Konusunu Oylayın.: Buhari’de Hz. Muhammed´in Türkler aleyhine sözleri olduğunu ileri sürerek onun Türk düşmanı olduğunu iddia edenlere ne d

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Buhari’de Hz. Muhammed´in Türkler aleyhine sözleri olduğunu ileri sürerek onun Türk düşmanı olduğunu iddia edenlere ne d
  1. 16.Aralık.2011, 21:34
    1
    Misafir

    Buhari’de Hz. Muhammed´in Türkler aleyhine sözleri olduğunu ileri sürerek onun Türk düşmanı olduğunu iddia edenlere ne d






    Buhari’de Hz. Muhammed´in Türkler aleyhine sözleri olduğunu ileri sürerek onun Türk düşmanı olduğunu iddia edenlere ne d Mumsema Buhari’de Hz. Muhammed´in Türkler aleyhine sözleri olduğunu ileri sürerek onun Türk düşmanı olduğunu iddia edenlere ne dersiniz?


  2. 16.Aralık.2011, 21:48
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Buhari’de Hz. Muhammed´in Türkler aleyhine sözleri olduğunu ileri sürerek onun Türk düşmanı olduğunu iddia edenle




    Buharî’de, ileride Türklerle yapılacak savaştan söz edilmesi, her şeyden önce Hz. Peygamberin (asm) gelecekten haber verme açısından bir mucizesi ve peygamberliğinin hak olduğunun açık bir belgesidir. Nitekim Buharî “Türklerle savaşmak” manasına gelen “kitalu’t-Türk” başlığını kullandığı gibi, diğer bir yerde aynı konunun işlendiği bölüm için “Peygamberin nübüvvetinin alametleri” mealinde bir başlık kullanmıştır.(bk. Buharî, Menakıb, 25).

    Hz Peygamber, Arap, Habeş, Fars, Rum ve benzeri topluluklarla da Müslümanların ileride savaşacaklarını haber vermiştir. Kendi milleti olan Araplarla yıllarca fiilen savaşmak zorunda kalmıştır. Bunlardan yola çıkarak Hz. Peygamberin söz konusu milletlere özellikle düşman olduğunu söylemek mümkün mü? Hz. Peygamber bu gaybî haberleri verirken, yanında Bila-i habeşî, Selman’ı farisi, Suheyb-i rumî vardı ve onlara pek çok değer veriyordu.

    Peygamberimizin bir ırk, bir millet olarak Türklere düşman olduğunu seslendirenler imandan nasibini almamış kimselerdir. Çünkü, Kur’an ve hadislerde ırk üstünlüğü, ırk ayırımı yapmanın yanlış olduğuna dair pek çok ifadeler vardır.

    Hz. Peygamber Allah'ı inkar eden Araplara, Türklere, Kürtlere ve sair milletlere düşman olduğu gibi, bu milletlerin mümin olanlarını kardeş olarak kabul ettiği Kur’an’ın “Müminler ancak kardeştir”(Hucurat, 49/10) mealindeki ifadesi çok açıktır.

    Bu konuda İslam’ın ön gördüğü kriter şudur: Allah’ın sevdiği insanları Hz. peygamber de diğer müminler de sevmek zorundadır. Allah’ın sevmediği, düşman olduğu kimseleri sevmemek, onlara düşman olmak Hz. Peygamberin de diğer müminlerin de zorunlu görevleridir.

    Hz. Peygamberin en yakın akrabası olan amcası Ebu Leheb’i Tebbet suresinde Allah tarafından cehennemlik bir melun olarak ilan edilmesinden sonra, Hz. peygamberin onu sevmesine imkân var mı?

    Bedir savaşında yetmiş kafir Arapları öldüren Hz. Peygamberin bu cihadına bakarak, onun Arap düşmanı olduğunu söyleyen kimseyi tımarhaneye götürmek gerekmez mi?

    Allah için sevmek, Allah için buğzetmek İslam’ın önemli iki prensibidir. Allah’ın sevdiğini sevmemek, onun sevmediğini sevmek imanla bağdaşmaz. Hz. Peygamberin Türklere düşman olduğunu seslendirenler, Allah’ın ve resulullah’ın sevdiği Türkleri sevmezler, ama Allah’ın ve resulullah’ın sevmediği Türkleri candan severler. Çünkü onlar mülhit ve zındıktırlar.

    “Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse bilsin ki, Allah onların yerine öyle bir topluluk getirir ki, Allah onları sever, onlar da Allahı severler. Onlar müminlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı onurlu ve zorludurlar. Allah yolunda mücahede eder ve bu hususta dil uzatan hiçbir kimsenin ayıplamasından korkmazlar. İşte bu, Allah’ın öyle bir lütfudur ki dilediğine verir. Allah vâsi ve alîmdir/ihsanı boldur, her şeyi hakkıyla bilir”(Maide, 5/54) mealindeki ayetin bir masadakı Türkler olduğunu ve bu ayetin onlara da işaret ettiğini unutmamak gerekir. (bk. Elmalılı, ilgili ayetin tefsiri; Nursi, Mektubat, Yirmi Altıncı Mektup)

