Konusunu Oylayın.: Karı koca tartışması sırasında sarfedilen olumsuz sözler

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Karı koca tartışması sırasında sarfedilen olumsuz sözler
  1. 25.Ağustos.2012, 22:21
    1
    Misafir

    Karı koca tartışması sırasında sarfedilen olumsuz sözler






    Karı koca tartışması sırasında sarfedilen olumsuz sözler Mumsema kocamla tartıştık bana git başkasıyla evlen dedi. ben daha güzel bir eve çıkalım deyince zengin koca bul kendine vs. dedi. bu tür konuşmalarından çok rahatsız oluyorum. ben senin eşinim sen nikahlı eşine nasıl başkasıyla evlen diyebilirsin dediğimde de Efendimiz Hz. Muhammed böyle buyurmuştur dedi. gerçekten Efendimizin böyle bir sözü var mı ve ben bu dum karşısında nasıl davranmalıyım


  2. 25.Ağustos.2012, 22:21
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    kocamla tartıştık bana git başkasıyla evlen dedi. ben daha güzel bir eve çıkalım deyince zengin koca bul kendine vs. dedi. bu tür konuşmalarından çok rahatsız oluyorum. ben senin eşinim sen nikahlı eşine nasıl başkasıyla evlen diyebilirsin dediğimde de Efendimiz Hz. Muhammed böyle buyurmuştur dedi. gerçekten Efendimizin böyle bir sözü var mı ve ben bu dum karşısında nasıl davranmalıyım


    Benzer Konular

    - Karı koca kahvaltısı

    - Nikahlı karı koca arasındaki ilişkide koca karısının cinsel organını öpebilir mi caizmidir

    - Evde karı koca cemaat yapmaları mı yoksa erkeğin camiye gitmesi mi daha faziletlidir? Evde cemaatle

    - Karı ve koca birlikte hacca gittiklerinden, koca hazırdaki nafakayı harcar iken, kadın "Yolculu

    - Karı & Koca tartışması :)

  3. 26.Ağustos.2012, 00:04
    2
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,606
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 336
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: karı koca tartışması sırasında sarfedilen olumsuz sözler




    Alıntı
    kocamla tartıştık bana git başkasıyla evlen dedi. ben daha güzel bir eve çıkalım deyince zengin koca bul kendine vs. dedi. bu tür konuşmalarından çok rahatsız oluyorum. ben senin eşinim sen nikahlı eşine nasıl başkasıyla evlen diyebilirsin dediğimde de Efendimiz Hz. Muhammed böyle buyurmuştur dedi. gerçekten Efendimizin böyle bir sözü var mı ve ben bu dum karşısında nasıl davranmalıyım
    Hayatımda çok insan gördüm tanıdım/okudum ama böylesine hiç rastlamadım!
    Allah ıslah etsin.
    Bu sözler doğru değil, Peygambere iftira atmış.
    Olay şöyle:

    Ahzab süresi 29. ayetin meali ve tefsiri

    “Ey peygamber! Eşlerine şöyle söyle: “Eğer dünya hayatını ve süslerini istiyorsanız gelin size bağışta bulunayım ve güzellikle salıvereyim. Eğer Allah'ı, peygamberini, âhiret yurdunu istiyorsanız bilin ki, Allah içinizden iyi davrananlara büyük ecir hazırlanmıştır.”

    Hitap yine Rasûlullah efendimize. Rivâyetlere göre Rasûlullah efendimizin hanımları Beni Kureyza Yahudilerinin malları, mülkleri ele geçince Rasûlullah efendimizi sıkıştırdılar. El âlemin kadınları şöyle şöyle bir hayatın içindelerken bizler sıkıntı ve yokluk içinde kıvranıyoruz dediler. Rasûlullah efendimizden dünyalık bir şeyler istediler. Müslümanların ellerine son savaşlarda bolca ganimet geçince hayat standartlarında değişmeler oldu. Bu durumdan tüm mü’minler etkilendikleri gibi Rasûlullah efendimizin hanımları da etkilendiler.

    O anda Rasûlullah’ın aile efradı olarak Ayşe, Havfsa, Safiye, Meymune, Cüveyriye, Ümmü Seleme, Ümmü Habibe ve Zeynep var. Bu değerli analarımız toplanıp Rasûlullah’tan bir istekte bulunurlar. Bizim de başkaları gibi yiyip içmeye, giyinip kuşanmaya hakkımız vardır derler. Bizim de hayat standardımız biraz değişsin, biz de biraz rahat edelim, bizim evimiz, eşyamız da biraz hoşumuza gidecek hale gelsin derler. Ey Allah’ın Resûlü biraz da biz hanımlarını düşünsen, biraz da bizim için harcama yapsan derler.

    Belki peygambere karşı hanımlarının istekleri, bu tavırları Onun insanlığa getirip sunmuş olduğu, insanlardan istemiş olduğu hayat tarzının bir bakıma bir sorgulanması anlamına da geliyordu. Belki de Rasûlullah’ın hanımları Onun diğer müslümanlar gibi şimdiye kadar elinde avucunda bir şey olmadığı için böyle garipçe bir hayat yaşadığı hükmüne, zannına varmışlardı. Şimdi ise müslümanların eline bolca ganimet malı geçmişti.

    Ama Rasûlullah efendimizin hayatı değişmiyordu. Çaba yine insanlığı hidâyete ulaştırma çabası. Ama müslümanların hayatlarında az da olsa bir değişikliği görmeleri efendimizin eşlerinde de bir takım değişikliklerin oluşmasına sebep oluyor. Halbuki eğer O dileseydi Rabbimiz hem Mekke’de hem de Medine’de altınlar gümüşler verir, dağları taşları altın yapar, bağlar bahçeler, servetler, paralar, pullar, mallar, mülkler lütfederdi. Eğer bu dünyada Allah’ın razı olduğu hayat paranın, pulun, altının, gümüşün, servetin, samanın, makamın, mansıbın, devletin, saltanatın, sarayın, köşkün varlığıyla daha hayırlı olmuş olsaydı elbette Rabbimiz çok sevdiği elçisine bütün bunları yeryüzünde hiç kimseye vermediği kadar lütfederdi. Ama bütün bunlar Allah katında hayırlı, değerli şeyler olmadığı için, Allah katında hayırlı olanın dünyada Allah’a kulluğun icrasına imkân verecek kadarıyla iktifa edip âhirette Allah’ın yüce nimetlerine ulaşma heyecanıyla bir hayat yaşamaktı.

    Yâni gerek Mekke’de, gerekse Medine de Rasûlullah’ın Allah’ın sevgilisi bir peygamber olarak tüm insanlığa bir örnek olarak ashabının, toplumunun en fakirinin, en garibinin, en düşük gelirlisinin yaşayabileceği bir hayat standardını yaşaması Onun buna gücünün yetmeyişinden değildi. Ve zaten Hatice anamızla evliliğinden sonra gerek kendisinin, gerekse çok zengin olan hanımının elinde avucunda ne varsa müslümanlara harcayıp tüketmiştir.

    Çünkü Allah’ın Resûlü Allah’ın bu dünyada razı olup istediği bir hayatı örneklemekle mükellefti. Allah’ın istediği kulluğu en güzel bir biçimde pratikte insanlara göstermekle mükellefti O. O öyle bir hayat yaşamalıydı ki toplumda hiçbir kimsenin Onun hayatı karşısında komplekse düşmemesi ve işte benim efendim, işte benim örneğim, işte benim pişdarım, işte benim reisim, benim liderim. O benim efendim olarak böyle bir hayat yaşadıktan sonra ben Onun yaşadığı hayatı yaşamaktan niye aşağılık duygusu duyayım? Niye ezilip büzüleyim? Ben mutluluğu, ben izzet ve şerefi, ben huzur ve saadeti, ben kulluk ve özgürlüğü yalnızca Allah Resûlüne teslimiyette ararım. Ben sadece Onun gibi olduğum zaman mutlu olurum diyerek onurlu ve şerefli bir hayatı yaşamanın zevkine erecektir. Tüm toplum böylece güzel bir hayata kavuşacaktır.

