Konusunu Oylayın.: Fatiha, Ayatel kürsi , Al-i imran,Kulillahümme ayetlerinin faziletleri

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 14 kişi
Fatiha, Ayatel kürsi , Al-i imran,Kulillahümme ayetlerinin faziletleri
  1. 18.Aralık.2010, 18:02
    1
    Misafir

    Fatiha, Ayatel kürsi , Al-i imran,Kulillahümme ayetlerinin faziletleri






    Fatiha, Ayatel kürsi , Al-i imran,Kulillahümme ayetlerinin faziletleri Mumsema Fatiha, Ayatel kürsi , Al-i imran,Kulillahümme ayetlerinin faziletleri


  2. 18.Aralık.2010, 18:02
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 18.Aralık.2010, 18:05
    2
    imam
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Ağustos.2007
    Üye No: 2034
    Mesaj Sayısı: 7,512
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Bulunduğu yer: minallah-ilelllah

    Yanıt: Fatiha, Ayatel kürsi , Al-i imran,Kulillahümme ayetlerinin faziletleri




    okunan bu ayetlerin faziletleri:
    bu ayetlerin faziletleri hakkında bir çok hadis - i şerif bulunmaktadır. bunlardan biri Ebu Eyyub el 'Ensariden ve Hz. Ali' den (R.A.) rivayet olundugu üzere, Resullullah buyurmuştur ki :
    1.FATİHA SURESİ
    2.AYETEL'KÜRSİ,
    3.AL-İ İMRAN'daki : "Şehidallahü ennehu la ilahe illa hüve vel melaiketü ve ulül'ilmi kaimem bilkıst, la ilahe illa hüvel 'azizül'hakıym." -18.ayet 4.AL-İ İMRAN 'daki : "Kulillahümme malikel'mülki tu'til 'mülke menteşaü ve tenzi'ul mülke mimmen teşaü, ve tüızzü menteşaü ve tüzillü menteşaü ,biyedikel ' hayr, inneke ala külli şey' in kadir. Tulicülleyle finnehari ve tulicünnehara filleyl , ve tuhricül' hayye minel' meyyiti ve tuhricul ' meyyite minel hayy, terzüku men teşaü bi gayri hisab." (26.ve 27.ayet ) nazil oldukları zaman , Allah Teala ile aralarında hiç bir perde bulunmaksızın Allah'ın arşına yapışarak " Ya Rab! Bizi yeryüzüne ve sana isyankar olanlara (sana isyan edenlere ) indiriyorsun" dediler. Allah Teala da, "Ahdim olsun sizi her namazın arkasında okuyan herhangi bir kimsenin kusurlarına bakmayarak makamını cennet kılacagım , onu kutsal huzurda iskan edeceğim , her gün kendisine yetmiş kere nazar edeceğim ve yetmiş türlü ihtiyacını yerine getireceğim ki bunun en aşağısı mağfirettir. Ve onu herbir din düşmanından , hasetçinin şerrinden koruyacağim ve mağfiret eyleyeceğim," buyurdu .
    *** (Al-i İmran 26.ve 27.ayet açıklaması: al-i imran 26: "Ey mülkün sahibi Allahım, Mülkü dilediğine verir ve dilediğinden alırsın.Dilediğini aziz ve dilediğini zelil edersin.Hayır ve şer Sen' in elindendir. Muhakkak ki sen herşeye Kadirsin ." al-i imran 27: "Geceyi gündüze , gündüzü de geceye idla edersin ve ölüden diriyi , diriden de ölü çıkarırsın . Dilediğine hesapsız rızık verirsin ")


  4. 18.Aralık.2010, 18:05
    2
    Üye



    okunan bu ayetlerin faziletleri:
    bu ayetlerin faziletleri hakkında bir çok hadis - i şerif bulunmaktadır. bunlardan biri Ebu Eyyub el 'Ensariden ve Hz. Ali' den (R.A.) rivayet olundugu üzere, Resullullah buyurmuştur ki :
    1.FATİHA SURESİ
    2.AYETEL'KÜRSİ,
    3.AL-İ İMRAN'daki : "Şehidallahü ennehu la ilahe illa hüve vel melaiketü ve ulül'ilmi kaimem bilkıst, la ilahe illa hüvel 'azizül'hakıym." -18.ayet 4.AL-İ İMRAN 'daki : "Kulillahümme malikel'mülki tu'til 'mülke menteşaü ve tenzi'ul mülke mimmen teşaü, ve tüızzü menteşaü ve tüzillü menteşaü ,biyedikel ' hayr, inneke ala külli şey' in kadir. Tulicülleyle finnehari ve tulicünnehara filleyl , ve tuhricül' hayye minel' meyyiti ve tuhricul ' meyyite minel hayy, terzüku men teşaü bi gayri hisab." (26.ve 27.ayet ) nazil oldukları zaman , Allah Teala ile aralarında hiç bir perde bulunmaksızın Allah'ın arşına yapışarak " Ya Rab! Bizi yeryüzüne ve sana isyankar olanlara (sana isyan edenlere ) indiriyorsun" dediler. Allah Teala da, "Ahdim olsun sizi her namazın arkasında okuyan herhangi bir kimsenin kusurlarına bakmayarak makamını cennet kılacagım , onu kutsal huzurda iskan edeceğim , her gün kendisine yetmiş kere nazar edeceğim ve yetmiş türlü ihtiyacını yerine getireceğim ki bunun en aşağısı mağfirettir. Ve onu herbir din düşmanından , hasetçinin şerrinden koruyacağim ve mağfiret eyleyeceğim," buyurdu .
    *** (Al-i İmran 26.ve 27.ayet açıklaması: al-i imran 26: "Ey mülkün sahibi Allahım, Mülkü dilediğine verir ve dilediğinden alırsın.Dilediğini aziz ve dilediğini zelil edersin.Hayır ve şer Sen' in elindendir. Muhakkak ki sen herşeye Kadirsin ." al-i imran 27: "Geceyi gündüze , gündüzü de geceye idla edersin ve ölüden diriyi , diriden de ölü çıkarırsın . Dilediğine hesapsız rızık verirsin ")


