Konusunu Oylayın.: Maide Suresi, 35. ayette geçen "O'na yakın olmak için vesile arayın" ifadesini açıklar mısınız?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Maide Suresi, 35. ayette geçen "O'na yakın olmak için vesile arayın" ifadesini açıklar mısınız?
  1. 11.Aralık.2011, 07:47
    1
    Misafir

    Maide Suresi, 35. ayette geçen "O'na yakın olmak için vesile arayın" ifadesini açıklar mısınız?






    Maide Suresi, 35. ayette geçen "O'na yakın olmak için vesile arayın" ifadesini açıklar mısınız? Mumsema Maide Suresi, 35. ayette geçen "O'na yakın olmak için vesile arayın" ifadesini açıklar mısınız?


  2. 11.Aralık.2011, 07:52
    2
    Muhasibi
    Editör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 22.Ağustos.2007
    Üye No: 12
    Mesaj Sayısı: 15,811
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 160
    Bulunduğu yer: Gönlümün Mürekkep Lekeleri'de Fikir İşçisi

    Cevap: Maide Suresi, 35. ayette geçen "O'na yakın olmak için vesile arayın" ifadesini açıklar mısınız?




    Değerli kardeşimiz;



    Maide Suresi, 35. Ayet: "Ey îmân edenler! (Allah'tan korkup kötülüklerden, ilâhî sınırı aşmaktan) sakının; O'na yakın olmak için vesile arayın ve yolunda cihâd edin; ola ki korktuğunuzdan kurtulup umduğunuza kavuşursunuz."
    Kur'ân, iki cihanda mutlu ve aziz olabilmek için insanın önüne dört basamak koymuş ve bunlara yükselmeyi emretmiştir:
    1. İmândan sonra her iş ve davranışta Allah'tan korkup kötülükler­den, ilâhî sınırları aşmaktan sakınmak,
    2. Allah'a yakın olmanın yol ve yöntemini, araç ve gerecini elde et­meğe çalışmak; Allah ile gören bir göze, Onunla işiten bir kulağa, Onunla tutan bir ele, Onun için yürüyen bir ayağa sahip olmak,
    3. Allah yolunda birçok sıkıntı ve meşakkatlere katlanıp cihad etmek, bu hususta fedakârlık ve erdemliğin örneklerini sunmak,
    4. Bütün bunların, insanlık şeref düzeyinde ruhumuzun yüceliğiyle uyum sağlayacağını unutmamak.
    Birinci basamak kişiyi olgunlaştırıp merhamet duygusunu harekete geçirir, topluma yararlı bir insan durumuna getirir.
    İkinci basamak, insan haklarına saygılı olmayı, eşyada Allah'ın kud­ret ve sanatının inceliklerini sezmeyi, ilâhî sünnetin şaşmadan hedefine doğru yol aldığını ilham eder.
    Üçüncü basamak, Allah, din ve vatan düşmanlarının cesaretini kırar, mü'minlerin hür ve özgür olmasını, şeref ve itibarlı yaşamasını sağlar. Ve bütün bunlar kişiyi dördüncü basamağa yükseltip bir insan için erişilmesi mümkün olan kemâl mertebesini gerçekleştirir.
