Konusunu Oylayın.: Hz. Ali "kaza borcu olanın tevbesi kabul olmaz" demiş midir, demişse bu sözü nasıl anlamak gerekir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Hz. Ali "kaza borcu olanın tevbesi kabul olmaz" demiş midir, demişse bu sözü nasıl anlamak gerekir?
  1. 06.Ekim.2011, 14:37
    1
    Misafir

    Hz. Ali "kaza borcu olanın tevbesi kabul olmaz" demiş midir, demişse bu sözü nasıl anlamak gerekir?






    Hz. Ali "kaza borcu olanın tevbesi kabul olmaz" demiş midir, demişse bu sözü nasıl anlamak gerekir? Mumsema Hz. Ali "kaza borcu olanın tevbesi kabul olmaz" demiş midir, demişse bu sözü nasıl anlamak gerekir?


  2. 06.Ekim.2011, 14:38
    2
    Muhasibi
    Editör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 22.Ağustos.2007
    Üye No: 12
    Mesaj Sayısı: 15,810
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 160
    Bulunduğu yer: Gönlümün Mürekkep Lekeleri'de Fikir İşçisi

    Cevap: Hz. Ali "kaza borcu olanın tevbesi kabul olmaz" demiş midir, demişse bu sözü nasıl anlamak gerekir?




    Tövbenin nasıl olması hususunda Hz. Ali (r.a)'den şöyle bir rivayette bulunuluyor:
    Bir gün bedevilerden biri Hz. Peygamberin mescidine girer ve "Allah'ım, şüphesiz ben sana tövbe ve istiğfar ediyorum" der ve namazını kılar. Bunu gören ve duyan Hz. Ali, adam namazını bitirince ona: "Ey kişi! Yalnızca dil ile sür'atle yapılan tövbe, yalancıların tövbesidir, halbuki senin bu tövben, tövbeye muhtaçtır" dedi. Bunun üzerine o kişi: "Ey müminlerin emiri, o halde tövbe nedir?" diye sordu. Bunun üzerine Hz. Ali: "Tövbe şu altı şeyle mümkün olur" dedi:
    1- Geçmişte işlenmiş olan günahlardan pişman olmak ve yerine getirilmemiş farzları iade etmek,
    2- Başkalarına haksızlık ve eziyet etmeyi bırakmak,
    3- Husumet ve düşmanlığı kaldırmak,
    4- Günah ve kabahatler içerisinde büyüyen nefsi, Allah'a olan itaat içerisinde küçültüp ona hiçliğini kabul ettirmek,
    5- İtaatsizlik ve günah işlemenin sözde tadını çıkaran nefse, itaat edip günahlardan uzak durmanın acılığını da tattırmak,
    6- Gülüşlerinden her birine bedel olmak üzere, ağlamak."

    Hâl böyle olunca, şartlarına uygun olan bir tövbe, aynı zamanda Allah için yapılmış bir ibadettir. Böyle olduğu için de kabûle şâyan olması gerekir. Nasıl ki, şartlarına uygun olarak yapılan ibadetlerin kabûlü hususunda tereddüde düşmüyorsak, şarlarına uygun bir tövbenin kabûlü için de tereddüt gösterilmemesi gerekir.

    Öyleyse Allah'a imân etmiş kişiler, bilerek veya bilmeyerek günah işledikleri zaman hemen Allah'a yönelip tövbe etmekten çekinmemelidirler. Çünkü ilgili ayet ve hadislerden anladığımıza göre Yüce Allah samimiyetle ve şartlarına uygun olarak yapılan tövbeleri kabul eder, kullarını bağışlar. Ayrıca, günahları bırakıp kendisine yönelenleri sever, zira günahkârlar için yüce Allah'ın rahmet, mağrifet ve kereminden başka bir sığınak yoktur. Bu bakımdan inananların tövbe etmekten korkmamaları, yaptıkları büyük veya küçük günahları için ne zaman olursa olsun, geciktirmeden hemen Rab'lerine yalvarmaları, Allah'a olan bu inançlarının gereği olmalıdır. (bk. Cihat Tunç, Şamil İslam Ans. TÖVBE mad.)

