hazfedilmiştir.

    "Allah'a ve Peygamber'ine itaat edin." ifadesi "Namaz kılın, zekât ve*rin." ifadesinden sonra umumi olanın özel olana atfıdır. Zira taat, bütün emir ve nehiyleri ihtiva etmektedir.

    "Ey Peygamber ailesi! Şüphesiz Allah sizi günah ve kötülüklerden arındırıp tertemiz kılmak ister." ifadesi istiaredir. "Rics: kirlilik" kelimesi günahlar ve masiyetler için, "tuhr: temizlik" kelimesi takva için kullanıldı. Zira isyankârın arzı kirli, takva sahibinin arzı temiz elbise gibi tertemizdir. [54]



    Kelime ve İbareler:


    "Sizden" Peygamber hanımlarından "kim Allah'a ve Rasulüne itaat et*meye devam ederse" huşu duyar, boyun eğer ve taat üzere devam ederse, "ve salih amel işlerse, ona da mükâfatını iki kat" diğer kadınların sevabı*nın iki mislini "veririz." Peygamber hanımlarına bir defa taat sebebiyle, bir defa da kanaat ve güzel geçim suretiyle Hz. Peygamber (s.a.)'in rızasını ta*lep etmek sebebiyle iki kat ecir veririz. "Ayrıca biz böyle kimseler için" bü*tün ayıplardan ve âfetlerden salim olarak bu kimselerin ecirlerine ilâve olarak cennette "değerli bir rızık hazırladık."

    "Ey Peygamberin hanımları! Sizler kadınlardan herhangi biri gibi de*ğilsiniz." Faziletli olma konusunda kadın topluluklarından herhangi bir topluluk gibi değilsiniz. Üstün meziyetler hususunda kadınlar topluluğu içinde sizin benzeriniz yoktur. "Ehad" kelimesinin aslı "vahid: bir" mana-sındaki "vahad" kelimesidir. Sonra genel olumsuzluk için, hiçbir veya tek bir manasında kullanılır oldu. Olumsuzlukta müzekker, müennes, müfred, tesniye ve cemi için aynı şekilde ve eşit olarak kullanılır. "Siz takva sahibi olursanız," Allah'tan hakkıyla korkarsanız, dolayısıyla O'nun hükmüne ay*kırı davranmazsanız ve Rasulünü razı ederseniz yabancı erkeklerle konu*şurken hayasızlık şüphesi veren kadınlar gibi "çekici bir eda ile konuşma*yın. Yoksa kalbinde hastalık", fasıkhk, hayasızlık ve şüpheli şeyler arzusu "bulunan kimse tamaha düşer. Siz ciddi söz söyleyin." Hiçbir kimseyi kötü arzulara düşürmeksizin, kuşkulu tavırlardan uzak, çekici bir eda olmaksı*zın normal, iyi ve ciddi konuşun.

    "Evlerinizde oturun." "Karne" kelimesinin aslı "akrarne'dir. Yani evle*rinizden ayrılmayın, demektir. Bu kelime, oturdu manasmdadır. "Ve-lâ te-berracne: Lâ teteberracne" demektir. Teberrüc; kadının güzelliklerinden ör*tülmesi gereken yerleri yabancı erkeklere göstermesi, demektir. "Önceki cahiliye devri kadınlarının açılıp saçılması gibi açılıp saçılmayın." Kadın*ların erkeklere güzelliklerini göstermesi gibi İslâm'dan önceki cehalet dev*rindeki gibi açılıp saçılmayın. Bütün emir ve nehiylerde "Allah'a ve Rasulüne itaat edin. Ey Peygamber ailesi!" Ey Peygamber'in hanımları "Şüphesiz Allah sizi kirlerden" günah, hata ve ırzı lekeleyen noksanlıklar*dan "arındırıp" sizi masiyetlerden "tertemiz kılmak ister." Beyzavî diyor ki: Şia'nın Ehl-i Beyti sadece Hz. Fatıma ve Hz. Ali ile oğulları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyn'e tahsis edip bu ayeti onların masum olduklarına delil sayma*ları ve onların icmaımn hüccet olduğunu söylemeleri zayıf bir görüştür. Zi*ra Ehl-i Beyt ifadesinin onlara tahsis edilmesi ayetin öncesi ve sonrası ile uyuşmamaktadır. Peygamberimiz (s.a.)'in Hz. Fatıma, Hz. Ali ve çocukları*nı bir örtünün içine alması ile ilgili hadis-i şerif onların Ehl-i Beyt'ten olduklarını ifade eder, başkalarının Ehl-i Beyt'e dahil olmadığını ifade etmez.

