Konusunu Oylayın.: İş yerindeki amirlerimizi tenkid etmek gıybete ve kul hakkına girer mi? Hakaret içermeyen, fakat kınayan sözler söylemek

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
İş yerindeki amirlerimizi tenkid etmek gıybete ve kul hakkına girer mi? Hakaret içermeyen, fakat kınayan sözler söylemek
  1. 30.Mayıs.2011, 11:48
    1
    Misafir

    İş yerindeki amirlerimizi tenkid etmek gıybete ve kul hakkına girer mi? Hakaret içermeyen, fakat kınayan sözler söylemek






    İş yerindeki amirlerimizi tenkid etmek gıybete ve kul hakkına girer mi? Hakaret içermeyen, fakat kınayan sözler söylemek Mumsema İş yerindeki amirlerimizi tenkid etmek gıybete ve kul hakkına girer mi? Hakaret içermeyen, fakat kınayan sözler söylemek kul hakkında girer mi?


  2. 30.Mayıs.2011, 11:48
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 30.Mayıs.2011, 11:59
    2
    Muhasibi
    Editör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 22.Ağustos.2007
    Üye No: 12
    Mesaj Sayısı: 15,810
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 160
    Bulunduğu yer: Gönlümün Mürekkep Lekeleri'de Fikir İşçisi

    Cevap: İş yerindeki amirlerimizi tenkid etmek gıybete ve kul hakkına girer mi? Hakaret içermeyen, fakat kınayan sözler s




    Gıybet, İslam dininde haramdır; kesinlikle yasaklanmıştır. Konuyu şu hadis ışığında değerlendirelim:
    “Gıybet, kardeşinin hoşuna gitmeyeceği bir şeyi, onun olmadığı bir yerde söylemektir.”
    Demek ki yapılan bir işi, yapan kimsenin olmadığı yerde söylemek gıybettir. Yapmadığı şeyi söylemek ise hem gıybettir, hem de iftiradır; iki katlı günahtır. Fakat gıybet bazı durumlarda caizdir. Şöyleki,
    1. Size yanlış yapan idarecilerinizin hatasını bertaraf edip izale edecek makamda olanlara söylemek görünüşte gıybettir. Fakat hakikatte gıybet değildir. Çünkü bir insanın size ve başkalarına olan bir yanlışı, düzeltebilecek bir makamdaki insanlara söylüyorsunuz. Aynı adamın hal ve vaziyetlerini düzeltebilecek makamda olmayan birilerine söylediğiniz zaman gıybet olur. Çünkü bunda herhangi bir fayda yoktur. Yapılan bir yanlışın düzeltilmesi değil, tamamen adamın şahsını kötülemek söz konusudur.
    2. İdarede ve yönetim de olanların kötülenmesi, bu konuya bir hadisi şerifle bakabiliriz:
    “Bir kötülük gördüğünüz zaman elinizle, gücünüz yetmezse dilinizle, ona da gücünüz yetmezse kalben buğz ediniz.”
    Herkes her durumda bu hadisi kendine göre yorumlayamaz. Mesela, yolda bir kötülük görsek, onu elimizle düzeltmeye kalksak ve dayak atsak, o adam da davacı olsa, bu durumda bize de ceza tatbik edilir. Öyleyse hadisi şerifin manasını nasıl anlamalıyız?
    El ile düzeltmek vazifeli insanların, yani devletin ve emniyetin görevi; dil ile düzeltmek alimlerin vazifesi; kalben buğz etmek ise diğerlerinindir.
    Konuya bu açıdan bakarsak yöneticilerin hatalarını ve eksiklerini bu işleri bilen insanların söylemesi, yazıp çizmesi daha isabetli olur. Yani o işin ehli olanlar sorumludur. Yoksa daha önemli işleri bırakıp, bizi ilgilendirmeyen konularda yoğunlaşmak hem bize, hem de başkalarına zarar verir.
    3. Fasık-ı mütecahir dediğimiz, günahları aşikar ve açıktan işleyenlerin gıybeti caizdir. Ta her insan bu gibi insanları iyi tanıyıp kötülüklerinden korunsun, aldanmasın.
    4. Birisi var ki sizinle iş ortaklığı yapmak istiyor veya kızınızı istiyor. Böyle bir insanı ister istemez sağlam mı değil mi, kız verilir mi verilmez mi, diye araştıracak ve ona göre kararınızı vereceksiniz. İşte bu gibi insanları sorduğunuz kişiler, size bu insanlar hakkında bildikleri her türlü iyi veya kötü sıfatlarını sıralamaları gerekir. Kötü sıfatlarını sıralamaları gıybet değil, meşveretin hakkını iadedir.
    Size Bediüzzaman’ın “gıybet ayeti”nin tefsiri ile gıybetin caiz olduğu yerleri belirten yazısını gönderiyoruz. Özellikle gıybetin caiz olduğu yerleri dikkatle okursak cevabını kendimiz de bulabiliriz. Binler selamlar.
    "Malûmdur: Âyetin başındaki hemze, sormak (âyâ) manasındadır. O sormak manası, su gibi âyetin bütün kelimelerine girer. Her kelimede bir hükm-ü zımnî var."