    Bediüzzaman şöyle der:

    “İşte ey ehl-i Kur'an olan şu vatanın evlâdları! Altıyüz sene değil, belki Abbasîler zamanından beri bin senedir Kur'an-ı Hakîm'in bayraktarı olarak, bütün cihana karşı meydan okuyup, Kur'anı ilân etmişsiniz. Milliyetinizi, Kur'ana ve İslâmiyete kal'a yaptınız. Bütün dünyayı susturdunuz, müdhiş tehacümatı def'ettiniz, tâ …(Maide, 5/54.) âyetine güzel bir mâsadak oldunuz. Şimdi Avrupa'nın ve firenk-meşreb münafıkların desiselerine uyup, şu âyetin evvelindeki hitaba mâsadak olmaktan çekinmelisiniz ve korkmalısınız!

    Cây-ı dikkat bir hal: Türk milleti anasır-ı İslâmiye içinde en kesretli olduğu halde, dünyanın her tarafında olan Türkler ise Müslümandır. Sair unsurlar gibi, müslim ve gayr-ı müslim olarak iki kısma inkısam etmemiştir. Nerede Türk taifesi varsa, Müslümandır. Müslümanlıktan çıkan veya Müslüman olmayan Türkler, Türklükten dahi çıkmışlardır (Macarlar gibi). Halbuki küçük unsurlarda dahi, hem müslim ve hem de gayr-ı müslim var.

    Ey Türk kardeş! Bilhâssa sen dikkat et! Senin milliyetin İslâmiyetle imtizaç etmiş. Ondan kabil-i tefrik değil. Tefrik etsen, mahvsın! Bütün senin mazideki mefahirin, İslâmiyet defterine geçmiş. Bu mefahir, zemin yüzünde hiçbir kuvvetle silinmediği halde, sen şeytanların vesveseleriyle, desiseleriyle o mefahiri kalbinden silme!”(Mektubat / 26. Mektup / 3. mebhas).

    Türkler tarafından gerçekleştirilen İstanbul fethi Hz. Peygamber (asm) tarafından müjdelenmiştir: “Kostantiniye/ İstanbul, mutlaka fetholunacaktır. Onu fetheden komutan ne güzel komutan ve onu fetheden asker ne güzel askerdir.”(Ahmed b. Hanbel, Müsned, 4/335; Hâkim, Müstedrek, 4/422)

    Hz. Peygamberin böyle övgü dolu bir üslupla müjdelediği İstanbul fethinin baş komutanı Fatihi ve diğer ordu fatihlerini, mümin Türk askerini sevmemesi mümkün mü?

    Fakat, kafatasçı türkçülük perdesi altında Türkleri dinden uzaklaştırmaya yeltenen bazı dinsizler, bunları bildiği halde göz ardı ediyorlar; İslam öncesi kâfir Türkleri de İslam kahramanı müslüman Türklerle aynı tutmadığı için Hz. Peygambere iftira ediyorlar.

    Ne mutlu Allah’a kul, Hz. Muhammed’e ümmet olanlara.. Dinini dünyaya satanlara yazıklar olsun...
    Sorularla İslamiyet



  3. 16.Aralık.2011, 21:48
    2
    Silent and lonely rains



    Buharî’de, ileride Türklerle yapılacak savaştan söz edilmesi, her şeyden önce Hz. Peygamberin (asm) gelecekten haber verme açısından bir mucizesi ve peygamberliğinin hak olduğunun açık bir belgesidir. Nitekim Buharî “Türklerle savaşmak” manasına gelen “kitalu’t-Türk” başlığını kullandığı gibi, diğer bir yerde aynı konunun işlendiği bölüm için “Peygamberin nübüvvetinin alametleri” mealinde bir başlık kullanmıştır.(bk. Buharî, Menakıb, 25).

    Hz Peygamber, Arap, Habeş, Fars, Rum ve benzeri topluluklarla da Müslümanların ileride savaşacaklarını haber vermiştir. Kendi milleti olan Araplarla yıllarca fiilen savaşmak zorunda kalmıştır. Bunlardan yola çıkarak Hz. Peygamberin söz konusu milletlere özellikle düşman olduğunu söylemek mümkün mü? Hz. Peygamber bu gaybî haberleri verirken, yanında Bila-i habeşî, Selman’ı farisi, Suheyb-i rumî vardı ve onlara pek çok değer veriyordu.

    Peygamberimizin bir ırk, bir millet olarak Türklere düşman olduğunu seslendirenler imandan nasibini almamış kimselerdir. Çünkü, Kur’an ve hadislerde ırk üstünlüğü, ırk ayırımı yapmanın yanlış olduğuna dair pek çok ifadeler vardır.

    Hz. Peygamber Allah'ı inkar eden Araplara, Türklere, Kürtlere ve sair milletlere düşman olduğu gibi, bu milletlerin mümin olanlarını kardeş olarak kabul ettiği Kur’an’ın “Müminler ancak kardeştir”(Hucurat, 49/10) mealindeki ifadesi çok açıktır.

