Konusunu Oylayın.: Hz.Peygamberin çocuklarla ilgili söylediği hadis ve sözleri

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 5 kişi
Hz.Peygamberin çocuklarla ilgili söylediği hadis ve sözleri
  1. 10.Mayıs.2010, 15:37
    1
    Misafir

    Hz.Peygamberin çocuklarla ilgili söylediği hadis ve sözleri






    Hz.Peygamberin çocuklarla ilgili söylediği hadis ve sözleri Mumsema Hz.Peygamberin çocuklarla ilgili söylediği hadis ve sözleri hakkında örnekler paylaşabilir misiniz ?


  2. 10.Mayıs.2010, 15:37
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 07.Kasım.2013, 16:30
    2
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,584
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 335
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: Hz.Peygamberin çocuklarla ilgili söylediği hadis ve sözleri




    Peygamberimiz Hz. Muhammedin çocuklarla ilgili söylediği hadis ve sözleri

    Erken Çocuk Terbiyesi ile ilgili hadisler

    Resûlü Ekrem (as), gerek kendi çocukları ve gerekse yakın çevresindeki çocuklarla doğmadan önce ilgilenmeye başlar ve çocuk terbiyesinin doğumla birlikte ve hattâ daha öncesinde başlaması gerektiğine işaret ederdi. Kızı Hz. Fâtıma torunu Hz. Hasan’a hamile iken yanına uğrayıp hâlini hatırını sorar ve ‘çocuk doğunca kendisine haber verilmesini, haber vermeden de çocuğa hiçbir şey yapılmamasını’ tembih ederdi. (Ali el-Müttakî, Kenzü’l-Ummâl, XVI/261-262.) Aynı alâkayı torunu Hz. Hüseyin için de göstermiştir.

    Allah Resûlü, yeni doğan çocuğa verilen ilk gıdanın faziletli ve âlim bir şahsın elinden olmasına özen gösterirdi. Bu ihtimamı sadece kendi torunları için değil, bütün çocuklar için de gösterirdi. Nitekim Hz. Âişe, ‘doğduğu zaman çocukların Peygamber’e (as) getirildiğini, O’nun da bunlara hayır duada bulunup ‘tahnîk’2 yaptığını’ belirtmektedir. (Müslim, Âdâb 27) Müslüman eğitimciler, Allah Resûlü’nün çeşitli hikmetlere mebnî bu sünnetinin, yeni doğan çocuğun âlim ve fâzıl bir zâta götürülerek tahnîk ettirmek sûretiyle yaşatılmasını tavsiye etmişlerdir. (İbrahim Cânan, Peygamberimizin Sünnetinde Terbiye, s.81.)
    Hz. Âişe’nin ifadesine göre, yeni doğan çocuk için dua edip, Allah’tan ömrünün bereketli kılmasını talep etmek de, Peygamber’in (as) bir başka tavsiyesidir (Buharî, Daavât 31). Resûlüllah (as), çocukların kulağına ilk telkin edilecek şeyin ‘ezân ve ikâmet’ olmasını isterdi. Torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin doğduklarında, sağ kulaklarına ezan, sol kulaklarına da ikâmet okumuştu (Ebû Dâvud, Edeb 107). Bu telkin, çocuğun daha ilk günden ihmal edilmeyip, dinin mukaddesleriyle tanıştırılması gerektiğine önemli bir işarettir. Aynı zamanda bu uygulama, ‘Eğitim ve terbiyenin mevsimi beşikten mezara kadardır.’ kanaatini seslendiren Müslüman eğitimciler için de bir mihenk taşı olsa gerektir.

    Allah Resûlü’nün, çocuğun doğumu sonrasında önemle üzerinde durduğu bir başka husus da onlara ‘güzel bir isim’ verilmesidir. O’nun “Sizler kıyamet günü kendi isimleriniz ve babalarınızın isimleriyle çağrılacaksınız. O hâlde isimlerinizi güzelleştirin.” (Ebû Dâvud, Edeb 61) çağrısı, Asr-ı Saadet’te yankısını bulmuş ve güzel isimlerin seçilmesine ihtimam gösterilmiştir. Nitekim Hz. Fâtıma ilk çocuğunu dünyaya getirdiğinde, Hz. Ali ona ‘Harb’ adını koymak istemiş, ancak Peygamber (as) bu ismi beğenmeyerek torununa ‘Hasan’ adını vermiştir. (İbn İshâk, Sîret, s.231.) Keza oğlu İbrahim’in doğumu müjdelendiğinde: “Bu gece bir oğlum oldu; ona atam İbrahim’in adını verdim.” (Müslim, Fedâil 62) diyerek sevincini açıkça izhar etmişti.

