Konusunu Oylayın.: Kureyş suresinde verilmek istenen temel mesaj nedir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 13 kişi
Kureyş suresinde verilmek istenen temel mesaj nedir?
  1. 03.Mart.2012, 17:54
    1
    Misafir

    Kureyş suresinde verilmek istenen temel mesaj nedir?






    Kureyş suresinde verilmek istenen temel mesaj nedir? Mumsema Kureyş suresinde verilmek istenen temel düşünce ne olduğu hakkında bilgiler verir misiniz ?


  2. 03.Mart.2012, 17:54
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 04.Mart.2012, 00:14
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Kureyş suresinde verilmek istenen temel mesaj nedir?




    Kureyş, Hz. Peygamber (asm)'in mensup olduğu, İslâm'ın tebliğine ilk muha­tap olan ve Kur'an'da adı geçen büyük Arap kabilesidir. Câhiliye döneminde Kureyşliler Allah'ın varlığına inan­makla birlikte putları Allah'a ortak koşuyorlardı, bu sebeple Kur'an onları "ortak koşanlar" anlamına gelen "müşrikûn" sıfatıyla nitelemiştir. 610 yılında Hz. Peygamber (asm)'e Kur'an inmeye başlayınca, Kureyş'in bir kısmı ona iman etmekle birlikte çoğu inanmadığı gibi, Peygamber Efendimize (asm) karşı gittikçe sertleşen ve savaşlara kadar varan bir mücadeleye girişmişlerdir. Bu direniş hicretin 8. yılında Mekke'nin fethine kadar sürmüştür. Mekke'nin fethedilmesiyle birlikte İslâmiyet'in karşısındaki Kureyş düşmanlığı da tamamen ortadan kalkmıştır. Bundan sonra İslâm'ın dünyaya yayılması için Kureyşlilerin ön saflarda mücadele verdikleri görülmektedir.
    Kureyş kabilesi, Araplarca kutsal sayılan Kâbe'nin gözetim ve bakımını üst­lendikleri için, diğer Arap kabileleri onlara büyük saygı gösterirlerdi; özellikle Kâbe'yi yıkmaya gelen fil ordusunun mucizevî bir felâkete maruz kalarak Kâbe'yi yıkma teşebbüslerinin başarısızlıkla sonuçlanması üzerine Kureyşlilerin kabileler nezdindeki saygınlığı iyice arttı. Emirler ve krallar onlara saygı gösterir, başkaları çöl­lerde haydutlar tarafından saldırılara uğrarken, Kureyşliler güven içerisinde yazın Tâifin serin yaylalarına, kışın da Yemen'in ılık bölgelerine serbestçe seyahatlerde bulunarak büyük kazançlar elde ederlerdi. Hatta Kureyş'in ticaret kervanları kış ay­larında Somali ve Habeşistan'a, yaz aylarında da Suriye, Mısır, Irak ve İran'a kadar giderlerdi.
    Mekke'nin bulunduğu bölge tarım ve hayvancılığa elverişli olmadığı için, halkın ticaretten başka gelir kaynağı yok denecek kadar azdı. Hac mevsiminde ku­rulan panayırlar ticaretlerinin canlanmasına vesile olduğu gibi buralarda düzenlenen şiir, hitabet vb. yarışmalar da dil, edebiyat ve kültürün gelişmesini sağlıyordu. İşte sûrede Allah'ın onlara lütfettiği bu imkânlar hatırlatılmakta, özellikle Kâbe'ye vur­gu yapılarak "Şu evin (Kabe'nin) Rabbine kulluk etsinler" buyurulmaktadır.
