Konusunu Oylayın.: Duha suresi hakkında genel açıklama ve müslümanlar olarak bu sureyi nasıl anlamalıyız

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 11 kişi
Duha suresi hakkında genel açıklama ve müslümanlar olarak bu sureyi nasıl anlamalıyız
  1. 26.Kasım.2010, 11:54
    1
    Misafir

    Duha suresi hakkında genel açıklama ve müslümanlar olarak bu sureyi nasıl anlamalıyız






    Duha suresi hakkında genel açıklama ve müslümanlar olarak bu sureyi nasıl anlamalıyız Mumsema duha suresi hakkında genel açıklama ve müslümanlar olarak bu sureyi nasıl anlamalıyız


  2. 26.Kasım.2010, 13:30
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    --->: duha suresi hakkında genel açıklama ve müslümanlar olarak bu sureyi nasıl anlamalıyız




    DUHÂ SURESİ
    MEKKE DÖNEMİ
    ( 11 AYET )
    Duhâ suresi, Mekke devrinde ve peygamberliğin ikinci yılında inmiştir. On bir ayetten oluşur. Adını, birinci ayetteki “kuşluk vakti” anlamına gelen “duh┠kelimesinden alır. İniş (nüzûl) sırasına göre 11’inci, tertip sırasına göre de 93’üncü suredir.
    Sure, İslâm güneşinin yükselişini sembolize eden kuşluk vaktine ve bitmeye yüz tutmuş karanlık geceye yeminle başlar. Bu yeminin ardından Allah’ın Hz.Muhammed’i terk etmediği ve kendisine darılmadığı bildirilir. Peygamber(as)’i yakın gelecekte büyük başarıların beklediği, bundan böyle onun bulunacağı her halin, öncesine nazaran daha iyi olacağı müjdelenir. Hz.Muhammed’in çocukluk dönemindeki gelişmesine, gençliğindeki ekonomik ve psikolojik durumuna değinilir. Annesiz babasız büyüdüğü, bir yetimken Rabb’inin onu koruyup kolladığı, kendisine peygamberlik verdiği, artık onun, Rabb’inin desteğinden uzak kalmasının ve terk edilmiş bir duruma düşmesinin söz konusu olmadığı belirtilerek Peygamber(a s) teselli edilir.
    Sure, yetime iyi davranmayı, kimsesize sahip çıkmayı, ihtiyacı olanı geri çevirmemeyi ve daima Allah’ın nimetlerini dile getirmeyi teşvik eden ayetlerle son bulur.
    Surenin üslup ve içeriği onun, Peygamber(a.s)’in üzüntülere ve sıkıntılara maruz kaldığı bir sırada ve ortamda indiğine işaret etmektedir. Konuyla ilgili rivayetlerde de bu surenin, vahyin bir müddet kesilmesi sebebiyle Mekke müşrikleri arasında çıkan “Rabb’i Muhammed’i terk etti.” şeklindeki dedikodulardan Peygamber(a.s)’in duyduğu üzüntü üzerine indiği belirtilmektedir.
    Surenin iniş sebebiyle ilgili başka rivayetler de vardır. Bunlardan çıkarılabilecek genel sonuç şudur: Peygamberliğin ilk dönemlerinde, Hz.Muhammed birkaç gün rahatsızlanır. Bu rahatsızlığı esnasında gece ibadetine kalkamaz, kendisine kısa bir süre vahiy de gelmez. Bu durumu fark eden ve fırsat bilen müşrik liderler, olayı istismar ederler. Alaycı ve kötüleyici bir tavırla: “Muhammed’i Rabb’i terk etti.” derler. Bu söylentiler, Peygamber(a.s)’i üzer, onda bir krize yol açmasa da sıkıntısını artırır. Bunun üzerine Peygamber(a.s)’i teselli edip destekleyen, müşriklerin dedikodularını boşa çıkaran bu sure iner.
    Hemen her fırsatta tekrarladığımız bir gerçeği, burada bir kez daha hatırlatmak istiyoruz. Sebebin hususi olması, mesajın mana ve muhtevasının umumi olmasına engel değildir. Bu yüzden, ilk bakışta Peygamber(a.s)’e sesleniyor görünen bu sure, daha geniş bir muhtevaya sahiptir. Yani sure, Peygamber(a.s)’i teselli etmenin yanında bütün iyi ve suçsuz insanları, mümin erkek ve kadınları ilgilendirmekte; onları da teselli etmeyi amaçlamaktadır. Çünkü şer güçler, her asırda bitmek bilmeyen hasmane tavırlarıyla İslâm davetinin karşısına çıkmakta, bu düşmanca tavırlardan gönülleri yara alan müminler de her zaman böylesi bir teselliye ihtiyaç duymaktadırlar. İşte bu yüzden sure, sadece Peygamber(a.s) için değil, her zaman ve her yerde sıkıntıya düşen bütün Müslümanlar için de büyük bir manevi güç ve moral kaynağıdır.

    “DUH SURESİ” AYETLERİ, MEÂLİ VE AÇIKLAMASI

    Rahmân ve Rahim Allah’ın Adıyla
    1-3. Kuşluk (Gündüzün aydınlık)vaktine ve durgunlaştığı zaman geceye and olsun ki, Rabb’in seni ne unutup terk etti ne de sana darıldı.
    4. Mutlaka son(u), senin için, öncesinden daha iyi olacak.
    5. Çünkü Rabb’in sana (kalbinden geçeni) verecek ve seni razı edecek.
    6. O seni yetim bulup da barındırmadı mı?
    7. Seni şaşırmış bulup yol göstermedi mi?
    8. Seni fakir iken zengin etmedi mi?
    9. Öyleyse, sakın yetime haksızlık etme
    10. Yardım isteyeni de azarlayıp geri çevirme.
    11. Her zaman Rabb’inin nimet(ler)ini an(lat).

