Konusunu Oylayın.: Hucurat Süresinde edeb

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Hucurat Süresinde edeb
  1. 15.Aralık.2009, 07:15
    1
    Misafir

    Hucurat Süresinde edeb






    Hucurat Süresinde edeb Mumsema Hucurat Süresinde edeb nasıl anlatılır? Hucurat Süresinde edeb hakkında bilgiler verir misiniz ?


  2. 15.Aralık.2009, 07:15
    1
    bicsviamEvami - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    bicsviamEvami
    Misafir



    Hucurat Süresinde edeb nasıl anlatılır? Hucurat Süresinde edeb hakkında bilgiler verir misiniz ?


    Benzer Konular

    - Edeb ya Hû edeb! Peki nedir edeb?

    - Hucurat süresinde edep ve ahlak ile ilgili ayetler

    - Var edeb öğren edeb!...

    - Edeb nedir? Edeb Ne Demektir?

    - Her hüner makbul imiş illâ edeb illâ edeb

  3. 10.Kasım.2013, 13:33
    2
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,585
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 335
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: Hucurat Süresinde edeb




    HUCURÂT SÛRESİ KONUSU
    HUCURAT SÜRESİ HAKKINDA ÖN BİLGİ

    Hucurat süresinde güzel ahlak ve edep konusu


    Mushaf’taki sıralamaya göre kitabımızın 49, nüzûl sıralamasına göre 106, mesânî kısmının beşinci sûreler grubunun beşinci sûresi olan Hucurât sûresi, Medine’de nâzil olmuş olup âyetlerinin sayısı 18’dir

    Hz. Peygamberimiz (s.a.s)'in Medine'de eşlerine ait dokuz oda vardı ve bunlar mescide bitişikti. Hicrî 9. yılda, henüz müslüman olmamış Temîm oğulları kabilesinden bir grup mescide gelerek, Hz. Peygamber'in eşlerinin bulunduğu odaların arkasından bağıra bağıra "Muhammed! Muhammed" diye Hz. Peygamber'i çağırdılar ve şiir o-kumak istediler. Araplar da bazı sorunlar şiirle çözümlenir, kim daha güzel şiir okursa onun tezi kabul edilirdi. Temîm kabilesinin şiirlerine karşılık Hassan b. Sâbit şiir okudu ve bu kabilenin ileri gelenlerinden Akra b. Hâbis müslüman oldu. İşte dördüncü âyette "odaların arkasından sana seslenenlerin çoğunun akılları ermez" buyruğu bu olayla ilgilidir.

    Hucurât sûresi, mü'minler arasında ve Hz. Peygamber'e karşı davranış kurallarını, âdâb ilkelerini belirtmektedir.

    Mü'minler, Allah ve Resûlü’nden önce bir hüküm beyan etmeye kalkışmamalıdırlar. Hz. Peygamber ile konuşurken son derece na-zik olmalıdırlar. Fasıkların çıkardığı haberlere hemen inanılmamalı ve doğruluğu araştırılmalıdır. Mü'min iki grup savaşırsa araları düzeltilmelidir. Eğer bir grup sulh teşebbüsüne yanaşmayıp saldırıya devam ediyorsa yola gelinceye kadar o grupla savaşılmalı, sonunda da adaletle davranılmalıdır.

    Mü'minler kardeştir ve bozuşan kardeşlerin arası düzeltilmelidir. Mü'minler birbiriyle alay etmemeli, birbirini kötü lakapla çağırmamalı ve kusur aramamalıdır. Birbirlerini çekiştirmemeli, zandan ve giz-li şeylerin araştırılmasından uzak durmalıdırlar. Herkes Allah katında eşittir, üstünlük ancak takva iledir. Mü'min, Allah'a ve Resûlü’ne kesinlikle inanan ve malıyla canıyla cihad eden kimsedir. En büyük nimet imandır. Kimin gerçekten iman ettiğini gayba ve her şeye vakıf olan Allah bilir. Sûrenin ana mesajları şöyledir:

    Allah ve Resûlü’nün Hükmünün Üstünlüğü Meselesi:

    Sûrenin ilk âyetinde "Allah ve Resûlü’nün önüne geçilmemesi" öğüdü, Ahzâb sûresindeki şu âyetle açıklığa kavuşmaktadır: ''Allah ve Resûlü’nün hüküm koyduğu konularda hiçbir müslümana muhayyerlik (hür düşünce, kendi kendine karar verme yetkisi) verilmemiştir'' (Ah-zâb,36). Meşhur Muaz hadisi de bu hususta açık bir hüccettir: Hz. Muaz (r.a) Yemen'e vali olarak giderken, Hz. Peygamber ona "ey Mu-az, ne ile hüküm vereceksin?" diye sormuş, o da "Allah'ın Kitabı, Ra-sûlullah'ın sünneti ve bunlarda bulamazsa içtihadı ile hüküm vereceğini" söylemiştir. Rasûlullah da onun cevabı üzerine: "Resûlü’nün el-çisini peygamberinin razı olduğu şekilde muvaffak kılan Allah'a hamd olsun" buyurmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 5, 230)