    "Evlerinizde okunan Allah'ın ayetlerini ve hikmeti hatırlayın." Yani ka*dınlara okunan ayetlerle öğüt verin ve sizi Peygamber'in ehl-i beyti kılma*sı, sizi vahyin beşiğinde kılması gibi imanın kuvvetli olmasını ve ibadete karşı daha çok gayretli olmayı gerektiren Allah'ın üzerinizdeki nimetlerini hatırlayın. Ayetteki "hikmet" Muhammed Mustafa (s.a.)'in hadis-i şerifleri*dir. "Şüphesiz ki Allah Latiftir," Allah dostlarına ve kendisine itaatte bulu*nanlara yumuşak davranır. "Habir'dir." Bütün mahlukatmdan gayet haber*dardır, gayet iyi bilir, dinimizi ve dünyamızı ıslah edecek şeyleri emreder. [55]



    Ayetler Arası İlişki:


    Allah'ın adaleti ve rahmeti fazla ceza gibi fazla sevap bulunmasını da gerekli kılmaktadır. Cenab-ı Hak Hz. Peygamber (s.a.)'in hanımlarının ha*yasızlık işlemeleri durumunda kendilerine kat kat azap verileceğini zikret*tikten sonra onların bazı özelliklerini zikretti. Bunlardan,

    Birincisi: Salih amel işlemeleri durumunda kat kat sevap verilmesi, cennette kendileri için değerli rızıkların hazırlanması.

    İkincisi: Hz. Peygamber'in hanımlarının diğer bütün kadınlardan farklı oluşları,

    Üçüncüsü: Kendilerine güçlü söz söylemelerinin ve yabancı erkeklere yumuşak konuşmamalarının emredilmesi,

    Dördüncüsü: Evlerinde oturmalarının emredilmesi, açılıp saçılmaları*nın yasaklanması,

    Beşincisi: Namaz kılma, zekât verme, emrettiği ve nehyettiği husus*larda Allah'a ve Rasulüne (s.a.) itaat etme suretiyle taata devam etmeleri*nin istenmesi,

    Altıncısı: Günahlardan ve masiyetten ırz ve şerefi korumanın, takva ile süslenmenin gerçekleştirilmesi,

    Yedincisi: Başkalarına Kur'an'ı ve Sünnet-i Nebeviyye'yi öğretmeleri*nin emredilmesi ve Allah Tealâ'nm üzerlerindeki nimetlerini hatırlamala*rının emredilmesi. [56]



    Açıklaması:


    1- Kat kat sevap verilmesi: "Sizden kim Allah'a ve Rasulüne itaat et*meye devam eder ve salih amel işlerse ona mükâfatını iki kat veririz. Ayrıca biz böyle kimseler için değerli bir rızık hazırladık."

    Yani içinizden kim Allah ve Rasulüne itaat eder, bütün azaları Allah için ürperir, Rabbinin emrine icabet eder, salih amel işlerse; Peygamber'in Ehl-i Beyt'inden ve hane halkından olması sebebiyle ecir ve sevabı iki defa

    veririz. Buna ilâve olarak böyle kimseler için ayıplar, noksanlıklar bulunan dünya rızıklarının aksine ahirette ve cennette hiçbir aybı ve kusuru olma*yan, hiçbir kimsenin minneti olmayan ve kendi kendine gelen değerli bir rızık vardır. Bundan dolayı dünyada "kerîm: çok ikram sever" vasfı ile ha*kiki ve mükemmel bir vasıf olarak sadece Rezzak olan Cenab-ı Hak tavsif olunabilir. Ahirette de rızkın bizzat kendisi "kerîm: değerli" vasfıyla tavsif olunmaktadır.

    Dikkat edilirse Cenab-ı Hak ecir verilmesi durumunda bu ecri verenin (Allah'ın) açıkça ifade edilmesi için "nü'tihî: veririz" ifadesi kullanılmıştır. Bir önceki ayette azap verilmesi durumunda mükemmel rahmete ve kere*me işaret olması için azap veren, açıkça ifade edilmemiş "yüdâaf' kelimesi kullanılmıştır. Çünkü kerîm: iyikliksever kimse fayda verme durumunda kendisini ve fiilini ortaya koyar. Sıkıntı ve zarar verme durumunda kendi*sini zikretmez.[57]

    2- Peygamberimiz (s.a.)'in hanımlarının diğer bütün hanımlardan farklı oluşu: "Ey Peygamberin hanımları! Sizler kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz."

    Ey Peygamber'in eşleri! Sizin bütün müminlerin anneleri olmanız, peygamberlerden en hayırlısının eşleri olmanız, sizin evinizde ve sizin hak*kınızda Kur'an'm inmesi sebebiyle fazilet, mertebe, şeref ve itibar konusun*da kadınlar topluluğu içinde sizin hiçbir benzeriniz yoktur. Bu ifade aynen Arapların, falan, insanlardan (sıradan) biri gibi değildir, sözüne benzemek*tedir. Bunun manası bu kimsede başkasında bulunmayan daha hususî bir vasıf, meziyet ve fazilet vardır, demektir. Hz. Peygamber'in hanımları da böyledir. Onların şerefi Buhari-Müslim hadisinde: "Ben onlardan biri gibi değilim." diyen Hz. Peygamber (s.a.)'in yüce mertebesinden kaynaklan*maktadır.

    3- Yumuşak söz söylemelerinin yasaklanması: "Eğer takva sahibi ol*mak istiyorsanız, çekici bir eda ile konuşmayın. Yoksa kalbinde hastalık bu*lunan kimse arzu duyar. Siz ciddi söz söyleyin."

    Yani siz takvayı isterseniz, yahut Allah'ın hükmüne ve Rasulünün (s.a.) rızasına aykırı davranmaktan sakınan kimseler iseniz[58] erkeklerle konuşurken yumuşak ve ince konuşmayın. Sözleriniz ciddi, ihtiyatlı ve güçlü olsun. Böylece kalbinde kuşkuya, fasıklığa ve hayasızlığa meyil olan kimse ihaneti arzu etmemiş olur. Siz sesinde eğme bükülme olmayan, kuş*kudan uzak kocalarınıza hitap ettiğinizden farklı olarak normal, alışılage*len ciddi söz söyleyin.