  5. 21.Haziran.2011, 15:26
    3
    kanarya
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Temmuz.2007
    Üye No: 1434
    Mesaj Sayısı: 357
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10

    Cevap: Fatiha, Ayatel kürsi , Al-i imran,Kulillahümme ayetlerinin faziletleri

    Alıntı
    AL-İ İMRAN'daki : "Şehidallahü ennehu la ilahe illa hüve vel melaiketü ve ulül'ilmi kaimem bilkıst, la ilahe illa hüvel 'azizül'hakıym." -18.ayet 4.AL-İ İMRAN 'daki : "Kulillahümme malikel'mülki tu'til 'mülke menteşaü ve tenzi'ul mülke mimmen teşaü, ve tüızzü menteşaü ve tüzillü menteşaü ,biyedikel ' hayr, inneke ala külli şey' in kadir. Tulicülleyle finnehari ve tulicünnehara filleyl , ve tuhricül' hayye minel' meyyiti ve tuhricul ' meyyite minel hayy, terzüku men teşaü bi gayri hisab." (26.ve 27.ayet )
    Şehidallah ayetlerinin arapçası


    قُلِ اللَّهُمَّ مَالِكَ الْمُلْكِ تُؤْتِي الْمُلْكَ مَن تَشَاءُ وَتَنزِعُ الْمُلْكَ مِمَّن تَشَاءُ وَتُعِزُّ مَن تَشَاءُ وَتُذِلُّ مَن تَشَاءُ ۖ بِيَدِكَ الْخَيْرُ ۖ إِنَّكَ عَلَىٰ كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
    (26)
    تُولِجُ اللَّيْلَ فِي النَّهَارِ وَتُولِجُ النَّهَارَ فِي اللَّيْلِ ۖ وَتُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَتُخْرِجُ الْمَيِّتَ مِنَ الْحَيِّ ۖ وَتَرْزُقُ مَن تَشَاءُ بِغَيْرِ حِسَابٍ



  6. 21.Haziran.2011, 15:26
    3
    Devamlı Üye
    Alıntı
    AL-İ İMRAN'daki : "Şehidallahü ennehu la ilahe illa hüve vel melaiketü ve ulül'ilmi kaimem bilkıst, la ilahe illa hüvel 'azizül'hakıym." -18.ayet 4.AL-İ İMRAN 'daki : "Kulillahümme malikel'mülki tu'til 'mülke menteşaü ve tenzi'ul mülke mimmen teşaü, ve tüızzü menteşaü ve tüzillü menteşaü ,biyedikel ' hayr, inneke ala külli şey' in kadir. Tulicülleyle finnehari ve tulicünnehara filleyl , ve tuhricül' hayye minel' meyyiti ve tuhricul ' meyyite minel hayy, terzüku men teşaü bi gayri hisab." (26.ve 27.ayet )
    Şehidallah ayetlerinin arapçası


    قُلِ اللَّهُمَّ مَالِكَ الْمُلْكِ تُؤْتِي الْمُلْكَ مَن تَشَاءُ وَتَنزِعُ الْمُلْكَ مِمَّن تَشَاءُ وَتُعِزُّ مَن تَشَاءُ وَتُذِلُّ مَن تَشَاءُ ۖ بِيَدِكَ الْخَيْرُ ۖ إِنَّكَ عَلَىٰ كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
    (26)
    تُولِجُ اللَّيْلَ فِي النَّهَارِ وَتُولِجُ النَّهَارَ فِي اللَّيْلِ ۖ وَتُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَتُخْرِجُ الْمَيِّتَ مِنَ الْحَيِّ ۖ وَتَرْزُقُ مَن تَشَاءُ بِغَيْرِ حِسَابٍ



  7. 04.Haziran.2012, 23:10
    4
    imam
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Ağustos.2007
    Üye No: 2034
    Mesaj Sayısı: 7,512
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Bulunduğu yer: minallah-ilelllah

    Cevap: Fatiha, Ayatel kürsi , Al-i imran,Kulillahümme ayetlerinin faziletleri

    Şehidallah ayetlerinin arapçası
    Alıntı
    Fatiha, Ayatel kürsi , Al-i imran,Kulillahümme ayetlerinin faziletleri

    Ayetin arapçası için teşekkürler kanarya



  8. 04.Haziran.2012, 23:10
    4
    Üye
    Şehidallah ayetlerinin arapçası
    Alıntı
    Fatiha, Ayatel kürsi , Al-i imran,Kulillahümme ayetlerinin faziletleri

    Ayetin arapçası için teşekkürler kanarya



  9. 06.Haziran.2012, 14:09
    5
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,584
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 335
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: Fatiha, Ayatel kürsi , Al-i imran,Kulillahümme ayetlerinin faziletleri

    Allah'ın Kudret Ve Azametinin, Yarattıklarındaki Tasarrufunun Delilleri Ve İşleri Otsta Havale Etmek

    26- De ki: "Ey mülkün sahibi Allah'ım! Sen, mülkü kime dilersen ona verirsin. Mülkü kimden dilersen ondan alırsın. Kimi dilersen onu aziz edersin, kimi dilersen onu zelil edersin. Hayır senin elindedir. Şüphesiz sen her şeye kadir*sin."

    27- "Geceyi gündüzün içine geçirir, gündüzü geceye sokarsın. Ölüden diri*yi çıkarırsın, diriden de ölüyü çıkarır*sın. Dilediğine de hesapsız rıank verirsin."