    Böylece başkaları nefs ve şehvet vadisinde bir ömür tüketip Allah'tan uzaklaşarak düşünce ve duygusuyla maddeyi ilâh edinirken para ve ekmek kavgasından başka bir amaçları olmadığını ortaya koyarken, mü'minler sözü edilen dört basamağa kademe kademe yükselip insanlığa huzur havası estirirler. Kısacası, biri yiyici ve huzur bozucu, diğeri hizmet edici ve yüz güldürücüdür. Biri güven bozar; diğeri güven ve huzuru tazeler.
    Vesîle Makamı
    «Ona yakın olmak için vesile arayın.»
    İlgili âyette gecen VESÎLE deyimi üzerinde durulup birtakım yorumlar yapılmıştır. Sözlük olarak: Yol, vasıta, yakınlık, istek ve arzu gibi mâna­lara gelir. Âyette de bütün bu mânalar söz konusu olabilir.
    Terim olarak: İmân ve takva ile birlikte kalbi ilâhî sevgi ile doldurmak, düşünceleri bu doğrultuda berraklaştırmak, amelleri ilâhî hoşnutluğa uy­gun biçimde yerine getirmeğe çalışmak ve günlük hayatın her bölümünde Resûlullah (A.S.) Efendimizi örnek edinmektir.
    Bu geniş mâna aynı zamanda tasavvuf erbabının da tespitidir.
    O halde bu kadar incelikleri kendinde taşıyan VESÎLE, bir de Cennet­te en yüksek makam ve dereceye isim olarak konulmuştur. Dünyada VE­SÎLE düzeyinde ömrünü değerlendirenlerin, o en yüksek derecede bulunan Resûlüllah (A.S.) Efendimize komşu olacakları umulur.
    Resûlüllah (A.S.) Efendimiz buyuruyor ki:
    «Bana salâvat getirdiğinizde benim için VESÎLE İsteyin..»
    Bunun üzerine Ashab soruyor:
    — Ey Allah'ın Peygamberi! Vesile nedir? Cevap veriyor:
    — Cennette en yüksek derecedir kî ancak bir adam ona nail olacak­tır; umarım ki ben o adamım. (Ahmed bin Hanbel / 2/265 - Tirmizî/menâkib:l)
    «Kim ezan sesini duyunca «Ey bu tastamam davetin ve kılınmak üze­re olan namazın Rabbi Aflahım! Muhammed'e VESÎLE ve fazl-u keremini ihsan eyle..» derse, kıyamet günü şefaatim ona helâl olur.» (Buharî - Müslim/salât: 11 - Ebû Davud/salât: 26 - Tirmizî/menâkib: 1 - ezan: 37 - Ahmed: 2/168)
    Bu nedenle Allah ve Resulüne güvenip dayanmak, Resûlüllah (A.S.) Efendimize tevessülde bulunmak teşvik edilmiştir. Allah'a tevessül, ibadet ve taatleri rızasına uygun yapmakla; Resûlüllah'a tevessül, sünnetini yaşamak suretiyle şefaatine erişmeyi dilemekle gerçekleşir.
    (bk. Celal Yıldırım, İlmin Işığında Asrın Kur’an Tefsiri, Anadolu Yayınları: 4/1671-1673.)