    Ama eğer bunun aksi olursa. Toplumun peygamberi, toplumun önderi, örneği, lideri, imamı, başkanı, devlet reisi o toplumun gözleri önünde hiç kimsenin ulaşamayacağı bir hayatı yaşarsa, hiç kimsenin elde edemeyeceği nimetlerin içinde yüzerse ve o toplumun fertleri kadınıyla erkeğiyle o hayatın özlemini duymaya başlarlarsa, herkes böyle bir hayata ulaşmanın kavgası içine girerse, ulaşamadıkları için de herkes böyle bi aşağılık kompleksine girer ve kimliksiz, mutsuz bir yaşantının mahkumu olursa varın birbirini yiyecek hale gelen o toplumun durumunu siz düşünün.

    İşte görüyoruz, hal dilden daha iyi anlatır. Halbuki İslâm tüm insanları onurlu bir hayata dâvet etmektedir. Allah’ın Resûlü insanlara onurlu ve mutlu bir hayatı öğretmek için gelmiştir. Rabbimiz tüm kullarına böyle onurlu bir hayatı öğretirken elbette bunun pratikteki örneğini peygamberlerinde gösterecektir. Evet bunun ilk örneği hayattayken Rasûlullah efendimiz, sonra Ebu Bekir efendimiz, sonra Ömer, Osman, Ali ve benzeri sahâbe-i kiram efendilerimiz, Ömer Bin Abdi’l Azîz gibi selefimiz olmuştur.

    Bunlar, bu değerli efendilerimiz öyle güzel bir hayat yaşayacaklar ki, öyle güzel bir hayat yaşadılar ki toplumlarının en alt tabakasında bulunan, gariptir diye hiç kimsenin değer vermediği gibi görünen yoksul bir kimse bile onların evlerine geldikleri zaman, onların hayat standartlarına baktıkları zaman kendi hayatlarından üzüntü ve aşağılık kompleksi duymamışlardır. Onları kendilerinden daha lüks bir hayatın içinde bulmamışlardır. Ve işte benim örneğim, benim kendisine bağlandığım imamım budur diye onlara sevgiyle sarılmışlardır. Ben nasıl yaşıyorsam efendim de öylece yaşıyormuş diyerek hayatlarından mutluluk duymuşlardır. Benim onurum bunların onuru, benim sıkıntım bunların sıkıntısıymış. Benim şerefli kulluğum bunların kulluğunun aynısıymış diyebilmişlerdir.

    Tüm toplumun böyle mutlu, dengeli, düzenli olduğu bir dünyada sonunda ne mi oldu diyorsunuz? İnsanlar şahsiyetli birer efendi oldular. İnsanlar dünyayı değil âhireti, ekonomiyi değil Allah’a kulluğu hedefleyen birer tok müslüman oldular. İhtiyaç felsefeleri Allah ve Re-sûlünün belirlediği gibi değişen, dünyaya kul köle olmayan birer yiğit oldular.

    Bakın bir tane örnek vereyim: Peygamber örnekliğinde en şerefli hayatı yaşayan o müslümanların içinden Sa’d Bin Ebi Vakkas isminde bir yiğit o günün en süper devleti olan, en büyük siyasal ve egemenliğine sahip olan İran’ın Kisra’sının, devlet başkanının sarayına elçi olarak gönderilir. Ayağı çıplak, kılıcının kını bile yok. Atının üzerinde eğeri bile yok. Sarayın giriş kapısında atından aşağıya inmiş, Kisra’nın kendisinin gözünü boyamak, gücünü kuvvetini göstermek için serdirdiği ipekten halılara mızrağını vura vura, insanların içi giden o atlas halıları dele dele kralın yanına girerken, asla ben şu anda dünyanın en büyük kralının huzurundayım diye en ufak bir eziklik içine girmeden, müslümanlığının onuru ve izzetiyle karşısına çıkar. Ve der ki, ey Kisra, bizler Allah’ın şerefli bir dinle, şerefli bir peygamberle şereflendirdiği insanlarız. Senden bu şerefe sahip çıkmanı, müslüman olarak şereflilerden olmanı istiyoruz. Aksi takdirde bizimle savaşa hazır ol. Senin hayatı sevdiğinden çok Allah için şehadete can atan şerefli bir toplumla karşı karşıyasın. Düşün ve kararını ver diyebiliyor.

    Kralın mülkü ve saltanatı karşısında kalbinde en ufak bir eziklik, bir şahsiyet problemi yaşamıyor. İşte böyle bir yiğit ancak gözleri önünde onurlu, şerefli bir hayat yaşayan, yaşadığı şerefli hayatıyla toplumuna örnek olan, toplumunun hiçbir ferdini kendisine imrendirmeyen bir peygamberin ve onun yolunu takip edenlerin arasında yetişebilir. Tüm dünyayı ayaklarının altına alıp onuru, izzeti, şerefi sadece Allah’a kullukta gören, dünya mülkünü Allah’ın istediği gibi değerlendiren devlet adamlarına, liderlere, imamlara ne kadar ihtiyacımız var bugün, anlıyorsunuz değil mi?

    Evet Rasûlullah efendimizin hanımları ister onun hayatını sorgulamak için olsun, ister gerçekten sıkıntıdan kurtulmak için olsun, bir şeyler isterler ve efendiler efendisini epey üzerler. Belki bunun farkına varan iki kayınpederi, Ebu Bekir ve Ömer Rasûlullah’ın hane-i saadetlerine gelirler. Bakarlar ki Rasûlullah üzgün ve hanımları etrafında toplanmışlar. Sorarlar Rasûlullah’a. Nedir bu sessizlik ey Allah’ın Resûlü? Bir şey mi oldu? Rasûlullah buyurur ki işte gördüğünüz gibi çevremde oturmuş benden kendilerine harcamamı artırmamı istiyorlar. İki sadık insan orada kızlarını azarlayarak derler ki, niçin peygamberi üzüyor ve ondan sahip olmadığı şeyleri istiyorsunuz? Biz olsak kayınpeder olarak böyle mi yaparız ? Böyle kendi kızlarımızı mı tedip ederiz? Bunun üzerine Rabbimiz Rasûlullah efendimize şunları vahy eder:

    Ey Nebim, söyle o hanımlarına. Arkadaşlar bu âyetler, bu teklif şu anda bize de söyleniyor. Bizler Kur’an’dan öğreniyoruz ki Rasû-lullah efendimizin okumuş olduğu âyetler yanı zamanda bize de okunmaktadır. Şu anda bu teklif bize, bizim hanımlarımıza, bizim oğullarımızı, kızlarımıza söyleniyor. Öyle değil mi? Söyle hanımlarına di-yor Rabbimiz. Eh şu anda Rasûlullah’ın hanımları hayatta değiller. Eğer bu âyetler sadece Rasûlullah’ın hanımlarıyla ilgili olmuş olsaydı o zaman bu âyetler o gün işlevini bitirmiş ve artık kitabımızda bulun-mazdı. Ama eğer kıyâmete kadar bu âyetler bu sûrede varsa ve şu anda analarımızda hayatta değilse elbette bu âyet bize ve hanımlarımıza hitap etmektedir.

