Konusunu Oylayın.: Osman nuri topbaş güzel sözleri

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 3 kişi
Osman nuri topbaş güzel sözleri
  1. 15.Nisan.2013, 09:20
    1
    Misafir

    Osman nuri topbaş güzel sözleri






    Osman nuri topbaş güzel sözleri Mumsema Osman nuri topbaş'ın söylemiş olduğu anlamlı ve güzel sözlere örnekler verir misiniz ?


  2. 15.Nisan.2013, 09:20
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    Osman nuri topbaş'ın söylemiş olduğu anlamlı ve güzel sözlere örnekler verir misiniz ?


    Benzer Konular

    - Osman nuri topbaş videoları

    - Osman nuri topbaş kitapları

    - Osman nuri topbaş eserleri

    - Osman nuri topbaş kimdir?

    - Osman Nuri Topbaş Hocaefendi den güzel sözler

  3. 17.Nisan.2013, 19:49
    2
    jerusselam
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 25.Şubat.2013
    Üye No: 100353
    Mesaj Sayısı: 4,172
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 42

    Cevap: Osman nuri topbaş güzel sözleri




    Osman nuri topbaş güzel sözleri
    Takvâdan uzak bir gönül, nefs-i emmârenin girdapları arasında intihar edip ebedî hayatını ziyan etmiş olur. Allâh’ın rızâsına uygun düşmeyen bir hayat yaşar da ömür boyu çöllerdeki seraplara aldanır. Dolayısıyla takvâ, ebedî kurtuluş için yegâne çıkar yol ve mutlak bir mecbûriyettir.

    Kalbler, ancak Hak Teâlâ ile beraberlik sâyesinde, yâni kalbin bir nazargâh-ı ilâhî hâline gelmesi neticesinde uyanır. Bunun en feyizli yolu ise bilhassa seherlerde îfâ edilen zikirlerdir.
    Etrafına merhamet nazarıyla bir bak ve düşün: Sen niye sağlam, sağlıklı ve varlıklısın; o niye sakat, hasta ve muhtaç?.. Çünkü Allah onu sana emanet etti ve seni ondan mes'ûl kıldı!..

    Bilmelidir ki; nefsânî menfaat ve arzular; rûhumuza serpilen zehirlerdir. Her biri rûhânî hayatımıza vurulan zincirler mesâbesindedir. İlâhî ahlâka da ancak bu nefsânî zincirler koparıldıktan sonra ulaşılabilir.


    İnsan, bütün dünya mülküne sahip olsa bile, hikmetten mahrûmi*yetin rûhunda açtığı boşluğu, hiçbir şeyle dolduramaz. Zira hikmet, rûhun gıdâsıdır. İnsan bedeninin hayâtiyeti için nasıl ki maddî gıdâlara ihtiyaç varsa, mânevî huzur ve tekâmül için de hikmetlerde derinleşerek gönlü feyz ve rûhâniyetle ihyâ etmek zarûrîdir.


    Tâbiînden Bilâl bin Sa‘d -rahmetullâhi aleyh-ʼin şu îkâzı ne kadar mânidardır:
    “Günahın küçüklüğüne bakma! Fakat kime isyan ettiğine, kime karşı günah işlediğine bak!”


    Cenâb-ı Hak, bütün hayırlara tevessül edelim diye ilâhî af, rızâ ve muhabbetinin hangi hayırda olduğunu gizlemiştir. Rabbimizin rızâsı bâzen çok büyük bir amelde, bâzen orta, bâzense küçük gibi görünen bir amelde gizlidir. Bu sebeple hiçbir hayır küçük ve önemsiz değildir. Cenâb-ı Hak, gizli-açık, büyük-küçük, yapılan hiçbir hayrı zâyî etmez.

    İbadet ve sâlih amellerde Allah rızâsından başka gâyeler taşımak ve ihlâsı yok eden riyâ ve gösterişe kaçmak, gizli şirke düşmek demektir. Yapılan amellere fânîleri veya nefsânî menfaatleri ortak etmek, o amellerin boşa çıkmasına sebebiyet verir.

    His ve fikirlerin menbaı olan kalbe ve onun tercümanı durumundaki dile sahip olmak, son derece mühimdir. Söylenen sözlerin mânâsının nereye çıkacağını çok iyi hesâb etmek ve yanlış bir söz söylemekten titizlikle sakınmak gerekir. Zira Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- buyurur:
    “Kul, iyice düşünüp taşınmadan bir söz söyleyiverir de bu yüzden cehennemin doğu ile batı arasından daha uzak bir yerine düşer.” (Buhârî, Rikâk, 23)


    Bütün mahlûkât Allâhʼa kullukta bulunsa Oʼnun şân-ı ulûhiyyetini bir nebze bile artıramaz. Yine bütün mahlûkât Oʼna isyan etse Oʼnun şân-ı ulûhiyyetine zerre kadar noksanlık gelmez. Allah Teâlâʼnın hiçbir şeye ihtiyacı olmadığı gibi, bizim ibadetlerimize de ihtiyacı yoktur. Fakat bizler, Oʼnun rızâ ve rahmetini celbetmek için hâlis niyetle ibadet etmeye, sâlih amellerle Oʼna yakınlaşmaya muhtacız.