    Anlamlı Yeminler ve Önemli Vakitler
    1-2’nci ayetlerde, Peygamber(a.s)’i teselli etmek ve desteklemek için, Güneşin parlak ışıklarıyla her tarafı aydınlattığı kuşluk vaktine ve gecenin her yeri örttüğü, sesin soluğun kesilip ortalığı sükûnetin kapladığı zamana yemin edilir. Artık Hz.Muhammed’in getirdiği ilâhi mesaj, apaçık ortadadır; onun ışığı ve sıcaklığı ortalığı kaplamaya başlamış, gece ise iyice durgunlaşmıştır.
    1’inci ayetteki “duh┠kelimesi, “güneş ışığı, sabah ve kuşluk vakti” gibi anlamlar taşıyan “d h y” kökünün türemiş şeklidir. Bu yüzden “duhâ”nın, “gündüz” anlamına geldiği ve gecenin karşıtı (zıddı) olduğu söylenmiştir. Ancak genel kabule göre “duhâ”, “Güneşin parlayıp yükselmeye başladığı ve en parlak noktasına ulaştığı kuşluk vakti” demektir. Ayrıca bu kelime, insan hayatında az sayıda yakalanabilen kısa mutluluk dönemlerini de sembolize eder.
    2’nci ayetteki “sec┠kelimesi de, “hareketsiz olmak, devam etmek, örtmek ve kararını bulup sakinleşmek” gibi anlamlar taşıyan “s c y” kökünün türemiş şeklidir. Aynı kökten gelen seciyye de, “insanda sabitleşen huy” demektir.
    “Sec┠kelimesi bu ayette, “gecenin gelmesi veya gitmesi”, “karanlığın iyice bastırması” ve “herkesin uyuyup sesin soluğun kesilmesi zamanı” anlamlarına gelebilir. Ayrıca bu kelime, “karanlığın zirveye çıktığı” veya “gecenin tükendiği” anı ifade ettiği gibi, Allah’ın rahmetinin ve şefkatinin, her türlü sıkıntıyı gidereceğine de işaret eder.
    Allah, ancak önemli şeyler üzerine yemin eder. Bu yemin, o şeylerin taşıdıkları değeri gösterir. Gerçekten de varlık ve oluştaki bu nizam, ilâhi iradenin gayet sağlam bir şekilde işlediğini göstermektedir. Öyleyse bu yeminlerin ve bilgilerin temel amacı, muhatabı menfi durumdan kurtarmak, Yaratıcı’nın varlığından ve yüceliğinden haberdar etmek, onu Allah’a kulluk şuuruna eriştirmektir. Çünkü evrendeki düzen ve işleyiş, Allah’ın varlığının en parlak delilidir. Zira evrendeki işleyiş, Allah’ın hakimiyeti altında devam etmektedir.
    İşte, Allah’ın bütün varlıklar üzerinde devam eden hakimiyetini gösteren önemli iki oluşa, yani “kuşluk vaktine” ve “sakinleşen geceye” yemin edildikten sonra 3’üncü ayette, Rabb’inin Hz.Muhammed’i terk etmediği ve ona darılmadığı bildirilir. Bu ayetteki “vedde’a” kelimesi “veda etti, ayrıldı, terk edip bıraktı”; “kal┠kelimesi de, “kızdı ve darıldı” anlamına gelir.
    Bir insan, ona lütfetmek veya onu cezalandırmak için bırakılmaz. İşte Yüce Allah’ın Peygamber(a.s)’i bırakmamasının, bir öfke ve gazab eseri olmadığını, tam aksine bunun rahmet ve yardım etmeye yönelik olduğunu belirtmek amacıyla “Rabb’in seni bırakmadı.” ifadesiyle yetinilmemiş, ayrıca “sana darılmadı” denilmiştir.
    İlham dolu bu ayetler, Peygamber(a.s)’i rahatlattı ve onun gönlüne su serpti. Çünkü vahiy, güçlüklerle dolu yolda onun biricik azığı ve inkâr çölündeki yegâne su kaynağı idi... Gerçekten de Allah, Peygamber(a.s)’i terk etmemiş ve ona darılmamıştır; bilakis onu sürekli koruyup kollamıştır. Bu yüzden Hz.Muhammed hayatı boyunca Allah’ın desteğini ve yardımını sürekli yanında bulmuştur.
    Allah İstediğini Verecek ve Hayırda Yükselişin Sürecek
    4’üncü ayette, Peygamber(a.s)’in bundan sonraki hayatının, bundan önceki hayatından; yahut ahiretin dünyasından daha iyi olacağı haber verilir.
    Bu ayetteki “ahiret” kelimesi, “son ve sonraki” anlamına gelen “ahir” kelimesinin; “ûl┠da, “ön, önce ve dünya” gibi anlamlar taşıyan “evvel” kelimesinin müennes (dişil) şeklidir. “Dünya” kelimesinin karşıtı olan “ahiret”, “ölüm sonrası hayat ve ahiret yurdu” anlamına gelir. Ama “evvel” kelimesinin karşıtı olan ahiret, ölüm sonrasını değil, her hangi bir önün sonunu, o andan sonraki geleceği ifade eder. Bunun için ayet, öncelikli olarak Peygamber(a.s)’in bundan sonraki hayatının, bundan önceki hayatından daha iyi olacağına ve daha başarılı geçeceğine işaret eder. Bu durumda ayet, Peygamber(a.s)’in dünyada hayırda yükselişinin süreceği, vefatından sonra da ahiret hayatının dünya hayatından hayırlı olacağı mesajını vermektedir.


  3. 26.Kasım.2010, 13:30
    2
    Silent and lonely rains



    DUHÂ SURESİ
    MEKKE DÖNEMİ
    ( 11 AYET )
    Duhâ suresi, Mekke devrinde ve peygamberliğin ikinci yılında inmiştir. On bir ayetten oluşur. Adını, birinci ayetteki “kuşluk vakti” anlamına gelen “duh┠kelimesinden alır. İniş (nüzûl) sırasına göre 11’inci, tertip sırasına göre de 93’üncü suredir.
    Sure, İslâm güneşinin yükselişini sembolize eden kuşluk vaktine ve bitmeye yüz tutmuş karanlık geceye yeminle başlar. Bu yeminin ardından Allah’ın Hz.Muhammed’i terk etmediği ve kendisine darılmadığı bildirilir. Peygamber(as)’i yakın gelecekte büyük başarıların beklediği, bundan böyle onun bulunacağı her halin, öncesine nazaran daha iyi olacağı müjdelenir. Hz.Muhammed’in çocukluk dönemindeki gelişmesine, gençliğindeki ekonomik ve psikolojik durumuna değinilir. Annesiz babasız büyüdüğü, bir yetimken Rabb’inin onu koruyup kolladığı, kendisine peygamberlik verdiği, artık onun, Rabb’inin desteğinden uzak kalmasının ve terk edilmiş bir duruma düşmesinin söz konusu olmadığı belirtilerek Peygamber(a s) teselli edilir.
    Sure, yetime iyi davranmayı, kimsesize sahip çıkmayı, ihtiyacı olanı geri çevirmemeyi ve daima Allah’ın nimetlerini dile getirmeyi teşvik eden ayetlerle son bulur.
    Surenin üslup ve içeriği onun, Peygamber(a.s)’in üzüntülere ve sıkıntılara maruz kaldığı bir sırada ve ortamda indiğine işaret etmektedir. Konuyla ilgili rivayetlerde de bu surenin, vahyin bir müddet kesilmesi sebebiyle Mekke müşrikleri arasında çıkan “Rabb’i Muhammed’i terk etti.” şeklindeki dedikodulardan Peygamber(a.s)’in duyduğu üzüntü üzerine indiği belirtilmektedir.
    Surenin iniş sebebiyle ilgili başka rivayetler de vardır. Bunlardan çıkarılabilecek genel sonuç şudur: Peygamberliğin ilk dönemlerinde, Hz.Muhammed birkaç gün rahatsızlanır. Bu rahatsızlığı esnasında gece ibadetine kalkamaz, kendisine kısa bir süre vahiy de gelmez. Bu durumu fark eden ve fırsat bilen müşrik liderler, olayı istismar ederler. Alaycı ve kötüleyici bir tavırla: “Muhammed’i Rabb’i terk etti.” derler. Bu söylentiler, Peygamber(a.s)’i üzer, onda bir krize yol açmasa da sıkıntısını artırır. Bunun üzerine Peygamber(a.s)’i teselli edip destekleyen, müşriklerin dedikodularını boşa çıkaran bu sure iner.
    Hemen her fırsatta tekrarladığımız bir gerçeği, burada bir kez daha hatırlatmak istiyoruz. Sebebin hususi olması, mesajın mana ve muhtevasının umumi olmasına engel değildir. Bu yüzden, ilk bakışta Peygamber(a.s)’e sesleniyor görünen bu sure, daha geniş bir muhtevaya sahiptir. Yani sure, Peygamber(a.s)’i teselli etmenin yanında bütün iyi ve suçsuz insanları, mümin erkek ve kadınları ilgilendirmekte; onları da teselli etmeyi amaçlamaktadır. Çünkü şer güçler, her asırda bitmek bilmeyen hasmane tavırlarıyla İslâm davetinin karşısına çıkmakta, bu düşmanca tavırlardan gönülleri yara alan müminler de her zaman böylesi bir teselliye ihtiyaç duymaktadırlar. İşte bu yüzden sure, sadece Peygamber(a.s) için değil, her zaman ve her yerde sıkıntıya düşen bütün Müslümanlar için de büyük bir manevi güç ve moral kaynağıdır.

    “DUH SURESİ” AYETLERİ, MEÂLİ VE AÇIKLAMASI

    Rahmân ve Rahim Allah’ın Adıyla
    1-3. Kuşluk (Gündüzün aydınlık)vaktine ve durgunlaştığı zaman geceye and olsun ki, Rabb’in seni ne unutup terk etti ne de sana darıldı.
    4. Mutlaka son(u), senin için, öncesinden daha iyi olacak.
    5. Çünkü Rabb’in sana (kalbinden geçeni) verecek ve seni razı edecek.
    6. O seni yetim bulup da barındırmadı mı?
    7. Seni şaşırmış bulup yol göstermedi mi?
    8. Seni fakir iken zengin etmedi mi?
    9. Öyleyse, sakın yetime haksızlık etme
    10. Yardım isteyeni de azarlayıp geri çevirme.
    11. Her zaman Rabb’inin nimet(ler)ini an(lat).

