Konusunu Oylayın.: Bakara suresi borç ayeti

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Bakara suresi borç ayeti
  1. 03.Aralık.2012, 10:40
    1
    Misafir

    Bakara suresi borç ayeti






    Bakara suresi borç ayeti Mumsema Bakara suresi borç ayeti hakkında bilgilere ihtiyacım var bana Bakara suresinde borç ayetlerini yazar mısınız ?


  2. 03.Aralık.2012, 10:40
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    Bakara suresi borç ayeti hakkında bilgilere ihtiyacım var bana Bakara suresinde borç ayetlerini yazar mısınız ?


    Benzer Konular

    - Bakara suresi oruç ayeti

    - Bakara suresi boşanma ayeti

    - Bakara suresi ramazan ayeti

    - Bakara suresi en uzun ayeti

    - Bakara suresi örtünme ayeti

  3. 03.Aralık.2012, 15:23
    2
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,652
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 336
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: bakara suresi borç ayeti




    bakara suresi borç ayeti ve tefsiri

    en uzun ayet borç ile ilgilidir.

    Vadeli Borcun Yazarak Yahut Şahitlikle Veya Rehin İle Belgelendirilmesi (Tevsiki)


    282- Ey iman edenler! Belirlenmiş bir vadeye borçlandığınız zaman onu ya­zın. Aranızda bir kâtip adaletle yazsın. Kâtip Allah'ın kendisine öğrettiği gibi yazmaktan çekinmesin, yazsın. Üzerin­de hak olan da yazdırsın. Rabbi olan Allah'tan korksun, ondan hiç bir şeyi eksik bırakmasın. Eğer üzerinde hak olan sefih veya zayıf olur yahut bizzat yazdırmaya gücü yetmezse onun velisi adaletle yazdırsın. Erkeklerinizden de iki şahit tutun. Eğer iki erkek bulun­mazsa o halde razı olacağınız şahitler­den bir erkekle iki kadın olsun. Biri unutursa öteki ona hatırlatır, diye. Şa­hitler de davet edildikleri zaman ka­çınmasınlar. Küçük veya büyük olsun ne ise onu vadesine kadar yazmaktan üşenmeyin. Bu Allah indinde adalete daha uygun, şehadet için daha sağlam ve şüpheye düşmemenize de daha ya­kındır. Meğer ki bu, aranızda devrede­ceğiniz hazır bir ticaret olsun. O za­man bunu yazmamanızda sizin için bir vebal yoktur. Alışveriş yaptığınız vakit de şahit tutun. Yazana da şahide de as­la zarar verilmesin. Eğer yaparsanız bu size dokunacak bir fısk olur. Al­lah'tan korkun. Allah size öğretiyor. Allah her şeyi çok iyi bilendir.
    283- Şayet bir yolculukta olup da kâtip bulamazsanız alacağınız rehinler (de yeter). Eğer biriniz diğerine güvenirse kendisine güvenilen kişi emanetini ek­siksiz ödesin, Rabbi olan Allah'tan korksun. Şahitliği de gizlemeyin. Kim onu gizlerse muhakkak onun kalbi günahkârdır. Allah yaptıklarınızı çok iyi bilendir.

    İ'râb:


    "O halde razı olacağınız şahitlerden bir erkekle iki kadın olsun." Bu ifade­nin takdiri şöyledir: O zaman şahit, bir erkek ve iki kadındır. Ya da bir fiil tak­diriyle şöyledir: O takdirde bir erkek ve iki kadın şahit olsun. "Erkeklerinizden" ifadesinden kasıt hür ve Müslüman erkekleriniz arasından demektir. Çünkü açıklamalar hür kimselerin birbirleriyle olan muameleleri hakkındadır.
    "Razı olacağınız" ifadesi ya "erkeklerinizden" bedeldir yahut "İki şahit"in veya "bir erkek ve iki kadın"rn sıfatıdır.
    "Yazana da şahide de asla zarar verilmesin." Bunun iki türlü olması söz konusudur: Zarar vermemeleri istenenler kâtipler ve şahitlerdir, bu daha uy­gundur. Veya kendilerine zarar verilmemesi istenenler kâtipler ve şahitlerdir.
    "Alacağınız rehinler de (yeter)." Yani o takdirde alacağınız rehinler bunun için yeterlidir. [128]

    Belagat:


    Yüce Allah'ın, "Borçlandığınız zaman" ifadesi, "iki şahit tutunuz" ifadesi "kendisine güvenilen kişi emanetini" ile "size öğretiyor" ve "çok iyi bilendir" ifa­deleri arasında bazı cinas çeşitleri vardır.
    Yüce Allah'ın, "Küçük veya büyük olsun" buyruğu ile "biri unutursa öteki ona hatırlatır" buyrukları arasında da tıbâk sanatı vardır.
    "Onu yazın, aranızda bir kâtip adaletle yazsın." "Kâtip Allah'ın kendisine öğrettiği gibi yazmaktan çekinmesin." "Üzerinde hak olan da yazdırsın... eğer üzerinde hak olan..." ve "Biri unutursa öteki ona hatırlatır diye" ifadelerinde ise itnâb sanatı vardır.
    "Allah'tan korkun", "Allah size öğretiyor" "Allah her şeyi çok iyi bilendir" cümlelerinde lafza-i celâlin tekrarlanması müminin ruhunda ilâhî heybetin beslenmesi ve işin büyüklüğüne dikkat çekilmesi içindir.
    "Rabbi olan Allah'tan korksun." buyruğunda ise lafza-i celâl ve rububiyet vasfının birlikte zikredilmesi, sakındırmanın ileri derecede olduğunu ifade et­mek içindir. [129]