    Resûlü Ekrem (as), çocuklar doğduktan sonra ilk yedi gün içerisinde, başlarındaki tüyü tıraş ettirip ağırlığınca ‘sadaka’ vermek (Muvatta’, Akîka 2), Allah’a şükrün bir ifadesi olarak ‘kurban (akîka)’ kesmek (Buharî, Akîka 2), yakınlara ve eşe dosta ‘ziyafet’ tertip etmek (Buharî, el-Edebü’l-Müfred, s.335) ve çocuğun doğumunu müjdeleyenlere ‘hediye’ takdiminde bulunmak (İbn Sa’d, et-Tabakâtu’l-Kübrâ, VIII/212.) gibi sünnetler koymak suretiyle, Allah’ın bir kimseye verdiği en önemli lütuflardan birinin çocuk olduğuna ve çocuk terbiyesi konusundaki yükümlülüklerin de doğumla birlikte başlaması gerektiğine dikkat çekmiştir.


  4. 07.Kasım.2013, 16:30
    2
    Moderatör



    Peygamberimiz Hz. Muhammedin çocuklarla ilgili söylediği hadis ve sözleri

    Erken Çocuk Terbiyesi ile ilgili hadisler

    Resûlü Ekrem (as), gerek kendi çocukları ve gerekse yakın çevresindeki çocuklarla doğmadan önce ilgilenmeye başlar ve çocuk terbiyesinin doğumla birlikte ve hattâ daha öncesinde başlaması gerektiğine işaret ederdi. Kızı Hz. Fâtıma torunu Hz. Hasan’a hamile iken yanına uğrayıp hâlini hatırını sorar ve ‘çocuk doğunca kendisine haber verilmesini, haber vermeden de çocuğa hiçbir şey yapılmamasını’ tembih ederdi. (Ali el-Müttakî, Kenzü’l-Ummâl, XVI/261-262.) Aynı alâkayı torunu Hz. Hüseyin için de göstermiştir.

    Allah Resûlü, yeni doğan çocuğa verilen ilk gıdanın faziletli ve âlim bir şahsın elinden olmasına özen gösterirdi. Bu ihtimamı sadece kendi torunları için değil, bütün çocuklar için de gösterirdi. Nitekim Hz. Âişe, ‘doğduğu zaman çocukların Peygamber’e (as) getirildiğini, O’nun da bunlara hayır duada bulunup ‘tahnîk’2 yaptığını’ belirtmektedir. (Müslim, Âdâb 27) Müslüman eğitimciler, Allah Resûlü’nün çeşitli hikmetlere mebnî bu sünnetinin, yeni doğan çocuğun âlim ve fâzıl bir zâta götürülerek tahnîk ettirmek sûretiyle yaşatılmasını tavsiye etmişlerdir. (İbrahim Cânan, Peygamberimizin Sünnetinde Terbiye, s.81.)
    Hz. Âişe’nin ifadesine göre, yeni doğan çocuk için dua edip, Allah’tan ömrünün bereketli kılmasını talep etmek de, Peygamber’in (as) bir başka tavsiyesidir (Buharî, Daavât 31). Resûlüllah (as), çocukların kulağına ilk telkin edilecek şeyin ‘ezân ve ikâmet’ olmasını isterdi. Torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin doğduklarında, sağ kulaklarına ezan, sol kulaklarına da ikâmet okumuştu (Ebû Dâvud, Edeb 107). Bu telkin, çocuğun daha ilk günden ihmal edilmeyip, dinin mukaddesleriyle tanıştırılması gerektiğine önemli bir işarettir. Aynı zamanda bu uygulama, ‘Eğitim ve terbiyenin mevsimi beşikten mezara kadardır.’ kanaatini seslendiren Müslüman eğitimciler için de bir mihenk taşı olsa gerektir.

