Konusunu Oylayın.: Sahabelerin Ahlakı hakkında sözler

5 üzerinden 4.00 | Toplam : 2 kişi
Sahabelerin Ahlakı hakkında sözler
  1. 09.Aralık.2011, 11:03
    1
    Misafir

    Sahabelerin Ahlakı hakkında sözler






    Sahabelerin Ahlakı hakkında sözler Mumsema Sahabelerin Örnek Ahlakı hakkında eğitici ve anlamlı güzel sözler paylaşabilir misiniz ?


  2. 09.Aralık.2011, 11:03
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 09.Aralık.2011, 13:32
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Sahabelerin Ahlakı hakkında sözler





    Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)'in ilk hanımı olan Hz. Hatice (ra), aynı zamanda ilk Müslüman olan kadın olarak, üstün ahlakı ve imanıyla her zaman müminlere örnek olmuştur. Değerli validemiz aklı, feraseti, basireti ve hikmeti ile Kur'an ahlakının yayılmasında büyük bir çaba harcamış, Peygamber Efendimiz (sav)in en büyük destekçilerinden biri; tevekkülü, cesareti, fedakarlığı ile de tüm Müslümanlara örnek olmuştur.

    Yüce Allah’ın, Kur'an'da: “… Hayır, Biz onlara kendi şan ve şeref (zikir)lerini getirmiş bulunuyoruz…” (Müminun Suresi, 71) ,ayetiyle bildirdiği gibi, insanın sahip olduğu tüm özelliklere anlam kazandıracak olan tek değer onun imanıdır. İnsanın kişiliğini, karakterini sağlamlaştıran, ahlakını güzelleştiren, tavırlarını etkileyici kılan asıl olarak o kişinin imanı, Allah korkusu ve takvasıdır. Yüce Allahın izniyle bu samimi imanı yaşayan müminlerden biri olan Hz. Hatice (ra) de saygı duyulacak, onurlu ve vakarlı bir karaktere sahiptir.

    Hz.Ümm-i Süleym, gayet temiz ahlak sahibi bir hanım idi. Çocuğu vefat ettiği zaman, sabır ve metanetle bizzat kendisi yıkadı ve kendisi kefenledi ve bir tarafa bırakıp, komşularına dönerek:

    - Babasına haber vermeyin.

    Hz. Ebu Talha orada bulunmamaktaydı. Akşam eve döndüğünde, çocuğu sordu, hanımı:

    - Gördüğünden şimdi çok iyidir, der.


    Sonra yemek yediler, oturdular, birlikte oldular. Bir müddet sonra Hz.Ümm-i Süleym, beyine gayet metanetle şöyle der:

    - Ebu Talha, ödünç alınmış bir şeyi geri vermek icap eder mi etmez mi?

    - Söylediğin bu söz nasıl bir söz, elbette ki ödünç alınan şey geri verilmeli.

    - O halde, Hak Teala da sana emanetten vermiş bulunduğu çocuğu aldı.

    Ebu Talha bu sözü duyunca :

    - Biz Allah için halk edilmiş bulunuyoruz ve hep onun tarafına döneceğiz, der ve şükreder.

    Sabah olunca gidip Resulullah’a (s.a.v.) anlatır. Resulullah (s.a.v.):

    - Ya Rabbi bunun daha iyi bir karşılığını Ebu Talha’ya ver, diye dua eder.

    Nitekim, dokuz ay dokuz gün sonra Abdullah diye bir çocukları olur. Çocuk, Peygamberimizin (sav) himayesinde büyür, İslam Tarihinde önemli bir şahsiyet olur.

    Huzeyfe'de kalan su Yermük Savaşı, Müslümanlar için en sıkıntılı savaşlardan biri olmuştu. Bu savaşta Sahabeden, birçok şehit verilmiş ve birçok sahabe de gazilik şerefi kazanmıştır. İşte Yermük Savaşı sırasında vuku bulan bir hâdise; Sahabenin nasıl bir aşkla birbirine bağlı olduğunun ispatı gibidir.