    "İşte birincisi, hemze ile der: Âyâ, sual ve cevab mahalli olan aklınız yok mu ki, bu derece çirkin bir şey'i anlamıyor?"
    "İkincisi, lafzıyla der: Âyâ, sevmek ve nefret etmek mahalli olan kalbiniz bozulmuş mu ki, en menfur bir işi sever?"
    "Üçüncüsü, kelimesiyle der: Cemaatten hayatını alan hayat-ı içtimaiye ve medeniyetiniz ne olmuş ki, böyle hayatınızı zehirleyen bir ameli kabul eder?"
    "Dördüncüsü, kelâmıyla der: İnsaniyetiniz ne olmuş ki, böyle canavarcasına arkadaşınızı diş ile parçalamayı yapıyorsunuz?"
    "Beşincisi, kelimesiyle der: Hiç rikkat-i cinsiyeniz, hiç sıla-i rahminiz yok mu ki, böyle çok cihetlerle kardeşiniz olan bir mazlumun şahs-ı manevîsini insafsızca dişliyorsunuz? Ve hiç aklınız yok mu ki, kendi âzanızı kendi dişinizle divane gibi ısırıyorsunuz?"
    "Altıncısı, kelâmıyla der: Vicdanınız nerede? Fıtratınız bozulmuş mu ki, en muhterem bir halde bir kardeşinize karşı, etini yemek gibi en müstekreh bir işi yapıyorsunuz?"

    "Demek şu âyetin ifadesiyle ve kelimelerin ayrı ayrı delaletiyle: Zemm ve gıybet, aklen ve kalben ve insaniyeten ve vicdanen ve fıtraten ve milliyeten mezmumdur. İşte bak nasıl şu âyet, îcazkârane altı mertebe zemmi zemmetmekle, i'cazkârane altı derece o cürümden zecreder."
    "Gıybet, ehl-i adavet ve hased ve inadın en çok istimal ettikleri alçak bir silâhtır. İzzet-i nefis sahibi, bu pis silâha tenezzül edip istimal etmez. Nasıl meşhur bir zât demiş:"

    "Yani: "Düşmanıma gıybetle ceza vermekten nefsimi yüksek tutuyorum ve tenezzül etmiyorum. Çünki gıybet; zaîf ve zelil ve aşağıların silâhıdır."
    "Gıybet odur ki: Gıybet edilen adam hazır olsa idi ve işitse idi, kerahet edip darılacaktı. Eğer doğru dese, zâten gıybettir. Eğer yalan dese; hem gıybet, hem iftiradır. İki katlı çirkin bir günahtır."
    "Gıybetin caiz olduğu yerler: Gıybet, mahsus birkaç maddede caiz olabilir:

    "Birisi: Şekva suretinde bir vazifedar adama der, tâ yardım edip o münkeri, o kabahati ondan izale etsin ve hakkını ondan alsın."
    "Birisi de: Bir adam onunla teşrik-i mesaî etmek ister. Senin ile meşveret eder. Sen de sırf maslahat için garazsız olarak, meşveretin hakkını eda etmek için desen: "Onun ile teşrik-i mesaî etme. Çünki zarar göreceksin."
    "Birisi de: Maksadı, tahkir ve teşhir değil; belki maksadı, tarif ve tanıttırmak için dese: "O topal ve serseri adam filan yere gitti."
    "Birisi de: O gıybet edilen adam fâsık-ı mütecahirdir. Yani fenalıktan sıkılmıyor, belki işlediği seyyiatla iftihar ediyor; zulmü ile telezzüz ediyor, sıkılmayarak aşikâre bir surette işliyor."
    "İşte bu mahsus maddelerde garazsız ve sırf hak ve maslahat için gıybet caiz olabilir. Yoksa gıybet, nasıl ateş odunu yer bitirir; gıybet dahi a'mal-i sâlihayı yer bitirir."



  4. 30.Mayıs.2011, 11:59
    2
    Editör



    Gıybet, İslam dininde haramdır; kesinlikle yasaklanmıştır. Konuyu şu hadis ışığında değerlendirelim:
    “Gıybet, kardeşinin hoşuna gitmeyeceği bir şeyi, onun olmadığı bir yerde söylemektir.”
    Demek ki yapılan bir işi, yapan kimsenin olmadığı yerde söylemek gıybettir. Yapmadığı şeyi söylemek ise hem gıybettir, hem de iftiradır; iki katlı günahtır. Fakat gıybet bazı durumlarda caizdir. Şöyleki,
    1. Size yanlış yapan idarecilerinizin hatasını bertaraf edip izale edecek makamda olanlara söylemek görünüşte gıybettir. Fakat hakikatte gıybet değildir. Çünkü bir insanın size ve başkalarına olan bir yanlışı, düzeltebilecek bir makamdaki insanlara söylüyorsunuz. Aynı adamın hal ve vaziyetlerini düzeltebilecek makamda olmayan birilerine söylediğiniz zaman gıybet olur. Çünkü bunda herhangi bir fayda yoktur. Yapılan bir yanlışın düzeltilmesi değil, tamamen adamın şahsını kötülemek söz konusudur.
    2. İdarede ve yönetim de olanların kötülenmesi, bu konuya bir hadisi şerifle bakabiliriz:
    “Bir kötülük gördüğünüz zaman elinizle, gücünüz yetmezse dilinizle, ona da gücünüz yetmezse kalben buğz ediniz.”
    Herkes her durumda bu hadisi kendine göre yorumlayamaz. Mesela, yolda bir kötülük görsek, onu elimizle düzeltmeye kalksak ve dayak atsak, o adam da davacı olsa, bu durumda bize de ceza tatbik edilir. Öyleyse hadisi şerifin manasını nasıl anlamalıyız?
    El ile düzeltmek vazifeli insanların, yani devletin ve emniyetin görevi; dil ile düzeltmek alimlerin vazifesi; kalben buğz etmek ise diğerlerinindir.
    Konuya bu açıdan bakarsak yöneticilerin hatalarını ve eksiklerini bu işleri bilen insanların söylemesi, yazıp çizmesi daha isabetli olur. Yani o işin ehli olanlar sorumludur. Yoksa daha önemli işleri bırakıp, bizi ilgilendirmeyen konularda yoğunlaşmak hem bize, hem de başkalarına zarar verir.
    3. Fasık-ı mütecahir dediğimiz, günahları aşikar ve açıktan işleyenlerin gıybeti caizdir. Ta her insan bu gibi insanları iyi tanıyıp kötülüklerinden korunsun, aldanmasın.
    4. Birisi var ki sizinle iş ortaklığı yapmak istiyor veya kızınızı istiyor. Böyle bir insanı ister istemez sağlam mı değil mi, kız verilir mi verilmez mi, diye araştıracak ve ona göre kararınızı vereceksiniz. İşte bu gibi insanları sorduğunuz kişiler, size bu insanlar hakkında bildikleri her türlü iyi veya kötü sıfatlarını sıralamaları gerekir. Kötü sıfatlarını sıralamaları gıybet değil, meşveretin hakkını iadedir.
    Size Bediüzzaman’ın “gıybet ayeti”nin tefsiri ile gıybetin caiz olduğu yerleri belirten yazısını gönderiyoruz. Özellikle gıybetin caiz olduğu yerleri dikkatle okursak cevabını kendimiz de bulabiliriz. Binler selamlar.
    "Malûmdur: Âyetin başındaki hemze, sormak (âyâ) manasındadır. O sormak manası, su gibi âyetin bütün kelimelerine girer. Her kelimede bir hükm-ü zımnî var."

