Konusunu Oylayın.: Kuranda nesh edilen ayetler var mı?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Kuranda nesh edilen ayetler var mı?
  1. 13.Kasım.2012, 22:04
    1
    Misafir

    Kuranda nesh edilen ayetler var mı?






    Kuranda nesh edilen ayetler var mı? Mumsema Kuranda nesh edilen ayetler var mı? nesh edilen ayetler hakkında ayrıntılı bilgiler verir misiniz ?


  2. 13.Kasım.2012, 22:04
    1
    mal - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    mal
    Misafir



  3. 14.Kasım.2012, 18:28
    2
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,584
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 335
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: Kuranda nesh edilen ayetler var mı?




    Allah Kuranda bazı ayetleri nesh edip yerine başka bir hüküm getirmiş. Bunun hikmeti nedir ve nesh edilen ayet kuranda neden tutulmuş?


    Nesh'le İlgili Âyetler

    Kur'ân'da neshin varlığını savunanların en önemli dayanaklarından biri, bazı âyetlerin nesh'den bahsettiğine dair kanaattir. Bunlar: Bakara sûresi, 106; Nahl sûresi, 101; Ra'd sûresi 39 ve Al-i İmrân sûresi, 7. âyetleridir. [1]

    Bu âyetlerde kasdedilen mana tartışma konusu edilmiş, Kur'ân'da neshin varlığını kabul eden ve etmeyenlere göre farklı yorumlar yapılmıştır. Burada bu farklı görüşleri ele alarak değerlendirmeye çalışacağız.

    1. "Bir âyeti neshettiğimizde veya onu ertelediğimizde / (unutturduğumuzda) ondan daha hayırlısını veya mislini getiririz..." (Bakara, 106)

    Bu âyette bildirilen nesh edilmiş âyetler hakkındaki değerlendirmeleri şöyle özetleyebiliriz:

    a. Geçmiş şeriatlerin neshidir. Yani ayette neshedildiği bildirilen ayetten maksat önceki şeriatlardaki bazı hükümlerdir. Ayetin öncesi ve sonrası bu görüşü destekler mahiyettedir. Ebu Müslim Isfehani, Hicazi, Cebri, Doğrul gibi zatlar bu kanaattedir.

    b. Kıblenin değiştirilmesidir.

    c. Mucizelerin değiştirilmesidir. Kur'an'da ayet ifadesi mucizeler için de kullanılır. Bu ayetteki mucize de bu manada olabilir. Bu görüş Abduh'a aittir.

    d. Kevni âyetler, canlılar vs. dir. Kur'an'da ay, güneş gibi varlıklara da ayet denir. Bu ayette ise soyları tükenmiş bazı canlılara işaret edilmiş olabilir. Ali Mustafa Neshle ilgili eserinde bu görüşü dile getirir. Ayet kavramı çoğul olarak (ayat) Kur'an ayetleri, müfret olarak da daha çok mucize, kevni varlıklar, ibret vs. manasında kullanılmıştır.

    e. Kur'ân âyetleridir. Bu görüşte olanlar ayette hüküm kavramının takdiri olduğunu söylerler. Yani "Bir ayetin hükmünü değiştirdiğimizde..." manasındadır. Müfessirlerin çoğu bu kanaattedir.

    f. Unutturulmuş âyetlerdir. Süleyman Ateş bu kanaattedir.

    g. Levh-i Mahfûz'daki bir âyetin Peygamberimize indirilmesi (nesh) veya orada bırakılmasıdır (nesî).

    h. Âyetlerin sûre içindeki yerlerinin değiştirilmesidir.

    i. Nesh ve unutturmanın olmadığını bildirmektedir. Cebri, bu görüşü muhtemel görür.

    Görüldüğü gibi bu ayetten Kur'an bünyesindeki bir neshin varlığı sonucunu çıkarmak bir çok ihtimalden sadece bir ihtimaldir. Ayrıca ayette, ayetin hükmünün neshinden bahsedilmiyor, ayetin kendisinin neshinden bahsediliyor.

    2. "Bir âyeti başka bir âyetin yerine getirdiğimizde (değiştirdiğimizde) -ki Allah ne indirdiğini gâyet iyi bilir- sen sadece uyduruyorsun derler. Hayır, öyle değil! Ama, onların çoğu bilmez" (Nahl, 101).