    Kelime ve İbareler:


    "Belirlenmiş bir vadeye kadar borçlandığınız zaman." Biriniz ötekine borç verse yani vadeli borç muamelesi yaptığınız zaman. Borç (deyn) vadeli satış ve­ya selem yahut karzdır. Deyn, kişinin zimmetinde sabit olan maldır. "Vade" ise bir şeyin sona ermesi için belirlenen zamandır. "Belirlenmiş olmak" ise günler, aylar veya yıllarla sınırlandırılmış yahut bilinen vakit demektir. Vadeli borç, aynî malların belli bir vadeyle satılmasını, selem alışverişini ve karzı kapsar. "onu yazın." Borcu belgelendirmek suretiyle, muhtemel anlaşmazlığın ortadan kaldırılması için mendup olmak üzere, yazınız. Borç senedini veya borç belgesi­ni "Aranızda bir kâtip adaletle" yani yazmasında hakka uyarak veya herhangi bir tarafa meyletmeksizin mal ve vadede fazlalık ve eksiklik belirtmeksizin iki taraf arasında eşitliği sağlayarak "yazsın."
    "Kâtip Allah'ın kendisine öğrettiği gibi" yani belgeleri yazma hususunda Allah'ın kendisine öğrettiği yola uygun olarak "yazmaktan çekinmesin." Bu ko­nuda cimrilik göstermesin ve herhangi bir kusur işlemesin.
    "Üzerinde hak olan" yani borçlu kimse; çünkü hakkında şahitlik edilecek ve üzerindeki borcun ne olduğu bilinsin diye hakkı tümüyle ikrar edecek kimse "de yazdırsın" yani yazacak olana neler yazacağını telkin etsin.
    Yazmak hususunda "Rabbi olan Allah'tan korksun, ondan hiç bir şeyi ek­sik bırakmasın." Üzerindeki hakkı eksilterek yazdırmasın. "Eğer üzerinde hak olan sefih" savurgan "veya zayıf yani küçük bir çocuk yahut kocamış bir ihti­yar olduğundan dolayı yazdıramazsa "yahut bizzat yazdırmaya gücü yetmezse" bilgisiz yahut dinsiz olması ve buna benzer sebepler dolayısıyla yazdıramazsa "onun velisi" baba, vasi, kayyum ve mütercim gibi onun işini üstlenmiş kimse "adaletle yazdırsın."
    "Erkeklerinizden de iki şahit tutun." Yani bu borca iki erkeğin şahitlik et­mesini isteyin.
    "Biri unutursa öteki ona hatırlatır." Yani bu konuda az ihtimam gösterdi­ğinden dolayı, onlardan şahitlikte hata eder yahut yanıhrsa onlardan hatırla­yan birisi, unutan diğerine hatırlatır. "Şahitler de" gerek olaya tanık olmak, ge­rek şahitlikte bulunmak için "davet edildikleri zaman kaçınmasınlar."
    "Onu" yani çokça vaki olduğundan dolayı tanık olduğunuz hakkı "vadesi­ne" vadesinin geleceği zamana "kadar yazmaktan üşenmeyin."
    "Bu" yazmak, "Allah indinde adalete daha uygun, şehadetf'ia. ifası "için da­ha sağlam" daha tespit edicidir. Çünkü şahitliği hatırlatır "ve" borcun mikta­rında ve vadesinde "şüpheye düşmemenize daha yakındır."
    "Aranızda devredeceğiniz" yani karşılıklı kabzedeceğiniz ve vadesiz tica­retler. Bundan kasıt, elden ele yapılan muamelelerdir.
    "Yazana da şahide de asla zarar verilmesin." Tarafların zarar görmesi ya­saklanmaktadır. Kâtip de şahit de hak sahibine olsun, üzerinde hak bulunan borçluya olsun, tahrif, fazlalık veya eksiltmekle ya da şahitlikten imtina edip yazmayı kabul etmemekle zarar vermesin. Hak sahibi de yazmak ve şahitlikte uygun olmayan şeyleri teklif etmek suretiyle her ikisine de zarar vermemelidir.
    "Eğer yaparsanız" yani size yasaklanan bu işi yaparsanız "bu size dokuna­cak bir fısk olur." yani sonucu size gelip çatacak olan itaatsizlik olur.
    "Allah'tan" emir ve yasaklan hususunda "korkun. Allah size" işlerinizin uygun şekillerini "öğretiyor."
    "Şayet bir yolculukta olup da" borçlanırsanız "alacağınız rehinler (de ye­ter)." Sünnet-i semyye Nkame\^m>ıe\feY\iS^ olduğunu belirtmiş ve yolculuk halini de söz konusu etmiştir. Burada özellikle yolculuk halinin söz konusu edilmesi bu durumda belgelendirmenin daha sıkı olması gerektiğindendir. "Alacağınız rehinler (de yeter)." Bu rehinlerle bo'rcunu-zu sağlamlaştırırsınız. Yüce Allah'ın, "Alacağınız (kabzedilmiş)" buyruğu rehinde kabzın şart olduğuna delildir. Ayrıca rehin alanın kendisinin veya vekili­nin rehin bırakılan şeyi kabzetmesiyle yetinileceğini de göstermektedir.
    "Eğer biriniz diğerine güvenirse" yani alacaklı borçludaki hakkından emin olur, ondan rehin almaz yahut borcu yazmazsa "kendisine güvenilen kişi" yani borçlu "emanetini" üzerindeki borcu "eksiksiz ödesin" ve onu ödeme hususunda "Rabbi olan Allah'tan korksun." Şahitlik etmek üzere çağırıldığınız vakit "şa­hitliği de gizlemeyin. Kim onu gizlerse muhakkak onun kalbi günahkârdır." Özellikle kalbin zikredilmesi şahitliğin mahalli olduğundan ve kalb günah ka­zandığı takdirde diğer azaların da ona tabi olacağından dolayıdır. O takdirde günah kazananların cezası gibi bundan dolayı cezalandırılır.
    "Allah yaptıklarınızı çok iyi bilendir." Amellerinizden hiç bir şey O'na gizli kalmaz. [130]

