Konusunu Oylayın.: Bilim adamlarının peygamberimize söylenen sözler

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 4 kişi
Bilim adamlarının peygamberimize söylenen sözler
  1. 11.Mart.2012, 18:58
    1
    Misafir

    Bilim adamlarının peygamberimize söylenen sözler






    Bilim adamlarının peygamberimize söylenen sözler Mumsema Bilim adamlarının peygamberimize söylenen sözler hakkında bilgiler paylaşabilir misiniz ?


  2. 18.Mart.2012, 19:37
    2
    ebuturab
    Site Doktoru

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 03.Mart.2007
    Üye No: 74
    Mesaj Sayısı: 1,714
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 20
    Bulunduğu yer: vuslat-ı nur

    Cevap: bilim adamlarının peygamberimize söylenen sözler





    Alıntı
    bilim adamlarının peygamberimize söylenen sözler



    De Lacy O’leary, Islam at the Crossroads, Londra, 1923.



    Krallıktan kaçan çok tabiî bir zühd hayatı

    Muhammed’in sağduyusu, krallığın ihtişamını çok hakir görüyordu. Allah’ın Elçisi, ailesinde bir hizmetçi gibi davranıyor, ateşi yakıyor, yeri süpürüyor, koyunları sağıyor, elbiselerini ve ayakkabılarını bizzat kendisi tamir ediyordu. Bir rahip, bir keşiş görüntüsü verme gereği de duymadan, çok tabiî bir zühd hayatı yaşıyordu.

    Edward Gibbon, The Decline and Fall of the Roman Empire, 1823.

    Ahlâkın gücü ve dininin dupduru hâliyle devamlılığı

    Muhammed’in hayatının en büyük başarısı, sadece ahlâkının gücünde yatmaktadır.

    Hayranlığımızı çeken, O’nun dininin anlatılması değil, devam edebilme gücüdür. O’nun Mekke ve Medine’ye nakşettiği aynı duru ve mükemmel tesir, onca olup bitene rağmen, 12 asırdır Hint, Afrikalı ve Türk Müslümanlarca aynen korunmaktadır. Onlar, inanç ve ibadetlerinde yönelip, kendisine bağlandıkları makamın beşer seviyesine düşmesine karşı durmayı daima bilmişlerdir.

    “Bir Allah’a inanırım ve Muhammed, Allah’ın Resülü’dür.”, İslâm’ın sade ve değişmeyen temelidir. Ulûhiyet kavramı, hiçbir zaman bir putla değerden düşürülmemiş, Peygamber’e verilen değer, asla beşerî sıınırı aşmamış ve O’nun getirdiği ve canlılığını sürekli koruyan prensipler, takipçilerinin kendisine karşı duyduğu saygı ve teşekkür hislerinin, hep akıl ve din sınırları içinde kalmasını sağlamıştır.

    Edward Gibbon, Simon Oakley, History of the Saracen Empire, Londra, 1879.

    “Ne daha önce, ne de daha sonra O’nun gibisini görmedim.”

    Koruduklarının en vefalı koruyucusu ve konuşması en tatlı, en kabul edilir olandı. O’nu ilk görenler, karşısında önce saygıyla ürperir, yanına yaklaşanlar ise O’nu sever ve O’nu tarif edenler, “Ne daha önce, ne de daha sonra O’nun gibisini görmedim.” derlerdi. Çok az konuşurdu, fakat konuştuğu zaman da vurgulu ve bilerek konuşur ve dinleyen kimse, O’nun söylediklerini unutmazdı.

    Lane-Poole, Speeches and Table Talk of the Prophet Muhammad.

    Bitmeyen bir hayranlık, sürekli bir saygı

    Arabistan’ın bu büyük Peygamberinin hayatını ve şahsiyetini inceleyen ve nasıl öğrettiğini, nasıl yaşadığını bilen herkesin, Ulu Zât’ın elçilerinin en büyüklerinden biri olan bu güçlü Peygamber için ürpertici bir saygıyla dolmaması mümkün değildir. Arzettiğim bu eserde söyleyeceklerimin pek çoğu, çoklarının bildiği şeyler olsa da, ben onları ne zaman yeni baştan okusam, bu Arabistanlı Muallim için hep yeni bir hayranlık, yeni bir saygı duyuyorum.”

    Annie Besant, The Life and Teachings of Muhammad, Madras, 1932.

    Sağlam bir arkadaş, vefalı bir yoldaş, bir fakir dostu

    Fakirlere karşı cömertliği o derecedeydi ki, sık sık bizzat kendi ailesi aç kalırdı. Fakirlerin sadece ihtiyaçlarını gidermekle kalmaz, onlarla sohbete oturur ve acılarını büyük bir içtenlikle paylaşırdı. Sağlam bir arkadaş, vefalı bir yoldaştı.

    W. C. Taylor, The History of Muhammadanism and its Sects.

    Her bakımdan ilâhî kaynağa dayalı olarak hükmetmiş yegâne insan

    Hem devletin hem caminin başı; hem Sezar hem Papa, fakat Papa’nın sun’iliklerini taşımayan bir Papa ve hususi birlikleri, özel korumaları, devamlı silâh altında bir ordusu, polis gücü ve sabit geliri olmayan bir Sezar.

    Eğer tarihte her bakımdan ilâhî kaynağa dayalı olarak hükmetmiş biri varsa, o da Muhammed’dir; çünkü O, en güçlüydü, fakat güce ehemmiyet verdiği yoktu. Özel hayatında ne kadar sade ise, halkın içinde de o kadar sade idi.

    Muhammed’in dininde, burada her şey farklıdır. O’nun hakkında, gizemli ve gölgeli şeyler değil, açık bir tarih var. Muhammed’in dışa dönük tarihini biliyoruz; O’nun, misyonunu ilânıyla başlayan içe dönük tarihi konusunda ise, menşei ve korunmasıyla eşsiz ve hakkında kimsenin ciddiye alınabilecek bir şüphe ortaya koyamadığı en Aslî Bir Otorite’ye dayanan bir kitaba sahip bulunuyoruz.

    Revered Bosworth Smith, Muhammad and Muhammadanism, Londra, 1874.

    İslâm: Her insanın idrakine hitap edebilen bir inanç sistemi

    İslâm, kelimenin etimolojik ve tarihî en geniş anlamıyla makul bir dindir.

    Bu dinde Kur’ân ve Peygamber’in öğretileri, daima temel kalkış noktası olarak önceliğini korumuş ve tevhid akidesi, her zaman hiç bulanmaz bir berraklık, bir ululuk ve tam bir kanaat ve kararlılıkla ilân edilmiştir. Böylesine net, bütün teolojik karmaşıklıklardan uzak ve her insanın idrakine hitap edebilen bir akideden, insanların vicdanına her zaman kolaylıkla yol bulması beklenir ve nitekim bulmuştur da.

    Edward Montet, La Propagande Chretienne et ses Adversaries Musulmans, Paris 1890.

    Herkese karşı sevgiyle dopdolu ve lekesiz bir şahsiyet

    Muhammad, halkı için parlak bir örnekti. Şahsiyeti, öylesine pâk ve lekesizdi. Evi, elbisesi, yiyecekleri… kısaca, bütün hayatı sade idi.

    Sun’ilikten o kadar uzaktı ki, arkadaşlarından asla özel bir saygı beklemez; bizzat kendisinin gördüğü kendi şahsî hizmetini kendisine kölesinin bile yapmasını istemezdi. Herkes, her zaman huzuruna girebilirdi. Hastaları ziyaret ederdi ve herkese karşı sevgi doluydu. Toplumunun iyiliğine duyduğu ilgi ve bu konuda gösterdiği gayret ölçüsünde de cömert ve âlicenap idi.

    Dr. Gustav Weil, History of the Islamic Peoples.

    İnsan büyüklüğünün tesbitinde kullanılan bütün ölçüler içinde soruyoruz: O’ndan daha büyüğü var mıdır?

    Dünyada başka hiç kimse, önüne gönüllü veya gönülsüz O’nunkinden daha büyük bir hedef koymamıştır: Allah’la insan arasına sokulmuş bâtıl inançları ortadan kaldırmak; Allah’la insanı aracısız karşı karşıya getirmek; putatapıcılığın maddî ve çarpıtılmış ilâhlar kaosu arasında aklî ve kutsal ilâh kavramını yeniden yerleştirmek.

    Dünyada başka hiç kimse, bu kadar zayıf vasıtalarla insan gücünün bu kadar ötesinde bir işe girişmemiştir; böylesine büyük bir hedefin tasarlanmasında ve uygulamaya geçirilmesinde kendinden başka vasıtası ve çölde yaşayan bir avuç insandan başka yardımcısı yoktu O’nun. Ve, başka hiç kimse dünya üzerinde O’nun gerçekleştirdiği ölçüde büyük ve kalıcı bir ikinci inkılâbı gerçekleştirmiş değildir; çünkü, iki asırdan daha az bir zaman içinde İslâm, inanç ve hâkimiyet plânında tüm Arabistan’a yayılmış ve Allah adına İran’ı, Horasan’ı, Mâverâünnehir’i, Batı Hindistan’ı (Pakistan), Suriye’yi, Habeşistan’ı, bütün Kuzey Afrika’yı, İspanya’yı, Akdeniz’de çok sayıda adayı ve Galya’nın (İspanya) bazı kısımlarını fethetmiştir.

    Eğer gayenin büyüklüğü, vasıtaların azlığı ve neticenin şaşırtıcılığı insan dehasının üç ölçüsüyse, modern dönemler tarihinde kim Muhammed’le karşılaştırılabilir ki? En meşhur insanlar, sadece ordular, kanunlar ve imparatorluklar meydana getirmişlerdir.

    Çoğu defa gözleri önünde dağılıp giden maddî iktidarlardan başka bir şey kurmamıştır onlar. Fakat bu insan, yalnızca orduları, kanunları, imparatorlukları, milletleri ve hanedanlıkları harekete geçirmekle kalmamış, ayrıca, o zamanki meskûn dünyanın üçte birinde milyonlarca insanı ve daha da ötesi mâbedleri, ‘tanrı’ları, dinleri, fikirleri, inançları ve ruhları yerinden oynatmıştır. Her harfi kanun olan bir Kitab’a dayanarak, her dil ve her ırktan insanlardan bir mânâ ümmeti çıkarmıştır. Bize, bu Müslüman ümmetin silinmez karakterini, sahte ilâhlardan nefreti ve bir ve gayr-i maddî Allah tutkusunu bırakmıştır.

    Göğün, kudsiyetinden uzaklaştırılmasına karşı oluşan bu ulûhiyet tutkusu, Muhammed’in takipçilerinin en büyük faziletidir; arzın üçte birinin bu inanca teslim olması, O’nun bir mûcizesidir. Uydurma ilâh zürriyetlerinin bıktırıcılığı altındaki bir dünyada ilân edilen Allah’ın birliği inancı, telâffuz edilir edilmez bütün eski putperest mâbedlerini yerle bir eden ve dünyanın üçte birini harekete geçiren başlı başına bir mûcizeydi.

    Bu Zât’ın hayatı, tefekkürü, ülkesinin bâtıl inançlarını kahramanca inkârı, putatapıcılığın öfkelerine meydan okumaktaki cesareti, Mekke’de 13 yıl süreyle gösterdiği sabır ve tahammül, halkın ezâsını ve hattâ hemşehrilerinin kurbanı oluşunu kabulü; evet, bütün bunlar ve ilâveten kesintisiz tebliği, tuhaflıklara karşı koyuşu, başarıya inancı ve felâketler karşısındaki insan üstü güven duygusu, zafere götüren sabır ve azmi, tek bir ideale olan tutkulu bağlılığı ve asla imparatorluk peşinde olmayışı; bitmez duası ve ibadeti, Allah’la olan mânevî haberleşmesi, vefatı ve vefatından sonraki muzafferiyeti; bütün bunlar bir yalana değil, sarsılmaz bir inanca şahitlik etmektedir. Esaslı bir akideyi yeniden yerleştirme hususunda O’na güç veren bu inançtı.

    Bu akîde de, iki taraflıydı: Allah’ın birliği ve Allah’ın maddî olmayışı. Birinci taraf, Allah’ın ne olduğunu, ikinci taraf da ne olmadığını anlatıyordu.

    Fikirlerin filozofu, hatibi, elçisi, ortaya koyucusu, cenkçisi ve fâtihi; aklî inançların, tasvir, timsal ve heykelleri olmayan bir dinin ve 20 dünyevî ve bir mânevî devletin kurucusu Muhammed. İnsan büyüklüğünün tesbitinde kullanılan bütün ölçüler içinde soruyoruz: O’ndan daha büyüğü var mıdır?”

    Alphonse de LaMartaine, Historie de la Turquie, Paris, 1854.

    İnsanların kalbine tartışmasız hükmeden bir Zât

    Bugün, milyonlarca insanın kalbine tartışmasız hükmeden bir Zât’ın en güzel olan hayatını bilmek istiyordum. Şimdi her zamankinden daha eminim ki, bugün de hayatta İslâm’a yer veren güç, asla kılıç değildir. İslâm, gücünü, sadeliğinden, Peygamber’in kendisini bütünüyle nefyetmesinden, verilen söze ve yapılan anlaşmalara mutlak bağlılıktan, Peygamber’in, arkadaşlarına ve takipçilerine olan vefasından, korkusuzluğundan, Allah’a mutlak tevekkülü ve misyonuna olan kesin itimadından almaktadır.