    Bu âyet hakkındaki değerlendirmeleri de şöyle özetleyebiliriz:

    a. Âyetlerin yerlerinin değiştirilmesi.

    b. Risalet ve şeriatlerin değiştirilmesi.

    c. Mucizelerin değiştirilmesi. Kevnî mucizelerin yerini Kur'ân'ın alması.

    d. Kur'ân âyetlerinin hükümlerinin değiştirilmesi.

    e. Âyetlerin değiştirilmezliğinin vurgulanması.

    Görüldüğü gibi bu ayet hakkında da durum aynıdır. Bu ayetten de Kur'an bünyesinde bir neshin varlığı sonucuna ulaşmak zordur. Gelen ayetlerde de durum böyledir.

    3. "Allah dilediğini siler, dilediğini bırakır. Ümmü'l-Kitab O'nun katındadır" (Ra'd, 39).

    Bu âyetin Kur'ân hükümlerinin neshinden bahsettiğine dair görüş, âyet hakkındaki çok sayıdaki yorumlardan sadece birisi olup, ilk etapta akla gelebilecek bir mana değildir. Bu yorumları, yorum sahipleriyle beraber, Maverdî'nin sıraladığı şekilde şöyle özetleyebiliriz:

    a. Allah, kullarının işlerinden -saadet ve şekavet hariç- dilediğini silerek değiştirir (İbn Abbas).

    b. Ümmü'l-Kitab'ın dışındakilerden dilediğini siler dilediğini sabit bırakır (İkrime).

    c. Kitabı'nın hükümlerinden dilediğini nesheder, dilediğini neshetmeyip sabit bırakır (Katade ve İbn Zeyd).

    d. Eceli geleni siler, eceli gelmemiş olanı sabit bırakır (Hasan Basrî).

    e. Kullarının günahlarından dilediğini affedip, dilediğini olduğu gibi bırakır. (Said b. Cübeyr).

    f. Burada ibadetten sonra günah işleyerek, onu iptal (mahv) eden ve günahından sonra ibadet ederek onu gideren kimsenin durumu anlatılmaktadır. Yine İbn Abbas'a nisbet edilen bu görüş de bir öncekiyle benzerlik arzetmektedir.

    g. Hafaza melekleri tarafından Allah katına ulaştırılan fiilî ve kavlî amellerin sevap veya cezayı gerektirmeyenlerinin Allah tarafından silinip, sevap veya cezayı gerektirenlerinin baki bırakılmasıdır (Dahhâk).[2]

    Bu açıklamalar, mutlak olarak zikredilen âyetin kapsamı içindeki şeylerden bir kısmıdır. Bizce bunlara başkalarını da ilave etmek mümkündür. Örneğin kâinâtta meydana gelen değişimler, yıkılma ve yeniden inşa edilmeler de bu âyet çerçevesinde düşünülebilir. Nesh de bu âyet hakkında hatıra gelebilir. Ancak, bu neshin Kur'ân bünyesindeki bir nesh olduğunu iddia edemeyiz. Nitekim Cebrî de bu âyetin çoğu alim tarafından bu konuda gündeme getirilmediğini ancak önceki ümmetlere nisbetle şeriatlerin değişmesi şeklinde tefsîr edildiğini söyler. Âyetin öncesi de buna delalet etmektedir. Dolayısıyla bu âyetten maksat, her çağa uygun bir kitabın gönderilip, daha sonraki kitapla neshedilmesidir. İncil Tevrat'ı, Kur'ân ise İncil'i neshetmiştir.[3]

    Ayrıca bu âyetin de neshle ilgili olan ahkâm âyetlerinden önce inmiş olma ihtimali kuvvetle muhtemeldir. Ayetin siyak ve sibakı da böyle bir mana anlama hususunda elverişli değildir. Çünkü, bu sûrede sık sık müşriklerin Peygamberimiz'in peygamberliğine yönelttikleri itirazlara yer verilmekte, bir önceki âyette de şöyle buyrulmaktadır: "Andolsun ki, senden önce de peygamberler gönderdik. Onlara da eşler ve çocuklar verdik. Allah'ın izni olmadan hiç bir peygamber bir mucize getiremez. Her ecelin bir kitabı vardır.." Bu âyette, her risalet için belli bir ecel biçildiğinden, Kur'ân'ın geçmiş risaletleri neshettiğinden bahs edilmektedir.[4]

    4. "Kur'ân'ın bir kısmı muhkem âyetlerdir. Onlar Kitab'ın anası (esasıdır). Diğer bir kısmı ise müteşâbih âyetlerdir" (Al-i İmrân, 7).