    Bu yasaklama Hz. Peygamber (s.a.)'in hanımları için böyle bir duru*mun ihtimal dahilinde olduğu manasına gelmez. Bundan murad onların en yüce faziletlere ve bu faziletli amelleri uygulamaya teşvik etmektir.

    Cenab-ı Hak, Hz. Peygamber (s.a.)'in hanımlarını hayasızlıktan, yani çirkin fiillerden menedince bunun ilk adımı olan, kalbinde hayasızlık, fa-sıklık ve münafıklığa meyil olan kimsenin kötü anlayışına sebep olacak şe*kilde kuşkulu ve karşı tarafa arzu verici tarzda yabancı erkeklerle konuş*maktan da menetti.

    Ümmetin hanımları Allah Tealâ'nın emrettiği bu edeplerde Hz. Pey*gamber (s.a.)'in hanımlarına tabidirler. Kısaca; kadın yabancı erkeklerle kocasıyla konuşur gibi konuşmayacaktır.

    "Eğer gerçekten Allah'tan korkuyorsanız" ifadesi,

    a) Ya "Siz gerçekten Allah'tan korkuyorsanız, kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz" manasında bu cümleden önceki cümleye bağlıdır. Zira Allah katında en üstün olanlar Allah'tan en çok korkanlardır.

    b) Yahut "Gerçekten Allah'tan korkuyorsanız (yabancı erkeklerle ko*nuşurken) çekici bir eda ile konuşmayın" manasında kendisinden sonraki cümleye bağlıdır.

    c) "İn ittekaytünne" kelimesinin "yabancı erkeklerden biriyle karşılaş*tığınız zaman" manasında olması da doğrudur. Zira "itteka" kelimesinin karşılaştı manasında kullanılması Arap dilinde bilinen bir kullanış tarzıdır.

    Ebu Hayyan şöyle diyor: Bu mana Hz. Peygamber (s.a.)'in hanımlarını medhetme hususunda daha beliğdir. Zira bu durumda onların ne faziletli oluşları, ne de yabancı erkeklerle çekici eda ile konuşmalarının yasaklan*ması takvaya bağlanmamaktadır. Çünkü onlar kendi nefislerinde gerçek*ten Allah'tan korkan (müttekî) hanımlardır. Yapılan nehyin takvaya bağlanması zahiri itibariyle kendilerinin takva ile muttasıf olmamalarını gerektirmektedir.[59]

    "Maraz: hastalık" kelimesiyle anlatılmak istenen husus hayasızlık ar*zusu veya meyli demektir. Bu da fasıklık ve kötü sözdür. En doğru olan mana da budur. Bu ayette münafıklığın yeri ve ilgisi yoktur.

    4- Evlerde oturmanın emredilmesi ve açık-saçıklığın yasaklanması: "Evlerinizde oturun. Önceki cahiliye devri kadınlarının açılıp-saçılması gi*bi açılıp-saçılmayın."

    Yani evlerinizden ayrılmayın. İhtiyaç olmaksızın dışarı çıkmayın. Tir-mizî ve Bezzar'ın Abdullah b. Mes'ud'dan rivayet ettikleri bir hadis-i şerif*te Peygamberimiz (s.a.) şöyle buyurmaktadır: "Kadın avrettir. Evinden dı*şarı çıktığı zaman şeytan onu izler. Rabbinin rahmetine en yakın olduğu yer evinin dip köşesidir."

    Yine Ebu Davud'un naklettiği bir hadis-i şerifte Peygamberimiz (s.a.)

    şöyle buyurmuştur: "Kadının gizli bir yerde kıldığı namazı, özel odasında kıldığı namazından daha efdaldir. Özel odasında kıldığı namazı, evinde açıktan kıldığı namazından daha efdaldir."

    Kadınların mescidlere çıkması genç kızlar için caiz olmasa da yaşlı ka*dınlar için caizdir. Bunun delili İmam Ahmed ve Müslim'in İbni Ömer'den rivayet ettiği Peygamberimiz (s.a.)'in: "Allah'ın kadın kullarını Allah'ın mescidlerinden alıkoymayın. Kadınlar -mescide giderken- tanınmayacak şekilde çıksınlar."

    İslâm'dan önceki eski cahiliye dönemindeki kadınların açılıp saçılması gibi açılıp saçılmayın. Cahiliye: İslâm'dan önceki kâfirlerin yoludur. Teber-rüc: Kadının başındaki başörtüsünü bağlamadan atması, boynunu, küpelerini ve gerdanlıklarını ortaya koymak suretiyle göğüs ve gerdan gibi vücudunun güzel yerlerini ve ziynetlerini yabancı erkeklerin bakışına sun*masıdır.

    5- Allah ve Rasulüne taatın devam etmesi: "Namaz kılın, zekât verin. Allah'a ve Peygamber'ine itaat edin."