    Ayetler Arası İlişki


    Yüce Allah infakı ve onun güzel mükâfatını, faizi, çirkinliği ve tehlikesini söz konusu ettikten sonra akabinde herhangi bir fayda beklemeksizin karz-ı haseni, vadeli borçlanma ilişkisini, bunu yazmak, şahit tutmak ve rehin ile ko­ruyup belgelendirme yolunu, çabukluğu gerektiren ticaret ile malı artırma yo­lunu söz konusu etti. Sadaka ve karz-ı hasende karşılıklı merhamet ve daya­nışma, faizde ise katılık ve tuğyan söz konusudur. Vadeli borçla yapılan ticaret ilişkisi ile ilgili hükümlerde ise son derece hikmet, maslahat ve adalet söz ko­nusudur. Çünkü kendisine infak, sadaka ve karz emri verilip de faiz ilişkisine girmesi yasaklanan bir kimsenin ticaret yoluyla malını artırması ve hakkını zayi olmaktan koruması kaçınılmaz bir şeydir. Buna göre ayet-i kerimenin ken­disinden önceki buyruklarla münasebeti, insanlar arası ticarî ilişkilerde görü­len borçlanma halini açıklamak bakımındandır. Bu ise belli bir malı, belli bir vadeye satmak yoluyla olur. Bu satımın da malın korunması ve kaybolmaktan muhafaza edilmesi yolu ile yapılması öngörülmektedir. Bütün bu hükümler, fa­iz muamelelerinin hükmü ve bunun yasaklanması açıklandıktan sonra gel­mektedir. Yahut her ikisi de halen veya sonuç itibariyle malın eksilmesi sonu­cunu veren Allah yolunda infak ve faizin haram kılınması beyan edildikten sonra, bu buyruklardan kasıt, helâl olan malı koruma keyfiyetini açıklamak yönünden ayetler arasında ilişki kurmaktır.
    Bu ayet-i kerimenin Kur'an-ı Kerim'deki en uzun ayet oluşu, malın bizati­hi Allah nezdinde buğzedilen bir şey olmadığına, İslâm'ın ümmetin iktisadî ha­yatına önem verdiğine, İslâm'ın hem din, hem devlet, hem hayat ve hem de toplum nizamı olduğuna bir delildir. İslâm ruhbanlık, fakirlik ve hayattan uzaklaşma dini değildir. İnsanlar arası ilişkilerin düzenlenmesi, hakların ko­runma yolunun açıklanması, ticaret ve malın arttırılması yollarının gösteril­mesi gibi bütün bu hususlar, İslâm'ın bir amel, bir gayret ve bir çabalama dini olduğunu; helâl yollardan kâr ve kazanç sağlama arzusunu kazandırdığım gös­termektedir. Ahmed ve Taberânî, Amr b. el-As yoluyla, "Salih (helâl yoldan kazanılmış) mal, salih kişiye ne güzel de yakışır" hadisini rivayet etmektedirler.
    Kamu menfaatleri uğrunda harcamak ve faizin haram kılınması; ümmet arasındaki dayanışma ve şefkat ile merhamete, zulmü ve sömürüyü uzaklaştır­maya dinin önem verdiğine, çabalamaksızın, çalışmaksızın kazanmayı dışladı­ğına alâmettir. Dünyanın ya da malın bazı ayet ve hadislerde yerilmiş olması ise ahiretin unutulması, malın sahibini ahiretten uzaklaştırarak infak etmek­ten alıkoyup cimrileştirmesi, helâl mi haram mı yollardan topladığına aldırış etmemesi durumundadır. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Muhakkak sizin mallarınız da çocuklarınız da birer fitnedir. Allah nezdinde ise büyük bir ecir vardır." (Teğâbün, 64/15).
    Yine Yüce Allah bir başka yerde şöyle buyurmaktadır: "Bilin ki dünya ha­yatı ancak bir oyun ve bir eğlencedir, bir süstür, aranızda bir övünüştür; mal­larda ve çocuklarda bir yarıştır. (Bunlar) ekini ekincilerin hoşuna giden yağ­mur gibidir. Sonra o ekin gürleşir de sen onu sararmış görürsün, sonra da çör-çöp olur. Ahirette ise şiddetli bir azap vardır. Allah'tan bir mağfiret ve bir rıza da vardır. Dünya hayatı ise bir aldanma metaından başka bir şey değildir." (Hadid, 57/20). Buharî de Ebu Hureyre'den Resulullah (s.a.)'ın şöyle buyurdu­ğunu rivayet etmektedir: "Dinara köle olan kahrolsun, dirheme köle olan kah­rolsun." [131]