    Ve şu anda yeni inmiştir bu âyetler. Eğer şu anda bizler yeni okuyorsak bu âyetleri. Şu anda bu âyet bizim gündemimizdedir ve hiç kimsenin bu âyetleri gündemden düşürmeye hakkı da salahiyeti de yoktur. Hiç kimsenin kendisini bu âyetlerden sorumsuz görmesi de mümkün değildir. Yine bu kitabımızda diğer peygamberlerle ilgili olan tüm kıssalar da şu anda bizimle ilgili olduğu gibi bize hitap etmektedir. Hiçbir anlayış bu âyetler o gün filân peygambere hitap ediyordu, o gün analarımıza hitap ediyor, onları bağlıyordu, yok bunlar Yahudiler, bunlar Hıristiyanlarla, bunlar Mecûsîlerle ilgiliydi, bunların bizimle ilgisi yoktur diyerek bu kitabın âyetlerini birkaç âyete indirgemeye hakkı yoktur. Bu âyetlerden şu anda tüm dünya, tüm müslümanlar sorumludur.

    Evet hanımlarına deki ey peygamberim, eğer sizler peygamber eşleri olarak dünya hayatını, dünya hayatının ziynetini, süsünü, rahatlığını, konforunu, lüksünü istiyorsanız. Eğer derdiniz dünyada refah içinde bir hayat yaşamaksa, gelin sizi metalandırayım. Size ba-ğışta bulunayım. İstiyorsanız sizi boşayayım, boşamam dolayısıyla size vermem gereken mutayı, mehirlerinizi vereyim de güzellikle sizi salıvereyim. Böylece benim içinde bulunduğum sıkıntılı hayattan kurtulup serbest olursunuz. Özgürce dilediğiniz gibi bir hayat yaşarsınız. İstediğiz şekilde yer, içer, giyinir, kuşanırsınız.

    Evet işte peygamber hanımlarına söylenen söz budur. Peki bize söylenen nedir? Bize ne söyleniyor burada? Ey insanlar, ey müs-lümanlar eğer dünya hayatını ve süsünü istiyorsanız gelin sizi serbest bırakayım, keyfinize göre bir hayat yaşayın. Ama unutmayın ki bu tercihinizle peygamber ailesinden, peygamber çevresinden, peygamberle birlik olmaktan, peygamber yolunun yolcusu olmaktan uzaklaşmış olursunuz. Buyurun dilediğiniz gibi yaşayabilirsiniz. Yine peygamber ailelerine ve bizlere ikinci teklif te şöyle. Yok eğer dünyayı değil de Allah’ı, Resûlüne ve âhiret yurdunu istiyorsanız muhakkak ki Allah sizden muhsin olanlara, Allah’ı görüyormuş gibi Ona kulluk yapanlara büyük mükâfat hazırlamıştır. Haydi buyurun bu mükafat da sizi bekliyor. Evet hem hanımlarına hem de kıyâmete kadar gelecek tüm erkek ve hanımlara bunu teklif ettiriyordu Rabbimiz.

    Evet onların tekliflerine bir azarlama, bir öfkelenme yok. Ama müthiş bir karşı ifade, müthiş bir teklif geliyor. Eğer Allah ve Resûlünü istiyorsanız, Allah ve Resûlünün hoşnutluğunu istiyorsanız, âhiret yur-dunu istiyorsanız, âhiret yurdunda gözlerin görmediği, kulakların duy-madığı, beşer kalbinin akla hayale getiremeyeceği devlet ve nimetlerinin sizin olmasını arzu ediyorsanız, muhakkak ki Allah sizden samimiyetle, Allah’ı görüyormuşçasına Ona kulluk edenlere büyük bir mükâfat hazırlamıştır. Haydi buyurun. İki seçenekten birini seçmekle kar-şı karşıyasınız. Allah, resul ve âhiret yurdu. Allah ve Resûlünün rı-za-sı, âhiret yurdunun büyük mükâfatları. Ya da dünya hayatı, dünyanın lüksü, malı mülkü, serveti, giyimi, kuşamı, yemesi, içmesi. İşte her iki-si de karşınızda durmaktadır. Buyurun hangisini tercih edecekseniz edin.


    Rabbimizin bu değerlendirmesinden anlıyoruz ki bunun her ikisi de birlikte olmayacaktır. Yâni hem dünya olsun, hem dünyanın süsü ve ziyneti olsun, hem de Allah, Resûlü ve âhiret olsun. Niye biri olunca diğeri olmuyor? diye bir soru soruyor veya işte bu konuda şu andaki mevcut hayatımıza göre bir takım felsefeler geliştirmeye çalışıyorsak, kesinlikle bilelim ve iman edelim ki işte Rabbimizin bu âyet-i kerimesindeki değerlendirmesi bizim şu andaki yanlış anlayışlarımızı kesinlikle reddediyor.

    İşte Rasûlullah efendimizin yaşadığı hayat ortada. Onun hayat standardını gözünüzün önüne getirin, evini gözünüzün önüne getirin, kerpiçten, hurma liflerinden, başınızı kaldırsanız tavana değecek kadar alçak ve sadece üç kişinin gömülebileceği genişlikte bir ev. Yiyip içtiği de belli. Günler aylar geçer de bazen ocağı yanmaz, bacası tüt-mez, sadece üç beş hurmayla karınları doyar. Ne kendisinin ne hanımlarının giyecek fazladan bir elbiseleri var, ne de böyle dolapları dolduracak eşyaları.

    Ve düşünün bu âyetler geldiği zaman da Allah’ın Resûlü yeryüzünün en büyük devletinin başkanı. Eğer isteseydi etrafında pervaneler gibi dönen o yiğitler Japonya’dan mermer, Bohemya’dan kristaller getirip muhteşem saraylar, tüm mallarını verip lüks içinde bir hayat verebilirlerdi ona. Ama Allah’ın istediği bu olmadığı için Rasûlullah şiddetle kaçtı onlardan. Hatice anamızın ve kendisinin ticaret mallarını da daha Mekke’deyken Allah yolunda sıfırladı. Tüm mal varlığını Müslüman köleleri zalim patronlarının elinden kurtarmaya harcadı. Peygamberliğinden sonra da malını daha fazla çoğaltmayı, ticaretini daha da büyütüp konfor içinde bir hayat yaşamayı asla düşünmedi.

    İşte bu şartlarda bir hayat yaşarken hanımlarının mızıkçılıkları karşısında Rabbimizin elçisine emri bu olmuştu. Söyle onlara peygamberim, bu ikisinden birini tercih etsinler. Bu Rabbimizin bir emriydi ve Allah’ın Resûlü bunu onlara tebliğ etmeliydi. Eğer dünya hayatını istiyorsanız gelin güzellikle boşayayım sizi demeliydi. Haydi buyurun ikisinden birini tercih edin denecekti. Ya dünya, ya âhiret. Ya dünyada lüks bir hayat, ya da âhirette Allah’ın hoşnutluğu, Allah’ın cenneti. Şimdi annelerimiz hangisi seçmeliydi? Şimdi biz bunlardan hangisini seçmeliyiz?