    Cenab-ı Hak, Hz. Peygamber (s.a.)'in hanımlarına ciddi söz (hayırlı, alışılagelen güzel iyi söz) söylemelerini emrettikten sonra evlerinde otur*maları gibi kadınlara uygun davranışları beyan etti. Cenab-ı Hak daha sonra şerli davranışları yasakladı. Onlara namazı dosdoğru kılmalarını (namazı huşu içerisinde, rükün ve şartlarını tam anlamıyla yerine getir*mek suretiyle şer'an istenen şekilde eda etmelerini), zekât vermelerini (şer'an farz olan miktarda -zenginlerden fakirlere- yapılan iyilik şeklindeki bu emri yerine getirmelerini), emrettiği ve nehyettiği her konuda Allah'a ve Rasulüne itaat etmelerini emretti.

    Allah Tealâ namaz ve zekâtın önemi, değeri ve büyük sonuçları sebe*biyle bu iki ibadeti özellikle zikretti. Birincisi, gönül temizliği ve dinin dire*ğidir. İkincisi, mal temizliği ve fakirliğe karşı koyma yoludur. Bu iki ibadet bedeni ve malî taatin temel iki direğidir.

    "Allah'a ve Rasulüne itaat edin." ifadesi umumi olanın hususî olana atfı babındandır. Zira mükellefiyet sadece namaz ve zekâta ait değildir. Mükellefiyet Allah Tealâ'nın emrettiği ve nehyettiği her şeyi içine almakta*dır. Allah'ın emriyle Rasulünün emri birdir.

    6- Yüksek itibarın gerçekleşmesi: "Ey Peygamber ailesi! Şüphesiz Al*lah, sizi günah ve kötülüklerden arındırıp tertemiz kılmak ister."

    Yani bu emir, nehiy ve öğütlerin sebebi sadece sizden günahı gider*mek, sizi masiyet ve günahların kirinden arındırmak için kalplerinizi iman nuruyla imar etmektir.

    Ayetteki "rics: kirlilik" kelimesi günahlar için, "tuhr: temizlik" kelimesi takva içindir. Zira masiyetleri işleyenin benliği, kişiliği, kalbi bu masiyetlerle, maddî pisliklerle bedenin pislendiği gibi kirlenmekte, bu taatlerle bir*likte de temiz elbise gibi tertemiz olarak kalmaktadır. Bu istiarede Allah'ın nehyettiği şeylerden nefret ettirme, Allah'ın emrettiği şeylere teşvik etme vardır. "Rics: kirlilik" kelimesi günah, azab, necaset ve noksanlıklar için kullanılmaktadır. Allah bütün bunları Ehl-i Beyt'ten gidermektedir.

    Ehl-i Beyit: Hz. Peygamber (s.a.)'le sıkı irtibat içinde bulunan eşler ve akrabaların tamamıdır. Emirlerin bunlara tevcih edilmesi, bunların üm*metin önderleri olması dolayısıyladır. İmam Ahmed ve Tirmizî, Enes b. Malik (r.a.)'den naklettiğine göre Rasulullah (s.a.) altı ay boyunca sabah namazına çıktığı zaman Hz. Fatıma (r.a.)'mn kapısına uğrar ve şöyle derdi: "Namaz ey Ehl-i Beyti Şüphesiz Allah sizi günah ve kötülüklerden arındı*rıp tertemiz kılmak ister."

    7- Kur'an ve sünnetin öğretilmesinin emredilmesi ve nimetlerin hatır*latılması: "Evlerinizde okunan Allah'ın ayetlerini ve hikmeti hatırlayın. Şüphesiz Allah Latiftir, Habîr'dir."

    Yani evlerinizin vahiy beşiği kılınması gibi Allah'ın üzerinizdeki ni*metlerini hatırlayın. Burada okunan Allah'ın Kur'an'ındaki ayetlerini ve Rasulullah (s.a.)'e inen sonsuz hikmet, hükümler, ilimler ve şer'î esasları sakın unutmayın. Bununla amel edin ve bunu öğretin. Şüphesiz ki O La*tiftir (her şeyin inceliğini bilir). Size faydalı olan ve sizin dininizde size ya*rarlı olacak şeylerden gayet haberdardır. Bunu sizin üzerinize indirdi. Ayetleri ve şer'î esasları sizin evlerinizde kıldı. Sizi Rasulullah (s.a.)'in ha*nımları olarak seçti. Onun, fiili gayet hassas ve ince olup bilgisi her şeye ulaşır.

    Burada taatte bulunmaya ve şer'î mükellefiyetlere sarılmaya teşvik etme; isyanda bulunmak, aykırı davranmak ve masiyetleri işlemekten nef*ret ettirme amacı bulunmaktadır. [60]


  4. 11.Aralık.2012, 01:05
    2
    Moderatör



    [FONT=trebuchet ms]Hz. Peygamberin Ehl-i Beytinin Özellikleri:


    31- Sizden kim de Allah'a ve Rasulüne itaat etmeye devam eder ve salih amel işlerse, ona da mükâ*fatını iki kat veririz. Ayrıca biz böy*le kimseler için değerli bir rızık ha*zırladık.

    32- Ey Peygamber'in hanımları! Siz*ler kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz. Eğer gerçekten Allah'tan korkuyorsanız (yabancı erkeklerle konuşurken) çekici bir eda ile ko*nuşmayın. Yoksa kalbinde hastalık bulunan kimse arzu duyar. Siz ciddi söz söyleyin.