    Açıklaması


    Ey iman sıfatını elde etmiş kimseler! Satış selem yahut karz yoluyla zim­mette vadeli olmak üzere borç muamelesinde bulunduğunuz vakit -herhangi bir şeyi vadeli bir bedelle sattığınız veya cins, tür ve miktarını açıklamakla bir­likte tayin edilmiş bir vadeye bir malı peşin bir semen (bedel) ile satarsanız ki buna selem veya selef adı verilir; belli bir meblağı karz olarak verirse ve vadeli bir bedel muamelesinde bulunduğunuz takdirde- bu muameleye delâlet edecek şeyi günler, aylar veya seneleri belirterek, vadesini açıklayıp yazınız. Yani bu vade bilinen bir vade olmalıdır. Cumhurun görüşüne göre konuyla ilgili bilgi­sizliği ortadan kaldırmayan ekinlerin hasadı veya dövülmesi gibi bir vadeye bağlamayınız. Çünkü yazmak, üzerinde ittifak edilen şeyin tespitinde daha sağlam bir belgelendirme, anlaşmazlığı daha bir kaldırıcıdır.
    Daha sonra Yüce Allah yazma keyfiyetini beyan etmekte ve bu işi kimin yapacağını tayin etmektedir. Buna göre, güvenilir, adaletli ve tarafsız, fakih (dinde bilgi sahibi), mütedeyyin ve uyanık bir kâtip, taraflardan herhangi biri­sine meyletmeksizin, hakkı açık ibarelerle yazsm, bir çok manaya gelme ihti­mali olan lafızlardan kaçınsın. Böyle bir kimse tıpkı borçlu ile alacaklı arasın­daki hakim gibidir. İşte bu, kâtipte adalet şartının arandığına delildir.
    Daha sonra Yüce Allah kâtibe tavsiyede bulunmakta ve yazmaktan kaçın­masını yasaklamaktadır. Kâtiplerden herhangi bir kimse imkânı olduğu sürece borç belgesini, Allah'ın belge yazma hususunda kendisine öğrettiği şekilde yaz­maktan kaçınmasın. Ne fazla ne eksik yazsın, ne de kimseye zarar versin. Yazma kabiliyeti Allah tarafından ona verilen bir nimettir. Gerektiğinde yazmak­tan kaçınmaması o yazı nimetine şükrün bir ifadesidir. Bu, ücret ile yapılsa da­hi böyledir. İşte bu, kâtibin sert hükümleri, örf ve düzen bakımından riayet edilmesi gereken şartları bilen kimse olmasının şart olduğuna delildir. Adalet şartı ilim şartından önce söz konusu edilmiştir. Çünkü burada adalet ilimden daha önemlidir. Adil bir kimse belge yazmanın gerektirdiği bilgileri öğrenebilir, fakat adil olmayan bir alimin sahip olduğu bilgi kendisini adalete götürmez; böyle bir kimse bozar, düzeltmez.
    Yüce Allah'ın, "Yazmaktan çekinmesin" buyruğu adil ve alim bir kimsenin yazma ve buna benzer işleri yapmak üzere çağırıldığı vakit, bu çağrıyı kabul etmesinin vacip olduğuna delildir. Daha sonra Yüce Allah, hak ile yazmaktan çekinmeyi yasakladığını bir daha vurgulamaktadır. Çünkü belge hakların ko­runması ile alâkalıdır.
    Daha sonra Yüce Allah kâtibe yazdırma işini yapacak olanın borçlunun kendisi olduğunu belirtmektedir. Çünkü ödeme yükümlülüğü olan kimsenin yazdırmasından emin olunur. Böylelikle onun beyanı ve yazdırması ona karşı bir delil olur. Daha sonra Yüce Allah ona iki şeyi tavsiye etmektedir: Birisi, üzerindeki hakkı eksiksiz olarak belirtmek suretiyle yazdırma hususunda Al­lah'tan korkması, diğeri ise üzerindeki haktan herhangi bir şeyi eksiltmeme­si.
    Dikkat edilecek olursa yazıcıya da adaletli olması emredilmektedir. Ne ar­tırsın ne de eksiltsin. Borçlu olan kimseye ise yalnızca eksiltmesi yasaklan­maktadır. Çünkü bu, başkasından değil yalnızca ondan beklenen ve umulan bir şeydir.
    Arkasından Yüce Allah ehliyeti eksik olanların (kısıtlıların) durumlarını açıklamaktadır. Şayet borçlu (üzerinde hak bulunan kişi) sefih, yani malını sa­vurganca kullanan kıt akıllı ve malını idare edemeyen bir kimse veya çocuk, deli, bilgisiz ve aklî gücü meseleleri iyice hatırında tutmasma imkân vermeye­cek kadar yaşlı ve güçsüz olur ya da cahil yahut kekeme, dilsiz, dili bağlı, kör vb. yazdırmaktan âciz bir kimse olursa, onun işlerini üstlenmiş bulunan kay-yum, vekil veya mütercim gibi velilerinin adalet ve insaf ile, fazlasız ve eksik­siz olarak kâtibe hakkı yazdırmaları gerekir.
    Bundan sonra sıra ispata gelmektedir. Yüce Allah mendup olmak üzere olayların tespiti ve malların korunması için borçlanmaya şahit tutma yolunu göstermektedir. Şahit için öngörülen sayı ise iki erkek yahut bir erkek ve iki kadındır.
    Yüce Allah'ın, "Erkeklerinizden" ifadesini kullanması şahitlerin Müslü­man ve hür olmalarının şart olduğuna delildir. Çünkü yapılan açıklamalar bu türden kimselerin karşılıklı ilişkileri hakkında varit olmuştur. Şahitler hak­kında aranan adalete gelince, ilim adamları bunu Yüce Allah'ın, "Ve sizden adaletli iki kişiyi şahit tutunuz." (Talâk, 65/2) buyruğu gereğince şart koşmuş­lardır. [132]


  4. 03.Aralık.2012, 15:23
    2
    Moderatör



    bakara suresi borç ayeti ve tefsiri

    en uzun ayet borç ile ilgilidir.