    Allah Resûlü’nün, çocuğun doğumu sonrasında önemle üzerinde durduğu bir başka husus da onlara ‘güzel bir isim’ verilmesidir. O’nun “Sizler kıyamet günü kendi isimleriniz ve babalarınızın isimleriyle çağrılacaksınız. O hâlde isimlerinizi güzelleştirin.” (Ebû Dâvud, Edeb 61) çağrısı, Asr-ı Saadet’te yankısını bulmuş ve güzel isimlerin seçilmesine ihtimam gösterilmiştir. Nitekim Hz. Fâtıma ilk çocuğunu dünyaya getirdiğinde, Hz. Ali ona ‘Harb’ adını koymak istemiş, ancak Peygamber (as) bu ismi beğenmeyerek torununa ‘Hasan’ adını vermiştir. (İbn İshâk, Sîret, s.231.) Keza oğlu İbrahim’in doğumu müjdelendiğinde: “Bu gece bir oğlum oldu; ona atam İbrahim’in adını verdim.” (Müslim, Fedâil 62) diyerek sevincini açıkça izhar etmişti.

    Resûlü Ekrem (as), çocuklar doğduktan sonra ilk yedi gün içerisinde, başlarındaki tüyü tıraş ettirip ağırlığınca ‘sadaka’ vermek (Muvatta’, Akîka 2), Allah’a şükrün bir ifadesi olarak ‘kurban (akîka)’ kesmek (Buharî, Akîka 2), yakınlara ve eşe dosta ‘ziyafet’ tertip etmek (Buharî, el-Edebü’l-Müfred, s.335) ve çocuğun doğumunu müjdeleyenlere ‘hediye’ takdiminde bulunmak (İbn Sa’d, et-Tabakâtu’l-Kübrâ, VIII/212.) gibi sünnetler koymak suretiyle, Allah’ın bir kimseye verdiği en önemli lütuflardan birinin çocuk olduğuna ve çocuk terbiyesi konusundaki yükümlülüklerin de doğumla birlikte başlaması gerektiğine dikkat çekmiştir.


  5. 07.Kasım.2013, 16:30
    3
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,584
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 335
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: Hz.Peygamberin çocuklarla ilgili söylediği hadis ve sözleri

    Çocuklara Değer Vermek, Onlarla İlgilenmek ile ilgili hadisler


    Allah Resûlü, çocukları en güzel dünya nimetlerinden biri olarak görür; onlara karşı ilgi ve alâkayı asla eksik etmez ve değerli olduklarını onlara hissettirirdi. O (as) bir gün evinden çıkmış, torunlarından birini bağrına basarak: “Siz çocuklar insanı(n çok yaman imtihan vesilesisiniz; bu sebeple) bazen cimriliğe, bazen korkaklığa, bazen de cehalete müptelâ kılarsınız. Buna rağmen sizler Allah’ın en güzel kokulu nimetisiniz” (Tirmizî, Birr 11) sözleriyle, onların nadide bir çiçek gibi olduklarına işaret etmiştir. Bu sebeple onların ağlamasına dayanamaz, ağlamalarına sebep olanları ikaz eder; namaz esnasında ağlayan bir çocuk sesi duysa, namazını kısaltır ve annesinin onunla ilgilenmesine fırsat verirdi (Buhârî, Ezân 65). Ashaptan Büreyde’nin (ra) naklettiğine göre, Allah Resûlü Mescid’de hutbe okurken, henüz çok küçük yaştaki torunlarının düşe kalka ilerlediklerini görünce hutbeyi yarıda keserek yanlarına gitmiş, onları kucağına alarak tekrar hutbeye çıkmış ve: “Allah Teâlâ, ‘Mallarınız ve evlâtlarınız (sizin için) bir imtihan (vesilesi)dir’ (Teğâbün, 64/15) derken ne kadar doğru söylemiş. Bunları öyle görünce sabredemedim.” buyurmuş ve hutbesine devam etmiştir. (Tirmizî, Menâkıb 30)
    Nebî (as), çocuklarla şakalaşır, onların anlayacağı dille konuşur, seviyelerine uygun espriler yapardı. Enes b. Mâlik’in üvey kardeşi Ebû Umeyr’in çok sevdiği kuşu ölünce, onu teselli etmek istemiş ve: “Ebû Umeyr! Serçeciğe ne oldu, serçecik ne yapıyor şimdi!” (Buhârî, Edeb 81) sözleriyle de acısına ortak olmuştu. Çocuklara “yavrum, evlâdım, oğlum” diye hitap edilmesini ister, kendisi de bu sözlerle gönüllerini alırdı. Yolda karşılaştığı çocukları bineğine alır, gidecekleri yere kadar götürürdü (Buhârî, Libâs 98). Hasta olduklarını öğrendiğinde ziyaret eder, şifâ dileğinde bulunur, ashabın da böyle davranmasına örneklik ederdi. Nitekim Medine’de yaşayan bir Yahudî çocuğunu hasta yatağında ziyaret etmiş, ölmeden önce onun Müslüman olmasına vesile olmuştu. (Buhârî, Cenâiz 79)