    Belagat:

    "Verirsin" ve "alırsın" ile "aziz edersin" ve "zelil edersin" ifadeleriyle "gece" ve "gündüz" ile "diri" ve "ölü" kelimeleri arasında tıbâk sanatı vardır. "Mülkün sahibi" tamlamasında eksik cinas vardır.

    Diğer taraftan "geceyi güdüzün içine geçirir" buyruğu ile "gündüzü geceye sokarsın" buyruğunda sonun başa döndürülmesi (reddül-acz ale's-sadr) sanatı vardır.

    "Mülkü kime dilersen ona verirsin, mülkü kimden dilersen ondan alırsın" cümlelerindeki tekrar ise tazim ve tekrim içindir.

    Yüce Allah'ın, "Sen mülkü kime dilersen ona verirsin" buyruğunda hazf ile icaz vardır. O mülkü vermek istediğin kimselere verirsin, demektir. Yine "alır*sın, aziz edersin, zelil edersin" ifadelerinde de böyledir.

    "Geceyi gündüzün içine geçirir, gündüzü geceye sokarsın" buyruğunda, biri*nin ötekine sokup girdirilmesini ifade etmek üzere istiare vardır. Geceden eksi*leni gündüze ilâve eder ve aksini de sürdürüp gider. Girdirmek anlamında (îlâc), idhal (girdirmek) lafzından daha beliğdir.

    "Ölüden diriyi..." Bu ifadedeki diri ve ölü, mümin ile kâfirden mecazdır. Mümin diriye, kâfir ölüye benzetilmektedir.

    "Hayır senin elindedir." Şer ile birlikte yaratılmaları ve takdir edilmeleri sendendir. "De ki: Hepsi Allah'tandır." (Nisa, 4/78). Fakat Allah'a karşı şer zikre-dilmeyip yalnızca hayır söz konusu edilmiştir. Edeben şer O'na nispet edilmez. [77]

    Kelime ve İbareler:

    "Mülk" sulta (egemenlik, otorite) ve işlerde tasarruf demektir.

    "Kimi dilersen" mülk vermek suretiyle "onu aziz edersin", "Kimi dilersen" mülkü ekip elinden almakla "onu zelü edersin." "Hayır senin elindedir" senin kudretindedir. Yani kesp ve amel itibariyle değil de yaratmak ve takdir itiba*riyle hayır ve şer de senin kudretin altındadır.

    "Geceyi gündüzün içine geçirirsin"den maksat gündüzün geceye aktarılma*sı ve bunun aksinin olmasıdır. Bu da mevsimlere ve beldelere göre değişir. Bi*rinden eksilttiğini öbürüne katar.

    Süyutî der ki: "Ölüden diriyi çıkarırsın." Kuşun yumurtadan çıkarılması gibi insanı nutfeden çıkarırsın. "Diriden de ölüyü" nutfe ve yumurta gibi "çıka*rırsın . Dilediğine de" uçsuz bucaksız "geniş rtzık verirsin." [78]

    Nüzul Sebebi

    İbni Ebi Hatim Katade'den şöyle dediğini rivayet etmektedir: Bize anlatıl*dığına göre Resulullah (s.a.) Rabbinden Bizans ve Fars mülkünü ümmetine vermesini dilemiş, Yüce Allah da "De ki: Ey mülkün sahibi Allah'ım..." buyru*ğunu indirmiştir.

    İbni Abbas ve Enes b. Malik de der ki: Resulullah (s.a.) Mekke'yi fethedip ümmetine İran ve Bizans mülkünü vaad edince münafıklarla Yahudiler şöyle dediler: "Heyhat! Heyhat! Muhammed, İran ve Bizans mülkünü nasıl eline ge*çirebilecektir? Onlar çok güçlüdürler ve kendilerini buna karşı koruyabilirler. Muhammed'e Mekke ve Medine yetmiyor mu ki İran ve Bizans mülküne göz dikiyor." Bunun üzerine Yüce Allah bu ayet-i kerimeyi indirdi. [79]

    Ayetler Arası İlişki

    Bu ayet-i kerime bundan önceki ayetlerin sözünü ettiği müşriklerle Kitap Ehli'nin onun davetini inkâr etmek suretiyle takındıkları tavra karşılık, Resulullah (s.a.)'a bir teselli maksadındadır. Yüce Allah'ın dinini zafere kavuş*turmak ve kelimesini yükseltmek hususundaki kudretini hatırlatmaktadır. Müşrikler yemek yiyen, çarşı pazarlarda dolaşan bir kimsenin peygamberliğini kabul etmiyor, Kitap Ehli ise İsrailoğullan'ndan başkalarına peygamberliğin verilmesini kabul etmiyorlardı. [80]

    Açıklaması

    Müşriklerle Necranhların heyeti gibi Kitap Ehli senin çağrını kabul et*mekten yüz çevirecek olurlarsa ya Muhammed, sen mülkün mutlak maliki, mutlak emir sahibi olan Allah'a sığın, ona yönel ve de ki: Allah'ım! Ey Mülkün mutlak maliki! Mutlak egemenlik ve saltanat yalnız senindir. Mahlûkatmda mutlak tasarruf sahibi sensin. Sen hikmetine uygun olarak işleri çekip çevirir*sin; veren de sensin, vermeyen de sensin. Sen mülkü ve peygamberliği kullanndan kime dilersen ona verirsin. Kullarından kimden dilersen de mülkü çe*kip alırsın. Nitekim Arap kavminden Kureyşli, ümmî, Mekkeli, peygamberle*rin sonuncusu, insanların ve cinlerin tümüne Allah'ın elçisi olarak Hz. Mu-hammed'i göndermekle, İsrailoğulları'ndan peygamberliği çekip aldın.