    Rasûlullah’ı sevmek Onun hayatını, hayat anlayışını sevmek demektir. Rasûlullah’ı sevmek fakirliği sevmek demektir. Sahâbeden birisi gelip, ey Allah’ın Resûlü ben seni çok seviyorum buyurunca, Allah’ın Resûlü öyleyse fakirliğe hazır ol buyurmuştu. Çünkü gerçekten beni seven böyle olmalıdır. Rasûlullah’ı sevmek yetimleri sevmek demektir. Rasûlullah’ı sevmek merkep üzerinde yürümeyi sevmek de-mektir. Rasulullah’ı sevmek toplumun en garibanının yaşadığı hayata talip olmak demektir. Rasûlullah’ı sevmek demek kuru ekmek yemeyi sevmek demektir. Rasûlullah’ı sevmek sadece Allah önünde eğilmek, Allah’tan başka hiç kimsenin önünde eğilmemek demektir. Rasûlul-lah’ı sevmek demek tüm kâfirlerin, müşriklerin karşısında Allah’ın bü-yüklüğünü ilân ederek izzetli ve şerefli bir hayat yaşamak demektir.

    Evet Rasûlullah’ın köşkü, sarayı, villası, parası, pulu, halısı, kilimi, yatağı, yorganı, atı, arabası yoktu, ama onuru vardı, izzeti vardı. Şimdi şu anda müslümanlar olarak her şeyimiz var, ama izzetimiz yok, onurumuz yok. Allah ve Resûlünün ön gördüğü şahsiyetimiz yok. Tüm dünya kâfirleri yanında zerre kadar bir değerimiz yok. Ne siyasal, ne ekonomik, hiçbir değerimiz yok. Alnını gere, gere ben müs-lümanım bile diyemiyoruz. Ben müslümanım ve benim müslümanlık-tan başka şeref duyduğum hiçbir şey yoktur diyemiyoruz. Kalbimizde en ufak bir İslam onuru kalmadı.

    Evet Rasûlullah efendimiz önce hanımlarından Ayşe annemize durumu açtı. Ayşe, sana bir şey söyleyeceğim, ama rica ediyorum iyice düşünmeden, babanla da istişare etmeden karar verme diyor ve konuyu açıklıyor. Ve Ayşe annemiz gülüveriyor. Ey Allah’ın Resûlü, ben bu konuda hiç kimseye danışmadan Seni ve âhireti tercih ediyorum. Rabbimin hoşnutluğu, senin hoşnutluğun benim için dünyadan, dünyanın tüm nimetlerinden daha hayırlıdır deyince Allah’ın Resûlü çok sevindi. Diğer hanımları da aynı şeyi söyleyerek Rasûlullah efendimizi memnun ettiler. Rasûlullah’ın hanımı ve tüm müslümanların anası olma şerefini ve özellikle cenneti kaybetmediler.

    Acaba aynı durumda bizim hanımlarımız olsa hangisini tercih ederlerdi? Ey müslüman hanımlar, sizler hangisini tercih ediyorsunuz bugün? bir düşünün. Hangisinden yanasınız? Dünya ve dünya nimetlerine ulaşmak mı? yoksa Allah ve Resûlünün hoşnutluğu mu? Dünyada lüks bir hayat mı? Yoksa cennet mi? Hangisinden yanasınız? Önce dünyayı bir kazanalım, sonra âhireti de ayarlarız mı diyoruz? Dünya hayatı ve süsü olsun, bunun yanında âhiret de olsun mu di-yoruz? Yoksa dünya hayatı ve süsünü bir tarafa bırakıp, bu konuda kendi kendimize hiçbir yorum yapmadan, hiçbir çıkış yolu aramadan Allah, Resûlü ve âhiret yurdunu mu tercih ediyoruz? Böyle yapalım da efendimizin hane-i saadetlerinde bizim de yerimiz olsun, biz de ehl-i beytten olalım mı diyoruz? Öteler âleminde Rasûlullah yanında bir yerimiz olsun mu diyoruz? Tercih bize bırakılmış, buyurun neyi, hangisini tercih edeceksek tercihimizi güzel yapalım.


  4. 26.Ağustos.2012, 00:04
    2
    Moderatör



    Alıntı
    kocamla tartıştık bana git başkasıyla evlen dedi. ben daha güzel bir eve çıkalım deyince zengin koca bul kendine vs. dedi. bu tür konuşmalarından çok rahatsız oluyorum. ben senin eşinim sen nikahlı eşine nasıl başkasıyla evlen diyebilirsin dediğimde de Efendimiz Hz. Muhammed böyle buyurmuştur dedi. gerçekten Efendimizin böyle bir sözü var mı ve ben bu dum karşısında nasıl davranmalıyım
    Hayatımda çok insan gördüm tanıdım/okudum ama böylesine hiç rastlamadım!
    Allah ıslah etsin.
    Bu sözler doğru değil, Peygambere iftira atmış.
    Olay şöyle:

    Ahzab süresi 29. ayetin meali ve tefsiri

    “Ey peygamber! Eşlerine şöyle söyle: “Eğer dünya hayatını ve süslerini istiyorsanız gelin size bağışta bulunayım ve güzellikle salıvereyim. Eğer Allah'ı, peygamberini, âhiret yurdunu istiyorsanız bilin ki, Allah içinizden iyi davrananlara büyük ecir hazırlanmıştır.”

    Hitap yine Rasûlullah efendimize. Rivâyetlere göre Rasûlullah efendimizin hanımları Beni Kureyza Yahudilerinin malları, mülkleri ele geçince Rasûlullah efendimizi sıkıştırdılar. El âlemin kadınları şöyle şöyle bir hayatın içindelerken bizler sıkıntı ve yokluk içinde kıvranıyoruz dediler. Rasûlullah efendimizden dünyalık bir şeyler istediler. Müslümanların ellerine son savaşlarda bolca ganimet geçince hayat standartlarında değişmeler oldu. Bu durumdan tüm mü’minler etkilendikleri gibi Rasûlullah efendimizin hanımları da etkilendiler.

    O anda Rasûlullah’ın aile efradı olarak Ayşe, Havfsa, Safiye, Meymune, Cüveyriye, Ümmü Seleme, Ümmü Habibe ve Zeynep var. Bu değerli analarımız toplanıp Rasûlullah’tan bir istekte bulunurlar. Bizim de başkaları gibi yiyip içmeye, giyinip kuşanmaya hakkımız vardır derler. Bizim de hayat standardımız biraz değişsin, biz de biraz rahat edelim, bizim evimiz, eşyamız da biraz hoşumuza gidecek hale gelsin derler. Ey Allah’ın Resûlü biraz da biz hanımlarını düşünsen, biraz da bizim için harcama yapsan derler.

    Belki peygambere karşı hanımlarının istekleri, bu tavırları Onun insanlığa getirip sunmuş olduğu, insanlardan istemiş olduğu hayat tarzının bir bakıma bir sorgulanması anlamına da geliyordu. Belki de Rasûlullah’ın hanımları Onun diğer müslümanlar gibi şimdiye kadar elinde avucunda bir şey olmadığı için böyle garipçe bir hayat yaşadığı hükmüne, zannına varmışlardı. Şimdi ise müslümanların eline bolca ganimet malı geçmişti.

    Ama Rasûlullah efendimizin hayatı değişmiyordu. Çaba yine insanlığı hidâyete ulaştırma çabası. Ama müslümanların hayatlarında az da olsa bir değişikliği görmeleri efendimizin eşlerinde de bir takım değişikliklerin oluşmasına sebep oluyor. Halbuki eğer O dileseydi Rabbimiz hem Mekke’de hem de Medine’de altınlar gümüşler verir, dağları taşları altın yapar, bağlar bahçeler, servetler, paralar, pullar, mallar, mülkler lütfederdi. Eğer bu dünyada Allah’ın razı olduğu hayat paranın, pulun, altının, gümüşün, servetin, samanın, makamın, mansıbın, devletin, saltanatın, sarayın, köşkün varlığıyla daha hayırlı olmuş olsaydı elbette Rabbimiz çok sevdiği elçisine bütün bunları yeryüzünde hiç kimseye vermediği kadar lütfederdi. Ama bütün bunlar Allah katında hayırlı, değerli şeyler olmadığı için, Allah katında hayırlı olanın dünyada Allah’a kulluğun icrasına imkân verecek kadarıyla iktifa edip âhirette Allah’ın yüce nimetlerine ulaşma heyecanıyla bir hayat yaşamaktı.

