Konusunu Oylayın.: Dinde rabıta var mıdır?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Dinde rabıta var mıdır?
  1. 04.Aralık.2009, 14:05
    13
    mümine sultan
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 04.Aralık.2009
    Üye No: 67853
    Mesaj Sayısı: 9
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1
    Yaş: 41

    --->: Dinde rabıta var mıdır?

    reklam


    --->: Dinde rabıta var mıdır? isimli yazı www.Mumsema.com--->: Dinde rabıta var mıdır?
    Değerli Kardeşimiz;

    Bir insanın her hangi bir durumda Allah’ın, Peygamberimizi veya bir veli zatın huzurundaymış gibi ya da ölüm anı gelmiş gibi yapılan düşünce ve his alemine rabıta deniliyor. Bu işin esas gaye ve hedefi her an Allah’ın huzurunda olma şuuruna ermek ve bu vesile ile Onun rızasına uygun yaşamaktır.

    Peygamber Efendimiz sürekli bu hal üzereydi. O her an Allah’ın huzurunda olma şuurunda olarak yaşadı. Bu anlamda bir Rabıta Peygamberimizin en büyük sünnetlerinden biridir.

    Tarikattaki rabıtaya gelince: Tarikata giren bir mürit Bazı durumlarda Şeyhini düşünerek ve onun yanındaymış gibi kalp bağı kurmaya çalışarak İslam dinini daha iyi yaşamaya çalışmaktadır. Şeyh, müridini önce kendine, sonra peygamberimize en son da Allah’ü Teala’ya bağlamak istemektedir.

    Bu düşünme ve rabıta Allah namına olduğundan ve İnsanları Allah’a yaklaştırma niyetiyle yapıldığından caizdir. Fakat Allah muhafaza etsin, şayet bu hareketi Allah namına değilde sırf şeyh efendi namına yapsa o zaman yanlış bir hareket olur. Bütün hak tarikatlar Kur’andan alındığı için, bunların yaptığı rabıtaların da izahını Kur’ana zıt olmayacak şekilde yapılması icap eder. Yoksa hak bir yol olmaz.

    Eğer bu yola girmeden doğrudan Allah’a rabıta yapabilirsek en güzelini yapmış oluruz.

    Ölümü düşünüp bir gün bende öleceğim diye rabıta yapmak da güzeldir. Kabir, ahiret, haşir, sırat, cehennem gibi alemleri de rabıta yaparak daha dikkatli yaşamaya çalışmak da tavsiye edilebilir.
    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet Editör


  2. 04.Aralık.2009, 14:05
    13
    reklam


    Değerli Kardeşimiz;

    Bir insanın her hangi bir durumda Allah’ın, Peygamberimizi veya bir veli zatın huzurundaymış gibi ya da ölüm anı gelmiş gibi yapılan düşünce ve his alemine rabıta deniliyor. Bu işin esas gaye ve hedefi her an Allah’ın huzurunda olma şuuruna ermek ve bu vesile ile Onun rızasına uygun yaşamaktır.

    Peygamber Efendimiz sürekli bu hal üzereydi. O her an Allah’ın huzurunda olma şuurunda olarak yaşadı. Bu anlamda bir Rabıta Peygamberimizin en büyük sünnetlerinden biridir.

    Tarikattaki rabıtaya gelince: Tarikata giren bir mürit Bazı durumlarda Şeyhini düşünerek ve onun yanındaymış gibi kalp bağı kurmaya çalışarak İslam dinini daha iyi yaşamaya çalışmaktadır. Şeyh, müridini önce kendine, sonra peygamberimize en son da Allah’ü Teala’ya bağlamak istemektedir.

    Bu düşünme ve rabıta Allah namına olduğundan ve İnsanları Allah’a yaklaştırma niyetiyle yapıldığından caizdir. Fakat Allah muhafaza etsin, şayet bu hareketi Allah namına değilde sırf şeyh efendi namına yapsa o zaman yanlış bir hareket olur. Bütün hak tarikatlar Kur’andan alındığı için, bunların yaptığı rabıtaların da izahını Kur’ana zıt olmayacak şekilde yapılması icap eder. Yoksa hak bir yol olmaz.

    Eğer bu yola girmeden doğrudan Allah’a rabıta yapabilirsek en güzelini yapmış oluruz.

    Ölümü düşünüp bir gün bende öleceğim diye rabıta yapmak da güzeldir. Kabir, ahiret, haşir, sırat, cehennem gibi alemleri de rabıta yaparak daha dikkatli yaşamaya çalışmak da tavsiye edilebilir.
    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet Editör


  3. 04.Aralık.2009, 14:16
    14
    Yetim
    Hadimul Müslimin

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 31.Ocak.2007
    Üye No: 9
    Mesaj Sayısı: 1,994
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 22
    Bulunduğu yer: Hadimul Müslimin

    --->: Dinde rabıta var mıdır?

    reklam


    Alıntı
    ye eyyühelliyneemenüsbiru vesabiruu verabituu vettegullahe lealleküm tüflihuuun
    manası(ey iman edenler sabredin sabrı tavsiye edin ve rabıta yapın -kalplerinizi bağlayın-ALLAHDAN KORKUN UMULURKİ KURTULURSUNUZ)
    Alıntı
    Tamam Bağlanmak Demektir Işte Müridin Mürşidinin Kalbine Bağlanıp Manen Ondan Allahü Tealanın Nurunu Almasıdır
    Yanlış Mana Nerede
    tantan bak bakalım bu ayetin tefsiri neymiş:

    Ali İmran 200.
    “Ey İnananlar! Sabredin, düşmanlarınızdan daha sabırlı olun, cihada hazır bulunun, Allah'a karşı gelmekten sakının ki başa­rıya erişebilesiniz.”

    Ey iman edenler. Peki neye iman edenler? Fâtihayla başlayan, Bakarayla devam eden ve Âl-i İmrân’ın sonuna kadar anlatılanlara, buraya kadar ortaya konan konulara iman edenler sabredin. Buraya kadar ortaya konan âyetlerde sizden istenen müslümanca bir hayatı yaşama noktasında, Rabbinizin rızasını kazanma ve cennetine ulaşma noktasında sabredin. Müslümanlıktan başka bir derdiniz, bir hedefiniz, bir hesabınız olmasın. Sabredin. Neye? Para kazanmaya değil tabii. Dünya mal mülklerine ulaşmaya sabredin değil tabii. keyfi­niz için, lüksünüz için, rahatınız için, makam ve mevkiler için, diploma, doktora için, şan şöhret için, statülerinizi korumak için sabredin, bun­lara ulaşmak için her türlü zahmeti, her türlü fedâkârlıkları göğüsle­mek için sabredin, dayanın, direnin değil. Allah için, Allah’ın rızasını kazanmak için, Allah’a Allah’ın istediği kulluğu gerçekleştirebilmek için, cennete ulaşabilmek için, cehennemden korunabilmek için sab­redip dişinizi sıkın.
    "Sabredin! Sabırda yarışın!"

    Yâni bu imanınızı gündemde tutma yarışında bulunun. Sa­bır-da yarışın. Dünyada hangi denenmeyle, hangi sınanmayla, hangi imtihanla karşı karşıya gelirseniz müslümanca kalabilmenin direnişini gösterin. Müslümanca kalabilmenin ve ölebilmenin hesabını sağlam yapın. Yâni siz sabırlı olun. Direnin. Dayanın. Şeytan ve dostlarının engellemelerine karşı sabır yarışına girin. Dininizden, imanınızdan, takva ve teslimiyetinizden asla taviz vermeyin, geri adım atmayın.

    "Rabıtalı bulunun! Allah’a takvalı olun!”

    Yâni Kur’an’la vahiyle bu mesajla ilginizi irtibatınızı, Rabıtanızı kesmeyin. Böylece yolunuzu hep Allah’la bulun! Yanılmayın. Şaşır­mayın. Hep Allah desin siz yapın. Allah tarif etsin kitabıyla siz ora­dan alıp amele dönüştürün. Evet, rabıtalı olmak budur. Allah için bir kulluktan bir başka kulluğa, bir hayırdan başka bir hayra koşun. Bir namazdan sonra bir başka namaza doğrulun. Allah yolunda, Allah uğ­runda bir savaşta nöbet tutun. Allah için düşmanı gözetleyin. Savaşın en uç noktasında direnin. Allah’ın dinine göğsünüzü siper edin. Tak­valı olun Allah’a. Hayatınızı Allah için yaşayın. Allah’ın helâl haram sınırlarını gözetin.
    "Umulur ki o zaman felaha eresiniz."

    İşte o zaman felah bulursunuz. İşte o zaman kurtuluşa erersi­niz. Umulur ki o zaman dünyanız da âhiretiniz de güzel olur. Öyleyse ey müslümanlar, haydin felaha, haydin kurtuluşa, haydin Allah için bir hayata. Allah yardımcımız olsun. Velhamdü lillahi Rabbil âlemin.


  4. 04.Aralık.2009, 14:16
    14
    Hadimul Müslimin
    reklam


    Alıntı
    ye eyyühelliyneemenüsbiru vesabiruu verabituu vettegullahe lealleküm tüflihuuun
    manası(ey iman edenler sabredin sabrı tavsiye edin ve rabıta yapın -kalplerinizi bağlayın-ALLAHDAN KORKUN UMULURKİ KURTULURSUNUZ)
    Alıntı
    Tamam Bağlanmak Demektir Işte Müridin Mürşidinin Kalbine Bağlanıp Manen Ondan Allahü Tealanın Nurunu Almasıdır
    Yanlış Mana Nerede
    tantan bak bakalım bu ayetin tefsiri neymiş:

    Ali İmran 200.
    “Ey İnananlar! Sabredin, düşmanlarınızdan daha sabırlı olun, cihada hazır bulunun, Allah'a karşı gelmekten sakının ki başa­rıya erişebilesiniz.”