    Kılıç değil, bu unsurlardır ki, İslâm’ı her tarafa taşımış ve her engeli aşmıştır. Peygamber’in hayatının 2′nci cildini bitirdiğim zaman, bu büyük hayat hakkında daha fazla okuyamayacağım diye ciddî üzüldüm.

    Mahatma Gandhi, Young India, 1924′te yayınlanan ifadesi.

    Varlığın ve hayatın değişen çehresini özümseyebilen ve her çağa hitap edebilen tek din

    Gelecek 100 yıl içinde İngiltere’de, hayır bütün Avrupa’da hâkim olma şansına sahip bir din varsa, bu, İslâm olabilir.

    Olağanüstü canlılığından dolayı Muhammed’in dinine daima büyük değer verdim. Bu din bana, varlığın ve hayatın değişen çehresini özümseyebilen ve her çağa hitap edebilen tek din olarak görünüyor. O harika Zât’ı da inceledim ve O, bana göre, bırakın deccal olmayı, İnsanlığın Kurtarıcısı olarak çağrılmalıdır.

    İnanıyorum ki, O’nun gibi biri modern dünyada diktatörlüğü ele geçirecek olsa, bu dünyanın en çok ihtiyacı olan barış ve mutluluğu sağlayacak bir tarzda onun bütün problemlerini çözer. Bir öngörüm var: Muhammed’in inancı, yarının Avrupa’sında kabul görecektir, nitekim bugünün Avrupa’sında kabul görmeye başlamış bulunmaktadır.

    Sir Georged Bernard Shaw, The Genuine Islam, 1936, 1: 8.

    Tarihte hem seküler hem de dinî alanda mutlak mânâda muvaffak olmuş tek insan

    Dünyayı en çok etkileyen şahıslar listeninin başına Muhammed’i koymuş olmam, bazı okurları şaşırtacak, bazılarınca da sorgulanacaktır. Fakat, tarihte hem seküler hem de dinî alanda mutlak mânâda muvaffak olmuş tek insan O’dur. Denebilir ki, Muhammed’in İslâm üzerindeki şahsî tesiri, İsa Mesih ve Aziz Pavlos’un Hıristiyanlık üzerinde birlikte bıraktıkları tesirden daha fazladır. Seküler ve dinî tesirin, tarihteki eşi görülmedik bir şekilde birleşmesi, Muhammed’in, tarihin en etkili şahsı olmasına yetmektedir.

    Michael Hart, The 100, A Ranking of the Most Influential Persons in History, New York, 1978.

    Beşerî tanınmışlığın ölçüleriyle değerlendirildiğinde, hangi fâninin şerefi O’nunkiyle mukayese edilebilir?

    Elindeki imkânların kıtlığı, buna karşılık başardığı işlerin boyutu ve kalıcılığı, O’nun ismini dünya tarihinde, sadece Mekkeli Peygamber olmanın çok ötesine taşımaktadır. Güzel şehirler, devlet sarayları ve mâbedler, varlıklarını O’nun sayısız hanedana aşıladığı hareket ve hamle kabiliyetine borçlu olup, çok geniş ülkeler ve eyaletler de, yine O’nun sayesinde imana teslim olmuştur.

    Bütün bunların ötesinde, O’nun sözleri, nesillerin inancını belirlemiş, hayatlarının prensipleri olarak kabul edilmiş ve öbür dünya adına rehber olarak benimsenmiştir. Binlerce mâbedde mü’minler, Allah’ın Peygamberi, Resüllerin sonuncusu olarak kabul ettikleri bu Zât’a salâvat getirir. Beşerî tanınmışlığın ölçüleriyle değerlendirildiğinde, hangi fâninin şerefi O’nunkiyle mukayese edilebilir?”

    J. W. H. Stab, Islam and Its Founder.

    Sade, âdil, mütevazi, büyük bir gayeye adanmış, halkla iç içe

    Ciddî ve ağırbaşlı idi; çok az yer, çok oruç tutardı. Çok sade giyinir, gösterişten kaçar, bilgi satmazdı. Sadeliği tabiî idi ve giyim gibi hususlarla ayrıcalık sergilenmesinden asla hoşlanmazdı.

    Muamelelerinde âdildi. Arkadaş olsun yabancı olsun, zengin olsun fakir olsun, güçlü veya zayıf olsun, herkese adaletle muamele ederdi. Bilhassa halk kesimlerine çok yakın ilgi gösterir, onların şikâyetlerini dinler ve onlar tarafından çok sevilirdi.

    Askerî başarıları, kazandığı zaferler, O’nda hiçbir gurur ve kendini beğenmişlik uyandırmadı; eğer bu başarılar şahsî gayelere dayanmış olsaydı, mutlaka uyandırırdı. Düşmanlarıyla çepeçevre sarılı olduğu zaman hangi sadelik ve tevazu içinde idiyse, gücünün zirvesine ulaştığında da yine aynı sadelik ve tevazu içindeydi. Bırakın bir hükümdar tavrı takınmayı, bir odaya girdiğinde kendisine normalin dışında bir saygı gösterildiğinde bile çok rahatsız olurdu.

    Washington Irwing, Life of Muhammad, New York, 1920.

    Allah’a imanın şekillendirdiği insan

    Muhammed’in dehâsı, İslâm yoluyla Araplara üflediği ruhtur ki, onları yüceltmiştir. Onları, ataletten ve kabilevî tıkanıklıktan çok büyük bir devlet olmaya yükseltmiştir. Muhammed’in Allah inancının yüceliği ve bunun O’nun karakterine ve davranışlarına kattığı sadelik, ciddiyet ve duruluktur ki, bütün çekiciliği ve gerçek ilham gücüyle, Arapların ahlâkî ve zihnî dokusunu oluşturmuştur.

    Arthur Glyn Leonard, Islam, Her Moral and Spiritual Values.

    Ümmî, fakat aynı anda okumuşu tesirine alan, okumamışa hükmeden yön verici bir edâ

    Kendisi bütünüyle ümmî, fakat tabiat kitabını çok iyi okumuş bulunan zihni, en okumuş ve akıllı muhalifleriyle tartışmalara girmiş ve takipçileri içinde en alt seviyede bulunanların bile idrak seviyesine seslenebilmiştir.

    Sade belâgatı, izzet ve inceliği bir araya getirebilmesiyle büyük etki gücü kazanıyor, iç ihtişam ve hürmet telkin ediciliğiyle çok içten bir sevecenliğin birleştiği yüz ifadeleri, karşısındaki insanlara sevgi ve hürmet telkin ediyordu. Aynı anda okumuşu tesirine alan, okumamışa hükmeden bir dehâ veya yön verici bir edaya sahipti.”

    Charles Stuart Mills, History of Muhammadanism.

    Ümit vermeyen bir malzemeden olağanüstü bir ürün

    “Muhammed, çok kısa bir ömürde, hiç de ümit vermeyen bir malzemeden -dönemin Arapları- o ana kadar coğrafî genişliğinden başka bir şeyi olmayan bir ülkede öyle bir din tesis etti ki, bu din, çok geniş sahalarda Hıristiyanlığın ve Yahudiliğin mutlak önüne geçtiği gibi, çok kısa bir süre içinde ve çok geniş bir alanda, dönemin medenî dünyasının en gözde bölgelerini içine alan pek büyük bir devletin temellerini oluşturdu.

    Philip K. Hitti, History of the Arabs, 1951.

    Tek ve büyük bir gerçeği hayatının zembereği yapmış ciddiyet ve tevazu sembolü

    Muhammed, tarihin, tek ve büyük bir gerçeği hayatlarının zembereği yapma saadetine ermiş birkaç mutlu insanından biridir. O, Allah’ın Resülü idi ve hayatın sonuna kadar kim olduğunu ve varlığının özünü oluşturan mesajını hiçbir zaman unutmadı. Aldığı mesajları halkına, çok büyük memuriyetinin şuurunda olmaktan kaynaklanan büyük bir ciddiyetle, fakat aynı zamanda en tatlı bir tevazu ile iletti.”

    Stanley Lane-Poole, Studies in a Mosque.

    Allah’a ve gayb âlemine çok derin bir iman

    Muhammed’in yüklendiği vazife ve misyon, ancak Allah’a ve gayb âlemine çok derin bir imanı olan bir insanda bulunabilecek olağanüstü bir güç ve hayat örneğidir. O, arkadaşlarının imanı, ahlâkı ve bütün bir dünya hayatı üzerinde, ancak gerçekten çok büyük bir insanın yapabileceği tesiri yapmış ve çok önemli bir gerçeği yayma çabaları hep yeni yeni sonuçlar verecek kişilerden biri olarak kabul edilecektir.

    Rodwell, hazırladığı Kur’ân-ı Kerim meâline yazdığı önsözden.

    Batı’da O’nun kadar yanlış tanıtılmış bir insan yoktur

    İnancı uğruna her türlü işkenceye katlanmaya hazır olması, O’na inanan ve O’nu lider kabul eden insanlardaki yüksek ahlâkî karakter ve başarısının büyüklüğü, bütün bunlar, O’nun şahsiyet bütünlüğünün delilleridir. Muhammed’i bir yalancı görmek, ortaya çözülemeyecek pek çok problem çıkaracaktır.

    Ayrıca, tarihte büyük insanların hiçbiri, Batı’da Muhammed kadar yanlış tanıtılmamıştır. Bu bakımdan, eğer O’nu gerektiği gibi anlamak istiyorsak, sadece Muhammed’in gayesindeki temel dürüstlüğünü ve bütünlüğü tanımakla kalmamalı, geçmişten devraldığımız hataları düzelteceksek, O’nun ortaya koyduğu inandırıcı ve kesin delilin doğruluk gösterisinden çok daha öte ve önemli şeyler istediğini ve elde edilmesinin de çok zor olduğunu unutmamalıyız.

    W. Montgomery Watt, Muhammad at Mecca, Oxford, 1953.

    Arkada bıraktığı güven ve itimatla eşsiz bir resûl

    O’nun bütün davranışları, günlük hayatı, bugün milyonların şuurlu bir hâfızayla gözettiği bir kanun ortaya koymuştur. İnsanlığın herhangi bir bölümünün Mükemmel (Evrensel) İnsan kabul ettiği başka hiç kimse, bu kadar yakından ve bu ölçüde ayrıntıyla taklit edilmemiştir. Hıristiyanlığın kurucusunun davranışları, takipçilerinin günlük hayatını yönlendirmemiştir.

    Ayrıca, başka herhangi bir dinin kurucusu, geride Müslüman Resül ölçüsünde bir güven ve itimat bırakmamıştır.

    D. G. Hogarth, Arabia.

    İslâm ve kılıç teorisini hiç bir araştırmacı kabul edemez

    Başka hiç bir din, İslâm ölçüsünde hızlı yayılmadı. Batı, bu dinî yayılışın ancak kılıç yoluyla mümkün olabileceği inancına kapılmıştır. Fakat, hiçbir modern araştırmacı bu görüşü kabul etmiyor; Kur’ân’ın vicdan hürriyetine verdiği destek çok açıktır.

    Muhammed, İslâm’ın bu, vahye muhatap kurucusu, 570′de putlara tapan bir kabile içinde dünyaya geldi. Daha doğumunda yetimdi; bilhassa fakirler ve muhtaçlar, dullar ve yetimler, köleler ve ezilmişlerle yakından ilgilenirdi. 20′sinde başarılı bir iş adamı oldu ve ardından zengin bir dulun deve kervanlarını idare etmeye başladı. 25′ine geldiğinde, O’nun faziletlerini gören bu hanım, kendisine evlenme teklifinde bulundu. Kendisinden 15 yaş büyük de olsa, bu hanımla evlendi ve onun vefatına kadar sâdık bir eş olarak kaldı.

    Kendisinden önceki her büyük peygamber gibi, Muhammed de Allah’ın Kelâmı’nın nakledicisi olarak hizmet görmenin utangaçlığıyla yaşadı; çünkü bu, kolay bir iş değildi. Ne var ki, Melek bir kere “Oku!” demişti. Bildiğimiz kadarıyla, Muhammed’in okuması ve yazması yoktu, fakat, kısa bir süre sonra yeryüzünün geniş bir bölümünde devrim yapacak olan vahiy mahsulü sözleri yazdırmaya başlamıştı: ‘Bir Allah vardır.’

    Muhammed, her meselede pratikti ve çözüm üretebiliyordu. Sevgili oğlu İbrahim vefat ettiğinde güneş tutulması oldu ve Allah’ın, Resülü’nü tesellisi olarak yorumlandı. Muhammed, derhal müdahale etti: “Güneş tutulması gibi hâdiseler, bir insanın ölümüne verilmez.”

    Bu çalışmayı yaparken benim önümdeki problem daha küçük; çünkü biz, bu çarpıtılmış tarih türüyle (Batılılar ölçüsünde) beslenmedik ve dolayısıyla, İslâm hakkındaki yanlış anlamalarımızı ortaya koymak için çok zaman harcamamıza gerek yok. Meselâ, İslâm ve kılıç teorisi bizim çevrelerde fazla işitilmez. “Dinde zorlama yoktur.” şeklindeki İslâmî prensip, bizde iyi bilinir.