    Bu konuda İslam’ın ön gördüğü kriter şudur: Allah’ın sevdiği insanları Hz. peygamber de diğer müminler de sevmek zorundadır. Allah’ın sevmediği, düşman olduğu kimseleri sevmemek, onlara düşman olmak Hz. Peygamberin de diğer müminlerin de zorunlu görevleridir.

    Hz. Peygamberin en yakın akrabası olan amcası Ebu Leheb’i Tebbet suresinde Allah tarafından cehennemlik bir melun olarak ilan edilmesinden sonra, Hz. peygamberin onu sevmesine imkân var mı?

    Bedir savaşında yetmiş kafir Arapları öldüren Hz. Peygamberin bu cihadına bakarak, onun Arap düşmanı olduğunu söyleyen kimseyi tımarhaneye götürmek gerekmez mi?

    Allah için sevmek, Allah için buğzetmek İslam’ın önemli iki prensibidir. Allah’ın sevdiğini sevmemek, onun sevmediğini sevmek imanla bağdaşmaz. Hz. Peygamberin Türklere düşman olduğunu seslendirenler, Allah’ın ve resulullah’ın sevdiği Türkleri sevmezler, ama Allah’ın ve resulullah’ın sevmediği Türkleri candan severler. Çünkü onlar mülhit ve zındıktırlar.

    “Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse bilsin ki, Allah onların yerine öyle bir topluluk getirir ki, Allah onları sever, onlar da Allahı severler. Onlar müminlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı onurlu ve zorludurlar. Allah yolunda mücahede eder ve bu hususta dil uzatan hiçbir kimsenin ayıplamasından korkmazlar. İşte bu, Allah’ın öyle bir lütfudur ki dilediğine verir. Allah vâsi ve alîmdir/ihsanı boldur, her şeyi hakkıyla bilir”(Maide, 5/54) mealindeki ayetin bir masadakı Türkler olduğunu ve bu ayetin onlara da işaret ettiğini unutmamak gerekir. (bk. Elmalılı, ilgili ayetin tefsiri; Nursi, Mektubat, Yirmi Altıncı Mektup)

    Bediüzzaman şöyle der:

    “İşte ey ehl-i Kur'an olan şu vatanın evlâdları! Altıyüz sene değil, belki Abbasîler zamanından beri bin senedir Kur'an-ı Hakîm'in bayraktarı olarak, bütün cihana karşı meydan okuyup, Kur'anı ilân etmişsiniz. Milliyetinizi, Kur'ana ve İslâmiyete kal'a yaptınız. Bütün dünyayı susturdunuz, müdhiş tehacümatı def'ettiniz, tâ …(Maide, 5/54.) âyetine güzel bir mâsadak oldunuz. Şimdi Avrupa'nın ve firenk-meşreb münafıkların desiselerine uyup, şu âyetin evvelindeki hitaba mâsadak olmaktan çekinmelisiniz ve korkmalısınız!

    Cây-ı dikkat bir hal: Türk milleti anasır-ı İslâmiye içinde en kesretli olduğu halde, dünyanın her tarafında olan Türkler ise Müslümandır. Sair unsurlar gibi, müslim ve gayr-ı müslim olarak iki kısma inkısam etmemiştir. Nerede Türk taifesi varsa, Müslümandır. Müslümanlıktan çıkan veya Müslüman olmayan Türkler, Türklükten dahi çıkmışlardır (Macarlar gibi). Halbuki küçük unsurlarda dahi, hem müslim ve hem de gayr-ı müslim var.

    Ey Türk kardeş! Bilhâssa sen dikkat et! Senin milliyetin İslâmiyetle imtizaç etmiş. Ondan kabil-i tefrik değil. Tefrik etsen, mahvsın! Bütün senin mazideki mefahirin, İslâmiyet defterine geçmiş. Bu mefahir, zemin yüzünde hiçbir kuvvetle silinmediği halde, sen şeytanların vesveseleriyle, desiseleriyle o mefahiri kalbinden silme!”(Mektubat / 26. Mektup / 3. mebhas).

    Türkler tarafından gerçekleştirilen İstanbul fethi Hz. Peygamber (asm) tarafından müjdelenmiştir: “Kostantiniye/ İstanbul, mutlaka fetholunacaktır. Onu fetheden komutan ne güzel komutan ve onu fetheden asker ne güzel askerdir.”(Ahmed b. Hanbel, Müsned, 4/335; Hâkim, Müstedrek, 4/422)

    Hz. Peygamberin böyle övgü dolu bir üslupla müjdelediği İstanbul fethinin baş komutanı Fatihi ve diğer ordu fatihlerini, mümin Türk askerini sevmemesi mümkün mü?

    Fakat, kafatasçı türkçülük perdesi altında Türkleri dinden uzaklaştırmaya yeltenen bazı dinsizler, bunları bildiği halde göz ardı ediyorlar; İslam öncesi kâfir Türkleri de İslam kahramanı müslüman Türklerle aynı tutmadığı için Hz. Peygambere iftira ediyorlar.

    Ne mutlu Allah’a kul, Hz. Muhammed’e ümmet olanlara.. Dinini dünyaya satanlara yazıklar olsun...
    Sorularla İslamiyet






+ Yorum Gönder