    Yâni gerek Mekke’de, gerekse Medine de Rasûlullah’ın Allah’ın sevgilisi bir peygamber olarak tüm insanlığa bir örnek olarak ashabının, toplumunun en fakirinin, en garibinin, en düşük gelirlisinin yaşayabileceği bir hayat standardını yaşaması Onun buna gücünün yetmeyişinden değildi. Ve zaten Hatice anamızla evliliğinden sonra gerek kendisinin, gerekse çok zengin olan hanımının elinde avucunda ne varsa müslümanlara harcayıp tüketmiştir.

    Çünkü Allah’ın Resûlü Allah’ın bu dünyada razı olup istediği bir hayatı örneklemekle mükellefti. Allah’ın istediği kulluğu en güzel bir biçimde pratikte insanlara göstermekle mükellefti O. O öyle bir hayat yaşamalıydı ki toplumda hiçbir kimsenin Onun hayatı karşısında komplekse düşmemesi ve işte benim efendim, işte benim örneğim, işte benim pişdarım, işte benim reisim, benim liderim. O benim efendim olarak böyle bir hayat yaşadıktan sonra ben Onun yaşadığı hayatı yaşamaktan niye aşağılık duygusu duyayım? Niye ezilip büzüleyim? Ben mutluluğu, ben izzet ve şerefi, ben huzur ve saadeti, ben kulluk ve özgürlüğü yalnızca Allah Resûlüne teslimiyette ararım. Ben sadece Onun gibi olduğum zaman mutlu olurum diyerek onurlu ve şerefli bir hayatı yaşamanın zevkine erecektir. Tüm toplum böylece güzel bir hayata kavuşacaktır.

    Ama eğer bunun aksi olursa. Toplumun peygamberi, toplumun önderi, örneği, lideri, imamı, başkanı, devlet reisi o toplumun gözleri önünde hiç kimsenin ulaşamayacağı bir hayatı yaşarsa, hiç kimsenin elde edemeyeceği nimetlerin içinde yüzerse ve o toplumun fertleri kadınıyla erkeğiyle o hayatın özlemini duymaya başlarlarsa, herkes böyle bir hayata ulaşmanın kavgası içine girerse, ulaşamadıkları için de herkes böyle bi aşağılık kompleksine girer ve kimliksiz, mutsuz bir yaşantının mahkumu olursa varın birbirini yiyecek hale gelen o toplumun durumunu siz düşünün.

    İşte görüyoruz, hal dilden daha iyi anlatır. Halbuki İslâm tüm insanları onurlu bir hayata dâvet etmektedir. Allah’ın Resûlü insanlara onurlu ve mutlu bir hayatı öğretmek için gelmiştir. Rabbimiz tüm kullarına böyle onurlu bir hayatı öğretirken elbette bunun pratikteki örneğini peygamberlerinde gösterecektir. Evet bunun ilk örneği hayattayken Rasûlullah efendimiz, sonra Ebu Bekir efendimiz, sonra Ömer, Osman, Ali ve benzeri sahâbe-i kiram efendilerimiz, Ömer Bin Abdi’l Azîz gibi selefimiz olmuştur.

    Bunlar, bu değerli efendilerimiz öyle güzel bir hayat yaşayacaklar ki, öyle güzel bir hayat yaşadılar ki toplumlarının en alt tabakasında bulunan, gariptir diye hiç kimsenin değer vermediği gibi görünen yoksul bir kimse bile onların evlerine geldikleri zaman, onların hayat standartlarına baktıkları zaman kendi hayatlarından üzüntü ve aşağılık kompleksi duymamışlardır. Onları kendilerinden daha lüks bir hayatın içinde bulmamışlardır. Ve işte benim örneğim, benim kendisine bağlandığım imamım budur diye onlara sevgiyle sarılmışlardır. Ben nasıl yaşıyorsam efendim de öylece yaşıyormuş diyerek hayatlarından mutluluk duymuşlardır. Benim onurum bunların onuru, benim sıkıntım bunların sıkıntısıymış. Benim şerefli kulluğum bunların kulluğunun aynısıymış diyebilmişlerdir.

    Tüm toplumun böyle mutlu, dengeli, düzenli olduğu bir dünyada sonunda ne mi oldu diyorsunuz? İnsanlar şahsiyetli birer efendi oldular. İnsanlar dünyayı değil âhireti, ekonomiyi değil Allah’a kulluğu hedefleyen birer tok müslüman oldular. İhtiyaç felsefeleri Allah ve Re-sûlünün belirlediği gibi değişen, dünyaya kul köle olmayan birer yiğit oldular.

    Bakın bir tane örnek vereyim: Peygamber örnekliğinde en şerefli hayatı yaşayan o müslümanların içinden Sa’d Bin Ebi Vakkas isminde bir yiğit o günün en süper devleti olan, en büyük siyasal ve egemenliğine sahip olan İran’ın Kisra’sının, devlet başkanının sarayına elçi olarak gönderilir. Ayağı çıplak, kılıcının kını bile yok. Atının üzerinde eğeri bile yok. Sarayın giriş kapısında atından aşağıya inmiş, Kisra’nın kendisinin gözünü boyamak, gücünü kuvvetini göstermek için serdirdiği ipekten halılara mızrağını vura vura, insanların içi giden o atlas halıları dele dele kralın yanına girerken, asla ben şu anda dünyanın en büyük kralının huzurundayım diye en ufak bir eziklik içine girmeden, müslümanlığının onuru ve izzetiyle karşısına çıkar. Ve der ki, ey Kisra, bizler Allah’ın şerefli bir dinle, şerefli bir peygamberle şereflendirdiği insanlarız. Senden bu şerefe sahip çıkmanı, müslüman olarak şereflilerden olmanı istiyoruz. Aksi takdirde bizimle savaşa hazır ol. Senin hayatı sevdiğinden çok Allah için şehadete can atan şerefli bir toplumla karşı karşıyasın. Düşün ve kararını ver diyebiliyor.

    Kralın mülkü ve saltanatı karşısında kalbinde en ufak bir eziklik, bir şahsiyet problemi yaşamıyor. İşte böyle bir yiğit ancak gözleri önünde onurlu, şerefli bir hayat yaşayan, yaşadığı şerefli hayatıyla toplumuna örnek olan, toplumunun hiçbir ferdini kendisine imrendirmeyen bir peygamberin ve onun yolunu takip edenlerin arasında yetişebilir. Tüm dünyayı ayaklarının altına alıp onuru, izzeti, şerefi sadece Allah’a kullukta gören, dünya mülkünü Allah’ın istediği gibi değerlendiren devlet adamlarına, liderlere, imamlara ne kadar ihtiyacımız var bugün, anlıyorsunuz değil mi?