  3. 11.Aralık.2011, 07:52
    2
    Editör



    Değerli kardeşimiz;



    Maide Suresi, 35. Ayet: "Ey îmân edenler! (Allah'tan korkup kötülüklerden, ilâhî sınırı aşmaktan) sakının; O'na yakın olmak için vesile arayın ve yolunda cihâd edin; ola ki korktuğunuzdan kurtulup umduğunuza kavuşursunuz."
    Kur'ân, iki cihanda mutlu ve aziz olabilmek için insanın önüne dört basamak koymuş ve bunlara yükselmeyi emretmiştir:
    1. İmândan sonra her iş ve davranışta Allah'tan korkup kötülükler­den, ilâhî sınırları aşmaktan sakınmak,
    2. Allah'a yakın olmanın yol ve yöntemini, araç ve gerecini elde et­meğe çalışmak; Allah ile gören bir göze, Onunla işiten bir kulağa, Onunla tutan bir ele, Onun için yürüyen bir ayağa sahip olmak,
    3. Allah yolunda birçok sıkıntı ve meşakkatlere katlanıp cihad etmek, bu hususta fedakârlık ve erdemliğin örneklerini sunmak,
    4. Bütün bunların, insanlık şeref düzeyinde ruhumuzun yüceliğiyle uyum sağlayacağını unutmamak.
    Birinci basamak kişiyi olgunlaştırıp merhamet duygusunu harekete geçirir, topluma yararlı bir insan durumuna getirir.
    İkinci basamak, insan haklarına saygılı olmayı, eşyada Allah'ın kud­ret ve sanatının inceliklerini sezmeyi, ilâhî sünnetin şaşmadan hedefine doğru yol aldığını ilham eder.
    Üçüncü basamak, Allah, din ve vatan düşmanlarının cesaretini kırar, mü'minlerin hür ve özgür olmasını, şeref ve itibarlı yaşamasını sağlar. Ve bütün bunlar kişiyi dördüncü basamağa yükseltip bir insan için erişilmesi mümkün olan kemâl mertebesini gerçekleştirir.
    Böylece başkaları nefs ve şehvet vadisinde bir ömür tüketip Allah'tan uzaklaşarak düşünce ve duygusuyla maddeyi ilâh edinirken para ve ekmek kavgasından başka bir amaçları olmadığını ortaya koyarken, mü'minler sözü edilen dört basamağa kademe kademe yükselip insanlığa huzur havası estirirler. Kısacası, biri yiyici ve huzur bozucu, diğeri hizmet edici ve yüz güldürücüdür. Biri güven bozar; diğeri güven ve huzuru tazeler.
    Vesîle Makamı
    «Ona yakın olmak için vesile arayın.»
    İlgili âyette gecen VESÎLE deyimi üzerinde durulup birtakım yorumlar yapılmıştır. Sözlük olarak: Yol, vasıta, yakınlık, istek ve arzu gibi mâna­lara gelir. Âyette de bütün bu mânalar söz konusu olabilir.
    Terim olarak: İmân ve takva ile birlikte kalbi ilâhî sevgi ile doldurmak, düşünceleri bu doğrultuda berraklaştırmak, amelleri ilâhî hoşnutluğa uy­gun biçimde yerine getirmeğe çalışmak ve günlük hayatın her bölümünde Resûlullah (A.S.) Efendimizi örnek edinmektir.
    Bu geniş mâna aynı zamanda tasavvuf erbabının da tespitidir.
    O halde bu kadar incelikleri kendinde taşıyan VESÎLE, bir de Cennet­te en yüksek makam ve dereceye isim olarak konulmuştur. Dünyada VE­SÎLE düzeyinde ömrünü değerlendirenlerin, o en yüksek derecede bulunan Resûlüllah (A.S.) Efendimize komşu olacakları umulur.
    Resûlüllah (A.S.) Efendimiz buyuruyor ki:
    «Bana salâvat getirdiğinizde benim için VESÎLE İsteyin..»
    Bunun üzerine Ashab soruyor:
    — Ey Allah'ın Peygamberi! Vesile nedir? Cevap veriyor:
    — Cennette en yüksek derecedir kî ancak bir adam ona nail olacak­tır; umarım ki ben o adamım. (Ahmed bin Hanbel / 2/265 - Tirmizî/menâkib:l)
    «Kim ezan sesini duyunca «Ey bu tastamam davetin ve kılınmak üze­re olan namazın Rabbi Aflahım! Muhammed'e VESÎLE ve fazl-u keremini ihsan eyle..» derse, kıyamet günü şefaatim ona helâl olur.» (Buharî - Müslim/salât: 11 - Ebû Davud/salât: 26 - Tirmizî/menâkib: 1 - ezan: 37 - Ahmed: 2/168)
    Bu nedenle Allah ve Resulüne güvenip dayanmak, Resûlüllah (A.S.) Efendimize tevessülde bulunmak teşvik edilmiştir. Allah'a tevessül, ibadet ve taatleri rızasına uygun yapmakla; Resûlüllah'a tevessül, sünnetini yaşamak suretiyle şefaatine erişmeyi dilemekle gerçekleşir.
    (bk. Celal Yıldırım, İlmin Işığında Asrın Kur’an Tefsiri, Anadolu Yayınları: 4/1671-1673.)


  4. 11.Aralık.2011, 08:51
    3
    Ufkuaçık
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 17.Ekim.2008
    Üye No: 35628
    Mesaj Sayısı: 693
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 7
    Yaş: 57

    Cevap: Maide Suresi, 35. ayette geçen "O'na yakın olmak için vesile arayın" ifadesini açıklar mısınız?

