Konusunu Oylayın.: Fil suresinin önemi nedir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 6 kişi
Fil suresinin önemi nedir?
  1. 03.Mart.2011, 19:34
    1
    Misafir

    Fil suresinin önemi nedir?






    Fil suresinin önemi nedir? Mumsema Fil suresinin önemi nedir acaba fil süresinin önemini anlatan bir yazı örneği paylaşabilir misiniz ?


  2. 03.Mart.2011, 19:34
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    Fil suresinin önemi nedir acaba fil süresinin önemini anlatan bir yazı örneği paylaşabilir misiniz ?


    Benzer Konular

    - İhlas Suresinin Önemi Nedir ?

    - İhlas suresinin fazileti nedir?

    - Nas suresinin önemi

    - Nas suresinin anlamı nedir?

    - Felâk Sûresinin Manası Nedir ?

  3. 03.Mart.2011, 19:49
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: fil suresinin önemi nedir?




    FİL SÛRESİ
    Kur’ân-ı Kerîm’in yüzbeşinci suresi.
    Mekke’de nâzil olmuştur; beş ayettir. fâsılası Lâm
    harfidir. Adını birinci ayetinde geçen "fil"
    kelimesinden alır. Fil, Asya ve Afrika’da yaşayan, iri
    yapılı, güçlü hortumlu, büyük kulakları ve
    boynuzları (fildişi) olan bir kara hayvanıdır. Sure,
    önceki bir dönemde Allah’ın müminlere yardımını ve
    büyüklenenlere karşı gösterdiği gazâbını
    anlatmaktadır.
    Surenin nüzul sebebi şudur:
    Habeşistan’ın Yemen vâlisi Ebrehe, San’a'da büyük bir tapınak
    yaptırdı. Gayesi, Kâbe hacılarını buraya
    çekmekti. Fakat Kinâne kabilesinden bir veya birkaç kişi geceleyin
    bu tapınağa girerek burayı pisledi. Buna son derece
    kızan Ebrehe büyük bir ordu hazırladı. Bu muazzam ordunun
    karşısında kimse dayanamazdı. Geçtiği yerlerde
    her önüne çıkanı yendi. Ordusu, büyük fillerle
    desteklenmekteydi ve bu fillerin "Mamut" denilen en iri olanı,
    karşısındakini ezip geçiyordu. Ebrehe’nin ordusuna
    Ashâbu’l-Fil (fil sahipleri) denmiştir. Bu ordu zayıf olan
    Kureyş’i de korkuttuktan sonra, tam Kâbe’ye saldıracağı
    sırada Allah ebâbil kuşlarını üzerlerine gönderdi.
    Kuşlar ağızlarında ve ayaklarında
    taşıdıkları taşları askerlerin üzerine
    atarak bu muhteşem orduyu helâk ettiler. Olay Hz. Peygamber (s.a.s.)’in
    doğduğu yılda meydana gelmişti. Aynı zamanda bu
    olay onun peygamberliğine delâlet eden mucizelerden sayılmıştır.
    Surenin manası şudur: "Görmedin mi nasıl
    etti Rabbin ashâbı file, Kılmadı mı tedbirlerini müstağrak
    tadlile? Saldı da üzerlerine sürü sürü kuşlar.
    Atıyorlardı onlara siccilden taşlar. Derken bir yenik
    hasıl gibi oluverdi." Onlar (Muhammed Hamdi Yazır meâli).
    Yani "Görmedin mi Rabbin Fil sahiplerine ne yaptı? Onların
    tuzaklarını boşa çıkarmadı mı? Üzerlerine
    sürü sürü kuşlar gönderdi. Onlara çamurdan sertleşmiş
    taşlar atıyorlardı. Nihayet onları kurt
    tarafından yenilmiş ekin yaprağı gibi yaptı"
    demektir.
    Burada "görmedin mi?" lafzı hem Fil
    olayını bilenlere, hem Resulullah’a, o zamanda yaşayan
    herkese ve de bütün insanlara yöneliktir.
    Fil suresi önemli ve ibret verici özellikler
    içermektedir.
    Allahu Teâlâ, Kâbe’yi mübârek kılmıştır.
    Ona herhangi bir şekilde saldırıda bulunan, surede
    zikredildiği gibi korkunç bir azaba uğrar. Allah,
    buyruklarına uyanları kurtarır, onlara yardım ederken;
    karşı gelenleri azâbıyla kuşatır. Allah zâlimlere
    karşı zayıflara, ezilenlere, hakka inanıp da zâlimlere
    karşl çıkamayanlara daima yardımcıdır ve en güçlüler