    Hz. Ali'nin şartlarını saydığı tövbe kemal manada bir tövbedir. Bir kimsenin kaza borçları çok ise bu kimse kazalarını ödemeye niyet edip başlarsa tövbesine bir zarar gelmez. Çünkü tüm kazalarını ödemek için niyet edip ödemeye gayret etmektedir. Kazalarını ödemeye ömrü yetmese dahi niyetinde ödemek olduğu için Allah onun kazalarını ödemiş gibi kabul eder. Netice itibariyle bir kimse kazalarını ödeyebilmek için samimi olarak niyet edip başlarsa, bu hal üzere yapacağı tövbeler kabule yakın olur.
    Cenâb-ı Hak, tevbe edilen her günâhı affeder. Bir kâfir, küfrüne tevbe ederse, mü'min olur, bütün günâhları affolur. Bir mü'min de her çeşit günâhı işlese, hattâ Allaha şirk koşsa, sonra pişman olup tevbe etse, Allahü teâlâ yine affeder. Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyuruldu ki: "Ey günâhta haddi aşanlar, Allahın rahmetinden ümit kesmeyin! Çünkü Allah, bütün günâhları affeder. O, gafûrurrahîmdir, affı, merhameti çoktur." (Zümer 53)

    Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:

    "Tevbe eden, günâh işlememiş gibi olur." (İbni Mâce)

    "Hak teâlâ buyurdu ki, kulumun, günâhı göklere kadar yükselse, benden ümit kesmeyip, af dilerse affederim." (Tirmizî)

    "Günâhınız çok olup göklere kadar ulaşsa, tevbe edince, Allahü teâlâ tevbenizi kabûl eder." (İbni Mâce)

    "Allahın Rab, benim de peygamber olduğuma yakînen inanana, Cehennem harâm olur." (Hâkim)

    "Hak teâlâ 'Günâhını affımdan büyük görene şiddetli gazâp edirim' buyurdu" (Deylemî)

    "Allahın rahmetinden ümit kesmiyen fâsık, Allahın rahmetinden ümit kesen âbidden, rahmete daha yakındır." (Hâkim)

    "Allahın rahmeti bu kadar bol iken O'nun rahmetinden hiç ümit kesilir mi?"

    "Allahı kullarına sevdirin ki, Allah da sizi sevsin!" (Taberânî)

    "Allahü teâlâ, hiç kimsenin hatırına gelmiyen bir mağfiretle, günâhkâr müslümanları affeder." (Beyhekî)

    "Allahü teâlâ buyurdu ki, 'Ey kulum, af dilersen, günâhlarının çokluğuna bakmadan affederim. Günâhların bulutlara kadar yükselse de affederim. Yer dolusu günâhla gelsen, yer dolusu mağfiretle karşılarım. Yeter ki îmân ile gel!' " (Tirmizî)

    İnsanın devamlı cehennemi hatırlayıp ona göre adımlarını kontrol etmesi kemalatının göstergesidir. Ama bu cehennemi hatırlama, kendi hayatını zehire dönüştürmemek ve Allah’tan ümit kestirecek seviyeye getirmemek şartıyladır. Böylece insan her adım atışta “acaba bu adımım beni cehenneme mi götürüyor” diye bir muhasebe içerisinde olmasını da sağlayacaktır.

    Allah bazı insanları cehennem için yaratmamıştır. Aksine cehennemi bazı insanlar için yaratmıştır. Mesela, bir devlet hapishane yapar, ama bu hapishaneyi falan falan insanlar içeriye tıkılsın diye yapmaz. Bu hapishaneyi kim hakkederse onu içine almak için yapar. Aynen bunun gibi, Allah hakkedenlere cehennemi inşa etmiştir. Yoksa “falan insanlara cehennemi hazırladım demek” Cenab-ı Hakkın adaleti ve hikmetine uymaz. Çünkü bu gibi insanlar hiç cehennemi hak etmemişlerse itiraz hakları olur.

    Cehennemin ismi çok insanları korkutmaktadır. Öyle olmalıdır da. Fakat kimin cehenneme kimin cennete gideceğini bilmediğimiz için, devamlı uyanık olmak zorundayız. Söylediğimiz her sözü tartıp öyle konuşmak gerektir.

    Ümit ve korku arasında olmak, her insan için lazım olan bir dengedir. Zira, ne kadar Müslüman olursak olalım yine imansız ve cehennemlik ölebilmemiz mümkündür. Ne kadar günahkar yaşasak yaşayalım sonunda Cenab-ı Hak Tevbe nasip eder, imanlı ve cennetlik gidebiliriz.

