Konusunu Oylayın.: Kur'an'da, güneşin dünya etrafında doğup batmasıyla ilgili ayetler var. Aslında güneş dünya etrafında değil de...

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Kur'an'da, güneşin dünya etrafında doğup batmasıyla ilgili ayetler var. Aslında güneş dünya etrafında değil de...
  1. 30.Ocak.2012, 23:33
    1
    Misafir

    Kur'an'da, güneşin dünya etrafında doğup batmasıyla ilgili ayetler var. Aslında güneş dünya etrafında değil de...






    Kur'an'da, güneşin dünya etrafında doğup batmasıyla ilgili ayetler var. Aslında güneş dünya etrafında değil de... Mumsema Kur'an'da, güneşin dünya etrafında doğup batmasıyla ilgili ayetler var. Aslında güneş dünya etrafında değil de, dünya güneş etrafında dönüyor. Bu durumun hikmeti nedir?


  2. 30.Ocak.2012, 23:33
    1
    Misafir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Misafir
    Misafir



    Kur'an'da, güneşin dünya etrafında doğup batmasıyla ilgili ayetler var. Aslında güneş dünya etrafında değil de, dünya güneş etrafında dönüyor. Bu durumun hikmeti nedir?


    Benzer Konular

    - Dünya mı güneş etrafında dönüyor yoksa güneş mi dünya etrafında?

    - Dünya ile ilgili ayetler

    - Dünya hayatı ile ilgili ayetler

    - Dünya hayatını tercih edenler ile ilgili ayetler

    - Dünya hem kendi hem de güneşin etrafında nasıl dönüyor?

  3. 31.Ocak.2012, 01:13
    2
    Muhasibi
    Editör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 22.Ağustos.2007
    Üye No: 12
    Mesaj Sayısı: 15,810
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 160
    Bulunduğu yer: Gönlümün Mürekkep Lekeleri'de Fikir İşçisi

    Cevap: Kur'an'da, güneşin dünya etrafında doğup batmasıyla ilgili ayetler var. Aslında güneş dünya etrafında değil de...