    33- Evlerinizde oturun. Önceki ca*hiliye devri kadınlarının açılıp sa*çılması gibi açılıp saçılmayın. Na*maz kılın, zekât verin. Allah'a ve Peygamber'ine itaat edin. Ey Pey*gamber ailesi! Şüphesiz Allah sizi günah ve kötülüklerden arındırıp tertemiz kılmak ister.

    34- Evlerinizde okunan Allah'ın ayetlerini ve hikmeti hatırlayın. Şüphesiz Allah Latiftir (herşeyin inceliğini bilir), Habîr'dir (herşeyden haberdardır).



    Belagat:


    "Cahiliye devri kadınlarının açılıp saçılması gibi açılıp saçılmayın." teşbih-i beliğdir. Cahiliye ehlinin açılıp-saçılması gibi demektir. Benzetme edatı ile benzetme yönü hazfedilmiştir.

    "Allah'a ve Peygamber'ine itaat edin." ifadesi "Namaz kılın, zekât ve*rin." ifadesinden sonra umumi olanın özel olana atfıdır. Zira taat, bütün emir ve nehiyleri ihtiva etmektedir.

    "Ey Peygamber ailesi! Şüphesiz Allah sizi günah ve kötülüklerden arındırıp tertemiz kılmak ister." ifadesi istiaredir. "Rics: kirlilik" kelimesi günahlar ve masiyetler için, "tuhr: temizlik" kelimesi takva için kullanıldı. Zira isyankârın arzı kirli, takva sahibinin arzı temiz elbise gibi tertemizdir. [54]



    Kelime ve İbareler:


    "Sizden" Peygamber hanımlarından "kim Allah'a ve Rasulüne itaat et*meye devam ederse" huşu duyar, boyun eğer ve taat üzere devam ederse, "ve salih amel işlerse, ona da mükâfatını iki kat" diğer kadınların sevabı*nın iki mislini "veririz." Peygamber hanımlarına bir defa taat sebebiyle, bir defa da kanaat ve güzel geçim suretiyle Hz. Peygamber (s.a.)'in rızasını ta*lep etmek sebebiyle iki kat ecir veririz. "Ayrıca biz böyle kimseler için" bü*tün ayıplardan ve âfetlerden salim olarak bu kimselerin ecirlerine ilâve olarak cennette "değerli bir rızık hazırladık."

    "Ey Peygamberin hanımları! Sizler kadınlardan herhangi biri gibi de*ğilsiniz." Faziletli olma konusunda kadın topluluklarından herhangi bir topluluk gibi değilsiniz. Üstün meziyetler hususunda kadınlar topluluğu içinde sizin benzeriniz yoktur. "Ehad" kelimesinin aslı "vahid: bir" mana-sındaki "vahad" kelimesidir. Sonra genel olumsuzluk için, hiçbir veya tek bir manasında kullanılır oldu. Olumsuzlukta müzekker, müennes, müfred, tesniye ve cemi için aynı şekilde ve eşit olarak kullanılır. "Siz takva sahibi olursanız," Allah'tan hakkıyla korkarsanız, dolayısıyla O'nun hükmüne ay*kırı davranmazsanız ve Rasulünü razı ederseniz yabancı erkeklerle konu*şurken hayasızlık şüphesi veren kadınlar gibi "çekici bir eda ile konuşma*yın. Yoksa kalbinde hastalık", fasıkhk, hayasızlık ve şüpheli şeyler arzusu "bulunan kimse tamaha düşer. Siz ciddi söz söyleyin." Hiçbir kimseyi kötü arzulara düşürmeksizin, kuşkulu tavırlardan uzak, çekici bir eda olmaksı*zın normal, iyi ve ciddi konuşun.

    "Evlerinizde oturun." "Karne" kelimesinin aslı "akrarne'dir. Yani evle*rinizden ayrılmayın, demektir. Bu kelime, oturdu manasmdadır. "Ve-lâ te-berracne: Lâ teteberracne" demektir. Teberrüc; kadının güzelliklerinden ör*tülmesi gereken yerleri yabancı erkeklere göstermesi, demektir. "Önceki cahiliye devri kadınlarının açılıp saçılması gibi açılıp saçılmayın." Kadın*ların erkeklere güzelliklerini göstermesi gibi İslâm'dan önceki cehalet dev*rindeki gibi açılıp saçılmayın. Bütün emir ve nehiylerde "Allah'a ve Rasulüne itaat edin. Ey Peygamber ailesi!" Ey Peygamber'in hanımları "Şüphesiz Allah sizi kirlerden" günah, hata ve ırzı lekeleyen noksanlıklar*dan "arındırıp" sizi masiyetlerden "tertemiz kılmak ister." Beyzavî diyor ki: Şia'nın Ehl-i Beyti sadece Hz. Fatıma ve Hz. Ali ile oğulları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyn'e tahsis edip bu ayeti onların masum olduklarına delil sayma*ları ve onların icmaımn hüccet olduğunu söylemeleri zayıf bir görüştür. Zi*ra Ehl-i Beyt ifadesinin onlara tahsis edilmesi ayetin öncesi ve sonrası ile uyuşmamaktadır. Peygamberimiz (s.a.)'in Hz. Fatıma, Hz. Ali ve çocukları*nı bir örtünün içine alması ile ilgili hadis-i şerif onların Ehl-i Beyt'ten olduklarını ifade eder, başkalarının Ehl-i Beyt'e dahil olmadığını ifade etmez.

