Konusunu Oylayın.: Peygamber (s.a.s)’in kavmi için fitne sözleri

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Peygamber (s.a.s)’in kavmi için fitne sözleri
  1. 26.Haziran.2011, 00:35
    1
    Misafir

    Peygamber (s.a.s)’in kavmi için fitne sözleri






    Peygamber (s.a.s)’in kavmi için fitne sözleri Mumsema Peygamber (s.a.s)’in kavmi için fitne hakkında anlamlı sözler paylaşabilir misiniz ?


  2. 26.Haziran.2011, 00:35
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 26.Haziran.2011, 00:59
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Peygamber (s.a.s)’in kavmi için fitne sözleri




    Peygamber (s.a.s)’in kavmi için fitne sözleri

    Söz söylemek çok mühim bir iş olduğu gibi sözü söyleyenin de söyleyenlerinde kim veya niye söz söylediği de gayet önemlidir. Hele biz müslümanlar için söylenen sözler İslam'ın oluşturduğu ilim ve buna bağlı medeniyetin sonucu ise son derece ehemmiyetlidir. Çünkü bizim için İslam'ın özünü anlatmayan öğütlemeyen her söz boş veya İslamî olmasa da değerli değildir. Zira Allah (c.c.) her insanı İslam'ın öğütlediklerinden sorumlu tutacaktır. Bilindiği üzere bizim medeniyetimizde de ceddimizin söylemiş olduğu "atasözleri" mevcut olup bu sözlerin İslam'dan kaynaklandığı aşikârdır.
    Bu girişten sonra atasözleri; bir takım deneyimlerden, gözlemlerden sonra söylenmiş, bir mesele, bir olay veya şahsen kısa şekilde özetleyen ibret alınması istenen veciz sözlerdir. Atasözleri aynı zamanda topluma bir meseleyi bir şahsı veya bir olayı kabul ettirmenin en güzel yollarından biridir. Zira bu konuda toplumun genel kabulü mevcuttur. Kabul ettirilmek istenen şeylerin doğru olması ve öğüt taşıması atasözlerine uygun düşer. Tabii ki her zaman bu asla uyulduğu söylenemez. Zira toplumu etkileme yolu olan veciz sözler kötü niyetli kişi veya kurumlar tarafından aslından saptırılmak suretiyle çeşitli emeller hedeflenmiştir.
    Yapılması gereken kabul ettirilecek konu veya şahıs hakkında sanki o şahsa aitmiş veya o konuyu anlatıyormuş gibi bazı eklemeler yapmaktır. Bu eklemeler veya olmayan olaylar üzerine bina edilen sözler çeşitli sebeplerle yapılmıştır. Bizce en önemli neden İslam'a antipati uyandırma gayretidir. Bu uydurma sözlerin faaliyet alanlarından biri de Araplar üzerine uydurulmuş veciz sözlerdir. Bu sayede Arap kavmi üzerinden İslam'a karşı bir taarruz başlatılmıştır. Çocukluğunuzu göz önüne getirirseniz biz yağmur yağıp ta sokağa çıkamadığımız günlerde şu sözlerle şu oyunu oynadık veya oynatıldık. "Yağmur yağıyor, Arap kızı camdan bakıyor."
    Ne gariptir ki biz bu oyunu hep oynadık ve bu oyunda her zaman Arap kızlarını camlardan baktırdık hiç düşündünüz mü acaba neden camdan baktırdığımız bir İsrail bir Fransız, bir Türk veya Amerikan kızı değil de Arap kızıydı? Zira yağmur yağdığında doğal olarak herkes perdeyi aralayıp dışarıya bakıverir.