    bile O’nun intikamı karşısında yok olur giderler.
    Ebrehe Kâbe hakkında, "Allah onu elimden
    kurtaramayacaklar" deyip büyüklendi. O dönemde Mekke’nin başkanı
    sayılan Abdülmuttalib de, "Bu Beytullah’ın bir sahibi var,
    O onu koruyacaktır" dedi. Rivâyetlerde ayrıca Ebrehe’nin,
    "Bu Beytullah’ın emin bir ev olduğunu duydum; onun
    eminliğini yok etmeye geldim" dediği de kaydedilir. Abdülmuttalib’in
    de, "Bu, Allah’ın evidir. Bugüne kadar hiç kimse ona saldıramadı"
    demesine karşılık Ebrehe, "Ben onu yıkmadan geri
    dönmeyeceğim" diyerek Mamut’u Kâbe’ye doğru yöneltti.
    Ancak hayvan olduğu yere çökmüştü. Kureyşlilerin niçin
    savaşmadıkları hem bu fillerden, hem de
    sayılarının azlığından
    anlaşılmaktadır. Kureyşliler ancak onbin kişi
    kadarken Ebrehe ordusu altmışbin kişiydi. Kureyşliler
    katliamdan kurtulmak için dağlara çekilince Kâbe ortada kaldı.
    İşte bu sırada Allah intikamını aldı; sürülerle
    kuşlar, askerlere taş yağdırdılar. Rivâyetlere
    göre bu taşlar askerleri parçaladı; değdiği askeri
    hemen parçalayan, veya değdiği eti ve kemiği hemen
    çürütüp eriten taşlardı bunlar. Askerlerin et ve
    kanları su gibi akıyor, kemikleri dışarı
    fırlıyordu. Kısacası, korkunç bir fâcia meydana
    gelmişti. Milâdı 571 yılında cereyan eden bu olaya
    Araplar "Fil Vak’ası" ve bu seneye "Fil Yılı"
    demişlerdir. Olay, Müzdelife ile Mina arasındaki Mahasab vadisi
    yakınındaki Muassıb’da meydana gelmiştir. Müzdelife’de
    durmak, Muassıb’da hızlanarak geçmek Resulullah’ın bir sünneti
    olmuştur. Bu olay üzerine Araplar pekçok şiir ve kasîdeler
    yazmışlar ve müşrik Mekkeliler bir müddet (on yıl)
    tek Allah’a iman edip putlarmı Kâbe’den kaldırmışlardır.
    Ama bir süre sonra yine ortak koşmaya başladılar ve
    ardından Hz. Peygamber risâletle kendilerine gönderildi. Kureyş,
    Ebrehe’nin helâkının her yerde duyulmasıyla itibar
    kazanmış ve kervanları gittikleri yerlerde âdeta
    dokunulmazlığa sahip olmuştur. Kureyş suresinde
    onların "Kâbe hizmetçiliği" görevleri sayesinde
    Araplar arasında nasıl dokunulmaz
    kılındıkları anlatılmaktadır (Mevdûdî,
    Tefhimu’l-Kur’ân, VII, 235-243; M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili,
    VIII, 6097-6146
    O devirde, yani Milâdı altıncı yüzyılda
    Arabistan yarımadasında tek bir din hâkimdi ve Mekke bu dinin
    merkeziydi. Mekke, beşinci yüzyılda Zemzem kuyusu yanında
    kuruldu. Buraya ilk defa Amalikalılar onlardan sonra da Cürhüm
    kabilesi yerleşti. Cürhümîler’den sonra Mekke’ye Huzaa oğulları
    hâkim oldu. Resulullah’ın dördüncü göbekten dedesi olan Kusay b.
    Kilâb 440 yılında Mekke ve Kâbe hâkimiyetini ele geçirdi.
    Böylelikle, sikaye, hicâbe*, rifâde ve livâ denilen Kâbe hizmetleri
    Kureyşlilerin eline geçmiş oldu. Mekke’ye "Beytü’l-haram",
    "Ümmü’l-Kurâ", "el-Beledü’l-Emin","el-Beytü’l-Atik"
    denilir (Bk. el-En’âm, 6/92; et-Tîn, 95/1-3; el-Hacc, 22/28).
    Resulullah’ın bir hadisinden Hz. İsmail neslinden Kinâneoğulları;
    onlardan Kureyş, ondan Haşimoğulları ondan da
    Resulullah’ın seçildiği kaydedilmiştir. Kâbe’yi Allah’ın
    emriyle Hz. İbrahim ve oğlu Hz. İsmail (a.s.), birlikte
    inşa etmişlerdir (el-Bakara, 2/127). Yine Allah İbrahim’e
    insanlara haccı bildirmesini tebliğ etti ve insanlar Kâbe’yi
    bir hac yeri kıldılar (el-Hac, 22/27). Kâbe, tavansız, dört
    köşe, küçük bir yapıdır. Dört köşe
    olmasından dolayı Kâ’be denilir.
    ŞAMİL İA