    "Evlerinizde okunan Allah'ın ayetlerini ve hikmeti hatırlayın." Yani ka*dınlara okunan ayetlerle öğüt verin ve sizi Peygamber'in ehl-i beyti kılma*sı, sizi vahyin beşiğinde kılması gibi imanın kuvvetli olmasını ve ibadete karşı daha çok gayretli olmayı gerektiren Allah'ın üzerinizdeki nimetlerini hatırlayın. Ayetteki "hikmet" Muhammed Mustafa (s.a.)'in hadis-i şerifleri*dir. "Şüphesiz ki Allah Latiftir," Allah dostlarına ve kendisine itaatte bulu*nanlara yumuşak davranır. "Habir'dir." Bütün mahlukatmdan gayet haber*dardır, gayet iyi bilir, dinimizi ve dünyamızı ıslah edecek şeyleri emreder. [55]



    Ayetler Arası İlişki:


    Allah'ın adaleti ve rahmeti fazla ceza gibi fazla sevap bulunmasını da gerekli kılmaktadır. Cenab-ı Hak Hz. Peygamber (s.a.)'in hanımlarının ha*yasızlık işlemeleri durumunda kendilerine kat kat azap verileceğini zikret*tikten sonra onların bazı özelliklerini zikretti. Bunlardan,

    Birincisi: Salih amel işlemeleri durumunda kat kat sevap verilmesi, cennette kendileri için değerli rızıkların hazırlanması.

    İkincisi: Hz. Peygamber'in hanımlarının diğer bütün kadınlardan farklı oluşları,

    Üçüncüsü: Kendilerine güçlü söz söylemelerinin ve yabancı erkeklere yumuşak konuşmamalarının emredilmesi,

    Dördüncüsü: Evlerinde oturmalarının emredilmesi, açılıp saçılmaları*nın yasaklanması,

    Beşincisi: Namaz kılma, zekât verme, emrettiği ve nehyettiği husus*larda Allah'a ve Rasulüne (s.a.) itaat etme suretiyle taata devam etmeleri*nin istenmesi,

    Altıncısı: Günahlardan ve masiyetten ırz ve şerefi korumanın, takva ile süslenmenin gerçekleştirilmesi,

    Yedincisi: Başkalarına Kur'an'ı ve Sünnet-i Nebeviyye'yi öğretmeleri*nin emredilmesi ve Allah Tealâ'nm üzerlerindeki nimetlerini hatırlamala*rının emredilmesi. [56]



    Açıklaması:


    1- Kat kat sevap verilmesi: "Sizden kim Allah'a ve Rasulüne itaat et*meye devam eder ve salih amel işlerse ona mükâfatını iki kat veririz. Ayrıca biz böyle kimseler için değerli bir rızık hazırladık."

    Yani içinizden kim Allah ve Rasulüne itaat eder, bütün azaları Allah için ürperir, Rabbinin emrine icabet eder, salih amel işlerse; Peygamber'in Ehl-i Beyt'inden ve hane halkından olması sebebiyle ecir ve sevabı iki defa

    veririz. Buna ilâve olarak böyle kimseler için ayıplar, noksanlıklar bulunan dünya rızıklarının aksine ahirette ve cennette hiçbir aybı ve kusuru olma*yan, hiçbir kimsenin minneti olmayan ve kendi kendine gelen değerli bir rızık vardır. Bundan dolayı dünyada "kerîm: çok ikram sever" vasfı ile ha*kiki ve mükemmel bir vasıf olarak sadece Rezzak olan Cenab-ı Hak tavsif olunabilir. Ahirette de rızkın bizzat kendisi "kerîm: değerli" vasfıyla tavsif olunmaktadır.

    Dikkat edilirse Cenab-ı Hak ecir verilmesi durumunda bu ecri verenin (Allah'ın) açıkça ifade edilmesi için "nü'tihî: veririz" ifadesi kullanılmıştır. Bir önceki ayette azap verilmesi durumunda mükemmel rahmete ve kere*me işaret olması için azap veren, açıkça ifade edilmemiş "yüdâaf' kelimesi kullanılmıştır. Çünkü kerîm: iyikliksever kimse fayda verme durumunda kendisini ve fiilini ortaya koyar. Sıkıntı ve zarar verme durumunda kendi*sini zikretmez.[57]

    2- Peygamberimiz (s.a.)'in hanımlarının diğer bütün hanımlardan farklı oluşu: "Ey Peygamberin hanımları! Sizler kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz."

    Ey Peygamber'in eşleri! Sizin bütün müminlerin anneleri olmanız, peygamberlerden en hayırlısının eşleri olmanız, sizin evinizde ve sizin hak*kınızda Kur'an'm inmesi sebebiyle fazilet, mertebe, şeref ve itibar konusun*da kadınlar topluluğu içinde sizin hiçbir benzeriniz yoktur. Bu ifade aynen Arapların, falan, insanlardan (sıradan) biri gibi değildir, sözüne benzemek*tedir. Bunun manası bu kimsede başkasında bulunmayan daha hususî bir vasıf, meziyet ve fazilet vardır, demektir. Hz. Peygamber'in hanımları da böyledir. Onların şerefi Buhari-Müslim hadisinde: "Ben onlardan biri gibi değilim." diyen Hz. Peygamber (s.a.)'in yüce mertebesinden kaynaklan*maktadır.