    Kabile hayatı yaşayan Arap yarımadası devlet otoritesinden yoksun olduğu için burada genel bir güvensizlik bulunduğu halde, Mekke Hz. İbrahim (as) zamanından beri Yüce Allah tarafından saygınlığı çiğnenmeyen (harem) bölge olarak insanlığa duyurulmuş, bu sayede Mekke halkı dış saldırılardan korunmuştur. Nitekim bir âyet-i kerimede,
    "Görmezler mi ki, çevrelerindeki insanlar durmadan yerinden ko­parılıp götürülürken biz (Mekke'yi) güvenli, dokunulmaz belde yapmışızdır?"(Ankebût, 29/67)
    buyurularak bu nimetler hatırlatılmaktadır. Ayrıca başka bölgelerde üretilen sebze, meyve ve diğer gıda maddeleri Hz. İbrahim (as)'in duası bereketiyle (İb­rahim 14/37) bir ticaret merkezi haline gelmiş olan Mekke'ye getirilip satılır, böy­lece bura halkının ihtiyacı karşılanırdı. İşte sûrede Kureyş'in, bütün bu nimetlerin şükrünü yerine getirmek için Allah'a kulluk etmeleri istenmiştir.(Kur’an Yolu: V/655-656).
    Kur'an-ı Kerim evrensel bir kitaptır. Belli bir şahsı veya kabileyi veya milleti örnek vermesi onun evrensel mesajına ters değildir. Örneğin dünya klasiklerine ait bir eserin yazarı kendi yaşadığı çevreden örnekler vermesi evrenselliğine engel olur mu?
    Verilen nimet şükür gerektirmesi cihetiyle, Kur'an-ı Kerim Kureyşe verilen nimetleri hatırlatarak bu nimetlere mukabil şirkten dönüp yalnız Allah'a kulluk etmeleri ve İslam yolunda cihad etmeleri istenmiştir. Bu sureyi okuyan insanlar şöyle bir ders çıkarabilirler: "Allah Kureyş kabilesine verdiği nimetin şükrünü istediği gibi, bizlere de gerek fert bazında gerekse toplumsal olarak nimetler vermiş ve verilen bu nimetlere şükretmek gerektiği düşüncesine sevketmektedir."
    Kur'an-ı Kerim de kişi ve toplumların figür olarak anlatılması verilen mesajların onlara ve onların dönemine özgü kılmaz. Ebu Leheb ve karısından örnek verelmesi Ebu Leheb ve karısının şahsında, kıyamete kadar onun zihniyetinde olan insanların durumu açıklanmıştır. Bunun gibi Kureyş suresindeki ilahi ikaz, fert ve toplumlara verilen nimete karşılık nankörlük edilmemesini, yaratıcıya şükredilmesi gerektiğini mesajını vermektedir
    Kur'an-ı Kerim'de Kureyş ve Tebbet surelerinde verilmek istenen mesajlar başka ayetlerde örnekler verilmeden de açıklanmıştır. Ancak muşahhas örneklerin de ayrıca verilmesi insan fikrinin müşahhas örneklere meyilli olmasından kaynaklanmaktadır.
    S.İslmyt