    Aslında yapılmak istenen küçük beyinlerimize bir şeyler sokma gayreti idi. Arap kızları hep camlarda kalmalıydılar. Yağmur yağsa da, güneş açsa da onlar camlarda kalmalıydılar ki; gayri İslami kişi, kurum ve devletlerin İslam'ın kadınları evlere hapsettiği masalını anlatsınlar. Camlarda kalmalıydılar ki; İslam'ın kadına değer vermediği onu ikinci sınıf gördüğü iftirasını atsınlar. Yoksa nasıl feminizme, kadın hakları uydurmasına, taraftarlar sağlanabilirdi. Arap kızları camlarda kalmalıydılar ki diğer ırk veya milletten kızların sözde özgürlük safsatası insanlara anlatılsın. O kızlar ki yağmur yağsa da, güneş açsa da, babası annesi gibi yaşayabiliyorlar, istedikleri erkekle beraber olabiliyorlar. İstedikleri her şeyi giyebiliyorlar. Hem de her türlü ahlaksızlığı yaparak. Ama bunların hepsi özgürlük adına yapılıyor. İşte üniversiteye başörtülü görmeye çalışan kızlarda bu Arap kızlarına özenmişlerdi. Yoksa bizim kültürümüzde öyle camların ardında tertemiz oturmak varken bizim kızlarımızın neyi eksikti ki dışarıya çıkıp her alanda her yerde her ortamda çalışmasınlar kendilerini göstermesinler. Hatta futbol bile oynayabilirlerdi. Kadınlar her alanda erkekleri geçmeliydiler ki muâsır medeniyet çizgisine ulaşabilsinler. Ama hayır, bırakın Arap kızları camlarda kalsın, onlarda özgürlük adına çıplak gezsinler, üretkenlik adına mankenlik ahlaksızlığıyla vücutlarını sergilesinler. Çalışmak adına dilleri bir karış dışarı çıkmış erkeklerin metresleri veya sekreterleri olsunlar. Bırakın eğer medeniyet bu ise Arap kızlarına benzeyen camdaki kızlar evlerinde kalsınlar. Akşama kadar ailesinin rızkını temin eden helallerini veya babalarını beklesinler. Evlerinde İmamı Azamları, Said Nursi'leri yetiştirsinler. Allah'ın birbirlerine eş kıldığı helallerinden başkasını görmesinler. Amaç çocukların yağmur yağdığı zaman can sıkıntılarını gidermek değil. Bu hain fısıltıları çocuk beyinlerimize aşılamaya çalışmaktı. Amaç İslam'ın kadına verdiği değeri yok saymak ahlaksızlığı yaymak çocuk oyunlarında bile İslam'a savaş açmaktı. Ve derken çocukluğumuzda bilinçaltımıza sokulmaya çalışan fısıltılarla büyüdük ergenlik çağında bir insan olduk. Ergenlik çağında olanları da bilirsiniz deli doludurlar. Çoğu işi beğendiremezler. Çoğu yaptıkları, bulunmuş oldukları yaşın vermiş olduğu coşku ile yarım yamalaktır. Her şeyi bilmek, başarmak, birilerini geçmek, birilerine bir şeyler ispatlamak gayretindedirler. Bazen kendilerine bazı görevler verilirde onlar bu görevleri tecrübesizliklerinden, ani günlük kararlarından dolayı birbirine karıştırırlar. İşler içinden çıkılmaz bir hal alır. Ve işte o an gelir ki azarlama, ders verme, bir şeyleri öğretme anıdır. Biraz da ürkütmeden, küstürmeden o sonradan uydurulmuş veciz sözü söylerler. "İşleri Arap saçına çevirdin." İşleri öyle karıştırdın ki Arap saçına çevirdin. Bu uydurulmuş sözü söylemeliydiler çünkü onlar da çocukluklarında Arap kızlarını camlardan baktırmışlardı. Hayatımızın ikinci bölümü olan bu çağda yine bu Arap karşımıza çıkarılmıştı. Acaba neden işler biraz karışınca Arap saçına dönüyordu. Bu Arapların saçı çok mu karışıktı, hiç mi taranmıyordu? Acaba neden işler biraz karışınca hippi saçına çevirdin veya İngiliz, Fransız hâkimlerin saçına çevirdin denmiyordu. Zira denemezdi çünkü bu hain fısıltının bir parçası idi. Aslında büyüklerimizin bize söyledikleri bu söz tecrübeden kazanılmış bir söz değil aksine İslam'a savaş açmış tağutların uydurma söz sayesinde hain iftira atılabilirdi. O da şu idi: İşler karıştığı zaman Arap saçına benzemeliydi. Arapların saçları o kadar karışıktı ki onlar bu yüzden saçlarını örtüyorlardı. Onların saçlarını tarayacak kuaför, manikür, pedikür salonları da yoktu zaten. Bu yüzden Allah'ın emri tesettür Arapların zorunlu geleneklerindendi. Yoksa Allah Teâlâ (hâşâ) bunu emretmemişti. Araplar bunu mecburen yapmışlardı. Bu sözleri televizyon veya Yahudi uşağı basında duyarsınız söyleyenlerde ekâbirden olan müşriklerdir. Kur'an da örtünme diye bir şey yoktur. O zaman kuaför olmadığı için örtünüyorlardı. Birde bu sözleri resmi fetvacılar tarafından destekleniyordu. Amaç yine İslam'ın emri olan tesettüre karşı bir nefret uyandırmaktı. Amaç; bazı şeylerin tesettürle değiştiği iftirasını uydurmak Allah'ın emrinin yerine başka şeyler koymaktı. Amaç; kadını açıp sömürmek onun üzerinden kar elde etmek, kadını bir met'a haline getirmekti. Zaten kadını güzelleştirmek adına geliştirilen teknoloji ve üretimler kapalı bir kadında işe yaramazdı. Şu asla unutulmamalıdır ki, tesettür Araplardan kalma bir uygulama değil bilakis bizi yaratan ve ne yapacağımızı iyi bilen Rabbimizin emridir.