    Rabbimize kulluk ve şükür duygularımızın ifâdesi olarak götürülebileceğimiz hiçbir hediye yoktur ki O’nun sonsuz hazinesinde daha güzeli bulunmasın. O, hüsn-i mutlaktır; bütün güzelliklerin menbaıdır. Dolayısıyla varlıklar içinde en kıymetli şey, ancak Hakk’ın güzelliğinin mâkesi olabilecek kadar saf ve berrak bir “kalp”tir. Cenâb-ı Hakk’a götürülmeye en lâyık hediye, Oʼnun cemâlî esmâsının tecellî hâlinde olduğu, münevver, musaffâ, pâk ve lâtîf bir gönül aynasıdır.

    Ârif insanlar, hakîkati kimden ve ne şekilde duyarsa duysunlar, kabul edebilecek olgun bir ruh taşırlar. Fakat ham, kaba, nâdân ve câhil insanlar böyle değildir. Bu sebeple onlara daha dikkatli yaklaşmak ve hakîkatleri münâsip bir lisan ile söylemek gerekir. Bâzen mânidar bir sükût, derin bir bakış, nice sözün ifâde edemeyeceği dersleri tâlim edebilir.

    Âlemde cinsler ve onların bulundukları ortamlar arasında dâimî bir câzibe kânunu vardır. Meselâ bülbül, çayır ve çimenlerden ve bir mûsikî gibi akan pınarlardan, yani rûha ferahlık veren lâtif manzaralardan hoşlanır. Teressübat (pislik) böceği fıtratındakiler ise, necâsetten, yani süfliyat, ahlâksızlık, fesat ve nifaktan zevk alır. Lâğım fâresi, gıdâsını lâğımdan aldığı gibi; sefih insanlar da sefâletlerini saâdet zannederler. Sefâlete alıştıkları için kendilerini gerçek saâdete ulaştıracak vesîlelerden inatla kaçarlar.

    Muhabbetin menşei, Cenâb-ı Hakʼtır. O, yarattığı her insanın kalbine ilâhî muhabbetin tohumunu atmıştır. Hak dostları, kalplerindeki bu tohumu yeşerterek onu âdeta meyveli bir ağaç hâline getirmiş kimselerdir. Bu sebeple dâimâ Yaratanʼdan ötürü yaratılanlara ikram hâlinde yaşarlar. Cenâb-ı Hak ile dostluk, onları bütün mahlûkat ile dost kılar.


  4. 17.Nisan.2013, 19:49
    2
    Devamlı Üye



    Osman nuri topbaş güzel sözleri
    Takvâdan uzak bir gönül, nefs-i emmârenin girdapları arasında intihar edip ebedî hayatını ziyan etmiş olur. Allâh’ın rızâsına uygun düşmeyen bir hayat yaşar da ömür boyu çöllerdeki seraplara aldanır. Dolayısıyla takvâ, ebedî kurtuluş için yegâne çıkar yol ve mutlak bir mecbûriyettir.

    Kalbler, ancak Hak Teâlâ ile beraberlik sâyesinde, yâni kalbin bir nazargâh-ı ilâhî hâline gelmesi neticesinde uyanır. Bunun en feyizli yolu ise bilhassa seherlerde îfâ edilen zikirlerdir.
    Etrafına merhamet nazarıyla bir bak ve düşün: Sen niye sağlam, sağlıklı ve varlıklısın; o niye sakat, hasta ve muhtaç?.. Çünkü Allah onu sana emanet etti ve seni ondan mes'ûl kıldı!..

    Bilmelidir ki; nefsânî menfaat ve arzular; rûhumuza serpilen zehirlerdir. Her biri rûhânî hayatımıza vurulan zincirler mesâbesindedir. İlâhî ahlâka da ancak bu nefsânî zincirler koparıldıktan sonra ulaşılabilir.


    İnsan, bütün dünya mülküne sahip olsa bile, hikmetten mahrûmi*yetin rûhunda açtığı boşluğu, hiçbir şeyle dolduramaz. Zira hikmet, rûhun gıdâsıdır. İnsan bedeninin hayâtiyeti için nasıl ki maddî gıdâlara ihtiyaç varsa, mânevî huzur ve tekâmül için de hikmetlerde derinleşerek gönlü feyz ve rûhâniyetle ihyâ etmek zarûrîdir.