    Anlamlı Yeminler ve Önemli Vakitler
    1-2’nci ayetlerde, Peygamber(a.s)’i teselli etmek ve desteklemek için, Güneşin parlak ışıklarıyla her tarafı aydınlattığı kuşluk vaktine ve gecenin her yeri örttüğü, sesin soluğun kesilip ortalığı sükûnetin kapladığı zamana yemin edilir. Artık Hz.Muhammed’in getirdiği ilâhi mesaj, apaçık ortadadır; onun ışığı ve sıcaklığı ortalığı kaplamaya başlamış, gece ise iyice durgunlaşmıştır.
    1’inci ayetteki “duh┠kelimesi, “güneş ışığı, sabah ve kuşluk vakti” gibi anlamlar taşıyan “d h y” kökünün türemiş şeklidir. Bu yüzden “duhâ”nın, “gündüz” anlamına geldiği ve gecenin karşıtı (zıddı) olduğu söylenmiştir. Ancak genel kabule göre “duhâ”, “Güneşin parlayıp yükselmeye başladığı ve en parlak noktasına ulaştığı kuşluk vakti” demektir. Ayrıca bu kelime, insan hayatında az sayıda yakalanabilen kısa mutluluk dönemlerini de sembolize eder.
    2’nci ayetteki “sec┠kelimesi de, “hareketsiz olmak, devam etmek, örtmek ve kararını bulup sakinleşmek” gibi anlamlar taşıyan “s c y” kökünün türemiş şeklidir. Aynı kökten gelen seciyye de, “insanda sabitleşen huy” demektir.
    “Sec┠kelimesi bu ayette, “gecenin gelmesi veya gitmesi”, “karanlığın iyice bastırması” ve “herkesin uyuyup sesin soluğun kesilmesi zamanı” anlamlarına gelebilir. Ayrıca bu kelime, “karanlığın zirveye çıktığı” veya “gecenin tükendiği” anı ifade ettiği gibi, Allah’ın rahmetinin ve şefkatinin, her türlü sıkıntıyı gidereceğine de işaret eder.
    Allah, ancak önemli şeyler üzerine yemin eder. Bu yemin, o şeylerin taşıdıkları değeri gösterir. Gerçekten de varlık ve oluştaki bu nizam, ilâhi iradenin gayet sağlam bir şekilde işlediğini göstermektedir. Öyleyse bu yeminlerin ve bilgilerin temel amacı, muhatabı menfi durumdan kurtarmak, Yaratıcı’nın varlığından ve yüceliğinden haberdar etmek, onu Allah’a kulluk şuuruna eriştirmektir. Çünkü evrendeki düzen ve işleyiş, Allah’ın varlığının en parlak delilidir. Zira evrendeki işleyiş, Allah’ın hakimiyeti altında devam etmektedir.
    İşte, Allah’ın bütün varlıklar üzerinde devam eden hakimiyetini gösteren önemli iki oluşa, yani “kuşluk vaktine” ve “sakinleşen geceye” yemin edildikten sonra 3’üncü ayette, Rabb’inin Hz.Muhammed’i terk etmediği ve ona darılmadığı bildirilir. Bu ayetteki “vedde’a” kelimesi “veda etti, ayrıldı, terk edip bıraktı”; “kal┠kelimesi de, “kızdı ve darıldı” anlamına gelir.
    Bir insan, ona lütfetmek veya onu cezalandırmak için bırakılmaz. İşte Yüce Allah’ın Peygamber(a.s)’i bırakmamasının, bir öfke ve gazab eseri olmadığını, tam aksine bunun rahmet ve yardım etmeye yönelik olduğunu belirtmek amacıyla “Rabb’in seni bırakmadı.” ifadesiyle yetinilmemiş, ayrıca “sana darılmadı” denilmiştir.
    İlham dolu bu ayetler, Peygamber(a.s)’i rahatlattı ve onun gönlüne su serpti. Çünkü vahiy, güçlüklerle dolu yolda onun biricik azığı ve inkâr çölündeki yegâne su kaynağı idi... Gerçekten de Allah, Peygamber(a.s)’i terk etmemiş ve ona darılmamıştır; bilakis onu sürekli koruyup kollamıştır. Bu yüzden Hz.Muhammed hayatı boyunca Allah’ın desteğini ve yardımını sürekli yanında bulmuştur.
    Allah İstediğini Verecek ve Hayırda Yükselişin Sürecek
    4’üncü ayette, Peygamber(a.s)’in bundan sonraki hayatının, bundan önceki hayatından; yahut ahiretin dünyasından daha iyi olacağı haber verilir.
    Bu ayetteki “ahiret” kelimesi, “son ve sonraki” anlamına gelen “ahir” kelimesinin; “ûl┠da, “ön, önce ve dünya” gibi anlamlar taşıyan “evvel” kelimesinin müennes (dişil) şeklidir. “Dünya” kelimesinin karşıtı olan “ahiret”, “ölüm sonrası hayat ve ahiret yurdu” anlamına gelir. Ama “evvel” kelimesinin karşıtı olan ahiret, ölüm sonrasını değil, her hangi bir önün sonunu, o andan sonraki geleceği ifade eder. Bunun için ayet, öncelikli olarak Peygamber(a.s)’in bundan sonraki hayatının, bundan önceki hayatından daha iyi olacağına ve daha başarılı geçeceğine işaret eder. Bu durumda ayet, Peygamber(a.s)’in dünyada hayırda yükselişinin süreceği, vefatından sonra da ahiret hayatının dünya hayatından hayırlı olacağı mesajını vermektedir.


  4. 26.Kasım.2010, 13:34
    3
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    --->: duha suresi hakkında genel açıklama ve müslümanlar olarak bu sureyi nasıl anlamalıyız

