Konusunu Oylayın.: Bakara suresi cumartesi yasağı

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Bakara suresi cumartesi yasağı
  1. 03.Aralık.2012, 10:42
    1
    Misafir

    Bakara suresi cumartesi yasağı






    Bakara suresi cumartesi yasağı Mumsema Bakara suresi cumartesi yasağı hakkında eğitici bilgilere ihtiyacım var yardımcı olur musunuz ?


  2. 03.Aralık.2012, 10:42
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 03.Aralık.2012, 15:20
    2
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,585
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 335
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: bakara suresi cumartesi yasağı




    Bakara süresinde geçen cumartesi yasağıyla ilgili ayet ve tefsiri

    Alıntı
    Yahudilerin Birtakım Suçları Ve Cezaları

    63- Hani sizden sağlam söz almış ve Tûr'u da üstünüze kaldırmıştık. "Size verdiğimizi kuvvetle alın, içindekileri hatırlayın ki sakıtlasınız." (demiştik).
    64- Bundan sonra ise yüz çevirdiniz. Eğer üzerinizde Allah'ın lütuf ve rah­meti olmasaydı, şüphesiz zarara uğra­yanlardan olurdunuz.
    65- Andolsun sizden cumartesi günü haddi aşanları bilmişsinizdir. Onlara: "Hor ve hakir maymunlar olun" demiş-
    66- Biz bunu önümdekilere de ardından gelenlere de bir ibret, takva sahip­leri için de bir öğüt kıldık.

    İ'râb:

    "Sizden söz almıştık." diye buyurulup da "Sizden sözler almıştık" şeklinde buyurulmamasının sebebi, ayrı ayrı her birisinden alınan sözleri kastetmesi-dir. Meselâ: "Sonra sizi bir bebek olarak çıkartır." (Mümin, 40/67) buyruğunda olduğu gibi. Sizden her birinizi bebek olarak çıkartır, demektir.
    Onlara "Hor ve hakir maymunlar olun," demiştik. Bu teklifi bir emir değil, tekvînî bir emirdir. Maksat onların maymunlara dönüştürülmeleridir. "Hor ve ha­kir" ibaresi ya maymunların sıfatıdır veya haberden sonra bir haberdir (o takdir­de mana şöyle olur: Maymunlar olun, hor ve hakirler olun.) veya "olun" zamirin­den haldir (o takdirde anlamı: Hor ve hakîr halde maymunlar olun, şeklinde olur.) [178]

    Belagat:

    "Maymunlar olun." Burada emir, hakikat anlamında değildir. Bununla küçük ve hakir düşürmek anlamı kastedilmiştir. "Önümüzdekilere de ardından gelenlere de bir ibret" yani ondan önce gelenlere ve ondan sonra gelenlere ibret olmasından kinayedir. [179]

    Kelime ve İbareler:

    "Sağlam söz (mîsâk)": Pekiştirilmiş ahit demektir. Burada ise Tevrat'ta bulunan hükümler gereğince amel etmeye dair olan söz kastedilmektedir.
    "Tür": Filistin'in kuzeyinde bilinen dağın adıdır.
    "Size verdiğimizi kuvvetle alın." Yani kararlılıkla ve isteyerek, içten gele­rek alın. "İçindekileri de" Gereğince amel etmek suretiyle "hatırlayın. Ki, sakı-nasınız" Cehennemden veya masiyetlerden konmasınız.
    "Cumartesi günü haddi aşanlar" Yüce Allah o günde balık avlamalarını yasaklamıştı. Sözü geçen kimseler deniz kıyısında bulunan Eyle kasabası hal­kıdır. "Hor ve hakir" Allah'ın rahmetinden uzak...
    "Önündekilere de ardından gelenlere de" yani hem kendi çağdaşı olan üm­metlere, hem de onlardan sonra gelenlere bir ibret, takva sahipleri için de bir öğüt kıldık." Özellikle takva sahiplerinin söz konusu edilmesi, başkalarının ak­sine bu gibi şeylerden onların yararlanmalarıdır. Takva sahipleri ise Allah'ın farz kıldıklarını yerine getiren, ona isyanı gerektiren şeylerden uzak duran kimselerdir. [180]