    Allah Resûlü, çocukların bir ihtiyacı olduğunda karşılar, isteklerini yerine getirirdi. Torunlarından birinin bir gün susadığını görmüş, hemen bir koyunun sütünü sağarak getirmiş ve ona içirmiştir (İbn Hanbel, Müsned, I/101). Çocukların tertemiz fıtratlarına işaretle, mevsimin ilk ürünü hasat edildiğinde, mahsulün bol ve bereketli olması için Allah’a dua etmiş ve oradaki topluluktan en küçük çocuğu çağırarak ilk meyveyi ona yedirmiştir (Muvatta’, Câmi’ 1). Çocuklarla selâmlaşmış, hâllerini hatırlarını sormuştur.

    Resûlü Ekrem (as), çocukların şahsiyet sahibi olmaları için onlarla her ortamda ilgilenmiş, onlara değer vermiş, onları anlamak için söz hakkı verip dinlemiş, dünyalarına girmeye çalışmıştır. Çocuk yaşlardaki sahabilerden Râfi’ b. Amr’ın (ra) başından geçen bir hâdise bunun en güzel örneğidir. Hz. Râfi’, bir gün Medine’de Ensar’dan birinin bahçesindeki hurmaları taşlamış ve sahibi tarafından yakalanarak Allah Resûlü’nün huzuruna getirilmişti. Peygamber (as) ona önce: “Yavrum! Hurmaları neden taşladın?” diye sordu. Çocuk da: “Karnım açtı, yemek için taşladım.” diye karşılık verdi. Bunun üzerine Allah Resûlü: “Peki, o hâlde bir daha hurmaları taşlama, dibine dökülenlerden ye, olur mu?” diye tatlı bir şekilde uyarmış ve: “Allah’ım! Ona doyumluluk ver!” diye dua etmişti (Ebû Dâvud, Cihad 85). Allah Resûlü, çocuğun suç işlediğini öğrendiği hâlde önce onu konuşturmuş, niyetini ve düşüncelerini öğrenmek istemiştir. Çocuklar çoğu kez yanlış yaparlar, yaptıkları yanlışın farkında da olmayabilirler. Onlar ne yaparlarsa yapsınlar, karar vermeden önce onları dinlemek ve dünyalarına girip onları anlamaya çalışmak gerekir. Bu yaklaşım tarzı, çocuk terbiyesinde, çocuğa değer verip ilgi ve alâka duyulduğunu gösteren ve tesirli neticelerin alınmasını sağlayacak bir davranış tarzıdır.


  6. 07.Kasım.2013, 16:30
    3
    Moderatör
    Çocuklara Değer Vermek, Onlarla İlgilenmek ile ilgili hadisler