    Mülk sahibi olmaktan zahiren anlaşılan ve hatıra ilk gelen mutlak salta*nat ve işlerdeki tasarruf yetkisidir. Yani, şanı Yüce Allah'ın işleri çekip çevir*mekte ve kâinattaki dengeyi gerçekleştirmekte mutlak egemenlik sahibi oldu*ğudur.

    Allah dilediği kimseye Hz. Hud ile Hz. Lût gibi ya yalnızca nübüvvet verir ya da geçmiş çağımızdaki hükümdarlar gibi yalnızca mülk ve hükümdarlık ve*rir ya da aralarında Hz. Davud ve Hz. Süleyman'ın da bulunduğu İbrahim so*yundan gelenlere olduğu gibi, mülkü de nübüvveti de birlikte verir: "Biz ger*çekten İbrahim hanedanına da Kitab'ı ve hikmeti verdik. Onlara çok büyük bir mülk de vermişizdir." (Nisa, 4/54). İşte bu şekilde Yüce Allah dilediğine pey*gamberlik verir. Nitekim, "Allah peygamberliği nereye bırakacağını (kime vere*ceğini) çok iyi bilendir." (En'am, 6/124) ve "Onların kimini kimine nasıl üstün kıldığımıza bir bak." (îsra, 17/24) diye buyurmuştur.

    "Kimi dilersen onu aziz edersin, kimi dilersen zelil edersin." Aziz ve zelil ol*manın bir takım görünür şekilleri ve etkileri vardır. Bu yalnızca mal veya mülk sahibi olmaya bağlı değildir. Nice hükümdar vardır ki zelildir, nice zengin vardır ki hakirdir. Nice zengin vardır ki fakirdir. Ümmetin sayısının çokluğuna, azlığı*na itibar edilmez. Mekke'de müşrikler, Medine'de Yahudiler ve Arap münafıklar peygambere karşı az sayıdaki mümin topluluğa karşı çokluklanyla gururlanı*yorlardı; fakat bunun onlara hiç bir faydası olmadı. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Onlar, eğer Medine'ye dönersek elbette ki daha aziz olan daha zelü olanı oradan mutlaka çıkartacaktır, derler. Halbuki izzet Allah'ındır, Rasu-lünündür, müminlerindir. Fakat münafıklar bilmezler." (Münafikun, 63/8).

    Bütünüyle hayır yalnızca senin kudretin elindedir. Sen kendi iradene göre o hayırda dilediğin şekilde tasarrufta bulunursun. O halde olmuş ya da olacak her şeyde ya kişinin kendisine veya topluma hayır ve nimet vardır. Hayırda serde, her şeyde mutlak kudret sahibisin. Her şey senin elindedir, her şeyi sa*na havale etmişizdir. Biz sana güvenip dayanmaktayız.

    Hayır da şer de hepsi Yüce Allah'ın kudretinde olmakla birlikte, özellikle hayrın söz konusu edilmesi, nübüvvet ve hükümdarlığın bir kavimden bir baş*ka kavme, bir kişiden bir diğer kişiye değiştirilmesi suretiyle sözü geçen husus*lara uygun düşmesinden dolayıdır.

    Hayır zaferi, ganimeti, aziz olmayı, makam ve mevkiyi, mal ve serveti ve buna benzer insanın arzulayıp tutkun olduğu sair şeyleri kapsar: "Ve gerçekten o hayır (mal) sevgisine pek tutkundur." (Adiyat, 100/8).

    Eksilterek ve artırarak geceyi gündüze sokup birisinin ötekini kısaltması, daha sonra bunların mutedil (eşit) hale gelmesi, arkasından birinin diğerinden alarak aralarında farklılığın ortaya çıkması, sonra da tekrar mutedil hale gelmeleri de ilâhî kurdetin, mülk ve azametinin tam anlamıyla ortaya konulması*nın tecellilerindendir. Bazı bölge ve zamanlarda aradaki fark oldukça uzayabi*lir. İşte ilkbahar, yaz, sonbahar ve kış mevsimlerinde, sene boyunca ve coğrafî bölgelerin durumuna göre gece ve gündüzün uzunluk ve kısalıkları değişip durmaktadır. Gecenin altı ay, gündüzün de altı ay olduğu bölgeler de vardır. Gündüz on sekiz veya yirmi saat olduğu yerler de vardır. Bazı bölge ve zaman*larda güneş, batışından bir saat ve bundan biraz daha uzun bir süre sonra do-ğabilmektedir. Zaman tayini işi bütünüyle Yüce Allah'ın elindedir. Nitekim Yü*ce Allah şöyle buyurmaktadır: "Onlar Allah'ı hakkıyla takdir edemediler. Hal*buki arz bütünüyle kıyamet gününde onun kabzasıdır. Gökler ise onun sağ eliy*le durulmuştur. O şirk koştuklarından münezzeh ve çok yücedir." (Zümer, 39/67). Yer üzerine gece ve gündüzü sarıp dolayacak şekilde yuvarlak yaratan O'dur: "Geceyi gündüze buruyor, gündüzü de geceye doluyor." (Zümer, 39/5). Bu*rada geçen et-tekvir (mealde "bürümek ve dolamak") bir şeyi yuvarlak, bir ci*sim üzerine sarmak demektir. Yüce Allah güneşi geceye delil kılmıştır.

    Rabbim! Sen ölüden diriyi çıkartırsın. Ya çekirdekten hurmayı, taneden ekini, nutfeden insanı çıkardığın gibi maddî bir şekilde, yahut da cahilden alim, kâfirden mümin çıkardığın gibi manevî bir şekilde bunu yaparsın.

    Diriden ölüyü de maddî ve manevî şekilde çıkartırsın; hurma ağacından çekirdeği, kuştan yumurtayı, alimden cahili, müminden kâfiri çıkarttığın gibi.