    Şöyle ki; Huzeyfetül Adevî isimli sahabe, harpte kahramanca savaşan amcası oğlunun yaralanarak yere düştüğünü gördü. Yanında bir miktar su bulunuyordu. Yere düşerek inlemeye başlayan amcasının oğlunun yanına yaklaştı. Suyu ona vereceği sırada, başka bir yaralının "Su, su!" diye bağırdığı duyuldu. Şehadet şerbetini içmek üzere olan amcasının oğlu, hemen Huzeyfe'ye eliyle işaret ederek suyu diğer yaralıya götürmesini istedi. Hazreti Huzeyfe de suyu hemen ona götürdü. O anda başka bir yaralı yine ölüm anında idi ve "Su, su!" diye inliyordu.

    Suyu içmek üzere olan ikinci yaralı da Hazreti Huzeyfe'ye eliyle işaret ederek suyu öbür kardeşine götürmesini istedi. Hazreti Huzeyfe suyu alarak üçüncü yaralının yanına yaklaştığında, irtihal etmiş olduğunu gördü. Hemen kendisine en yakın olan ikinci yaralıya suyu götürmek için koştuğunda, onun da şehadete kavuşmuş olduğunu gördü. Bu sefer bari amcam oğlu içsin diyerek, amcası oğlunun yanına geldi ki onun da ahirete göçmüş olduğunu gördü. Hiç kimseye nasip olmayan su, böylece Hazreti Huzeyfe'nin elinde kaldı.


    Mus'ab'ın ve Abdullah ibn Mes'ud'un güzel ahlâkları

    Mus'ab b. Umeyr müslüman olduğu günden Uhud'da şehid edildiği güne kadar benim dostumdu. Habeşistan'a yaptığımız iki hicrette de bizimle beraberdi. Kafile içinde benim yol arkadaşımdı. Ahlâk bakımından ondan daha güzel ve uysal bir kimse görmedim.[İbn Sa'd] Hz. Ali'nin yanında oturuyorduk. Abdullah b. Mes'ud'un bazı sözlerini hatırladı. Kavim onu övdü ve Hz. Ali'ye: "Ey Mü'minlerin emîri! Ahlâk bakımından ondan daha güzel bir kimseyi görmedik. Öğretmek bakımından da çok şefkatliydi. Yanında oturmak bakımından en güzeliydi. Abdullah b. Mes'ud'dan daha muttakî, vera sahibi kimse görmedik" dediler. Bunun üzerine Hz. Ali: "Ben size Allah ile yemin verdiriyorum, siz o sözleri kalbinizden gelerek mi söylüyorsunuz? Doğru mu söylüyorsunuz?" dedi. Onlar: "Evet" dediler. Hz. Ali "Ey Allah'ım! Seni şahid kılıyorum. Ey Allah'ım! Ben de, onun hakkında bunların söylediklerinin mislini söylüyorum. Hatta daha üstününü!" dedi. Hz. Ali şöyle demiştir: "O, Kur'anı okudu. Helalini helal, haramını haram bildi. Dinde fakih, sünnette âlimdi".


    Hz. Ömer'in bir çocuğu diğer çocuklardan korumak için onunla yürümesi

    Evimiz Medine'deydi. Bir gün evden çıkıp çocuklarla beraber ağaçlardan düşen olgunlaşmamış hurmaları toplamaya gittik. O sırada Hz. Ömer, elinde bir sopa olduğu halde çıkıp geldi. Onu gören çocuklar kaçarak ağaçların arasında kayboldular. Yalnız ben kaçmadım. Eteğimde de topladığım hurma vardı. Ömer'e: "Ey Mü'minlerin Emîri, bunlar rüzgârın düşürdüğü olgunlaşmamış hurmalardır" dedim.


    Hz. Ömer eteğimdeki hurmalara baktı. Başımı okşayarak: "Haydi git" dedi. "Ey Mü'minlerin Emîri, şimdi çocuklar bunu elimden alırlar" dedim. Hz. Ömer: "Hayır, alamazlar. Ben seninle beraber gelirim" dedi ve evimin kapısına kadar benimle beraber geldi.


    Hz. Ebubekir'in tevazuu

    Biz mahallenin genç kızları, koyunlarımızı Hz. Ebubekir'e getirirdik; Hz. Ebubekir, bize "Size İbn Afra'nın sağdığı gibi, sağmamı ister misiniz?" derdi.