    Evet Rasûlullah efendimizin hanımları ister onun hayatını sorgulamak için olsun, ister gerçekten sıkıntıdan kurtulmak için olsun, bir şeyler isterler ve efendiler efendisini epey üzerler. Belki bunun farkına varan iki kayınpederi, Ebu Bekir ve Ömer Rasûlullah’ın hane-i saadetlerine gelirler. Bakarlar ki Rasûlullah üzgün ve hanımları etrafında toplanmışlar. Sorarlar Rasûlullah’a. Nedir bu sessizlik ey Allah’ın Resûlü? Bir şey mi oldu? Rasûlullah buyurur ki işte gördüğünüz gibi çevremde oturmuş benden kendilerine harcamamı artırmamı istiyorlar. İki sadık insan orada kızlarını azarlayarak derler ki, niçin peygamberi üzüyor ve ondan sahip olmadığı şeyleri istiyorsunuz? Biz olsak kayınpeder olarak böyle mi yaparız ? Böyle kendi kızlarımızı mı tedip ederiz? Bunun üzerine Rabbimiz Rasûlullah efendimize şunları vahy eder:

    Ey Nebim, söyle o hanımlarına. Arkadaşlar bu âyetler, bu teklif şu anda bize de söyleniyor. Bizler Kur’an’dan öğreniyoruz ki Rasû-lullah efendimizin okumuş olduğu âyetler yanı zamanda bize de okunmaktadır. Şu anda bu teklif bize, bizim hanımlarımıza, bizim oğullarımızı, kızlarımıza söyleniyor. Öyle değil mi? Söyle hanımlarına di-yor Rabbimiz. Eh şu anda Rasûlullah’ın hanımları hayatta değiller. Eğer bu âyetler sadece Rasûlullah’ın hanımlarıyla ilgili olmuş olsaydı o zaman bu âyetler o gün işlevini bitirmiş ve artık kitabımızda bulun-mazdı. Ama eğer kıyâmete kadar bu âyetler bu sûrede varsa ve şu anda analarımızda hayatta değilse elbette bu âyet bize ve hanımlarımıza hitap etmektedir.

    Ve şu anda yeni inmiştir bu âyetler. Eğer şu anda bizler yeni okuyorsak bu âyetleri. Şu anda bu âyet bizim gündemimizdedir ve hiç kimsenin bu âyetleri gündemden düşürmeye hakkı da salahiyeti de yoktur. Hiç kimsenin kendisini bu âyetlerden sorumsuz görmesi de mümkün değildir. Yine bu kitabımızda diğer peygamberlerle ilgili olan tüm kıssalar da şu anda bizimle ilgili olduğu gibi bize hitap etmektedir. Hiçbir anlayış bu âyetler o gün filân peygambere hitap ediyordu, o gün analarımıza hitap ediyor, onları bağlıyordu, yok bunlar Yahudiler, bunlar Hıristiyanlarla, bunlar Mecûsîlerle ilgiliydi, bunların bizimle ilgisi yoktur diyerek bu kitabın âyetlerini birkaç âyete indirgemeye hakkı yoktur. Bu âyetlerden şu anda tüm dünya, tüm müslümanlar sorumludur.

    Evet hanımlarına deki ey peygamberim, eğer sizler peygamber eşleri olarak dünya hayatını, dünya hayatının ziynetini, süsünü, rahatlığını, konforunu, lüksünü istiyorsanız. Eğer derdiniz dünyada refah içinde bir hayat yaşamaksa, gelin sizi metalandırayım. Size ba-ğışta bulunayım. İstiyorsanız sizi boşayayım, boşamam dolayısıyla size vermem gereken mutayı, mehirlerinizi vereyim de güzellikle sizi salıvereyim. Böylece benim içinde bulunduğum sıkıntılı hayattan kurtulup serbest olursunuz. Özgürce dilediğiniz gibi bir hayat yaşarsınız. İstediğiz şekilde yer, içer, giyinir, kuşanırsınız.

    Evet işte peygamber hanımlarına söylenen söz budur. Peki bize söylenen nedir? Bize ne söyleniyor burada? Ey insanlar, ey müs-lümanlar eğer dünya hayatını ve süsünü istiyorsanız gelin sizi serbest bırakayım, keyfinize göre bir hayat yaşayın. Ama unutmayın ki bu tercihinizle peygamber ailesinden, peygamber çevresinden, peygamberle birlik olmaktan, peygamber yolunun yolcusu olmaktan uzaklaşmış olursunuz. Buyurun dilediğiniz gibi yaşayabilirsiniz. Yine peygamber ailelerine ve bizlere ikinci teklif te şöyle. Yok eğer dünyayı değil de Allah’ı, Resûlüne ve âhiret yurdunu istiyorsanız muhakkak ki Allah sizden muhsin olanlara, Allah’ı görüyormuş gibi Ona kulluk yapanlara büyük mükâfat hazırlamıştır. Haydi buyurun bu mükafat da sizi bekliyor. Evet hem hanımlarına hem de kıyâmete kadar gelecek tüm erkek ve hanımlara bunu teklif ettiriyordu Rabbimiz.

    Evet onların tekliflerine bir azarlama, bir öfkelenme yok. Ama müthiş bir karşı ifade, müthiş bir teklif geliyor. Eğer Allah ve Resûlünü istiyorsanız, Allah ve Resûlünün hoşnutluğunu istiyorsanız, âhiret yur-dunu istiyorsanız, âhiret yurdunda gözlerin görmediği, kulakların duy-madığı, beşer kalbinin akla hayale getiremeyeceği devlet ve nimetlerinin sizin olmasını arzu ediyorsanız, muhakkak ki Allah sizden samimiyetle, Allah’ı görüyormuşçasına Ona kulluk edenlere büyük bir mükâfat hazırlamıştır. Haydi buyurun. İki seçenekten birini seçmekle kar-şı karşıyasınız. Allah, resul ve âhiret yurdu. Allah ve Resûlünün rı-za-sı, âhiret yurdunun büyük mükâfatları. Ya da dünya hayatı, dünyanın lüksü, malı mülkü, serveti, giyimi, kuşamı, yemesi, içmesi. İşte her iki-si de karşınızda durmaktadır. Buyurun hangisini tercih edecekseniz edin.


    Rabbimizin bu değerlendirmesinden anlıyoruz ki bunun her ikisi de birlikte olmayacaktır. Yâni hem dünya olsun, hem dünyanın süsü ve ziyneti olsun, hem de Allah, Resûlü ve âhiret olsun. Niye biri olunca diğeri olmuyor? diye bir soru soruyor veya işte bu konuda şu andaki mevcut hayatımıza göre bir takım felsefeler geliştirmeye çalışıyorsak, kesinlikle bilelim ve iman edelim ki işte Rabbimizin bu âyet-i kerimesindeki değerlendirmesi bizim şu andaki yanlış anlayışlarımızı kesinlikle reddediyor.

    İşte Rasûlullah efendimizin yaşadığı hayat ortada. Onun hayat standardını gözünüzün önüne getirin, evini gözünüzün önüne getirin, kerpiçten, hurma liflerinden, başınızı kaldırsanız tavana değecek kadar alçak ve sadece üç kişinin gömülebileceği genişlikte bir ev. Yiyip içtiği de belli. Günler aylar geçer de bazen ocağı yanmaz, bacası tüt-mez, sadece üç beş hurmayla karınları doyar. Ne kendisinin ne hanımlarının giyecek fazladan bir elbiseleri var, ne de böyle dolapları dolduracak eşyaları.

    Ve düşünün bu âyetler geldiği zaman da Allah’ın Resûlü yeryüzünün en büyük devletinin başkanı. Eğer isteseydi etrafında pervaneler gibi dönen o yiğitler Japonya’dan mermer, Bohemya’dan kristaller getirip muhteşem saraylar, tüm mallarını verip lüks içinde bir hayat verebilirlerdi ona. Ama Allah’ın istediği bu olmadığı için Rasûlullah şiddetle kaçtı onlardan. Hatice anamızın ve kendisinin ticaret mallarını da daha Mekke’deyken Allah yolunda sıfırladı. Tüm mal varlığını Müslüman köleleri zalim patronlarının elinden kurtarmaya harcadı. Peygamberliğinden sonra da malını daha fazla çoğaltmayı, ticaretini daha da büyütüp konfor içinde bir hayat yaşamayı asla düşünmedi.