    Ve sen dilediğine hesapsız rızık verirsin. Yani istediğin kimseye hesaba sığmayacak şekilde mal ve mülk verirsin. Yorulmadan ve çaba harcamadan[81] Göklerin ve yerin hazineleri yalnız senindir. Hikmet, irade ve meşietine uygun olarak başka bir takım kimselerin de rızkını kısarsın.

    Yüce Allah'ın, "Hesapsız" ifadesi darlık vermeksizin ve kısmaksızın, adeta verdiğini hesaba katmadan veren kimse hakkında kullanılır ve "O hesapsızca verir" demeye benzer.

    Aynı şekilde sen Arap olmayanlardan mülkü alıp Müslümanlara vermeye kadirsin. İsrailoğullanndan peygamberliği alıp Araplara vermeye de kadirsin. [82]

    Ayetlerden Çıkan Hüküm Ve Hikmetler

    Ayet-i kerimeler Yüce Allah'ın mutlak saltanat (egemenlik), kapsamlı kud*ret, en üstün irade ve meşiet sahibi olduğunu göstermektedir. Kesbî olarak de*ğil, fakat yaratarak ve takdir ile hayır ve şer yalnız O'nun elindedir. Hayır mutlak olarak O'ndan gelir. Şer ise edeben O'na değil failine nispet edilir.

    Nübüvvet, hükümdarlık ve rızık da o yüce Allah'ın elindedir. O bunları iradesine göre, nihaî hikmetine ve eksiksiz hüccetine göre bunları bağışlar.

    Gecenin gündüze, gündüzün de geceye sokulması yeryüzünün küresel ol*duğuna ve döndüğüne delildir. Çünkü gece ile gündüzün ardı arkasına gelmesi ve zaman, mevsim ve mekânlara göre uzunluk ve kısalıklarının değişmesi, kü-reselliğe ve dönmeye işarettir.

    Allah ölüden diriyi, diriden de ölüyü çıkartır. Bu çıkartma işi az önce ge*çen maddî ve manevî bütün anlamlarıyla gerçekleşmektedir. Onun ihsan ettiği nimetleri geneldir. Dilediğini himayesine alır. Allah rızkı teminatı altına almış*tır. Dilediğine dilediği kadarını verir; hikmet, irade ve meşieti gereğince verme*yebilir de.

    Taberanî, İbni Abbas'tan Resulullah (s.a.)'m şöyle buyurduğunu rivayet etmektedir: "Kendisiyle dua edildiği takdirde duayı kabul ettiği Yüce Allah'ın ism-i azamı (en büyük ismi) Âl-i İmran süresindeki şu ayet-i kerimedir: "De ki: "Ey mülkün sahibi Allah'ım, sen mülkü kime dilersen ona verirsin. Mülkü kim*den dilersen ondan alırsın. Kimi dilersen onu aziz edersin, kimi dilersen onu ze*lil edersin. Hayr senin elindedir. Şüphesiz sen her şeye kadirsin." [83]

    Alıntı
    Kulillâhumme Ayetinin Sırları

    her kim Al-i İmran suresi 26 27 ayeti

    İmamı Gazeli diyorki ''Her kimin çok mühim bir haceti varsa iki rekat namaz kılıp,selam verdikten sonra secdeye kapanıp Al-i İmran suresi 26_ 27 ayetini secdede 7 defa okursa duası hemen kabul olur.diye beyanda bulundular ve çok mücerreptir dediler.

    Her kimki bu iki ayeti beş vakit namazının ve nafilelerin akabinde devam ederse

    a) Kısa vakitte servet sahibi olur
    b) Elinde avucunda ne varsa çoğalır.
    c) Fakirlik ondan hemen gider diye buyurdular.


    Her kim bu iki ayeti hergün 41 defa okursa

    a) Allah onun ruhunu tevhid nuruyla marifetlendirir.
    b) onun kalbine hikmet ve mağfiret verir
    c) ona ilmi gaybı açar.zahiri batını servet ve zenginlikler verir.
    d) okuyan kişiyi gören heybetle görür,kadri kıymeti bilinir.herkes ona sevgi ve saygı duyar.


    قُلِ اللَّهُمَّ مَالِكَ الْمُلْكِ تُؤْتِي الْمُلْكَ مَنْ تَشَاءُ وَتَنْزِعُ الْمُلْكَ مِمَّنْ تَشَاءُ وَتُعِزُّ مَنْ تَشَاءُ وَتُذِلُّ مَنْ تَشَاءُ ۖ بِيَدِكَ الْخَيْرُ ۖ إِنَّكَ عَلَىٰ كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ

    تُولِجُ اللَّيْلَ فِي النَّهَارِ وَتُولِجُ النَّهَارَ فِي اللَّيْلِ ۖ وَتُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَتُخْرِجُ الْمَيِّتَ مِنَ الْحَيِّ ۖ وَتَرْزُقُ مَنْ تَشَاءُ بِغَيْرِ حِسَابٍ



    Kulillâhumme mâlikel mulki tû’til mulke men teşâu ve tenziul mulke mimmen teşâ’(teşâu), ve tuizzu men teşâu ve tuzillu men teşâ’(teşâu, bi yedikel hayr(hayru), inneke alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).

    Tûlicul leyle fîn nehâri ve tûlicun nehâra fîl leyl(leyli), ve tuhricul hayya minel meyyiti ve tuhricul meyyite minel hayy(hayyi), ve terzuku men teşâu bi gayri hısâb(hısâbın).


    kaynak:Kurandan müjdeler,gizli ilimler definesi



  10. 06.Haziran.2012, 14:09
    5
    Moderatör
    Allah'ın Kudret Ve Azametinin, Yarattıklarındaki Tasarrufunun Delilleri Ve İşleri Otsta Havale Etmek

    26- De ki: "Ey mülkün sahibi Allah'ım! Sen, mülkü kime dilersen ona verirsin. Mülkü kimden dilersen ondan alırsın. Kimi dilersen onu aziz edersin, kimi dilersen onu zelil edersin. Hayır senin elindedir. Şüphesiz sen her şeye kadir*sin."