  4. 03.Mart.2011, 19:49
    2
    Silent and lonely rains



    FİL SÛRESİ
    Kur’ân-ı Kerîm’in yüzbeşinci suresi.
    Mekke’de nâzil olmuştur; beş ayettir. fâsılası Lâm
    harfidir. Adını birinci ayetinde geçen "fil"
    kelimesinden alır. Fil, Asya ve Afrika’da yaşayan, iri
    yapılı, güçlü hortumlu, büyük kulakları ve
    boynuzları (fildişi) olan bir kara hayvanıdır. Sure,
    önceki bir dönemde Allah’ın müminlere yardımını ve
    büyüklenenlere karşı gösterdiği gazâbını
    anlatmaktadır.
    Surenin nüzul sebebi şudur:
    Habeşistan’ın Yemen vâlisi Ebrehe, San’a'da büyük bir tapınak
    yaptırdı. Gayesi, Kâbe hacılarını buraya
    çekmekti. Fakat Kinâne kabilesinden bir veya birkaç kişi geceleyin
    bu tapınağa girerek burayı pisledi. Buna son derece
    kızan Ebrehe büyük bir ordu hazırladı. Bu muazzam ordunun
    karşısında kimse dayanamazdı. Geçtiği yerlerde
    her önüne çıkanı yendi. Ordusu, büyük fillerle
    desteklenmekteydi ve bu fillerin "Mamut" denilen en iri olanı,
    karşısındakini ezip geçiyordu. Ebrehe’nin ordusuna
    Ashâbu’l-Fil (fil sahipleri) denmiştir. Bu ordu zayıf olan
    Kureyş’i de korkuttuktan sonra, tam Kâbe’ye saldıracağı
    sırada Allah ebâbil kuşlarını üzerlerine gönderdi.
    Kuşlar ağızlarında ve ayaklarında
    taşıdıkları taşları askerlerin üzerine
    atarak bu muhteşem orduyu helâk ettiler. Olay Hz. Peygamber (s.a.s.)’in
    doğduğu yılda meydana gelmişti. Aynı zamanda bu
    olay onun peygamberliğine delâlet eden mucizelerden sayılmıştır.
    Surenin manası şudur: "Görmedin mi nasıl
    etti Rabbin ashâbı file, Kılmadı mı tedbirlerini müstağrak
    tadlile? Saldı da üzerlerine sürü sürü kuşlar.
    Atıyorlardı onlara siccilden taşlar. Derken bir yenik
    hasıl gibi oluverdi." Onlar (Muhammed Hamdi Yazır meâli).
    Yani "Görmedin mi Rabbin Fil sahiplerine ne yaptı? Onların
    tuzaklarını boşa çıkarmadı mı? Üzerlerine
    sürü sürü kuşlar gönderdi. Onlara çamurdan sertleşmiş
    taşlar atıyorlardı. Nihayet onları kurt
    tarafından yenilmiş ekin yaprağı gibi yaptı"
    demektir.
    Burada "görmedin mi?" lafzı hem Fil
    olayını bilenlere, hem Resulullah’a, o zamanda yaşayan
    herkese ve de bütün insanlara yöneliktir.
    Fil suresi önemli ve ibret verici özellikler
    içermektedir.
    Allahu Teâlâ, Kâbe’yi mübârek kılmıştır.
    Ona herhangi bir şekilde saldırıda bulunan, surede
    zikredildiği gibi korkunç bir azaba uğrar. Allah,
    buyruklarına uyanları kurtarır, onlara yardım ederken;
    karşı gelenleri azâbıyla kuşatır. Allah zâlimlere
    karşı zayıflara, ezilenlere, hakka inanıp da zâlimlere
    karşl çıkamayanlara daima yardımcıdır ve en güçlüler
    bile O’nun intikamı karşısında yok olur giderler.
    Ebrehe Kâbe hakkında, "Allah onu elimden
    kurtaramayacaklar" deyip büyüklendi. O dönemde Mekke’nin başkanı
    sayılan Abdülmuttalib de, "Bu Beytullah’ın bir sahibi var,
    O onu koruyacaktır" dedi. Rivâyetlerde ayrıca Ebrehe’nin,
    "Bu Beytullah’ın emin bir ev olduğunu duydum; onun
    eminliğini yok etmeye geldim" dediği de kaydedilir. Abdülmuttalib’in