    Ey iman edenler. Peki neye iman edenler? Fâtihayla başlayan, Bakarayla devam eden ve Âl-i İmrân’ın sonuna kadar anlatılanlara, buraya kadar ortaya konan konulara iman edenler sabredin. Buraya kadar ortaya konan âyetlerde sizden istenen müslümanca bir hayatı yaşama noktasında, Rabbinizin rızasını kazanma ve cennetine ulaşma noktasında sabredin. Müslümanlıktan başka bir derdiniz, bir hedefiniz, bir hesabınız olmasın. Sabredin. Neye? Para kazanmaya değil tabii. Dünya mal mülklerine ulaşmaya sabredin değil tabii. keyfi­niz için, lüksünüz için, rahatınız için, makam ve mevkiler için, diploma, doktora için, şan şöhret için, statülerinizi korumak için sabredin, bun­lara ulaşmak için her türlü zahmeti, her türlü fedâkârlıkları göğüsle­mek için sabredin, dayanın, direnin değil. Allah için, Allah’ın rızasını kazanmak için, Allah’a Allah’ın istediği kulluğu gerçekleştirebilmek için, cennete ulaşabilmek için, cehennemden korunabilmek için sab­redip dişinizi sıkın.
    "Sabredin! Sabırda yarışın!"

    Yâni bu imanınızı gündemde tutma yarışında bulunun. Sa­bır-da yarışın. Dünyada hangi denenmeyle, hangi sınanmayla, hangi imtihanla karşı karşıya gelirseniz müslümanca kalabilmenin direnişini gösterin. Müslümanca kalabilmenin ve ölebilmenin hesabını sağlam yapın. Yâni siz sabırlı olun. Direnin. Dayanın. Şeytan ve dostlarının engellemelerine karşı sabır yarışına girin. Dininizden, imanınızdan, takva ve teslimiyetinizden asla taviz vermeyin, geri adım atmayın.

    "Rabıtalı bulunun! Allah’a takvalı olun!”

    Yâni Kur’an’la vahiyle bu mesajla ilginizi irtibatınızı, Rabıtanızı kesmeyin. Böylece yolunuzu hep Allah’la bulun! Yanılmayın. Şaşır­mayın. Hep Allah desin siz yapın. Allah tarif etsin kitabıyla siz ora­dan alıp amele dönüştürün. Evet, rabıtalı olmak budur. Allah için bir kulluktan bir başka kulluğa, bir hayırdan başka bir hayra koşun. Bir namazdan sonra bir başka namaza doğrulun. Allah yolunda, Allah uğ­runda bir savaşta nöbet tutun. Allah için düşmanı gözetleyin. Savaşın en uç noktasında direnin. Allah’ın dinine göğsünüzü siper edin. Tak­valı olun Allah’a. Hayatınızı Allah için yaşayın. Allah’ın helâl haram sınırlarını gözetin.
    "Umulur ki o zaman felaha eresiniz."

    İşte o zaman felah bulursunuz. İşte o zaman kurtuluşa erersi­niz. Umulur ki o zaman dünyanız da âhiretiniz de güzel olur. Öyleyse ey müslümanlar, haydin felaha, haydin kurtuluşa, haydin Allah için bir hayata. Allah yardımcımız olsun. Velhamdü lillahi Rabbil âlemin.


  5. 04.Aralık.2009, 14:41
    15
    tantan
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 02.Aralık.2009
    Üye No: 67573
    Mesaj Sayısı: 17
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0
    Yaş: 32
    bende bazı cemaatlerin örneğini söyleyim
    insan zayıf bir varlıktır nasılki bir ampul direk şebeke ceryanına bağlanamıyor belirli bir voltaja inen eleektiriğe bağlanabiliyorsa insanında direkpeygamber efendimize veya ALLAHÜ tealaya bağlanması olamaz mürşit aciz olan bedenin kaldırabileceği seviyeye nuru indirir insanda ondan istifade eder

    yoksa CENABI HAKKA DİREK BAĞLANMAK DİYE BİR HAL OLAMAZ
    YETİM
    PEKİ RABITA KURANDİŞİ BİR HAL Mİ


  6. 04.Aralık.2009, 14:41
    15
    tantan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    bende bazı cemaatlerin örneğini söyleyim
    insan zayıf bir varlıktır nasılki bir ampul direk şebeke ceryanına bağlanamıyor belirli bir voltaja inen eleektiriğe bağlanabiliyorsa insanında direkpeygamber efendimize veya ALLAHÜ tealaya bağlanması olamaz mürşit aciz olan bedenin kaldırabileceği seviyeye nuru indirir insanda ondan istifade eder

    yoksa CENABI HAKKA DİREK BAĞLANMAK DİYE BİR HAL OLAMAZ
    YETİM
    PEKİ RABITA KURANDİŞİ BİR HAL Mİ


  7. 04.Aralık.2009, 14:44
    16
    imamhatipli42
    Özel Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 23.Ocak.2007
    Üye No: 7
    Mesaj Sayısı: 3,569
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 51

    --->: Dinde rabıta var mıdır?

    Alıntı
    insanında direkpeygamber efendimize veya ALLAHÜ tealaya bağlanması olamaz
    Fetvaya bak fetvaya neyse kardeş ne sen yorul ne de bizi yor senin bildiklerin senin olsun bizim bildiklerimiz bizim olsun.


  8. 04.Aralık.2009, 14:44
    16
    Özel Üye
    Alıntı
    insanında direkpeygamber efendimize veya ALLAHÜ tealaya bağlanması olamaz
    Fetvaya bak fetvaya neyse kardeş ne sen yorul ne de bizi yor senin bildiklerin senin olsun bizim bildiklerimiz bizim olsun.


  9. 04.Aralık.2009, 15:13
    17
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,584
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 335
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    --->: Dinde rabıta var mıdır?

  10. 04.Aralık.2009, 15:13
    17
    Moderatör
  11. 04.Aralık.2009, 22:46
    18
    tantan
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 02.Aralık.2009
    Üye No: 67573
    Mesaj Sayısı: 17
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0
    Yaş: 32

    --->: Dinde rabıta var mıdır?

    hoşuna gitmezse başkayerde ara senin gibi vahhabi görüşlü olanı bulursun ehli sünnete galip gelemeyeceksiniz


  12. 04.Aralık.2009, 22:46
    18
    tantan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    hoşuna gitmezse başkayerde ara senin gibi vahhabi görüşlü olanı bulursun ehli sünnete galip gelemeyeceksiniz


  13. 04.Aralık.2009, 22:55
    19
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,584
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 335
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    --->: Dinde rabıta var mıdır?

    Alıntı
    hoşuna gitmezse başkayerde ara senin gibi vahhabi görüşlü olanı bulursun ehli sünnete galip gelemeyeceksiniz
    Rabıta çekmeyen vehhabi mi oluyor?


  14. 04.Aralık.2009, 22:55
    19
    Moderatör
    Alıntı
    hoşuna gitmezse başkayerde ara senin gibi vahhabi görüşlü olanı bulursun ehli sünnete galip gelemeyeceksiniz
    Rabıta çekmeyen vehhabi mi oluyor?


  15. 05.Aralık.2009, 19:06
    20
    tantan
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 02.Aralık.2009
    Üye No: 67573
    Mesaj Sayısı: 17
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0
    Yaş: 32
    yok hayır diyorsunuz ya ALLAHÜ TEALADAN BAŞKASINDAN MEDET UMMAKTIR DİYE

    Rabıta çekilmez Yapılır Ayrıca

    insanında direkpeygamber efendimize veya ALLAHÜ tealaya bağlanması olamaz
    SÖZÜN NEDEN BU KADARCIK KISMINI ALDIN SENDE BU ANLAMDA KASIT ETMEDİĞİMİ GAYET İYİ BİLİYORSUN SADECE RABITA YANİ MANEN NURUNDAN İSTİFADE ETMEK ANLAMINDA

    33 Tane Silsilei Saadat Dinde Rabıta Olmadığını Anlamamış Haşa Bir Aciz Hemende Rabıtayı Inkar Ediverdi Sen Ne Kadar Büyükbir Alimsin Yaaa Bu Vakte Kadar Nerdeydin

    Yada Sen Değişik Bir Yolmu Buldun Haşa Ibadetlerde Ihlasın Teşekkülü Için

    Yada Imamı Azam Hazretleri Rabıta Ile Müşerref Olduğu 2 Seneye Kastederek Levlessenetan Lehelekennuman Eğer 2 Sene Olmasaydı Numan Helak Olmuştu Sözünü Boşuboşuna Söyledi Yani öylemi Koskoca Alim Mezhep Imamımız
    Hadi Bunada Bir çıkışyolu Bul Bakalım Imamhatiplim


  16. 05.Aralık.2009, 19:06
    20
    tantan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    yok hayır diyorsunuz ya ALLAHÜ TEALADAN BAŞKASINDAN MEDET UMMAKTIR DİYE

    Rabıta çekilmez Yapılır Ayrıca

    insanında direkpeygamber efendimize veya ALLAHÜ tealaya bağlanması olamaz
    SÖZÜN NEDEN BU KADARCIK KISMINI ALDIN SENDE BU ANLAMDA KASIT ETMEDİĞİMİ GAYET İYİ BİLİYORSUN SADECE RABITA YANİ MANEN NURUNDAN İSTİFADE ETMEK ANLAMINDA