    Vadeli Borcun Yazarak Yahut Şahitlikle Veya Rehin İle Belgelendirilmesi (Tevsiki)


    282- Ey iman edenler! Belirlenmiş bir vadeye borçlandığınız zaman onu ya­zın. Aranızda bir kâtip adaletle yazsın. Kâtip Allah'ın kendisine öğrettiği gibi yazmaktan çekinmesin, yazsın. Üzerin­de hak olan da yazdırsın. Rabbi olan Allah'tan korksun, ondan hiç bir şeyi eksik bırakmasın. Eğer üzerinde hak olan sefih veya zayıf olur yahut bizzat yazdırmaya gücü yetmezse onun velisi adaletle yazdırsın. Erkeklerinizden de iki şahit tutun. Eğer iki erkek bulun­mazsa o halde razı olacağınız şahitler­den bir erkekle iki kadın olsun. Biri unutursa öteki ona hatırlatır, diye. Şa­hitler de davet edildikleri zaman ka­çınmasınlar. Küçük veya büyük olsun ne ise onu vadesine kadar yazmaktan üşenmeyin. Bu Allah indinde adalete daha uygun, şehadet için daha sağlam ve şüpheye düşmemenize de daha ya­kındır. Meğer ki bu, aranızda devrede­ceğiniz hazır bir ticaret olsun. O za­man bunu yazmamanızda sizin için bir vebal yoktur. Alışveriş yaptığınız vakit de şahit tutun. Yazana da şahide de as­la zarar verilmesin. Eğer yaparsanız bu size dokunacak bir fısk olur. Al­lah'tan korkun. Allah size öğretiyor. Allah her şeyi çok iyi bilendir.
    283- Şayet bir yolculukta olup da kâtip bulamazsanız alacağınız rehinler (de yeter). Eğer biriniz diğerine güvenirse kendisine güvenilen kişi emanetini ek­siksiz ödesin, Rabbi olan Allah'tan korksun. Şahitliği de gizlemeyin. Kim onu gizlerse muhakkak onun kalbi günahkârdır. Allah yaptıklarınızı çok iyi bilendir.

    İ'râb:


    "O halde razı olacağınız şahitlerden bir erkekle iki kadın olsun." Bu ifade­nin takdiri şöyledir: O zaman şahit, bir erkek ve iki kadındır. Ya da bir fiil tak­diriyle şöyledir: O takdirde bir erkek ve iki kadın şahit olsun. "Erkeklerinizden" ifadesinden kasıt hür ve Müslüman erkekleriniz arasından demektir. Çünkü açıklamalar hür kimselerin birbirleriyle olan muameleleri hakkındadır.
    "Razı olacağınız" ifadesi ya "erkeklerinizden" bedeldir yahut "İki şahit"in veya "bir erkek ve iki kadın"rn sıfatıdır.
    "Yazana da şahide de asla zarar verilmesin." Bunun iki türlü olması söz konusudur: Zarar vermemeleri istenenler kâtipler ve şahitlerdir, bu daha uy­gundur. Veya kendilerine zarar verilmemesi istenenler kâtipler ve şahitlerdir.
    "Alacağınız rehinler de (yeter)." Yani o takdirde alacağınız rehinler bunun için yeterlidir. [128]

    Belagat:


    Yüce Allah'ın, "Borçlandığınız zaman" ifadesi, "iki şahit tutunuz" ifadesi "kendisine güvenilen kişi emanetini" ile "size öğretiyor" ve "çok iyi bilendir" ifa­deleri arasında bazı cinas çeşitleri vardır.
    Yüce Allah'ın, "Küçük veya büyük olsun" buyruğu ile "biri unutursa öteki ona hatırlatır" buyrukları arasında da tıbâk sanatı vardır.
    "Onu yazın, aranızda bir kâtip adaletle yazsın." "Kâtip Allah'ın kendisine öğrettiği gibi yazmaktan çekinmesin." "Üzerinde hak olan da yazdırsın... eğer üzerinde hak olan..." ve "Biri unutursa öteki ona hatırlatır diye" ifadelerinde ise itnâb sanatı vardır.
    "Allah'tan korkun", "Allah size öğretiyor" "Allah her şeyi çok iyi bilendir" cümlelerinde lafza-i celâlin tekrarlanması müminin ruhunda ilâhî heybetin beslenmesi ve işin büyüklüğüne dikkat çekilmesi içindir.
    "Rabbi olan Allah'tan korksun." buyruğunda ise lafza-i celâl ve rububiyet vasfının birlikte zikredilmesi, sakındırmanın ileri derecede olduğunu ifade et­mek içindir. [129]

    Kelime ve İbareler:


    "Belirlenmiş bir vadeye kadar borçlandığınız zaman." Biriniz ötekine borç verse yani vadeli borç muamelesi yaptığınız zaman. Borç (deyn) vadeli satış ve­ya selem yahut karzdır. Deyn, kişinin zimmetinde sabit olan maldır. "Vade" ise bir şeyin sona ermesi için belirlenen zamandır. "Belirlenmiş olmak" ise günler, aylar veya yıllarla sınırlandırılmış yahut bilinen vakit demektir. Vadeli borç, aynî malların belli bir vadeyle satılmasını, selem alışverişini ve karzı kapsar. "onu yazın." Borcu belgelendirmek suretiyle, muhtemel anlaşmazlığın ortadan kaldırılması için mendup olmak üzere, yazınız. Borç senedini veya borç belgesi­ni "Aranızda bir kâtip adaletle" yani yazmasında hakka uyarak veya herhangi bir tarafa meyletmeksizin mal ve vadede fazlalık ve eksiklik belirtmeksizin iki taraf arasında eşitliği sağlayarak "yazsın."
    "Kâtip Allah'ın kendisine öğrettiği gibi" yani belgeleri yazma hususunda Allah'ın kendisine öğrettiği yola uygun olarak "yazmaktan çekinmesin." Bu ko­nuda cimrilik göstermesin ve herhangi bir kusur işlemesin.
    "Üzerinde hak olan" yani borçlu kimse; çünkü hakkında şahitlik edilecek ve üzerindeki borcun ne olduğu bilinsin diye hakkı tümüyle ikrar edecek kimse "de yazdırsın" yani yazacak olana neler yazacağını telkin etsin.
    Yazmak hususunda "Rabbi olan Allah'tan korksun, ondan hiç bir şeyi ek­sik bırakmasın." Üzerindeki hakkı eksilterek yazdırmasın. "Eğer üzerinde hak olan sefih" savurgan "veya zayıf yani küçük bir çocuk yahut kocamış bir ihti­yar olduğundan dolayı yazdıramazsa "yahut bizzat yazdırmaya gücü yetmezse" bilgisiz yahut dinsiz olması ve buna benzer sebepler dolayısıyla yazdıramazsa "onun velisi" baba, vasi, kayyum ve mütercim gibi onun işini üstlenmiş kimse "adaletle yazdırsın."
    "Erkeklerinizden de iki şahit tutun." Yani bu borca iki erkeğin şahitlik et­mesini isteyin.
    "Biri unutursa öteki ona hatırlatır." Yani bu konuda az ihtimam gösterdi­ğinden dolayı, onlardan şahitlikte hata eder yahut yanıhrsa onlardan hatırla­yan birisi, unutan diğerine hatırlatır. "Şahitler de" gerek olaya tanık olmak, ge­rek şahitlikte bulunmak için "davet edildikleri zaman kaçınmasınlar."
    "Onu" yani çokça vaki olduğundan dolayı tanık olduğunuz hakkı "vadesi­ne" vadesinin geleceği zamana "kadar yazmaktan üşenmeyin."
    "Bu" yazmak, "Allah indinde adalete daha uygun, şehadetf'ia. ifası "için da­ha sağlam" daha tespit edicidir. Çünkü şahitliği hatırlatır "ve" borcun mikta­rında ve vadesinde "şüpheye düşmemenize daha yakındır."
    "Aranızda devredeceğiniz" yani karşılıklı kabzedeceğiniz ve vadesiz tica­retler. Bundan kasıt, elden ele yapılan muamelelerdir.
    "Yazana da şahide de asla zarar verilmesin." Tarafların zarar görmesi ya­saklanmaktadır. Kâtip de şahit de hak sahibine olsun, üzerinde hak bulunan borçluya olsun, tahrif, fazlalık veya eksiltmekle ya da şahitlikten imtina edip yazmayı kabul etmemekle zarar vermesin. Hak sahibi de yazmak ve şahitlikte uygun olmayan şeyleri teklif etmek suretiyle her ikisine de zarar vermemelidir.
    "Eğer yaparsanız" yani size yasaklanan bu işi yaparsanız "bu size dokuna­cak bir fısk olur." yani sonucu size gelip çatacak olan itaatsizlik olur.
    "Allah'tan" emir ve yasaklan hususunda "korkun. Allah size" işlerinizin uygun şekillerini "öğretiyor."
    "Şayet bir yolculukta olup da" borçlanırsanız "alacağınız rehinler (de ye­ter)." Sünnet-i semyye Nkame\^m>ıe\feY\iS^ olduğunu belirtmiş ve yolculuk halini de söz konusu etmiştir. Burada özellikle yolculuk halinin söz konusu edilmesi bu durumda belgelendirmenin daha sıkı olması gerektiğindendir. "Alacağınız rehinler (de yeter)." Bu rehinlerle bo'rcunu-zu sağlamlaştırırsınız. Yüce Allah'ın, "Alacağınız (kabzedilmiş)" buyruğu rehinde kabzın şart olduğuna delildir. Ayrıca rehin alanın kendisinin veya vekili­nin rehin bırakılan şeyi kabzetmesiyle yetinileceğini de göstermektedir.
    "Eğer biriniz diğerine güvenirse" yani alacaklı borçludaki hakkından emin olur, ondan rehin almaz yahut borcu yazmazsa "kendisine güvenilen kişi" yani borçlu "emanetini" üzerindeki borcu "eksiksiz ödesin" ve onu ödeme hususunda "Rabbi olan Allah'tan korksun." Şahitlik etmek üzere çağırıldığınız vakit "şa­hitliği de gizlemeyin. Kim onu gizlerse muhakkak onun kalbi günahkârdır." Özellikle kalbin zikredilmesi şahitliğin mahalli olduğundan ve kalb günah ka­zandığı takdirde diğer azaların da ona tabi olacağından dolayıdır. O takdirde günah kazananların cezası gibi bundan dolayı cezalandırılır.
    "Allah yaptıklarınızı çok iyi bilendir." Amellerinizden hiç bir şey O'na gizli kalmaz. [130]