    İşte bu şartlarda bir hayat yaşarken hanımlarının mızıkçılıkları karşısında Rabbimizin elçisine emri bu olmuştu. Söyle onlara peygamberim, bu ikisinden birini tercih etsinler. Bu Rabbimizin bir emriydi ve Allah’ın Resûlü bunu onlara tebliğ etmeliydi. Eğer dünya hayatını istiyorsanız gelin güzellikle boşayayım sizi demeliydi. Haydi buyurun ikisinden birini tercih edin denecekti. Ya dünya, ya âhiret. Ya dünyada lüks bir hayat, ya da âhirette Allah’ın hoşnutluğu, Allah’ın cenneti. Şimdi annelerimiz hangisi seçmeliydi? Şimdi biz bunlardan hangisini seçmeliyiz?

    Rasûlullah’ı sevmek Onun hayatını, hayat anlayışını sevmek demektir. Rasûlullah’ı sevmek fakirliği sevmek demektir. Sahâbeden birisi gelip, ey Allah’ın Resûlü ben seni çok seviyorum buyurunca, Allah’ın Resûlü öyleyse fakirliğe hazır ol buyurmuştu. Çünkü gerçekten beni seven böyle olmalıdır. Rasûlullah’ı sevmek yetimleri sevmek demektir. Rasûlullah’ı sevmek merkep üzerinde yürümeyi sevmek de-mektir. Rasulullah’ı sevmek toplumun en garibanının yaşadığı hayata talip olmak demektir. Rasûlullah’ı sevmek demek kuru ekmek yemeyi sevmek demektir. Rasûlullah’ı sevmek sadece Allah önünde eğilmek, Allah’tan başka hiç kimsenin önünde eğilmemek demektir. Rasûlul-lah’ı sevmek demek tüm kâfirlerin, müşriklerin karşısında Allah’ın bü-yüklüğünü ilân ederek izzetli ve şerefli bir hayat yaşamak demektir.

    Evet Rasûlullah’ın köşkü, sarayı, villası, parası, pulu, halısı, kilimi, yatağı, yorganı, atı, arabası yoktu, ama onuru vardı, izzeti vardı. Şimdi şu anda müslümanlar olarak her şeyimiz var, ama izzetimiz yok, onurumuz yok. Allah ve Resûlünün ön gördüğü şahsiyetimiz yok. Tüm dünya kâfirleri yanında zerre kadar bir değerimiz yok. Ne siyasal, ne ekonomik, hiçbir değerimiz yok. Alnını gere, gere ben müs-lümanım bile diyemiyoruz. Ben müslümanım ve benim müslümanlık-tan başka şeref duyduğum hiçbir şey yoktur diyemiyoruz. Kalbimizde en ufak bir İslam onuru kalmadı.

    Evet Rasûlullah efendimiz önce hanımlarından Ayşe annemize durumu açtı. Ayşe, sana bir şey söyleyeceğim, ama rica ediyorum iyice düşünmeden, babanla da istişare etmeden karar verme diyor ve konuyu açıklıyor. Ve Ayşe annemiz gülüveriyor. Ey Allah’ın Resûlü, ben bu konuda hiç kimseye danışmadan Seni ve âhireti tercih ediyorum. Rabbimin hoşnutluğu, senin hoşnutluğun benim için dünyadan, dünyanın tüm nimetlerinden daha hayırlıdır deyince Allah’ın Resûlü çok sevindi. Diğer hanımları da aynı şeyi söyleyerek Rasûlullah efendimizi memnun ettiler. Rasûlullah’ın hanımı ve tüm müslümanların anası olma şerefini ve özellikle cenneti kaybetmediler.

    Acaba aynı durumda bizim hanımlarımız olsa hangisini tercih ederlerdi? Ey müslüman hanımlar, sizler hangisini tercih ediyorsunuz bugün? bir düşünün. Hangisinden yanasınız? Dünya ve dünya nimetlerine ulaşmak mı? yoksa Allah ve Resûlünün hoşnutluğu mu? Dünyada lüks bir hayat mı? Yoksa cennet mi? Hangisinden yanasınız? Önce dünyayı bir kazanalım, sonra âhireti de ayarlarız mı diyoruz? Dünya hayatı ve süsü olsun, bunun yanında âhiret de olsun mu di-yoruz? Yoksa dünya hayatı ve süsünü bir tarafa bırakıp, bu konuda kendi kendimize hiçbir yorum yapmadan, hiçbir çıkış yolu aramadan Allah, Resûlü ve âhiret yurdunu mu tercih ediyoruz? Böyle yapalım da efendimizin hane-i saadetlerinde bizim de yerimiz olsun, biz de ehl-i beytten olalım mı diyoruz? Öteler âleminde Rasûlullah yanında bir yerimiz olsun mu diyoruz? Tercih bize bırakılmış, buyurun neyi, hangisini tercih edeceksek tercihimizi güzel yapalım.


  5. 26.Ağustos.2012, 13:58
    3
    Misafir

    Cevap: karı koca tartışması sırasında sarfedilen olumsuz sözler

    bu konuda nasıl davranmalıyım?


  6. 26.Ağustos.2012, 13:58
    3
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
    bu konuda nasıl davranmalıyım?


  7. 26.Ağustos.2012, 14:49
    4
    islamyolu
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Mayıs.2011
    Üye No: 87477
    Mesaj Sayısı: 2,615
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: karı koca tartışması sırasında sarfedilen olumsuz sözler

    kardeş Kocanın üzerine çok gitmiş olmayasın sakın. Ne bileyim ev al şunu al bunu al durmadan dersen oda sinirden öyle bir laf söylemiş olabilir. Ama kalbinde öyle birşey geçtiğini sanmam. Hep kocalarda buluyorsunuz hataları birazda kendinizi tenkit edin bakayım.

    (Kadının cihadı, kocası ile iyi geçinmektir.) [Taberani]

    (Kadın, beş vakit namazı kılar, orucunu tutar, kendini yabancılardan korur ve kocasına muti olursa, Cennete girer.) [İbni Hibban]

    (Kocası razı olduğu halde ölen kadın Cennete girer.) [Tirmizi]

    (Kocasına muhabbet gösteren, çocuk doğuran, öfkelendiği an veya kocası kendine kızdığı zaman, kocasını razı edinceye kadar uyumayan kadın Cennetliktir.) [Taberani]

    (Cennette kadınların az olduğunu gördüm. Sebebini sordum. "Onları altın ve ziynet eşyası meşgul etti" dediler.) [İ. Ahmed]

    (Kıyamette Allahü teâlâ, kocasına dili ile eziyet eden kadının dilini 70 arşın uzun yapıp, boynuna dolar. Kocasına kötü gözle bakan kadını da başı kesik ve bedeni parçalanmış hale çevirir.) [Şir’a]

    (Eğer kocalarına karşı küfran-ı nimette bulunmasalar, namaz kılanlar hemen Cennete girerdi.) [Şir’a]

    (Cehennem halkının ekseriyetini kadınların teşkil ettiğini gördüm. Sebebi de, çok lanet ederler ve kocalarına karşı küfran-ı nimette bulunurlar.) [Buhari]