    Hz. Peygamber'e Karşı Edepli Olmak:

    "Ey inananlar. Peygamberin yanında seslerinizi onun sesinden daha çok yükseltmeyin. Birbirinize bağırdığınız gibi onunla bağırarak konuşmayın ki, siz farkında olmadan amelleriniz boşa gider. Rasûlul-lah'ın yanında seslerini kısanlar öyle kimselerdir ki Allah onların kalp-lerini takva için imtihan etmiştir. Onlar için bir mağfiret ve büyük bir mükâfat vardır. Odaların ardından seni çağıranların çoğu aklı ermeyenlerdir..."(2-4).

    Hz. Peygamber herkes gibi bir insandır (Müslim, III, 1337), an-cak o peygamber olması ile diğer insanlardan farklı bir konumdadır. Ona karşı düşünce ve davranışlarda dikkatli olmalıdır. Onunla konuşurken hiç kimse sesini yükseltmemeli, bağıra çağıra konuşmamalıdır. Ona hitap ederken adıyla hitap edilmemelidir. Onun adı anıldığında salâtü selâm getirilmesi müslüman olduğunu iddia edenlerin üzerinde vâcip olan bir ilkedir. Ne yazık ki her devirde ve günümüzde ba-zı insanların özellikle ondan söz ederken salâtü selam getirmesi bir yana, ona karşı edepli bir üslup kullanmadıkları görülür.

    Ayrıca âyetlerdeki ifadeler sadece özel konuda değil, bütün insanlar arasında da âdâp, nezaket, görgü, incelik ilkeleri vazetmektedir. Yeryüzünde müslümanlar kadar latif, nazik, terbiyeli insanlar bulunmaz. Tıpkı câhiliye Arapları gibi yirminci yüzyılda da insanların çoğu bağıra çağıra konuşmayı, bir üstünlük sanırlar. Oysa bu kabalıktır. İşte âyet bu ince ölçüyü vazetmektedir. Bu ses yükseltme olayı, bir başka buyrukta Rasûlullah tarafından "Siz uzakta birine değil, çok ya-kınınızda olana hitap ediyorsunuz" şeklinde ifade edilmiştir. Araplar, ibadete ve konuşmalarda seslerini kısmayı ondan öğrendiler. Yine yukarıdaki buyruklar, bir kimsenin evinden bağırarak çağırılmaması adabını da getirmektedir. Bu buyruk da şu âyetle birlikte değerlendirilmelidir: ''Sesini kıs'' (Lokmân,18).


  4. 10.Kasım.2013, 13:33
    2
    Moderatör



    HUCURÂT SÛRESİ KONUSU
    HUCURAT SÜRESİ HAKKINDA ÖN BİLGİ

    Hucurat süresinde güzel ahlak ve edep konusu


    Mushaf’taki sıralamaya göre kitabımızın 49, nüzûl sıralamasına göre 106, mesânî kısmının beşinci sûreler grubunun beşinci sûresi olan Hucurât sûresi, Medine’de nâzil olmuş olup âyetlerinin sayısı 18’dir

    Hz. Peygamberimiz (s.a.s)'in Medine'de eşlerine ait dokuz oda vardı ve bunlar mescide bitişikti. Hicrî 9. yılda, henüz müslüman olmamış Temîm oğulları kabilesinden bir grup mescide gelerek, Hz. Peygamber'in eşlerinin bulunduğu odaların arkasından bağıra bağıra "Muhammed! Muhammed" diye Hz. Peygamber'i çağırdılar ve şiir o-kumak istediler. Araplar da bazı sorunlar şiirle çözümlenir, kim daha güzel şiir okursa onun tezi kabul edilirdi. Temîm kabilesinin şiirlerine karşılık Hassan b. Sâbit şiir okudu ve bu kabilenin ileri gelenlerinden Akra b. Hâbis müslüman oldu. İşte dördüncü âyette "odaların arkasından sana seslenenlerin çoğunun akılları ermez" buyruğu bu olayla ilgilidir.

    Hucurât sûresi, mü'minler arasında ve Hz. Peygamber'e karşı davranış kurallarını, âdâb ilkelerini belirtmektedir.