    Yine hayatımızdaki başka bir bölüm olan gençlik çağına geliyoruz; bu çağda insanların bazı özellikleri ortaya çıkmaya başlar. Artık öğrendiklerimizi sahiplenmeye, çabalarına aktarmaya, tartışmaya, doğruyu yanlışı anlamaya çalışırız. Bazen anlattığımız şeyler aktardığımız insana ters ve inanılmaz gelir. Hele bir de asıl İslam'dan bihaber insanlara İslam'ın gerçekleri anlatılmışsa birden bire yine o hain fısıltı karşımıza dikilir ve "Anladıysam Arap olayım" der. Aman Allahım yine bir Arap fısıltısı. Ne idi çocukluğumdan itibaren bu Araplardan çektiğim. Ama hayır aslı şu ki Arapların benimle ve bizimle bir alıp veremediği yoktu. Onlar sadece sahnelenmekte olan yıkım filminin kötü odam rolüne sokulmuşlardı. Onların temsil ettiği kavme bütün insanlığa hitab eden İslam gelmişti. Ben bir şeyi anlatamadığım, ikna edemediğim zaman Arap oluyordum. Hakikat Arap olmuyor sadece anlatamıyor yahut yanlış şeyler anlatıyordum. Eğer ben çocukluğumdan itibaren bu hain fısıltılara kulak verdiysem bana tekrar şu hain plan sunuluyordu. Zaten bu Araplar hiçbir şeyden anlamazlardı. Onların yüzünden bu hale gelmiştik, her milletten geri kalmıştık Bu Araplar gericiydiler. Hiçbir teknolojiyi günahtır diye kabul etmiyorlardı. Avrupalılar aya gitmişlerdi. Hatta Edison elektriği bulması ile belki de cennette idi. Hem de İslam'ın hiçbir emrini yerine getirmeden. Bütün teknolojik icatları Avrupalılar yapmış ve insanlığın hizmetine sunmuşlardı. Bütün bu iftiralar akıl etmeyenler için gayet mantıklıdır. Ama asla bütün bunlar yeryüzünü kendi hevâ heveslerini iktidar etmek isteyen tağutların uydurmasıdır. Belki bazı şeyleri bulmuş veya geliştirmişlerdi. Ama gerçek tarihte kaydedilen buluş başlangıçlarında müslümanlar vardı. İlmin her alanında müslümanlar söz sahibiydiler, hatta Avrupalılar temizliği (tahareti) bile müslümanlardan öğrenmişlerdi. Müslümanların geri kalmalarının sebebi ne anlamadığı iddia edilen Araplardı, nede tertemiz olan İslam'dı. Bunun sebebi müslümanların dinlerine yeterince bağlanmamaları ve uyutulmuşlukla gelen miskinlikti. Amaç yine İslam'ın ilme verdiği değeri yok saymaktı. İslam'ın gerilemeye sebep olduğu iftirasını atmaktı. Zaten müslümanla gerici (irticacı) demiyorlar mıydı? Ama müşrikler şunu hiç anlatmıyorlardı. Engizisyon mahkemelerinde insanları katledenler, insanları diri diri fırınlara atanlar onlar değimliydi. Buluş yapan ilim adamlarını bir kâğıtla cennetten men edenler arenalarda insanların vahşice öldürülmelerini seyredenler gemilerle köleler kaçıranlar. Sırf renklerinden dolayı Kızılderili ve zencilere ikinci sınıf insan olarak davrananlarda yine onlardı. Yüce Rabbimiz Allah Teâlâ'nın sıfatlarında birisi de Rahmandır. Yani bütün mahlûkatı rızıklandırandır. Çalışanın karşılığını verendir. Biz şuna iman ederiz ki müslümanlar çalıştıkları vakit hem dünyada hem ahirette kazanacaklardır; kâfiler ise iman etmedikleri müddetçe sadece dünyada geçici şeyler elde edeceklerdir. Ve müslümanlara hizmetçi kılınmaktan öteye geçemeyeceklerdir. Müslümanlar ne zaman ki dinlerine sıkı sıkıya sarılmadılar; işte o zaman her alanda gerilediler. Bırakın ilimde ilerlemeyi devletlerini bile kaybettiler.