    K. S. Ramakrishna Rao, Mohammed: The Prophet of Islam, 1989.

    İslâm’la insan, yalnızca Allah’a kul ve başka hür insanlara karşı belirli vazifeleri olan hür bir varlık hâline geldi

    İslâm’la birlikte ruh, peşin hükümlerden, insan iradesi de, kendisini sözde gizli güçlerin, belli sırlar sahibi olduklarını ileri sürenlerin ve kurtuluş alıp-satanların iradesine tâbi kılan bağlardan kurtuldu ve neticede, Allah’la kul arasında aracılık kalktı ve dolayısıyla başkalarının iradeleri üzerinde salâhiyet iddia edenler, tahtlarından oldular. İnsan, yalnızca Allah’a kul ve başka hür insanlara karşı belirli vazifeleri olan hür bir varlık hâline geldi. İslâm’dan önce insan sosyal ayırımcılıklardan çok çekmişti; fakat İslâm, bütün insanlar arasında eşitlik getirdi. Bir Müslümanı diğerlerinden ayıran faktör doğum, renk, ırk, sosyal statü değil, sadece takvâ, sâlih amel ve ahlâkî vasıflardır.

    Dr. Laura Veccia Vaglieri, Apologia dell İslamismo, s. 33-34.

    Tavizsiz tevhid inancı, Aşkın Varlığın hâkimiyetine sarsılmaz iman
    Bu tavizsiz tevhid inancı, aşkın bir varlığın mutlak hâkimiyetine olan sade ve sarsılmaz iman, İslâm’ın ana gücünü teşkil ediyor. Bu dinin bağlıları, çoğu dinlerin bağlılarında görülmeyen ve bilinmeyen şuurlu bir rıza, tatmin ve sabır duygusuna sahipler. Müslüman ülkelerde intihar hâdisesine pek nadir rastlanıyor.


    Philip K. Hitti, History of the Arabs, 1951, s. 129

    Bütün parçaları, tam olması gereken yerde bir mimarî şaheseri

    İslâm bana, bütün parçaları tam bir denge ve kesintisiz bir huzur vericilik içinde birbirini destekler ve bütünler bir ahenk arz eden mimarî bir eser gibi görünüyor. İslâm’da her şey, gerek düstur, gerekse uygulama olarak tam olması gereken yerde.

    Muhammed Esed [Leopold Weis], Islam at the Crossroads, 5.

    İslâm kültürünün belirleyici tesirinin görülmediği hiçbir insanî gelişme buudu yoktur

    Müslüman Araplar olmasaydı, modern Avrupa medeniyeti, bütün tekâmül safhalarını aşmasını sağlayan bir hüviyete asla bürünemezdi. İslâm kültürünün belirleyici tesirinin görülmediği hiçbir insanî gelişme buudu yoksa da, bu tesir, modern dünyanın en büyük kuvvet ve muzafferiyet kaynağını oluşturan tabiî bilimler ve ilim ruhu sahalarında çok daha fazla belirgindir…

    Bilim dediğimiz şey, Avrupa’da yeni araştırma ruhunun, yeni inceleme metotlarının, deney ve gözlem metodunun, matematiksel ölçme ve değerlendirme yöntemlerinin neticesinde ortaya çıkmıştır ki, bunlar, eski Yunan’ın malûmu değildi. Bu ruh ve bu metotlar, Avrupa’ya Araplar tarafından getirilmiştir.

    Robert Briffault, The Making of Humanity.

    İslâm’ın değiştirici gücü

    “Muhammedîlik (İslâm için yanlış bir ifade -Mütercim-) kabul edildiği zaman putperestlik, totemizm, çocukları öldürme, büyücülük hemen kaybolur. Kirliliğin yerini temizlik alır ve İslãm’ı kabul eden kişi, şahsî bir şeref, haysiyet ve kendine güven duygusu kazanır. Hayasızca yapılan danslar, oyunlar ve cinsler arası ahlâksız münasebetler sona erer; kadının iffeti kabul edilen bir fazilet hâlini alır. Çalışkanlık, tembelliğin yerine geçer ve keyfîlik yerini kanuna bırakır. Düzen ve temkin yerleşir. Kan davalarıyla, hayvanlara ve kölelere kötü muamele yok olur. İslâm, batıl inançlarla her türlü tefessühü silip süpürmüştür. İslâm, boş polemiklere karşı bir baş kaldırmadır. Kölelere ümit, insanlığa kardeşlik ve temel insan fıtratına tanıma getirmiştir.. İslâm’ın yerleştirdiği faziletler edep, nefse hâkimiyet, temizlik, iffet, adalet, metanet, cesaret, cömertlik, misafirperverlik, dürüstlük ve sabırdır..

    İslâm, Müslümanlar arasında tam bir kardeşlik ve eşitlik vaz’ eder. Kölelik, İslâm inancının bir parçası değildir. Çok kadınla evlilik şartlara bağlıdır ve zor bir iştir. Kaide olmaktan ziyade, sadece bir istisnadır. Musa onu yasaklamamış, Davud uygulamış, İncil de açıkça men etmemiştir.

    Muhammed ise, onu sınırlandırmış ve belli şartlara bağlamıştır. Müslümanlar, Allah’ın iradesine teslimiyetleri, nefse hâkimiyetleri ve iffet, doğruluk ve İslâm kardeşliği sayesinde kendilerini taklitle çok şeyler kazanacağımız bir model oluşturmuşlardır. İslâm, Hıristiyan dünyanın üç baş belâsı olan sarhoşluk, kumar ve fuhşu ortadan kaldırmıştır. İslâm, medeniyet adına Hıristiyanlıktan çok daha fazla şey ortaya koymuştur. Dünyanın üçte birinin Muhammed’in itikadına bağlanması bir mûcize, belki bir insandan ziyade, aklın mûcizesiydi.

    Isaac Taylor, nakl. Ebu’l-Fazl İzzetî, An Introduction to the History of the Spread of Islam, Oxford.

    Batılıların Peygamberimiz Hakkında Sözleri


    Bunun için insanlık senin gibi seçkin bir kudreti bir defa görmüş, bundan sonra da görmeyecektir.
    Ben yüceliğinin önünde saygıyla eğilirim.” Prens Bismark


    Ben şunu iddia ediyorum ki
    Muhammed (sav) mümtaz bir kuvvettir.
    Destgah-i kudretin böyle ikinci bir vücudu
    imkan sahasına getirmesi ihtimalden uzaktır.
    Sana muasır bir vücud olamadığımdan
    dolayı müteessirim , ey Muhammed (sav) !
    (Senin asırdaşın olmadığımdan dolayı üzgünüm ey Muhammmed!)





    Öğreticisi ve yayıcısı olduğun bu kitap senin eserin değildir. O ilahidir.
    Onun ilahi olduğunu inkar etmek, mevcut ilimlerin doğru olmadığını söylemek kadar gülünçtür.


    Ben Kuranı her yönden inceledim. Her kelimesinde büyük hikmetler gördüm.
    Müslümanların düşmanları, bu kitabın Muhammed’in sözü olduğunu iddia ediyorlarsa da, en mükemmel ve en gelişmiş bir beyinden böyle bir harikanın dökülüşünü iddia etmek , gerçeklere göz kapayarak kin ve düşmanlığa alet olmak anlamına gelir ki, ilmi tarafsızlığa aykırıdır.

    Bunun için insanlık senin gibi seçkin bir kudreti bir defa görmüş, bundan sonra da görmeyecektir.
    Ben yüceliğinin önünde saygıyla eğilirim.
    Prens Bismark***
    Hiç kimse Hz. Muhammed’in kurallarından daha ileri bir adım atamaz.
    Biz Avrupa milletleri medeni imkanlarımıza rağmen Hz. Muhammed’in
    son basamağına varmış olduğu merdivenin daha ilk basamağındayız.
    Şüphe yok ki bu yarışmada kimse onu geçemeyecektir.Johann Wolfgang Von Geothe


    ***
    Eğer hedefin büyüklüğü imkanların küçüklüğü ve sonuçların şaşırtıcılığı insan dehasının üç kriteri olarak alınırsa ,kim çağımız tarihinin herhangi bir büyük insanını
    Hz. Muhammed ile kıyaslamaya cüret edebilir?


    Hz. Muhammed, filozof, hatip, resûl , kanun yapıcı, savaşçı, fikirlerin fatihi, rasyonel inançların ve sembollere yer vermeyen bir dinin ihyâ edicisi, 20 adet kara imparatorluğunun kurucusudur.
    İnsan yüceliğinin bütün standartları dikkate alındığında, O’ndan daha büyük bir insan var mıdır ? diye sorabilirsiniz. “
    Alphonso de Lamartine***
    Kur’an’ın telkin ve Hz Muhammed’in (sav) tebliğ ettiği esasattan
    mükemmel bir ahlak mecellesi vücut bulur
    Esasat’ı Kur’aniyenin muhtelif memleketlerde insanlığa ettiği iyiliği
    ve ettikten sonra da Allah’a takarrub etmek isteyen insanları
    Cenab-ı Hak’ka raptettiğini inkar etmek mümkün değildir.
    Halık’ın hukuku ile mahlukun hukuku ancak müslümanlık tarafından
    mükemmel bir surette tarif olunmuştur.
    Bunu yalnız müslümanlar değil hristiyanlarada müsevilerde itiraf ediyorlar.Marmaduke Pickthall


    ***
    Benim fikir ve kanaatime göre Kur’an baştan aşağıya samimiyet ve
    hakkaniyetle doludur. Hz Muhammed (s.a.v) cihana tebliğ ettiği
    davet hak ve hakikattir.
    Thomas Carlyle


    ***
    Ben bu hayret uyandırıcı insanın hayatını inceledim Benim görüşüme
    göre O’nu insanlığın kurtarıcısı olarak tanımamız lazımdır





    Hz. Muhammed gibi bir insan günümüz dünyasının yönetiminde olsaydı,
    dünyanın problemlerini çözmekte ve çok ihtiyaç duyulan
    barış ve mutluluğu getirmekte başarılı olurdu.

    İnsanın büyüklüğü hangi ölçü ile ölçülürse ölçülsün, Hz. Muhammed’den daha büyük bir insan gelmeyecektir.
    George Bornard Show


    ***
    Peygamber Muhammed , Savaşçı Muhammed , İşadamı Muhammed ,
    Devlet adamı Muhammed , Hatip Muhammed , Islahatçı Muhammed ,
    Yetimlerin sığınağı Muhammed , Kölelerin koruyucusu Muhammed ,
    Kadınların kurtarıcısı Muhammed , Yargıç Muhammed , Hazreti Muhammed
    İnsan faaliyetlerinin bütün bu dallarında bütün bu muhteşem rollerde
    o gerçek bir kahramandır.
    Prof. Bramakrishna Rao***
    Peygamberin değişmez sadeliği , tamamen benliğini eritmişliği
    vaatlerine dostlarına ve takipçilerine şiddetli bağlılığı ,
    yiğitliği korkusuzluğu Yaratıcıya ve görevine mutlak güveni…
    kılıç değil , bunlardır herşeyi taşıyan ve her engeli aşan…Mahatma Gandhi***
    Bir insanın tek başına savaşan kabileleri ve gezgin Bedevileri
    yirmi yıldan az bir sürede muazzam güçlü ve medeni bir millet
    haline dönüştürmesi beni hayrete düşürüyor.Thomas Carlyle


    ***
    “ Muhammed’in barbar, kan dökücü insanların vahşi geleneklerini, sayısız ilerlemelere dönüştürmesinden başka bir şöhrete ihtiyacı yok.
    O’nun zeka ve hikmetli dini, dünyayı hakimiyeti altına alacaktır. ”
    Muhammed (s.a.v) hürmet ve saygıya layıktır.
    Leo Tolstoy


    ***
    Hz. Muhammed ‘in ve İslamlığın başlangıcının tarihi üzerinde insan ne kadar düşünürse, onun gerçekleştirdiklerinin büyüklüğü karşısında o kadar şaşmamasına imkan yoktur.
    Eğer O’nun peygamberlik devlet adamlığı ve yöneticilik yeteneği, bütün bu yeteneklerinin üstünde de Allah’a olan güveni ve kendisini Allah’ın göndermiş olduğuna sarsılmaz inanışı olmasaydı, insanlık tarihinin önemli bir bölümü hiç bir zaman yazılamamış olacaktı.Montgomery Watt


    ***
    Bu yüce Peygamberin hayatını inceleyen ve O’nun karakterini ve etrafındakileri nasıl yetiştirdiğini ve nasıl yaşadığını bilenlerin; insanın üstünlüğünü temsil eden bu Zât’a karşı derin bir hürmetten başka bir şey hissetmesi mümkün değildir.
    Onun hakkında kendi görüşüme göre malum olan pek çok şey söyleyebilirim ;


    Ancak, kendi hakkında okuduğum her satırda, O’na karşı daha fazla hayranlık ve hürmet duyuyorum. “Annie Besant

    ***
    “ Muhammed, büyük bir insandı; erdem ve mükemmellik örneği ile büyük insanlar yetiştirdi. Hikmetli bir kanun yapıcı, adil bir yönetici, münzevi bir peygamberdi. Dünyanın o ana kadar benzerini görmediği bir devrimi gerçekleştirdi. “
    Voltaire
    ***
    Hiç kimse Hz. Muhammed’in prensiplerinden daha ileri adım atamaz. Avrupa’ya nasip olan bütün başarılara rağmen bizim konulmuş olan bütün kanunlarımız, İslam kültürüne nispetle eksiktir.
    Biz Avrupa milletleri medeni imkanlarımıza rağmen, Hz. Muhammed’in son basamağına varmış olduğu merdivenin daha ilk basamağındayız. Şüphe yok ki, hiç kimse bu yarışmada O’nu geçemeyecektir.
    Goethe


    Hz.Muhammed S.a.v Hakkında Yabancı Bilginler ne dedi


    “Hiç kimse Hz. Muhammed’in prensiplerinden daha ileri bir adım atamaz. Avrupa’ya nasip olan bütün başarılara rağmen bizim bütün kanunlarımız, İslâm medeniyetine bakarak çok eksiktir. Biz Avrupa milletleri, büyük medenî imkânlarımıza rağmen, Hz. Muhammed’in son basamağına varmış olduğu merdivenin daha ilk basamağındayız.”
    Johann Wolfgang von Goethe (Alman Şair ve Yazar)