    Ayetler Arası İlişki

    Bundan önceki ayetler İsrailoğulları'na üstün ve değerli nimetleri hatır­latmaya dairdi. Bu ayet-i kerimeler ise işledikleri masiyet ve aykırılıklar sebe­biyle onları ayıplamakta ve tenkit etmektedir. Onlar Allah'a verdikleri ahdi ve sözü bozdular. Cumartesi günü ile ilgili ilahi yasağı çiğnediler ve sonunda Al­lah'ın rahmetinden ve insanlardan uzak kılınmış maymunlar gibi oldular. Musa (a.s.) döneminde yaşayan İsrailoğullan arasında bu durum görüldüğüne göre, Kur*an-ı Kerîm'in indirildiği dönemde yaşayan, onların soyundan gelen kimselerin geçmişlerinin başına gelenden korkarak, Muhammed (s.a.)'in pey­gamberliğini inkâr etmemeleri gerekirdi. [181]

    Açıklaması

    Ey İsrailoğullan! Geçmişteki atalannızdan Tevrat'ta bulunan hükümler gereğince amel etmelerine dair söz aldığımız zamanı hatırlayınız. Onlar bunu kabul etmemiş, sonunda Yüce Allah onlan korkutmak üzere Tûr'u tepelerine kaldırmış ve onlara Tevrat'ın içinde bulunan hükümlere tam bir ciddiyetle, iç­ten gelen bir gayret ve ısrar ile uymalannı emretmişti. Yine sizler Tevrat'ta bu­lunan hükümleri hatırlayınız ve orada bulunan hükümler gereğince amel edi­niz. Tevrat'ın anlamları üzerinde düşününüz ki, takva sahiplerinden olasınız. Çünkü ilim amele götürür. Amel ise nefsin derinliklerine ilmi yerleştirir ve Al­lah'ın gözetimi altında bulunmayı bir tabiat haline getirir. Bunun sonucunda da insanı masiyetlerden koruyan bir takva ortaya çıkar. Bu takva bayağı ve adi işlerle uğraşmaktan müslümanı korur ve Rabbın katında nzaya kavuşturur. Nitekim Yüce Allah: "Ve güzel akıbet takvanındır." (Tâ-Hâ, 20/132) diye buyur­muştur.
    Siz bu emirleri bir süreye kadar kabul ettiniz. Fakat daha sonra itaatten yüz çevirdiniz. Eğer Allah'ın size rahmeti, lütfü ve size mühlet vermesi söz ko­nusu olmasaydı -çünkü hak ettiğiniz cezayı acilen vermemişti- dünya ve ahiret mutluluğunu kaybedenlerden, zarara uğramış, helak edilmişlerden olurdunuz.
    Gerçekten sizler cumartesi günü balık avlamak suretiyle sınırı aşan ataları­nızın durumunu biliyorsunuz. O gün sadece ibadete ayrıldığından dolayı avlan­mak haramdı. Musa (a.s.) o günde iş yapmalarını onlara yasak kılmış ve Rableri-ne itaat etmelerini farz, haftanın diğer günlerinde de çalışmayı mubah kılmıştı.
    Bu yasağı çiğneyenlerin cezası ise hayvan mertebesine inmek olmuştu. Akılsız, idraksiz, düşüncesiz, hevâlan doğrultusunda serserice dolaşan, gelişi­güzel arzularının mahkûmu maymunlar ve isteklerinin emrinde hareket eden domuzlar gibi yaşadılar. Açıktan açığa münkerleri işlediler, insanî erdemlerden uzak kaldılar. O kadar ki insanlar dahi onları hakir gördü ve onları kendileriy­le birlikte oturup kalkmaya, ilişkilerde bulunmaya lâyık ve ehil görmedi.
    Onların aşağılık maymunlara dönüştürülmelerinin anlamı hayırdan uzak, zelil ve hakir kılınmalarıdır. Mücâhid der ki: Onlar maymunlar kılığına sokulma­dılar. Suretleri değiştirilmedi, kalpleri değiştirildi ve kalpleri hiç bir öğüt kabul etmez ve hiç bir yasağı kavramaz oldu. Bu, Yüce Allah'ın onlara verdiği bir misal­dir. Nitekim Yüce Allah'ın şu buyruğunda da koca koca kitaplar yüklenmiş eşek misaline benzetilmişlerdir: "Kendilerine Tevrat yükletilip de sonra onu yüklenme-yenlerin hali, koca koca kitaplar taşıyan eşeğin hali gibidir." (Cuma, 62/5). [182]
    Ancak müfessirlerin çoğunluğunun görüşüne göre masiyetleri sebebiyle suretleri de meshedümiş (değiştirilmiş) ve maymun suretine dönüşmüştür. Ka-tâde der ki: Gençleri maymun, yaşlıları da domuz oldu. Aralarından yalnızca bu yasağın çiğnenmesinden vazgeçilmesini isteyenler ve bu doğrultuda telkin­de bulunanlar kurtuldu, diğerleri ise helak oldular.
    Meshedilerek sureti değiştirilenlerin soyu olmaz; yemez, içmez ve üç gün­den fazla yaşamazlardı. İşte bu şekilde Yüce Allah, dilediği kimseye dilediğini yapar ve dilediği şekle dönüştürür. [183]
    Bu ayet-i kerimenin benzeri diğer ayet de Yüce Allah'ın şu buyruğudur: "Onların bir kısmını maymunlar ve domuzlar suretine soktu ve onlar tağûta taptılar." (Mâide: 5/60).
    İbni Kesîr der ki: Doğrusu, bu mesh'in hem manevî hem şeklî olduğudur. Yüce Allah en iyisini bilendir. [184]
    Durum her ne olursa olsun, şanı Yüce Allah İsrailoğullarını -türü her ne ise- mesh ile cezalandırdı. Bu ise Allah'a itaatin dışına çıkan her fâsıkm cezası­dır. Bunu bilen de benzeri işlerden sakınsın diye bir ibrettir. Yani Allah'ın sı­nırlarını aşmaktan vazgeçsin diyedir. Aynı zamanda böyle bir ceza, takva sa­hipleri için de öğüttür. Çünkü gerçek takva sahibi kimse, böyle bir cezadan öğüt alır ve Allah'ın sınırlarına yaklaşmaz, uzak durur: "İşte bunlar Allah'ın sı­nırlarıdır, onlara yaklaşmayınız." (Bakara, 2/187). O bakımdan ey Kur'an'ın nüzulü çağında yaşayan Yahudiler! Geçmişlerinizin başına gelenlerden öğüt al­manız gerekir. Size yakışan budur. [185]