    3- Yumuşak söz söylemelerinin yasaklanması: "Eğer takva sahibi ol*mak istiyorsanız, çekici bir eda ile konuşmayın. Yoksa kalbinde hastalık bu*lunan kimse arzu duyar. Siz ciddi söz söyleyin."

    Yani siz takvayı isterseniz, yahut Allah'ın hükmüne ve Rasulünün (s.a.) rızasına aykırı davranmaktan sakınan kimseler iseniz[58] erkeklerle konuşurken yumuşak ve ince konuşmayın. Sözleriniz ciddi, ihtiyatlı ve güçlü olsun. Böylece kalbinde kuşkuya, fasıklığa ve hayasızlığa meyil olan kimse ihaneti arzu etmemiş olur. Siz sesinde eğme bükülme olmayan, kuş*kudan uzak kocalarınıza hitap ettiğinizden farklı olarak normal, alışılage*len ciddi söz söyleyin.

    Bu yasaklama Hz. Peygamber (s.a.)'in hanımları için böyle bir duru*mun ihtimal dahilinde olduğu manasına gelmez. Bundan murad onların en yüce faziletlere ve bu faziletli amelleri uygulamaya teşvik etmektir.

    Cenab-ı Hak, Hz. Peygamber (s.a.)'in hanımlarını hayasızlıktan, yani çirkin fiillerden menedince bunun ilk adımı olan, kalbinde hayasızlık, fa-sıklık ve münafıklığa meyil olan kimsenin kötü anlayışına sebep olacak şe*kilde kuşkulu ve karşı tarafa arzu verici tarzda yabancı erkeklerle konuş*maktan da menetti.

    Ümmetin hanımları Allah Tealâ'nın emrettiği bu edeplerde Hz. Pey*gamber (s.a.)'in hanımlarına tabidirler. Kısaca; kadın yabancı erkeklerle kocasıyla konuşur gibi konuşmayacaktır.

    "Eğer gerçekten Allah'tan korkuyorsanız" ifadesi,

    a) Ya "Siz gerçekten Allah'tan korkuyorsanız, kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz" manasında bu cümleden önceki cümleye bağlıdır. Zira Allah katında en üstün olanlar Allah'tan en çok korkanlardır.

    b) Yahut "Gerçekten Allah'tan korkuyorsanız (yabancı erkeklerle ko*nuşurken) çekici bir eda ile konuşmayın" manasında kendisinden sonraki cümleye bağlıdır.

    c) "İn ittekaytünne" kelimesinin "yabancı erkeklerden biriyle karşılaş*tığınız zaman" manasında olması da doğrudur. Zira "itteka" kelimesinin karşılaştı manasında kullanılması Arap dilinde bilinen bir kullanış tarzıdır.

    Ebu Hayyan şöyle diyor: Bu mana Hz. Peygamber (s.a.)'in hanımlarını medhetme hususunda daha beliğdir. Zira bu durumda onların ne faziletli oluşları, ne de yabancı erkeklerle çekici eda ile konuşmalarının yasaklan*ması takvaya bağlanmamaktadır. Çünkü onlar kendi nefislerinde gerçek*ten Allah'tan korkan (müttekî) hanımlardır. Yapılan nehyin takvaya bağlanması zahiri itibariyle kendilerinin takva ile muttasıf olmamalarını gerektirmektedir.[59]

    "Maraz: hastalık" kelimesiyle anlatılmak istenen husus hayasızlık ar*zusu veya meyli demektir. Bu da fasıklık ve kötü sözdür. En doğru olan mana da budur. Bu ayette münafıklığın yeri ve ilgisi yoktur.

    4- Evlerde oturmanın emredilmesi ve açık-saçıklığın yasaklanması: "Evlerinizde oturun. Önceki cahiliye devri kadınlarının açılıp-saçılması gi*bi açılıp-saçılmayın."

    Yani evlerinizden ayrılmayın. İhtiyaç olmaksızın dışarı çıkmayın. Tir-mizî ve Bezzar'ın Abdullah b. Mes'ud'dan rivayet ettikleri bir hadis-i şerif*te Peygamberimiz (s.a.) şöyle buyurmaktadır: "Kadın avrettir. Evinden dı*şarı çıktığı zaman şeytan onu izler. Rabbinin rahmetine en yakın olduğu yer evinin dip köşesidir."

    Yine Ebu Davud'un naklettiği bir hadis-i şerifte Peygamberimiz (s.a.)

    şöyle buyurmuştur: "Kadının gizli bir yerde kıldığı namazı, özel odasında kıldığı namazından daha efdaldir. Özel odasında kıldığı namazı, evinde açıktan kıldığı namazından daha efdaldir."

    Kadınların mescidlere çıkması genç kızlar için caiz olmasa da yaşlı ka*dınlar için caizdir. Bunun delili İmam Ahmed ve Müslim'in İbni Ömer'den rivayet ettiği Peygamberimiz (s.a.)'in: "Allah'ın kadın kullarını Allah'ın mescidlerinden alıkoymayın. Kadınlar -mescide giderken- tanınmayacak şekilde çıksınlar."