    Allah yolunda vesile aramanın bir yolu da hak olan bir tarikata girmek ve hakiki bir mürşide bağlanmaktır.Zira insan ahiretin engebeli, tehlikeli yollarını, nefsinin tuzaklarını ve şeytanın hileleri vesveselerini pek bilemeyeceğinden helak olmasından korkulur.Nasıl ki, bir memlekete uçak veya otobüsle gitmek istiyorsak, ve bu otobüsten örnek verecek olursak; ve de bunun şoförü sarhoş, deli ve yolunu bilmezse o yolcularının ve kendisinin hali nice olur.Yani sarhoş ve deli olan bir şoför otobüsün direksiyon hakimine sahip olamayacağından otobüsü, yolcularıyla birlikte uçuruma yuvarlayabilir veya kaza yapabilir..Şayet sadece yolu bilmiyorsa bu seferde istikametini şaşırır ki yolcular perişan olur.

    İşte size güzel bir örnek vermek istedim
    .Bu örnekte yolun adı tarikattır.Yani gidilecek yoldur.Otobüs ise o memlekete gidecek vesile, yani araçtır.Şoförü ise hakiki mürşittir.Eğer o mürşit gerçek mürşit değilse vay o müridlerin haline ki Allah korusun hepsi ahiret ve nefsin yollarında çok tehlikelerlerle karşılaşırlar ki kendilerini helak etmiş olurlar.Bir de otobüs sağlam değilse yani arızalı ise onu kim tamir edecek?.Otobüsten maksadımız, vesile ettiğimiz şeyin Hak olup olmadığı sapık bir yol ise o zaman bütün tarikat ehli helak olurlar.

    Kısacası şudur; memleket ahirettir
    .Yol tarikattır.Şoför mürşittir.Otobüs ise tasavvuftur, şeriatır..Yolcular ise müridlerdir...BUNLARIN HEPSİ SAĞLAM VE GÜVENİLİR OLURSA KORKULACAK HİÇ BİR ŞEY YOKTUR VE GİDİLECEK İSTİKAMETE SELAMETLE VARILIR.

    Tekbaşına; vasıtasız, vesilesiz uzun yolculuk yapılamayacağı gibi tarİkatsız tasavvufsuz İslam olmaz.Tasavvuf islam'ın yeni yaygın olduğu, yani asr-ı saadet devrinde ki İslam'ın özüdür.O zamanları İslam'ın özü tasavvuf diye geçmiyordu.

    Gelmiş geçmiş bütün İslam büyüklerinin, evliyaların, erenlerin, ariflerin, aşıkların hayatı hep tasavvuftur,tarİkattır.

    TARİKATA GİRMEMİŞ, TASAVVUFU BİLMEYEN KİMSE, ANCAK O; ŞERİATIN KAPISINDA BEKÇİ OLARAK KALIR.UNUTMAYINIZ Kİ TARİKATIN KAPISI ŞERİATTIR.ŞERİATSIZ ASLA TASAVVUF OLMAZ.YUNUS EMRE HZ.LERİNİN ÇOK MEŞHUR BİR DİVAN EDEBİYATI VARDIR Kİ TAKDİRE ŞAYANDIR...


    “Elif okuduk ötürü
    Pazar eyledik götürü
    yaratılanı hoş gör
    Yaradandan ötürü

    ***

    Dört kitabın ma'nisi
    Bellidir bir elifte
    Sen elifi bilmezsin
    Bu nice okumaktır

    ***

    Bir kez gönül yıktın ise
    bu kıldığın namaz değil
    Yetmiş iki millet dahi
    elin yüzün yumaz değil.
    ***
    Yetmiş iki millete bir
    göz ile bakmayan
    Şer'in evliyasiyle
    hakikatte âsidir.
    ***
    Şeriat, tarikat yoldur varana
    Hakikat, marifet ondan içeri