    Bu âyetteki muhkemât ifadesi, nâsih veya neshedilmemiş âyetler, müteşabihât ise neshedilmiş âyetler olarak değerlendirilmiştir. Ancak âyet hakkındaki yorumlardan sadece biri olan bu görüş, âyetin devamına uygun düşmemektedir. Bu konudaki diğer görüşlerin önemlilerini şöyle özetleyebiliriz:

    a. Muhkem, Allah tarafından helâl veya haramlığı kesin olarak belirtilen, şüphe ihtimali bulunmayan şeylerdir. Müteşabih ise aksi durumda olan şeylerdir.

    b. Muhkem, delâleti kat'i ve açık olup başka manalara ihtimali olmayan, müteşabih ise çeşitli manalara muhtemel olan ayettir. Bu görüş Şâfiî ve Muhammed b. Ca'fer ez-Zübeyr'e ait olup İbn Atiyye tarafından tercih edilmiştir. Bizce de bu görüş âyetin manası, siyak ve sibakı açısından en uygun olandır.

    c. Muhkem, lafızları tekrarlanmayan, müteşabih ise tekrarlanan ayetlerdir.

    d. Muhkem, farzlar, va'd ve vaîdler, müteşabih ise kıssa ve emsâllerdir.

    e. Muhkem, alimlerin tevilini bilip manasını anladıkları, müteşabih ise kıyametin vakti gibi Allah'tan başkasının bilmediği şeylerdir.

    f. Muhkem, delile ihtiyaç duymadan kendi kendine yeterli olan ifadelerdir.

    g. Muhkem, mana ve hükümlerin hikmet ve sebepleri akılla bilinen, müteşabih ise böyle olmayan şeylerdir.[5]

    Görüldüğü gibi diğer âyetlerde olduğu gibi, bu âyetin de neshe delaleti kesin değildir.

    Bilhassa ilk iki ayetle ilgili olarak nakledilen sebeb-i nüzuller ise zayıf rivayetler olup, ayetin izahında dikkate alınacak sağlamlıkta değillerdir.


  4. 14.Kasım.2012, 18:28
    2
    Moderatör



    Allah Kuranda bazı ayetleri nesh edip yerine başka bir hüküm getirmiş. Bunun hikmeti nedir ve nesh edilen ayet kuranda neden tutulmuş?


    Nesh'le İlgili Âyetler

    Kur'ân'da neshin varlığını savunanların en önemli dayanaklarından biri, bazı âyetlerin nesh'den bahsettiğine dair kanaattir. Bunlar: Bakara sûresi, 106; Nahl sûresi, 101; Ra'd sûresi 39 ve Al-i İmrân sûresi, 7. âyetleridir. [1]

    Bu âyetlerde kasdedilen mana tartışma konusu edilmiş, Kur'ân'da neshin varlığını kabul eden ve etmeyenlere göre farklı yorumlar yapılmıştır. Burada bu farklı görüşleri ele alarak değerlendirmeye çalışacağız.

    1. "Bir âyeti neshettiğimizde veya onu ertelediğimizde / (unutturduğumuzda) ondan daha hayırlısını veya mislini getiririz..." (Bakara, 106)

    Bu âyette bildirilen nesh edilmiş âyetler hakkındaki değerlendirmeleri şöyle özetleyebiliriz:

    a. Geçmiş şeriatlerin neshidir. Yani ayette neshedildiği bildirilen ayetten maksat önceki şeriatlardaki bazı hükümlerdir. Ayetin öncesi ve sonrası bu görüşü destekler mahiyettedir. Ebu Müslim Isfehani, Hicazi, Cebri, Doğrul gibi zatlar bu kanaattedir.

    b. Kıblenin değiştirilmesidir.

    c. Mucizelerin değiştirilmesidir. Kur'an'da ayet ifadesi mucizeler için de kullanılır. Bu ayetteki mucize de bu manada olabilir. Bu görüş Abduh'a aittir.