    Artık bu hain fısıltıların bir sonuca bağlanması gerekiyordu. Bir ömür sürdürülen şeytani planın meyve vermesi gerekiyordu. Kendilerine insanlardan istenilen sonuç "ne Arab'ın yüzü ne Şam'ın şekeri" demeliydi. Oynanan oyunun son perdesiyle oynanıyor ve rol gereği kötü adam rolüne konular Araplar kadına değer vermiyorlardı. Onları baştan aşağı örtüyorlardı. Zaten düşünceleri de örtülürdü. Her yeniliğe engel oluyorlardı. Bütün olumsuzlukların sorumlusu onlardı. Bu yüzden ne Araplarla bir işimiz olabilir ne de onlardan herhangi bir şeyi kabul edebilirdik. Bu şeker bile olsa dahi onların her şeylerini reddetmeliydik. Hiçbir şeyleri bizim kurallarımıza göre değildi. Eğer onları reddetmez isek asla muasır medeniyet çizgisine ulaşamazdık. Aslında bizlerden istenen şey İslam'ı reddetmekti. Onun yerine kendilerinin uydurmuş oldukları kural ve düsturları kabul etmekti. Bir ömür boyu anlattıkları iftira İslam'ın çağdışı olduğu ve her şeye engel olduğuydu. Evet, engel oluyordu ama engel olduğu şey kendi heva ve heveslerini ilahlaştıran tağuti güçlerin rejimlerinin insanları da bu dünyanın geçici nimetleri adına sömürmelerine kadını bir met'a haline getirmelerine insanları her türlü ahlaksızlığı azmışlığı serbest bırakmalarına Allah (c.c.) 'tan başkalarının konularını uygulamalarına çocuk beyinlerini kirletmelerine engel oluyordu ve hep engel olacaktı da. Biz onlar gibi her şeyi reddetmiyor bilakis Allah'ın emirlerine uygun olanları kabul; olmayanları da reddediyoruz. Ve biz sergilenen oyunda rol verilen Arap kavminin asla ve asla kavim haklarını savunmuyor aksine Peygamber efendimizin (s.a.s.) veda haccında ırkçılığı ayaklar altına aldığı gibi biz de ayaklar altına alıyoruz. Bizim anlatmak istediğimiz Arap kavminin özellikleri değil bilakis o kavmin lisanında gelen İslam'ın müdafaasıdır. Zira karalanmak istenen Araplar değil bizzat İslam'dır. Bütün bunlardan sonra çocukluğumuzdan itibaren din düşmanlığı aşılanan bizler hep bir nefretle yetiştirilmeye çalışıldı. Hatta o kadar ki İslam'a çağrı demek olan ezan bile demokratik parti zamanında Türkçe okutuldu. Günümüzde insanların İslam'dan anlayamadığı iftirasıyla Türkçe ibadet gündeme getirildi ve bu resmi fetvacılarla da desteklendi. Çocuk beyinlerine yapılmakta olan enjekte sekiz yıla çıkarıldı. Daha da ileri gidilerek daha önceden müdahale edilmek üzere mevcut özel anaokulları merkezi sisteme bağlandı. Medrese eğitimine benzer öğretim yerleri kapatıldı. Zira bunlar İslam'ın hiçbir şeyini duymak bile istemiyor sadece kendi hevâ heveslerini iktidar yapma gayretindedirler.