    5’inci ayet de, değinilen gerçeği desteklemektedir. Zira bu ayette Yüce Allah, Peygamber(a.s)’e istediği her şeyi vereceğini ve kendisi için hoşnut olacağı bir gelecek hazırlayacağını vaat etmiştir.
    Bu ayetin başındaki “sevfe”, Arapçada muzari fiilin başına gelen ve bir şeyin “yakın gelecekte gerçekleşeceğini” ifade eden bir edattır. Bunun için ayet, yakın gelecekte Allah’ın vaadinin gerçekleşeceği, hak ve hayrı yayma mücadelesinin başarıyla sonuçlanacağı müjdesini vermektedir. Gerçekten de Allah vaadini tutmuş, O’nun yardımıyla davetin önündeki engeller giderek kalkmış, inkâr ve inadın hakim olduğu, hile ve eziyetin kol gezdiği zor günler kısa sürede geride kalmış, İslâm bütün batıl din olgularına ve beşeri sistemlere galip gelerek cihan ufuklarını aydınlatmıştır. Bu gerçeğe, hem Peygamber(a.s)’in kendisi hem de bütün dünya şahit olmuştur.
    Tefsirlerde, bu ayet indikten sonra Peygamber(a.s)’in: “Ümmetimden bir fert ateşte kaldıkça ben razı olmam.” dediği rivayet edilmiş, buna istinaden de açıklamasını yaptığımız bu ayet, Hz.Muhammed’in ahirette ümmetine şefaat edeceğine delil olarak gösterilmiştir.
    Rıza, dileğin kabul edilmesiyle olur. Peygamber(a.s)’in ümmetine duyduğu şefkat ve merhamet de onun böyle bir dilekte bulunmasını gerektirebilir. Ancak, şefaat meselesi ayrı bir konudur ve onun kendine özgü şartları vardır.6-8’inci ayetlerde, Hz.Muhammed’in peygamberlikten önce yaşadığı zor şartlara değinilir. Onun çocukluk dönemindeki yetimliği, gençliğindeki fakirliği ve kendisine vahiy gelmeden önceki ruhsal durumu, hayatından seçilen örneklerle dile getirilir. Hayat gerçeğinin ruhunu yansıtan bu ifadelerle mesajın tesirinin kalpte hissedilmesi amaçlanır.
    6’ncı ayette, Allah’ın Hz.Muhammed’i yetim bulup barındırdığı belirtilir. Bu beyan, Hz.Muhammed’in henüz anne karnında iken babasını, altı yaşına girince de annesini kaybettiği gerçeğine; onu önce dedesi Abdulmuttalib’in, sonra da amcası Ebutalib’in koruyup yetiştirdiğine işaret eder. Bu ayette söz konusu edilen şahıs, Peygamber(a.s)’dir. Ancak herkes yalnız yaratılmış olduğundan ve Kıyamet gününde tek başına Allah’ın huzuruna çıkacağından aslında her insan şu veya bu anlamda bir yetimdir. Varlığın tek sahibi ve mevcudun yegâne fâili (vacidi) Allah’tır. Her şey O’nun koruma ve himayesindedir.
    7’nci ayet, Hz.Muhammed’in peygamberlikten önceki düşünceli, insanları sapıklıktan kurtarmak için ne yapılacağını bilmez durumuna işaret eder. Hz.Muhammed’in yetiştiği ve içinde yaşadığı toplum tamamen dinsiz değildi. Onlar genelde Allah’a inanıyorlar, fakat O’na şirk (ortak) koşuyorlardı. Peygamber(a.s), içinde yaşadığı toplumun putlara tapmasını beğenmiyor, ama bu konuda ne yapabileceğini de tam olarak bilmiyordu. İşte be ayet, onun peygamberlikten önceki düşünceli ve sapık kimseleri kurtarmak için ne yapılacağını bilmez durumunu dile getirmektedir. Bunun için ayetteki “dâll” kelimesi, Peygamber(a.s)’in “akıl veya dinde” sapık olduğu anlamına gelmez. Çünkü Peygamber(a.s), bu manada ne sapmış ne de aldatılmıştır. O, sadece Allah’a inanmış, O’ndan başka ilâh tanımamış ve hiçbir puta tapmamıştır. Onun aklı sağlam, ahlakı da temizdi. O, her konuda güvenilir (emin) bir kişi idi. Bu yüzden şirk inancı, heva ve hevese göre davranma sapıklığı onun nezih zatından ve temiz hayatından tamamen uzaktı.
    Bununla beraber, Hz.Muhammed’in peygamber olmadan önceki “akıl ve dirayeti” ile peygamber olduktan sonraki “ilim ve hidayeti” arasında büyük bir fark vardı. İşte ayette Hz.Muhammed’in akıl ve dirayetle çözemediği sorunları, ilim ve hidayetle çözebilecek konuma getirildiğine, iman ve İslâm’ın esaslarından habersiz iken indirilen vahiylerle bunlardan haberdar edildiğine dikkat çekilmiştir. Demek ki Hz.Muhammed, peygamberlikten önce akılların yol bulamadığı hakikatlerden ve hak dinden habersiz, yol arayan bir insan iken Rabb’i onu peygamber seçmiş, gönderdiği vahiylerle bilmediklerini ona öğretip doğru yolu göstermiştir.
    8’inci ayette, Hz.Muhammed’in yoksul iken zengin edildiği dile getirilir. Ayetteki “âil” kelimesi, “fakir ve ihtiyaç sahibi yoksul” anlamına gelir. Hz.Muhammed, henüz dedesi sağ iken babası öldüğü ve Arap miras geleneğine göre kendisine miras düşmediği için yoksul kalmıştı. Çünkü Araplarda mirası aileden büyük erkekler alır, çocuklara ve kadınlara miras verilmezdi. Hz.Muhammed gençlik çağına ulaşınca ticaretle uğraşmış varlıklı bir kadın olan Hz.Hatice ile evlendikten sonra da refaha kavuşup zengin olmuştu. İşte ayet, Peygamber(a.s)’in bu durumunu dile getirmekte ve Allah’ın ona olan lütfunu hatırlatmaktadır.
    Bu ayetler ilk bakışta bir başa kakma üslubu taşıyor gibiyse de dikkatlice bakıldığında böyle olmadığı görülür. Burada amaç, daha önce verilen nimetleri başa kakmak değil, peygamberlikten sonra verilecek nimetlerin, daha öncekilerle kıyaslanmayacak kadar büyük olduğunu anlatmaktır. Gerçekten de Hz.Muhammed geniş mâli imkânlara ve iç huzuruna kavuşunca kalbi ve zihni, Allah’ın nimetleri ve kâinat ayetleriyle daha çok meşgul olmaya başladı. O, daha sonra ruhi itikatları gerçekleştirdi. Nihayet kemale ulaşıp rüşdüne erince peygamberlik şerefine mazhar oldu. İşte ayetlerde, Hz.Muhammed’e daha önce bahşedilen nimetler hatırlatılarak Allah’ın onu sevip kolladığı ve kendisini terk etmediği anlatılmıştır.Yetime Şefkatli Yoksula Merhametli Davran
    9-11’inci ayetlerde Hz.Muhammed’e ve onun şahsında her mükellef muhataba, “yetime haksızlık yapmaması, yardım isteyeni geri çevirmemesi ve her zaman Rabb’inin nimetlerini anması” hatırlatılır.
    Öyleyse yetime şefkatli bir baba gibi davranılmalı, onun hakkını ve hukukunu korumaya özen gösterilmelidir. İsteyeni veya soranı da azarlamamalı, onun ihtiyacı karşılanmalıdır.
    10’uncu ayetteki “sâil” kelimesi, lafzen “isteyen kimse (dilenci)”, mecazen de “soran, doğru bilgi talep eden kişi” anlamına gelir. Burada “sâil” den maksat, sadece dünyaya dair bir şey isteyen (dilenci) değil, hem maddi hem de manevi açıdan zor durumda iken yardım veya bir konuda aydınlanma isteyen herkestir. Bunun için ayetteki “sâil”in, “mal isteyen değil, ilim ve din ile ilgili soru soran kişi” olduğu da söylenmiştir. Şu halde sâil, “gerek mal, gerekse ilimle ilgili bir şey isteyen ihtiyaç sahibi bir istekli” demektir.
    İhtiyaç sahibi olmadığı halde isteyene mal, öğrenme kasdı olmadığı halde de soru sorana cevap verilmeyebilir. Fakat ihtiyaç ve maksat gizli şeyler olduğu için, bir şey isteyen veya soran kimse hakkında hemen kötü zan beslemek doğru değildir. Öyleyse yapılması gereken şey, hangi sâil olursa olsun, işin başında hemen azarlanıp geri çevrilmemeli, işin gerçeği araştırılmalı, doğru söylediği tespit edilmişse ihtiyacı karşılanmalı, yalan söylediği anlaşılmışsa istediği verilmese bile incitilmeden uygun bir şekilde geri çevrilmelidir.
    İslâm’da ilim istemek genellikle övülmüş, bu konuda saygısızlık derecesine varmamak kaydıyla ısrarcı olmak da güzel görülmüşken, mal dilenmek genellikle yerilmiştir. Ancak başka bir kazanç yolu bulamayan muhtaçlar için mal istemek, caizdir. Böylelerine yardım etmek de gücü yetenler için bir borçtur. Bunun için, aksi sabit olmadıkça isteyeni hemen azarlayıp geri çevirmek doğru değildir.
    Ayetlerin asıl amacı, insanın, kalbini yumuşatmak, yetimi itip kakan, güçsüzü ezen ve yoksulu değersiz gören zalim kanaati yıkmaktır. Nitekim, Peygamber(a.s)’in, kalp katılığı sorunu yaşadığını söyleyen bir kişiye: “Eğer kalbinin yumuşamasını istiyorsan yetimin başını okşa ve yoksulu doyur.” buyurması, değinilen tespiti desteklemektedir. Öyleyse yetime şefkat, isteyene merhamet, muhtaç olanlara da imkânlar ölçüsünde infak edilmelidir.Daima Rabb’inin Nimetlerini An
    11’inci ayette, mükellef muhataba: “Rabb’inin nimet(ler)ini an(lat).” talimatı verilir ve sure bu talimatla son bulur. Bu talimat, Allah’ın nimetlerini takdir, şükrünü de edâ etmekle yerine getirilmiş olur.
    Ayetteki “nimetten” maksadın, “Kuran ve peygamberlik”; “tahdis etmenin” de, “Kuran’ı okumak, başkalarına okutmak, hükümlerini duyurup açıklamak” olduğu söylenmiştir.
    “Nimet” kelimesi, lügatta “iyilik, bağış, ihsan, servet, varlık, maddi-manevi lütuf” gibi anlamlara gelir. Bu kelime, Allah’ın insana bağışladığı, insanın da ondan faydalandığı maddi-manevi bütün değerleri ifade eder.