    (Kocanın hanımı üzerindeki hakkı, benim sizin üzerinizdeki hakkım gibidir. O halde kocasının hakkını gözetmeyen, Allahü teâlânın hakkını gözetmemiş olur.) [Şir’a]

    (Kadın, kocasından izinsiz olarak nafile oruç tutamaz. Eğer tutarsa, aç ve susuz kalmış olur, sevap kazanamaz. Kocasından izinsiz evinden dışarı çıkamaz. Çıkarsa, gökteki melekler, geri evine dönünceye kadar ona lanet eder.) [Taberani]

    (Bir erkek, ihtiyacı için hanımını çağırsa, kadın tandır başında olsa da, hemen ihtiyacına cevap versin!) [Tirmizi]

    (Kocası çağırdığı halde yatağa gelmeyen kadına melekler sabaha kadar lanet eder.) [Buhari]

    (İzinsiz evden çıkan kadına, kocası razı oluncaya kadar, güneşin ve ayın doğduğu her şey lanet eder.) [Deylemi]

    (Kadın, kocasından izinsiz [ana, baba, kardeşleri dahil] hiç kimseyi evine alamaz, nafile namaz kılamaz.) [Taberani


    (Kadınlarınızı süslü giyinmekten men ediniz! Beni İsrail kadınları süslü giyinip camiye gururlanarak yürüdükleri için lanetlenmişlerdir.) [İbni Mace]

    (Kocası razı oluncaya kadar, kadının namazları ve hiçbir iyiliği kabul olmaz.) [Taberani]

    (Kocasının yatağından kaçan kadına, melekler sabaha kadar lanet eder.) [Buhari]

    (Kadının üzerinde en büyük hak sahibi kocasıdır, erkeğin de anasıdır.) [Hâkim]

    (Kadın, kocasının hakkını ödemedikçe, Allahü teâlânın hakkını ödemiş olmaz.) [Taberani]



    Bu hadisi şeriflere göre Kocana nasıl bir yaklaşımda bulunman gerekliliğini anlamış olman lazım.


    şimdi geçelim ikinci misale ; eğerki kocana çok iyi davranıyorsan oda sana kötü davranıyorsa. ne kadarda kötü davransa bir eşine bu tür laf söylenmez tabiki. Ama benim tahminim O kadar Eve barka meraklıysan zengin koca alsaydın gibi bir kelime kullanmış olabilir. erkekler genelde bu tür laf eder. Ama git başka koca al derse bu gerçekten tehlikeli kötü bir sözdür. sende yanlış anlamış olabilirsin. Kocan namaz kılıyormu dini yönü nasıl bilmiyorum ama. Dini yönü kuvvetli olsa bu tür laflar kullanmaz zaten..


  8. 26.Ağustos.2012, 14:49
    4
    islamyolu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    kardeş Kocanın üzerine çok gitmiş olmayasın sakın. Ne bileyim ev al şunu al bunu al durmadan dersen oda sinirden öyle bir laf söylemiş olabilir. Ama kalbinde öyle birşey geçtiğini sanmam. Hep kocalarda buluyorsunuz hataları birazda kendinizi tenkit edin bakayım.

    (Kadının cihadı, kocası ile iyi geçinmektir.) [Taberani]

    (Kadın, beş vakit namazı kılar, orucunu tutar, kendini yabancılardan korur ve kocasına muti olursa, Cennete girer.) [İbni Hibban]

    (Kocası razı olduğu halde ölen kadın Cennete girer.) [Tirmizi]

    (Kocasına muhabbet gösteren, çocuk doğuran, öfkelendiği an veya kocası kendine kızdığı zaman, kocasını razı edinceye kadar uyumayan kadın Cennetliktir.) [Taberani]

    (Cennette kadınların az olduğunu gördüm. Sebebini sordum. "Onları altın ve ziynet eşyası meşgul etti" dediler.) [İ. Ahmed]

    (Kıyamette Allahü teâlâ, kocasına dili ile eziyet eden kadının dilini 70 arşın uzun yapıp, boynuna dolar. Kocasına kötü gözle bakan kadını da başı kesik ve bedeni parçalanmış hale çevirir.) [Şir’a]

    (Eğer kocalarına karşı küfran-ı nimette bulunmasalar, namaz kılanlar hemen Cennete girerdi.) [Şir’a]

    (Cehennem halkının ekseriyetini kadınların teşkil ettiğini gördüm. Sebebi de, çok lanet ederler ve kocalarına karşı küfran-ı nimette bulunurlar.) [Buhari]

    (Kocanın hanımı üzerindeki hakkı, benim sizin üzerinizdeki hakkım gibidir. O halde kocasının hakkını gözetmeyen, Allahü teâlânın hakkını gözetmemiş olur.) [Şir’a]

    (Kadın, kocasından izinsiz olarak nafile oruç tutamaz. Eğer tutarsa, aç ve susuz kalmış olur, sevap kazanamaz. Kocasından izinsiz evinden dışarı çıkamaz. Çıkarsa, gökteki melekler, geri evine dönünceye kadar ona lanet eder.) [Taberani]

    (Bir erkek, ihtiyacı için hanımını çağırsa, kadın tandır başında olsa da, hemen ihtiyacına cevap versin!) [Tirmizi]

    (Kocası çağırdığı halde yatağa gelmeyen kadına melekler sabaha kadar lanet eder.) [Buhari]

    (İzinsiz evden çıkan kadına, kocası razı oluncaya kadar, güneşin ve ayın doğduğu her şey lanet eder.) [Deylemi]

    (Kadın, kocasından izinsiz [ana, baba, kardeşleri dahil] hiç kimseyi evine alamaz, nafile namaz kılamaz.) [Taberani


    (Kadınlarınızı süslü giyinmekten men ediniz! Beni İsrail kadınları süslü giyinip camiye gururlanarak yürüdükleri için lanetlenmişlerdir.) [İbni Mace]

    (Kocası razı oluncaya kadar, kadının namazları ve hiçbir iyiliği kabul olmaz.) [Taberani]

    (Kocasının yatağından kaçan kadına, melekler sabaha kadar lanet eder.) [Buhari]

    (Kadının üzerinde en büyük hak sahibi kocasıdır, erkeğin de anasıdır.) [Hâkim]

    (Kadın, kocasının hakkını ödemedikçe, Allahü teâlânın hakkını ödemiş olmaz.) [Taberani]



    Bu hadisi şeriflere göre Kocana nasıl bir yaklaşımda bulunman gerekliliğini anlamış olman lazım.


    şimdi geçelim ikinci misale ; eğerki kocana çok iyi davranıyorsan oda sana kötü davranıyorsa. ne kadarda kötü davransa bir eşine bu tür laf söylenmez tabiki. Ama benim tahminim O kadar Eve barka meraklıysan zengin koca alsaydın gibi bir kelime kullanmış olabilir. erkekler genelde bu tür laf eder. Ama git başka koca al derse bu gerçekten tehlikeli kötü bir sözdür. sende yanlış anlamış olabilirsin. Kocan namaz kılıyormu dini yönü nasıl bilmiyorum ama. Dini yönü kuvvetli olsa bu tür laflar kullanmaz zaten..


  9. 27.Ocak.2015, 21:56
    5
    Misafir

    Cevap: karı koca tartışması sırasında sarfedilen olumsuz sözler

    ben 8 yaşında bir çocuğum babam annemi dövüyor ve biski içiyor boşandılar çok üzülüyorum ne yapmam lazım


  10. 27.Ocak.2015, 21:56
    5
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
    ben 8 yaşında bir çocuğum babam annemi dövüyor ve biski içiyor boşandılar çok üzülüyorum ne yapmam lazım





+ Yorum Gönder