    * * *

    Muhammed, hürmet ve saygıya fazlasıyla lâyıktır.
    Lev Nikolayeviç Tolstoy (Büyük Rus Yazar)


    * * *

    Büyük İslâm Peygamberi Yüce Yaratıcı’nın katına çıkıp onunla buluşmuştur. Ben Mirac’a bütün kalbimle inanıyorum.
    Fyodor Mikhailoviç Dostoyevski (Meşhur Rus Yazar)


    * * *

    “Şöyle bir göz atmakla, Hz. Muhammed’in, bütün vasıflarını ve kahramanlıklarını görmek mümkündür. Bunlardan bazıları Peygamberliğinin ilk günlerinde ve bazıları da peygamberliğinden sonra olmuştur. Eşsiz mucizeleri gördüğüm zaman, O’nu rütbe bakımından insanların en büyüğü ve en yücesi olarak mütalaa ediyorum. Hatta; insanlık O’nun bir benzerini görmemiş ve görmeyecektir de…”
    Aziz, Prof. Bosworth Smith (Mohammed and Mohammadanism, London 1874)


    * * *

    “İslâm medeniyetinin modern dünyaya en büyük yardımı ve hediyesi ilimdir. Fakat Avrupa’yı, yeniden hayata kavuşturan şey, yalnız ilim değildir. İslâm medeniyetinden gelen daha başka tesirler Avrupa hayatına ilk parlaklığını vermişti.
    Avrupa’nın ilerleme hayatında İslâm kültürünün kati tesirini takip edemeyeceğimiz bir tek safha bulunmadığı gibi tesirin kendini bütün azametiyle hissettirdiği saha tabii ilimler ve ilim zihniyetidir.
    Orta çağın ilk yarısında dünyanın hiçbir milleti insanlığın ilerlemesine müslümanlar kadar hizmet etmemiştir. 9-12 asırlar arasında felsefe, tıb, tarih, ilahiyat, astronomi ve coğrafya mevzuunda Arapça olarak yazılan eserler herhangi bir lisanla yazılanların fevkinde idi.” Prof. Dr. Philip Khuri Hitti


    * * *

    Bitmeyen bir hayranlık, sürekli bir saygı, Arabistan’ın bu büyük Peygamberinin hayatını ve şahsiyetini inceleyen ve nasıl öğrettiğini, nasıl yaşadığını bilen herkesin bu güçlü Peygamber için ürpertici bir saygıyla dolmaması mümkün değildir. Kitabımda söyleyeceklerimin pek çoğu, çoklarının bildiği şeyler olsa da, ben onları ne zaman yeni baştan okusam, bu Arabistanlı Muallim için hep yeni bir hayranlık, yeni bir saygı duyuyorum.”
    Annie Besant, (Hindistan’ın Bağımsızlık Mücadelesi Liderlerinden) (The Life and Teachings of Muhammad, Madras, 1932)


    * * *

    ’Ben şahsen Hz. Muhammed’in hayranıyım.’
    Sosyolog V.D.Eratsen


    * * *

    Asrımızda çeşitli ilim adamlarının yaptıkları tecrübe ve araştırmalar göstermiştir ki, pişirmek kaydıyla soğan ve sarımsağın damar sertliğini mühim ölçüde azalmalmaktadır. Ayrıca pirişilmiş sarımsağın kanda lipid (yağ) artmasına mani olduğu ve kan pıhtılaşma bozukluklarını da bir ölçüde engellediği, yüksek tansiyonlu kişilerde ise tansiyonun düşmesine yardımcı olduğu müşahede edilmiştir. Nitekim ondört asır önce Efendimiz’de (sav) bir hadislerinde sarımsağın pişirilerek yenilmesini tavsiye etmiştir.

    Doğrusu aranırsa Hira Dağı mağarasında meleği gördüğü günden beri geçen 20 sene dünyayı değiştirmeye kafi gelmiş. Hicaz’ın kuru kumlarında yeni bir tohum filizlendirmişti; öyle bir filiz ki Arabistan’ı uyaracak, bir yandan Hindistan’a bir yandan da Bahr-i Muhite kadar uzanacaktı.
    Emile Dermenghem


    * * *

    “İnsanlığın sorunlarının üst üste yığılarak nerdeyse çözülmez hal aldığı günümüzde Hz. Muhammed’e her zamankinden daha fazla muhtaçiz. Eğer O aramızda olsaydı bütün bunları oturup bir fincan kahve içme rahatlığı ile çözerdi”
    George Bernard Shaw ( İrlandalı dramatist, sosyalist düşünür ve 20.yüzyılın önde gelen tiyatro yazarlarından)


    * * *

    “Tarihteki Yüz Büyük İnsan” adlı kitabıyla bütün dünyada yankılar uyandıran Amerikalı bilim adamı Prof. Michael Hart’a kitabın ilk yayınlandığı tarihten on yıl sonra, Kahire’de çağırıldığı bir ödül töreninde, El-Ahram Gazetesi muhabirlerince sorulan; “kitabınızın yayınlanmasının üzerinden 10 yıl geçti neredeyse. ‘100 ünlü Adam’ adlı kitabınızda birinci yeri Hz. Muhammed’e (s.a.v.) ayırmıştınız, hâlâ bu görüşünüzde ısrarlı mısınız?” şeklindeki soruya şu cevabı vermişti:

    “Bu ünlülerin ilk listesi. Bu sayı 200-300’e bile çıkarılsa Hz. Muhammed’in (s.a.v.) listenin başındaki yeri sabittir.

    Ben ünlüleri incelerken bazı sabit kriterler ortaya koydum. Bunlardan biri de, ünlülerin insanlık tarihinde bıraktıkları geniş ve derinlemesine izlerdir. Benim, ünlülerin en ünlüsü olarak Hz. Muhammed’i (s.a.v.) tercihim ise, O’nun hem peygamberliği, hem de dinî ve dünyevî seviyede fevkâlâde başarılı olmasıdır. İnsanlık ahlâkı, felsefî ve hukukî olarak İslâm’dan daha mükemmel bir din görmemiştir. Hz. Muhammed (s.a.v.)’in vefatından sonra da İslâm, dünyanın doğusunda ve batısında yayılmaya devam etti. Dünyada hâlâ bir çok insan kalpleriyle ve akıllarıyla İslâm’a yöneliyor. Hz. Muhammed’in (s.a.v.) davet ettiği din, 14 yüzyıl önce medeniyetin ve kültür merkezlerinin dışındaki bir bölgede doğmuştu. Ve zor şartlar altında yol aldı. Buna rağmen İslâm, dünyanın her yönüne yol buldu. Ve inanıyorum ki Hz. Muhammed (s.a.v.) gibi, her yönüyle mükemmel bir insan, bir daha gelmez.”
    Prof. Dr. Michael Hart


    * * *

    “Kral ve vezirler gibi azamet ve debdebe perdeleriyle gizlenmiş değildi. Kendi hırkasını kendi yamalar, kendi ayakkabısını kendi tamir ederdi. Harbe gider, ashabı ile istişare eder, emirlerini onlarla beraber verirdi.

    Nasıl bir insan olduğunu her yönü ile kavminin bilmesi için böyle yaptı. Ona artık, siz ne isterseniz öyle deyiniz. Dünya’da taç ve ihtişam sahibi hiçbir imparatora, yamalı bir hırka içindeki bu insan kadar hürmet ve itaat edilmemiştir. Yirmiüç yıllık dünya imtihanı, gerçek bir kahraman için lüzumlu bütün unsurları taşımaktadır.”
    Thomas Carlyle (Meşhur İngiliz Düşünür)


    “İslamiyetten daha eski dinler, insanların ruhları üzerindeki hakimiyetlerini günden güne kaybetmekte oldukları halde, Hz. Muhammed’in dini bütün kudret ve hakimiyetini muhafaza etmektedir.”
    Dr. Gustave le Bon (Fransız sosyolog ve amatör fizikçi)


    * * *

    Ben şunu iddia ediyorum ki, Hz. Muhammed en seçkin bir kıymettir. Yaradan’ın, böyle ikinci bir vücudu imkan sahasına getirmesi de ihtimalden uzaktır. Seninle aynı asırda bulunamadığımdan dolayı üzgünüm Ey Muhammed…
    Prens Otto Von Bismarck (Modern Almanya’nın ilk şansölyesi -başbakanı)


    * * *

    Hz. Muhammed’in (sav) insan olması itibariyle, bütün insanlık muhakkak iftihar eder. Çünkü O Zât, ümmî olmasıyla beraber, onüç asır evvel öyle kanunlar ve esaslar getirmiş ki, biz Avrupalılar ikibin sene sonra onun kıymetine ve hakikatına yetişsek en mes’ud, en saadetli nesiller oluruz.
    Shebol (1927 Hukuk Kongresi Başkanı)


    * * *

    Meshur Peygamberler, fâtihler arasinda târih-i hayâti; Hz. Muhammed’in Târihi gibi, en ince teferruâtina kadar, en mevsuk sekilde kayd ve zapt olunan bir kimse gösterilemez.
    John Davenport (Ingiliz bilgin)


    * * *
    Şişmanlık birçok hastalıkları da beraberinde getirmektedir. Son araştırmalar neticesinde şişmanlarda yüksek olan kolesterol seviyesinin damar sertliğine sebep olduğu, buna bağlı olarak da damar sertliği, yüksek tansiyon, kalb yetmezliği, böbrek ve göz hasarlarının meydana geldiği tespit edilmiştir. Dengeli beslenme mevzuunda ne kadar dikkatli olmamız gerektiğini Yüce Rehberimiz (sav) asırlarca önce şu kutlu sözleriyle belirtmişti: ‘Çok yemek kötü bir şeydir.’ ‘İnsanoğlunun midesini iyice doldurmasından daha zararlı bir şey yoktur.


    Şayet gayenin büyüklüğü, vasıtaların küçüklüğü ve neticenin azameti insan dehasının üç ölçüsü ise, modern tarihin en büyük şahsiyetlerini bile Muhammed’le (sav) kıyaslamaya kim cesaret edebilir. O şahsiyetlerin en meşhurları ancak maddi kuvvetler kurdular. Halbuki, O (sav), orduları hukuk sistemlerini, imparatorlukları, kavimleri hanedanları ve dünyanın üçte biri üzerindeki milyonlarca insanı harekete geçirdi.
    Alphonse Marie Louis de Lamartine (Fransız Tarihçisi)


    * * *

    “İnsanlar her şeyden daha fazla Muhammed’e kulak vermelidir. Diğer bütün sözler, onun karşısında boş sözlerdir.”
    Thomas Carlyle (Meşhur İngiliz Düşünür)
    * * *


    “Muhtelif devirlerde beşeriyeti idare etmek için Allah tarafından gönderildiği iddia olunan bütün münzel ve semâvi kitapları tam ve etrafiyle tetkik ettimse de, hiç birisinde bir hikmet ve isabet göremedim. Bu kanunlar, değil bir cemiyetin, bir ev halkının saadetini bile temin edecek mahiyetten pek uzaktır. Lâkin müslümanların Kur’an-ı, bu kayıttan azadedir. Ben Kur’an’ı her cihetten tetkik ettim. Her kelimesinde büyük hikmetler gördüm. Müslümanların düşmanları bu kitabın, Muhammed’in kendi eseri olduğunu iddia ediyorlarsa da, en mükemmel ve hatta en mütekâmil bir dimağda böyle harikanın zuhurunu iddia etmek hakikatlere göz kapıyarak kin ve gareze âlet olmak manasını ifade eder ki, bu da ilim ve hikmetle kaabil-i telif değildir.
    Prens Otto Von Bismarck (modern Almanya devletinin kurucusu)


    * * *

    Ellerin et ve yağ gibi maddelerle bulaşık olması hem haşere hem de mikropların üremesi için zemin teşkil eder. Yüce Rehberimiz ‘ellerinde et veya yağ kokusu eseri olduğu halde yatan bir kimse bir hastalığa müptela olur veya hayvan ve haşerelerden bir zarara uğrarsa, kedisinden başkasını suçlu bulmasın’ buyurmuştur. Burada haşerenin yanında hayvan tabirinin kullanılması enteresandır. Hayvan, hayat sahibi yani canlı mânâsına da gelmektedir. Dolayısıyla mikrop mefhumuna işaret edilmektedir.

    Hz. Muhammed (sav) toplu halde yapılan ibadetin o muazzam gücünü, tarihte ilk temsil edip gösteren insandır. Hiç şüphe yok, ki, çok geniş mikyasta, İslâm’ın kudreti, günde beş vakit kılınan namazın kudretinden kaynaklanmaktadır.
    J. H. Lenison, Emotion as the basis of civilisation


    * * *

    Yeni keşiflerin veyahut ilim ve irfanın yardımı ile hallolan yahut çözülmesine uğraşılan meseleler arasında bir mesele yoktur ki, İslâmiyet’in esasları ile çatışsın. Kur’an-ı Kerim ve onun öğrettikleri şeyler ile fıtri kanunlar ve fenler arasında tam bir ahenk görülmektedir.
    Lavazon


    * * *

    “Hz. Muhammed’in doğruluğu, faaliyeti, hakikati aramadaki samimiyeti, sonsuz azmi, hiçbir vakit sarsılmayan imanı, kendisini dinlemek istemeyenlere ezelî hakikati dinletmek yolundaki sebatı, bana kalırsa bunlar O’nun, o cesur ve azimkâr Peygamber’in son peygamber olduğuna en kat’i ve en emin delillerdir.”
    Dr. Steingas



  3. 18.Mart.2012, 19:37
    2
    Site Doktoru




    Alıntı
    bilim adamlarının peygamberimize söylenen sözler



    De Lacy O’leary, Islam at the Crossroads, Londra, 1923.