    Ayetlerden Çıkan Hüküm Ve Hikmetler

    Bu ayet-i kerimeler üç hususu göstermektedir: Tur'un kaldırılması, mesh ve Allah'ın emir ve yasaklarına aykırı hareket eden isyankârlara ölüm.
    Tur dağının Yahudiler üzerinde şemsiye gibi kaldırılması bir uyarı, kor­kutma ve dehşete düşürme mahiyetinde idi. Şu ayet-i kerime Yüce Allah'ın buyruğuna açıklık getirmektedir: "Hani biz dağı üzerlerine bir gölgelikmiş gibi çekip kaldırmıştık." (A'raf, 7/171). Ebu Ubeyde der ki: Bunun anlamı, "O dağı yerinden oynatmış ve koparmıştı" şeklindedir.
    Tur'un hangi dağ olduğu hususunda farklı görüşler vardır: İbni Abbas'tan nakledildiğine göre Tur, Hz. Musa'nın Yüce Allah ile üzerinde konuştuğu ve Hz. Musa'ya üzerinde Tevrat'ın indirildiği dağdır, başkası değildir. Mücahid ve Katâde ise; "Bu, herhangi bir dağdır" demişlerdir.
    Tur'un kaldırılış sebebi de şudur: Musa (a.s.) Allah katından İsrailoğulla-rı'na içinde Tevrat'ın yazılı olduğu levhaları getirince, "Bu Tevrat'ı alınız ve hü­kümlerine bağlı kalınız" demiş, onlar da: "Hayır, Allah seninle nasıl konuştu ise bizimle de öyle konuşmadıkça kabul etmeyiz" demişlerdi. Bunun üzerine onlar da ölü olarak yere yığılmış, sonra canlandınlmışlardı. Yine Hz. Musa onlara, "Bu Tevrat'ı alınız" dediği halde onlar yine: "Hayır" demişlerdi. Allah da melek­lere uzunluğu bir fersah[186] ve yine eni onun kadar olan Filistin dağlarından bir dağı dipten koparmalarını emretti. Askerlerinin sayısı da bu kadar idi. Bu dağ üzerlerine bir gölge gibi kaldırıldı. Arkalarından da bir deniz, önlerinden ise ateş getirildi. Onlara: "Bu Tevrat'ı alınız ve onu zayi etmemek üzere de söz veri­niz. Aksi takdirde dağ üzerinize inecektir." denildi. Yüce Allah'a tevbe ederek secde ettiler ve söz vererek Tevrat'ı aldılar. Taberî, ilim adamlarının birisinden naklen şöyle demektedir: Eğer ilk defasında almış olsalardı, onlar için söz ve ahit söz konusu olmazdı. [187] Onlar yanları üzere secde etmişlerdi. Çünkü korku­larından dolayı dağı gözetlemek durumunda kalmışlardı. Allah onlara merha­met buyurunca, "Allah'ın kabul ettiği ve kendisi sebebiyle kullarına merhamet buyurduğu bir secdeden daha faziletli bir secde şekli olamaz." dediler ve böyle­likle secdelerini tek bir yanları üzere yapmaya devam ettiler.
    İbni Atıyye der ki: Sahih olan tek husus şu ki, şanı yüce Allah onların sec­de ettikleri vakitte kalplerine imanı halketti, yoksa onlar kalpleri iman ile mutmain olmaksızın zorlanarak iman etmiş değillerdir.
