Konusunu Oylayın.: Bakara suresi'nin indiriliş sebebi nedir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 4 kişi
Bakara suresi'nin indiriliş sebebi nedir?
  1. 11.Şubat.2010, 20:38
    1
    Misafir

    Bakara suresi'nin indiriliş sebebi nedir?






    Bakara suresi'nin indiriliş sebebi nedir? Mumsema Bakara suresi'nin indiriliş sebebi nedir Bakara suresi neden nazil olduğu hakkında bilgiler verir misiniz ?


  2. 11.Şubat.2010, 20:38
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    Bakara suresi'nin indiriliş sebebi nedir Bakara suresi neden nazil olduğu hakkında bilgiler verir misiniz ?


    Benzer Konular

    - Bakara Sûresi Nüzul Sebebi

    - Maun suresi ne zaman indirilmiştir ve indiriliş sebebi nedir?

    - Şuara suresinini indiriliş sebebi nedir ne anlatır?

    - Nasr suresi indiriliş sebebi

    - Kafirun suresi indiriliş sebebi

  3. 20.Kasım.2013, 11:22
    2
    @hmet
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 16.Mayıs.2007
    Üye No: 771
    Mesaj Sayısı: 7,758
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Bulunduğu yer: gölbaşı

    Cevap: bakara suresi'nin indiriliş sebebi nedir?




    Bakara süresi nuzul/indiriliş sebebi


    İkrime dedi ki: “Medine’de indirilen ilk sure Bakara suresidir.” (Mürsel hadistir. Vahidi, Esbab-ı Nüzul)

    Mücahid dedi ki: “Bu surenin evvelinden ilk dört ayet mü’minler, onlardan sonra gelen iki ayet kafirler ve sonra gelen on üç ayet de münafıklar hakkında inmiştir.” (İbn Cerir; Vahidi, Esbab-ı Nüzul; Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)

    Abdulfettah el-Kâdi dedi ki: “Dört ayet surenin başından “وَأُوْلَئِكَ هُمْ الْمُفْلِحُونَ” kelimesine kadardır. Bu, Kufe mezhebinden olmayanlara uyduğumuz takdirde böyledir. Çünkü onlara göre “الم” ayet değildir. Ancak Kufe mezhebine göre “الم” ayettir. Buna göre dört ayet “ذَلِكَ الْكِتَابُ” dan “رَبِّهِمْ وَأُوْلَئِكَ هُمْ الْمُفْلِحُونَ” a kadar olan kısımdır. Kafirler hakkında nazil olan iki ayet ise “إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا سَوَاءٌ عَلَيْهِمْ” den “وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ” e kadar olan kısımdır. Münafıklar hakkında nazil olan on üç ayet ise “وَمِنْ النَّاسِ مَنْ يَقُولُ آمَنَّا بِاللَّهِ وَبِالْيَوْمِ الْآخِرِ وَمَا هُمْ بِمُؤْمِنِينَ” ayeti ile başlar ve “إِنَّ اللَّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ” ayeti ile sona erer. Kafirlerden kasdolunan inkarcılar, küfürlerini açıkça ilan edenlerdir. Münafıklardan kasdolunan ise, inanmadıkları halde kendilerini inanmış gösterenlerdir.”

    6) Dahhak dedi ki: “Bu ayet Ebu Cehil ve onun ehli beytinden beş kişi hakkında inmiştir.” Kelbi dedi ki: “Yani Yahudilerdir.” (Kelbi zayıftır. Vahidi, Esbab-ı Nüzul)

    İbn Abbas dedi ki: “Bu ayet, Medine Yahudileri hakkında inmiştir.” (Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)

    Rebi b. Enes dedi ki: “Bu iki ayet (6-7) Ahzab savaşında nazil olmuştur.” (Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)

    14) İbn Abbas dedi ki: “Bu ayet Abdullah b. Ubeyy ve arkadaşları hakkında nazil olmuştur. Bu kişiler bir gün çıkıp, Rasulullah’ın ashabından bir grupla karşılaşmışlardı. Abdullah b. Ubeyy de: “Bakın bu beyinsizleri sizin başınızdan nasıl savacağım.” demiş ve müteakiben gidip Ebu Bekir Sıddık’ın elini tutarak ona şöyle demişti: “Teyme Oğullarının ulusu, İslam’ın büyüğü, mağarada Allah Rasulü’nün yanında bulunan iki kişinin ikincisi ve canını malını Allah yolunda cömertçe harcayan Sıddık’a merhaba.” Sonra Ömer’in elinden tutup ona da şunları söyledi: “Adiy İbn Ka’b Oğullarının ulusu, hakla batılın arasını ayıran, Allah’ın dini hususunda taviz vermeyen, canını ve malını Rasulullah için harcayan kimse için merhaba.” Sonra da Ali’nin elini tutup dedi ki: “Rasulullah’ın amcazadesi ve damadı, Rasulullah’ın içlerinden çıktığı Haşim oğullarının ulusu olan kişiye merhaba.” Sonra dağıldılar, Abdullah arkadaşlarına dedi ki: “Gördünüz mü nasıl yaptım. Siz de onları gördüğünüz zaman böyle yapın.” Onlar da ona övgü yağdırdılar. Müslümanlar Rasulullah’a gelip bunu haber verdiler. Bunun üzerine Allah teala da bu ayeti indirdi. (İsnadı çok zayıftır. Vahidi, Esbab-ı Nüzul; Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)