  5. 26.Kasım.2010, 13:34
    3
    Silent and lonely rains
    5’inci ayet de, değinilen gerçeği desteklemektedir. Zira bu ayette Yüce Allah, Peygamber(a.s)’e istediği her şeyi vereceğini ve kendisi için hoşnut olacağı bir gelecek hazırlayacağını vaat etmiştir.
    Bu ayetin başındaki “sevfe”, Arapçada muzari fiilin başına gelen ve bir şeyin “yakın gelecekte gerçekleşeceğini” ifade eden bir edattır. Bunun için ayet, yakın gelecekte Allah’ın vaadinin gerçekleşeceği, hak ve hayrı yayma mücadelesinin başarıyla sonuçlanacağı müjdesini vermektedir. Gerçekten de Allah vaadini tutmuş, O’nun yardımıyla davetin önündeki engeller giderek kalkmış, inkâr ve inadın hakim olduğu, hile ve eziyetin kol gezdiği zor günler kısa sürede geride kalmış, İslâm bütün batıl din olgularına ve beşeri sistemlere galip gelerek cihan ufuklarını aydınlatmıştır. Bu gerçeğe, hem Peygamber(a.s)’in kendisi hem de bütün dünya şahit olmuştur.
    Tefsirlerde, bu ayet indikten sonra Peygamber(a.s)’in: “Ümmetimden bir fert ateşte kaldıkça ben razı olmam.” dediği rivayet edilmiş, buna istinaden de açıklamasını yaptığımız bu ayet, Hz.Muhammed’in ahirette ümmetine şefaat edeceğine delil olarak gösterilmiştir.
    Rıza, dileğin kabul edilmesiyle olur. Peygamber(a.s)’in ümmetine duyduğu şefkat ve merhamet de onun böyle bir dilekte bulunmasını gerektirebilir. Ancak, şefaat meselesi ayrı bir konudur ve onun kendine özgü şartları vardır.6-8’inci ayetlerde, Hz.Muhammed’in peygamberlikten önce yaşadığı zor şartlara değinilir. Onun çocukluk dönemindeki yetimliği, gençliğindeki fakirliği ve kendisine vahiy gelmeden önceki ruhsal durumu, hayatından seçilen örneklerle dile getirilir. Hayat gerçeğinin ruhunu yansıtan bu ifadelerle mesajın tesirinin kalpte hissedilmesi amaçlanır.
    6’ncı ayette, Allah’ın Hz.Muhammed’i yetim bulup barındırdığı belirtilir. Bu beyan, Hz.Muhammed’in henüz anne karnında iken babasını, altı yaşına girince de annesini kaybettiği gerçeğine; onu önce dedesi Abdulmuttalib’in, sonra da amcası Ebutalib’in koruyup yetiştirdiğine işaret eder. Bu ayette söz konusu edilen şahıs, Peygamber(a.s)’dir. Ancak herkes yalnız yaratılmış olduğundan ve Kıyamet gününde tek başına Allah’ın huzuruna çıkacağından aslında her insan şu veya bu anlamda bir yetimdir. Varlığın tek sahibi ve mevcudun yegâne fâili (vacidi) Allah’tır. Her şey O’nun koruma ve himayesindedir.
    7’nci ayet, Hz.Muhammed’in peygamberlikten önceki düşünceli, insanları sapıklıktan kurtarmak için ne yapılacağını bilmez durumuna işaret eder. Hz.Muhammed’in yetiştiği ve içinde yaşadığı toplum tamamen dinsiz değildi. Onlar genelde Allah’a inanıyorlar, fakat O’na şirk (ortak) koşuyorlardı. Peygamber(a.s), içinde yaşadığı toplumun putlara tapmasını beğenmiyor, ama bu konuda ne yapabileceğini de tam olarak bilmiyordu. İşte be ayet, onun peygamberlikten önceki düşünceli ve sapık kimseleri kurtarmak için ne yapılacağını bilmez durumunu dile getirmektedir. Bunun için ayetteki “dâll” kelimesi, Peygamber(a.s)’in “akıl veya dinde” sapık olduğu anlamına gelmez. Çünkü Peygamber(a.s), bu manada ne sapmış ne de aldatılmıştır. O, sadece Allah’a inanmış, O’ndan başka ilâh tanımamış ve hiçbir puta tapmamıştır. Onun aklı sağlam, ahlakı da temizdi. O, her konuda güvenilir (emin) bir kişi idi. Bu yüzden şirk inancı, heva ve hevese göre davranma sapıklığı onun nezih zatından ve temiz hayatından tamamen uzaktı.
    Bununla beraber, Hz.Muhammed’in peygamber olmadan önceki “akıl ve dirayeti” ile peygamber olduktan sonraki “ilim ve hidayeti” arasında büyük bir fark vardı. İşte ayette Hz.Muhammed’in akıl ve dirayetle çözemediği sorunları, ilim ve hidayetle çözebilecek konuma getirildiğine, iman ve İslâm’ın esaslarından habersiz iken indirilen vahiylerle bunlardan haberdar edildiğine dikkat çekilmiştir. Demek ki Hz.Muhammed, peygamberlikten önce akılların yol bulamadığı hakikatlerden ve hak dinden habersiz, yol arayan bir insan iken Rabb’i onu peygamber seçmiş, gönderdiği vahiylerle bilmediklerini ona öğretip doğru yolu göstermiştir.
    8’inci ayette, Hz.Muhammed’in yoksul iken zengin edildiği dile getirilir. Ayetteki “âil” kelimesi, “fakir ve ihtiyaç sahibi yoksul” anlamına gelir. Hz.Muhammed, henüz dedesi sağ iken babası öldüğü ve Arap miras geleneğine göre kendisine miras düşmediği için yoksul kalmıştı. Çünkü Araplarda mirası aileden büyük erkekler alır, çocuklara ve kadınlara miras verilmezdi. Hz.Muhammed gençlik çağına ulaşınca ticaretle uğraşmış varlıklı bir kadın olan Hz.Hatice ile evlendikten sonra da refaha kavuşup zengin olmuştu. İşte ayet, Peygamber(a.s)’in bu durumunu dile getirmekte ve Allah’ın ona olan lütfunu hatırlatmaktadır.
    Bu ayetler ilk bakışta bir başa kakma üslubu taşıyor gibiyse de dikkatlice bakıldığında böyle olmadığı görülür. Burada amaç, daha önce verilen nimetleri başa kakmak değil, peygamberlikten sonra verilecek nimetlerin, daha öncekilerle kıyaslanmayacak kadar büyük olduğunu anlatmaktır. Gerçekten de Hz.Muhammed geniş mâli imkânlara ve iç huzuruna kavuşunca kalbi ve zihni, Allah’ın nimetleri ve kâinat ayetleriyle daha çok meşgul olmaya başladı. O, daha sonra ruhi itikatları gerçekleştirdi. Nihayet kemale ulaşıp rüşdüne erince peygamberlik şerefine mazhar oldu. İşte ayetlerde, Hz.Muhammed’e daha önce bahşedilen nimetler hatırlatılarak Allah’ın onu sevip kolladığı ve kendisini terk etmediği anlatılmıştır.Yetime Şefkatli Yoksula Merhametli Davran
    9-11’inci ayetlerde Hz.Muhammed’e ve onun şahsında her mükellef muhataba, “yetime haksızlık yapmaması, yardım isteyeni geri çevirmemesi ve her zaman Rabb’inin nimetlerini anması” hatırlatılır.
    Öyleyse yetime şefkatli bir baba gibi davranılmalı, onun hakkını ve hukukunu korumaya özen gösterilmelidir. İsteyeni veya soranı da azarlamamalı, onun ihtiyacı karşılanmalıdır.
    10’uncu ayetteki “sâil” kelimesi, lafzen “isteyen kimse (dilenci)”, mecazen de “soran, doğru bilgi talep eden kişi” anlamına gelir. Burada “sâil” den maksat, sadece dünyaya dair bir şey isteyen (dilenci) değil, hem maddi hem de manevi açıdan zor durumda iken yardım veya bir konuda aydınlanma isteyen herkestir. Bunun için ayetteki “sâil”in, “mal isteyen değil, ilim ve din ile ilgili soru soran kişi” olduğu da söylenmiştir. Şu halde sâil, “gerek mal, gerekse ilimle ilgili bir şey isteyen ihtiyaç sahibi bir istekli” demektir.
    İhtiyaç sahibi olmadığı halde isteyene mal, öğrenme kasdı olmadığı halde de soru sorana cevap verilmeyebilir. Fakat ihtiyaç ve maksat gizli şeyler olduğu için, bir şey isteyen veya soran kimse hakkında hemen kötü zan beslemek doğru değildir. Öyleyse yapılması gereken şey, hangi sâil olursa olsun, işin başında hemen azarlanıp geri çevrilmemeli, işin gerçeği araştırılmalı, doğru söylediği tespit edilmişse ihtiyacı karşılanmalı, yalan söylediği anlaşılmışsa istediği verilmese bile incitilmeden uygun bir şekilde geri çevrilmelidir.
    İslâm’da ilim istemek genellikle övülmüş, bu konuda saygısızlık derecesine varmamak kaydıyla ısrarcı olmak da güzel görülmüşken, mal dilenmek genellikle yerilmiştir. Ancak başka bir kazanç yolu bulamayan muhtaçlar için mal istemek, caizdir. Böylelerine yardım etmek de gücü yetenler için bir borçtur. Bunun için, aksi sabit olmadıkça isteyeni hemen azarlayıp geri çevirmek doğru değildir.
    Ayetlerin asıl amacı, insanın, kalbini yumuşatmak, yetimi itip kakan, güçsüzü ezen ve yoksulu değersiz gören zalim kanaati yıkmaktır. Nitekim, Peygamber(a.s)’in, kalp katılığı sorunu yaşadığını söyleyen bir kişiye: “Eğer kalbinin yumuşamasını istiyorsan yetimin başını okşa ve yoksulu doyur.” buyurması, değinilen tespiti desteklemektedir. Öyleyse yetime şefkat, isteyene merhamet, muhtaç olanlara da imkânlar ölçüsünde infak edilmelidir.Daima Rabb’inin Nimetlerini An
    11’inci ayette, mükellef muhataba: “Rabb’inin nimet(ler)ini an(lat).” talimatı verilir ve sure bu talimatla son bulur. Bu talimat, Allah’ın nimetlerini takdir, şükrünü de edâ etmekle yerine getirilmiş olur.
    Ayetteki “nimetten” maksadın, “Kuran ve peygamberlik”; “tahdis etmenin” de, “Kuran’ı okumak, başkalarına okutmak, hükümlerini duyurup açıklamak” olduğu söylenmiştir.
    “Nimet” kelimesi, lügatta “iyilik, bağış, ihsan, servet, varlık, maddi-manevi lütuf” gibi anlamlara gelir. Bu kelime, Allah’ın insana bağışladığı, insanın da ondan faydalandığı maddi-manevi bütün değerleri ifade eder.


