Konusunu Oylayın.: Kürtaj ile ilgili ayetler

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Kürtaj ile ilgili ayetler
  1. 02.Haziran.2012, 21:27
    1
    Misafir

    Kürtaj ile ilgili ayetler






    Kürtaj ile ilgili ayetler Mumsema Kürtaj ile ilgili ayetlere ihtiyacım var bana Kürtaj hakkında kuranda geçen ayetleri paylaşabilir misiniz ?


  2. 02.Haziran.2012, 21:27
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 03.Haziran.2012, 02:28
    2
    Galus
    Özel Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 13
    Mesaj Sayısı: 4,820
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 51
    Bulunduğu yer: Türkiye

    Cevap: Kürtaj ile ilgili ayetler




    KÜRTAJ

    1. Maide sûresi 32. âyetindeki "nefis"ten -bu ayette kastedilen- mâna, doğmuş ve yaşayan insandır; çünkü "birini öldürmedikçe veya yeryüzünde bozgunculuk yapmadıkça" öldürülmemesi istenen insan, "doğmuş, büyümüş ve bu cinayetleri işleyecek hale gelmiş insan"dan başkası olamaz. Ancak bu mâna ve maksat, ayette nefis kelimesi kullanıldığı için ceninin de katledilmesine engel olmaz, bu yasağı da içerir. Nefis "insanın kendisi, devamlı olan özü, çeşitli kemal mertebelerinde ve daha ziyade ham iken insan" mânalarına gelmektedir. Büyümüş ve suç işlemiş insanı öldürmek -mesela kısas durumunda olduğu gibi- gerekebilir. Henüz doğmamış, cinayet işlemesi asla mümkün olmayan insanı (nefsi) öldürmek ise hiçbir zaman gerekmez.
    En'am suresinin 98. ayetindeki "yaratılan ve ana rahmine konulan..." nefis ile "hak etmedikçe öldürülmesi yasaklanan nefis" (6/151, 17/33), cenini de mâna ve maksat çerçevesine alan nefistir.
    2. Kur'ân-ı Kerim'de "çocuk (veled-evlâd), oğul (ibn, zeker), kız (bint, ünsâ) gibi kelimeler doğmuş çocuklar için kullanılıyor. Rahimde olan "karnındaki" (3/35), "cenîn- ecinne" (35/32) ve nefis kelimeleriyle ifade ediliyor. Kur'ân-ı Kerim'in geldiği zamanda ve yörede yapılan şey, rahimdeki çocukları düşürmekten ziyade kız çocukları doğduktan sonra öldürmek idi. Kur'ân bunu yasaklarken "açlık korkusuyla çocuklarınızı (evlâd) öldürmeyin" buyurdu. O günden bugüne çok yaygın olmasa bile uygulanan çocuk düşürme ve kürtaj olayı ise Kur'ân'da "veled-evlâd" kelimelerinin kullanıldığı âyetlerde değilse bile, nefis kelimesinin kullanıldığı âyetlerde yasaklanmıştır.
    3. Mümtehine sûresinin 12. âyetinde kadınlardan "çocuklarını öldürmemeleri" konusunda da yeminli söz alınıyor. Kız doğan çocukların öldürülmelerinin âdet haline gelmiş olduğu bir toplumda kadın da ya buna razı oluyor, ya bizzat öldürme işine katılıyor, ya kocasının isteği üzerine bunu tek başına kendisi yapıyor, yahut da -en azından- engellemek için elinden geleni yapmıyordu. Âyet -tarihî bağlamında alındığı zaman- kadının bu fiil ve katkılarını öldürme sayıyor ve doğrudan yasaklıyor. Kendi başına yaptığı çocuk düşürme veya yaptırdığı kürtaj cinayetlerini ise dolaylı olarak yasaklıyor.