    Allah Resûlü, çocukları en güzel dünya nimetlerinden biri olarak görür; onlara karşı ilgi ve alâkayı asla eksik etmez ve değerli olduklarını onlara hissettirirdi. O (as) bir gün evinden çıkmış, torunlarından birini bağrına basarak: “Siz çocuklar insanı(n çok yaman imtihan vesilesisiniz; bu sebeple) bazen cimriliğe, bazen korkaklığa, bazen de cehalete müptelâ kılarsınız. Buna rağmen sizler Allah’ın en güzel kokulu nimetisiniz” (Tirmizî, Birr 11) sözleriyle, onların nadide bir çiçek gibi olduklarına işaret etmiştir. Bu sebeple onların ağlamasına dayanamaz, ağlamalarına sebep olanları ikaz eder; namaz esnasında ağlayan bir çocuk sesi duysa, namazını kısaltır ve annesinin onunla ilgilenmesine fırsat verirdi (Buhârî, Ezân 65). Ashaptan Büreyde’nin (ra) naklettiğine göre, Allah Resûlü Mescid’de hutbe okurken, henüz çok küçük yaştaki torunlarının düşe kalka ilerlediklerini görünce hutbeyi yarıda keserek yanlarına gitmiş, onları kucağına alarak tekrar hutbeye çıkmış ve: “Allah Teâlâ, ‘Mallarınız ve evlâtlarınız (sizin için) bir imtihan (vesilesi)dir’ (Teğâbün, 64/15) derken ne kadar doğru söylemiş. Bunları öyle görünce sabredemedim.” buyurmuş ve hutbesine devam etmiştir. (Tirmizî, Menâkıb 30)
    Nebî (as), çocuklarla şakalaşır, onların anlayacağı dille konuşur, seviyelerine uygun espriler yapardı. Enes b. Mâlik’in üvey kardeşi Ebû Umeyr’in çok sevdiği kuşu ölünce, onu teselli etmek istemiş ve: “Ebû Umeyr! Serçeciğe ne oldu, serçecik ne yapıyor şimdi!” (Buhârî, Edeb 81) sözleriyle de acısına ortak olmuştu. Çocuklara “yavrum, evlâdım, oğlum” diye hitap edilmesini ister, kendisi de bu sözlerle gönüllerini alırdı. Yolda karşılaştığı çocukları bineğine alır, gidecekleri yere kadar götürürdü (Buhârî, Libâs 98). Hasta olduklarını öğrendiğinde ziyaret eder, şifâ dileğinde bulunur, ashabın da böyle davranmasına örneklik ederdi. Nitekim Medine’de yaşayan bir Yahudî çocuğunu hasta yatağında ziyaret etmiş, ölmeden önce onun Müslüman olmasına vesile olmuştu. (Buhârî, Cenâiz 79)

    Allah Resûlü, çocukların bir ihtiyacı olduğunda karşılar, isteklerini yerine getirirdi. Torunlarından birinin bir gün susadığını görmüş, hemen bir koyunun sütünü sağarak getirmiş ve ona içirmiştir (İbn Hanbel, Müsned, I/101). Çocukların tertemiz fıtratlarına işaretle, mevsimin ilk ürünü hasat edildiğinde, mahsulün bol ve bereketli olması için Allah’a dua etmiş ve oradaki topluluktan en küçük çocuğu çağırarak ilk meyveyi ona yedirmiştir (Muvatta’, Câmi’ 1). Çocuklarla selâmlaşmış, hâllerini hatırlarını sormuştur.

    Resûlü Ekrem (as), çocukların şahsiyet sahibi olmaları için onlarla her ortamda ilgilenmiş, onlara değer vermiş, onları anlamak için söz hakkı verip dinlemiş, dünyalarına girmeye çalışmıştır. Çocuk yaşlardaki sahabilerden Râfi’ b. Amr’ın (ra) başından geçen bir hâdise bunun en güzel örneğidir. Hz. Râfi’, bir gün Medine’de Ensar’dan birinin bahçesindeki hurmaları taşlamış ve sahibi tarafından yakalanarak Allah Resûlü’nün huzuruna getirilmişti. Peygamber (as) ona önce: “Yavrum! Hurmaları neden taşladın?” diye sordu. Çocuk da: “Karnım açtı, yemek için taşladım.” diye karşılık verdi. Bunun üzerine Allah Resûlü: “Peki, o hâlde bir daha hurmaları taşlama, dibine dökülenlerden ye, olur mu?” diye tatlı bir şekilde uyarmış ve: “Allah’ım! Ona doyumluluk ver!” diye dua etmişti (Ebû Dâvud, Cihad 85). Allah Resûlü, çocuğun suç işlediğini öğrendiği hâlde önce onu konuşturmuş, niyetini ve düşüncelerini öğrenmek istemiştir. Çocuklar çoğu kez yanlış yaparlar, yaptıkları yanlışın farkında da olmayabilirler. Onlar ne yaparlarsa yapsınlar, karar vermeden önce onları dinlemek ve dünyalarına girip onları anlamaya çalışmak gerekir. Bu yaklaşım tarzı, çocuk terbiyesinde, çocuğa değer verip ilgi ve alâka duyulduğunu gösteren ve tesirli neticelerin alınmasını sağlayacak bir davranış tarzıdır.