    27- "Geceyi gündüzün içine geçirir, gündüzü geceye sokarsın. Ölüden diri*yi çıkarırsın, diriden de ölüyü çıkarır*sın. Dilediğine de hesapsız rıank verirsin."

    Belagat:

    "Verirsin" ve "alırsın" ile "aziz edersin" ve "zelil edersin" ifadeleriyle "gece" ve "gündüz" ile "diri" ve "ölü" kelimeleri arasında tıbâk sanatı vardır. "Mülkün sahibi" tamlamasında eksik cinas vardır.

    Diğer taraftan "geceyi güdüzün içine geçirir" buyruğu ile "gündüzü geceye sokarsın" buyruğunda sonun başa döndürülmesi (reddül-acz ale's-sadr) sanatı vardır.

    "Mülkü kime dilersen ona verirsin, mülkü kimden dilersen ondan alırsın" cümlelerindeki tekrar ise tazim ve tekrim içindir.

    Yüce Allah'ın, "Sen mülkü kime dilersen ona verirsin" buyruğunda hazf ile icaz vardır. O mülkü vermek istediğin kimselere verirsin, demektir. Yine "alır*sın, aziz edersin, zelil edersin" ifadelerinde de böyledir.

    "Geceyi gündüzün içine geçirir, gündüzü geceye sokarsın" buyruğunda, biri*nin ötekine sokup girdirilmesini ifade etmek üzere istiare vardır. Geceden eksi*leni gündüze ilâve eder ve aksini de sürdürüp gider. Girdirmek anlamında (îlâc), idhal (girdirmek) lafzından daha beliğdir.

    "Ölüden diriyi..." Bu ifadedeki diri ve ölü, mümin ile kâfirden mecazdır. Mümin diriye, kâfir ölüye benzetilmektedir.

    "Hayır senin elindedir." Şer ile birlikte yaratılmaları ve takdir edilmeleri sendendir. "De ki: Hepsi Allah'tandır." (Nisa, 4/78). Fakat Allah'a karşı şer zikre-dilmeyip yalnızca hayır söz konusu edilmiştir. Edeben şer O'na nispet edilmez. [77]

    Kelime ve İbareler:

    "Mülk" sulta (egemenlik, otorite) ve işlerde tasarruf demektir.

    "Kimi dilersen" mülk vermek suretiyle "onu aziz edersin", "Kimi dilersen" mülkü ekip elinden almakla "onu zelü edersin." "Hayır senin elindedir" senin kudretindedir. Yani kesp ve amel itibariyle değil de yaratmak ve takdir itiba*riyle hayır ve şer de senin kudretin altındadır.

    "Geceyi gündüzün içine geçirirsin"den maksat gündüzün geceye aktarılma*sı ve bunun aksinin olmasıdır. Bu da mevsimlere ve beldelere göre değişir. Bi*rinden eksilttiğini öbürüne katar.

    Süyutî der ki: "Ölüden diriyi çıkarırsın." Kuşun yumurtadan çıkarılması gibi insanı nutfeden çıkarırsın. "Diriden de ölüyü" nutfe ve yumurta gibi "çıka*rırsın . Dilediğine de" uçsuz bucaksız "geniş rtzık verirsin." [78]

    Nüzul Sebebi

    İbni Ebi Hatim Katade'den şöyle dediğini rivayet etmektedir: Bize anlatıl*dığına göre Resulullah (s.a.) Rabbinden Bizans ve Fars mülkünü ümmetine vermesini dilemiş, Yüce Allah da "De ki: Ey mülkün sahibi Allah'ım..." buyru*ğunu indirmiştir.

    İbni Abbas ve Enes b. Malik de der ki: Resulullah (s.a.) Mekke'yi fethedip ümmetine İran ve Bizans mülkünü vaad edince münafıklarla Yahudiler şöyle dediler: "Heyhat! Heyhat! Muhammed, İran ve Bizans mülkünü nasıl eline ge*çirebilecektir? Onlar çok güçlüdürler ve kendilerini buna karşı koruyabilirler. Muhammed'e Mekke ve Medine yetmiyor mu ki İran ve Bizans mülküne göz dikiyor." Bunun üzerine Yüce Allah bu ayet-i kerimeyi indirdi. [79]

    Ayetler Arası İlişki

    Bu ayet-i kerime bundan önceki ayetlerin sözünü ettiği müşriklerle Kitap Ehli'nin onun davetini inkâr etmek suretiyle takındıkları tavra karşılık, Resulullah (s.a.)'a bir teselli maksadındadır. Yüce Allah'ın dinini zafere kavuş*turmak ve kelimesini yükseltmek hususundaki kudretini hatırlatmaktadır. Müşrikler yemek yiyen, çarşı pazarlarda dolaşan bir kimsenin peygamberliğini kabul etmiyor, Kitap Ehli ise İsrailoğullan'ndan başkalarına peygamberliğin verilmesini kabul etmiyorlardı. [80]

    Açıklaması

    Müşriklerle Necranhların heyeti gibi Kitap Ehli senin çağrını kabul et*mekten yüz çevirecek olurlarsa ya Muhammed, sen mülkün mutlak maliki, mutlak emir sahibi olan Allah'a sığın, ona yönel ve de ki: Allah'ım! Ey Mülkün mutlak maliki! Mutlak egemenlik ve saltanat yalnız senindir. Mahlûkatmda mutlak tasarruf sahibi sensin. Sen hikmetine uygun olarak işleri çekip çevirir*sin; veren de sensin, vermeyen de sensin. Sen mülkü ve peygamberliği kullanndan kime dilersen ona verirsin. Kullarından kimden dilersen de mülkü çe*kip alırsın. Nitekim Arap kavminden Kureyşli, ümmî, Mekkeli, peygamberle*rin sonuncusu, insanların ve cinlerin tümüne Allah'ın elçisi olarak Hz. Mu-hammed'i göndermekle, İsrailoğulları'ndan peygamberliği çekip aldın.