  4. 04.Mart.2012, 00:14
    2
    Silent and lonely rains



    Kureyş, Hz. Peygamber (asm)'in mensup olduğu, İslâm'ın tebliğine ilk muha­tap olan ve Kur'an'da adı geçen büyük Arap kabilesidir. Câhiliye döneminde Kureyşliler Allah'ın varlığına inan­makla birlikte putları Allah'a ortak koşuyorlardı, bu sebeple Kur'an onları "ortak koşanlar" anlamına gelen "müşrikûn" sıfatıyla nitelemiştir. 610 yılında Hz. Peygamber (asm)'e Kur'an inmeye başlayınca, Kureyş'in bir kısmı ona iman etmekle birlikte çoğu inanmadığı gibi, Peygamber Efendimize (asm) karşı gittikçe sertleşen ve savaşlara kadar varan bir mücadeleye girişmişlerdir. Bu direniş hicretin 8. yılında Mekke'nin fethine kadar sürmüştür. Mekke'nin fethedilmesiyle birlikte İslâmiyet'in karşısındaki Kureyş düşmanlığı da tamamen ortadan kalkmıştır. Bundan sonra İslâm'ın dünyaya yayılması için Kureyşlilerin ön saflarda mücadele verdikleri görülmektedir.
    Kureyş kabilesi, Araplarca kutsal sayılan Kâbe'nin gözetim ve bakımını üst­lendikleri için, diğer Arap kabileleri onlara büyük saygı gösterirlerdi; özellikle Kâbe'yi yıkmaya gelen fil ordusunun mucizevî bir felâkete maruz kalarak Kâbe'yi yıkma teşebbüslerinin başarısızlıkla sonuçlanması üzerine Kureyşlilerin kabileler nezdindeki saygınlığı iyice arttı. Emirler ve krallar onlara saygı gösterir, başkaları çöl­lerde haydutlar tarafından saldırılara uğrarken, Kureyşliler güven içerisinde yazın Tâifin serin yaylalarına, kışın da Yemen'in ılık bölgelerine serbestçe seyahatlerde bulunarak büyük kazançlar elde ederlerdi. Hatta Kureyş'in ticaret kervanları kış ay­larında Somali ve Habeşistan'a, yaz aylarında da Suriye, Mısır, Irak ve İran'a kadar giderlerdi.
    Mekke'nin bulunduğu bölge tarım ve hayvancılığa elverişli olmadığı için, halkın ticaretten başka gelir kaynağı yok denecek kadar azdı. Hac mevsiminde ku­rulan panayırlar ticaretlerinin canlanmasına vesile olduğu gibi buralarda düzenlenen şiir, hitabet vb. yarışmalar da dil, edebiyat ve kültürün gelişmesini sağlıyordu. İşte sûrede Allah'ın onlara lütfettiği bu imkânlar hatırlatılmakta, özellikle Kâbe'ye vur­gu yapılarak "Şu evin (Kabe'nin) Rabbine kulluk etsinler" buyurulmaktadır.
    Kabile hayatı yaşayan Arap yarımadası devlet otoritesinden yoksun olduğu için burada genel bir güvensizlik bulunduğu halde, Mekke Hz. İbrahim (as) zamanından beri Yüce Allah tarafından saygınlığı çiğnenmeyen (harem) bölge olarak insanlığa duyurulmuş, bu sayede Mekke halkı dış saldırılardan korunmuştur. Nitekim bir âyet-i kerimede,
    "Görmezler mi ki, çevrelerindeki insanlar durmadan yerinden ko­parılıp götürülürken biz (Mekke'yi) güvenli, dokunulmaz belde yapmışızdır?"(Ankebût, 29/67)
    buyurularak bu nimetler hatırlatılmaktadır. Ayrıca başka bölgelerde üretilen sebze, meyve ve diğer gıda maddeleri Hz. İbrahim (as)'in duası bereketiyle (İb­rahim 14/37) bir ticaret merkezi haline gelmiş olan Mekke'ye getirilip satılır, böy­lece bura halkının ihtiyacı karşılanırdı. İşte sûrede Kureyş'in, bütün bu nimetlerin şükrünü yerine getirmek için Allah'a kulluk etmeleri istenmiştir.(Kur’an Yolu: V/655-656).
    Kur'an-ı Kerim evrensel bir kitaptır. Belli bir şahsı veya kabileyi veya milleti örnek vermesi onun evrensel mesajına ters değildir. Örneğin dünya klasiklerine ait bir eserin yazarı kendi yaşadığı çevreden örnekler vermesi evrenselliğine engel olur mu?
    Verilen nimet şükür gerektirmesi cihetiyle, Kur'an-ı Kerim Kureyşe verilen nimetleri hatırlatarak bu nimetlere mukabil şirkten dönüp yalnız Allah'a kulluk etmeleri ve İslam yolunda cihad etmeleri istenmiştir. Bu sureyi okuyan insanlar şöyle bir ders çıkarabilirler: "Allah Kureyş kabilesine verdiği nimetin şükrünü istediği gibi, bizlere de gerek fert bazında gerekse toplumsal olarak nimetler vermiş ve verilen bu nimetlere şükretmek gerektiği düşüncesine sevketmektedir."
    Kur'an-ı Kerim de kişi ve toplumların figür olarak anlatılması verilen mesajların onlara ve onların dönemine özgü kılmaz. Ebu Leheb ve karısından örnek verelmesi Ebu Leheb ve karısının şahsında, kıyamete kadar onun zihniyetinde olan insanların durumu açıklanmıştır. Bunun gibi Kureyş suresindeki ilahi ikaz, fert ve toplumlara verilen nimete karşılık nankörlük edilmemesini, yaratıcıya şükredilmesi gerektiğini mesajını vermektedir
    Kur'an-ı Kerim'de Kureyş ve Tebbet surelerinde verilmek istenen mesajlar başka ayetlerde örnekler verilmeden de açıklanmıştır. Ancak muşahhas örneklerin de ayrıca verilmesi insan fikrinin müşahhas örneklere meyilli olmasından kaynaklanmaktadır.
    S.İslmyt






+ Yorum Gönder