    Krallıktan kaçan çok tabiî bir zühd hayatı

    Muhammed’in sağduyusu, krallığın ihtişamını çok hakir görüyordu. Allah’ın Elçisi, ailesinde bir hizmetçi gibi davranıyor, ateşi yakıyor, yeri süpürüyor, koyunları sağıyor, elbiselerini ve ayakkabılarını bizzat kendisi tamir ediyordu. Bir rahip, bir keşiş görüntüsü verme gereği de duymadan, çok tabiî bir zühd hayatı yaşıyordu.

    Edward Gibbon, The Decline and Fall of the Roman Empire, 1823.

    Ahlâkın gücü ve dininin dupduru hâliyle devamlılığı

    Muhammed’in hayatının en büyük başarısı, sadece ahlâkının gücünde yatmaktadır.

    Hayranlığımızı çeken, O’nun dininin anlatılması değil, devam edebilme gücüdür. O’nun Mekke ve Medine’ye nakşettiği aynı duru ve mükemmel tesir, onca olup bitene rağmen, 12 asırdır Hint, Afrikalı ve Türk Müslümanlarca aynen korunmaktadır. Onlar, inanç ve ibadetlerinde yönelip, kendisine bağlandıkları makamın beşer seviyesine düşmesine karşı durmayı daima bilmişlerdir.

    “Bir Allah’a inanırım ve Muhammed, Allah’ın Resülü’dür.”, İslâm’ın sade ve değişmeyen temelidir. Ulûhiyet kavramı, hiçbir zaman bir putla değerden düşürülmemiş, Peygamber’e verilen değer, asla beşerî sıınırı aşmamış ve O’nun getirdiği ve canlılığını sürekli koruyan prensipler, takipçilerinin kendisine karşı duyduğu saygı ve teşekkür hislerinin, hep akıl ve din sınırları içinde kalmasını sağlamıştır.

    Edward Gibbon, Simon Oakley, History of the Saracen Empire, Londra, 1879.

    “Ne daha önce, ne de daha sonra O’nun gibisini görmedim.”

    Koruduklarının en vefalı koruyucusu ve konuşması en tatlı, en kabul edilir olandı. O’nu ilk görenler, karşısında önce saygıyla ürperir, yanına yaklaşanlar ise O’nu sever ve O’nu tarif edenler, “Ne daha önce, ne de daha sonra O’nun gibisini görmedim.” derlerdi. Çok az konuşurdu, fakat konuştuğu zaman da vurgulu ve bilerek konuşur ve dinleyen kimse, O’nun söylediklerini unutmazdı.

    Lane-Poole, Speeches and Table Talk of the Prophet Muhammad.

    Bitmeyen bir hayranlık, sürekli bir saygı

    Arabistan’ın bu büyük Peygamberinin hayatını ve şahsiyetini inceleyen ve nasıl öğrettiğini, nasıl yaşadığını bilen herkesin, Ulu Zât’ın elçilerinin en büyüklerinden biri olan bu güçlü Peygamber için ürpertici bir saygıyla dolmaması mümkün değildir. Arzettiğim bu eserde söyleyeceklerimin pek çoğu, çoklarının bildiği şeyler olsa da, ben onları ne zaman yeni baştan okusam, bu Arabistanlı Muallim için hep yeni bir hayranlık, yeni bir saygı duyuyorum.”

    Annie Besant, The Life and Teachings of Muhammad, Madras, 1932.

    Sağlam bir arkadaş, vefalı bir yoldaş, bir fakir dostu

    Fakirlere karşı cömertliği o derecedeydi ki, sık sık bizzat kendi ailesi aç kalırdı. Fakirlerin sadece ihtiyaçlarını gidermekle kalmaz, onlarla sohbete oturur ve acılarını büyük bir içtenlikle paylaşırdı. Sağlam bir arkadaş, vefalı bir yoldaştı.

    W. C. Taylor, The History of Muhammadanism and its Sects.

    Her bakımdan ilâhî kaynağa dayalı olarak hükmetmiş yegâne insan

    Hem devletin hem caminin başı; hem Sezar hem Papa, fakat Papa’nın sun’iliklerini taşımayan bir Papa ve hususi birlikleri, özel korumaları, devamlı silâh altında bir ordusu, polis gücü ve sabit geliri olmayan bir Sezar.

    Eğer tarihte her bakımdan ilâhî kaynağa dayalı olarak hükmetmiş biri varsa, o da Muhammed’dir; çünkü O, en güçlüydü, fakat güce ehemmiyet verdiği yoktu. Özel hayatında ne kadar sade ise, halkın içinde de o kadar sade idi.

    Muhammed’in dininde, burada her şey farklıdır. O’nun hakkında, gizemli ve gölgeli şeyler değil, açık bir tarih var. Muhammed’in dışa dönük tarihini biliyoruz; O’nun, misyonunu ilânıyla başlayan içe dönük tarihi konusunda ise, menşei ve korunmasıyla eşsiz ve hakkında kimsenin ciddiye alınabilecek bir şüphe ortaya koyamadığı en Aslî Bir Otorite’ye dayanan bir kitaba sahip bulunuyoruz.

    Revered Bosworth Smith, Muhammad and Muhammadanism, Londra, 1874.

    İslâm: Her insanın idrakine hitap edebilen bir inanç sistemi

    İslâm, kelimenin etimolojik ve tarihî en geniş anlamıyla makul bir dindir.

    Bu dinde Kur’ân ve Peygamber’in öğretileri, daima temel kalkış noktası olarak önceliğini korumuş ve tevhid akidesi, her zaman hiç bulanmaz bir berraklık, bir ululuk ve tam bir kanaat ve kararlılıkla ilân edilmiştir. Böylesine net, bütün teolojik karmaşıklıklardan uzak ve her insanın idrakine hitap edebilen bir akideden, insanların vicdanına her zaman kolaylıkla yol bulması beklenir ve nitekim bulmuştur da.

    Edward Montet, La Propagande Chretienne et ses Adversaries Musulmans, Paris 1890.

    Herkese karşı sevgiyle dopdolu ve lekesiz bir şahsiyet

    Muhammad, halkı için parlak bir örnekti. Şahsiyeti, öylesine pâk ve lekesizdi. Evi, elbisesi, yiyecekleri… kısaca, bütün hayatı sade idi.

    Sun’ilikten o kadar uzaktı ki, arkadaşlarından asla özel bir saygı beklemez; bizzat kendisinin gördüğü kendi şahsî hizmetini kendisine kölesinin bile yapmasını istemezdi. Herkes, her zaman huzuruna girebilirdi. Hastaları ziyaret ederdi ve herkese karşı sevgi doluydu. Toplumunun iyiliğine duyduğu ilgi ve bu konuda gösterdiği gayret ölçüsünde de cömert ve âlicenap idi.

    Dr. Gustav Weil, History of the Islamic Peoples.

    İnsan büyüklüğünün tesbitinde kullanılan bütün ölçüler içinde soruyoruz: O’ndan daha büyüğü var mıdır?

    Dünyada başka hiç kimse, önüne gönüllü veya gönülsüz O’nunkinden daha büyük bir hedef koymamıştır: Allah’la insan arasına sokulmuş bâtıl inançları ortadan kaldırmak; Allah’la insanı aracısız karşı karşıya getirmek; putatapıcılığın maddî ve çarpıtılmış ilâhlar kaosu arasında aklî ve kutsal ilâh kavramını yeniden yerleştirmek.

    Dünyada başka hiç kimse, bu kadar zayıf vasıtalarla insan gücünün bu kadar ötesinde bir işe girişmemiştir; böylesine büyük bir hedefin tasarlanmasında ve uygulamaya geçirilmesinde kendinden başka vasıtası ve çölde yaşayan bir avuç insandan başka yardımcısı yoktu O’nun. Ve, başka hiç kimse dünya üzerinde O’nun gerçekleştirdiği ölçüde büyük ve kalıcı bir ikinci inkılâbı gerçekleştirmiş değildir; çünkü, iki asırdan daha az bir zaman içinde İslâm, inanç ve hâkimiyet plânında tüm Arabistan’a yayılmış ve Allah adına İran’ı, Horasan’ı, Mâverâünnehir’i, Batı Hindistan’ı (Pakistan), Suriye’yi, Habeşistan’ı, bütün Kuzey Afrika’yı, İspanya’yı, Akdeniz’de çok sayıda adayı ve Galya’nın (İspanya) bazı kısımlarını fethetmiştir.

    Eğer gayenin büyüklüğü, vasıtaların azlığı ve neticenin şaşırtıcılığı insan dehasının üç ölçüsüyse, modern dönemler tarihinde kim Muhammed’le karşılaştırılabilir ki? En meşhur insanlar, sadece ordular, kanunlar ve imparatorluklar meydana getirmişlerdir.

    Çoğu defa gözleri önünde dağılıp giden maddî iktidarlardan başka bir şey kurmamıştır onlar. Fakat bu insan, yalnızca orduları, kanunları, imparatorlukları, milletleri ve hanedanlıkları harekete geçirmekle kalmamış, ayrıca, o zamanki meskûn dünyanın üçte birinde milyonlarca insanı ve daha da ötesi mâbedleri, ‘tanrı’ları, dinleri, fikirleri, inançları ve ruhları yerinden oynatmıştır. Her harfi kanun olan bir Kitab’a dayanarak, her dil ve her ırktan insanlardan bir mânâ ümmeti çıkarmıştır. Bize, bu Müslüman ümmetin silinmez karakterini, sahte ilâhlardan nefreti ve bir ve gayr-i maddî Allah tutkusunu bırakmıştır.

    Göğün, kudsiyetinden uzaklaştırılmasına karşı oluşan bu ulûhiyet tutkusu, Muhammed’in takipçilerinin en büyük faziletidir; arzın üçte birinin bu inanca teslim olması, O’nun bir mûcizesidir. Uydurma ilâh zürriyetlerinin bıktırıcılığı altındaki bir dünyada ilân edilen Allah’ın birliği inancı, telâffuz edilir edilmez bütün eski putperest mâbedlerini yerle bir eden ve dünyanın üçte birini harekete geçiren başlı başına bir mûcizeydi.

    Bu Zât’ın hayatı, tefekkürü, ülkesinin bâtıl inançlarını kahramanca inkârı, putatapıcılığın öfkelerine meydan okumaktaki cesareti, Mekke’de 13 yıl süreyle gösterdiği sabır ve tahammül, halkın ezâsını ve hattâ hemşehrilerinin kurbanı oluşunu kabulü; evet, bütün bunlar ve ilâveten kesintisiz tebliği, tuhaflıklara karşı koyuşu, başarıya inancı ve felâketler karşısındaki insan üstü güven duygusu, zafere götüren sabır ve azmi, tek bir ideale olan tutkulu bağlılığı ve asla imparatorluk peşinde olmayışı; bitmez duası ve ibadeti, Allah’la olan mânevî haberleşmesi, vefatı ve vefatından sonraki muzafferiyeti; bütün bunlar bir yalana değil, sarsılmaz bir inanca şahitlik etmektedir. Esaslı bir akideyi yeniden yerleştirme hususunda O’na güç veren bu inançtı.

    Bu akîde de, iki taraflıydı: Allah’ın birliği ve Allah’ın maddî olmayışı. Birinci taraf, Allah’ın ne olduğunu, ikinci taraf da ne olmadığını anlatıyordu.

    Fikirlerin filozofu, hatibi, elçisi, ortaya koyucusu, cenkçisi ve fâtihi; aklî inançların, tasvir, timsal ve heykelleri olmayan bir dinin ve 20 dünyevî ve bir mânevî devletin kurucusu Muhammed. İnsan büyüklüğünün tesbitinde kullanılan bütün ölçüler içinde soruyoruz: O’ndan daha büyüğü var mıdır?”

    Alphonse de LaMartaine, Historie de la Turquie, Paris, 1854.

    İnsanların kalbine tartışmasız hükmeden bir Zât

    Bugün, milyonlarca insanın kalbine tartışmasız hükmeden bir Zât’ın en güzel olan hayatını bilmek istiyordum. Şimdi her zamankinden daha eminim ki, bugün de hayatta İslâm’a yer veren güç, asla kılıç değildir. İslâm, gücünü, sadeliğinden, Peygamber’in kendisini bütünüyle nefyetmesinden, verilen söze ve yapılan anlaşmalara mutlak bağlılıktan, Peygamber’in, arkadaşlarına ve takipçilerine olan vefasından, korkusuzluğundan, Allah’a mutlak tevekkülü ve misyonuna olan kesin itimadından almaktadır.

    Kılıç değil, bu unsurlardır ki, İslâm’ı her tarafa taşımış ve her engeli aşmıştır. Peygamber’in hayatının 2′nci cildini bitirdiğim zaman, bu büyük hayat hakkında daha fazla okuyamayacağım diye ciddî üzüldüm.

    Mahatma Gandhi, Young India, 1924′te yayınlanan ifadesi.

    Varlığın ve hayatın değişen çehresini özümseyebilen ve her çağa hitap edebilen tek din

    Gelecek 100 yıl içinde İngiltere’de, hayır bütün Avrupa’da hâkim olma şansına sahip bir din varsa, bu, İslâm olabilir.