    Ayetler Arası İlişki


    Yüce Allah infakı ve onun güzel mükâfatını, faizi, çirkinliği ve tehlikesini söz konusu ettikten sonra akabinde herhangi bir fayda beklemeksizin karz-ı haseni, vadeli borçlanma ilişkisini, bunu yazmak, şahit tutmak ve rehin ile ko­ruyup belgelendirme yolunu, çabukluğu gerektiren ticaret ile malı artırma yo­lunu söz konusu etti. Sadaka ve karz-ı hasende karşılıklı merhamet ve daya­nışma, faizde ise katılık ve tuğyan söz konusudur. Vadeli borçla yapılan ticaret ilişkisi ile ilgili hükümlerde ise son derece hikmet, maslahat ve adalet söz ko­nusudur. Çünkü kendisine infak, sadaka ve karz emri verilip de faiz ilişkisine girmesi yasaklanan bir kimsenin ticaret yoluyla malını artırması ve hakkını zayi olmaktan koruması kaçınılmaz bir şeydir. Buna göre ayet-i kerimenin ken­disinden önceki buyruklarla münasebeti, insanlar arası ticarî ilişkilerde görü­len borçlanma halini açıklamak bakımındandır. Bu ise belli bir malı, belli bir vadeye satmak yoluyla olur. Bu satımın da malın korunması ve kaybolmaktan muhafaza edilmesi yolu ile yapılması öngörülmektedir. Bütün bu hükümler, fa­iz muamelelerinin hükmü ve bunun yasaklanması açıklandıktan sonra gel­mektedir. Yahut her ikisi de halen veya sonuç itibariyle malın eksilmesi sonu­cunu veren Allah yolunda infak ve faizin haram kılınması beyan edildikten sonra, bu buyruklardan kasıt, helâl olan malı koruma keyfiyetini açıklamak yönünden ayetler arasında ilişki kurmaktır.
    Bu ayet-i kerimenin Kur'an-ı Kerim'deki en uzun ayet oluşu, malın bizati­hi Allah nezdinde buğzedilen bir şey olmadığına, İslâm'ın ümmetin iktisadî ha­yatına önem verdiğine, İslâm'ın hem din, hem devlet, hem hayat ve hem de toplum nizamı olduğuna bir delildir. İslâm ruhbanlık, fakirlik ve hayattan uzaklaşma dini değildir. İnsanlar arası ilişkilerin düzenlenmesi, hakların ko­runma yolunun açıklanması, ticaret ve malın arttırılması yollarının gösteril­mesi gibi bütün bu hususlar, İslâm'ın bir amel, bir gayret ve bir çabalama dini olduğunu; helâl yollardan kâr ve kazanç sağlama arzusunu kazandırdığım gös­termektedir. Ahmed ve Taberânî, Amr b. el-As yoluyla, "Salih (helâl yoldan kazanılmış) mal, salih kişiye ne güzel de yakışır" hadisini rivayet etmektedirler.
    Kamu menfaatleri uğrunda harcamak ve faizin haram kılınması; ümmet arasındaki dayanışma ve şefkat ile merhamete, zulmü ve sömürüyü uzaklaştır­maya dinin önem verdiğine, çabalamaksızın, çalışmaksızın kazanmayı dışladı­ğına alâmettir. Dünyanın ya da malın bazı ayet ve hadislerde yerilmiş olması ise ahiretin unutulması, malın sahibini ahiretten uzaklaştırarak infak etmek­ten alıkoyup cimrileştirmesi, helâl mi haram mı yollardan topladığına aldırış etmemesi durumundadır. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Muhakkak sizin mallarınız da çocuklarınız da birer fitnedir. Allah nezdinde ise büyük bir ecir vardır." (Teğâbün, 64/15).
    Yine Yüce Allah bir başka yerde şöyle buyurmaktadır: "Bilin ki dünya ha­yatı ancak bir oyun ve bir eğlencedir, bir süstür, aranızda bir övünüştür; mal­larda ve çocuklarda bir yarıştır. (Bunlar) ekini ekincilerin hoşuna giden yağ­mur gibidir. Sonra o ekin gürleşir de sen onu sararmış görürsün, sonra da çör-çöp olur. Ahirette ise şiddetli bir azap vardır. Allah'tan bir mağfiret ve bir rıza da vardır. Dünya hayatı ise bir aldanma metaından başka bir şey değildir." (Hadid, 57/20). Buharî de Ebu Hureyre'den Resulullah (s.a.)'ın şöyle buyurdu­ğunu rivayet etmektedir: "Dinara köle olan kahrolsun, dirheme köle olan kah­rolsun." [131]