    33 Tane Silsilei Saadat Dinde Rabıta Olmadığını Anlamamış Haşa Bir Aciz Hemende Rabıtayı Inkar Ediverdi Sen Ne Kadar Büyükbir Alimsin Yaaa Bu Vakte Kadar Nerdeydin

    Yada Sen Değişik Bir Yolmu Buldun Haşa Ibadetlerde Ihlasın Teşekkülü Için

    Yada Imamı Azam Hazretleri Rabıta Ile Müşerref Olduğu 2 Seneye Kastederek Levlessenetan Lehelekennuman Eğer 2 Sene Olmasaydı Numan Helak Olmuştu Sözünü Boşuboşuna Söyledi Yani öylemi Koskoca Alim Mezhep Imamımız
    Hadi Bunada Bir çıkışyolu Bul Bakalım Imamhatiplim


  17. 06.Aralık.2009, 18:56
    21
    tantan
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 02.Aralık.2009
    Üye No: 67573
    Mesaj Sayısı: 17
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0
    Yaş: 32
    Yada Imamı Azam Hazretleri Rabıta Ile Müşerref Olduğu 2 Seneye Kastederek Levlessenetan Lehelekennuman Eğer 2 Sene Olmasaydı Numan Helak Olmuştu Sözünü Boşuboşuna Söyledi Yani öylemi Koskoca Alim Mezhep Imamımız
    Hadi Bunada Bir çıkışyolu Bul Bakalım Imamhatiplim

    RABITASIZ HAYAT OLMAZ




    Aklı olan herkes düşünmek zorundadır İnsanı hayvanlardan ayıran en önemli özellik, düşünerek olgunlaşmak ve fikir yoluyla bir sonuca ulaşmaktır

    Kalbimiz, istesek de istemesek de her an bir çeşit düşünce ile meşgul olur Kimisi işinin, kimisi eşinin, kimisi aşı-nın, kimisi maaşının, kimisi de insan ve eşyadaki ilahi nakşın düşünceleriyle doludur Bugün canlı cansız hiçbir şey düşünmeden bir gün geçirdim diyen tek bir insan bulamazsınız Yani her-kes, bir çeşit rabıta içindedir Rabıta, kelime manasıyla bu çerçevede tarif edilebilir

    Rabıta, insanın istese de terkede-mediği bir şeydir Rabıta, gönlün işidir Rabıta, gönlü bir şeye bağlamak, o şeyi hayale alıp düşünmek demektir

    Ancak, bu yazımızda biz, kalbi zik-re geçiren, Rabbine çeviren, ruha ilahi bir neşe veren ve ahlakı güzelleştiren bir düşünce çeşidinden bahsedeceğiz


    Tasavvuftaki Rabıta

    Tasavvufta rabıta deyince, insana Allah’ı hatırlatan düşünce kasdedilir Bunun için kendisine bakılınca Allahı zikrettiren bir insan-ı kamil hedef alınır; kalp saygıyla ona bağlanır, gönül sevgiyle onu hayale alır, ruh on-dan akseden nurla nurlanır ve vücut ondaki ahlakla ahlaklanır Güneş karşısında renk alan ve tatlanan meyve gibi, kamil insanla zahiren ve batınen her halde beraber olan bir kimse anbean ondaki ilahi güzelliklerle süslenir

    Tasavvuf büyükleri rabıtayı şöyle tarif etmişlerdir:

    “Rabıta, Allah’ın nurlarını alan, tecellilerini açıkça gören bir makama ulaşmış kamil mürşide kalbi bağlamaktan ibarettir Çünkü kamil mürşid oluk gibidir ve kendisine sevgiyle bağlanan müridin kalbine ondan feyiz akar” (İbrahim Fasih)

    “Rabıta, Allahu Tealâ’nın yüce sıfatlarının özel tecellilerine mazhar olmuş, yani Allah’ın ahlakı ile ahlaklanmış, müşahede mertebesine ermiş kamil bir mürşide kalbi bağlayıp, huzurunda ve gıyabında o mürşidin sureti, sîreti ve özellikle ruhaniyetini hayalen kendisi ile birlikte farzederek, yanındayken takındığı tavrı, gıyaben de sürdürmeye çalışmak demektir” (Mevlâna Halid)

    “Rabıta, müridin mürşide olan şiddetli ve sıcak muhabbetiyle tamamen ona yönelmesidir Mürid rabıtaya devam ede ede mürşidinin boya-sına boyanır, onun gibi kamil olma yolunda ya-vaş yavaş ilerler Muhabbetle yapılan rabıta, se-veni sevilenin sıfatlarına sokar” (Nasrullah Efendi)

    İmam Rabbanî (KS) demiştir ki: “Kalbi zikre geçirecek ve nefsin kötü huylarını değiştirecek rabıta öyle herkese olmaz Kendisine rabıta yapı-lacak kimse, Allah tarafından seçilmiş, manevi seyrini tamamlamış, yüksek kemalat ve cezbe sahibi kamil bir insan olmalıdır”

    Mevlana Halid (KS) rabıtayı öyle gerekli ve faydalı buluyor ki, bunu şöyle ifade ediyor: “Rabıta, Nakşi tarikatında temel bir rükundur Allah’ın Kitabına ve Rasulullah’ın sünnetine yapıştıktan sonra Allah-u Tealâ’ya vasıl olmanın en büyük sebebi rabıtadır Öyle ki, Nakşibendi sadatının bir kısmı müridlerini terbiye ve ta’limde yalnız rabıtayla yetinirlerdi Maksat Yüce Mevlâ’ya ulaşmaktır; rabıta ise Allah’a gidişte vesile olmaktan başka bir şey değildir”

    Rabıta, mürşidin kalıbına değil onun kalbinde zuhur eden ilahi nura bağlanmak ve onun kalbindeki Allah sevgisini yudumlamaktır

    Gerçek rabıta ve sevgi zamanla hasıl olur Rabıtaya devam eden müridin kabiliyeti gelişir, sevgisi kuvvetlenir



    Yanlış Anlaşılan Rabıta

    Rabıta, Yüce Kur’an’da emredilen tefekkürün bir çeşidi, murakabenin bir bölümü, Allah muhabbetinin bir parçasıdır

    Rabıtayı inkar veya terkedenler şunu sorarlar: “Niçin bir insanı düşünüyoruz da Allahu Tealâ’yı düşünmüyoruz? İnsanı düşünmenin kazancı nedir?”

    Bu soruya kesin bir cevap vermeliyiz Çünkü soruyu sorunların endişesi şudur: Allah’ı bırakıp da insan veya başka bir varlığı düşünmek ilahi muhabbeti zedeler, böyle bir şey şirke girer

    Önce, Ehl-i Sünnet akidesiyle ile ilgili şu gerçekleri hatırlatalım: Allahu Tealâ hayal ile düşünülmekten münezzehtir, uzaktır O, akılla düşünülemez, fikirle tefekkür edilemez, herhangi bir şeye benzetilemez (el-Maturidi, Taftazânî, Gazzâlî) Her ne ki hayale gelir, o, Allah değildir (Şa’rânî)

    Şu halde düşünmek için Allahu Tealâ’nın Yüce Zatını seçemeyiz Hem, Allahu Tealâ’nın zatını düşünmek yasaklanmıştır Hz Peygamber (AS), bunun hüküm ve sebebini şöyle belirtmiştir:

    “Allah Tealâ’nın zatını tefekkür etmeyiniz O’nun nimet ve yarattıklarını düşününüz Çünkü siz, Allah’ın zatını düşünmeye güç yetiremezsiniz” (Ebu Nuaym, Elbanî)

    Durum böyle olunca, düşünecek kimse Allahu Tealâ’nın yarattığı varlıkları düşünmek zorundadır İbret almak isteyen, varlıklara bakmalıdır Düşünerek zikre ulaşmak isteyen kim-se, yaratılmış bir varlık üzerindeki ilahi tecel-lileri düşünerek Allah’ı zikre geçmelidir Allah Tealâ, alemdeki her şeyi, kendi varlığına, birliği-ne ve yüce rahmetine birer ayet ve alamet yapmıştır

    Bütün alem, düşünülsün ve içindeki rahmet görülsün diye yaratılmıştır Bu varlıkları düşünenler onların içindeki ilahi kudreti görür, rahmeti anlar Anlayan hayran olur, imanı artar, kalbi sevgiyle dolar Tefekkürün sonucu, Allah’a muhabbet ve teslimiyettir

    birçiçek bile hayatını devam ettirmek için güneşe muhtaçken insanın manevi hayatını devam ettirmesi için ALLAHIN NURUNA MUHTAÇ OLMADIĞINI DÜŞÜNMEK NE KADAR BÜYÜK AHMAKLIKTIR

    sen işine gelmediği zaman birkaçgün kapatıp cevap mı hazırlarsın

    güzel taktik ama tebril ederim

    Dört asır önce İmam Rabbani Hz'den diyalogculara cevap ve fetullah gülen'in papya mektubu!

    163. Mektup-İmam Rabbani(k.s.)
    HOCAEFENDİ'DEN PAPA'YA MEKTUP

    Pek muhterem Papa cenapları,

    Üç
    büyük dinin doğum yeri olarak bilinen toprakların dünyayı daha iyi
    yaşanabilir bir mekan kılma yolundaki kutsal misyonumuzu tam manasıyla
    bilen halkından size en içten selamları getirdik. Yoğun gündeminizde
    bize zaman ayırarak sizinle müşerref olmayı bahsettiğiniz için
    zatıalilerinize en derin kalbi teşekkürlerimiz i sunarız.