    19) İbn Mesud dedi ki: Sahabelerden bazı kişiler şöyle demişlerdir: Medine ehlinden iki münafık Rasulullah’tan kaçarak müşriklere gitti. Kendilerine Yüce Allah’ın zikrettiği gökgürültüsü ve şimşek ile gökten boşanan şiddetli yağmur isabet etti. Her yıldırım çarptıkça, yıldırımın sesi kulaklarını sağır etmesin diye parmak uçlarını kulaklarına tıkarlardı. Şimşek her parıldadığında onun ışığında yürüdüler. Parlamadığı zaman ise karanlıktan önlerini dahi göremedikleri için eski yerlerine gerisin geri döndüler ve: “Keşke sabaha çıksak da Muhammed’e gitsek ve ellerimizi onun elleri üzerine koysak.” dediler. Sonra da Nebi’nin yanına gidip müslüman oldular, ellerini onun eli üzerine koydular ve güzelce İslam’a dahil oldular. Bu yüzden Yüce Allah bu iki münafıkın durumunu Medine Yahudilerine darb-ı mesel olarak örnek verdi. Nitekim münafıklar Rasulullah’ın meclisinde bulundukları zaman, Rasulullah’ın sözünden o münafıklar üzerine bir şeyler iner ya da bir şeyi zikretmeleri sonucu kulaklarını sağır ederler diye tıpkı o iki münafığın durumu gibi parmak uçlarını kulaklarına tıkarlardı. Şimşek çaktığı vakit ışığında yürüdükleri gibi malları ve çocukları arttığı, bir yeri fethettikleri ve ganimet malı elde ettikleri zaman “Muhammed’in yolu doğrudur.” diyerek mutlu bir şekilde İslam yolunda ilerlerler. Malları ve çocukları helak olsa, onlara bir musibet isabet etse bu sefer de: “Bu, Muhammed’in dini yüzünden başımıza geldi.” diyerek İslam’ı terkedip mürted olurlar, şimşeğin kaybolması sonucu karanlıkta kalan o iki kimse gibi karanlıklar içerisinde kalırlar. (Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)

    21) Alkame dedi ki: İçerisinde ‘Ey insanlar!’ hitabının bulunduğu ayetler Mekke’de nazil olmuştur. İçerisinde ‘Ey iman edenler!’ hitabının bulunduğu ayetler de Medine’de nazil olmuştur. Yani ‘Ey insanlar!’ Mekke halkına, ‘Ey iman edenler!’ hitabı da Medine halkınadır. Bakara: 2/21-24 ayetleri Mekke müşriklerine hitap etmektedir. Bakara: 2/24 ayetinde kafirlerin cezası bildirildi. (Vahidi, Esbab-ı Nüzul)

    25) Alkame dedi ki: Bu ayet mü’minler hakkında nazil olmuştur. Mü’minlerin mükafatı bildirilmiştir. (Vahidi, Esbab-ı Nüzul)

    26) İbn Abbas dedi ki: Allah teala, münafıklar hakkında şu iki misali verdiğinde: “Onların durumu, bir ateş yakan kimsenin durumu gibidir.” “Ya da gökten boşalan şiddetli yağmur gibidir.” Müşrikler: “Allah darb-ı meselleri getirmekten münezzeh ve yücedir.” dediler. Bunun üzerine Allah bu ayeti indirdi. (Vahidi, Esbab-ı Nüzul, İbn Cerir, Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul. Suyuti bu rivayeti daha isabetli bulmuştur.)

    Hasan ve Katade dediler ki: Allah kitabında sinekle örümceği zikredip bununla müşriklere misal getirince, Yahudiler gülmüş ve: “Bu Allah kelamına benzemiyor.” demişlerdi. Bu yüzden Allah teala bu ayeti indirdi. (Mürsel hadistir. Vahidi, Esbab-ı Nüzul, Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)

    İbn Abbas dedi ki: Allah müşriklerin ilahlarının zaafiyetini zikredip onları örümcek ağına benzetince müşrikler şöyle dediler: “Allah’ın, Muhammed’e indirdiği Kur’an’da zikrettiği sineğe, örümceğe bakınız. Bunlarla ne yapacakmış?” dediler. Bunun üzerine Allah bu ayeti indirdi. (İsnadı zayıftır. Vahidi, Esbab-ı Nüzul, Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)

    44) İbn Abbas dedi ki: Bu ayet Medine’li Yahudiler hakkında inmiştir. Onlardan bir adam, karısı, annesi tarafından ve kendisiyle aralarında süt emme cihetinden yakınlık bulunan müslümanlara diyordu ki: “Üzerinde bulunduğun dinde ve Muhammed’in sana emretmekte olduğu şeyde sebat et, ayrılma. Zira onun işi haktır.” Böylece onlar bunu insanlara emrederler, halbuki kendileri yapmazlardı. (İsnadı Kelbi’den dolayı zayıftır. Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul, Vahidi, Esbab-ı Nüzul)

    45) Çoğu ilim ehline göre bu ayeti kerime, Ehl-i kitab’a hitaptır. Bununla beraber bütün kullar için bir edeptir. Bazıları da demiştir ki: Bu hitapla müslümanlara hitap etmeğe dönülmüştür. Fakat birinci söz daha kuvvetlidir. (Vahidi, Esbab-ı Nüzul)

    62) Mücahid dedi ki: “Selman Rasulullah’a kilise ashabının durumunu anlatınca buyurdu ki: “Onlar cehennemdedir.” Selman dedi ki: “Bu yüzden yeryüzü bana kapkaranlık kesildi. Nihayet bu ayet inince sanki üzerimden bir dağ kalktı.” (Mürsel hadistir. İbn Cerir: 1/256; Hakim, Müstedrek: 3/599-602; Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul; Vahidi, Esbab-ı Nüzul)