    Tâbiînden Bilâl bin Sa‘d -rahmetullâhi aleyh-ʼin şu îkâzı ne kadar mânidardır:
    “Günahın küçüklüğüne bakma! Fakat kime isyan ettiğine, kime karşı günah işlediğine bak!”


    Cenâb-ı Hak, bütün hayırlara tevessül edelim diye ilâhî af, rızâ ve muhabbetinin hangi hayırda olduğunu gizlemiştir. Rabbimizin rızâsı bâzen çok büyük bir amelde, bâzen orta, bâzense küçük gibi görünen bir amelde gizlidir. Bu sebeple hiçbir hayır küçük ve önemsiz değildir. Cenâb-ı Hak, gizli-açık, büyük-küçük, yapılan hiçbir hayrı zâyî etmez.

    İbadet ve sâlih amellerde Allah rızâsından başka gâyeler taşımak ve ihlâsı yok eden riyâ ve gösterişe kaçmak, gizli şirke düşmek demektir. Yapılan amellere fânîleri veya nefsânî menfaatleri ortak etmek, o amellerin boşa çıkmasına sebebiyet verir.

    His ve fikirlerin menbaı olan kalbe ve onun tercümanı durumundaki dile sahip olmak, son derece mühimdir. Söylenen sözlerin mânâsının nereye çıkacağını çok iyi hesâb etmek ve yanlış bir söz söylemekten titizlikle sakınmak gerekir. Zira Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- buyurur:
    “Kul, iyice düşünüp taşınmadan bir söz söyleyiverir de bu yüzden cehennemin doğu ile batı arasından daha uzak bir yerine düşer.” (Buhârî, Rikâk, 23)


    Bütün mahlûkât Allâhʼa kullukta bulunsa Oʼnun şân-ı ulûhiyyetini bir nebze bile artıramaz. Yine bütün mahlûkât Oʼna isyan etse Oʼnun şân-ı ulûhiyyetine zerre kadar noksanlık gelmez. Allah Teâlâʼnın hiçbir şeye ihtiyacı olmadığı gibi, bizim ibadetlerimize de ihtiyacı yoktur. Fakat bizler, Oʼnun rızâ ve rahmetini celbetmek için hâlis niyetle ibadet etmeye, sâlih amellerle Oʼna yakınlaşmaya muhtacız.

    Rabbimize kulluk ve şükür duygularımızın ifâdesi olarak götürülebileceğimiz hiçbir hediye yoktur ki O’nun sonsuz hazinesinde daha güzeli bulunmasın. O, hüsn-i mutlaktır; bütün güzelliklerin menbaıdır. Dolayısıyla varlıklar içinde en kıymetli şey, ancak Hakk’ın güzelliğinin mâkesi olabilecek kadar saf ve berrak bir “kalp”tir. Cenâb-ı Hakk’a götürülmeye en lâyık hediye, Oʼnun cemâlî esmâsının tecellî hâlinde olduğu, münevver, musaffâ, pâk ve lâtîf bir gönül aynasıdır.

    Ârif insanlar, hakîkati kimden ve ne şekilde duyarsa duysunlar, kabul edebilecek olgun bir ruh taşırlar. Fakat ham, kaba, nâdân ve câhil insanlar böyle değildir. Bu sebeple onlara daha dikkatli yaklaşmak ve hakîkatleri münâsip bir lisan ile söylemek gerekir. Bâzen mânidar bir sükût, derin bir bakış, nice sözün ifâde edemeyeceği dersleri tâlim edebilir.

    Âlemde cinsler ve onların bulundukları ortamlar arasında dâimî bir câzibe kânunu vardır. Meselâ bülbül, çayır ve çimenlerden ve bir mûsikî gibi akan pınarlardan, yani rûha ferahlık veren lâtif manzaralardan hoşlanır. Teressübat (pislik) böceği fıtratındakiler ise, necâsetten, yani süfliyat, ahlâksızlık, fesat ve nifaktan zevk alır. Lâğım fâresi, gıdâsını lâğımdan aldığı gibi; sefih insanlar da sefâletlerini saâdet zannederler. Sefâlete alıştıkları için kendilerini gerçek saâdete ulaştıracak vesîlelerden inatla kaçarlar.

    Muhabbetin menşei, Cenâb-ı Hakʼtır. O, yarattığı her insanın kalbine ilâhî muhabbetin tohumunu atmıştır. Hak dostları, kalplerindeki bu tohumu yeşerterek onu âdeta meyveli bir ağaç hâline getirmiş kimselerdir. Bu sebeple dâimâ Yaratanʼdan ötürü yaratılanlara ikram hâlinde yaşarlar. Cenâb-ı Hak ile dostluk, onları bütün mahlûkat ile dost kılar.





+ Yorum Gönder