  6. 26.Kasım.2010, 13:36
    4
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    --->: duha suresi hakkında genel açıklama ve müslümanlar olarak bu sureyi nasıl anlamalıyız

    Rabb’in nimeti”, “O’nun insanlara başkaları tarafından verilemeyecek şeyleri vermesi” demektir. İnsana işitme ve görme organlarının bahşedilmesi, akıl ve irade verilmesi, İslâm’ın din olarak gönderilmesi gibi maddi ve manevi lütuflar bu kavramla ifade edilir. Görüldüğü gibi nimet olarak insana ulaşan her şey, Allah’tandır ve bütün nimetler Allah’ın insana bir lütfudur. En büyük nimet İslâm olduğundan bu ayet, İslâm dininin tebliğ ve talim edilmesi isteğini de içerir. Zaten mümin insanın en önemli görevi, Kuran’ın talimatlarına uymak, onları insanlara anlatmak ve İslâm’ı insanlar arasında yaymaktır. Bunun için ayetlerdeki hitap öncelikle Peygamber(a.s)’e yönelik olsa da hüküm onu ve bütün mükellef muhatapları kapsamaktadır.
    Kaynaklarda, Hz.Muhammed’in, bu surenin inmesine çok sevindiği, sureyi okuyup bitirdikten sonra “Allahu ekber” diyerek tekbir getirdiği rivayet edilmiştir, bu yüzden Kuran hatmedilirken Duhâ suresinden itibaren her surenin okunuşu bitince tekbir getirmenin “sünnet” veya “müstehap” olduğu söylenmiştir. Bunu yapmak mutlaka gerekli değildir, ama yapılması iyidir. Allah, bizleri kendisine inanan, yüceliğini ve nimetlerini her an anan iyi kullarından eylesin.

    GENEL TESPİTLER

    İlham dolu iki vakte yeminle başlayan; derin bir şefkati, eşsiz rahmeti ve tam rızayı içeren bu sure, hayat gerçeğinin ruhunu açıklayan ifadelerle doludur. Çünkü mesajın kalbe tesir etmesi, büyük ölçüde doğruluğu hayatta görülen gerçekleri insan idrakine yansıtmasına bağlıdır. İşte bu yüzden surede Peygamber(a.s)’in hayatından sunulan kesitler, hayatta doğrulanan ve kalbde hissedilen gerçeklerdir.

    Allah, peygamberine kızmamış ve darılmamış, onu yalnız da bırakmamıştır. Tam aksine O, Elçisini memnun olacağı günlere kavuşturacak, onun geleceği şimdiki halinden daha iyi olacaktır. Allah’ın, bundan önce yetim, yoksul ve şaşkın halde olan Hz.Muhammed’i himaye ve zengin edip sonunda onu peygamberliğe yükseltmesi, bunun en açık belirtisidir.
    Bu surede, Yüce Allah’ın Peygamber(a.s)’e hoşlanacağı bir gelecek hazırladığı, yakın gelecekte İslâm davasının başarıya ulaşacağı, inkâr ve inadın hakim olduğu, hile ve eziyetin kol gezdiği kötü günlerin sona ereceği müjdesi de verilmiştir. Bu, sadece Peygamber(a.s)’e değil, ayrıca her asırda sıkıntıya düşen bütün Müslümanlara verilmiş bir müjdedir.
    Yetime şefkatli davranılmalı, yoksul azarlanmamalı, Allah’ın nimetleri de sürekli anılmalıdır. Çünkü yetimlikten kaynaklanan sorunlar emin koruyuculukla; geçim sıkıntısı, helâl kazanç ve rızıkla; ruhsal huzursuzluk ve şaşkınlık da muhkem hidayetle giderilebilir.

    Hz.Muhammed, merhameti içeren güvenilir bir himaye sayesinde özgür davranma imkânına kavuşmuş, toplum içinde şerefli bir konuma gelerek geniş mali imkânlara, güzel ahlaka, güçlü bir akıl ve ruh yapısına sahip olmuştur. Onun örnek karakterinin en bariz nitelikleri, temiz bir nefs, sağlam bir akıl, selim bir kalb, derin bir anlayış ve güzel ahlaktır. Bu özellikler onu diğer fertlerden üstün hale getirdi ve o, Allah’ın seçtiği bir peygamber oldu. Rabb’i onun imanını mükemmelleştirdi, basiretini artırdı; ruhsal sıkıntılardan kurtarıp kesin bilgiye ulaştırdı. O değerli Resul, karanlıkları yok eden bir nur, iyiliği ve bereketi yayan bir nâşir, cahiliyyeyi ortadan kaldıran, hakka destek, güçsüze güç ve kuvvet veren bir önder olmuştur. Bunun için fıtratın gerçek sesi, hidayetin nefesi, İslâm’ın en büyük tebliğcisi ve aşılmaz temsilcisi Hz.Muhammed’dir.
    Müslüman, Hz.Muhammed’i kendine örnek almalı ve yaraları saran bir doktor gibi görmelidir. Tutarsız düşünceleri, sakat inançları ve sapık davranışları benimsememelidir. Helâl kazanç ve kanaatle zengin olmalıdır. Bu yolu izleyen insan, sapıklığa düşmez, fakirliği hissetmez ve çevresindeki zenginliklere de göz dikmez.
    Bu surede, Hz.Muhammed’in, Allah’a inancının tam, davasında da çok samimi olduğu açıkça görülmektedir. Çünkü o, müşriklerin: “Rabb’i Hz.Muhammed’i bıraktı.” demelerine son derece üzülmüş olmasına rağmen, vahiylerin Rabb’inden geldiğine olan inancını hiçbir zaman yitirmemiş; böyle bir ortamda kendiliğinden bir şeyler söyleyip de: “Bunlar bana gelen vahiylerdir.” deyip kendi arzu ve hevesine göre konuşmamıştır. Tam aksine o, hep Rabb’inin emirlerini beklemiştir. Rabb’i de indirdiği bu sure ile onun üzüntüsünü yatıştırmış ve kalbini rahatlatmıştır.
    Allah’ı tanıyan en ihlaslı insan, Peygamber(a.s)’dir. İhlas ve samimiyet, doğruluğun alameti, dinin ruhu, amelin de kalkanıdır. Ama bu özellik günümüzde insanlar arasında çok az bulunan bir cevherdir. Bu cevher yitirildiği için, kötülükler günümüzde sınır tanımaz bir hâle geldi, İslâmi kişiliğimizi paramparça edip hanelerimizin içine kadar girdi. Kulluğumuz bile, Allah’ın indirmediği, O’nun emretmediği bidatlarla devam eder hâle geldi.
    Öyleyse öncelikle yapılacak iş dini doğru öğrenmek sonra da inanarak bu yolda samimiyetle yürümektir. Dünya üzerinde değeri en üstün varlık insandır. Makbul insan olmanın tek mihengi ise, selim bir kalptir. Zira, “Yalnızca Allah’ın huzuruna kötülüklerden korunmuş bir kalple çıkanlar kurtulacaktır.” Bunun kimde veya kimlerde olduğunu en iyi bilen Allah’tır.