    Papa
    6. Paul Cenapları tarafından başlatılan ve devam etmekte olan
    Dinlerarasi Diyalog İçin Papalık Konseyi (PCID) misyonunun bir parçası
    olmak üzere burada bulunuyoruz. Bu misyonun tahakkuk edişini görmeyi
    arzu ediyoruz. En aciz bir şekilde hatta biraz cüretle, bu pek kıymetli
    hizmetinizi icra etme yolunda en mütevazı yardımlarımızı sunmak için
    size geldik.

    İslam yanlış anlaşılan bir din olmuştur ve bunda
    en çok suçlanacak olan Müslümanlardır. Uygun bir yerdeki vakitli bir
    gayret bu yanlış anlamanın büyük oranda azalmasına katkı sağlayabilir.
    Müslüman dünyası, İslam ın asırlarla ölçülen yanlış algılanmasını silip
    atacak bir diyalog imkanını bağrına basacaktır.

    Beşeriyet, çelişen görüşler ortaya koydukları gerekçesiyle,za man
    zaman bilim adına dini, din adına da bilimi inkar etmiştir. Bilginin
    tamamı Allah'a aittir ve din Allah tandır. O halde bu ikisi nasıl
    çelişebilir? İnsanlar arasında anlayışı ve hoşgörüyü artırmaya yönelik
    dinlerarasi diyaloga yönelik ortak gayretlerimiz çok iş görebilir.

    Kendi
    memleketimizde şimdiye kadar çeşitli Hıristiyan mezheplerinin
    liderleriyle diyalog içinde olduk. Bu naçiz gayretlerin boşa
    çıkmadığını acizane ifade etmek isteriz. Amacımız bu üç büyük dinin
    inananları arasında hoşgörü ve anlayış yoluyla bir kardeşlik tesis
    etmektir. Bizler bir araya gelmek suretiyle sözde medeniyetler
    çatışmasının gerçekleşmesini görmek isteyen yolunu şaşırmış ve şüpheci
    kimselere karşı dalgakıranlar gibi, isterseniz bariyerler gibi deyin,
    karşı durabiliriz.

    Gecen yıl bazı ünlü uluslararası bilim adamlarının katıldığı medeniyetlerara si
    barış ve diyalog konulu bir sempozyum düzenledik. Bu gayretin
    başarısından aldığımız teşvikle bu tür etkinlikleri tekrarlamak
    istiyoruz. Halihazırda üç büyük dinin bağlıları arasındaki bağları
    güçlendirmeye yönelik olarak dinlerarasi diyalog konusunda Vatikan ın
    da temsil edileceğini ümit ettiğimiz bir konferans düzenleme sürecinde
    bulunuyoruz.

    Yeni fikirlerimiz varmış iddiasında bulunmuyoruz.
    Yine müsamahanıza sığınarak, bu misyonun hedeflerine yakından hizmet
    etmek için üstlenmek istediğimiz birkaç teklifte bulunmayı arzu
    ediyoruz. Hıristiyanlığın üçüncü bin yılına girişi münasebetiyle
    yapılacak kutlamalar vesilesiyle Ortadoğu daki Antakya, Tarsus, Efes ve
    Kudüs gibi bazı kutsal yerlere müşterek ziyaretleri içeren birçok
    etkinlik önermek istiyoruz. Bunu Sayın Cumhurbaşkanımı z
    Demirel'in, cenaplarının ülkemizi ziyaretine ve mezkur kutsal mekanları
    göstermeye davetini tekrarlamak için bir fırsat addediyoruz. Anadolu
    halkı size misafirperverli ğini
    göstermeyi ve sevkle selamlamayı hararetle beklemektedir. Filistinli
    liderlerle diyalog kurmak suretiyle Kudüs ü birlikte ziyaret etmemize
    davetiye çıkarabiliriz. Bu ziyaret bu mübarek şehri Hıristiyanlar,
    Yahudiler ve Müslümanların, hiçbir kısıtlama, hatta vize dahi
    olmaksızın serbestçe ziyaret edebileceği uluslararası bir bölge olarak
    ilan etme gayretlerine yönelik dev bir adim teşkil edebilir.

    Üç
    büyük dinden liderlerin işbirliği ile ilki Washington DC'de olmak üzere
    muhtelif dünya başkentlerinde bir konferanslar serisinin gerçekleştirilm esini teklif ediyoruz. İkinci serinin zamanı için Hz. İsa nın doğumunun 2000. yıldönümü ideal olabilir.

    Bir
    öğrenci değişim programı da çok faydalı olacaktır. İnançlı genç
    insanların birlikte eğitim görmesi birbirlerine yakınlıklarını
    artıracaktır. Öğrenci değişim programı çerçevesinde üç büyük dinin
    babası olduğu ikrar edilen Hazreti İbrahim in doğum yeri olarak bilinen
    Urfa şehrindeki Harran'da bir ilahiyat okulu kurulabilir. Bu, ya Harran
    Üniversitesi ndeki programların genişletilmesi suretiyle ya da üç dinin
    ihtiyaçlarını da temin edecek şümullü bir müfredata sahip bağımsız bir
    üniversite şeklinde gerçekleştirile bilir.

    Önerilen
    programlar aşırı büyük isler gibi algılanabilir; ama bunlar erişilmez
    değildir. Dünyada iki tip insan vardır. Bazıları kendilerini topluma
    adapte etmeye çalışır. Diğer bazıları ise topluma uymaktansa toplumu
    kendi değerlerine adapte etmek ister. Toplum bütün ilerlemeleri bu
    ikinci tip insanlara borçludur. Onları yarattığı için Rabb’e şükürler
    olsun.

    M. Fethullah Gülen / Rabb'in aciz kulu / 9 Şubat 1998

    Kaynak: Zaman Gazetesi/10 Şubat 1998




    Zaman Gazetesi; 10 Şubat 1998/ Söz konusu mektuba
    internetten ulaşmak isteyenler şu yolu izleyebilirler: Önce şu adresi yazıp
    çağırsınlar, http://arsiv.zaman.com. tr/1998/02/10/index.html. Bu sayfa
    gelince, soldaki tuşlardan “Güncel”i tıklayın, sonra en
    üstteki Tum haberler...’i tıklayın ve aşağıya doğru tarayıp “HOCAEFENDI’DEN PAPA’YA MEKTUP”
    başlığına gelin

    163. Mektup; İslamın İzzeti
    Mektub-u Şerif’in konusu: İslam (akıl sahiblerini, -Allah (cc) tarafından)- övülen tercihleri ile bizzat hayra sevk eden ilahi kanun) ile küfür (övgüye layık olmayan tercihlerle, kişiyi bizzat şerre -Allah (cc) katında çirkin olana- sevk eden ilahi olmayan kanun)den her birisi diğerine zıttır. Bunların bir araya gelmeleri (gece ile gündüzün bir araya gelmesinin düşünülememesi gibi) imkansızdır. İkisinden birisini izzetlendirmek (yükseltmeye çalışmak), diğerini zelil yapmayı (alçak düşürmeyi) istilzam eder (gerektirir).
    Bizlere
    nimet verib; İslam’a hidayet ederek, Muhammed Aleyhisselam’ın
    ümmetinden yapan Allahü Teâlâ Hazretlerine hamd olsun…. Bil ki, Dünya
    ve Ahiret mutluluğunu temin edecek geçer akçenin kazanılması, kevneynin (dünya hayatı ve ahiret hayatının) Efendisine (Nebiyyi Zîşân efendimize Sallallahü aleyhi ve sellem) tabi olma (Ona uyma)ya bağlanmıştır.

    Bu
    ittiba ise ancak, Din-i mübîn-i İslam’ın hükümlerini yerine getirip
    insanlar arasında geçerli kılmakla ve küfrün merasimlerini (İslam’a aid olmayan adet, gelenek, görenek, tören v. s.) hayat tarzından çıkartmakla; onları geçersiz hale getirip, hususi (seçkin, şerefli) ve
    sıradan insanların yaşantılarından uzaklaştırmakla meydana gelir. .
    Çünki, İslam ile küfür kıyametin kopması anına kadar bir araya
    gelmeyecek olan, iki zıddır. Birini açığa vurmak diğerini kaldırmayı
    gerektirir. Birini izzetlendirip, yükseltmek, diğerini hor, hakir
    yapıp, alçaltma neticesini verir. Allah-ü Teâlâ (cc) konu ile ilgili
    olarak, Habibine şöylece hitab buyurmuştur; ''Ey Nebiyyi Zîşân,
    kafirlerle ve münafıklarla cihad et ve onlara karşı sert davran …''
    (63-9)

    Allahü
    subhanehu, en yüksek ahlakla sıfatlandırdığı Resulüne, kafirlerle ve
    münafıklarla ciihad edip, onlara karşı sert olmasını emredince,
    kafirlere ve münafıklara sert davranmanın yüksek ahlakın içinde
    bulunduğu anlaşılmış oldu.

    İslam’ın
    izzeti, şerefi, yükseltilmesi, küfrün ve onun ehli olan İslam’ı
    tanımamazlıkdan gelenlerin alçaltılması, hor ve hakir tutulmasındadır.
    Kim, Dîn-i Mübîn-i İslam’ı tanımamazlıkdan gelen küfür ehlini izzetli
    yapmaya çalışıp, yüksek tutarsa, İslam ehlini, Müslümanları
    alçaltmıştır. Bahsi geçen izzet, şeref sahibi yapmakdan, küfrü yüceltip
    kafirleri meclisin en önünde oturtmak kasd edildiği anlaşılmasın.
    Bilakis onları meclise almak, onlarla arkadaşlık yapmak, onlarla kendi
    lisanları ile konuşmak; bunların hepsi, onları izzetlendirip
    şereflendirmeye dahildir. Çünki; onların, (kendilerini yoktan var eden
    Sevgili Allahımızın dinini tanımamazlıkdan gelmeleri sebebi ile) hak
    ettikleri muamele; köpekler gibi meclisden kovulmalarıdır.