    Mülk sahibi olmaktan zahiren anlaşılan ve hatıra ilk gelen mutlak salta*nat ve işlerdeki tasarruf yetkisidir. Yani, şanı Yüce Allah'ın işleri çekip çevir*mekte ve kâinattaki dengeyi gerçekleştirmekte mutlak egemenlik sahibi oldu*ğudur.

    Allah dilediği kimseye Hz. Hud ile Hz. Lût gibi ya yalnızca nübüvvet verir ya da geçmiş çağımızdaki hükümdarlar gibi yalnızca mülk ve hükümdarlık ve*rir ya da aralarında Hz. Davud ve Hz. Süleyman'ın da bulunduğu İbrahim so*yundan gelenlere olduğu gibi, mülkü de nübüvveti de birlikte verir: "Biz ger*çekten İbrahim hanedanına da Kitab'ı ve hikmeti verdik. Onlara çok büyük bir mülk de vermişizdir." (Nisa, 4/54). İşte bu şekilde Yüce Allah dilediğine pey*gamberlik verir. Nitekim, "Allah peygamberliği nereye bırakacağını (kime vere*ceğini) çok iyi bilendir." (En'am, 6/124) ve "Onların kimini kimine nasıl üstün kıldığımıza bir bak." (îsra, 17/24) diye buyurmuştur.

    "Kimi dilersen onu aziz edersin, kimi dilersen zelil edersin." Aziz ve zelil ol*manın bir takım görünür şekilleri ve etkileri vardır. Bu yalnızca mal veya mülk sahibi olmaya bağlı değildir. Nice hükümdar vardır ki zelildir, nice zengin vardır ki hakirdir. Nice zengin vardır ki fakirdir. Ümmetin sayısının çokluğuna, azlığı*na itibar edilmez. Mekke'de müşrikler, Medine'de Yahudiler ve Arap münafıklar peygambere karşı az sayıdaki mümin topluluğa karşı çokluklanyla gururlanı*yorlardı; fakat bunun onlara hiç bir faydası olmadı. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Onlar, eğer Medine'ye dönersek elbette ki daha aziz olan daha zelü olanı oradan mutlaka çıkartacaktır, derler. Halbuki izzet Allah'ındır, Rasu-lünündür, müminlerindir. Fakat münafıklar bilmezler." (Münafikun, 63/8).

    Bütünüyle hayır yalnızca senin kudretin elindedir. Sen kendi iradene göre o hayırda dilediğin şekilde tasarrufta bulunursun. O halde olmuş ya da olacak her şeyde ya kişinin kendisine veya topluma hayır ve nimet vardır. Hayırda serde, her şeyde mutlak kudret sahibisin. Her şey senin elindedir, her şeyi sa*na havale etmişizdir. Biz sana güvenip dayanmaktayız.

    Hayır da şer de hepsi Yüce Allah'ın kudretinde olmakla birlikte, özellikle hayrın söz konusu edilmesi, nübüvvet ve hükümdarlığın bir kavimden bir baş*ka kavme, bir kişiden bir diğer kişiye değiştirilmesi suretiyle sözü geçen husus*lara uygun düşmesinden dolayıdır.

    Hayır zaferi, ganimeti, aziz olmayı, makam ve mevkiyi, mal ve serveti ve buna benzer insanın arzulayıp tutkun olduğu sair şeyleri kapsar: "Ve gerçekten o hayır (mal) sevgisine pek tutkundur." (Adiyat, 100/8).

    Eksilterek ve artırarak geceyi gündüze sokup birisinin ötekini kısaltması, daha sonra bunların mutedil (eşit) hale gelmesi, arkasından birinin diğerinden alarak aralarında farklılığın ortaya çıkması, sonra da tekrar mutedil hale gelmeleri de ilâhî kurdetin, mülk ve azametinin tam anlamıyla ortaya konulması*nın tecellilerindendir. Bazı bölge ve zamanlarda aradaki fark oldukça uzayabi*lir. İşte ilkbahar, yaz, sonbahar ve kış mevsimlerinde, sene boyunca ve coğrafî bölgelerin durumuna göre gece ve gündüzün uzunluk ve kısalıkları değişip durmaktadır. Gecenin altı ay, gündüzün de altı ay olduğu bölgeler de vardır. Gündüz on sekiz veya yirmi saat olduğu yerler de vardır. Bazı bölge ve zaman*larda güneş, batışından bir saat ve bundan biraz daha uzun bir süre sonra do-ğabilmektedir. Zaman tayini işi bütünüyle Yüce Allah'ın elindedir. Nitekim Yü*ce Allah şöyle buyurmaktadır: "Onlar Allah'ı hakkıyla takdir edemediler. Hal*buki arz bütünüyle kıyamet gününde onun kabzasıdır. Gökler ise onun sağ eliy*le durulmuştur. O şirk koştuklarından münezzeh ve çok yücedir." (Zümer, 39/67). Yer üzerine gece ve gündüzü sarıp dolayacak şekilde yuvarlak yaratan O'dur: "Geceyi gündüze buruyor, gündüzü de geceye doluyor." (Zümer, 39/5). Bu*rada geçen et-tekvir (mealde "bürümek ve dolamak") bir şeyi yuvarlak, bir ci*sim üzerine sarmak demektir. Yüce Allah güneşi geceye delil kılmıştır.

    Rabbim! Sen ölüden diriyi çıkartırsın. Ya çekirdekten hurmayı, taneden ekini, nutfeden insanı çıkardığın gibi maddî bir şekilde, yahut da cahilden alim, kâfirden mümin çıkardığın gibi manevî bir şekilde bunu yaparsın.