    *** Sen sana ne sanırsan
    Ayrığa da, onu san
    Dört kitabın manası
    Budur eğer var ise”


  5. 11.Aralık.2011, 08:51
    3
    Devamlı Üye
    Allah yolunda vesile aramanın bir yolu da hak olan bir tarikata girmek ve hakiki bir mürşide bağlanmaktır.Zira insan ahiretin engebeli, tehlikeli yollarını, nefsinin tuzaklarını ve şeytanın hileleri vesveselerini pek bilemeyeceğinden helak olmasından korkulur.Nasıl ki, bir memlekete uçak veya otobüsle gitmek istiyorsak, ve bu otobüsten örnek verecek olursak; ve de bunun şoförü sarhoş, deli ve yolunu bilmezse o yolcularının ve kendisinin hali nice olur.Yani sarhoş ve deli olan bir şoför otobüsün direksiyon hakimine sahip olamayacağından otobüsü, yolcularıyla birlikte uçuruma yuvarlayabilir veya kaza yapabilir..Şayet sadece yolu bilmiyorsa bu seferde istikametini şaşırır ki yolcular perişan olur.

    İşte size güzel bir örnek vermek istedim
    .Bu örnekte yolun adı tarikattır.Yani gidilecek yoldur.Otobüs ise o memlekete gidecek vesile, yani araçtır.Şoförü ise hakiki mürşittir.Eğer o mürşit gerçek mürşit değilse vay o müridlerin haline ki Allah korusun hepsi ahiret ve nefsin yollarında çok tehlikelerlerle karşılaşırlar ki kendilerini helak etmiş olurlar.Bir de otobüs sağlam değilse yani arızalı ise onu kim tamir edecek?.Otobüsten maksadımız, vesile ettiğimiz şeyin Hak olup olmadığı sapık bir yol ise o zaman bütün tarikat ehli helak olurlar.

    Kısacası şudur; memleket ahirettir
    .Yol tarikattır.Şoför mürşittir.Otobüs ise tasavvuftur, şeriatır..Yolcular ise müridlerdir...BUNLARIN HEPSİ SAĞLAM VE GÜVENİLİR OLURSA KORKULACAK HİÇ BİR ŞEY YOKTUR VE GİDİLECEK İSTİKAMETE SELAMETLE VARILIR.

    Tekbaşına; vasıtasız, vesilesiz uzun yolculuk yapılamayacağı gibi tarİkatsız tasavvufsuz İslam olmaz.Tasavvuf islam'ın yeni yaygın olduğu, yani asr-ı saadet devrinde ki İslam'ın özüdür.O zamanları İslam'ın özü tasavvuf diye geçmiyordu.

    Gelmiş geçmiş bütün İslam büyüklerinin, evliyaların, erenlerin, ariflerin, aşıkların hayatı hep tasavvuftur,tarİkattır.

    TARİKATA GİRMEMİŞ, TASAVVUFU BİLMEYEN KİMSE, ANCAK O; ŞERİATIN KAPISINDA BEKÇİ OLARAK KALIR.UNUTMAYINIZ Kİ TARİKATIN KAPISI ŞERİATTIR.ŞERİATSIZ ASLA TASAVVUF OLMAZ.YUNUS EMRE HZ.LERİNİN ÇOK MEŞHUR BİR DİVAN EDEBİYATI VARDIR Kİ TAKDİRE ŞAYANDIR...


    “Elif okuduk ötürü
    Pazar eyledik götürü
    yaratılanı hoş gör
    Yaradandan ötürü

    ***

    Dört kitabın ma'nisi
    Bellidir bir elifte
    Sen elifi bilmezsin
    Bu nice okumaktır

    ***

    Bir kez gönül yıktın ise
    bu kıldığın namaz değil
    Yetmiş iki millet dahi
    elin yüzün yumaz değil.
    ***
    Yetmiş iki millete bir
    göz ile bakmayan
    Şer'in evliyasiyle
    hakikatte âsidir.
    ***
    Şeriat, tarikat yoldur varana
    Hakikat, marifet ondan içeri


    *** Sen sana ne sanırsan
    Ayrığa da, onu san
    Dört kitabın manası
    Budur eğer var ise”





+ Yorum Gönder