    Eğer
    dünya işlerinden her hangi bir maksad onlarla alakalanıp, onlarsız
    çözülemeyecek olsa, zaruret mikdarı onların yanına girmeli ve bu
    esnada, kendilerine iltifat etmeme ve değer vermeme üslubuna da riayet
    etmelidir. Kişideki İslam’ın kamil (olgun) olmasının alameti, bu tür
    bir maksadı elde etmekden tamamen vazgeçmekdir. Ve kafirlere iltifat
    etmeyip aralarına karışmamaktır. Noksanlık sıfatlarından beri, olgunluk
    vasıfları ile sıfatlanmış olan Allah-ü Teâlâ, Kur'an-ı Mecidi’nde küfür
    ehlini, Kendisinin ve Resulünün düşmanı olarak isimlendirmiştir.
    (Mümtehine-1) Böyle olunca, Allah (cc)’ın düşmanları ve
    Resulü’nün(Sallallahu aleyhi ve sellem) düşmanları arasına karışmak en
    büyük cinayetlerdendir. Bu Allah düşmanlarının arasına karışmanın ve
    dostluk kurmanın en düşük zararı, Şeriatin hükümlerini icra etme ve
    çirkin olan küfür adet, gelenek/merasimlerini yürürlükden kaldırmak
    gücünde gevşeklik ve zayıflığın meydana gelmesidir. Böyle bir
    mani/engel, onlarla ünsiyet kurma, arkadaşlık yapmaktan kaynaklanır.
    Bu, gerçekten çok büyük bir zarardır. Çünki Allah (cc) düşmanları ile
    ülfet kurup, onlara karşı sevgi beslemek, Aziz ve Celil olan Allah-ü
    Teâlâ’nın ve Resulünün düşmanlığına götürür. Bu gibi çirkin ameller
    kişinin imanını tamamen götürür de farkında olmaz. Nefislerimizin
    kötülüklerinden ve amellerimizin suç teşkil etmesinden Allaha(cc)
    sığınırız.

    Düşmanımı seviyorsun, sonra da seni sevdiğimi zannediyorsun.

    Akıl nimetinden ne kadar da mahrumsun.

    Bu,
    Allah (cc)’ın rahmetinden kovulmuş din düşmanlarının işi İslam’la alay
    edip, İslam ehlini maskaralığa almaktır. Bununla beraber bizi dinden
    çıkartmanın veya hepimizi öldürmenin fırsatını kollarlar. Din-i Mübîn-i
    İslam’ın mensublarına lazım olan, Allah (cc)’dan utanmak ve dinini her
    şeyden daha fazla kıskanmaktır. Muhakkak ki, utanma duygusu imandandır.
    İslami kıskançlık illa da bulunması gerekir. İşlerin idaresi
    kendilerine ısmarlanmış kişilere layık olan, bu, Mevla (cc)’nın
    rızasını kazanmaktan uzak duran kimseleri daima hor ve hakir tutmaktır.
    Hind beldelerinde, küfür ehlinden cizye almak tamamıyla kaldırılmıştır.
    Bu durum, buralardaki sultanların küfür ehli ile arkadaşlık kurmasının
    kötü bir neticesidir. Onlardan cizye almanın asıl maksadı, onları alçak
    düşürmektir. Bu hor ve hakir düşürme, öyle bir sınırda olmalıdır ki,
    kendilerinden cizye alınması korkusundan, yakışıklı elbise giymeye
    takatları kalmasın ve süslenmeye yeltenemesinler. Bilakis, devamlı
    olarak mallarının alınmasından korkup ürpermeleri lazımdır. Allah-ü
    Teâlâ cizyeyi, onları hor ve hakir düşürmek için koymuşken sultanlar
    cizye almayı engellemeye nasıl cesaret edebilirler ? Cizye almakdan
    kasd edilen küfür ehlinin rezil rüsvay edilip, alçak düşürülmeleri,
    İslam’ın mensuplarının da galibiyeti ve izzetidir. İslamın izzeti
    (yükseltilmesi), ancak, küfrün alçak tutulmasındadır.

    Bir
    insanda İslam devletinin (nimetinin) meydana gelmesinin alameti,
    kafirleri sevmeyip onlara düşmanlık beslemesidir. Allah sübhanehü
    onları Kelam-ı Mecidi’nin bir yerinde neces (kaba pislik) (Tevbe-28),
    başka bir yerinde de rics (temizlenmeyi kabul etmeyen pislik) (Tevbe
    95) diye isimlendirmiştir. O halde Müslümanların katında da kafirlerin
    temizlenmeyi kabul etmeyen pislik olması lazımdır. Ehl-i İslam,
    kafirleri böyle görünce, onlarla arkadaşlık yapmakdan kaçınırlar.
    Onlarla aynı cinsden olmakdan hoşlanmazlar. Her hangi bir işinin
    görülmesi hususunda, bu, Allah (cc)’ın düşmanlarına müracaat edip
    onların görüşlerinin gerektirdiği şekilde, onların kararları ile amel
    etmek, onları iyi bir şekilde üstün tutmak manasına gelir. Onlardan
    maddi yardım beklemenin hükmü bu iken, manevi imdadlarını vesile
    edenlerin, onların himmetlerine sığınanların hali ne olur. Allah-ü
    Azimüşşan (cc) Kelam-ı Mecidi’nde şöyle buyuruyor; ''Kafirlerin
    duasının, boşa çıkmakdan başka bir hükmü yoktur. ''(Ra'd 14) Onun için
    bu düşmanların duaları geçersiz ve menfaat vermekden uzaktır.

    Nereden
    Mevla (cc) tarafından kabul edilme ihtimali bulunacaktır. Bilakis,
    dualarının kabul edilmesi de, insanlık kıymetini kaybederek, hayvanlar
    derekesine düşen bu kimselerin şerefli kabul edilmesi gibi bir fesad
    /karışıklık vardır. Bu, Allah-ü Teâlâ’nın muvaffakiyetinden yoksun
    olanlar, dua etmeye başlayacak olsalar, putlarını devreye koyarlar.
    Onlardan manevi yardım istemenin işi nerelere götürdüğü hakkında
    düşünmek lazımdır. Belki de bunun neticesinde kişide İslam’dan bir koku
    dahi kalmamakdadır. Büyüklerden birisi şöyle buyurmuştur; Sizden
    biriniz delilik sınırına ulaşmadığı müddetçe İslam’a ulaşamaz. Burada
    kasdedilen delilik, İslam’ın ve Müslümanların kelimesinin(davasının)
    yükselmesi uğrunda, şahsının menfaatine ve zararına iltifat etmeyip,
    her hangi bir karın elde edilip edilmemesine aldırış etmemekdir.
    İslam’ı yaşamak hasıl olursa Allah-ü Teâlâ (cc)’nın ve Resulünün (sav)
    rızası elde edilmiş olur. Allah Sübhanehu’nun rızasını kazanmakdan daha
    büyük bir nimet yoktur.



    Rab olarak Allah(cc)’dan, din olarak İslam’dan, resul ve peygamber olarak Muhammed (sav)’den razı olduk.

    Ya Rab, gönderilmişlerin Efendisi hürmetine bizleri bu hal üzere dirilt. (Amin!)
    Tercüme: Muhammed YELKENCİ


    DİYALOGÇULARA VE TRUVA ATLARINA KAPAK OLSUN

    özellikle......................................... .................................................a nladınız Siiiiiiiiiiz


  18. 06.Aralık.2009, 18:56
    21
    tantan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    Yada Imamı Azam Hazretleri Rabıta Ile Müşerref Olduğu 2 Seneye Kastederek Levlessenetan Lehelekennuman Eğer 2 Sene Olmasaydı Numan Helak Olmuştu Sözünü Boşuboşuna Söyledi Yani öylemi Koskoca Alim Mezhep Imamımız
    Hadi Bunada Bir çıkışyolu Bul Bakalım Imamhatiplim

    RABITASIZ HAYAT OLMAZ




    Aklı olan herkes düşünmek zorundadır İnsanı hayvanlardan ayıran en önemli özellik, düşünerek olgunlaşmak ve fikir yoluyla bir sonuca ulaşmaktır

    Kalbimiz, istesek de istemesek de her an bir çeşit düşünce ile meşgul olur Kimisi işinin, kimisi eşinin, kimisi aşı-nın, kimisi maaşının, kimisi de insan ve eşyadaki ilahi nakşın düşünceleriyle doludur Bugün canlı cansız hiçbir şey düşünmeden bir gün geçirdim diyen tek bir insan bulamazsınız Yani her-kes, bir çeşit rabıta içindedir Rabıta, kelime manasıyla bu çerçevede tarif edilebilir

    Rabıta, insanın istese de terkede-mediği bir şeydir Rabıta, gönlün işidir Rabıta, gönlü bir şeye bağlamak, o şeyi hayale alıp düşünmek demektir

    Ancak, bu yazımızda biz, kalbi zik-re geçiren, Rabbine çeviren, ruha ilahi bir neşe veren ve ahlakı güzelleştiren bir düşünce çeşidinden bahsedeceğiz