    Fahrettin Yıldız


  7. 26.Kasım.2010, 13:36
    4
    Silent and lonely rains
    Rabb’in nimeti”, “O’nun insanlara başkaları tarafından verilemeyecek şeyleri vermesi” demektir. İnsana işitme ve görme organlarının bahşedilmesi, akıl ve irade verilmesi, İslâm’ın din olarak gönderilmesi gibi maddi ve manevi lütuflar bu kavramla ifade edilir. Görüldüğü gibi nimet olarak insana ulaşan her şey, Allah’tandır ve bütün nimetler Allah’ın insana bir lütfudur. En büyük nimet İslâm olduğundan bu ayet, İslâm dininin tebliğ ve talim edilmesi isteğini de içerir. Zaten mümin insanın en önemli görevi, Kuran’ın talimatlarına uymak, onları insanlara anlatmak ve İslâm’ı insanlar arasında yaymaktır. Bunun için ayetlerdeki hitap öncelikle Peygamber(a.s)’e yönelik olsa da hüküm onu ve bütün mükellef muhatapları kapsamaktadır.
    Kaynaklarda, Hz.Muhammed’in, bu surenin inmesine çok sevindiği, sureyi okuyup bitirdikten sonra “Allahu ekber” diyerek tekbir getirdiği rivayet edilmiştir, bu yüzden Kuran hatmedilirken Duhâ suresinden itibaren her surenin okunuşu bitince tekbir getirmenin “sünnet” veya “müstehap” olduğu söylenmiştir. Bunu yapmak mutlaka gerekli değildir, ama yapılması iyidir. Allah, bizleri kendisine inanan, yüceliğini ve nimetlerini her an anan iyi kullarından eylesin.

    GENEL TESPİTLER

    İlham dolu iki vakte yeminle başlayan; derin bir şefkati, eşsiz rahmeti ve tam rızayı içeren bu sure, hayat gerçeğinin ruhunu açıklayan ifadelerle doludur. Çünkü mesajın kalbe tesir etmesi, büyük ölçüde doğruluğu hayatta görülen gerçekleri insan idrakine yansıtmasına bağlıdır. İşte bu yüzden surede Peygamber(a.s)’in hayatından sunulan kesitler, hayatta doğrulanan ve kalbde hissedilen gerçeklerdir.

    Allah, peygamberine kızmamış ve darılmamış, onu yalnız da bırakmamıştır. Tam aksine O, Elçisini memnun olacağı günlere kavuşturacak, onun geleceği şimdiki halinden daha iyi olacaktır. Allah’ın, bundan önce yetim, yoksul ve şaşkın halde olan Hz.Muhammed’i himaye ve zengin edip sonunda onu peygamberliğe yükseltmesi, bunun en açık belirtisidir.
    Bu surede, Yüce Allah’ın Peygamber(a.s)’e hoşlanacağı bir gelecek hazırladığı, yakın gelecekte İslâm davasının başarıya ulaşacağı, inkâr ve inadın hakim olduğu, hile ve eziyetin kol gezdiği kötü günlerin sona ereceği müjdesi de verilmiştir. Bu, sadece Peygamber(a.s)’e değil, ayrıca her asırda sıkıntıya düşen bütün Müslümanlara verilmiş bir müjdedir.
    Yetime şefkatli davranılmalı, yoksul azarlanmamalı, Allah’ın nimetleri de sürekli anılmalıdır. Çünkü yetimlikten kaynaklanan sorunlar emin koruyuculukla; geçim sıkıntısı, helâl kazanç ve rızıkla; ruhsal huzursuzluk ve şaşkınlık da muhkem hidayetle giderilebilir.

    Hz.Muhammed, merhameti içeren güvenilir bir himaye sayesinde özgür davranma imkânına kavuşmuş, toplum içinde şerefli bir konuma gelerek geniş mali imkânlara, güzel ahlaka, güçlü bir akıl ve ruh yapısına sahip olmuştur. Onun örnek karakterinin en bariz nitelikleri, temiz bir nefs, sağlam bir akıl, selim bir kalb, derin bir anlayış ve güzel ahlaktır. Bu özellikler onu diğer fertlerden üstün hale getirdi ve o, Allah’ın seçtiği bir peygamber oldu. Rabb’i onun imanını mükemmelleştirdi, basiretini artırdı; ruhsal sıkıntılardan kurtarıp kesin bilgiye ulaştırdı. O değerli Resul, karanlıkları yok eden bir nur, iyiliği ve bereketi yayan bir nâşir, cahiliyyeyi ortadan kaldıran, hakka destek, güçsüze güç ve kuvvet veren bir önder olmuştur. Bunun için fıtratın gerçek sesi, hidayetin nefesi, İslâm’ın en büyük tebliğcisi ve aşılmaz temsilcisi Hz.Muhammed’dir.
    Müslüman, Hz.Muhammed’i kendine örnek almalı ve yaraları saran bir doktor gibi görmelidir. Tutarsız düşünceleri, sakat inançları ve sapık davranışları benimsememelidir. Helâl kazanç ve kanaatle zengin olmalıdır. Bu yolu izleyen insan, sapıklığa düşmez, fakirliği hissetmez ve çevresindeki zenginliklere de göz dikmez.
    Bu surede, Hz.Muhammed’in, Allah’a inancının tam, davasında da çok samimi olduğu açıkça görülmektedir. Çünkü o, müşriklerin: “Rabb’i Hz.Muhammed’i bıraktı.” demelerine son derece üzülmüş olmasına rağmen, vahiylerin Rabb’inden geldiğine olan inancını hiçbir zaman yitirmemiş; böyle bir ortamda kendiliğinden bir şeyler söyleyip de: “Bunlar bana gelen vahiylerdir.” deyip kendi arzu ve hevesine göre konuşmamıştır. Tam aksine o, hep Rabb’inin emirlerini beklemiştir. Rabb’i de indirdiği bu sure ile onun üzüntüsünü yatıştırmış ve kalbini rahatlatmıştır.
    Allah’ı tanıyan en ihlaslı insan, Peygamber(a.s)’dir. İhlas ve samimiyet, doğruluğun alameti, dinin ruhu, amelin de kalkanıdır. Ama bu özellik günümüzde insanlar arasında çok az bulunan bir cevherdir. Bu cevher yitirildiği için, kötülükler günümüzde sınır tanımaz bir hâle geldi, İslâmi kişiliğimizi paramparça edip hanelerimizin içine kadar girdi. Kulluğumuz bile, Allah’ın indirmediği, O’nun emretmediği bidatlarla devam eder hâle geldi.
    Öyleyse öncelikle yapılacak iş dini doğru öğrenmek sonra da inanarak bu yolda samimiyetle yürümektir. Dünya üzerinde değeri en üstün varlık insandır. Makbul insan olmanın tek mihengi ise, selim bir kalptir. Zira, “Yalnızca Allah’ın huzuruna kötülüklerden korunmuş bir kalple çıkanlar kurtulacaktır.” Bunun kimde veya kimlerde olduğunu en iyi bilen Allah’tır.

    Fahrettin Yıldız


  8. 26.Kasım.2010, 14:12
    5
    hbevci
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 28.Mart.2010
    Üye No: 74674
    Mesaj Sayısı: 630
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 7
    Yaş: 33
    Bulunduğu yer: izmir

    --->: duha suresi hakkında genel açıklama ve müslümanlar olarak bu sureyi nasıl anlamalıyız

    desert.rose kardeşim ellerine sağlık...
    ALLAH faydalı ilmini artırsın...