    Mücahid'den Tur'un kaldırılışına dair bir başka sebep rivayet edilmekte­dir. Mücahid şöyle der: Hz. Musa kavmine kapıdan secde ederek girmelerini ve "hıtta" demelerini emretti. Secde etmeleri için de girecekleri kapı alçaltümıştı. Ancak onlar secde etmediler ve kıçları üstünde sürünerek girdiler ve (hıtta ye­rine) hunta (buğday) dediler. Böylelikde dağ onların tepelerine kaldırıldı." [188]
    Mesh: Cumhurun görüşüne göre Yüce Allah cumartesi günü balık avla­mak suretiyle haddi aşan Yahudileri meshetmiştir. O günde Musa (a.s.) tara­fından çalışmak haram kılınmıştı. Katâde der ki: Gençleri maymun, yaşlıları domuz oldular. Bundan ancak onları çalışmaktan alıkoymak isteyenler kurtul­muştur. Bunlar ise Yahudilere aykırı hareket etmelerini yasaklayan ve açıktan açığa bu işten vazgeçmelerini söyleyip onlardan uzak kalanlardı. Geri kalanla­rı ise helak oldu.
    Bu ayetin tefsirinde Mücahid'in şöyle dediği rivayet edilmektedir: Onların sadece kalpleri meshedildi, anlayışları da maymun anlayışı seviyesine indiril­di.
    Aykırı hareket edenler için öğüt almaya gelince: Yüce Allah cumartesi gü­nü haddi aşıp o günde hileli yola başvurarak balık avlayan isyankârlara meshi bir ceza olarak takdir buyurdu. Onların bu hileli işlerini Yüce Allah A'raf sure­sinde (7/163. ayette) şöylece dile getirmektedir: "Bir de onlara deniz kıyısında­ki o kasabayı sor. Hani onlar cumartesi gününde haddi aşmışlardı. Çünkü cu­martesi günlerinde balıklar akın akın meydana çıkarak yanlarına geliyor, cu­martesi tatili yapmadıkları gün ise gelmiyordu. İşte biz itaattan çıktıkları için kendilerini böylece imtihan ediyorduk."
    Yani suyun geldiği (gelgit olayının birinci aşaması) sırada suyun önünde engeller veya havuzlar yaptılar. Sular geri çekilip gittiğinde balıklar bu havuz­larda kalıyor, pazar sabahı gidip bu balıklan alıyorlardı. İşte Tevrat gereğince amel etmekten uzak durup Tevrat'ı unutan, zayi eden, Tevrat üzerinde düşün­meyen, emir ve tehditlerini korumayan Yahudilerin cezası bu olmuştu. Onların cezaları Tur dağının tıpkı bir gölgelik gibi üzerlerine yükseltilmesi idi.
    Bu, semavî kitaplardan maksadın, gereklerince amel etmek olduğunu, yoksa dil ile okuyup telkin etmek olmadığının delilidir. Amel etmeksizin güzel­ce okumak, bu kitapları bir kenara atmaktır.
    Bunun anlamı şudur: Öğütlerinden ibret almaksızın, hükümleriyle amel etmeksizin Kur"an lafızlarını sadece teğannî ile okumak hiç bir fayda sağla­maz. Nesâî, Ebu Saîd el-Hudrî'den Resulullah (s.a.)'ın şöyle buyurduğunu nak­letmektedir: "İnsanlar arasında en kötü olanlardan birisi de Kur'an'ı okuyup da onun hiç bir buyruğuna riayet etmeyen fasık bir kimsedir." Böylelikle Pey­gamberimiz ilâhi kitaplardan maksadın, -açıkladığımız gibi- onlarda bildirilen hükümler gereğince amel etmek olduğunu açıklamıştır. [189]