    Tasavvuftaki Rabıta

    Tasavvufta rabıta deyince, insana Allah’ı hatırlatan düşünce kasdedilir Bunun için kendisine bakılınca Allahı zikrettiren bir insan-ı kamil hedef alınır; kalp saygıyla ona bağlanır, gönül sevgiyle onu hayale alır, ruh on-dan akseden nurla nurlanır ve vücut ondaki ahlakla ahlaklanır Güneş karşısında renk alan ve tatlanan meyve gibi, kamil insanla zahiren ve batınen her halde beraber olan bir kimse anbean ondaki ilahi güzelliklerle süslenir

    Tasavvuf büyükleri rabıtayı şöyle tarif etmişlerdir:

    “Rabıta, Allah’ın nurlarını alan, tecellilerini açıkça gören bir makama ulaşmış kamil mürşide kalbi bağlamaktan ibarettir Çünkü kamil mürşid oluk gibidir ve kendisine sevgiyle bağlanan müridin kalbine ondan feyiz akar” (İbrahim Fasih)

    “Rabıta, Allahu Tealâ’nın yüce sıfatlarının özel tecellilerine mazhar olmuş, yani Allah’ın ahlakı ile ahlaklanmış, müşahede mertebesine ermiş kamil bir mürşide kalbi bağlayıp, huzurunda ve gıyabında o mürşidin sureti, sîreti ve özellikle ruhaniyetini hayalen kendisi ile birlikte farzederek, yanındayken takındığı tavrı, gıyaben de sürdürmeye çalışmak demektir” (Mevlâna Halid)

    “Rabıta, müridin mürşide olan şiddetli ve sıcak muhabbetiyle tamamen ona yönelmesidir Mürid rabıtaya devam ede ede mürşidinin boya-sına boyanır, onun gibi kamil olma yolunda ya-vaş yavaş ilerler Muhabbetle yapılan rabıta, se-veni sevilenin sıfatlarına sokar” (Nasrullah Efendi)

    İmam Rabbanî (KS) demiştir ki: “Kalbi zikre geçirecek ve nefsin kötü huylarını değiştirecek rabıta öyle herkese olmaz Kendisine rabıta yapı-lacak kimse, Allah tarafından seçilmiş, manevi seyrini tamamlamış, yüksek kemalat ve cezbe sahibi kamil bir insan olmalıdır”

    Mevlana Halid (KS) rabıtayı öyle gerekli ve faydalı buluyor ki, bunu şöyle ifade ediyor: “Rabıta, Nakşi tarikatında temel bir rükundur Allah’ın Kitabına ve Rasulullah’ın sünnetine yapıştıktan sonra Allah-u Tealâ’ya vasıl olmanın en büyük sebebi rabıtadır Öyle ki, Nakşibendi sadatının bir kısmı müridlerini terbiye ve ta’limde yalnız rabıtayla yetinirlerdi Maksat Yüce Mevlâ’ya ulaşmaktır; rabıta ise Allah’a gidişte vesile olmaktan başka bir şey değildir”

    Rabıta, mürşidin kalıbına değil onun kalbinde zuhur eden ilahi nura bağlanmak ve onun kalbindeki Allah sevgisini yudumlamaktır

    Gerçek rabıta ve sevgi zamanla hasıl olur Rabıtaya devam eden müridin kabiliyeti gelişir, sevgisi kuvvetlenir



    Yanlış Anlaşılan Rabıta

    Rabıta, Yüce Kur’an’da emredilen tefekkürün bir çeşidi, murakabenin bir bölümü, Allah muhabbetinin bir parçasıdır

    Rabıtayı inkar veya terkedenler şunu sorarlar: “Niçin bir insanı düşünüyoruz da Allahu Tealâ’yı düşünmüyoruz? İnsanı düşünmenin kazancı nedir?”

    Bu soruya kesin bir cevap vermeliyiz Çünkü soruyu sorunların endişesi şudur: Allah’ı bırakıp da insan veya başka bir varlığı düşünmek ilahi muhabbeti zedeler, böyle bir şey şirke girer

    Önce, Ehl-i Sünnet akidesiyle ile ilgili şu gerçekleri hatırlatalım: Allahu Tealâ hayal ile düşünülmekten münezzehtir, uzaktır O, akılla düşünülemez, fikirle tefekkür edilemez, herhangi bir şeye benzetilemez (el-Maturidi, Taftazânî, Gazzâlî) Her ne ki hayale gelir, o, Allah değildir (Şa’rânî)

    Şu halde düşünmek için Allahu Tealâ’nın Yüce Zatını seçemeyiz Hem, Allahu Tealâ’nın zatını düşünmek yasaklanmıştır Hz Peygamber (AS), bunun hüküm ve sebebini şöyle belirtmiştir:

    “Allah Tealâ’nın zatını tefekkür etmeyiniz O’nun nimet ve yarattıklarını düşününüz Çünkü siz, Allah’ın zatını düşünmeye güç yetiremezsiniz” (Ebu Nuaym, Elbanî)

    Durum böyle olunca, düşünecek kimse Allahu Tealâ’nın yarattığı varlıkları düşünmek zorundadır İbret almak isteyen, varlıklara bakmalıdır Düşünerek zikre ulaşmak isteyen kim-se, yaratılmış bir varlık üzerindeki ilahi tecel-lileri düşünerek Allah’ı zikre geçmelidir Allah Tealâ, alemdeki her şeyi, kendi varlığına, birliği-ne ve yüce rahmetine birer ayet ve alamet yapmıştır

    Bütün alem, düşünülsün ve içindeki rahmet görülsün diye yaratılmıştır Bu varlıkları düşünenler onların içindeki ilahi kudreti görür, rahmeti anlar Anlayan hayran olur, imanı artar, kalbi sevgiyle dolar Tefekkürün sonucu, Allah’a muhabbet ve teslimiyettir

    birçiçek bile hayatını devam ettirmek için güneşe muhtaçken insanın manevi hayatını devam ettirmesi için ALLAHIN NURUNA MUHTAÇ OLMADIĞINI DÜŞÜNMEK NE KADAR BÜYÜK AHMAKLIKTIR

    sen işine gelmediği zaman birkaçgün kapatıp cevap mı hazırlarsın

    güzel taktik ama tebril ederim

    Dört asır önce İmam Rabbani Hz'den diyalogculara cevap ve fetullah gülen'in papya mektubu!

    163. Mektup-İmam Rabbani(k.s.)
    HOCAEFENDİ'DEN PAPA'YA MEKTUP

    Pek muhterem Papa cenapları,

    Üç
    büyük dinin doğum yeri olarak bilinen toprakların dünyayı daha iyi
    yaşanabilir bir mekan kılma yolundaki kutsal misyonumuzu tam manasıyla
    bilen halkından size en içten selamları getirdik. Yoğun gündeminizde
    bize zaman ayırarak sizinle müşerref olmayı bahsettiğiniz için
    zatıalilerinize en derin kalbi teşekkürlerimiz i sunarız.

    Papa
    6. Paul Cenapları tarafından başlatılan ve devam etmekte olan
    Dinlerarasi Diyalog İçin Papalık Konseyi (PCID) misyonunun bir parçası
    olmak üzere burada bulunuyoruz. Bu misyonun tahakkuk edişini görmeyi
    arzu ediyoruz. En aciz bir şekilde hatta biraz cüretle, bu pek kıymetli
    hizmetinizi icra etme yolunda en mütevazı yardımlarımızı sunmak için
    size geldik.

    İslam yanlış anlaşılan bir din olmuştur ve bunda
    en çok suçlanacak olan Müslümanlardır. Uygun bir yerdeki vakitli bir
    gayret bu yanlış anlamanın büyük oranda azalmasına katkı sağlayabilir.
    Müslüman dünyası, İslam ın asırlarla ölçülen yanlış algılanmasını silip
    atacak bir diyalog imkanını bağrına basacaktır.

    Beşeriyet, çelişen görüşler ortaya koydukları gerekçesiyle,za man
    zaman bilim adına dini, din adına da bilimi inkar etmiştir. Bilginin
    tamamı Allah'a aittir ve din Allah tandır. O halde bu ikisi nasıl
    çelişebilir? İnsanlar arasında anlayışı ve hoşgörüyü artırmaya yönelik
    dinlerarasi diyaloga yönelik ortak gayretlerimiz çok iş görebilir.

    Kendi
    memleketimizde şimdiye kadar çeşitli Hıristiyan mezheplerinin
    liderleriyle diyalog içinde olduk. Bu naçiz gayretlerin boşa
    çıkmadığını acizane ifade etmek isteriz. Amacımız bu üç büyük dinin
    inananları arasında hoşgörü ve anlayış yoluyla bir kardeşlik tesis
    etmektir. Bizler bir araya gelmek suretiyle sözde medeniyetler
    çatışmasının gerçekleşmesini görmek isteyen yolunu şaşırmış ve şüpheci
    kimselere karşı dalgakıranlar gibi, isterseniz bariyerler gibi deyin,
    karşı durabiliriz.

    Gecen yıl bazı ünlü uluslararası bilim adamlarının katıldığı medeniyetlerara si
    barış ve diyalog konulu bir sempozyum düzenledik. Bu gayretin
    başarısından aldığımız teşvikle bu tür etkinlikleri tekrarlamak
    istiyoruz. Halihazırda üç büyük dinin bağlıları arasındaki bağları
    güçlendirmeye yönelik olarak dinlerarasi diyalog konusunda Vatikan ın
    da temsil edileceğini ümit ettiğimiz bir konferans düzenleme sürecinde
    bulunuyoruz.