    4. Sahih hadislerde, ana rahmindeki çocuğa ruhun üflenmesi ile ilgili süre sonu, 120 günden 40 küsur güne kadar farklı rakamlarla verilmiştir. Ruh üflemenin mâna ve mahiyeti -tıpkı ruhun kendisi gibi- bilinmemektedir. Peygamberimizin (s.a.) cenine ruhun üflenmesi ile ilgili açıklamaları, insanın yaratılışının safhalarını ve alın yazısını anlatma amacına yöneliktir. Bu safhaların herhangi birinde ceninin imha edileceği ile uzaktan yakından alâkası yoktur. Canı ve belli uzuvları bulunan cenini bırakın, ölmüş ve kısa bir müddet sonra çürüyecek olan bir insanın bile herhangi bir organına dokunmak (organ üzerinde tasarrufta bulunmak, kesmek, kırmak, vurmak...) caiz değildir. Tıbbî ve hukukî zaruretler ayrı bir konudur. Ruh hakkında birçok yorum vardır. Bunlardan oldukça tutulan birine göre ruh, insanda ilahî bir emanettir; şahıslara özel değil, geneldir. İnsan ölünce emanet sahibine gider, insana ait bulunan manevî unsur nefistir, nesemedir; ilahî ruhun da etkilediği bu unsur, ölümden sonra da kalır. Ceza ve mükâfat işte bu nefisle ilgilidir. Nefis insanla birlikte rahimde yaratılır, insanın dünya hayatı bittikten sonra da devam eder. Çocuk düşürenler ve kürtaj yaptıranlar, çocuğun uzuvları yanında bu nefsine de tecavüz etmekte, hepsini birden imhaya yönelmektedirler.
    5. İslâm hukukunda ceninin hakları, ana rahmine düştüğü, gebeliğin tesbit edildiği andan itibaren başlar. Ona miras ve vasiyetten pay ayrılmakta, nesebi sabit olmakta ve yaşaması için hukukî ve cezaî tedbirler alınmış bulunmaktadır.
    6. Ana rahmindeki çocuğu (cenini) herhangi bir döneminde öldürmek, düşürmek, aldırmak cinayettir. Bu cinayeti kasten işleyenlerin cezası üzerinde eski fıkıhçıların farklı görüşleri vardır. Cezası olmaz, diyen fıkıhçı yoktur. Cezası kısastır veya tam diyettir diyenlerin görüş farkları, iki sebebe dayanmaktadır: 1) Rahimdeki çocuğun -eski zamanlarda- canlı ve çocuk olup olmadığının tesbitindeki zorluk. 2) Doğmamış çocuğun kısas cezası bakımından doğmuş insan gibi kabul edilmesi hususundaki tereddüt. Çocuğun ana rahminde sağ olduğu, yapılan kasıtlı ve haksız müdahale ile öldüğü sabit olursa (eskiden bunun sabit olması, başka çare bulunmadığından sağ çıkıp ölmesine bağlanmıştır) cinayeti işleyenlerin cezası bir kısım fıkıhçılara göre kısastır (idam cezasıdır), bir kısmına göre ise tam diyettir. Kısas cezası uygulanmayan cinayetlere, yöneticiler tarafından hapis vb. cezaların (tazir) uygulanması da mümkündür.
    7. Ana rahminde sağ olduğu bilinen çocuğun (ceninin) bir müdahale ile öldürülmesi ve çıkarılması, bazı fıkıhçılara göre, yalnızca ananın hayatını kurtarmak için caiz görülmüştür. Diğer fıkıhçılar ise bu iki hayatı birbirine eşit gördükleri için -bu durumda bile- çocuğun öldürülerek, parçalanarak çıkarılmasını caiz görmemişlerdir. Bu konuda benim şahsî kanaatim şudur: Müdahale edilmediği zaman iki ölüm (hem anne hem de çocuğun ölmesi), müdahale edildiği zaman bir ölüm (ikisinden birinin kurtulması) sözkonusu olduğunda hiç olmazsa birinin hayatını kurtarmak üzere müdahale edilebilir. Bunun dışında kürtaja izin verilemez.