    Ama bizler bu şeytanî fısıltıları reddediyor namazımızda yaşamımızda ve ölümümüzde sadece Rabbimizin kelamını emir kabul edip "İşittik ve itaat ettik" diyor sadece bu tertemiz emirlere iman ediyoruz…
    Ferşat Mollaoğlu


  4. 26.Haziran.2011, 00:59
    2
    Silent and lonely rains



    Peygamber (s.a.s)’in kavmi için fitne sözleri

    Söz söylemek çok mühim bir iş olduğu gibi sözü söyleyenin de söyleyenlerinde kim veya niye söz söylediği de gayet önemlidir. Hele biz müslümanlar için söylenen sözler İslam'ın oluşturduğu ilim ve buna bağlı medeniyetin sonucu ise son derece ehemmiyetlidir. Çünkü bizim için İslam'ın özünü anlatmayan öğütlemeyen her söz boş veya İslamî olmasa da değerli değildir. Zira Allah (c.c.) her insanı İslam'ın öğütlediklerinden sorumlu tutacaktır. Bilindiği üzere bizim medeniyetimizde de ceddimizin söylemiş olduğu "atasözleri" mevcut olup bu sözlerin İslam'dan kaynaklandığı aşikârdır.
    Bu girişten sonra atasözleri; bir takım deneyimlerden, gözlemlerden sonra söylenmiş, bir mesele, bir olay veya şahsen kısa şekilde özetleyen ibret alınması istenen veciz sözlerdir. Atasözleri aynı zamanda topluma bir meseleyi bir şahsı veya bir olayı kabul ettirmenin en güzel yollarından biridir. Zira bu konuda toplumun genel kabulü mevcuttur. Kabul ettirilmek istenen şeylerin doğru olması ve öğüt taşıması atasözlerine uygun düşer. Tabii ki her zaman bu asla uyulduğu söylenemez. Zira toplumu etkileme yolu olan veciz sözler kötü niyetli kişi veya kurumlar tarafından aslından saptırılmak suretiyle çeşitli emeller hedeflenmiştir.
    Yapılması gereken kabul ettirilecek konu veya şahıs hakkında sanki o şahsa aitmiş veya o konuyu anlatıyormuş gibi bazı eklemeler yapmaktır. Bu eklemeler veya olmayan olaylar üzerine bina edilen sözler çeşitli sebeplerle yapılmıştır. Bizce en önemli neden İslam'a antipati uyandırma gayretidir. Bu uydurma sözlerin faaliyet alanlarından biri de Araplar üzerine uydurulmuş veciz sözlerdir. Bu sayede Arap kavmi üzerinden İslam'a karşı bir taarruz başlatılmıştır. Çocukluğunuzu göz önüne getirirseniz biz yağmur yağıp ta sokağa çıkamadığımız günlerde şu sözlerle şu oyunu oynadık veya oynatıldık. "Yağmur yağıyor, Arap kızı camdan bakıyor."
    Ne gariptir ki biz bu oyunu hep oynadık ve bu oyunda her zaman Arap kızlarını camlardan baktırdık hiç düşündünüz mü acaba neden camdan baktırdığımız bir İsrail bir Fransız, bir Türk veya Amerikan kızı değil de Arap kızıydı? Zira yağmur yağdığında doğal olarak herkes perdeyi aralayıp dışarıya bakıverir.