    Suddi dedi ki: “Selman Rasulullah’a gelince kendi halkının ibadetlerinden ve dini yorumlarından haber vermeğe başladı ve dedi ki: “Ey Allah’ın Rasulü onlar namaz kılıyorlardı, oruç tutuyorlardı. Sana inanıyorlardı ve senin rasul olarak gönderildiğine şahidlik ediyorlardı.” Selman övmeyi bitirince Rasulullah şöyle buyurdu: “Ey Selman, onlar cehennem ehlindendir.” Bunun üzerine bu ayet indi. (Mürsel hadistir. İbn Cerir: 1/254; İbn Ebi Hatim; Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul; Vahidi, Esbab-ı Nüzul)

    Suddi dedi ki: “Bu ayet Selman-ı Farisi’nin arkadaşları hakkında nazil olmuştur. (İbn Cerir: 1/254; İbn Ebi Hatim; Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)

    İbn Mesud, Rasulullah’ın bir grup ashabından rivayetle dedi ki: “Bu ayet Selman-ı Farisi hakkında nazil olmuştur. O, Cündeysabur ahalisinin eşrafındandı. Bu ayetin devamı ise Yahudiler hakkında nazil olmuştur.” (Vahidi, Esbab-ı Nüzul)

    75) İbn Abbas ve Mukatil dediler ki: “Bu ayet Musa’nın, kendisiyle birlikte Allah teala’ya gitmeleri için seçtiği yetmiş kiş hakkında inmiştir. Bu yetmiş kişi kendisiyle Mikat’a (Allah ile Musa’nın konuştuğu yer ve zaman) gidip Allah’ın emir ve yasaklarına dair kelamını işitince kavimlerinin yanlarına döndüler. Sadakatta olanlar işittikleri gibi ilahi emaneti hakkıyla eda ettiler. İçlerinden bir grup da dediler ki: “Biz Allah’ın son sözünde şöyle buyurduğunu işittik: ‘Bu şeyleri yapmağa güç yetirirseniz yapın. İstemezseniz yapmayın, bir beis yok.” (Vahidi, Esbab-ı Nüzul)

    Müfessirlerin çoğuna göre bu ayet recim ayetini ve Muhammed’in vasfını değiştirenler hakkında nazil olmuştur. (Senedi yoktur. Vahidi, Esbab-ı Nüzul)

    76) Mücahid dedi ki: “Rasulullah (s.a.v.) Kurayza oğullarını fethedince kalelerinin altında ayağa kalkıp şöyle dedi: “Ey Maymunların kardeşleri, ey domuzların kardeşleri, ey tağuta tapanlar!” Bunu üzerine onlar da birbirlerine dediler ki: “Bunları Muhammed’e kim haber verdi? Bunları ancak siz söylediniz. Allah’ın sizlere açtığı şeyleri aleyhinizde hüccet olsun diye mi onlara haber veriyorsunuz.” Bunun üzerine bu ayet nazil oldu. (Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)

    İbn Abbas dedi ki: “Onlar mü’minlerle karşılaştıkları zaman ‘İman ettik.’ derler. Dostlarının Rasulullah olduğunu söylerler. Tenhada kaldıklarında ise tam tersi şeyler söylerlerdi.” Bunun üzerine bu ayet nazil oldu. (Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)

    Suddi dedi ki: “Bu ayet iman eden bazı Yahudilerin sonradan münafık oldukları ve araplardan olan bazı mü’minlerle kendisiyle azap olunan şeyler hakkında konuşmaları üzerine nazil olmuştur. Nitekim bir kısmı diğerine: “Bizler sizden daha üstünüz ve Allah katında daha sevimliyiz.” demeleri için mi azaptan Allah’ın sizlere açtığı şeyleri onlara bildiriyorsunuz?” demişlerdi. (Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)

    Katade dedi ki: “Yahudiler mü’minleri memnun etmek için onlara yaltaklanıyorlardı. Ancak başbaşa kaldıklarında da, Allah’ın kendilerine öğrettiği, açıkladığı ve kitabında Rasulullah’ın sıfatı ve rasullüğüne dair beyan ettiği şeyleri mü’minlere anlatmayı birbirlerine yasaklıyor ve: “Eğer bunu yaparsanız onlar bunu size karşı Rabbiniz katında delil olarak kullanırlar.” diyorlardı. Bunun üzerine bu ayet nazil oldu.” (Abdulfettah el-Kâdi, Esbab-ı Nüzul)

    79) Bu ayet, Rasulullah’ın sıfatını, vasfını değiştiren kimseler hakkında nazil olmuştur. (Vahidi, Esbab-ı Nüzul)

    Kelbi dedi ki: “Muhakkak onlar, Rasulullah’ın kendi kitaplarındaki vasfını değiştirip, düz saçlı, uzun boylu gösterdiler. Halbuki o, orta boylu, buğday tenli idi. Sonra da kendi arkadaşlarına dediler ki: “Ahir zamanda gönderilecek nebinin vasfına bakın. Bu vasfa benzemiyor.” Yahudi ve Hristiyan alimlerinin, diğer Yahudi ve Hristiyanlarda bulunmayan imtiyazları vardı. İşte onlar, Rasulullah’ın sıfatlarını açıklamaları halinde bu saltanatları ellerinden gideceğinden korkmuşlardı da bundan dolayı değiştirmişlerdi. (Senedinde Kelbi olduğu için zayıftır. Ed-Dürr: 1/32; Vahidi, Esbab-ı Nüzul)

    İbn Abbas dedi ki: “Bu ayet kitap ehli hakkında inmiştir.” (Nesai; Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)

    İbn Abbas dedi ki: “Bu ayet Yahudi hahamları hakkında inmiştir. Öyle ki onlar, Rasulullah’ın sıfatını, gözlerinin sürmeli, saçlarının kıvırcık, yüzünün güzel olduğunu Tevrat’ta yazılı olarak bulmuşlardı. Hased ve haddi aşmaları sebebiyle bu sıfatları değiştirerek: “Bizler onun vasıflarını uzun boylu, mavi gözlü ve kısa saçlı bulduk.” diyorlardı. (İbn Ebi Hatim; Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)