    Yeni fikirlerimiz varmış iddiasında bulunmuyoruz.
    Yine müsamahanıza sığınarak, bu misyonun hedeflerine yakından hizmet
    etmek için üstlenmek istediğimiz birkaç teklifte bulunmayı arzu
    ediyoruz. Hıristiyanlığın üçüncü bin yılına girişi münasebetiyle
    yapılacak kutlamalar vesilesiyle Ortadoğu daki Antakya, Tarsus, Efes ve
    Kudüs gibi bazı kutsal yerlere müşterek ziyaretleri içeren birçok
    etkinlik önermek istiyoruz. Bunu Sayın Cumhurbaşkanımı z
    Demirel'in, cenaplarının ülkemizi ziyaretine ve mezkur kutsal mekanları
    göstermeye davetini tekrarlamak için bir fırsat addediyoruz. Anadolu
    halkı size misafirperverli ğini
    göstermeyi ve sevkle selamlamayı hararetle beklemektedir. Filistinli
    liderlerle diyalog kurmak suretiyle Kudüs ü birlikte ziyaret etmemize
    davetiye çıkarabiliriz. Bu ziyaret bu mübarek şehri Hıristiyanlar,
    Yahudiler ve Müslümanların, hiçbir kısıtlama, hatta vize dahi
    olmaksızın serbestçe ziyaret edebileceği uluslararası bir bölge olarak
    ilan etme gayretlerine yönelik dev bir adim teşkil edebilir.

    Üç
    büyük dinden liderlerin işbirliği ile ilki Washington DC'de olmak üzere
    muhtelif dünya başkentlerinde bir konferanslar serisinin gerçekleştirilm esini teklif ediyoruz. İkinci serinin zamanı için Hz. İsa nın doğumunun 2000. yıldönümü ideal olabilir.

    Bir
    öğrenci değişim programı da çok faydalı olacaktır. İnançlı genç
    insanların birlikte eğitim görmesi birbirlerine yakınlıklarını
    artıracaktır. Öğrenci değişim programı çerçevesinde üç büyük dinin
    babası olduğu ikrar edilen Hazreti İbrahim in doğum yeri olarak bilinen
    Urfa şehrindeki Harran'da bir ilahiyat okulu kurulabilir. Bu, ya Harran
    Üniversitesi ndeki programların genişletilmesi suretiyle ya da üç dinin
    ihtiyaçlarını da temin edecek şümullü bir müfredata sahip bağımsız bir
    üniversite şeklinde gerçekleştirile bilir.

    Önerilen
    programlar aşırı büyük isler gibi algılanabilir; ama bunlar erişilmez
    değildir. Dünyada iki tip insan vardır. Bazıları kendilerini topluma
    adapte etmeye çalışır. Diğer bazıları ise topluma uymaktansa toplumu
    kendi değerlerine adapte etmek ister. Toplum bütün ilerlemeleri bu
    ikinci tip insanlara borçludur. Onları yarattığı için Rabb’e şükürler
    olsun.

    M. Fethullah Gülen / Rabb'in aciz kulu / 9 Şubat 1998

    Kaynak: Zaman Gazetesi/10 Şubat 1998




    Zaman Gazetesi; 10 Şubat 1998/ Söz konusu mektuba
    internetten ulaşmak isteyenler şu yolu izleyebilirler: Önce şu adresi yazıp
    çağırsınlar, http://arsiv.zaman.com. tr/1998/02/10/index.html. Bu sayfa
    gelince, soldaki tuşlardan “Güncel”i tıklayın, sonra en
    üstteki Tum haberler...’i tıklayın ve aşağıya doğru tarayıp “HOCAEFENDI’DEN PAPA’YA MEKTUP”
    başlığına gelin

    163. Mektup; İslamın İzzeti
    Mektub-u Şerif’in konusu: İslam (akıl sahiblerini, -Allah (cc) tarafından)- övülen tercihleri ile bizzat hayra sevk eden ilahi kanun) ile küfür (övgüye layık olmayan tercihlerle, kişiyi bizzat şerre -Allah (cc) katında çirkin olana- sevk eden ilahi olmayan kanun)den her birisi diğerine zıttır. Bunların bir araya gelmeleri (gece ile gündüzün bir araya gelmesinin düşünülememesi gibi) imkansızdır. İkisinden birisini izzetlendirmek (yükseltmeye çalışmak), diğerini zelil yapmayı (alçak düşürmeyi) istilzam eder (gerektirir).
    Bizlere
    nimet verib; İslam’a hidayet ederek, Muhammed Aleyhisselam’ın
    ümmetinden yapan Allahü Teâlâ Hazretlerine hamd olsun…. Bil ki, Dünya
    ve Ahiret mutluluğunu temin edecek geçer akçenin kazanılması, kevneynin (dünya hayatı ve ahiret hayatının) Efendisine (Nebiyyi Zîşân efendimize Sallallahü aleyhi ve sellem) tabi olma (Ona uyma)ya bağlanmıştır.

    Bu
    ittiba ise ancak, Din-i mübîn-i İslam’ın hükümlerini yerine getirip
    insanlar arasında geçerli kılmakla ve küfrün merasimlerini (İslam’a aid olmayan adet, gelenek, görenek, tören v. s.) hayat tarzından çıkartmakla; onları geçersiz hale getirip, hususi (seçkin, şerefli) ve
    sıradan insanların yaşantılarından uzaklaştırmakla meydana gelir. .
    Çünki, İslam ile küfür kıyametin kopması anına kadar bir araya
    gelmeyecek olan, iki zıddır. Birini açığa vurmak diğerini kaldırmayı
    gerektirir. Birini izzetlendirip, yükseltmek, diğerini hor, hakir
    yapıp, alçaltma neticesini verir. Allah-ü Teâlâ (cc) konu ile ilgili
    olarak, Habibine şöylece hitab buyurmuştur; ''Ey Nebiyyi Zîşân,
    kafirlerle ve münafıklarla cihad et ve onlara karşı sert davran …''
    (63-9)

    Allahü
    subhanehu, en yüksek ahlakla sıfatlandırdığı Resulüne, kafirlerle ve
    münafıklarla ciihad edip, onlara karşı sert olmasını emredince,
    kafirlere ve münafıklara sert davranmanın yüksek ahlakın içinde
    bulunduğu anlaşılmış oldu.

    İslam’ın
    izzeti, şerefi, yükseltilmesi, küfrün ve onun ehli olan İslam’ı
    tanımamazlıkdan gelenlerin alçaltılması, hor ve hakir tutulmasındadır.
    Kim, Dîn-i Mübîn-i İslam’ı tanımamazlıkdan gelen küfür ehlini izzetli
    yapmaya çalışıp, yüksek tutarsa, İslam ehlini, Müslümanları
    alçaltmıştır. Bahsi geçen izzet, şeref sahibi yapmakdan, küfrü yüceltip
    kafirleri meclisin en önünde oturtmak kasd edildiği anlaşılmasın.
    Bilakis onları meclise almak, onlarla arkadaşlık yapmak, onlarla kendi
    lisanları ile konuşmak; bunların hepsi, onları izzetlendirip
    şereflendirmeye dahildir. Çünki; onların, (kendilerini yoktan var eden
    Sevgili Allahımızın dinini tanımamazlıkdan gelmeleri sebebi ile) hak
    ettikleri muamele; köpekler gibi meclisden kovulmalarıdır.

    Eğer
    dünya işlerinden her hangi bir maksad onlarla alakalanıp, onlarsız
    çözülemeyecek olsa, zaruret mikdarı onların yanına girmeli ve bu
    esnada, kendilerine iltifat etmeme ve değer vermeme üslubuna da riayet
    etmelidir. Kişideki İslam’ın kamil (olgun) olmasının alameti, bu tür
    bir maksadı elde etmekden tamamen vazgeçmekdir. Ve kafirlere iltifat
    etmeyip aralarına karışmamaktır. Noksanlık sıfatlarından beri, olgunluk
    vasıfları ile sıfatlanmış olan Allah-ü Teâlâ, Kur'an-ı Mecidi’nde küfür
    ehlini, Kendisinin ve Resulünün düşmanı olarak isimlendirmiştir.
    (Mümtehine-1) Böyle olunca, Allah (cc)’ın düşmanları ve
    Resulü’nün(Sallallahu aleyhi ve sellem) düşmanları arasına karışmak en
    büyük cinayetlerdendir. Bu Allah düşmanlarının arasına karışmanın ve
    dostluk kurmanın en düşük zararı, Şeriatin hükümlerini icra etme ve
    çirkin olan küfür adet, gelenek/merasimlerini yürürlükden kaldırmak
    gücünde gevşeklik ve zayıflığın meydana gelmesidir. Böyle bir
    mani/engel, onlarla ünsiyet kurma, arkadaşlık yapmaktan kaynaklanır.
    Bu, gerçekten çok büyük bir zarardır. Çünki Allah (cc) düşmanları ile
    ülfet kurup, onlara karşı sevgi beslemek, Aziz ve Celil olan Allah-ü
    Teâlâ’nın ve Resulünün düşmanlığına götürür. Bu gibi çirkin ameller
    kişinin imanını tamamen götürür de farkında olmaz. Nefislerimizin
    kötülüklerinden ve amellerimizin suç teşkil etmesinden Allaha(cc)
    sığınırız.

    Düşmanımı seviyorsun, sonra da seni sevdiğimi zannediyorsun.

    Akıl nimetinden ne kadar da mahrumsun.