  4. 03.Aralık.2012, 15:20
    2
    Moderatör



    Bakara süresinde geçen cumartesi yasağıyla ilgili ayet ve tefsiri

    Alıntı
    Yahudilerin Birtakım Suçları Ve Cezaları

    63- Hani sizden sağlam söz almış ve Tûr'u da üstünüze kaldırmıştık. "Size verdiğimizi kuvvetle alın, içindekileri hatırlayın ki sakıtlasınız." (demiştik).
    64- Bundan sonra ise yüz çevirdiniz. Eğer üzerinizde Allah'ın lütuf ve rah­meti olmasaydı, şüphesiz zarara uğra­yanlardan olurdunuz.
    65- Andolsun sizden cumartesi günü haddi aşanları bilmişsinizdir. Onlara: "Hor ve hakir maymunlar olun" demiş-
    66- Biz bunu önümdekilere de ardından gelenlere de bir ibret, takva sahip­leri için de bir öğüt kıldık.

    İ'râb:

    "Sizden söz almıştık." diye buyurulup da "Sizden sözler almıştık" şeklinde buyurulmamasının sebebi, ayrı ayrı her birisinden alınan sözleri kastetmesi-dir. Meselâ: "Sonra sizi bir bebek olarak çıkartır." (Mümin, 40/67) buyruğunda olduğu gibi. Sizden her birinizi bebek olarak çıkartır, demektir.
    Onlara "Hor ve hakir maymunlar olun," demiştik. Bu teklifi bir emir değil, tekvînî bir emirdir. Maksat onların maymunlara dönüştürülmeleridir. "Hor ve ha­kir" ibaresi ya maymunların sıfatıdır veya haberden sonra bir haberdir (o takdir­de mana şöyle olur: Maymunlar olun, hor ve hakirler olun.) veya "olun" zamirin­den haldir (o takdirde anlamı: Hor ve hakîr halde maymunlar olun, şeklinde olur.) [178]

    Belagat:

    "Maymunlar olun." Burada emir, hakikat anlamında değildir. Bununla küçük ve hakir düşürmek anlamı kastedilmiştir. "Önümüzdekilere de ardından gelenlere de bir ibret" yani ondan önce gelenlere ve ondan sonra gelenlere ibret olmasından kinayedir. [179]

    Kelime ve İbareler:

    "Sağlam söz (mîsâk)": Pekiştirilmiş ahit demektir. Burada ise Tevrat'ta bulunan hükümler gereğince amel etmeye dair olan söz kastedilmektedir.
    "Tür": Filistin'in kuzeyinde bilinen dağın adıdır.
    "Size verdiğimizi kuvvetle alın." Yani kararlılıkla ve isteyerek, içten gele­rek alın. "İçindekileri de" Gereğince amel etmek suretiyle "hatırlayın. Ki, sakı-nasınız" Cehennemden veya masiyetlerden konmasınız.
    "Cumartesi günü haddi aşanlar" Yüce Allah o günde balık avlamalarını yasaklamıştı. Sözü geçen kimseler deniz kıyısında bulunan Eyle kasabası hal­kıdır. "Hor ve hakir" Allah'ın rahmetinden uzak...
    "Önündekilere de ardından gelenlere de" yani hem kendi çağdaşı olan üm­metlere, hem de onlardan sonra gelenlere bir ibret, takva sahipleri için de bir öğüt kıldık." Özellikle takva sahiplerinin söz konusu edilmesi, başkalarının ak­sine bu gibi şeylerden onların yararlanmalarıdır. Takva sahipleri ise Allah'ın farz kıldıklarını yerine getiren, ona isyanı gerektiren şeylerden uzak duran kimselerdir. [180]

    Ayetler Arası İlişki

    Bundan önceki ayetler İsrailoğulları'na üstün ve değerli nimetleri hatır­latmaya dairdi. Bu ayet-i kerimeler ise işledikleri masiyet ve aykırılıklar sebe­biyle onları ayıplamakta ve tenkit etmektedir. Onlar Allah'a verdikleri ahdi ve sözü bozdular. Cumartesi günü ile ilgili ilahi yasağı çiğnediler ve sonunda Al­lah'ın rahmetinden ve insanlardan uzak kılınmış maymunlar gibi oldular. Musa (a.s.) döneminde yaşayan İsrailoğullan arasında bu durum görüldüğüne göre, Kur*an-ı Kerîm'in indirildiği dönemde yaşayan, onların soyundan gelen kimselerin geçmişlerinin başına gelenden korkarak, Muhammed (s.a.)'in pey­gamberliğini inkâr etmemeleri gerekirdi. [181]