    80) İbn Abbas şöyle dedi: “Rasulullah (s.a.v.) Medine’ye geldiğinde, Yahudiler şöyle diyordu: “Şu dünyanın ömrü ancak yedi bin senedir. İnsanlar cehennemde dünya günlerinden her bin sene için ahiret günlerinden bir gün kadar azab görecek. Zaten o ahiret de yedi günlük olduğuna göre, demek ki azab yedi gün sonra kesilecek.” Bu asılsız iddia üzerine Allah teala bu hususta o Yahudilerin delilsiz sözlerine işaret eden bu ayeti indirdi.” (İbn Cerir: 1/303; Taberani, Kebir; İbn Ebi Hatim; Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul; Vahidi, Esbab-ı Nüzul)

    İbn Abbas şöyle dedi: “Ehl-i Kitap, cehennemin iki ucu arası yürüme kırk yıl çektiğini zannedip şöyle demişlerdi: “Biz cehennemde ancak Tevrat’ta bulup öğrendiğimiz müddet kadar azab göreceğiz. Kıyamet günü olduğunda insanlar cehenneme atılacak. Sakar tabakasına varıncaya kadar azab içinde yürüyecekler. O Sakar’da Zakkum ağacı bulunmaktadır. Nihayet sayılı günlerin sonuna varmış olacaktır.” Bu yüzden cehennem ehlinin bekçileri o Yahudilere diyecekler ki: “Ey Allah’ın düşmanları, siz ateşte ancak sayılı günler azap göreceğinizi iddia ediyordunuz. İşte bakın sayı tükendi de geriye ebedilik kaldı.” (Senedi kopuktur. İbn Cerir: 1/302; Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)

    İbn Abbas şöyle dedi: “Şüphesiz ki Yahudiler şöyle dedi: ‘Bizler ancak yemini bozarak buzağıya taptığımız kırk gün azaba uğrarız bunun dışında bize azab yoktur.’ Bunun üzerine bu ayet indi. İkrime ve başkalarından da buna benzer rivayetler gelmiştir. (İbn Cerir: 1/302; Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)

    İbn Abbas dedi ki: Yahudiler (Rasulullah ve ashabına işarette bulunarak) şöyle dedi. “Sonra da oradaki yerimizi bu insanlar alacaktır.” Bunun üzerine Rasulullah onlara hitaben şöyle buyurdu: “Hayır, yalan söylüyorsunuz! Aksine orada ebediyyen kalacak sizlersiniz. Bizler de inşaallah hiçbir zaman orada sizin yerinizi almayacağız.” İşte bunun üzerine bu ayet nazil oldu.” (İbn Cerir: 1/302)

    89) İbn Abbas dedi ki: “Hayber Yahudileri Gatafan kabilesi ile savaşıyorlardı. Ne zaman karşılaşsalar Hayber Yahudileri hezimete uğrardı. Bunun için Yahudiler şu duaya sığındılar: “Allah’ım son zamanda bizim için çıkaracağını bize vadettiğin ümmi nebinin hakkı için onlara karşı bize yardım etmeni senden niyaz ediyoruz.” Bu sefer karşılaştıkları zaman bu duayı yaptılar da Gatafan kabilesi mağlup oldu. Nihayet Rasulullah gönderilince Hayber Yahudileri onu inkar ettiler. Bunun üzerine bu ayet indi. Yani ey Muhammed, o Yahudiler seninle Gatafan’a karşı fetih istiyorlardı.” (Senedi yoktur. Zayıftır. Beyhaki; Hakim: 2/263; ed-Dürr; Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul; Vahidi, Esbab-ı Nüzul)

    Süddi dedi ki: “Araplar Yahudilere uğrarlardı da. Yahudiler, onlardan eza görürlerdi. Yahudiler de Tevrat’ta Muhammed’in sıfatlarını bulur da Allah’tan onu nebi olarak göndermesini niyaz ediyorlardı. Böylece onun duasıyla Araplara karşı savaşırlardı. Muhammed kendilerine gelince onu kıskanarak inkar ettiler. Dediler ki: “Rasuller, İsrailoğulları soyundan gelir. İsmailoğullarından gelen şu adam da kim oluyor peki?” (Mürsel hadistir. İbn Cerir: 1/326; Vahidi, Esbab-ı Nüzul)

    İbn Abbas şöyle dedi: “Rasulullah (s.a.v.) gönderilmeden önce Yahudiler onunla Evs ve Hazrec kabilelerine karşı zafer elde etmek için Allah’a dua ediyorlardı. Allah (c.c.) Nebi’yi Araplardan gönderince Yahudiler sıfatlarını bildikleri halde Nebiyi bile bile inkar ettiler. Bunun üzerine Muaz b. Cebel, Bişr b. Berra ve Davud b. Seleme onlara şöyle dedi: “Ey Yahudiler topluluğu, Allah’tan korkun ve müslüman olun. Şüphesiz sizler bizleri şirk içerisinde görüyor ve geleceği bildirilen, vasıflarını saydığınız nebi ile Allah’tan bize karşı zafer istiyordunuz.” Beni Nadir kabilesinden Sellam b. Mişkem şöyle dedi: “Bizim beklediğimiz rasul bu değildir.” (İbn Cerir: 1/326; İbn Ebi Hatim; Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)

    Amr b. Katade el-Ensari’den rivayet olunmuştur. O der ki: Bana yaşlılarımız anlattı. Onlar şöyle diyorlardı: “Araplar arasında hiç kimse Rasulullah’ın durumunu bizden iyi bilmezdi. Yanımızda yahudiler vardı. Onlar kitab ehli, biz ise putperesttik. Başlarına bizim tarafımızdan hoşlanmadıkları bir şey gelince: “Bir nebi gönderilecek, zamanı geldi çattı. Ona tabi olup onunla birlikte Ad ve İrem kavimleri nasıl katledildiyse sizi de öyle katledeceğiz.” diyorlardı. Rasulullah gönderilince, bizler ona tabi olduk. Yahudiler ise onu inkar ettiler. Allah’a yemin ederim ki bu ayet, bizler ve onlar hakkında nazil olmuştur.” (İbn İshak; İbn Münzir)