    Bu,
    Allah (cc)’ın rahmetinden kovulmuş din düşmanlarının işi İslam’la alay
    edip, İslam ehlini maskaralığa almaktır. Bununla beraber bizi dinden
    çıkartmanın veya hepimizi öldürmenin fırsatını kollarlar. Din-i Mübîn-i
    İslam’ın mensublarına lazım olan, Allah (cc)’dan utanmak ve dinini her
    şeyden daha fazla kıskanmaktır. Muhakkak ki, utanma duygusu imandandır.
    İslami kıskançlık illa da bulunması gerekir. İşlerin idaresi
    kendilerine ısmarlanmış kişilere layık olan, bu, Mevla (cc)’nın
    rızasını kazanmaktan uzak duran kimseleri daima hor ve hakir tutmaktır.
    Hind beldelerinde, küfür ehlinden cizye almak tamamıyla kaldırılmıştır.
    Bu durum, buralardaki sultanların küfür ehli ile arkadaşlık kurmasının
    kötü bir neticesidir. Onlardan cizye almanın asıl maksadı, onları alçak
    düşürmektir. Bu hor ve hakir düşürme, öyle bir sınırda olmalıdır ki,
    kendilerinden cizye alınması korkusundan, yakışıklı elbise giymeye
    takatları kalmasın ve süslenmeye yeltenemesinler. Bilakis, devamlı
    olarak mallarının alınmasından korkup ürpermeleri lazımdır. Allah-ü
    Teâlâ cizyeyi, onları hor ve hakir düşürmek için koymuşken sultanlar
    cizye almayı engellemeye nasıl cesaret edebilirler ? Cizye almakdan
    kasd edilen küfür ehlinin rezil rüsvay edilip, alçak düşürülmeleri,
    İslam’ın mensuplarının da galibiyeti ve izzetidir. İslamın izzeti
    (yükseltilmesi), ancak, küfrün alçak tutulmasındadır.

    Bir
    insanda İslam devletinin (nimetinin) meydana gelmesinin alameti,
    kafirleri sevmeyip onlara düşmanlık beslemesidir. Allah sübhanehü
    onları Kelam-ı Mecidi’nin bir yerinde neces (kaba pislik) (Tevbe-28),
    başka bir yerinde de rics (temizlenmeyi kabul etmeyen pislik) (Tevbe
    95) diye isimlendirmiştir. O halde Müslümanların katında da kafirlerin
    temizlenmeyi kabul etmeyen pislik olması lazımdır. Ehl-i İslam,
    kafirleri böyle görünce, onlarla arkadaşlık yapmakdan kaçınırlar.
    Onlarla aynı cinsden olmakdan hoşlanmazlar. Her hangi bir işinin
    görülmesi hususunda, bu, Allah (cc)’ın düşmanlarına müracaat edip
    onların görüşlerinin gerektirdiği şekilde, onların kararları ile amel
    etmek, onları iyi bir şekilde üstün tutmak manasına gelir. Onlardan
    maddi yardım beklemenin hükmü bu iken, manevi imdadlarını vesile
    edenlerin, onların himmetlerine sığınanların hali ne olur. Allah-ü
    Azimüşşan (cc) Kelam-ı Mecidi’nde şöyle buyuruyor; ''Kafirlerin
    duasının, boşa çıkmakdan başka bir hükmü yoktur. ''(Ra'd 14) Onun için
    bu düşmanların duaları geçersiz ve menfaat vermekden uzaktır.

    Nereden
    Mevla (cc) tarafından kabul edilme ihtimali bulunacaktır. Bilakis,
    dualarının kabul edilmesi de, insanlık kıymetini kaybederek, hayvanlar
    derekesine düşen bu kimselerin şerefli kabul edilmesi gibi bir fesad
    /karışıklık vardır. Bu, Allah-ü Teâlâ’nın muvaffakiyetinden yoksun
    olanlar, dua etmeye başlayacak olsalar, putlarını devreye koyarlar.
    Onlardan manevi yardım istemenin işi nerelere götürdüğü hakkında
    düşünmek lazımdır. Belki de bunun neticesinde kişide İslam’dan bir koku
    dahi kalmamakdadır. Büyüklerden birisi şöyle buyurmuştur; Sizden
    biriniz delilik sınırına ulaşmadığı müddetçe İslam’a ulaşamaz. Burada
    kasdedilen delilik, İslam’ın ve Müslümanların kelimesinin(davasının)
    yükselmesi uğrunda, şahsının menfaatine ve zararına iltifat etmeyip,
    her hangi bir karın elde edilip edilmemesine aldırış etmemekdir.
    İslam’ı yaşamak hasıl olursa Allah-ü Teâlâ (cc)’nın ve Resulünün (sav)
    rızası elde edilmiş olur. Allah Sübhanehu’nun rızasını kazanmakdan daha
    büyük bir nimet yoktur.



    Rab olarak Allah(cc)’dan, din olarak İslam’dan, resul ve peygamber olarak Muhammed (sav)’den razı olduk.

    Ya Rab, gönderilmişlerin Efendisi hürmetine bizleri bu hal üzere dirilt. (Amin!)
    Tercüme: Muhammed YELKENCİ


    DİYALOGÇULARA VE TRUVA ATLARINA KAPAK OLSUN

    özellikle......................................... .................................................a nladınız Siiiiiiiiiiz


  19. 20.Aralık.2009, 17:53
    22
    çömez
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 14.Aralık.2009
    Üye No: 68862
    Mesaj Sayısı: 47
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1
    Yaş: 61
    Bulunduğu yer: Bursa
    S.A. En iyi rabıta Allah'ac.c., kitabına , Resulüne ve onun pak ehlibeytine, a.s. yapılan rabıtadır,ondan gayrısı kişiyi farklı düşünce ve inanışlara yönlendirme tehlikesi vardır,kişinin Allah'ın kitabını Rasulullahın sünnetini öğrenmeden rabıta yapmasının uçurumun kenarında yürümesinden farkı yoktur her an şirke ve küfre bulaşabilir, ama fıkıh bilgisi varsa bir sakıncası yoktur

    Falanca efendinin mektubu ancak kendisini bağlar müslümanları bağlamaz, müslümanın bir tane dini vardır oda islam dinidir, diğer dinleri islamla beraber değerli gören bir kişi zahiren şirk üzeredir isterse kılık kıyafeti ne kadar takva görünsede bu değişmez böyle kimseler için benim duam şudur Allah c.c. böyle düşünen kardeşlerime firaset versin, böyle kimsenin mektubunu meşru görenlerde şirkin bataklığına düşmüştür, zahiren budur , batınını ise Allah c.c.elbette daha iyi bilir.....


  20. 20.Aralık.2009, 17:53
    22
    Üye
    S.A. En iyi rabıta Allah'ac.c., kitabına , Resulüne ve onun pak ehlibeytine, a.s. yapılan rabıtadır,ondan gayrısı kişiyi farklı düşünce ve inanışlara yönlendirme tehlikesi vardır,kişinin Allah'ın kitabını Rasulullahın sünnetini öğrenmeden rabıta yapmasının uçurumun kenarında yürümesinden farkı yoktur her an şirke ve küfre bulaşabilir, ama fıkıh bilgisi varsa bir sakıncası yoktur

    Falanca efendinin mektubu ancak kendisini bağlar müslümanları bağlamaz, müslümanın bir tane dini vardır oda islam dinidir, diğer dinleri islamla beraber değerli gören bir kişi zahiren şirk üzeredir isterse kılık kıyafeti ne kadar takva görünsede bu değişmez böyle kimseler için benim duam şudur Allah c.c. böyle düşünen kardeşlerime firaset versin, böyle kimsenin mektubunu meşru görenlerde şirkin bataklığına düşmüştür, zahiren budur , batınını ise Allah c.c.elbette daha iyi bilir.....


  21. 22.Aralık.2009, 00:47
    23
    tantan
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 02.Aralık.2009
    Üye No: 67573
    Mesaj Sayısı: 17
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0
    Yaş: 32
    kardeşim felanca efendinin bir müridesini örnek veriyorda bir arkadaş ona cevaptır siz alınmayın rabıta ehli tasavvufun inandığı manevi bir haldir saygı duymak lazımdır

    rabıta ile uğraşan insan zaten bunları öğrenerek yapabilir çünkü rabıta bibadetten zevk almak için daha güzel ifade şekli olarak ibadette ihlasın teşekkülü içindir başka bir gayesi yoktur


  22. 22.Aralık.2009, 00:47
    23
    tantan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    kardeşim felanca efendinin bir müridesini örnek veriyorda bir arkadaş ona cevaptır siz alınmayın rabıta ehli tasavvufun inandığı manevi bir haldir saygı duymak lazımdır

    rabıta ile uğraşan insan zaten bunları öğrenerek yapabilir çünkü rabıta bibadetten zevk almak için daha güzel ifade şekli olarak ibadette ihlasın teşekkülü içindir başka bir gayesi yoktur


  23. 22.Aralık.2009, 20:11
    24
    meryem hacer
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 19.Kasım.2009
    Üye No: 65699
    Mesaj Sayısı: 42
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1
    Bulunduğu yer: Elazığ

    --->: Dinde rabıta var mıdır?

    Dinde sizin anlattığınız şekilde bir rabıta yoktur. Hz. Ebubekir e peygamberimiz güya mağarada anlatmış mış uydurma. Mağarada rabıtayla ilgili sahih bir hadis yok.Tamamıyla çıkar amaçlı bazı insanlar tarafından çıkarılmış.


  24. 22.Aralık.2009, 20:11
    24
    Dinde sizin anlattığınız şekilde bir rabıta yoktur. Hz. Ebubekir e peygamberimiz güya mağarada anlatmış mış uydurma. Mağarada rabıtayla ilgili sahih bir hadis yok.Tamamıyla çıkar amaçlı bazı insanlar tarafından çıkarılmış.





+ Yorum Gönder
Git İlk 123 Son