    Açıklaması

    Ey İsrailoğullan! Geçmişteki atalannızdan Tevrat'ta bulunan hükümler gereğince amel etmelerine dair söz aldığımız zamanı hatırlayınız. Onlar bunu kabul etmemiş, sonunda Yüce Allah onlan korkutmak üzere Tûr'u tepelerine kaldırmış ve onlara Tevrat'ın içinde bulunan hükümlere tam bir ciddiyetle, iç­ten gelen bir gayret ve ısrar ile uymalannı emretmişti. Yine sizler Tevrat'ta bu­lunan hükümleri hatırlayınız ve orada bulunan hükümler gereğince amel edi­niz. Tevrat'ın anlamları üzerinde düşününüz ki, takva sahiplerinden olasınız. Çünkü ilim amele götürür. Amel ise nefsin derinliklerine ilmi yerleştirir ve Al­lah'ın gözetimi altında bulunmayı bir tabiat haline getirir. Bunun sonucunda da insanı masiyetlerden koruyan bir takva ortaya çıkar. Bu takva bayağı ve adi işlerle uğraşmaktan müslümanı korur ve Rabbın katında nzaya kavuşturur. Nitekim Yüce Allah: "Ve güzel akıbet takvanındır." (Tâ-Hâ, 20/132) diye buyur­muştur.
    Siz bu emirleri bir süreye kadar kabul ettiniz. Fakat daha sonra itaatten yüz çevirdiniz. Eğer Allah'ın size rahmeti, lütfü ve size mühlet vermesi söz ko­nusu olmasaydı -çünkü hak ettiğiniz cezayı acilen vermemişti- dünya ve ahiret mutluluğunu kaybedenlerden, zarara uğramış, helak edilmişlerden olurdunuz.
    Gerçekten sizler cumartesi günü balık avlamak suretiyle sınırı aşan ataları­nızın durumunu biliyorsunuz. O gün sadece ibadete ayrıldığından dolayı avlan­mak haramdı. Musa (a.s.) o günde iş yapmalarını onlara yasak kılmış ve Rableri-ne itaat etmelerini farz, haftanın diğer günlerinde de çalışmayı mubah kılmıştı.
    Bu yasağı çiğneyenlerin cezası ise hayvan mertebesine inmek olmuştu. Akılsız, idraksiz, düşüncesiz, hevâlan doğrultusunda serserice dolaşan, gelişi­güzel arzularının mahkûmu maymunlar ve isteklerinin emrinde hareket eden domuzlar gibi yaşadılar. Açıktan açığa münkerleri işlediler, insanî erdemlerden uzak kaldılar. O kadar ki insanlar dahi onları hakir gördü ve onları kendileriy­le birlikte oturup kalkmaya, ilişkilerde bulunmaya lâyık ve ehil görmedi.
    Onların aşağılık maymunlara dönüştürülmelerinin anlamı hayırdan uzak, zelil ve hakir kılınmalarıdır. Mücâhid der ki: Onlar maymunlar kılığına sokulma­dılar. Suretleri değiştirilmedi, kalpleri değiştirildi ve kalpleri hiç bir öğüt kabul etmez ve hiç bir yasağı kavramaz oldu. Bu, Yüce Allah'ın onlara verdiği bir misal­dir. Nitekim Yüce Allah'ın şu buyruğunda da koca koca kitaplar yüklenmiş eşek misaline benzetilmişlerdir: "Kendilerine Tevrat yükletilip de sonra onu yüklenme-yenlerin hali, koca koca kitaplar taşıyan eşeğin hali gibidir." (Cuma, 62/5). [182]
    Ancak müfessirlerin çoğunluğunun görüşüne göre masiyetleri sebebiyle suretleri de meshedümiş (değiştirilmiş) ve maymun suretine dönüşmüştür. Ka-tâde der ki: Gençleri maymun, yaşlıları da domuz oldu. Aralarından yalnızca bu yasağın çiğnenmesinden vazgeçilmesini isteyenler ve bu doğrultuda telkin­de bulunanlar kurtuldu, diğerleri ise helak oldular.
    Meshedilerek sureti değiştirilenlerin soyu olmaz; yemez, içmez ve üç gün­den fazla yaşamazlardı. İşte bu şekilde Yüce Allah, dilediği kimseye dilediğini yapar ve dilediği şekle dönüştürür. [183]
    Bu ayet-i kerimenin benzeri diğer ayet de Yüce Allah'ın şu buyruğudur: "Onların bir kısmını maymunlar ve domuzlar suretine soktu ve onlar tağûta taptılar." (Mâide: 5/60).
    İbni Kesîr der ki: Doğrusu, bu mesh'in hem manevî hem şeklî olduğudur. Yüce Allah en iyisini bilendir. [184]
    Durum her ne olursa olsun, şanı Yüce Allah İsrailoğullarını -türü her ne ise- mesh ile cezalandırdı. Bu ise Allah'a itaatin dışına çıkan her fâsıkm cezası­dır. Bunu bilen de benzeri işlerden sakınsın diye bir ibrettir. Yani Allah'ın sı­nırlarını aşmaktan vazgeçsin diyedir. Aynı zamanda böyle bir ceza, takva sa­hipleri için de öğüttür. Çünkü gerçek takva sahibi kimse, böyle bir cezadan öğüt alır ve Allah'ın sınırlarına yaklaşmaz, uzak durur: "İşte bunlar Allah'ın sı­nırlarıdır, onlara yaklaşmayınız." (Bakara, 2/187). O bakımdan ey Kur'an'ın nüzulü çağında yaşayan Yahudiler! Geçmişlerinizin başına gelenlerden öğüt al­manız gerekir. Size yakışan budur. [185]