    Olağanüstü canlılığından dolayı Muhammed’in dinine daima büyük değer verdim. Bu din bana, varlığın ve hayatın değişen çehresini özümseyebilen ve her çağa hitap edebilen tek din olarak görünüyor. O harika Zât’ı da inceledim ve O, bana göre, bırakın deccal olmayı, İnsanlığın Kurtarıcısı olarak çağrılmalıdır.

    İnanıyorum ki, O’nun gibi biri modern dünyada diktatörlüğü ele geçirecek olsa, bu dünyanın en çok ihtiyacı olan barış ve mutluluğu sağlayacak bir tarzda onun bütün problemlerini çözer. Bir öngörüm var: Muhammed’in inancı, yarının Avrupa’sında kabul görecektir, nitekim bugünün Avrupa’sında kabul görmeye başlamış bulunmaktadır.

    Sir Georged Bernard Shaw, The Genuine Islam, 1936, 1: 8.

    Tarihte hem seküler hem de dinî alanda mutlak mânâda muvaffak olmuş tek insan

    Dünyayı en çok etkileyen şahıslar listeninin başına Muhammed’i koymuş olmam, bazı okurları şaşırtacak, bazılarınca da sorgulanacaktır. Fakat, tarihte hem seküler hem de dinî alanda mutlak mânâda muvaffak olmuş tek insan O’dur. Denebilir ki, Muhammed’in İslâm üzerindeki şahsî tesiri, İsa Mesih ve Aziz Pavlos’un Hıristiyanlık üzerinde birlikte bıraktıkları tesirden daha fazladır. Seküler ve dinî tesirin, tarihteki eşi görülmedik bir şekilde birleşmesi, Muhammed’in, tarihin en etkili şahsı olmasına yetmektedir.

    Michael Hart, The 100, A Ranking of the Most Influential Persons in History, New York, 1978.

    Beşerî tanınmışlığın ölçüleriyle değerlendirildiğinde, hangi fâninin şerefi O’nunkiyle mukayese edilebilir?

    Elindeki imkânların kıtlığı, buna karşılık başardığı işlerin boyutu ve kalıcılığı, O’nun ismini dünya tarihinde, sadece Mekkeli Peygamber olmanın çok ötesine taşımaktadır. Güzel şehirler, devlet sarayları ve mâbedler, varlıklarını O’nun sayısız hanedana aşıladığı hareket ve hamle kabiliyetine borçlu olup, çok geniş ülkeler ve eyaletler de, yine O’nun sayesinde imana teslim olmuştur.

    Bütün bunların ötesinde, O’nun sözleri, nesillerin inancını belirlemiş, hayatlarının prensipleri olarak kabul edilmiş ve öbür dünya adına rehber olarak benimsenmiştir. Binlerce mâbedde mü’minler, Allah’ın Peygamberi, Resüllerin sonuncusu olarak kabul ettikleri bu Zât’a salâvat getirir. Beşerî tanınmışlığın ölçüleriyle değerlendirildiğinde, hangi fâninin şerefi O’nunkiyle mukayese edilebilir?”

    J. W. H. Stab, Islam and Its Founder.

    Sade, âdil, mütevazi, büyük bir gayeye adanmış, halkla iç içe

    Ciddî ve ağırbaşlı idi; çok az yer, çok oruç tutardı. Çok sade giyinir, gösterişten kaçar, bilgi satmazdı. Sadeliği tabiî idi ve giyim gibi hususlarla ayrıcalık sergilenmesinden asla hoşlanmazdı.

    Muamelelerinde âdildi. Arkadaş olsun yabancı olsun, zengin olsun fakir olsun, güçlü veya zayıf olsun, herkese adaletle muamele ederdi. Bilhassa halk kesimlerine çok yakın ilgi gösterir, onların şikâyetlerini dinler ve onlar tarafından çok sevilirdi.

    Askerî başarıları, kazandığı zaferler, O’nda hiçbir gurur ve kendini beğenmişlik uyandırmadı; eğer bu başarılar şahsî gayelere dayanmış olsaydı, mutlaka uyandırırdı. Düşmanlarıyla çepeçevre sarılı olduğu zaman hangi sadelik ve tevazu içinde idiyse, gücünün zirvesine ulaştığında da yine aynı sadelik ve tevazu içindeydi. Bırakın bir hükümdar tavrı takınmayı, bir odaya girdiğinde kendisine normalin dışında bir saygı gösterildiğinde bile çok rahatsız olurdu.

    Washington Irwing, Life of Muhammad, New York, 1920.

    Allah’a imanın şekillendirdiği insan

    Muhammed’in dehâsı, İslâm yoluyla Araplara üflediği ruhtur ki, onları yüceltmiştir. Onları, ataletten ve kabilevî tıkanıklıktan çok büyük bir devlet olmaya yükseltmiştir. Muhammed’in Allah inancının yüceliği ve bunun O’nun karakterine ve davranışlarına kattığı sadelik, ciddiyet ve duruluktur ki, bütün çekiciliği ve gerçek ilham gücüyle, Arapların ahlâkî ve zihnî dokusunu oluşturmuştur.

    Arthur Glyn Leonard, Islam, Her Moral and Spiritual Values.

    Ümmî, fakat aynı anda okumuşu tesirine alan, okumamışa hükmeden yön verici bir edâ

    Kendisi bütünüyle ümmî, fakat tabiat kitabını çok iyi okumuş bulunan zihni, en okumuş ve akıllı muhalifleriyle tartışmalara girmiş ve takipçileri içinde en alt seviyede bulunanların bile idrak seviyesine seslenebilmiştir.

    Sade belâgatı, izzet ve inceliği bir araya getirebilmesiyle büyük etki gücü kazanıyor, iç ihtişam ve hürmet telkin ediciliğiyle çok içten bir sevecenliğin birleştiği yüz ifadeleri, karşısındaki insanlara sevgi ve hürmet telkin ediyordu. Aynı anda okumuşu tesirine alan, okumamışa hükmeden bir dehâ veya yön verici bir edaya sahipti.”

    Charles Stuart Mills, History of Muhammadanism.

    Ümit vermeyen bir malzemeden olağanüstü bir ürün

    “Muhammed, çok kısa bir ömürde, hiç de ümit vermeyen bir malzemeden -dönemin Arapları- o ana kadar coğrafî genişliğinden başka bir şeyi olmayan bir ülkede öyle bir din tesis etti ki, bu din, çok geniş sahalarda Hıristiyanlığın ve Yahudiliğin mutlak önüne geçtiği gibi, çok kısa bir süre içinde ve çok geniş bir alanda, dönemin medenî dünyasının en gözde bölgelerini içine alan pek büyük bir devletin temellerini oluşturdu.

    Philip K. Hitti, History of the Arabs, 1951.

    Tek ve büyük bir gerçeği hayatının zembereği yapmış ciddiyet ve tevazu sembolü

    Muhammed, tarihin, tek ve büyük bir gerçeği hayatlarının zembereği yapma saadetine ermiş birkaç mutlu insanından biridir. O, Allah’ın Resülü idi ve hayatın sonuna kadar kim olduğunu ve varlığının özünü oluşturan mesajını hiçbir zaman unutmadı. Aldığı mesajları halkına, çok büyük memuriyetinin şuurunda olmaktan kaynaklanan büyük bir ciddiyetle, fakat aynı zamanda en tatlı bir tevazu ile iletti.”

    Stanley Lane-Poole, Studies in a Mosque.

    Allah’a ve gayb âlemine çok derin bir iman

    Muhammed’in yüklendiği vazife ve misyon, ancak Allah’a ve gayb âlemine çok derin bir imanı olan bir insanda bulunabilecek olağanüstü bir güç ve hayat örneğidir. O, arkadaşlarının imanı, ahlâkı ve bütün bir dünya hayatı üzerinde, ancak gerçekten çok büyük bir insanın yapabileceği tesiri yapmış ve çok önemli bir gerçeği yayma çabaları hep yeni yeni sonuçlar verecek kişilerden biri olarak kabul edilecektir.

    Rodwell, hazırladığı Kur’ân-ı Kerim meâline yazdığı önsözden.

    Batı’da O’nun kadar yanlış tanıtılmış bir insan yoktur

    İnancı uğruna her türlü işkenceye katlanmaya hazır olması, O’na inanan ve O’nu lider kabul eden insanlardaki yüksek ahlâkî karakter ve başarısının büyüklüğü, bütün bunlar, O’nun şahsiyet bütünlüğünün delilleridir. Muhammed’i bir yalancı görmek, ortaya çözülemeyecek pek çok problem çıkaracaktır.

    Ayrıca, tarihte büyük insanların hiçbiri, Batı’da Muhammed kadar yanlış tanıtılmamıştır. Bu bakımdan, eğer O’nu gerektiği gibi anlamak istiyorsak, sadece Muhammed’in gayesindeki temel dürüstlüğünü ve bütünlüğü tanımakla kalmamalı, geçmişten devraldığımız hataları düzelteceksek, O’nun ortaya koyduğu inandırıcı ve kesin delilin doğruluk gösterisinden çok daha öte ve önemli şeyler istediğini ve elde edilmesinin de çok zor olduğunu unutmamalıyız.

    W. Montgomery Watt, Muhammad at Mecca, Oxford, 1953.

    Arkada bıraktığı güven ve itimatla eşsiz bir resûl

    O’nun bütün davranışları, günlük hayatı, bugün milyonların şuurlu bir hâfızayla gözettiği bir kanun ortaya koymuştur. İnsanlığın herhangi bir bölümünün Mükemmel (Evrensel) İnsan kabul ettiği başka hiç kimse, bu kadar yakından ve bu ölçüde ayrıntıyla taklit edilmemiştir. Hıristiyanlığın kurucusunun davranışları, takipçilerinin günlük hayatını yönlendirmemiştir.

    Ayrıca, başka herhangi bir dinin kurucusu, geride Müslüman Resül ölçüsünde bir güven ve itimat bırakmamıştır.

    D. G. Hogarth, Arabia.

    İslâm ve kılıç teorisini hiç bir araştırmacı kabul edemez

    Başka hiç bir din, İslâm ölçüsünde hızlı yayılmadı. Batı, bu dinî yayılışın ancak kılıç yoluyla mümkün olabileceği inancına kapılmıştır. Fakat, hiçbir modern araştırmacı bu görüşü kabul etmiyor; Kur’ân’ın vicdan hürriyetine verdiği destek çok açıktır.

    Muhammed, İslâm’ın bu, vahye muhatap kurucusu, 570′de putlara tapan bir kabile içinde dünyaya geldi. Daha doğumunda yetimdi; bilhassa fakirler ve muhtaçlar, dullar ve yetimler, köleler ve ezilmişlerle yakından ilgilenirdi. 20′sinde başarılı bir iş adamı oldu ve ardından zengin bir dulun deve kervanlarını idare etmeye başladı. 25′ine geldiğinde, O’nun faziletlerini gören bu hanım, kendisine evlenme teklifinde bulundu. Kendisinden 15 yaş büyük de olsa, bu hanımla evlendi ve onun vefatına kadar sâdık bir eş olarak kaldı.

    Kendisinden önceki her büyük peygamber gibi, Muhammed de Allah’ın Kelâmı’nın nakledicisi olarak hizmet görmenin utangaçlığıyla yaşadı; çünkü bu, kolay bir iş değildi. Ne var ki, Melek bir kere “Oku!” demişti. Bildiğimiz kadarıyla, Muhammed’in okuması ve yazması yoktu, fakat, kısa bir süre sonra yeryüzünün geniş bir bölümünde devrim yapacak olan vahiy mahsulü sözleri yazdırmaya başlamıştı: ‘Bir Allah vardır.’

    Muhammed, her meselede pratikti ve çözüm üretebiliyordu. Sevgili oğlu İbrahim vefat ettiğinde güneş tutulması oldu ve Allah’ın, Resülü’nü tesellisi olarak yorumlandı. Muhammed, derhal müdahale etti: “Güneş tutulması gibi hâdiseler, bir insanın ölümüne verilmez.”

    Bu çalışmayı yaparken benim önümdeki problem daha küçük; çünkü biz, bu çarpıtılmış tarih türüyle (Batılılar ölçüsünde) beslenmedik ve dolayısıyla, İslâm hakkındaki yanlış anlamalarımızı ortaya koymak için çok zaman harcamamıza gerek yok. Meselâ, İslâm ve kılıç teorisi bizim çevrelerde fazla işitilmez. “Dinde zorlama yoktur.” şeklindeki İslâmî prensip, bizde iyi bilinir.

    K. S. Ramakrishna Rao, Mohammed: The Prophet of Islam, 1989.

    İslâm’la insan, yalnızca Allah’a kul ve başka hür insanlara karşı belirli vazifeleri olan hür bir varlık hâline geldi

    İslâm’la birlikte ruh, peşin hükümlerden, insan iradesi de, kendisini sözde gizli güçlerin, belli sırlar sahibi olduklarını ileri sürenlerin ve kurtuluş alıp-satanların iradesine tâbi kılan bağlardan kurtuldu ve neticede, Allah’la kul arasında aracılık kalktı ve dolayısıyla başkalarının iradeleri üzerinde salâhiyet iddia edenler, tahtlarından oldular. İnsan, yalnızca Allah’a kul ve başka hür insanlara karşı belirli vazifeleri olan hür bir varlık hâline geldi. İslâm’dan önce insan sosyal ayırımcılıklardan çok çekmişti; fakat İslâm, bütün insanlar arasında eşitlik getirdi. Bir Müslümanı diğerlerinden ayıran faktör doğum, renk, ırk, sosyal statü değil, sadece takvâ, sâlih amel ve ahlâkî vasıflardır.