    Hz. Ebubekir ticaretle iştigal eden bir zattı. Her gün pazara gider, alış veriş yapardı. Kendisinin bir sürü koyunu vardı. Bu koyunlar akşamları ona getirilirdi. Bazen de kendisi çıkarak koyunları güderdi. Bazen de bu işi başkası yapardı. Kendisi başkalarının koyunlarını da sağıyordu.


    Halife olduğu zaman o mahalleden bir genç kız: "Artık bizim koyunlarımızı hayvanlarımızı sağmazsın" dedi. Bunun üzerine Hz. Ebubekir cevap olarak: "Hayır, hayatımla yemin ederim, onları sizin için sağacağım ve umarım ki, yüklenmiş olduğum vazife daha önceki iyi ahlâklarımı değiştirmeyecektir" dedi. Eskisi gibi mahallenin koyunlarını sağmaya devam etti. Hatta bazen: "Kızım, nasıl sağmamı istersin? Köpüklü mü sağayım, köpüksüz mü?" diye sorar, kız da "nasıl istediğini ona söylerdi. Hz. Ebubekir de istenilen şekilde sağardı.


    Hz. Ömer'in güzel ahlâkı

    Amcam Hidaş, Allah Resulü'nden, içinde yemek yediği çanağı istedi. Bu çanak bizim yanımızdaydı. Hz. Ömer halife iken zaman zaman gelir, bu çanağı çıkarmamızı isterdi. Biz de onu çıkarırdık. Onu Zemzem suyu ile doldurur, başına ve yüzüne döker, giderdi. Sonra evimize bir hırsız girdi. Bazı eşyalarımızla beraber o çanağı da çalıp götürdü. Çanak çalındıktan sonra Hz. Ömer bize geldi. Çanağın çıkartılmasını istedi. "Ey Mü'minlerin Emîri! O çanak bizim diğer eşyalarımızla birlikte çalınmıştır" dedik. Hz. Ömer: "Biz, Ömer'in kızıp, hırsıza veryansın edeceğini beklerken, O sadece 'Hayret! Hz. Peygamber'in çanağını bile çalmış' dedi.


    Uyeyne b. Hısn b. Huzeyfe b. Bedir, Medine'ye geldi. Yeğeni Hurr b. Kays'ın evinde konakladı. Hurr, Hz. Ömer'in meclisine yaklaştırdığı kişilerdendi. Zira kurra, Hz. Ömer'in meclisinin müdavimleriydi. İster genç, isterse ihtiyar olsunlar onun istişaresine mazhar olurlardı. Uyeyne, yeğenine: "Ey yeğenim! Şu emrin yanında senin sözün geçer. Bana huzuruna girmek için izin ister misin?" dedi. Bunun üzerine Hurr, Hz. Ömer'den izin istedi.


    Amcası Hz. Ömer'in huzuruna girdiğinde: "Ey Hattab'ın oğlu! Allah'a yemin ederim, bize değer vermiyorsun. Aramızda adalet yapmıyorsun" dedi. Bu sözler üzerine Hz. Ömer öfkelendi. Hatta onu dövmek istedi. Hurr: "Ey Mü'minlerin Emri, Allah Teâlâ, Peygamberi'ne 'Bağışlayıcı ol. Marufu emret ve cahillerden yüz çevir' (A'raf: 7/199) buyuruyor. Bu amcam da cahillerdendir!" dedi. Bunun üzerine Hz. Ömer hemen sakinleşti; çünkü Hz. Ömer, Allah'ın kitabına karşı çok hassas ve hürmetkârdı. [Buhari]


    Ömer'in hiçbir zaman öfkelenip de, Allah'ın zikri kendine hatırlatıldığında veya Allah'ın azabından söz edildiğinde, derhal yapmak istediğinden vazgeçmediğini görmedim.


    Bilal-i Habeşî, bana: "Ey Eslem! Siz Hz. Ömer'i nasıl görüyordunuz?" dedi. Ben de: "Hz. Ömer çok hayırlı bir insandı. Fakat kızdığında, bir tuhaf olurdu" dedim. Bilal


    "Öfkelendiğinde onun yanında Kur'an'dan bir ayet okunsa, öfkesi hemen giderdi" dedi.