    94) Ebu Aliye şöyle dedi: “Yahudiler: ‘Yahudi olmayan cennete giremez dedi.’ Bunun üzerine bu ayet indi.” (İbn Cerir; Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)


  4. 20.Kasım.2013, 11:22
    2
    Üye



    Bakara süresi nuzul/indiriliş sebebi


    İkrime dedi ki: “Medine’de indirilen ilk sure Bakara suresidir.” (Mürsel hadistir. Vahidi, Esbab-ı Nüzul)

    Mücahid dedi ki: “Bu surenin evvelinden ilk dört ayet mü’minler, onlardan sonra gelen iki ayet kafirler ve sonra gelen on üç ayet de münafıklar hakkında inmiştir.” (İbn Cerir; Vahidi, Esbab-ı Nüzul; Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)

    Abdulfettah el-Kâdi dedi ki: “Dört ayet surenin başından “وَأُوْلَئِكَ هُمْ الْمُفْلِحُونَ” kelimesine kadardır. Bu, Kufe mezhebinden olmayanlara uyduğumuz takdirde böyledir. Çünkü onlara göre “الم” ayet değildir. Ancak Kufe mezhebine göre “الم” ayettir. Buna göre dört ayet “ذَلِكَ الْكِتَابُ” dan “رَبِّهِمْ وَأُوْلَئِكَ هُمْ الْمُفْلِحُونَ” a kadar olan kısımdır. Kafirler hakkında nazil olan iki ayet ise “إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا سَوَاءٌ عَلَيْهِمْ” den “وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ” e kadar olan kısımdır. Münafıklar hakkında nazil olan on üç ayet ise “وَمِنْ النَّاسِ مَنْ يَقُولُ آمَنَّا بِاللَّهِ وَبِالْيَوْمِ الْآخِرِ وَمَا هُمْ بِمُؤْمِنِينَ” ayeti ile başlar ve “إِنَّ اللَّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ” ayeti ile sona erer. Kafirlerden kasdolunan inkarcılar, küfürlerini açıkça ilan edenlerdir. Münafıklardan kasdolunan ise, inanmadıkları halde kendilerini inanmış gösterenlerdir.”

    6) Dahhak dedi ki: “Bu ayet Ebu Cehil ve onun ehli beytinden beş kişi hakkında inmiştir.” Kelbi dedi ki: “Yani Yahudilerdir.” (Kelbi zayıftır. Vahidi, Esbab-ı Nüzul)

    İbn Abbas dedi ki: “Bu ayet, Medine Yahudileri hakkında inmiştir.” (Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)

    Rebi b. Enes dedi ki: “Bu iki ayet (6-7) Ahzab savaşında nazil olmuştur.” (Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)

    14) İbn Abbas dedi ki: “Bu ayet Abdullah b. Ubeyy ve arkadaşları hakkında nazil olmuştur. Bu kişiler bir gün çıkıp, Rasulullah’ın ashabından bir grupla karşılaşmışlardı. Abdullah b. Ubeyy de: “Bakın bu beyinsizleri sizin başınızdan nasıl savacağım.” demiş ve müteakiben gidip Ebu Bekir Sıddık’ın elini tutarak ona şöyle demişti: “Teyme Oğullarının ulusu, İslam’ın büyüğü, mağarada Allah Rasulü’nün yanında bulunan iki kişinin ikincisi ve canını malını Allah yolunda cömertçe harcayan Sıddık’a merhaba.” Sonra Ömer’in elinden tutup ona da şunları söyledi: “Adiy İbn Ka’b Oğullarının ulusu, hakla batılın arasını ayıran, Allah’ın dini hususunda taviz vermeyen, canını ve malını Rasulullah için harcayan kimse için merhaba.” Sonra da Ali’nin elini tutup dedi ki: “Rasulullah’ın amcazadesi ve damadı, Rasulullah’ın içlerinden çıktığı Haşim oğullarının ulusu olan kişiye merhaba.” Sonra dağıldılar, Abdullah arkadaşlarına dedi ki: “Gördünüz mü nasıl yaptım. Siz de onları gördüğünüz zaman böyle yapın.” Onlar da ona övgü yağdırdılar. Müslümanlar Rasulullah’a gelip bunu haber verdiler. Bunun üzerine Allah teala da bu ayeti indirdi. (İsnadı çok zayıftır. Vahidi, Esbab-ı Nüzul; Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)