    Bütün kesimlere hitap eden ve aynı zamanda bir irşat kitabı olan Kur’an’ın kâinattan, fen bilimleri gibi detaylı bir şekilde bahsetmemesinin önemli nedenleri vardır:
    Evvela, kâinatta bir tekâmül kanunu vardır. Eskiden çok kapalı meseleler zamanla açıkça bildiği ilimler sırasına geçebilir. Hâlbuki irşadın özelliği, o zamanın ilim ve fikir seviyesini dikkate almaktır. Meselâ: Şayet Kur'an, on dört asır önceki insanlara,
    "Kendi ekseninde dolaşan güneşin duruşuna ve onun etrafında pervane gibi dönen dünyanın hareketine bakın! Ve bir milyondan fazla mikroskobik canlıları barındıran bir damlacık suyu temaşa edin ki, Allah'ın sonsuz kudretinin belgelerini görebilesiniz."
    deseydi, insanların çoğunu şaşırtmış olacaktı. Çünkü onlar, gözleriyle dünyanın değil, güneşin -dünyanın bir tarafından öbür tarafına doğru dolaşıp dönmekte olduğunu görüyorlardı. Ve bir damla suda ise, hiç bir şey görmüyorlardı. Fennî keşifler ancak hicri onuncu asırdan sonra ortaya çıkmıştır. O asra kadar gelen insanları şaşırtmak, yalnız yeni fenlerin keşiflerinden sonra ancak anlaşılabilen konuları ders vermek, irşat prensibine de belagat kuralına da aykırıdır. Demek ki, insanların aklına göre konuşan Kur'an, tam belagat göstermiştir. (bz. İşârâtu'l-İ'caz, s.203; Muhâkemat, 160-161) Üstad
    Bediüzzaman'ın ifade ettiği gibi, Kur’an’ın ifadeleri belagat zirvesinde olduğu için, dengeleri en güzel şekilde gözeten bir ölçüye sahiptir. Bu sebepledir ki, Kur'an'da medeniyet harikaları denilen müspet fenlerin keşfettiği teknolojik harikalara ayrıntılı bir şekilde yer verilmemiştir. Demek ki, birer teknolojik harikalar olarak bilinen uçak, denizaltı, tren, elektrik gibi sanatlar Kur'an'da daha fazla yer almak isteseler, bu taktirde, yıldızlar, şimşekler, atmosfer, gök cisimleri onlara karşı mücadele edecek ve "siz kendi cisminiz kadar Kur'an'da yer alabilirsiniz ve o kadar da almışsınız", diye onları susturacaklardır. Buna göre her şey kendi sanat değeri kadar Kur'an'da yer almıştır, denilebilir. (bk. Sözler, s.276).
    Kur’an’ın bir kısım ifadelerinin, zahir mânası itibariyle aklî delillere ve vakıaya ters gibi göründüğü hususu ise, Bediüzzaman tarafından şöyle değerlendirilmiştir:
    Kur’an’ın asıl maksadı Allah'ın birliği, nübüvvet, haşrin ispatı ve adaletin tesisidir. Kur’an’ın kâinattan söz etmesi, Allah'ın ilim ve kudretine delil olması içindir. Delil ise, iddiadan daha açık olması gerekir. Bu sebeple muhatapların doğrudan anlamadıkları konuları, akıllarının seviyesine yaklaştırmak için Kur'an, ifade tarzını onların duygu ve düşüncelerini okşayacak şekilde ayarlamıştır. Kaldı ki, âyetlerin bir kısmı bir kısmını açıklamaktadır. Kur’an’ın bütünlüğü içerisinde bakıldığı zaman, basit fikirli kimselerin düşüncelerini okşayan ifadelerin yanında, bilenler için de gerçeklere işaret eden bazı işaretler koymuştur. (bk. İşârât, s.204-205; Muhâkemat, s.161-163; Sözler, s.226, 227).
    Kur’ân, "Güneş döner" diyor. Nitekim, güneş değil dünya döndüğü halde, ilk bakışta herkese öyle gelir ki güneş döner. Her gün doğudan doğar, başımız üzerinde gün boyu dolanır, batı ufkunda gözden kaybolur. Böylece, Kur’ân herkesin ilk bakışta gördüğü bir nizamı hatırlatır. Sonra der: "Güneş döner bir lambadır." Kur’ân ‘lamba’ tabiriyle âlemin bir saray suretinde olduğunu ima eder. İçinde olan eşyanın ise insana ve diğer canlılara hazırlanmış yiyecekler, malzemeler ve süslemeler olduğunu; ve güneşin de o sarayın Sanatkârının emrinde çalışan bir mumdar olduğunu hatırlatır. Böylece o Sanatkârın rahmet ve ihsanını anlatır. Demek ki, O’nun güneşi döndürmedeki maksadı, bizim iyiliğimiz, bizim rahatımızdır. Bu dönüşün ucunda, bizim için sayısız bahar çiçekleri, buğday başakları asılmış. İşte, Cenab-ı Hak bize bu sayısız meyveleri hatırlatarak güneşin dönüşündeki bir hikmeti anlatır. Tâ ki, biz de "Güneşi döndüren Sâni bize merhamet ediyor, bize ihsanlarda bulunuyor." diye anlayalım