    Açıklaması


    Ey iman sıfatını elde etmiş kimseler! Satış selem yahut karz yoluyla zim­mette vadeli olmak üzere borç muamelesinde bulunduğunuz vakit -herhangi bir şeyi vadeli bir bedelle sattığınız veya cins, tür ve miktarını açıklamakla bir­likte tayin edilmiş bir vadeye bir malı peşin bir semen (bedel) ile satarsanız ki buna selem veya selef adı verilir; belli bir meblağı karz olarak verirse ve vadeli bir bedel muamelesinde bulunduğunuz takdirde- bu muameleye delâlet edecek şeyi günler, aylar veya seneleri belirterek, vadesini açıklayıp yazınız. Yani bu vade bilinen bir vade olmalıdır. Cumhurun görüşüne göre konuyla ilgili bilgi­sizliği ortadan kaldırmayan ekinlerin hasadı veya dövülmesi gibi bir vadeye bağlamayınız. Çünkü yazmak, üzerinde ittifak edilen şeyin tespitinde daha sağlam bir belgelendirme, anlaşmazlığı daha bir kaldırıcıdır.
    Daha sonra Yüce Allah yazma keyfiyetini beyan etmekte ve bu işi kimin yapacağını tayin etmektedir. Buna göre, güvenilir, adaletli ve tarafsız, fakih (dinde bilgi sahibi), mütedeyyin ve uyanık bir kâtip, taraflardan herhangi biri­sine meyletmeksizin, hakkı açık ibarelerle yazsm, bir çok manaya gelme ihti­mali olan lafızlardan kaçınsın. Böyle bir kimse tıpkı borçlu ile alacaklı arasın­daki hakim gibidir. İşte bu, kâtipte adalet şartının arandığına delildir.
    Daha sonra Yüce Allah kâtibe tavsiyede bulunmakta ve yazmaktan kaçın­masını yasaklamaktadır. Kâtiplerden herhangi bir kimse imkânı olduğu sürece borç belgesini, Allah'ın belge yazma hususunda kendisine öğrettiği şekilde yaz­maktan kaçınmasın. Ne fazla ne eksik yazsın, ne de kimseye zarar versin. Yazma kabiliyeti Allah tarafından ona verilen bir nimettir. Gerektiğinde yazmak­tan kaçınmaması o yazı nimetine şükrün bir ifadesidir. Bu, ücret ile yapılsa da­hi böyledir. İşte bu, kâtibin sert hükümleri, örf ve düzen bakımından riayet edilmesi gereken şartları bilen kimse olmasının şart olduğuna delildir. Adalet şartı ilim şartından önce söz konusu edilmiştir. Çünkü burada adalet ilimden daha önemlidir. Adil bir kimse belge yazmanın gerektirdiği bilgileri öğrenebilir, fakat adil olmayan bir alimin sahip olduğu bilgi kendisini adalete götürmez; böyle bir kimse bozar, düzeltmez.
    Yüce Allah'ın, "Yazmaktan çekinmesin" buyruğu adil ve alim bir kimsenin yazma ve buna benzer işleri yapmak üzere çağırıldığı vakit, bu çağrıyı kabul etmesinin vacip olduğuna delildir. Daha sonra Yüce Allah, hak ile yazmaktan çekinmeyi yasakladığını bir daha vurgulamaktadır. Çünkü belge hakların ko­runması ile alâkalıdır.
    Daha sonra Yüce Allah kâtibe yazdırma işini yapacak olanın borçlunun kendisi olduğunu belirtmektedir. Çünkü ödeme yükümlülüğü olan kimsenin yazdırmasından emin olunur. Böylelikle onun beyanı ve yazdırması ona karşı bir delil olur. Daha sonra Yüce Allah ona iki şeyi tavsiye etmektedir: Birisi, üzerindeki hakkı eksiksiz olarak belirtmek suretiyle yazdırma hususunda Al­lah'tan korkması, diğeri ise üzerindeki haktan herhangi bir şeyi eksiltmeme­si.
    Dikkat edilecek olursa yazıcıya da adaletli olması emredilmektedir. Ne ar­tırsın ne de eksiltsin. Borçlu olan kimseye ise yalnızca eksiltmesi yasaklan­maktadır. Çünkü bu, başkasından değil yalnızca ondan beklenen ve umulan bir şeydir.
    Arkasından Yüce Allah ehliyeti eksik olanların (kısıtlıların) durumlarını açıklamaktadır. Şayet borçlu (üzerinde hak bulunan kişi) sefih, yani malını sa­vurganca kullanan kıt akıllı ve malını idare edemeyen bir kimse veya çocuk, deli, bilgisiz ve aklî gücü meseleleri iyice hatırında tutmasma imkân vermeye­cek kadar yaşlı ve güçsüz olur ya da cahil yahut kekeme, dilsiz, dili bağlı, kör vb. yazdırmaktan âciz bir kimse olursa, onun işlerini üstlenmiş bulunan kay-yum, vekil veya mütercim gibi velilerinin adalet ve insaf ile, fazlasız ve eksik­siz olarak kâtibe hakkı yazdırmaları gerekir.
    Bundan sonra sıra ispata gelmektedir. Yüce Allah mendup olmak üzere olayların tespiti ve malların korunması için borçlanmaya şahit tutma yolunu göstermektedir. Şahit için öngörülen sayı ise iki erkek yahut bir erkek ve iki kadındır.
    Yüce Allah'ın, "Erkeklerinizden" ifadesini kullanması şahitlerin Müslü­man ve hür olmalarının şart olduğuna delildir. Çünkü yapılan açıklamalar bu türden kimselerin karşılıklı ilişkileri hakkında varit olmuştur. Şahitler hak­kında aranan adalete gelince, ilim adamları bunu Yüce Allah'ın, "Ve sizden adaletli iki kişiyi şahit tutunuz." (Talâk, 65/2) buyruğu gereğince şart koşmuş­lardır. [132]





+ Yorum Gönder