    de, "Bu, Allah’ın evidir. Bugüne kadar hiç kimse ona saldıramadı"
    demesine karşılık Ebrehe, "Ben onu yıkmadan geri
    dönmeyeceğim" diyerek Mamut’u Kâbe’ye doğru yöneltti.
    Ancak hayvan olduğu yere çökmüştü. Kureyşlilerin niçin
    savaşmadıkları hem bu fillerden, hem de
    sayılarının azlığından
    anlaşılmaktadır. Kureyşliler ancak onbin kişi
    kadarken Ebrehe ordusu altmışbin kişiydi. Kureyşliler
    katliamdan kurtulmak için dağlara çekilince Kâbe ortada kaldı.
    İşte bu sırada Allah intikamını aldı; sürülerle
    kuşlar, askerlere taş yağdırdılar. Rivâyetlere
    göre bu taşlar askerleri parçaladı; değdiği askeri
    hemen parçalayan, veya değdiği eti ve kemiği hemen
    çürütüp eriten taşlardı bunlar. Askerlerin et ve
    kanları su gibi akıyor, kemikleri dışarı
    fırlıyordu. Kısacası, korkunç bir fâcia meydana
    gelmişti. Milâdı 571 yılında cereyan eden bu olaya
    Araplar "Fil Vak’ası" ve bu seneye "Fil Yılı"
    demişlerdir. Olay, Müzdelife ile Mina arasındaki Mahasab vadisi
    yakınındaki Muassıb’da meydana gelmiştir. Müzdelife’de
    durmak, Muassıb’da hızlanarak geçmek Resulullah’ın bir sünneti
    olmuştur. Bu olay üzerine Araplar pekçok şiir ve kasîdeler
    yazmışlar ve müşrik Mekkeliler bir müddet (on yıl)
    tek Allah’a iman edip putlarmı Kâbe’den kaldırmışlardır.
    Ama bir süre sonra yine ortak koşmaya başladılar ve
    ardından Hz. Peygamber risâletle kendilerine gönderildi. Kureyş,
    Ebrehe’nin helâkının her yerde duyulmasıyla itibar
    kazanmış ve kervanları gittikleri yerlerde âdeta
    dokunulmazlığa sahip olmuştur. Kureyş suresinde
    onların "Kâbe hizmetçiliği" görevleri sayesinde
    Araplar arasında nasıl dokunulmaz
    kılındıkları anlatılmaktadır (Mevdûdî,
    Tefhimu’l-Kur’ân, VII, 235-243; M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili,
    VIII, 6097-6146
    O devirde, yani Milâdı altıncı yüzyılda
    Arabistan yarımadasında tek bir din hâkimdi ve Mekke bu dinin
    merkeziydi. Mekke, beşinci yüzyılda Zemzem kuyusu yanında
    kuruldu. Buraya ilk defa Amalikalılar onlardan sonra da Cürhüm
    kabilesi yerleşti. Cürhümîler’den sonra Mekke’ye Huzaa oğulları
    hâkim oldu. Resulullah’ın dördüncü göbekten dedesi olan Kusay b.
    Kilâb 440 yılında Mekke ve Kâbe hâkimiyetini ele geçirdi.
    Böylelikle, sikaye, hicâbe*, rifâde ve livâ denilen Kâbe hizmetleri
    Kureyşlilerin eline geçmiş oldu. Mekke’ye "Beytü’l-haram",
    "Ümmü’l-Kurâ", "el-Beledü’l-Emin","el-Beytü’l-Atik"
    denilir (Bk. el-En’âm, 6/92; et-Tîn, 95/1-3; el-Hacc, 22/28).
    Resulullah’ın bir hadisinden Hz. İsmail neslinden Kinâneoğulları;
    onlardan Kureyş, ondan Haşimoğulları ondan da
    Resulullah’ın seçildiği kaydedilmiştir. Kâbe’yi Allah’ın
    emriyle Hz. İbrahim ve oğlu Hz. İsmail (a.s.), birlikte
    inşa etmişlerdir (el-Bakara, 2/127). Yine Allah İbrahim’e
    insanlara haccı bildirmesini tebliğ etti ve insanlar Kâbe’yi
    bir hac yeri kıldılar (el-Hac, 22/27). Kâbe, tavansız, dört
    köşe, küçük bir yapıdır. Dört köşe
    olmasından dolayı Kâ’be denilir.
    ŞAMİL İA





+ Yorum Gönder