    Aslında yapılmak istenen küçük beyinlerimize bir şeyler sokma gayreti idi. Arap kızları hep camlarda kalmalıydılar. Yağmur yağsa da, güneş açsa da onlar camlarda kalmalıydılar ki; gayri İslami kişi, kurum ve devletlerin İslam'ın kadınları evlere hapsettiği masalını anlatsınlar. Camlarda kalmalıydılar ki; İslam'ın kadına değer vermediği onu ikinci sınıf gördüğü iftirasını atsınlar. Yoksa nasıl feminizme, kadın hakları uydurmasına, taraftarlar sağlanabilirdi. Arap kızları camlarda kalmalıydılar ki diğer ırk veya milletten kızların sözde özgürlük safsatası insanlara anlatılsın. O kızlar ki yağmur yağsa da, güneş açsa da, babası annesi gibi yaşayabiliyorlar, istedikleri erkekle beraber olabiliyorlar. İstedikleri her şeyi giyebiliyorlar. Hem de her türlü ahlaksızlığı yaparak. Ama bunların hepsi özgürlük adına yapılıyor. İşte üniversiteye başörtülü görmeye çalışan kızlarda bu Arap kızlarına özenmişlerdi. Yoksa bizim kültürümüzde öyle camların ardında tertemiz oturmak varken bizim kızlarımızın neyi eksikti ki dışarıya çıkıp her alanda her yerde her ortamda çalışmasınlar kendilerini göstermesinler. Hatta futbol bile oynayabilirlerdi. Kadınlar her alanda erkekleri geçmeliydiler ki muâsır medeniyet çizgisine ulaşabilsinler. Ama hayır, bırakın Arap kızları camlarda kalsın, onlarda özgürlük adına çıplak gezsinler, üretkenlik adına mankenlik ahlaksızlığıyla vücutlarını sergilesinler. Çalışmak adına dilleri bir karış dışarı çıkmış erkeklerin metresleri veya sekreterleri olsunlar. Bırakın eğer medeniyet bu ise Arap kızlarına benzeyen camdaki kızlar evlerinde kalsınlar. Akşama kadar ailesinin rızkını temin eden helallerini veya babalarını beklesinler. Evlerinde İmamı Azamları, Said Nursi'leri yetiştirsinler. Allah'ın birbirlerine eş kıldığı helallerinden başkasını görmesinler. Amaç çocukların yağmur yağdığı zaman can sıkıntılarını gidermek değil. Bu hain fısıltıları çocuk beyinlerimize aşılamaya çalışmaktı. Amaç İslam'ın kadına verdiği değeri yok saymak ahlaksızlığı yaymak çocuk oyunlarında bile İslam'a savaş açmaktı. Ve derken çocukluğumuzda bilinçaltımıza sokulmaya çalışan fısıltılarla büyüdük ergenlik çağında bir insan olduk. Ergenlik çağında olanları da bilirsiniz deli doludurlar. Çoğu işi beğendiremezler. Çoğu yaptıkları, bulunmuş oldukları yaşın vermiş olduğu coşku ile yarım yamalaktır. Her şeyi bilmek, başarmak, birilerini geçmek, birilerine bir şeyler ispatlamak gayretindedirler. Bazen kendilerine bazı görevler verilirde onlar bu görevleri tecrübesizliklerinden, ani günlük kararlarından dolayı birbirine karıştırırlar. İşler içinden çıkılmaz bir hal alır. Ve işte o an gelir ki azarlama, ders verme, bir şeyleri öğretme anıdır. Biraz da ürkütmeden, küstürmeden o sonradan uydurulmuş veciz sözü söylerler. "İşleri Arap saçına çevirdin." İşleri öyle karıştırdın ki Arap saçına çevirdin. Bu uydurulmuş sözü söylemeliydiler çünkü onlar da çocukluklarında Arap kızlarını camlardan baktırmışlardı. Hayatımızın ikinci bölümü olan bu çağda yine bu Arap karşımıza çıkarılmıştı. Acaba neden işler biraz karışınca Arap saçına dönüyordu. Bu Arapların saçı çok mu karışıktı, hiç mi taranmıyordu? Acaba neden işler biraz karışınca hippi saçına çevirdin veya İngiliz, Fransız hâkimlerin saçına çevirdin denmiyordu. Zira denemezdi çünkü bu hain fısıltının bir parçası idi. Aslında büyüklerimizin bize söyledikleri bu söz tecrübeden kazanılmış bir söz değil aksine İslam'a savaş açmış tağutların uydurma söz sayesinde hain iftira atılabilirdi. O da şu idi: İşler karıştığı zaman Arap saçına benzemeliydi. Arapların saçları o kadar karışıktı ki onlar bu yüzden saçlarını örtüyorlardı. Onların saçlarını tarayacak kuaför, manikür, pedikür salonları da yoktu zaten. Bu yüzden Allah'ın emri tesettür Arapların zorunlu geleneklerindendi. Yoksa Allah Teâlâ (hâşâ) bunu emretmemişti. Araplar bunu mecburen yapmışlardı. Bu sözleri televizyon veya Yahudi uşağı basında duyarsınız söyleyenlerde ekâbirden olan müşriklerdir. Kur'an da örtünme diye bir şey yoktur. O zaman kuaför olmadığı için örtünüyorlardı. Birde bu sözleri resmi fetvacılar tarafından destekleniyordu. Amaç yine İslam'ın emri olan tesettüre karşı bir nefret uyandırmaktı. Amaç; bazı şeylerin tesettürle değiştiği iftirasını uydurmak Allah'ın emrinin yerine başka şeyler koymaktı. Amaç; kadını açıp sömürmek onun üzerinden kar elde etmek, kadını bir met'a haline getirmekti. Zaten kadını güzelleştirmek adına geliştirilen teknoloji ve üretimler kapalı bir kadında işe yaramazdı. Şu asla unutulmamalıdır ki, tesettür Araplardan kalma bir uygulama değil bilakis bizi yaratan ve ne yapacağımızı iyi bilen Rabbimizin emridir.