    Dr. Laura Veccia Vaglieri, Apologia dell İslamismo, s. 33-34.

    Tavizsiz tevhid inancı, Aşkın Varlığın hâkimiyetine sarsılmaz iman
    Bu tavizsiz tevhid inancı, aşkın bir varlığın mutlak hâkimiyetine olan sade ve sarsılmaz iman, İslâm’ın ana gücünü teşkil ediyor. Bu dinin bağlıları, çoğu dinlerin bağlılarında görülmeyen ve bilinmeyen şuurlu bir rıza, tatmin ve sabır duygusuna sahipler. Müslüman ülkelerde intihar hâdisesine pek nadir rastlanıyor.


    Philip K. Hitti, History of the Arabs, 1951, s. 129

    Bütün parçaları, tam olması gereken yerde bir mimarî şaheseri

    İslâm bana, bütün parçaları tam bir denge ve kesintisiz bir huzur vericilik içinde birbirini destekler ve bütünler bir ahenk arz eden mimarî bir eser gibi görünüyor. İslâm’da her şey, gerek düstur, gerekse uygulama olarak tam olması gereken yerde.

    Muhammed Esed [Leopold Weis], Islam at the Crossroads, 5.

    İslâm kültürünün belirleyici tesirinin görülmediği hiçbir insanî gelişme buudu yoktur

    Müslüman Araplar olmasaydı, modern Avrupa medeniyeti, bütün tekâmül safhalarını aşmasını sağlayan bir hüviyete asla bürünemezdi. İslâm kültürünün belirleyici tesirinin görülmediği hiçbir insanî gelişme buudu yoksa da, bu tesir, modern dünyanın en büyük kuvvet ve muzafferiyet kaynağını oluşturan tabiî bilimler ve ilim ruhu sahalarında çok daha fazla belirgindir…

    Bilim dediğimiz şey, Avrupa’da yeni araştırma ruhunun, yeni inceleme metotlarının, deney ve gözlem metodunun, matematiksel ölçme ve değerlendirme yöntemlerinin neticesinde ortaya çıkmıştır ki, bunlar, eski Yunan’ın malûmu değildi. Bu ruh ve bu metotlar, Avrupa’ya Araplar tarafından getirilmiştir.

    Robert Briffault, The Making of Humanity.

    İslâm’ın değiştirici gücü

    “Muhammedîlik (İslâm için yanlış bir ifade -Mütercim-) kabul edildiği zaman putperestlik, totemizm, çocukları öldürme, büyücülük hemen kaybolur. Kirliliğin yerini temizlik alır ve İslãm’ı kabul eden kişi, şahsî bir şeref, haysiyet ve kendine güven duygusu kazanır. Hayasızca yapılan danslar, oyunlar ve cinsler arası ahlâksız münasebetler sona erer; kadının iffeti kabul edilen bir fazilet hâlini alır. Çalışkanlık, tembelliğin yerine geçer ve keyfîlik yerini kanuna bırakır. Düzen ve temkin yerleşir. Kan davalarıyla, hayvanlara ve kölelere kötü muamele yok olur. İslâm, batıl inançlarla her türlü tefessühü silip süpürmüştür. İslâm, boş polemiklere karşı bir baş kaldırmadır. Kölelere ümit, insanlığa kardeşlik ve temel insan fıtratına tanıma getirmiştir.. İslâm’ın yerleştirdiği faziletler edep, nefse hâkimiyet, temizlik, iffet, adalet, metanet, cesaret, cömertlik, misafirperverlik, dürüstlük ve sabırdır..

    İslâm, Müslümanlar arasında tam bir kardeşlik ve eşitlik vaz’ eder. Kölelik, İslâm inancının bir parçası değildir. Çok kadınla evlilik şartlara bağlıdır ve zor bir iştir. Kaide olmaktan ziyade, sadece bir istisnadır. Musa onu yasaklamamış, Davud uygulamış, İncil de açıkça men etmemiştir.

    Muhammed ise, onu sınırlandırmış ve belli şartlara bağlamıştır. Müslümanlar, Allah’ın iradesine teslimiyetleri, nefse hâkimiyetleri ve iffet, doğruluk ve İslâm kardeşliği sayesinde kendilerini taklitle çok şeyler kazanacağımız bir model oluşturmuşlardır. İslâm, Hıristiyan dünyanın üç baş belâsı olan sarhoşluk, kumar ve fuhşu ortadan kaldırmıştır. İslâm, medeniyet adına Hıristiyanlıktan çok daha fazla şey ortaya koymuştur. Dünyanın üçte birinin Muhammed’in itikadına bağlanması bir mûcize, belki bir insandan ziyade, aklın mûcizesiydi.

    Isaac Taylor, nakl. Ebu’l-Fazl İzzetî, An Introduction to the History of the Spread of Islam, Oxford.

    Batılıların Peygamberimiz Hakkında Sözleri


    Bunun için insanlık senin gibi seçkin bir kudreti bir defa görmüş, bundan sonra da görmeyecektir.
    Ben yüceliğinin önünde saygıyla eğilirim.” Prens Bismark


    Ben şunu iddia ediyorum ki
    Muhammed (sav) mümtaz bir kuvvettir.
    Destgah-i kudretin böyle ikinci bir vücudu
    imkan sahasına getirmesi ihtimalden uzaktır.
    Sana muasır bir vücud olamadığımdan
    dolayı müteessirim , ey Muhammed (sav) !
    (Senin asırdaşın olmadığımdan dolayı üzgünüm ey Muhammmed!)





    Öğreticisi ve yayıcısı olduğun bu kitap senin eserin değildir. O ilahidir.
    Onun ilahi olduğunu inkar etmek, mevcut ilimlerin doğru olmadığını söylemek kadar gülünçtür.


    Ben Kuranı her yönden inceledim. Her kelimesinde büyük hikmetler gördüm.
    Müslümanların düşmanları, bu kitabın Muhammed’in sözü olduğunu iddia ediyorlarsa da, en mükemmel ve en gelişmiş bir beyinden böyle bir harikanın dökülüşünü iddia etmek , gerçeklere göz kapayarak kin ve düşmanlığa alet olmak anlamına gelir ki, ilmi tarafsızlığa aykırıdır.

    Bunun için insanlık senin gibi seçkin bir kudreti bir defa görmüş, bundan sonra da görmeyecektir.
    Ben yüceliğinin önünde saygıyla eğilirim.
    Prens Bismark***
    Hiç kimse Hz. Muhammed’in kurallarından daha ileri bir adım atamaz.
    Biz Avrupa milletleri medeni imkanlarımıza rağmen Hz. Muhammed’in
    son basamağına varmış olduğu merdivenin daha ilk basamağındayız.
    Şüphe yok ki bu yarışmada kimse onu geçemeyecektir.Johann Wolfgang Von Geothe


    ***
    Eğer hedefin büyüklüğü imkanların küçüklüğü ve sonuçların şaşırtıcılığı insan dehasının üç kriteri olarak alınırsa ,kim çağımız tarihinin herhangi bir büyük insanını
    Hz. Muhammed ile kıyaslamaya cüret edebilir?


    Hz. Muhammed, filozof, hatip, resûl , kanun yapıcı, savaşçı, fikirlerin fatihi, rasyonel inançların ve sembollere yer vermeyen bir dinin ihyâ edicisi, 20 adet kara imparatorluğunun kurucusudur.
    İnsan yüceliğinin bütün standartları dikkate alındığında, O’ndan daha büyük bir insan var mıdır ? diye sorabilirsiniz. “
    Alphonso de Lamartine***
    Kur’an’ın telkin ve Hz Muhammed’in (sav) tebliğ ettiği esasattan
    mükemmel bir ahlak mecellesi vücut bulur
    Esasat’ı Kur’aniyenin muhtelif memleketlerde insanlığa ettiği iyiliği
    ve ettikten sonra da Allah’a takarrub etmek isteyen insanları
    Cenab-ı Hak’ka raptettiğini inkar etmek mümkün değildir.
    Halık’ın hukuku ile mahlukun hukuku ancak müslümanlık tarafından
    mükemmel bir surette tarif olunmuştur.
    Bunu yalnız müslümanlar değil hristiyanlarada müsevilerde itiraf ediyorlar.Marmaduke Pickthall


    ***
    Benim fikir ve kanaatime göre Kur’an baştan aşağıya samimiyet ve
    hakkaniyetle doludur. Hz Muhammed (s.a.v) cihana tebliğ ettiği
    davet hak ve hakikattir.
    Thomas Carlyle


    ***
    Ben bu hayret uyandırıcı insanın hayatını inceledim Benim görüşüme
    göre O’nu insanlığın kurtarıcısı olarak tanımamız lazımdır





    Hz. Muhammed gibi bir insan günümüz dünyasının yönetiminde olsaydı,
    dünyanın problemlerini çözmekte ve çok ihtiyaç duyulan
    barış ve mutluluğu getirmekte başarılı olurdu.

    İnsanın büyüklüğü hangi ölçü ile ölçülürse ölçülsün, Hz. Muhammed’den daha büyük bir insan gelmeyecektir.
    George Bornard Show


    ***
    Peygamber Muhammed , Savaşçı Muhammed , İşadamı Muhammed ,
    Devlet adamı Muhammed , Hatip Muhammed , Islahatçı Muhammed ,
    Yetimlerin sığınağı Muhammed , Kölelerin koruyucusu Muhammed ,
    Kadınların kurtarıcısı Muhammed , Yargıç Muhammed , Hazreti Muhammed
    İnsan faaliyetlerinin bütün bu dallarında bütün bu muhteşem rollerde
    o gerçek bir kahramandır.
    Prof. Bramakrishna Rao***
    Peygamberin değişmez sadeliği , tamamen benliğini eritmişliği
    vaatlerine dostlarına ve takipçilerine şiddetli bağlılığı ,
    yiğitliği korkusuzluğu Yaratıcıya ve görevine mutlak güveni…
    kılıç değil , bunlardır herşeyi taşıyan ve her engeli aşan…Mahatma Gandhi***
    Bir insanın tek başına savaşan kabileleri ve gezgin Bedevileri
    yirmi yıldan az bir sürede muazzam güçlü ve medeni bir millet
    haline dönüştürmesi beni hayrete düşürüyor.Thomas Carlyle


    ***
    “ Muhammed’in barbar, kan dökücü insanların vahşi geleneklerini, sayısız ilerlemelere dönüştürmesinden başka bir şöhrete ihtiyacı yok.
    O’nun zeka ve hikmetli dini, dünyayı hakimiyeti altına alacaktır. ”
    Muhammed (s.a.v) hürmet ve saygıya layıktır.
    Leo Tolstoy


    ***
    Hz. Muhammed ‘in ve İslamlığın başlangıcının tarihi üzerinde insan ne kadar düşünürse, onun gerçekleştirdiklerinin büyüklüğü karşısında o kadar şaşmamasına imkan yoktur.
    Eğer O’nun peygamberlik devlet adamlığı ve yöneticilik yeteneği, bütün bu yeteneklerinin üstünde de Allah’a olan güveni ve kendisini Allah’ın göndermiş olduğuna sarsılmaz inanışı olmasaydı, insanlık tarihinin önemli bir bölümü hiç bir zaman yazılamamış olacaktı.Montgomery Watt


    ***
    Bu yüce Peygamberin hayatını inceleyen ve O’nun karakterini ve etrafındakileri nasıl yetiştirdiğini ve nasıl yaşadığını bilenlerin; insanın üstünlüğünü temsil eden bu Zât’a karşı derin bir hürmetten başka bir şey hissetmesi mümkün değildir.
    Onun hakkında kendi görüşüme göre malum olan pek çok şey söyleyebilirim ;


    Ancak, kendi hakkında okuduğum her satırda, O’na karşı daha fazla hayranlık ve hürmet duyuyorum. “Annie Besant

    ***
    “ Muhammed, büyük bir insandı; erdem ve mükemmellik örneği ile büyük insanlar yetiştirdi. Hikmetli bir kanun yapıcı, adil bir yönetici, münzevi bir peygamberdi. Dünyanın o ana kadar benzerini görmediği bir devrimi gerçekleştirdi. “
    Voltaire
    ***
    Hiç kimse Hz. Muhammed’in prensiplerinden daha ileri adım atamaz. Avrupa’ya nasip olan bütün başarılara rağmen bizim konulmuş olan bütün kanunlarımız, İslam kültürüne nispetle eksiktir.
    Biz Avrupa milletleri medeni imkanlarımıza rağmen, Hz. Muhammed’in son basamağına varmış olduğu merdivenin daha ilk basamağındayız. Şüphe yok ki, hiç kimse bu yarışmada O’nu geçemeyecektir.
    Goethe


    Hz.Muhammed S.a.v Hakkında Yabancı Bilginler ne dedi


    “Hiç kimse Hz. Muhammed’in prensiplerinden daha ileri bir adım atamaz. Avrupa’ya nasip olan bütün başarılara rağmen bizim bütün kanunlarımız, İslâm medeniyetine bakarak çok eksiktir. Biz Avrupa milletleri, büyük medenî imkânlarımıza rağmen, Hz. Muhammed’in son basamağına varmış olduğu merdivenin daha ilk basamağındayız.”
    Johann Wolfgang von Goethe (Alman Şair ve Yazar)


    * * *

    Muhammed, hürmet ve saygıya fazlasıyla lâyıktır.
    Lev Nikolayeviç Tolstoy (Büyük Rus Yazar)