  7. 07.Kasım.2013, 16:31
    4
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,584
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 335
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: Hz.Peygamberin çocuklarla ilgili söylediği hadis ve sözleri

    Dinî Değerleri Yaşayarak Kavratmak hakkında hadiler

    Allah Resûlü, çocuklara ‘dinî değerleri’ ve mânevî hakikatleri kavratma konusunda kolaydan zora, esastan furûâta doğru bir yol izlenmesi gereğine işaret etmiştir. Bu sebeple dinî hayatın esası olan ve temeli kalbî tasdikten ibaret bulunan iman esaslarının telkini, öncelikli olarak ele alınmıştır. Peygamber (as), huzuruna getirilen çocuklara ve gençlere, yaşlarına ve seviyelerine göre öncelikle iman hakikatlerini kavratırdı. Nitekim konuşmaya yeni başlayan akraba çocuklarına imanın esası olan tevhid hakikatinden bahseden âyetleri ve kelime-i tevhîdi yedi kez tekrar ettirerek kavratmaya çalışmış ve dolayısıyla ashaba da bu hususta yol göstermişti (Abdurrezzâk, Musannef, IV/334). Ashâptan Cündeb b. Abdullah’ın naklettiğine göre, bir grup genç Medine’ye gelmişler ve kısa bir süre Allah Resûlü’yle birlikte kalmışlardı. Hz. Cündeb, bu zaman zarfında Kur’ân’dan önce, iman hakikatlerini öğrendiklerini, bilahare Kur’ân’ı öğrendiklerini ve böylelikle imanlarının arttığını ifade etmektedir (İbn Mâce, Sünnet 9). Bunlar, iman hakikatinin çocuklara çok daha erken yaşlarda ve onların anlayabilecekleri ve kavrayabilecekleri bir dille ve bizzat yaşayarak öğretilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. İman hakikatleri her ne kadar mücerret bir olgu olsa da, bu tür hakikatleri kavratmanın da bir yolu ve yöntemi vardır ve bu hususta takip edilecek en etkili yol da, imana dair yaşanan tecrübelerin hâl ve kâl diliyle çocuğa kavratılmasıdır. İman hakikatlerini bütün hücrelerinde duyup hisseden bir müminin bu hakikatleri çocuklara kavratmakta zorlanmayacakları gün gibi aşikârdır.

    Resûlullah (as), çocuklara Allah’ın kelâmı olan ‘Kur’ân-ı Kerîm’i öğretir ve ashabına da çocuklarına Kur’ân’ı öğretmeleri tavsiyesinde bulunurdu. Annesinin isteği üzerine sekiz yaşından itibaren çocukluğu Allah Resûlü’nün yanında geçmiş olan Enes b. Mâlik’e şunları tavsiye etmişti: “Evlâdım! Kur’ân okumayı ihmal etme ve (unutma ki) Kur’ân ölü kalblere hayat verir; kötü ve çirkin şeylere, haddi aşmak gibi kusurlara karşı da insanı korur…” ( Deylemî, Müsnedü’l-Firdevs, II/377) Keza sahabeyi bu hususta teşvik etmek için de şöyle buyurmuştur: “Çocuklarınızı şu üç hususta yetiştirin! Bunlar: Peygamber sevgisi, Ehl-i Beyt sevgisi ve Kur’ân kıraati. (Ömrünü Kur’ân’ı okuyarak, hatmederek ve anlayarak geçiren) Kur’ân hizmetkârlarına, hiçbir gölgenin bulunmadığı (kıyamet) gününde peygamberler ve salih kullarla birlikte Allah’ın gölgelikleri takdim edilecektir.” (Münâvî, Feydu’l-Kadîr, I/225) Allah Resûlü’nün amcasının oğlu İbn Abbas (ra) da küçük yaşlarda başından geçen bir hatırasını şöyle nakleder: “Peygamber’in (as) vefatı esnasında on yaşındaydım. Ve ben (Kur’ân’dan) el-Muhkem’i okumuştum.” Kendisine ‘el-Muhkem’in ne olduğu sorulduğunda, onun el-Mufassal (yani Hucûrât Sûresi’nden sonra gelen 68 sûre) olduğunu ifade etmiştir (Buhârî, Fedâilü’l-Kur’ân 25). Dolayısıyla Allah Resûlü’nün terbiyesi altında yetişen çocuklar, Kur’ân terbiyesiyle yetişmişler ve küçük yaşlardan itibaren de seviyelerine göre kulluk görevlerine hazırlanmışlardır.