    Diriden ölüyü de maddî ve manevî şekilde çıkartırsın; hurma ağacından çekirdeği, kuştan yumurtayı, alimden cahili, müminden kâfiri çıkarttığın gibi.

    Ve sen dilediğine hesapsız rızık verirsin. Yani istediğin kimseye hesaba sığmayacak şekilde mal ve mülk verirsin. Yorulmadan ve çaba harcamadan[81] Göklerin ve yerin hazineleri yalnız senindir. Hikmet, irade ve meşietine uygun olarak başka bir takım kimselerin de rızkını kısarsın.

    Yüce Allah'ın, "Hesapsız" ifadesi darlık vermeksizin ve kısmaksızın, adeta verdiğini hesaba katmadan veren kimse hakkında kullanılır ve "O hesapsızca verir" demeye benzer.

    Aynı şekilde sen Arap olmayanlardan mülkü alıp Müslümanlara vermeye kadirsin. İsrailoğullanndan peygamberliği alıp Araplara vermeye de kadirsin. [82]

    Ayetlerden Çıkan Hüküm Ve Hikmetler

    Ayet-i kerimeler Yüce Allah'ın mutlak saltanat (egemenlik), kapsamlı kud*ret, en üstün irade ve meşiet sahibi olduğunu göstermektedir. Kesbî olarak de*ğil, fakat yaratarak ve takdir ile hayır ve şer yalnız O'nun elindedir. Hayır mutlak olarak O'ndan gelir. Şer ise edeben O'na değil failine nispet edilir.

    Nübüvvet, hükümdarlık ve rızık da o yüce Allah'ın elindedir. O bunları iradesine göre, nihaî hikmetine ve eksiksiz hüccetine göre bunları bağışlar.

    Gecenin gündüze, gündüzün de geceye sokulması yeryüzünün küresel ol*duğuna ve döndüğüne delildir. Çünkü gece ile gündüzün ardı arkasına gelmesi ve zaman, mevsim ve mekânlara göre uzunluk ve kısalıklarının değişmesi, kü-reselliğe ve dönmeye işarettir.

    Allah ölüden diriyi, diriden de ölüyü çıkartır. Bu çıkartma işi az önce ge*çen maddî ve manevî bütün anlamlarıyla gerçekleşmektedir. Onun ihsan ettiği nimetleri geneldir. Dilediğini himayesine alır. Allah rızkı teminatı altına almış*tır. Dilediğine dilediği kadarını verir; hikmet, irade ve meşieti gereğince verme*yebilir de.

    Taberanî, İbni Abbas'tan Resulullah (s.a.)'m şöyle buyurduğunu rivayet etmektedir: "Kendisiyle dua edildiği takdirde duayı kabul ettiği Yüce Allah'ın ism-i azamı (en büyük ismi) Âl-i İmran süresindeki şu ayet-i kerimedir: "De ki: "Ey mülkün sahibi Allah'ım, sen mülkü kime dilersen ona verirsin. Mülkü kim*den dilersen ondan alırsın. Kimi dilersen onu aziz edersin, kimi dilersen onu ze*lil edersin. Hayr senin elindedir. Şüphesiz sen her şeye kadirsin." [83]

    Alıntı
    Kulillâhumme Ayetinin Sırları

    her kim Al-i İmran suresi 26 27 ayeti

    İmamı Gazeli diyorki ''Her kimin çok mühim bir haceti varsa iki rekat namaz kılıp,selam verdikten sonra secdeye kapanıp Al-i İmran suresi 26_ 27 ayetini secdede 7 defa okursa duası hemen kabul olur.diye beyanda bulundular ve çok mücerreptir dediler.

    Her kimki bu iki ayeti beş vakit namazının ve nafilelerin akabinde devam ederse

    a) Kısa vakitte servet sahibi olur
    b) Elinde avucunda ne varsa çoğalır.
    c) Fakirlik ondan hemen gider diye buyurdular.


    Her kim bu iki ayeti hergün 41 defa okursa

    a) Allah onun ruhunu tevhid nuruyla marifetlendirir.
    b) onun kalbine hikmet ve mağfiret verir
    c) ona ilmi gaybı açar.zahiri batını servet ve zenginlikler verir.
    d) okuyan kişiyi gören heybetle görür,kadri kıymeti bilinir.herkes ona sevgi ve saygı duyar.


    قُلِ اللَّهُمَّ مَالِكَ الْمُلْكِ تُؤْتِي الْمُلْكَ مَنْ تَشَاءُ وَتَنْزِعُ الْمُلْكَ مِمَّنْ تَشَاءُ وَتُعِزُّ مَنْ تَشَاءُ وَتُذِلُّ مَنْ تَشَاءُ ۖ بِيَدِكَ الْخَيْرُ ۖ إِنَّكَ عَلَىٰ كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ

    تُولِجُ اللَّيْلَ فِي النَّهَارِ وَتُولِجُ النَّهَارَ فِي اللَّيْلِ ۖ وَتُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَتُخْرِجُ الْمَيِّتَ مِنَ الْحَيِّ ۖ وَتَرْزُقُ مَنْ تَشَاءُ بِغَيْرِ حِسَابٍ



    Kulillâhumme mâlikel mulki tû’til mulke men teşâu ve tenziul mulke mimmen teşâ’(teşâu), ve tuizzu men teşâu ve tuzillu men teşâ’(teşâu, bi yedikel hayr(hayru), inneke alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).

    Tûlicul leyle fîn nehâri ve tûlicun nehâra fîl leyl(leyli), ve tuhricul hayya minel meyyiti ve tuhricul meyyite minel hayy(hayyi), ve terzuku men teşâu bi gayri hısâb(hısâbın).


    kaynak:Kurandan müjdeler,gizli ilimler definesi






+ Yorum Gönder