    Hz. Ömer bir gün bana bağırdı ve kamçısıyla vurmak istedi. Fakat ben ona: "Sana Allah'ı hatırlatıyorum" dedim. Bunun üzerine Hz. Ömer kamçıyı attı. "Sen bana büyük bir şeyi hatırlattın" dedi.
    alıntı...



  4. 09.Aralık.2011, 13:32
    2
    Silent and lonely rains




    Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)'in ilk hanımı olan Hz. Hatice (ra), aynı zamanda ilk Müslüman olan kadın olarak, üstün ahlakı ve imanıyla her zaman müminlere örnek olmuştur. Değerli validemiz aklı, feraseti, basireti ve hikmeti ile Kur'an ahlakının yayılmasında büyük bir çaba harcamış, Peygamber Efendimiz (sav)in en büyük destekçilerinden biri; tevekkülü, cesareti, fedakarlığı ile de tüm Müslümanlara örnek olmuştur.

    Yüce Allah’ın, Kur'an'da: “… Hayır, Biz onlara kendi şan ve şeref (zikir)lerini getirmiş bulunuyoruz…” (Müminun Suresi, 71) ,ayetiyle bildirdiği gibi, insanın sahip olduğu tüm özelliklere anlam kazandıracak olan tek değer onun imanıdır. İnsanın kişiliğini, karakterini sağlamlaştıran, ahlakını güzelleştiren, tavırlarını etkileyici kılan asıl olarak o kişinin imanı, Allah korkusu ve takvasıdır. Yüce Allahın izniyle bu samimi imanı yaşayan müminlerden biri olan Hz. Hatice (ra) de saygı duyulacak, onurlu ve vakarlı bir karaktere sahiptir.

    Hz.Ümm-i Süleym, gayet temiz ahlak sahibi bir hanım idi. Çocuğu vefat ettiği zaman, sabır ve metanetle bizzat kendisi yıkadı ve kendisi kefenledi ve bir tarafa bırakıp, komşularına dönerek:

    - Babasına haber vermeyin.

    Hz. Ebu Talha orada bulunmamaktaydı. Akşam eve döndüğünde, çocuğu sordu, hanımı:

    - Gördüğünden şimdi çok iyidir, der.


    Sonra yemek yediler, oturdular, birlikte oldular. Bir müddet sonra Hz.Ümm-i Süleym, beyine gayet metanetle şöyle der:

    - Ebu Talha, ödünç alınmış bir şeyi geri vermek icap eder mi etmez mi?

    - Söylediğin bu söz nasıl bir söz, elbette ki ödünç alınan şey geri verilmeli.

    - O halde, Hak Teala da sana emanetten vermiş bulunduğu çocuğu aldı.

    Ebu Talha bu sözü duyunca :

    - Biz Allah için halk edilmiş bulunuyoruz ve hep onun tarafına döneceğiz, der ve şükreder.

    Sabah olunca gidip Resulullah’a (s.a.v.) anlatır. Resulullah (s.a.v.):

    - Ya Rabbi bunun daha iyi bir karşılığını Ebu Talha’ya ver, diye dua eder.

    Nitekim, dokuz ay dokuz gün sonra Abdullah diye bir çocukları olur. Çocuk, Peygamberimizin (sav) himayesinde büyür, İslam Tarihinde önemli bir şahsiyet olur.

    Huzeyfe'de kalan su Yermük Savaşı, Müslümanlar için en sıkıntılı savaşlardan biri olmuştu. Bu savaşta Sahabeden, birçok şehit verilmiş ve birçok sahabe de gazilik şerefi kazanmıştır. İşte Yermük Savaşı sırasında vuku bulan bir hâdise; Sahabenin nasıl bir aşkla birbirine bağlı olduğunun ispatı gibidir.


    Şöyle ki; Huzeyfetül Adevî isimli sahabe, harpte kahramanca savaşan amcası oğlunun yaralanarak yere düştüğünü gördü. Yanında bir miktar su bulunuyordu. Yere düşerek inlemeye başlayan amcasının oğlunun yanına yaklaştı. Suyu ona vereceği sırada, başka bir yaralının "Su, su!" diye bağırdığı duyuldu. Şehadet şerbetini içmek üzere olan amcasının oğlu, hemen Huzeyfe'ye eliyle işaret ederek suyu diğer yaralıya götürmesini istedi. Hazreti Huzeyfe de suyu hemen ona götürdü. O anda başka bir yaralı yine ölüm anında idi ve "Su, su!" diye inliyordu.