    Ayetlerden Çıkan Hüküm Ve Hikmetler

    Bu ayet-i kerimeler üç hususu göstermektedir: Tur'un kaldırılması, mesh ve Allah'ın emir ve yasaklarına aykırı hareket eden isyankârlara ölüm.
    Tur dağının Yahudiler üzerinde şemsiye gibi kaldırılması bir uyarı, kor­kutma ve dehşete düşürme mahiyetinde idi. Şu ayet-i kerime Yüce Allah'ın buyruğuna açıklık getirmektedir: "Hani biz dağı üzerlerine bir gölgelikmiş gibi çekip kaldırmıştık." (A'raf, 7/171). Ebu Ubeyde der ki: Bunun anlamı, "O dağı yerinden oynatmış ve koparmıştı" şeklindedir.
    Tur'un hangi dağ olduğu hususunda farklı görüşler vardır: İbni Abbas'tan nakledildiğine göre Tur, Hz. Musa'nın Yüce Allah ile üzerinde konuştuğu ve Hz. Musa'ya üzerinde Tevrat'ın indirildiği dağdır, başkası değildir. Mücahid ve Katâde ise; "Bu, herhangi bir dağdır" demişlerdir.
    Tur'un kaldırılış sebebi de şudur: Musa (a.s.) Allah katından İsrailoğulla-rı'na içinde Tevrat'ın yazılı olduğu levhaları getirince, "Bu Tevrat'ı alınız ve hü­kümlerine bağlı kalınız" demiş, onlar da: "Hayır, Allah seninle nasıl konuştu ise bizimle de öyle konuşmadıkça kabul etmeyiz" demişlerdi. Bunun üzerine onlar da ölü olarak yere yığılmış, sonra canlandınlmışlardı. Yine Hz. Musa onlara, "Bu Tevrat'ı alınız" dediği halde onlar yine: "Hayır" demişlerdi. Allah da melek­lere uzunluğu bir fersah[186] ve yine eni onun kadar olan Filistin dağlarından bir dağı dipten koparmalarını emretti. Askerlerinin sayısı da bu kadar idi. Bu dağ üzerlerine bir gölge gibi kaldırıldı. Arkalarından da bir deniz, önlerinden ise ateş getirildi. Onlara: "Bu Tevrat'ı alınız ve onu zayi etmemek üzere de söz veri­niz. Aksi takdirde dağ üzerinize inecektir." denildi. Yüce Allah'a tevbe ederek secde ettiler ve söz vererek Tevrat'ı aldılar. Taberî, ilim adamlarının birisinden naklen şöyle demektedir: Eğer ilk defasında almış olsalardı, onlar için söz ve ahit söz konusu olmazdı. [187] Onlar yanları üzere secde etmişlerdi. Çünkü korku­larından dolayı dağı gözetlemek durumunda kalmışlardı. Allah onlara merha­met buyurunca, "Allah'ın kabul ettiği ve kendisi sebebiyle kullarına merhamet buyurduğu bir secdeden daha faziletli bir secde şekli olamaz." dediler ve böyle­likle secdelerini tek bir yanları üzere yapmaya devam ettiler.
    İbni Atıyye der ki: Sahih olan tek husus şu ki, şanı yüce Allah onların sec­de ettikleri vakitte kalplerine imanı halketti, yoksa onlar kalpleri iman ile mutmain olmaksızın zorlanarak iman etmiş değillerdir.