    Yine hayatımızdaki başka bir bölüm olan gençlik çağına geliyoruz; bu çağda insanların bazı özellikleri ortaya çıkmaya başlar. Artık öğrendiklerimizi sahiplenmeye, çabalarına aktarmaya, tartışmaya, doğruyu yanlışı anlamaya çalışırız. Bazen anlattığımız şeyler aktardığımız insana ters ve inanılmaz gelir. Hele bir de asıl İslam'dan bihaber insanlara İslam'ın gerçekleri anlatılmışsa birden bire yine o hain fısıltı karşımıza dikilir ve "Anladıysam Arap olayım" der. Aman Allahım yine bir Arap fısıltısı. Ne idi çocukluğumdan itibaren bu Araplardan çektiğim. Ama hayır aslı şu ki Arapların benimle ve bizimle bir alıp veremediği yoktu. Onlar sadece sahnelenmekte olan yıkım filminin kötü odam rolüne sokulmuşlardı. Onların temsil ettiği kavme bütün insanlığa hitab eden İslam gelmişti. Ben bir şeyi anlatamadığım, ikna edemediğim zaman Arap oluyordum. Hakikat Arap olmuyor sadece anlatamıyor yahut yanlış şeyler anlatıyordum. Eğer ben çocukluğumdan itibaren bu hain fısıltılara kulak verdiysem bana tekrar şu hain plan sunuluyordu. Zaten bu Araplar hiçbir şeyden anlamazlardı. Onların yüzünden bu hale gelmiştik, her milletten geri kalmıştık Bu Araplar gericiydiler. Hiçbir teknolojiyi günahtır diye kabul etmiyorlardı. Avrupalılar aya gitmişlerdi. Hatta Edison elektriği bulması ile belki de cennette idi. Hem de İslam'ın hiçbir emrini yerine getirmeden. Bütün teknolojik icatları Avrupalılar yapmış ve insanlığın hizmetine sunmuşlardı. Bütün bu iftiralar akıl etmeyenler için gayet mantıklıdır. Ama asla bütün bunlar yeryüzünü kendi hevâ heveslerini iktidar etmek isteyen tağutların uydurmasıdır. Belki bazı şeyleri bulmuş veya geliştirmişlerdi. Ama gerçek tarihte kaydedilen buluş başlangıçlarında müslümanlar vardı. İlmin her alanında müslümanlar söz sahibiydiler, hatta Avrupalılar temizliği (tahareti) bile müslümanlardan öğrenmişlerdi. Müslümanların geri kalmalarının sebebi ne anlamadığı iddia edilen Araplardı, nede tertemiz olan İslam'dı. Bunun sebebi müslümanların dinlerine yeterince bağlanmamaları ve uyutulmuşlukla gelen miskinlikti. Amaç yine İslam'ın ilme verdiği değeri yok saymaktı. İslam'ın gerilemeye sebep olduğu iftirasını atmaktı. Zaten müslümanla gerici (irticacı) demiyorlar mıydı? Ama müşrikler şunu hiç anlatmıyorlardı. Engizisyon mahkemelerinde insanları katledenler, insanları diri diri fırınlara atanlar onlar değimliydi. Buluş yapan ilim adamlarını bir kâğıtla cennetten men edenler arenalarda insanların vahşice öldürülmelerini seyredenler gemilerle köleler kaçıranlar. Sırf renklerinden dolayı Kızılderili ve zencilere ikinci sınıf insan olarak davrananlarda yine onlardı. Yüce Rabbimiz Allah Teâlâ'nın sıfatlarında birisi de Rahmandır. Yani bütün mahlûkatı rızıklandırandır. Çalışanın karşılığını verendir. Biz şuna iman ederiz ki müslümanlar çalıştıkları vakit hem dünyada hem ahirette kazanacaklardır; kâfiler ise iman etmedikleri müddetçe sadece dünyada geçici şeyler elde edeceklerdir. Ve müslümanlara hizmetçi kılınmaktan öteye geçemeyeceklerdir. Müslümanlar ne zaman ki dinlerine sıkı sıkıya sarılmadılar; işte o zaman her alanda gerilediler. Bırakın ilimde ilerlemeyi devletlerini bile kaybettiler.