    İslâm'dan önceki eski cahiliye dönemindeki kadınların açılıp saçılması gibi açılıp saçılmayın. Cahiliye: İslâm'dan önceki kâfirlerin yoludur. Teber-rüc: Kadının başındaki başörtüsünü bağlamadan atması, boynunu, küpelerini ve gerdanlıklarını ortaya koymak suretiyle göğüs ve gerdan gibi vücudunun güzel yerlerini ve ziynetlerini yabancı erkeklerin bakışına sun*masıdır.

    5- Allah ve Rasulüne taatın devam etmesi: "Namaz kılın, zekât verin. Allah'a ve Peygamber'ine itaat edin."

    Cenab-ı Hak, Hz. Peygamber (s.a.)'in hanımlarına ciddi söz (hayırlı, alışılagelen güzel iyi söz) söylemelerini emrettikten sonra evlerinde otur*maları gibi kadınlara uygun davranışları beyan etti. Cenab-ı Hak daha sonra şerli davranışları yasakladı. Onlara namazı dosdoğru kılmalarını (namazı huşu içerisinde, rükün ve şartlarını tam anlamıyla yerine getir*mek suretiyle şer'an istenen şekilde eda etmelerini), zekât vermelerini (şer'an farz olan miktarda -zenginlerden fakirlere- yapılan iyilik şeklindeki bu emri yerine getirmelerini), emrettiği ve nehyettiği her konuda Allah'a ve Rasulüne itaat etmelerini emretti.

    Allah Tealâ namaz ve zekâtın önemi, değeri ve büyük sonuçları sebe*biyle bu iki ibadeti özellikle zikretti. Birincisi, gönül temizliği ve dinin dire*ğidir. İkincisi, mal temizliği ve fakirliğe karşı koyma yoludur. Bu iki ibadet bedeni ve malî taatin temel iki direğidir.

    "Allah'a ve Rasulüne itaat edin." ifadesi umumi olanın hususî olana atfı babındandır. Zira mükellefiyet sadece namaz ve zekâta ait değildir. Mükellefiyet Allah Tealâ'nın emrettiği ve nehyettiği her şeyi içine almakta*dır. Allah'ın emriyle Rasulünün emri birdir.

    6- Yüksek itibarın gerçekleşmesi: "Ey Peygamber ailesi! Şüphesiz Al*lah, sizi günah ve kötülüklerden arındırıp tertemiz kılmak ister."

    Yani bu emir, nehiy ve öğütlerin sebebi sadece sizden günahı gider*mek, sizi masiyet ve günahların kirinden arındırmak için kalplerinizi iman nuruyla imar etmektir.

    Ayetteki "rics: kirlilik" kelimesi günahlar için, "tuhr: temizlik" kelimesi takva içindir. Zira masiyetleri işleyenin benliği, kişiliği, kalbi bu masiyetlerle, maddî pisliklerle bedenin pislendiği gibi kirlenmekte, bu taatlerle bir*likte de temiz elbise gibi tertemiz olarak kalmaktadır. Bu istiarede Allah'ın nehyettiği şeylerden nefret ettirme, Allah'ın emrettiği şeylere teşvik etme vardır. "Rics: kirlilik" kelimesi günah, azab, necaset ve noksanlıklar için kullanılmaktadır. Allah bütün bunları Ehl-i Beyt'ten gidermektedir.

    Ehl-i Beyit: Hz. Peygamber (s.a.)'le sıkı irtibat içinde bulunan eşler ve akrabaların tamamıdır. Emirlerin bunlara tevcih edilmesi, bunların üm*metin önderleri olması dolayısıyladır. İmam Ahmed ve Tirmizî, Enes b. Malik (r.a.)'den naklettiğine göre Rasulullah (s.a.) altı ay boyunca sabah namazına çıktığı zaman Hz. Fatıma (r.a.)'mn kapısına uğrar ve şöyle derdi: "Namaz ey Ehl-i Beyti Şüphesiz Allah sizi günah ve kötülüklerden arındı*rıp tertemiz kılmak ister."

    7- Kur'an ve sünnetin öğretilmesinin emredilmesi ve nimetlerin hatır*latılması: "Evlerinizde okunan Allah'ın ayetlerini ve hikmeti hatırlayın. Şüphesiz Allah Latiftir, Habîr'dir."

    Yani evlerinizin vahiy beşiği kılınması gibi Allah'ın üzerinizdeki ni*metlerini hatırlayın. Burada okunan Allah'ın Kur'an'ındaki ayetlerini ve Rasulullah (s.a.)'e inen sonsuz hikmet, hükümler, ilimler ve şer'î esasları sakın unutmayın. Bununla amel edin ve bunu öğretin. Şüphesiz ki O La*tiftir (her şeyin inceliğini bilir). Size faydalı olan ve sizin dininizde size ya*rarlı olacak şeylerden gayet haberdardır. Bunu sizin üzerinize indirdi. Ayetleri ve şer'î esasları sizin evlerinizde kıldı. Sizi Rasulullah (s.a.)'in ha*nımları olarak seçti. Onun, fiili gayet hassas ve ince olup bilgisi her şeye ulaşır.

    Burada taatte bulunmaya ve şer'î mükellefiyetlere sarılmaya teşvik etme; isyanda bulunmak, aykırı davranmak ve masiyetleri işlemekten nef*ret ettirme amacı bulunmaktadır. [60]





+ Yorum Gönder