    Mücahid'den Tur'un kaldırılışına dair bir başka sebep rivayet edilmekte­dir. Mücahid şöyle der: Hz. Musa kavmine kapıdan secde ederek girmelerini ve "hıtta" demelerini emretti. Secde etmeleri için de girecekleri kapı alçaltümıştı. Ancak onlar secde etmediler ve kıçları üstünde sürünerek girdiler ve (hıtta ye­rine) hunta (buğday) dediler. Böylelikde dağ onların tepelerine kaldırıldı." [188]
    Mesh: Cumhurun görüşüne göre Yüce Allah cumartesi günü balık avla­mak suretiyle haddi aşan Yahudileri meshetmiştir. O günde Musa (a.s.) tara­fından çalışmak haram kılınmıştı. Katâde der ki: Gençleri maymun, yaşlıları domuz oldular. Bundan ancak onları çalışmaktan alıkoymak isteyenler kurtul­muştur. Bunlar ise Yahudilere aykırı hareket etmelerini yasaklayan ve açıktan açığa bu işten vazgeçmelerini söyleyip onlardan uzak kalanlardı. Geri kalanla­rı ise helak oldu.
    Bu ayetin tefsirinde Mücahid'in şöyle dediği rivayet edilmektedir: Onların sadece kalpleri meshedildi, anlayışları da maymun anlayışı seviyesine indiril­di.
    Aykırı hareket edenler için öğüt almaya gelince: Yüce Allah cumartesi gü­nü haddi aşıp o günde hileli yola başvurarak balık avlayan isyankârlara meshi bir ceza olarak takdir buyurdu. Onların bu hileli işlerini Yüce Allah A'raf sure­sinde (7/163. ayette) şöylece dile getirmektedir: "Bir de onlara deniz kıyısında­ki o kasabayı sor. Hani onlar cumartesi gününde haddi aşmışlardı. Çünkü cu­martesi günlerinde balıklar akın akın meydana çıkarak yanlarına geliyor, cu­martesi tatili yapmadıkları gün ise gelmiyordu. İşte biz itaattan çıktıkları için kendilerini böylece imtihan ediyorduk."
    Yani suyun geldiği (gelgit olayının birinci aşaması) sırada suyun önünde engeller veya havuzlar yaptılar. Sular geri çekilip gittiğinde balıklar bu havuz­larda kalıyor, pazar sabahı gidip bu balıklan alıyorlardı. İşte Tevrat gereğince amel etmekten uzak durup Tevrat'ı unutan, zayi eden, Tevrat üzerinde düşün­meyen, emir ve tehditlerini korumayan Yahudilerin cezası bu olmuştu. Onların cezaları Tur dağının tıpkı bir gölgelik gibi üzerlerine yükseltilmesi idi.
    Bu, semavî kitaplardan maksadın, gereklerince amel etmek olduğunu, yoksa dil ile okuyup telkin etmek olmadığının delilidir. Amel etmeksizin güzel­ce okumak, bu kitapları bir kenara atmaktır.
    Bunun anlamı şudur: Öğütlerinden ibret almaksızın, hükümleriyle amel etmeksizin Kur"an lafızlarını sadece teğannî ile okumak hiç bir fayda sağla­maz. Nesâî, Ebu Saîd el-Hudrî'den Resulullah (s.a.)'ın şöyle buyurduğunu nak­letmektedir: "İnsanlar arasında en kötü olanlardan birisi de Kur'an'ı okuyup da onun hiç bir buyruğuna riayet etmeyen fasık bir kimsedir." Böylelikle Pey­gamberimiz ilâhi kitaplardan maksadın, -açıkladığımız gibi- onlarda bildirilen hükümler gereğince amel etmek olduğunu açıklamıştır. [189]






+ Yorum Gönder