    Suyu içmek üzere olan ikinci yaralı da Hazreti Huzeyfe'ye eliyle işaret ederek suyu öbür kardeşine götürmesini istedi. Hazreti Huzeyfe suyu alarak üçüncü yaralının yanına yaklaştığında, irtihal etmiş olduğunu gördü. Hemen kendisine en yakın olan ikinci yaralıya suyu götürmek için koştuğunda, onun da şehadete kavuşmuş olduğunu gördü. Bu sefer bari amcam oğlu içsin diyerek, amcası oğlunun yanına geldi ki onun da ahirete göçmüş olduğunu gördü. Hiç kimseye nasip olmayan su, böylece Hazreti Huzeyfe'nin elinde kaldı.


    Mus'ab'ın ve Abdullah ibn Mes'ud'un güzel ahlâkları

    Mus'ab b. Umeyr müslüman olduğu günden Uhud'da şehid edildiği güne kadar benim dostumdu. Habeşistan'a yaptığımız iki hicrette de bizimle beraberdi. Kafile içinde benim yol arkadaşımdı. Ahlâk bakımından ondan daha güzel ve uysal bir kimse görmedim.[İbn Sa'd] Hz. Ali'nin yanında oturuyorduk. Abdullah b. Mes'ud'un bazı sözlerini hatırladı. Kavim onu övdü ve Hz. Ali'ye: "Ey Mü'minlerin emîri! Ahlâk bakımından ondan daha güzel bir kimseyi görmedik. Öğretmek bakımından da çok şefkatliydi. Yanında oturmak bakımından en güzeliydi. Abdullah b. Mes'ud'dan daha muttakî, vera sahibi kimse görmedik" dediler. Bunun üzerine Hz. Ali: "Ben size Allah ile yemin verdiriyorum, siz o sözleri kalbinizden gelerek mi söylüyorsunuz? Doğru mu söylüyorsunuz?" dedi. Onlar: "Evet" dediler. Hz. Ali "Ey Allah'ım! Seni şahid kılıyorum. Ey Allah'ım! Ben de, onun hakkında bunların söylediklerinin mislini söylüyorum. Hatta daha üstününü!" dedi. Hz. Ali şöyle demiştir: "O, Kur'anı okudu. Helalini helal, haramını haram bildi. Dinde fakih, sünnette âlimdi".


    Hz. Ömer'in bir çocuğu diğer çocuklardan korumak için onunla yürümesi

    Evimiz Medine'deydi. Bir gün evden çıkıp çocuklarla beraber ağaçlardan düşen olgunlaşmamış hurmaları toplamaya gittik. O sırada Hz. Ömer, elinde bir sopa olduğu halde çıkıp geldi. Onu gören çocuklar kaçarak ağaçların arasında kayboldular. Yalnız ben kaçmadım. Eteğimde de topladığım hurma vardı. Ömer'e: "Ey Mü'minlerin Emîri, bunlar rüzgârın düşürdüğü olgunlaşmamış hurmalardır" dedim.


    Hz. Ömer eteğimdeki hurmalara baktı. Başımı okşayarak: "Haydi git" dedi. "Ey Mü'minlerin Emîri, şimdi çocuklar bunu elimden alırlar" dedim. Hz. Ömer: "Hayır, alamazlar. Ben seninle beraber gelirim" dedi ve evimin kapısına kadar benimle beraber geldi.


    Hz. Ebubekir'in tevazuu

    Biz mahallenin genç kızları, koyunlarımızı Hz. Ebubekir'e getirirdik; Hz. Ebubekir, bize "Size İbn Afra'nın sağdığı gibi, sağmamı ister misiniz?" derdi.


    Hz. Ebubekir ticaretle iştigal eden bir zattı. Her gün pazara gider, alış veriş yapardı. Kendisinin bir sürü koyunu vardı. Bu koyunlar akşamları ona getirilirdi. Bazen de kendisi çıkarak koyunları güderdi. Bazen de bu işi başkası yapardı. Kendisi başkalarının koyunlarını da sağıyordu.