    * * *

    Büyük İslâm Peygamberi Yüce Yaratıcı’nın katına çıkıp onunla buluşmuştur. Ben Mirac’a bütün kalbimle inanıyorum.
    Fyodor Mikhailoviç Dostoyevski (Meşhur Rus Yazar)


    * * *

    “Şöyle bir göz atmakla, Hz. Muhammed’in, bütün vasıflarını ve kahramanlıklarını görmek mümkündür. Bunlardan bazıları Peygamberliğinin ilk günlerinde ve bazıları da peygamberliğinden sonra olmuştur. Eşsiz mucizeleri gördüğüm zaman, O’nu rütbe bakımından insanların en büyüğü ve en yücesi olarak mütalaa ediyorum. Hatta; insanlık O’nun bir benzerini görmemiş ve görmeyecektir de…”
    Aziz, Prof. Bosworth Smith (Mohammed and Mohammadanism, London 1874)


    * * *

    “İslâm medeniyetinin modern dünyaya en büyük yardımı ve hediyesi ilimdir. Fakat Avrupa’yı, yeniden hayata kavuşturan şey, yalnız ilim değildir. İslâm medeniyetinden gelen daha başka tesirler Avrupa hayatına ilk parlaklığını vermişti.
    Avrupa’nın ilerleme hayatında İslâm kültürünün kati tesirini takip edemeyeceğimiz bir tek safha bulunmadığı gibi tesirin kendini bütün azametiyle hissettirdiği saha tabii ilimler ve ilim zihniyetidir.
    Orta çağın ilk yarısında dünyanın hiçbir milleti insanlığın ilerlemesine müslümanlar kadar hizmet etmemiştir. 9-12 asırlar arasında felsefe, tıb, tarih, ilahiyat, astronomi ve coğrafya mevzuunda Arapça olarak yazılan eserler herhangi bir lisanla yazılanların fevkinde idi.” Prof. Dr. Philip Khuri Hitti


    * * *

    Bitmeyen bir hayranlık, sürekli bir saygı, Arabistan’ın bu büyük Peygamberinin hayatını ve şahsiyetini inceleyen ve nasıl öğrettiğini, nasıl yaşadığını bilen herkesin bu güçlü Peygamber için ürpertici bir saygıyla dolmaması mümkün değildir. Kitabımda söyleyeceklerimin pek çoğu, çoklarının bildiği şeyler olsa da, ben onları ne zaman yeni baştan okusam, bu Arabistanlı Muallim için hep yeni bir hayranlık, yeni bir saygı duyuyorum.”
    Annie Besant, (Hindistan’ın Bağımsızlık Mücadelesi Liderlerinden) (The Life and Teachings of Muhammad, Madras, 1932)


    * * *

    ’Ben şahsen Hz. Muhammed’in hayranıyım.’
    Sosyolog V.D.Eratsen


    * * *

    Asrımızda çeşitli ilim adamlarının yaptıkları tecrübe ve araştırmalar göstermiştir ki, pişirmek kaydıyla soğan ve sarımsağın damar sertliğini mühim ölçüde azalmalmaktadır. Ayrıca pirişilmiş sarımsağın kanda lipid (yağ) artmasına mani olduğu ve kan pıhtılaşma bozukluklarını da bir ölçüde engellediği, yüksek tansiyonlu kişilerde ise tansiyonun düşmesine yardımcı olduğu müşahede edilmiştir. Nitekim ondört asır önce Efendimiz’de (sav) bir hadislerinde sarımsağın pişirilerek yenilmesini tavsiye etmiştir.

    Doğrusu aranırsa Hira Dağı mağarasında meleği gördüğü günden beri geçen 20 sene dünyayı değiştirmeye kafi gelmiş. Hicaz’ın kuru kumlarında yeni bir tohum filizlendirmişti; öyle bir filiz ki Arabistan’ı uyaracak, bir yandan Hindistan’a bir yandan da Bahr-i Muhite kadar uzanacaktı.
    Emile Dermenghem


    * * *

    “İnsanlığın sorunlarının üst üste yığılarak nerdeyse çözülmez hal aldığı günümüzde Hz. Muhammed’e her zamankinden daha fazla muhtaçiz. Eğer O aramızda olsaydı bütün bunları oturup bir fincan kahve içme rahatlığı ile çözerdi”
    George Bernard Shaw ( İrlandalı dramatist, sosyalist düşünür ve 20.yüzyılın önde gelen tiyatro yazarlarından)


    * * *

    “Tarihteki Yüz Büyük İnsan” adlı kitabıyla bütün dünyada yankılar uyandıran Amerikalı bilim adamı Prof. Michael Hart’a kitabın ilk yayınlandığı tarihten on yıl sonra, Kahire’de çağırıldığı bir ödül töreninde, El-Ahram Gazetesi muhabirlerince sorulan; “kitabınızın yayınlanmasının üzerinden 10 yıl geçti neredeyse. ‘100 ünlü Adam’ adlı kitabınızda birinci yeri Hz. Muhammed’e (s.a.v.) ayırmıştınız, hâlâ bu görüşünüzde ısrarlı mısınız?” şeklindeki soruya şu cevabı vermişti:

    “Bu ünlülerin ilk listesi. Bu sayı 200-300’e bile çıkarılsa Hz. Muhammed’in (s.a.v.) listenin başındaki yeri sabittir.

    Ben ünlüleri incelerken bazı sabit kriterler ortaya koydum. Bunlardan biri de, ünlülerin insanlık tarihinde bıraktıkları geniş ve derinlemesine izlerdir. Benim, ünlülerin en ünlüsü olarak Hz. Muhammed’i (s.a.v.) tercihim ise, O’nun hem peygamberliği, hem de dinî ve dünyevî seviyede fevkâlâde başarılı olmasıdır. İnsanlık ahlâkı, felsefî ve hukukî olarak İslâm’dan daha mükemmel bir din görmemiştir. Hz. Muhammed (s.a.v.)’in vefatından sonra da İslâm, dünyanın doğusunda ve batısında yayılmaya devam etti. Dünyada hâlâ bir çok insan kalpleriyle ve akıllarıyla İslâm’a yöneliyor. Hz. Muhammed’in (s.a.v.) davet ettiği din, 14 yüzyıl önce medeniyetin ve kültür merkezlerinin dışındaki bir bölgede doğmuştu. Ve zor şartlar altında yol aldı. Buna rağmen İslâm, dünyanın her yönüne yol buldu. Ve inanıyorum ki Hz. Muhammed (s.a.v.) gibi, her yönüyle mükemmel bir insan, bir daha gelmez.”
    Prof. Dr. Michael Hart


    * * *

    “Kral ve vezirler gibi azamet ve debdebe perdeleriyle gizlenmiş değildi. Kendi hırkasını kendi yamalar, kendi ayakkabısını kendi tamir ederdi. Harbe gider, ashabı ile istişare eder, emirlerini onlarla beraber verirdi.

    Nasıl bir insan olduğunu her yönü ile kavminin bilmesi için böyle yaptı. Ona artık, siz ne isterseniz öyle deyiniz. Dünya’da taç ve ihtişam sahibi hiçbir imparatora, yamalı bir hırka içindeki bu insan kadar hürmet ve itaat edilmemiştir. Yirmiüç yıllık dünya imtihanı, gerçek bir kahraman için lüzumlu bütün unsurları taşımaktadır.”
    Thomas Carlyle (Meşhur İngiliz Düşünür)


    “İslamiyetten daha eski dinler, insanların ruhları üzerindeki hakimiyetlerini günden güne kaybetmekte oldukları halde, Hz. Muhammed’in dini bütün kudret ve hakimiyetini muhafaza etmektedir.”
    Dr. Gustave le Bon (Fransız sosyolog ve amatör fizikçi)


    * * *

    Ben şunu iddia ediyorum ki, Hz. Muhammed en seçkin bir kıymettir. Yaradan’ın, böyle ikinci bir vücudu imkan sahasına getirmesi de ihtimalden uzaktır. Seninle aynı asırda bulunamadığımdan dolayı üzgünüm Ey Muhammed…
    Prens Otto Von Bismarck (Modern Almanya’nın ilk şansölyesi -başbakanı)


    * * *

    Hz. Muhammed’in (sav) insan olması itibariyle, bütün insanlık muhakkak iftihar eder. Çünkü O Zât, ümmî olmasıyla beraber, onüç asır evvel öyle kanunlar ve esaslar getirmiş ki, biz Avrupalılar ikibin sene sonra onun kıymetine ve hakikatına yetişsek en mes’ud, en saadetli nesiller oluruz.
    Shebol (1927 Hukuk Kongresi Başkanı)


    * * *

    Meshur Peygamberler, fâtihler arasinda târih-i hayâti; Hz. Muhammed’in Târihi gibi, en ince teferruâtina kadar, en mevsuk sekilde kayd ve zapt olunan bir kimse gösterilemez.
    John Davenport (Ingiliz bilgin)


    * * *
    Şişmanlık birçok hastalıkları da beraberinde getirmektedir. Son araştırmalar neticesinde şişmanlarda yüksek olan kolesterol seviyesinin damar sertliğine sebep olduğu, buna bağlı olarak da damar sertliği, yüksek tansiyon, kalb yetmezliği, böbrek ve göz hasarlarının meydana geldiği tespit edilmiştir. Dengeli beslenme mevzuunda ne kadar dikkatli olmamız gerektiğini Yüce Rehberimiz (sav) asırlarca önce şu kutlu sözleriyle belirtmişti: ‘Çok yemek kötü bir şeydir.’ ‘İnsanoğlunun midesini iyice doldurmasından daha zararlı bir şey yoktur.


    Şayet gayenin büyüklüğü, vasıtaların küçüklüğü ve neticenin azameti insan dehasının üç ölçüsü ise, modern tarihin en büyük şahsiyetlerini bile Muhammed’le (sav) kıyaslamaya kim cesaret edebilir. O şahsiyetlerin en meşhurları ancak maddi kuvvetler kurdular. Halbuki, O (sav), orduları hukuk sistemlerini, imparatorlukları, kavimleri hanedanları ve dünyanın üçte biri üzerindeki milyonlarca insanı harekete geçirdi.
    Alphonse Marie Louis de Lamartine (Fransız Tarihçisi)


    * * *

    “İnsanlar her şeyden daha fazla Muhammed’e kulak vermelidir. Diğer bütün sözler, onun karşısında boş sözlerdir.”
    Thomas Carlyle (Meşhur İngiliz Düşünür)
    * * *


    “Muhtelif devirlerde beşeriyeti idare etmek için Allah tarafından gönderildiği iddia olunan bütün münzel ve semâvi kitapları tam ve etrafiyle tetkik ettimse de, hiç birisinde bir hikmet ve isabet göremedim. Bu kanunlar, değil bir cemiyetin, bir ev halkının saadetini bile temin edecek mahiyetten pek uzaktır. Lâkin müslümanların Kur’an-ı, bu kayıttan azadedir. Ben Kur’an’ı her cihetten tetkik ettim. Her kelimesinde büyük hikmetler gördüm. Müslümanların düşmanları bu kitabın, Muhammed’in kendi eseri olduğunu iddia ediyorlarsa da, en mükemmel ve hatta en mütekâmil bir dimağda böyle harikanın zuhurunu iddia etmek hakikatlere göz kapıyarak kin ve gareze âlet olmak manasını ifade eder ki, bu da ilim ve hikmetle kaabil-i telif değildir.
    Prens Otto Von Bismarck (modern Almanya devletinin kurucusu)


    * * *

    Ellerin et ve yağ gibi maddelerle bulaşık olması hem haşere hem de mikropların üremesi için zemin teşkil eder. Yüce Rehberimiz ‘ellerinde et veya yağ kokusu eseri olduğu halde yatan bir kimse bir hastalığa müptela olur veya hayvan ve haşerelerden bir zarara uğrarsa, kedisinden başkasını suçlu bulmasın’ buyurmuştur. Burada haşerenin yanında hayvan tabirinin kullanılması enteresandır. Hayvan, hayat sahibi yani canlı mânâsına da gelmektedir. Dolayısıyla mikrop mefhumuna işaret edilmektedir.

    Hz. Muhammed (sav) toplu halde yapılan ibadetin o muazzam gücünü, tarihte ilk temsil edip gösteren insandır. Hiç şüphe yok, ki, çok geniş mikyasta, İslâm’ın kudreti, günde beş vakit kılınan namazın kudretinden kaynaklanmaktadır.
    J. H. Lenison, Emotion as the basis of civilisation


    * * *

    Yeni keşiflerin veyahut ilim ve irfanın yardımı ile hallolan yahut çözülmesine uğraşılan meseleler arasında bir mesele yoktur ki, İslâmiyet’in esasları ile çatışsın. Kur’an-ı Kerim ve onun öğrettikleri şeyler ile fıtri kanunlar ve fenler arasında tam bir ahenk görülmektedir.
    Lavazon


    * * *

    “Hz. Muhammed’in doğruluğu, faaliyeti, hakikati aramadaki samimiyeti, sonsuz azmi, hiçbir vakit sarsılmayan imanı, kendisini dinlemek istemeyenlere ezelî hakikati dinletmek yolundaki sebatı, bana kalırsa bunlar O’nun, o cesur ve azimkâr Peygamber’in son peygamber olduğuna en kat’i ve en emin delillerdir.”
    Dr. Steingas



  4. 18.Mart.2012, 23:09
    3
    Misafir

    Cevap: bilim adamlarının peygamberimize söylenen sözler

    çok güzel olmuş sağolun


  5. 18.Mart.2012, 23:09
    3
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
    çok güzel olmuş sağolun





+ Yorum Gönder