    19) İbn Mesud dedi ki: Sahabelerden bazı kişiler şöyle demişlerdir: Medine ehlinden iki münafık Rasulullah’tan kaçarak müşriklere gitti. Kendilerine Yüce Allah’ın zikrettiği gökgürültüsü ve şimşek ile gökten boşanan şiddetli yağmur isabet etti. Her yıldırım çarptıkça, yıldırımın sesi kulaklarını sağır etmesin diye parmak uçlarını kulaklarına tıkarlardı. Şimşek her parıldadığında onun ışığında yürüdüler. Parlamadığı zaman ise karanlıktan önlerini dahi göremedikleri için eski yerlerine gerisin geri döndüler ve: “Keşke sabaha çıksak da Muhammed’e gitsek ve ellerimizi onun elleri üzerine koysak.” dediler. Sonra da Nebi’nin yanına gidip müslüman oldular, ellerini onun eli üzerine koydular ve güzelce İslam’a dahil oldular. Bu yüzden Yüce Allah bu iki münafıkın durumunu Medine Yahudilerine darb-ı mesel olarak örnek verdi. Nitekim münafıklar Rasulullah’ın meclisinde bulundukları zaman, Rasulullah’ın sözünden o münafıklar üzerine bir şeyler iner ya da bir şeyi zikretmeleri sonucu kulaklarını sağır ederler diye tıpkı o iki münafığın durumu gibi parmak uçlarını kulaklarına tıkarlardı. Şimşek çaktığı vakit ışığında yürüdükleri gibi malları ve çocukları arttığı, bir yeri fethettikleri ve ganimet malı elde ettikleri zaman “Muhammed’in yolu doğrudur.” diyerek mutlu bir şekilde İslam yolunda ilerlerler. Malları ve çocukları helak olsa, onlara bir musibet isabet etse bu sefer de: “Bu, Muhammed’in dini yüzünden başımıza geldi.” diyerek İslam’ı terkedip mürted olurlar, şimşeğin kaybolması sonucu karanlıkta kalan o iki kimse gibi karanlıklar içerisinde kalırlar. (Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)

    21) Alkame dedi ki: İçerisinde ‘Ey insanlar!’ hitabının bulunduğu ayetler Mekke’de nazil olmuştur. İçerisinde ‘Ey iman edenler!’ hitabının bulunduğu ayetler de Medine’de nazil olmuştur. Yani ‘Ey insanlar!’ Mekke halkına, ‘Ey iman edenler!’ hitabı da Medine halkınadır. Bakara: 2/21-24 ayetleri Mekke müşriklerine hitap etmektedir. Bakara: 2/24 ayetinde kafirlerin cezası bildirildi. (Vahidi, Esbab-ı Nüzul)

    25) Alkame dedi ki: Bu ayet mü’minler hakkında nazil olmuştur. Mü’minlerin mükafatı bildirilmiştir. (Vahidi, Esbab-ı Nüzul)

    26) İbn Abbas dedi ki: Allah teala, münafıklar hakkında şu iki misali verdiğinde: “Onların durumu, bir ateş yakan kimsenin durumu gibidir.” “Ya da gökten boşalan şiddetli yağmur gibidir.” Müşrikler: “Allah darb-ı meselleri getirmekten münezzeh ve yücedir.” dediler. Bunun üzerine Allah bu ayeti indirdi. (Vahidi, Esbab-ı Nüzul, İbn Cerir, Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul. Suyuti bu rivayeti daha isabetli bulmuştur.)

    Hasan ve Katade dediler ki: Allah kitabında sinekle örümceği zikredip bununla müşriklere misal getirince, Yahudiler gülmüş ve: “Bu Allah kelamına benzemiyor.” demişlerdi. Bu yüzden Allah teala bu ayeti indirdi. (Mürsel hadistir. Vahidi, Esbab-ı Nüzul, Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)

    İbn Abbas dedi ki: Allah müşriklerin ilahlarının zaafiyetini zikredip onları örümcek ağına benzetince müşrikler şöyle dediler: “Allah’ın, Muhammed’e indirdiği Kur’an’da zikrettiği sineğe, örümceğe bakınız. Bunlarla ne yapacakmış?” dediler. Bunun üzerine Allah bu ayeti indirdi. (İsnadı zayıftır. Vahidi, Esbab-ı Nüzul, Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)

    44) İbn Abbas dedi ki: Bu ayet Medine’li Yahudiler hakkında inmiştir. Onlardan bir adam, karısı, annesi tarafından ve kendisiyle aralarında süt emme cihetinden yakınlık bulunan müslümanlara diyordu ki: “Üzerinde bulunduğun dinde ve Muhammed’in sana emretmekte olduğu şeyde sebat et, ayrılma. Zira onun işi haktır.” Böylece onlar bunu insanlara emrederler, halbuki kendileri yapmazlardı. (İsnadı Kelbi’den dolayı zayıftır. Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul, Vahidi, Esbab-ı Nüzul)

    45) Çoğu ilim ehline göre bu ayeti kerime, Ehl-i kitab’a hitaptır. Bununla beraber bütün kullar için bir edeptir. Bazıları da demiştir ki: Bu hitapla müslümanlara hitap etmeğe dönülmüştür. Fakat birinci söz daha kuvvetlidir. (Vahidi, Esbab-ı Nüzul)

    62) Mücahid dedi ki: “Selman Rasulullah’a kilise ashabının durumunu anlatınca buyurdu ki: “Onlar cehennemdedir.” Selman dedi ki: “Bu yüzden yeryüzü bana kapkaranlık kesildi. Nihayet bu ayet inince sanki üzerimden bir dağ kalktı.” (Mürsel hadistir. İbn Cerir: 1/256; Hakim, Müstedrek: 3/599-602; Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul; Vahidi, Esbab-ı Nüzul)

    Suddi dedi ki: “Selman Rasulullah’a gelince kendi halkının ibadetlerinden ve dini yorumlarından haber vermeğe başladı ve dedi ki: “Ey Allah’ın Rasulü onlar namaz kılıyorlardı, oruç tutuyorlardı. Sana inanıyorlardı ve senin rasul olarak gönderildiğine şahidlik ediyorlardı.” Selman övmeyi bitirince Rasulullah şöyle buyurdu: “Ey Selman, onlar cehennem ehlindendir.” Bunun üzerine bu ayet indi. (Mürsel hadistir. İbn Cerir: 1/254; İbn Ebi Hatim; Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul; Vahidi, Esbab-ı Nüzul)

    Suddi dedi ki: “Bu ayet Selman-ı Farisi’nin arkadaşları hakkında nazil olmuştur. (İbn Cerir: 1/254; İbn Ebi Hatim; Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)