  9. 26.Kasım.2010, 14:12
    5
    hbevci - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Devamlı Üye
    desert.rose kardeşim ellerine sağlık...
    ALLAH faydalı ilmini artırsın...


  10. 18.Aralık.2013, 12:55
    6
    Misafir

    Cevap: duha suresi hakkında genel açıklama ve müslümanlar olarak bu sureyi nasıl anlamalıyız

    kalemınıze saglık allah razı olsun


  11. 18.Aralık.2013, 12:55
    6
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
    kalemınıze saglık allah razı olsun


  12. 31.Aralık.2015, 18:40
    7
    Misafir

    Cevap: Duha suresi hakkında genel açıklama ve müslümanlar olarak bu sureyi nasıl anlamalıyız

    Allah sizden razi olsun.
    Bizleri aydinlattiniz.


  13. 31.Aralık.2015, 18:40
    7
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
    Allah sizden razi olsun.
    Bizleri aydinlattiniz.


  14. 28.Şubat.2016, 20:44
    8
    Misafir

    Cevap: Duha suresi hakkında genel açıklama ve müslümanlar olarak bu sureyi nasıl anlamalıyız

    Allah sizden Cok razi olsun, en zor animda okudum yazinizi.
    Ümit girdi icime.


  15. 28.Şubat.2016, 20:44
    8
    Ümit Akbal - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Ümit Akbal
    Misafir
    Allah sizden Cok razi olsun, en zor animda okudum yazinizi.
    Ümit girdi icime.


  16. 25.Nisan.2016, 15:43
    9
    longway
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 25.Nisan.2016
    Üye No: 108362
    Mesaj Sayısı: 1
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1

    Cevap: Duha suresi hakkında genel açıklama ve müslümanlar olarak bu sureyi nasıl anlamalıyız

    Selamlar herkese öncelike yaptığınız faydalı paylaşimar için hepinize teşekkür ederim.Benim bir sorum olcakdı;
    -Duha süresini çok sıkkıntılı olduğum bir günde tessadüfen(tesaddüflere inanmam)rastladım beni çok ama çok etkiledi geçmişimi gelecegime dair müşdeler verdi gibi geldi bana acaba bunu düşünmekde hatalımıyım.
    -Çünkü bu süre peygamber efendimize inmiştir en zor gününde benim bu manaları çıkarmam doğrumudur?
    TEŞEKKÜRLER.


  17. 25.Nisan.2016, 15:43
    9
    longway - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye
    Selamlar herkese öncelike yaptığınız faydalı paylaşimar için hepinize teşekkür ederim.Benim bir sorum olcakdı;
    -Duha süresini çok sıkkıntılı olduğum bir günde tessadüfen(tesaddüflere inanmam)rastladım beni çok ama çok etkiledi geçmişimi gelecegime dair müşdeler verdi gibi geldi bana acaba bunu düşünmekde hatalımıyım.
    -Çünkü bu süre peygamber efendimize inmiştir en zor gününde benim bu manaları çıkarmam doğrumudur?
    TEŞEKKÜRLER.


  18. 25.Nisan.2016, 16:24
    10
    Şema
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Mart.2007
    Üye No: 123
    Mesaj Sayısı: 9,332
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 103

    Cevap: Duha suresi hakkında genel açıklama ve müslümanlar olarak bu sureyi nasıl anlamalıyız

    Duha suresi herkese hitap eder neden size hitap etmesin
    ---------------------------

    Dua Suresinin içeriği:


    Mekke'de inmiş olan Duha suresi, Peygamber (s.a.)'in şahsiyeti ile ilgili hususları ele almaktadır.
    1- Allah Tealâ'nın Rasulü'nü unutmadığına, bırakıp terketmediğine dair büyük ilâhi bir yemin ile başladı. O, rabbani bir inayet altındadır. O, Allah Tealâ katında değeri yüce olandır: "Andolsun kuşluk vaktine, sükûna vardığı dem geceye ki..." (1-4. ayetler).
    2- Rabbi onu, ahiretteki büyük bir lütuf ile müjdeledi. Büyük şefaat da ondandır: "Muhakkak Rabbin sana verecek de hoşnud olacaksın." (5. ayet).
    3- Allah, Peygamberine küçüklüğünden bu yana verdiği nimetlerini hatırlattı. "O, bir yetim olduğunu bilip de (seni) barındırmadı mı?" (6-8. ayetler).
    4- Üç fazileti tavsiye ederek sure bitmektedir. Yetime şefkat, miskini gözetme ve büyük nimete şükür. Bu nimetler nübüvvet ve sayılan diğer nimetlerdir. "O halde yetime gelince kahretme, isteyeni azarlayıp kovma. Bununla beraber Rabbinin nimetini söyle." (9-11. ayetler).


  19. 25.Nisan.2016, 16:24
    10
    Moderatör
    Duha suresi herkese hitap eder neden size hitap etmesin
    ---------------------------

    Dua Suresinin içeriği:


    Mekke'de inmiş olan Duha suresi, Peygamber (s.a.)'in şahsiyeti ile ilgili hususları ele almaktadır.
    1- Allah Tealâ'nın Rasulü'nü unutmadığına, bırakıp terketmediğine dair büyük ilâhi bir yemin ile başladı. O, rabbani bir inayet altındadır. O, Allah Tealâ katında değeri yüce olandır: "Andolsun kuşluk vaktine, sükûna vardığı dem geceye ki..." (1-4. ayetler).
    2- Rabbi onu, ahiretteki büyük bir lütuf ile müjdeledi. Büyük şefaat da ondandır: "Muhakkak Rabbin sana verecek de hoşnud olacaksın." (5. ayet).
    3- Allah, Peygamberine küçüklüğünden bu yana verdiği nimetlerini hatırlattı. "O, bir yetim olduğunu bilip de (seni) barındırmadı mı?" (6-8. ayetler).
    4- Üç fazileti tavsiye ederek sure bitmektedir. Yetime şefkat, miskini gözetme ve büyük nimete şükür. Bu nimetler nübüvvet ve sayılan diğer nimetlerdir. "O halde yetime gelince kahretme, isteyeni azarlayıp kovma. Bununla beraber Rabbinin nimetini söyle." (9-11. ayetler).


  20. 12.Şubat.2017, 10:18
    11
    Misafir

    Yorum: Duha suresi hakkında genel açıklama ve müslümanlar olarak bu sureyi nasıl anlamalıyız

    bunları kim yazdı ALLAH RAZI OLSUN ama daha kısa veözetleyici bir şekilde yazabilirmiş ben bunun değil yazmaya okumaya üşeniyorum daha kısa yazın lütfen


  21. 12.Şubat.2017, 10:18
    11
    EBU HANİFFE - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    EBU HANİFFE
    Misafir
    bunları kim yazdı ALLAH RAZI OLSUN ama daha kısa veözetleyici bir şekilde yazabilirmiş ben bunun değil yazmaya okumaya üşeniyorum daha kısa yazın lütfen


  22. 22.Şubat.2017, 04:05
    12
    Misafir

    Yorum: Duha suresi hakkında genel açıklama ve müslümanlar olarak bu sureyi nasıl anlamalıyız

    Allah ( C.C.) razı olsun Her Sûreyi anlamak hıfzetmek ve hayatımıza tam manasıyla geçiribilmek yaymak nasip olsun inşallah. Biz ki anlayamayız Rasûlullah (S.A.V.) Allah'tan (C.C.) ❤ vahiy inince nasıl sevindi de ALLAHÛEKBER💕 dedi. Emeklerinize sağlık hem yayınlayan hem yazan için teşekkürler ☺


  23. 22.Şubat.2017, 04:05
    12
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
    Allah ( C.C.) razı olsun Her Sûreyi anlamak hıfzetmek ve hayatımıza tam manasıyla geçiribilmek yaymak nasip olsun inşallah. Biz ki anlayamayız Rasûlullah (S.A.V.) Allah'tan (C.C.) ❤ vahiy inince nasıl sevindi de ALLAHÛEKBER💕 dedi. Emeklerinize sağlık hem yayınlayan hem yazan için teşekkürler ☺





+ Yorum Gönder