  8. 07.Kasım.2013, 16:31
    4
    Moderatör
    Dinî Değerleri Yaşayarak Kavratmak hakkında hadiler

    Allah Resûlü, çocuklara ‘dinî değerleri’ ve mânevî hakikatleri kavratma konusunda kolaydan zora, esastan furûâta doğru bir yol izlenmesi gereğine işaret etmiştir. Bu sebeple dinî hayatın esası olan ve temeli kalbî tasdikten ibaret bulunan iman esaslarının telkini, öncelikli olarak ele alınmıştır. Peygamber (as), huzuruna getirilen çocuklara ve gençlere, yaşlarına ve seviyelerine göre öncelikle iman hakikatlerini kavratırdı. Nitekim konuşmaya yeni başlayan akraba çocuklarına imanın esası olan tevhid hakikatinden bahseden âyetleri ve kelime-i tevhîdi yedi kez tekrar ettirerek kavratmaya çalışmış ve dolayısıyla ashaba da bu hususta yol göstermişti (Abdurrezzâk, Musannef, IV/334). Ashâptan Cündeb b. Abdullah’ın naklettiğine göre, bir grup genç Medine’ye gelmişler ve kısa bir süre Allah Resûlü’yle birlikte kalmışlardı. Hz. Cündeb, bu zaman zarfında Kur’ân’dan önce, iman hakikatlerini öğrendiklerini, bilahare Kur’ân’ı öğrendiklerini ve böylelikle imanlarının arttığını ifade etmektedir (İbn Mâce, Sünnet 9). Bunlar, iman hakikatinin çocuklara çok daha erken yaşlarda ve onların anlayabilecekleri ve kavrayabilecekleri bir dille ve bizzat yaşayarak öğretilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. İman hakikatleri her ne kadar mücerret bir olgu olsa da, bu tür hakikatleri kavratmanın da bir yolu ve yöntemi vardır ve bu hususta takip edilecek en etkili yol da, imana dair yaşanan tecrübelerin hâl ve kâl diliyle çocuğa kavratılmasıdır. İman hakikatlerini bütün hücrelerinde duyup hisseden bir müminin bu hakikatleri çocuklara kavratmakta zorlanmayacakları gün gibi aşikârdır.

    Resûlullah (as), çocuklara Allah’ın kelâmı olan ‘Kur’ân-ı Kerîm’i öğretir ve ashabına da çocuklarına Kur’ân’ı öğretmeleri tavsiyesinde bulunurdu. Annesinin isteği üzerine sekiz yaşından itibaren çocukluğu Allah Resûlü’nün yanında geçmiş olan Enes b. Mâlik’e şunları tavsiye etmişti: “Evlâdım! Kur’ân okumayı ihmal etme ve (unutma ki) Kur’ân ölü kalblere hayat verir; kötü ve çirkin şeylere, haddi aşmak gibi kusurlara karşı da insanı korur…” ( Deylemî, Müsnedü’l-Firdevs, II/377) Keza sahabeyi bu hususta teşvik etmek için de şöyle buyurmuştur: “Çocuklarınızı şu üç hususta yetiştirin! Bunlar: Peygamber sevgisi, Ehl-i Beyt sevgisi ve Kur’ân kıraati. (Ömrünü Kur’ân’ı okuyarak, hatmederek ve anlayarak geçiren) Kur’ân hizmetkârlarına, hiçbir gölgenin bulunmadığı (kıyamet) gününde peygamberler ve salih kullarla birlikte Allah’ın gölgelikleri takdim edilecektir.” (Münâvî, Feydu’l-Kadîr, I/225) Allah Resûlü’nün amcasının oğlu İbn Abbas (ra) da küçük yaşlarda başından geçen bir hatırasını şöyle nakleder: “Peygamber’in (as) vefatı esnasında on yaşındaydım. Ve ben (Kur’ân’dan) el-Muhkem’i okumuştum.” Kendisine ‘el-Muhkem’in ne olduğu sorulduğunda, onun el-Mufassal (yani Hucûrât Sûresi’nden sonra gelen 68 sûre) olduğunu ifade etmiştir (Buhârî, Fedâilü’l-Kur’ân 25). Dolayısıyla Allah Resûlü’nün terbiyesi altında yetişen çocuklar, Kur’ân terbiyesiyle yetişmişler ve küçük yaşlardan itibaren de seviyelerine göre kulluk görevlerine hazırlanmışlardır.





+ Yorum Gönder