    İbn Mesud, Rasulullah’ın bir grup ashabından rivayetle dedi ki: “Bu ayet Selman-ı Farisi hakkında nazil olmuştur. O, Cündeysabur ahalisinin eşrafındandı. Bu ayetin devamı ise Yahudiler hakkında nazil olmuştur.” (Vahidi, Esbab-ı Nüzul)

    75) İbn Abbas ve Mukatil dediler ki: “Bu ayet Musa’nın, kendisiyle birlikte Allah teala’ya gitmeleri için seçtiği yetmiş kiş hakkında inmiştir. Bu yetmiş kişi kendisiyle Mikat’a (Allah ile Musa’nın konuştuğu yer ve zaman) gidip Allah’ın emir ve yasaklarına dair kelamını işitince kavimlerinin yanlarına döndüler. Sadakatta olanlar işittikleri gibi ilahi emaneti hakkıyla eda ettiler. İçlerinden bir grup da dediler ki: “Biz Allah’ın son sözünde şöyle buyurduğunu işittik: ‘Bu şeyleri yapmağa güç yetirirseniz yapın. İstemezseniz yapmayın, bir beis yok.” (Vahidi, Esbab-ı Nüzul)

    Müfessirlerin çoğuna göre bu ayet recim ayetini ve Muhammed’in vasfını değiştirenler hakkında nazil olmuştur. (Senedi yoktur. Vahidi, Esbab-ı Nüzul)

    76) Mücahid dedi ki: “Rasulullah (s.a.v.) Kurayza oğullarını fethedince kalelerinin altında ayağa kalkıp şöyle dedi: “Ey Maymunların kardeşleri, ey domuzların kardeşleri, ey tağuta tapanlar!” Bunu üzerine onlar da birbirlerine dediler ki: “Bunları Muhammed’e kim haber verdi? Bunları ancak siz söylediniz. Allah’ın sizlere açtığı şeyleri aleyhinizde hüccet olsun diye mi onlara haber veriyorsunuz.” Bunun üzerine bu ayet nazil oldu. (Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)

    İbn Abbas dedi ki: “Onlar mü’minlerle karşılaştıkları zaman ‘İman ettik.’ derler. Dostlarının Rasulullah olduğunu söylerler. Tenhada kaldıklarında ise tam tersi şeyler söylerlerdi.” Bunun üzerine bu ayet nazil oldu. (Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)

    Suddi dedi ki: “Bu ayet iman eden bazı Yahudilerin sonradan münafık oldukları ve araplardan olan bazı mü’minlerle kendisiyle azap olunan şeyler hakkında konuşmaları üzerine nazil olmuştur. Nitekim bir kısmı diğerine: “Bizler sizden daha üstünüz ve Allah katında daha sevimliyiz.” demeleri için mi azaptan Allah’ın sizlere açtığı şeyleri onlara bildiriyorsunuz?” demişlerdi. (Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)

    Katade dedi ki: “Yahudiler mü’minleri memnun etmek için onlara yaltaklanıyorlardı. Ancak başbaşa kaldıklarında da, Allah’ın kendilerine öğrettiği, açıkladığı ve kitabında Rasulullah’ın sıfatı ve rasullüğüne dair beyan ettiği şeyleri mü’minlere anlatmayı birbirlerine yasaklıyor ve: “Eğer bunu yaparsanız onlar bunu size karşı Rabbiniz katında delil olarak kullanırlar.” diyorlardı. Bunun üzerine bu ayet nazil oldu.” (Abdulfettah el-Kâdi, Esbab-ı Nüzul)

    79) Bu ayet, Rasulullah’ın sıfatını, vasfını değiştiren kimseler hakkında nazil olmuştur. (Vahidi, Esbab-ı Nüzul)

    Kelbi dedi ki: “Muhakkak onlar, Rasulullah’ın kendi kitaplarındaki vasfını değiştirip, düz saçlı, uzun boylu gösterdiler. Halbuki o, orta boylu, buğday tenli idi. Sonra da kendi arkadaşlarına dediler ki: “Ahir zamanda gönderilecek nebinin vasfına bakın. Bu vasfa benzemiyor.” Yahudi ve Hristiyan alimlerinin, diğer Yahudi ve Hristiyanlarda bulunmayan imtiyazları vardı. İşte onlar, Rasulullah’ın sıfatlarını açıklamaları halinde bu saltanatları ellerinden gideceğinden korkmuşlardı da bundan dolayı değiştirmişlerdi. (Senedinde Kelbi olduğu için zayıftır. Ed-Dürr: 1/32; Vahidi, Esbab-ı Nüzul)

    İbn Abbas dedi ki: “Bu ayet kitap ehli hakkında inmiştir.” (Nesai; Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)

    İbn Abbas dedi ki: “Bu ayet Yahudi hahamları hakkında inmiştir. Öyle ki onlar, Rasulullah’ın sıfatını, gözlerinin sürmeli, saçlarının kıvırcık, yüzünün güzel olduğunu Tevrat’ta yazılı olarak bulmuşlardı. Hased ve haddi aşmaları sebebiyle bu sıfatları değiştirerek: “Bizler onun vasıflarını uzun boylu, mavi gözlü ve kısa saçlı bulduk.” diyorlardı. (İbn Ebi Hatim; Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)

    80) İbn Abbas şöyle dedi: “Rasulullah (s.a.v.) Medine’ye geldiğinde, Yahudiler şöyle diyordu: “Şu dünyanın ömrü ancak yedi bin senedir. İnsanlar cehennemde dünya günlerinden her bin sene için ahiret günlerinden bir gün kadar azab görecek. Zaten o ahiret de yedi günlük olduğuna göre, demek ki azab yedi gün sonra kesilecek.” Bu asılsız iddia üzerine Allah teala bu hususta o Yahudilerin delilsiz sözlerine işaret eden bu ayeti indirdi.” (İbn Cerir: 1/303; Taberani, Kebir; İbn Ebi Hatim; Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul; Vahidi, Esbab-ı Nüzul)