    d. Kevni âyetler, canlılar vs. dir. Kur'an'da ay, güneş gibi varlıklara da ayet denir. Bu ayette ise soyları tükenmiş bazı canlılara işaret edilmiş olabilir. Ali Mustafa Neshle ilgili eserinde bu görüşü dile getirir. Ayet kavramı çoğul olarak (ayat) Kur'an ayetleri, müfret olarak da daha çok mucize, kevni varlıklar, ibret vs. manasında kullanılmıştır.

    e. Kur'ân âyetleridir. Bu görüşte olanlar ayette hüküm kavramının takdiri olduğunu söylerler. Yani "Bir ayetin hükmünü değiştirdiğimizde..." manasındadır. Müfessirlerin çoğu bu kanaattedir.

    f. Unutturulmuş âyetlerdir. Süleyman Ateş bu kanaattedir.

    g. Levh-i Mahfûz'daki bir âyetin Peygamberimize indirilmesi (nesh) veya orada bırakılmasıdır (nesî).

    h. Âyetlerin sûre içindeki yerlerinin değiştirilmesidir.

    i. Nesh ve unutturmanın olmadığını bildirmektedir. Cebri, bu görüşü muhtemel görür.

    Görüldüğü gibi bu ayetten Kur'an bünyesindeki bir neshin varlığı sonucunu çıkarmak bir çok ihtimalden sadece bir ihtimaldir. Ayrıca ayette, ayetin hükmünün neshinden bahsedilmiyor, ayetin kendisinin neshinden bahsediliyor.

    2. "Bir âyeti başka bir âyetin yerine getirdiğimizde (değiştirdiğimizde) -ki Allah ne indirdiğini gâyet iyi bilir- sen sadece uyduruyorsun derler. Hayır, öyle değil! Ama, onların çoğu bilmez" (Nahl, 101).

    Bu âyet hakkındaki değerlendirmeleri de şöyle özetleyebiliriz:

    a. Âyetlerin yerlerinin değiştirilmesi.

    b. Risalet ve şeriatlerin değiştirilmesi.

    c. Mucizelerin değiştirilmesi. Kevnî mucizelerin yerini Kur'ân'ın alması.

    d. Kur'ân âyetlerinin hükümlerinin değiştirilmesi.

    e. Âyetlerin değiştirilmezliğinin vurgulanması.

    Görüldüğü gibi bu ayet hakkında da durum aynıdır. Bu ayetten de Kur'an bünyesinde bir neshin varlığı sonucuna ulaşmak zordur. Gelen ayetlerde de durum böyledir.

    3. "Allah dilediğini siler, dilediğini bırakır. Ümmü'l-Kitab O'nun katındadır" (Ra'd, 39).

    Bu âyetin Kur'ân hükümlerinin neshinden bahsettiğine dair görüş, âyet hakkındaki çok sayıdaki yorumlardan sadece birisi olup, ilk etapta akla gelebilecek bir mana değildir. Bu yorumları, yorum sahipleriyle beraber, Maverdî'nin sıraladığı şekilde şöyle özetleyebiliriz:

    a. Allah, kullarının işlerinden -saadet ve şekavet hariç- dilediğini silerek değiştirir (İbn Abbas).

    b. Ümmü'l-Kitab'ın dışındakilerden dilediğini siler dilediğini sabit bırakır (İkrime).

    c. Kitabı'nın hükümlerinden dilediğini nesheder, dilediğini neshetmeyip sabit bırakır (Katade ve İbn Zeyd).

    d. Eceli geleni siler, eceli gelmemiş olanı sabit bırakır (Hasan Basrî).

    e. Kullarının günahlarından dilediğini affedip, dilediğini olduğu gibi bırakır. (Said b. Cübeyr).

    f. Burada ibadetten sonra günah işleyerek, onu iptal (mahv) eden ve günahından sonra ibadet ederek onu gideren kimsenin durumu anlatılmaktadır. Yine İbn Abbas'a nisbet edilen bu görüş de bir öncekiyle benzerlik arzetmektedir.

    g. Hafaza melekleri tarafından Allah katına ulaştırılan fiilî ve kavlî amellerin sevap veya cezayı gerektirmeyenlerinin Allah tarafından silinip, sevap veya cezayı gerektirenlerinin baki bırakılmasıdır (Dahhâk).[2]