  4. 03.Haziran.2012, 02:28
    2
    Özel Üye



    KÜRTAJ

    1. Maide sûresi 32. âyetindeki "nefis"ten -bu ayette kastedilen- mâna, doğmuş ve yaşayan insandır; çünkü "birini öldürmedikçe veya yeryüzünde bozgunculuk yapmadıkça" öldürülmemesi istenen insan, "doğmuş, büyümüş ve bu cinayetleri işleyecek hale gelmiş insan"dan başkası olamaz. Ancak bu mâna ve maksat, ayette nefis kelimesi kullanıldığı için ceninin de katledilmesine engel olmaz, bu yasağı da içerir. Nefis "insanın kendisi, devamlı olan özü, çeşitli kemal mertebelerinde ve daha ziyade ham iken insan" mânalarına gelmektedir. Büyümüş ve suç işlemiş insanı öldürmek -mesela kısas durumunda olduğu gibi- gerekebilir. Henüz doğmamış, cinayet işlemesi asla mümkün olmayan insanı (nefsi) öldürmek ise hiçbir zaman gerekmez.
    En'am suresinin 98. ayetindeki "yaratılan ve ana rahmine konulan..." nefis ile "hak etmedikçe öldürülmesi yasaklanan nefis" (6/151, 17/33), cenini de mâna ve maksat çerçevesine alan nefistir.
    2. Kur'ân-ı Kerim'de "çocuk (veled-evlâd), oğul (ibn, zeker), kız (bint, ünsâ) gibi kelimeler doğmuş çocuklar için kullanılıyor. Rahimde olan "karnındaki" (3/35), "cenîn- ecinne" (35/32) ve nefis kelimeleriyle ifade ediliyor. Kur'ân-ı Kerim'in geldiği zamanda ve yörede yapılan şey, rahimdeki çocukları düşürmekten ziyade kız çocukları doğduktan sonra öldürmek idi. Kur'ân bunu yasaklarken "açlık korkusuyla çocuklarınızı (evlâd) öldürmeyin" buyurdu. O günden bugüne çok yaygın olmasa bile uygulanan çocuk düşürme ve kürtaj olayı ise Kur'ân'da "veled-evlâd" kelimelerinin kullanıldığı âyetlerde değilse bile, nefis kelimesinin kullanıldığı âyetlerde yasaklanmıştır.
    3. Mümtehine sûresinin 12. âyetinde kadınlardan "çocuklarını öldürmemeleri" konusunda da yeminli söz alınıyor. Kız doğan çocukların öldürülmelerinin âdet haline gelmiş olduğu bir toplumda kadın da ya buna razı oluyor, ya bizzat öldürme işine katılıyor, ya kocasının isteği üzerine bunu tek başına kendisi yapıyor, yahut da -en azından- engellemek için elinden geleni yapmıyordu. Âyet -tarihî bağlamında alındığı zaman- kadının bu fiil ve katkılarını öldürme sayıyor ve doğrudan yasaklıyor. Kendi başına yaptığı çocuk düşürme veya yaptırdığı kürtaj cinayetlerini ise dolaylı olarak yasaklıyor.
    4. Sahih hadislerde, ana rahmindeki çocuğa ruhun üflenmesi ile ilgili süre sonu, 120 günden 40 küsur güne kadar farklı rakamlarla verilmiştir. Ruh üflemenin mâna ve mahiyeti -tıpkı ruhun kendisi gibi- bilinmemektedir. Peygamberimizin (s.a.) cenine ruhun üflenmesi ile ilgili açıklamaları, insanın yaratılışının safhalarını ve alın yazısını anlatma amacına yöneliktir. Bu safhaların herhangi birinde ceninin imha edileceği ile uzaktan yakından alâkası yoktur. Canı ve belli uzuvları bulunan cenini bırakın, ölmüş ve kısa bir müddet sonra çürüyecek olan bir insanın bile herhangi bir organına dokunmak (organ üzerinde tasarrufta bulunmak, kesmek, kırmak, vurmak...) caiz değildir. Tıbbî ve hukukî zaruretler ayrı bir konudur. Ruh hakkında birçok yorum vardır. Bunlardan oldukça tutulan birine göre ruh, insanda ilahî bir emanettir; şahıslara özel değil, geneldir. İnsan ölünce emanet sahibine gider, insana ait bulunan manevî unsur nefistir, nesemedir; ilahî ruhun da etkilediği bu unsur, ölümden sonra da kalır. Ceza ve mükâfat işte bu nefisle ilgilidir. Nefis insanla birlikte rahimde yaratılır, insanın dünya hayatı bittikten sonra da devam eder. Çocuk düşürenler ve kürtaj yaptıranlar, çocuğun uzuvları yanında bu nefsine de tecavüz etmekte, hepsini birden imhaya yönelmektedirler.
    5. İslâm hukukunda ceninin hakları, ana rahmine düştüğü, gebeliğin tesbit edildiği andan itibaren başlar. Ona miras ve vasiyetten pay ayrılmakta, nesebi sabit olmakta ve yaşaması için hukukî ve cezaî tedbirler alınmış bulunmaktadır.
    6. Ana rahmindeki çocuğu (cenini) herhangi bir döneminde öldürmek, düşürmek, aldırmak cinayettir. Bu cinayeti kasten işleyenlerin cezası üzerinde eski fıkıhçıların farklı görüşleri vardır. Cezası olmaz, diyen fıkıhçı yoktur. Cezası kısastır veya tam diyettir diyenlerin görüş farkları, iki sebebe dayanmaktadır: 1) Rahimdeki çocuğun -eski zamanlarda- canlı ve çocuk olup olmadığının tesbitindeki zorluk. 2) Doğmamış çocuğun kısas cezası bakımından doğmuş insan gibi kabul edilmesi hususundaki tereddüt. Çocuğun ana rahminde sağ olduğu, yapılan kasıtlı ve haksız müdahale ile öldüğü sabit olursa (eskiden bunun sabit olması, başka çare bulunmadığından sağ çıkıp ölmesine bağlanmıştır) cinayeti işleyenlerin cezası bir kısım fıkıhçılara göre kısastır (idam cezasıdır), bir kısmına göre ise tam diyettir. Kısas cezası uygulanmayan cinayetlere, yöneticiler tarafından hapis vb. cezaların (tazir) uygulanması da mümkündür.
    7. Ana rahminde sağ olduğu bilinen çocuğun (ceninin) bir müdahale ile öldürülmesi ve çıkarılması, bazı fıkıhçılara göre, yalnızca ananın hayatını kurtarmak için caiz görülmüştür. Diğer fıkıhçılar ise bu iki hayatı birbirine eşit gördükleri için -bu durumda bile- çocuğun öldürülerek, parçalanarak çıkarılmasını caiz görmemişlerdir. Bu konuda benim şahsî kanaatim şudur: Müdahale edilmediği zaman iki ölüm (hem anne hem de çocuğun ölmesi), müdahale edildiği zaman bir ölüm (ikisinden birinin kurtulması) sözkonusu olduğunda hiç olmazsa birinin hayatını kurtarmak üzere müdahale edilebilir. Bunun dışında kürtaja izin verilemez.





+ Yorum Gönder