    "İşte birincisi, hemze ile der: Âyâ, sual ve cevab mahalli olan aklınız yok mu ki, bu derece çirkin bir şey'i anlamıyor?"
    "İkincisi, lafzıyla der: Âyâ, sevmek ve nefret etmek mahalli olan kalbiniz bozulmuş mu ki, en menfur bir işi sever?"
    "Üçüncüsü, kelimesiyle der: Cemaatten hayatını alan hayat-ı içtimaiye ve medeniyetiniz ne olmuş ki, böyle hayatınızı zehirleyen bir ameli kabul eder?"
    "Dördüncüsü, kelâmıyla der: İnsaniyetiniz ne olmuş ki, böyle canavarcasına arkadaşınızı diş ile parçalamayı yapıyorsunuz?"
    "Beşincisi, kelimesiyle der: Hiç rikkat-i cinsiyeniz, hiç sıla-i rahminiz yok mu ki, böyle çok cihetlerle kardeşiniz olan bir mazlumun şahs-ı manevîsini insafsızca dişliyorsunuz? Ve hiç aklınız yok mu ki, kendi âzanızı kendi dişinizle divane gibi ısırıyorsunuz?"
    "Altıncısı, kelâmıyla der: Vicdanınız nerede? Fıtratınız bozulmuş mu ki, en muhterem bir halde bir kardeşinize karşı, etini yemek gibi en müstekreh bir işi yapıyorsunuz?"

    "Demek şu âyetin ifadesiyle ve kelimelerin ayrı ayrı delaletiyle: Zemm ve gıybet, aklen ve kalben ve insaniyeten ve vicdanen ve fıtraten ve milliyeten mezmumdur. İşte bak nasıl şu âyet, îcazkârane altı mertebe zemmi zemmetmekle, i'cazkârane altı derece o cürümden zecreder."
    "Gıybet, ehl-i adavet ve hased ve inadın en çok istimal ettikleri alçak bir silâhtır. İzzet-i nefis sahibi, bu pis silâha tenezzül edip istimal etmez. Nasıl meşhur bir zât demiş:"

    "Yani: "Düşmanıma gıybetle ceza vermekten nefsimi yüksek tutuyorum ve tenezzül etmiyorum. Çünki gıybet; zaîf ve zelil ve aşağıların silâhıdır."
    "Gıybet odur ki: Gıybet edilen adam hazır olsa idi ve işitse idi, kerahet edip darılacaktı. Eğer doğru dese, zâten gıybettir. Eğer yalan dese; hem gıybet, hem iftiradır. İki katlı çirkin bir günahtır."
    "Gıybetin caiz olduğu yerler: Gıybet, mahsus birkaç maddede caiz olabilir:

    "Birisi: Şekva suretinde bir vazifedar adama der, tâ yardım edip o münkeri, o kabahati ondan izale etsin ve hakkını ondan alsın."
    "Birisi de: Bir adam onunla teşrik-i mesaî etmek ister. Senin ile meşveret eder. Sen de sırf maslahat için garazsız olarak, meşveretin hakkını eda etmek için desen: "Onun ile teşrik-i mesaî etme. Çünki zarar göreceksin."
    "Birisi de: Maksadı, tahkir ve teşhir değil; belki maksadı, tarif ve tanıttırmak için dese: "O topal ve serseri adam filan yere gitti."
    "Birisi de: O gıybet edilen adam fâsık-ı mütecahirdir. Yani fenalıktan sıkılmıyor, belki işlediği seyyiatla iftihar ediyor; zulmü ile telezzüz ediyor, sıkılmayarak aşikâre bir surette işliyor."
    "İşte bu mahsus maddelerde garazsız ve sırf hak ve maslahat için gıybet caiz olabilir. Yoksa gıybet, nasıl ateş odunu yer bitirir; gıybet dahi a'mal-i sâlihayı yer bitirir."






+ Yorum Gönder