    Mü'minler, Allah ve Resûlü’nden önce bir hüküm beyan etmeye kalkışmamalıdırlar. Hz. Peygamber ile konuşurken son derece na-zik olmalıdırlar. Fasıkların çıkardığı haberlere hemen inanılmamalı ve doğruluğu araştırılmalıdır. Mü'min iki grup savaşırsa araları düzeltilmelidir. Eğer bir grup sulh teşebbüsüne yanaşmayıp saldırıya devam ediyorsa yola gelinceye kadar o grupla savaşılmalı, sonunda da adaletle davranılmalıdır.

    Mü'minler kardeştir ve bozuşan kardeşlerin arası düzeltilmelidir. Mü'minler birbiriyle alay etmemeli, birbirini kötü lakapla çağırmamalı ve kusur aramamalıdır. Birbirlerini çekiştirmemeli, zandan ve giz-li şeylerin araştırılmasından uzak durmalıdırlar. Herkes Allah katında eşittir, üstünlük ancak takva iledir. Mü'min, Allah'a ve Resûlü’ne kesinlikle inanan ve malıyla canıyla cihad eden kimsedir. En büyük nimet imandır. Kimin gerçekten iman ettiğini gayba ve her şeye vakıf olan Allah bilir. Sûrenin ana mesajları şöyledir:

    Allah ve Resûlü’nün Hükmünün Üstünlüğü Meselesi:

    Sûrenin ilk âyetinde "Allah ve Resûlü’nün önüne geçilmemesi" öğüdü, Ahzâb sûresindeki şu âyetle açıklığa kavuşmaktadır: ''Allah ve Resûlü’nün hüküm koyduğu konularda hiçbir müslümana muhayyerlik (hür düşünce, kendi kendine karar verme yetkisi) verilmemiştir'' (Ah-zâb,36). Meşhur Muaz hadisi de bu hususta açık bir hüccettir: Hz. Muaz (r.a) Yemen'e vali olarak giderken, Hz. Peygamber ona "ey Mu-az, ne ile hüküm vereceksin?" diye sormuş, o da "Allah'ın Kitabı, Ra-sûlullah'ın sünneti ve bunlarda bulamazsa içtihadı ile hüküm vereceğini" söylemiştir. Rasûlullah da onun cevabı üzerine: "Resûlü’nün el-çisini peygamberinin razı olduğu şekilde muvaffak kılan Allah'a hamd olsun" buyurmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 5, 230)


    Hz. Peygamber'e Karşı Edepli Olmak:

    "Ey inananlar. Peygamberin yanında seslerinizi onun sesinden daha çok yükseltmeyin. Birbirinize bağırdığınız gibi onunla bağırarak konuşmayın ki, siz farkında olmadan amelleriniz boşa gider. Rasûlul-lah'ın yanında seslerini kısanlar öyle kimselerdir ki Allah onların kalp-lerini takva için imtihan etmiştir. Onlar için bir mağfiret ve büyük bir mükâfat vardır. Odaların ardından seni çağıranların çoğu aklı ermeyenlerdir..."(2-4).

    Hz. Peygamber herkes gibi bir insandır (Müslim, III, 1337), an-cak o peygamber olması ile diğer insanlardan farklı bir konumdadır. Ona karşı düşünce ve davranışlarda dikkatli olmalıdır. Onunla konuşurken hiç kimse sesini yükseltmemeli, bağıra çağıra konuşmamalıdır. Ona hitap ederken adıyla hitap edilmemelidir. Onun adı anıldığında salâtü selâm getirilmesi müslüman olduğunu iddia edenlerin üzerinde vâcip olan bir ilkedir. Ne yazık ki her devirde ve günümüzde ba-zı insanların özellikle ondan söz ederken salâtü selam getirmesi bir yana, ona karşı edepli bir üslup kullanmadıkları görülür.

    Ayrıca âyetlerdeki ifadeler sadece özel konuda değil, bütün insanlar arasında da âdâp, nezaket, görgü, incelik ilkeleri vazetmektedir. Yeryüzünde müslümanlar kadar latif, nazik, terbiyeli insanlar bulunmaz. Tıpkı câhiliye Arapları gibi yirminci yüzyılda da insanların çoğu bağıra çağıra konuşmayı, bir üstünlük sanırlar. Oysa bu kabalıktır. İşte âyet bu ince ölçüyü vazetmektedir. Bu ses yükseltme olayı, bir başka buyrukta Rasûlullah tarafından "Siz uzakta birine değil, çok ya-kınınızda olana hitap ediyorsunuz" şeklinde ifade edilmiştir. Araplar, ibadete ve konuşmalarda seslerini kısmayı ondan öğrendiler. Yine yukarıdaki buyruklar, bir kimsenin evinden bağırarak çağırılmaması adabını da getirmektedir. Bu buyruk da şu âyetle birlikte değerlendirilmelidir: ''Sesini kıs'' (Lokmân,18).





+ Yorum Gönder