    İbn Abbas şöyle dedi: “Ehl-i Kitap, cehennemin iki ucu arası yürüme kırk yıl çektiğini zannedip şöyle demişlerdi: “Biz cehennemde ancak Tevrat’ta bulup öğrendiğimiz müddet kadar azab göreceğiz. Kıyamet günü olduğunda insanlar cehenneme atılacak. Sakar tabakasına varıncaya kadar azab içinde yürüyecekler. O Sakar’da Zakkum ağacı bulunmaktadır. Nihayet sayılı günlerin sonuna varmış olacaktır.” Bu yüzden cehennem ehlinin bekçileri o Yahudilere diyecekler ki: “Ey Allah’ın düşmanları, siz ateşte ancak sayılı günler azap göreceğinizi iddia ediyordunuz. İşte bakın sayı tükendi de geriye ebedilik kaldı.” (Senedi kopuktur. İbn Cerir: 1/302; Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)

    İbn Abbas şöyle dedi: “Şüphesiz ki Yahudiler şöyle dedi: ‘Bizler ancak yemini bozarak buzağıya taptığımız kırk gün azaba uğrarız bunun dışında bize azab yoktur.’ Bunun üzerine bu ayet indi. İkrime ve başkalarından da buna benzer rivayetler gelmiştir. (İbn Cerir: 1/302; Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)

    İbn Abbas dedi ki: Yahudiler (Rasulullah ve ashabına işarette bulunarak) şöyle dedi. “Sonra da oradaki yerimizi bu insanlar alacaktır.” Bunun üzerine Rasulullah onlara hitaben şöyle buyurdu: “Hayır, yalan söylüyorsunuz! Aksine orada ebediyyen kalacak sizlersiniz. Bizler de inşaallah hiçbir zaman orada sizin yerinizi almayacağız.” İşte bunun üzerine bu ayet nazil oldu.” (İbn Cerir: 1/302)

    89) İbn Abbas dedi ki: “Hayber Yahudileri Gatafan kabilesi ile savaşıyorlardı. Ne zaman karşılaşsalar Hayber Yahudileri hezimete uğrardı. Bunun için Yahudiler şu duaya sığındılar: “Allah’ım son zamanda bizim için çıkaracağını bize vadettiğin ümmi nebinin hakkı için onlara karşı bize yardım etmeni senden niyaz ediyoruz.” Bu sefer karşılaştıkları zaman bu duayı yaptılar da Gatafan kabilesi mağlup oldu. Nihayet Rasulullah gönderilince Hayber Yahudileri onu inkar ettiler. Bunun üzerine bu ayet indi. Yani ey Muhammed, o Yahudiler seninle Gatafan’a karşı fetih istiyorlardı.” (Senedi yoktur. Zayıftır. Beyhaki; Hakim: 2/263; ed-Dürr; Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul; Vahidi, Esbab-ı Nüzul)

    Süddi dedi ki: “Araplar Yahudilere uğrarlardı da. Yahudiler, onlardan eza görürlerdi. Yahudiler de Tevrat’ta Muhammed’in sıfatlarını bulur da Allah’tan onu nebi olarak göndermesini niyaz ediyorlardı. Böylece onun duasıyla Araplara karşı savaşırlardı. Muhammed kendilerine gelince onu kıskanarak inkar ettiler. Dediler ki: “Rasuller, İsrailoğulları soyundan gelir. İsmailoğullarından gelen şu adam da kim oluyor peki?” (Mürsel hadistir. İbn Cerir: 1/326; Vahidi, Esbab-ı Nüzul)

    İbn Abbas şöyle dedi: “Rasulullah (s.a.v.) gönderilmeden önce Yahudiler onunla Evs ve Hazrec kabilelerine karşı zafer elde etmek için Allah’a dua ediyorlardı. Allah (c.c.) Nebi’yi Araplardan gönderince Yahudiler sıfatlarını bildikleri halde Nebiyi bile bile inkar ettiler. Bunun üzerine Muaz b. Cebel, Bişr b. Berra ve Davud b. Seleme onlara şöyle dedi: “Ey Yahudiler topluluğu, Allah’tan korkun ve müslüman olun. Şüphesiz sizler bizleri şirk içerisinde görüyor ve geleceği bildirilen, vasıflarını saydığınız nebi ile Allah’tan bize karşı zafer istiyordunuz.” Beni Nadir kabilesinden Sellam b. Mişkem şöyle dedi: “Bizim beklediğimiz rasul bu değildir.” (İbn Cerir: 1/326; İbn Ebi Hatim; Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)

    Amr b. Katade el-Ensari’den rivayet olunmuştur. O der ki: Bana yaşlılarımız anlattı. Onlar şöyle diyorlardı: “Araplar arasında hiç kimse Rasulullah’ın durumunu bizden iyi bilmezdi. Yanımızda yahudiler vardı. Onlar kitab ehli, biz ise putperesttik. Başlarına bizim tarafımızdan hoşlanmadıkları bir şey gelince: “Bir nebi gönderilecek, zamanı geldi çattı. Ona tabi olup onunla birlikte Ad ve İrem kavimleri nasıl katledildiyse sizi de öyle katledeceğiz.” diyorlardı. Rasulullah gönderilince, bizler ona tabi olduk. Yahudiler ise onu inkar ettiler. Allah’a yemin ederim ki bu ayet, bizler ve onlar hakkında nazil olmuştur.” (İbn İshak; İbn Münzir)

    94) Ebu Aliye şöyle dedi: “Yahudiler: ‘Yahudi olmayan cennete giremez dedi.’ Bunun üzerine bu ayet indi.” (İbn Cerir; Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)





+ Yorum Gönder