    Halife olduğu zaman o mahalleden bir genç kız: "Artık bizim koyunlarımızı hayvanlarımızı sağmazsın" dedi. Bunun üzerine Hz. Ebubekir cevap olarak: "Hayır, hayatımla yemin ederim, onları sizin için sağacağım ve umarım ki, yüklenmiş olduğum vazife daha önceki iyi ahlâklarımı değiştirmeyecektir" dedi. Eskisi gibi mahallenin koyunlarını sağmaya devam etti. Hatta bazen: "Kızım, nasıl sağmamı istersin? Köpüklü mü sağayım, köpüksüz mü?" diye sorar, kız da "nasıl istediğini ona söylerdi. Hz. Ebubekir de istenilen şekilde sağardı.


    Hz. Ömer'in güzel ahlâkı

    Amcam Hidaş, Allah Resulü'nden, içinde yemek yediği çanağı istedi. Bu çanak bizim yanımızdaydı. Hz. Ömer halife iken zaman zaman gelir, bu çanağı çıkarmamızı isterdi. Biz de onu çıkarırdık. Onu Zemzem suyu ile doldurur, başına ve yüzüne döker, giderdi. Sonra evimize bir hırsız girdi. Bazı eşyalarımızla beraber o çanağı da çalıp götürdü. Çanak çalındıktan sonra Hz. Ömer bize geldi. Çanağın çıkartılmasını istedi. "Ey Mü'minlerin Emîri! O çanak bizim diğer eşyalarımızla birlikte çalınmıştır" dedik. Hz. Ömer: "Biz, Ömer'in kızıp, hırsıza veryansın edeceğini beklerken, O sadece 'Hayret! Hz. Peygamber'in çanağını bile çalmış' dedi.


    Uyeyne b. Hısn b. Huzeyfe b. Bedir, Medine'ye geldi. Yeğeni Hurr b. Kays'ın evinde konakladı. Hurr, Hz. Ömer'in meclisine yaklaştırdığı kişilerdendi. Zira kurra, Hz. Ömer'in meclisinin müdavimleriydi. İster genç, isterse ihtiyar olsunlar onun istişaresine mazhar olurlardı. Uyeyne, yeğenine: "Ey yeğenim! Şu emrin yanında senin sözün geçer. Bana huzuruna girmek için izin ister misin?" dedi. Bunun üzerine Hurr, Hz. Ömer'den izin istedi.


    Amcası Hz. Ömer'in huzuruna girdiğinde: "Ey Hattab'ın oğlu! Allah'a yemin ederim, bize değer vermiyorsun. Aramızda adalet yapmıyorsun" dedi. Bu sözler üzerine Hz. Ömer öfkelendi. Hatta onu dövmek istedi. Hurr: "Ey Mü'minlerin Emri, Allah Teâlâ, Peygamberi'ne 'Bağışlayıcı ol. Marufu emret ve cahillerden yüz çevir' (A'raf: 7/199) buyuruyor. Bu amcam da cahillerdendir!" dedi. Bunun üzerine Hz. Ömer hemen sakinleşti; çünkü Hz. Ömer, Allah'ın kitabına karşı çok hassas ve hürmetkârdı. [Buhari]


    Ömer'in hiçbir zaman öfkelenip de, Allah'ın zikri kendine hatırlatıldığında veya Allah'ın azabından söz edildiğinde, derhal yapmak istediğinden vazgeçmediğini görmedim.


    Bilal-i Habeşî, bana: "Ey Eslem! Siz Hz. Ömer'i nasıl görüyordunuz?" dedi. Ben de: "Hz. Ömer çok hayırlı bir insandı. Fakat kızdığında, bir tuhaf olurdu" dedim. Bilal


    "Öfkelendiğinde onun yanında Kur'an'dan bir ayet okunsa, öfkesi hemen giderdi" dedi.


    Hz. Ömer bir gün bana bağırdı ve kamçısıyla vurmak istedi. Fakat ben ona: "Sana Allah'ı hatırlatıyorum" dedim. Bunun üzerine Hz. Ömer kamçıyı attı. "Sen bana büyük bir şeyi hatırlattın" dedi.
    alıntı...






+ Yorum Gönder