    Hz. Ebubekir (r.a.)’in şöyle söylediği nakledilir: Gökten bir ses duysam ki "tüm insanlar cennette olacak bir kişi cehennemde" diye, korkarım ki cehenneme gidecek o bir kişi ben miyim? Yine "tüm insanlar cehennemde olacak bir kişi cennette" denilse, ümid ederim ki acaba cennete gidecek o bir kişi ben miyim?.
    Müslümanın imanı "Havf ve Reca", korku ve ümit arasında olması gerekir. Hiç kimse Allah'ın azabından emin olamaz. Ancak onun gazabından rahmetine, azabından bağışlamasına sığınarak cennetini ümid ederler. Bizde bu dengeyi muhafaza etmeliyiz. İbadetimizi hakkıyla yapıp Cenab-ı Hakkın bizi cennetlikler listesine almasını ümit etmeliyiz


  3. 06.Ekim.2011, 14:38
    2
    Editör



    Tövbenin nasıl olması hususunda Hz. Ali (r.a)'den şöyle bir rivayette bulunuluyor:
    Bir gün bedevilerden biri Hz. Peygamberin mescidine girer ve "Allah'ım, şüphesiz ben sana tövbe ve istiğfar ediyorum" der ve namazını kılar. Bunu gören ve duyan Hz. Ali, adam namazını bitirince ona: "Ey kişi! Yalnızca dil ile sür'atle yapılan tövbe, yalancıların tövbesidir, halbuki senin bu tövben, tövbeye muhtaçtır" dedi. Bunun üzerine o kişi: "Ey müminlerin emiri, o halde tövbe nedir?" diye sordu. Bunun üzerine Hz. Ali: "Tövbe şu altı şeyle mümkün olur" dedi:
    1- Geçmişte işlenmiş olan günahlardan pişman olmak ve yerine getirilmemiş farzları iade etmek,
    2- Başkalarına haksızlık ve eziyet etmeyi bırakmak,
    3- Husumet ve düşmanlığı kaldırmak,
    4- Günah ve kabahatler içerisinde büyüyen nefsi, Allah'a olan itaat içerisinde küçültüp ona hiçliğini kabul ettirmek,
    5- İtaatsizlik ve günah işlemenin sözde tadını çıkaran nefse, itaat edip günahlardan uzak durmanın acılığını da tattırmak,
    6- Gülüşlerinden her birine bedel olmak üzere, ağlamak."

    Hâl böyle olunca, şartlarına uygun olan bir tövbe, aynı zamanda Allah için yapılmış bir ibadettir. Böyle olduğu için de kabûle şâyan olması gerekir. Nasıl ki, şartlarına uygun olarak yapılan ibadetlerin kabûlü hususunda tereddüde düşmüyorsak, şarlarına uygun bir tövbenin kabûlü için de tereddüt gösterilmemesi gerekir.

    Öyleyse Allah'a imân etmiş kişiler, bilerek veya bilmeyerek günah işledikleri zaman hemen Allah'a yönelip tövbe etmekten çekinmemelidirler. Çünkü ilgili ayet ve hadislerden anladığımıza göre Yüce Allah samimiyetle ve şartlarına uygun olarak yapılan tövbeleri kabul eder, kullarını bağışlar. Ayrıca, günahları bırakıp kendisine yönelenleri sever, zira günahkârlar için yüce Allah'ın rahmet, mağrifet ve kereminden başka bir sığınak yoktur. Bu bakımdan inananların tövbe etmekten korkmamaları, yaptıkları büyük veya küçük günahları için ne zaman olursa olsun, geciktirmeden hemen Rab'lerine yalvarmaları, Allah'a olan bu inançlarının gereği olmalıdır. (bk. Cihat Tunç, Şamil İslam Ans. TÖVBE mad.)

    Hz. Ali'nin şartlarını saydığı tövbe kemal manada bir tövbedir. Bir kimsenin kaza borçları çok ise bu kimse kazalarını ödemeye niyet edip başlarsa tövbesine bir zarar gelmez. Çünkü tüm kazalarını ödemek için niyet edip ödemeye gayret etmektedir. Kazalarını ödemeye ömrü yetmese dahi niyetinde ödemek olduğu için Allah onun kazalarını ödemiş gibi kabul eder. Netice itibariyle bir kimse kazalarını ödeyebilmek için samimi olarak niyet edip başlarsa, bu hal üzere yapacağı tövbeler kabule yakın olur.
    Cenâb-ı Hak, tevbe edilen her günâhı affeder. Bir kâfir, küfrüne tevbe ederse, mü'min olur, bütün günâhları affolur. Bir mü'min de her çeşit günâhı işlese, hattâ Allaha şirk koşsa, sonra pişman olup tevbe etse, Allahü teâlâ yine affeder. Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyuruldu ki: "Ey günâhta haddi aşanlar, Allahın rahmetinden ümit kesmeyin! Çünkü Allah, bütün günâhları affeder. O, gafûrurrahîmdir, affı, merhameti çoktur." (Zümer 53)

    Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:

    "Tevbe eden, günâh işlememiş gibi olur." (İbni Mâce)

    "Hak teâlâ buyurdu ki, kulumun, günâhı göklere kadar yükselse, benden ümit kesmeyip, af dilerse affederim." (Tirmizî)

    "Günâhınız çok olup göklere kadar ulaşsa, tevbe edince, Allahü teâlâ tevbenizi kabûl eder." (İbni Mâce)

    "Allahın Rab, benim de peygamber olduğuma yakînen inanana, Cehennem harâm olur." (Hâkim)

    "Hak teâlâ 'Günâhını affımdan büyük görene şiddetli gazâp edirim' buyurdu" (Deylemî)

    "Allahın rahmetinden ümit kesmiyen fâsık, Allahın rahmetinden ümit kesen âbidden, rahmete daha yakındır." (Hâkim)

    "Allahın rahmeti bu kadar bol iken O'nun rahmetinden hiç ümit kesilir mi?"

    "Allahı kullarına sevdirin ki, Allah da sizi sevsin!" (Taberânî)

    "Allahü teâlâ, hiç kimsenin hatırına gelmiyen bir mağfiretle, günâhkâr müslümanları affeder." (Beyhekî)

    "Allahü teâlâ buyurdu ki, 'Ey kulum, af dilersen, günâhlarının çokluğuna bakmadan affederim. Günâhların bulutlara kadar yükselse de affederim. Yer dolusu günâhla gelsen, yer dolusu mağfiretle karşılarım. Yeter ki îmân ile gel!' " (Tirmizî)

    İnsanın devamlı cehennemi hatırlayıp ona göre adımlarını kontrol etmesi kemalatının göstergesidir. Ama bu cehennemi hatırlama, kendi hayatını zehire dönüştürmemek ve Allah’tan ümit kestirecek seviyeye getirmemek şartıyladır. Böylece insan her adım atışta “acaba bu adımım beni cehenneme mi götürüyor” diye bir muhasebe içerisinde olmasını da sağlayacaktır.

    Allah bazı insanları cehennem için yaratmamıştır. Aksine cehennemi bazı insanlar için yaratmıştır. Mesela, bir devlet hapishane yapar, ama bu hapishaneyi falan falan insanlar içeriye tıkılsın diye yapmaz. Bu hapishaneyi kim hakkederse onu içine almak için yapar. Aynen bunun gibi, Allah hakkedenlere cehennemi inşa etmiştir. Yoksa “falan insanlara cehennemi hazırladım demek” Cenab-ı Hakkın adaleti ve hikmetine uymaz. Çünkü bu gibi insanlar hiç cehennemi hak etmemişlerse itiraz hakları olur.

    Cehennemin ismi çok insanları korkutmaktadır. Öyle olmalıdır da. Fakat kimin cehenneme kimin cennete gideceğini bilmediğimiz için, devamlı uyanık olmak zorundayız. Söylediğimiz her sözü tartıp öyle konuşmak gerektir.

    Ümit ve korku arasında olmak, her insan için lazım olan bir dengedir. Zira, ne kadar Müslüman olursak olalım yine imansız ve cehennemlik ölebilmemiz mümkündür. Ne kadar günahkar yaşasak yaşayalım sonunda Cenab-ı Hak Tevbe nasip eder, imanlı ve cennetlik gidebiliriz.

    Hz. Ebubekir (r.a.)’in şöyle söylediği nakledilir: Gökten bir ses duysam ki "tüm insanlar cennette olacak bir kişi cehennemde" diye, korkarım ki cehenneme gidecek o bir kişi ben miyim? Yine "tüm insanlar cehennemde olacak bir kişi cennette" denilse, ümid ederim ki acaba cennete gidecek o bir kişi ben miyim?.
    Müslümanın imanı "Havf ve Reca", korku ve ümit arasında olması gerekir. Hiç kimse Allah'ın azabından emin olamaz. Ancak onun gazabından rahmetine, azabından bağışlamasına sığınarak cennetini ümid ederler. Bizde bu dengeyi muhafaza etmeliyiz. İbadetimizi hakkıyla yapıp Cenab-ı Hakkın bizi cennetlikler listesine almasını ümit etmeliyiz





+ Yorum Gönder