    Bu açıklamalar, mutlak olarak zikredilen âyetin kapsamı içindeki şeylerden bir kısmıdır. Bizce bunlara başkalarını da ilave etmek mümkündür. Örneğin kâinâtta meydana gelen değişimler, yıkılma ve yeniden inşa edilmeler de bu âyet çerçevesinde düşünülebilir. Nesh de bu âyet hakkında hatıra gelebilir. Ancak, bu neshin Kur'ân bünyesindeki bir nesh olduğunu iddia edemeyiz. Nitekim Cebrî de bu âyetin çoğu alim tarafından bu konuda gündeme getirilmediğini ancak önceki ümmetlere nisbetle şeriatlerin değişmesi şeklinde tefsîr edildiğini söyler. Âyetin öncesi de buna delalet etmektedir. Dolayısıyla bu âyetten maksat, her çağa uygun bir kitabın gönderilip, daha sonraki kitapla neshedilmesidir. İncil Tevrat'ı, Kur'ân ise İncil'i neshetmiştir.[3]

    Ayrıca bu âyetin de neshle ilgili olan ahkâm âyetlerinden önce inmiş olma ihtimali kuvvetle muhtemeldir. Ayetin siyak ve sibakı da böyle bir mana anlama hususunda elverişli değildir. Çünkü, bu sûrede sık sık müşriklerin Peygamberimiz'in peygamberliğine yönelttikleri itirazlara yer verilmekte, bir önceki âyette de şöyle buyrulmaktadır: "Andolsun ki, senden önce de peygamberler gönderdik. Onlara da eşler ve çocuklar verdik. Allah'ın izni olmadan hiç bir peygamber bir mucize getiremez. Her ecelin bir kitabı vardır.." Bu âyette, her risalet için belli bir ecel biçildiğinden, Kur'ân'ın geçmiş risaletleri neshettiğinden bahs edilmektedir.[4]

    4. "Kur'ân'ın bir kısmı muhkem âyetlerdir. Onlar Kitab'ın anası (esasıdır). Diğer bir kısmı ise müteşâbih âyetlerdir" (Al-i İmrân, 7).

    Bu âyetteki muhkemât ifadesi, nâsih veya neshedilmemiş âyetler, müteşabihât ise neshedilmiş âyetler olarak değerlendirilmiştir. Ancak âyet hakkındaki yorumlardan sadece biri olan bu görüş, âyetin devamına uygun düşmemektedir. Bu konudaki diğer görüşlerin önemlilerini şöyle özetleyebiliriz:

    a. Muhkem, Allah tarafından helâl veya haramlığı kesin olarak belirtilen, şüphe ihtimali bulunmayan şeylerdir. Müteşabih ise aksi durumda olan şeylerdir.

    b. Muhkem, delâleti kat'i ve açık olup başka manalara ihtimali olmayan, müteşabih ise çeşitli manalara muhtemel olan ayettir. Bu görüş Şâfiî ve Muhammed b. Ca'fer ez-Zübeyr'e ait olup İbn Atiyye tarafından tercih edilmiştir. Bizce de bu görüş âyetin manası, siyak ve sibakı açısından en uygun olandır.

    c. Muhkem, lafızları tekrarlanmayan, müteşabih ise tekrarlanan ayetlerdir.

    d. Muhkem, farzlar, va'd ve vaîdler, müteşabih ise kıssa ve emsâllerdir.

    e. Muhkem, alimlerin tevilini bilip manasını anladıkları, müteşabih ise kıyametin vakti gibi Allah'tan başkasının bilmediği şeylerdir.

    f. Muhkem, delile ihtiyaç duymadan kendi kendine yeterli olan ifadelerdir.

    g. Muhkem, mana ve hükümlerin hikmet ve sebepleri akılla bilinen, müteşabih ise böyle olmayan şeylerdir.[5]

    Görüldüğü gibi diğer âyetlerde olduğu gibi, bu âyetin de neshe delaleti kesin değildir.

    Bilhassa ilk iki ayetle ilgili olarak nakledilen sebeb-i nüzuller ise zayıf rivayetler olup, ayetin izahında dikkate alınacak sağlamlıkta değillerdir.





+ Yorum Gönder