  4. 31.Ocak.2012, 01:13
    2
    Editör



    Bütün kesimlere hitap eden ve aynı zamanda bir irşat kitabı olan Kur’an’ın kâinattan, fen bilimleri gibi detaylı bir şekilde bahsetmemesinin önemli nedenleri vardır:
    Evvela, kâinatta bir tekâmül kanunu vardır. Eskiden çok kapalı meseleler zamanla açıkça bildiği ilimler sırasına geçebilir. Hâlbuki irşadın özelliği, o zamanın ilim ve fikir seviyesini dikkate almaktır. Meselâ: Şayet Kur'an, on dört asır önceki insanlara,
    "Kendi ekseninde dolaşan güneşin duruşuna ve onun etrafında pervane gibi dönen dünyanın hareketine bakın! Ve bir milyondan fazla mikroskobik canlıları barındıran bir damlacık suyu temaşa edin ki, Allah'ın sonsuz kudretinin belgelerini görebilesiniz."
    deseydi, insanların çoğunu şaşırtmış olacaktı. Çünkü onlar, gözleriyle dünyanın değil, güneşin -dünyanın bir tarafından öbür tarafına doğru dolaşıp dönmekte olduğunu görüyorlardı. Ve bir damla suda ise, hiç bir şey görmüyorlardı. Fennî keşifler ancak hicri onuncu asırdan sonra ortaya çıkmıştır. O asra kadar gelen insanları şaşırtmak, yalnız yeni fenlerin keşiflerinden sonra ancak anlaşılabilen konuları ders vermek, irşat prensibine de belagat kuralına da aykırıdır. Demek ki, insanların aklına göre konuşan Kur'an, tam belagat göstermiştir. (bz. İşârâtu'l-İ'caz, s.203; Muhâkemat, 160-161) Üstad
    Bediüzzaman'ın ifade ettiği gibi, Kur’an’ın ifadeleri belagat zirvesinde olduğu için, dengeleri en güzel şekilde gözeten bir ölçüye sahiptir. Bu sebepledir ki, Kur'an'da medeniyet harikaları denilen müspet fenlerin keşfettiği teknolojik harikalara ayrıntılı bir şekilde yer verilmemiştir. Demek ki, birer teknolojik harikalar olarak bilinen uçak, denizaltı, tren, elektrik gibi sanatlar Kur'an'da daha fazla yer almak isteseler, bu taktirde, yıldızlar, şimşekler, atmosfer, gök cisimleri onlara karşı mücadele edecek ve "siz kendi cisminiz kadar Kur'an'da yer alabilirsiniz ve o kadar da almışsınız", diye onları susturacaklardır. Buna göre her şey kendi sanat değeri kadar Kur'an'da yer almıştır, denilebilir. (bk. Sözler, s.276).
    Kur’an’ın bir kısım ifadelerinin, zahir mânası itibariyle aklî delillere ve vakıaya ters gibi göründüğü hususu ise, Bediüzzaman tarafından şöyle değerlendirilmiştir:
    Kur’an’ın asıl maksadı Allah'ın birliği, nübüvvet, haşrin ispatı ve adaletin tesisidir. Kur’an’ın kâinattan söz etmesi, Allah'ın ilim ve kudretine delil olması içindir. Delil ise, iddiadan daha açık olması gerekir. Bu sebeple muhatapların doğrudan anlamadıkları konuları, akıllarının seviyesine yaklaştırmak için Kur'an, ifade tarzını onların duygu ve düşüncelerini okşayacak şekilde ayarlamıştır. Kaldı ki, âyetlerin bir kısmı bir kısmını açıklamaktadır. Kur’an’ın bütünlüğü içerisinde bakıldığı zaman, basit fikirli kimselerin düşüncelerini okşayan ifadelerin yanında, bilenler için de gerçeklere işaret eden bazı işaretler koymuştur. (bk. İşârât, s.204-205; Muhâkemat, s.161-163; Sözler, s.226, 227).
    Kur’ân, "Güneş döner" diyor. Nitekim, güneş değil dünya döndüğü halde, ilk bakışta herkese öyle gelir ki güneş döner. Her gün doğudan doğar, başımız üzerinde gün boyu dolanır, batı ufkunda gözden kaybolur. Böylece, Kur’ân herkesin ilk bakışta gördüğü bir nizamı hatırlatır. Sonra der: "Güneş döner bir lambadır." Kur’ân ‘lamba’ tabiriyle âlemin bir saray suretinde olduğunu ima eder. İçinde olan eşyanın ise insana ve diğer canlılara hazırlanmış yiyecekler, malzemeler ve süslemeler olduğunu; ve güneşin de o sarayın Sanatkârının emrinde çalışan bir mumdar olduğunu hatırlatır. Böylece o Sanatkârın rahmet ve ihsanını anlatır. Demek ki, O’nun güneşi döndürmedeki maksadı, bizim iyiliğimiz, bizim rahatımızdır. Bu dönüşün ucunda, bizim için sayısız bahar çiçekleri, buğday başakları asılmış. İşte, Cenab-ı Hak bize bu sayısız meyveleri hatırlatarak güneşin dönüşündeki bir hikmeti anlatır. Tâ ki, biz de "Güneşi döndüren Sâni bize merhamet ediyor, bize ihsanlarda bulunuyor." diye anlayalım





+ Yorum Gönder