    Artık bu hain fısıltıların bir sonuca bağlanması gerekiyordu. Bir ömür sürdürülen şeytani planın meyve vermesi gerekiyordu. Kendilerine insanlardan istenilen sonuç "ne Arab'ın yüzü ne Şam'ın şekeri" demeliydi. Oynanan oyunun son perdesiyle oynanıyor ve rol gereği kötü adam rolüne konular Araplar kadına değer vermiyorlardı. Onları baştan aşağı örtüyorlardı. Zaten düşünceleri de örtülürdü. Her yeniliğe engel oluyorlardı. Bütün olumsuzlukların sorumlusu onlardı. Bu yüzden ne Araplarla bir işimiz olabilir ne de onlardan herhangi bir şeyi kabul edebilirdik. Bu şeker bile olsa dahi onların her şeylerini reddetmeliydik. Hiçbir şeyleri bizim kurallarımıza göre değildi. Eğer onları reddetmez isek asla muasır medeniyet çizgisine ulaşamazdık. Aslında bizlerden istenen şey İslam'ı reddetmekti. Onun yerine kendilerinin uydurmuş oldukları kural ve düsturları kabul etmekti. Bir ömür boyu anlattıkları iftira İslam'ın çağdışı olduğu ve her şeye engel olduğuydu. Evet, engel oluyordu ama engel olduğu şey kendi heva ve heveslerini ilahlaştıran tağuti güçlerin rejimlerinin insanları da bu dünyanın geçici nimetleri adına sömürmelerine kadını bir met'a haline getirmelerine insanları her türlü ahlaksızlığı azmışlığı serbest bırakmalarına Allah (c.c.) 'tan başkalarının konularını uygulamalarına çocuk beyinlerini kirletmelerine engel oluyordu ve hep engel olacaktı da. Biz onlar gibi her şeyi reddetmiyor bilakis Allah'ın emirlerine uygun olanları kabul; olmayanları da reddediyoruz. Ve biz sergilenen oyunda rol verilen Arap kavminin asla ve asla kavim haklarını savunmuyor aksine Peygamber efendimizin (s.a.s.) veda haccında ırkçılığı ayaklar altına aldığı gibi biz de ayaklar altına alıyoruz. Bizim anlatmak istediğimiz Arap kavminin özellikleri değil bilakis o kavmin lisanında gelen İslam'ın müdafaasıdır. Zira karalanmak istenen Araplar değil bizzat İslam'dır. Bütün bunlardan sonra çocukluğumuzdan itibaren din düşmanlığı aşılanan bizler hep bir nefretle yetiştirilmeye çalışıldı. Hatta o kadar ki İslam'a çağrı demek olan ezan bile demokratik parti zamanında Türkçe okutuldu. Günümüzde insanların İslam'dan anlayamadığı iftirasıyla Türkçe ibadet gündeme getirildi ve bu resmi fetvacılarla da desteklendi. Çocuk beyinlerine yapılmakta olan enjekte sekiz yıla çıkarıldı. Daha da ileri gidilerek daha önceden müdahale edilmek üzere mevcut özel anaokulları merkezi sisteme bağlandı. Medrese eğitimine benzer öğretim yerleri kapatıldı. Zira bunlar İslam'ın hiçbir şeyini duymak bile istemiyor sadece kendi hevâ heveslerini iktidar yapma gayretindedirler.
    Ama bizler bu şeytanî fısıltıları reddediyor namazımızda yaşamımızda ve ölümümüzde sadece Rabbimizin kelamını emir kabul edip "İşittik ve itaat ettik" diyor sadece bu tertemiz emirlere iman ediyoruz…
    Ferşat Mollaoğlu





+ Yorum Gönder