Konusunu Oylayın.: İskilipli Atıf Hoca kim tarafından öldürüldü ve niçin?

5 üzerinden 5.00 | Toplam: 2 kişi oyladı.

  1. 12.Kasım.2009, 12:53
    1
    @YŞE
    Rıza

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 22.Nisan.2008
    Üye No: 17901
    Mesaj Sayısı: 1,172
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 13
    Yaş: 23

    Reklam

    İskilipli Atıf Hoca kim tarafından öldürüldü ve niçin?






    İskilipli Atıf Hoca kim tarafından öldürüldü ve niçin? Mumsema İskilipli Atıf Hoca kim tarafından öldürüldü ve niçin?


  2. 12.Kasım.2009, 13:25
    2
    DZALBAY
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 08.Temmuz.2008
    Üye No: 24825
    Mesaj Sayısı: 2,305
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 39
    Yaş: 61
    Bulunduğu yer: NİAMEY şimdi de ANKARA

    --->: İskilipli Atıf Hoca kim tarafından öldürüldü ve niçin?




    Ülkedeki 'batililasma ' hareketine karsi "firenk mukallitligi ve sapka" adli eserini 1924'te yazar. kitapta,batinin iç yüzünü çevresindekilere anlatiyordu. Daha sonra yeni bir kanunla vatandaslara ülkeden kovduklari Italyan'lardan üç gemi dolusu satin aldiklari sapkalari giyme mecburiyeti geliyordu. Buna halk ve ulemadan büyük tepki geldi. Ve her kanuna savunuculuk yapanlar kanun tanimazlara haddini bildirmeliydi. Insanlar basina sapka takmadigi için katlediliyordu.

    Iskilipli Atif Hoca da birbuçuk sene önce yazdigi Firenk Mukallitligi isimli kitabi bahane edilerek tutklandi. Giresun istiklal mahkemesinde yargilanarak suç bulunamamasi nedeni ile Istanbul'a gönderildi. Ancak bir süre sonra yeniden tutuklandi. 26 Aralik 1925 te arkadaslari ile beraber 13 kolluk kuvveti gözetiminde Ankara'ya gönderildi. 26 Ocak 1926 Sali ünü Ankara istiklal mahkemesinde yargilandi.Savci, Iskilipli Atif Hoca için 3 yil hapis cezasi istedi. mahkeme müdafaa için bir gün sonraya birakildi. Ertesi gün mahkeme reisi Kel Ali, müdafaa yapmaya gerek görmeyen Iskilipli Atif Hoca için alinan karari açiklar:IDAM... Yani SEHADET

    Iskilipli Atif Hoca vakarla ve dudaginda ayetlerle gittigi idam sehpasinda sunu söylüyordu:"Zalim ve katillerle elbette mahser günü hesaplasacagiz"

    Alıntı.

    Kimin emriyle ve kim tarafından öldürüldüğü açık değil mi?

    Rabbim cc ona ve onun gibi nicelerine rahmet etsin.Amin...


  3. 12.Kasım.2009, 13:25
    2
    Üye



    Ülkedeki 'batililasma ' hareketine karsi "firenk mukallitligi ve sapka" adli eserini 1924'te yazar. kitapta,batinin iç yüzünü çevresindekilere anlatiyordu. Daha sonra yeni bir kanunla vatandaslara ülkeden kovduklari Italyan'lardan üç gemi dolusu satin aldiklari sapkalari giyme mecburiyeti geliyordu. Buna halk ve ulemadan büyük tepki geldi. Ve her kanuna savunuculuk yapanlar kanun tanimazlara haddini bildirmeliydi. Insanlar basina sapka takmadigi için katlediliyordu.

    Iskilipli Atif Hoca da birbuçuk sene önce yazdigi Firenk Mukallitligi isimli kitabi bahane edilerek tutklandi. Giresun istiklal mahkemesinde yargilanarak suç bulunamamasi nedeni ile Istanbul'a gönderildi. Ancak bir süre sonra yeniden tutuklandi. 26 Aralik 1925 te arkadaslari ile beraber 13 kolluk kuvveti gözetiminde Ankara'ya gönderildi. 26 Ocak 1926 Sali ünü Ankara istiklal mahkemesinde yargilandi.Savci, Iskilipli Atif Hoca için 3 yil hapis cezasi istedi. mahkeme müdafaa için bir gün sonraya birakildi. Ertesi gün mahkeme reisi Kel Ali, müdafaa yapmaya gerek görmeyen Iskilipli Atif Hoca için alinan karari açiklar:IDAM... Yani SEHADET

    Iskilipli Atif Hoca vakarla ve dudaginda ayetlerle gittigi idam sehpasinda sunu söylüyordu:"Zalim ve katillerle elbette mahser günü hesaplasacagiz"

    Alıntı.

    Kimin emriyle ve kim tarafından öldürüldüğü açık değil mi?

    Rabbim cc ona ve onun gibi nicelerine rahmet etsin.Amin...


  4. 12.Kasım.2009, 13:41
    3
    @YŞE
    Rıza

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 22.Nisan.2008
    Üye No: 17901
    Mesaj Sayısı: 1,172
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 13
    Yaş: 23

    --->: İskilipli Atıf Hoca kim tarafından öldürüldü ve niçin?

    Timurtaş Uçar Hocaefendi
    7 gün asılmış ve başınada şapka geçirilmiş dedi


  5. 12.Kasım.2009, 13:41
    3
    Rıza
    Timurtaş Uçar Hocaefendi
    7 gün asılmış ve başınada şapka geçirilmiş dedi


  6. 12.Kasım.2009, 13:58
    4
    Abdullatif
    seyyah

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 17.Eylül.2009
    Üye No: 56182
    Mesaj Sayısı: 969
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 27
    Bulunduğu yer: sınırdan..

    --->: İskilipli Atıf Hoca kim tarafından öldürüldü ve niçin?

    Dünya üzerinde belkide oluşturulmuş en saçma mahkemeler tarafından asılmıştır mübarek, yukarıda da belirtildiği üzre yazdığı Firenk Mukallitligi ve Şapka isimli eseri yüzünden -yazdığı yılda şapka kanunu çıkmamış olmasına rağmen-(daha sonra çıkıyor) enteresan bir şekilde asılıyor. Gerçi şaşırmamak lazım, "Sanığın idamına; tanıkların bilahare dinlenmesine" gibi yeryüzünde emsali görülmemiş kararlara imza atabilen bir mahkemeden fazlası da beklenemezdi.Allah merhuma rahmet etsin.Elbette hesabı görülecektir, ebedi alemde.
    Bu konu hakkında bir film var.Yanılmıyorsam Mesut UÇAKAN'ındı.kelebekler sonsuza uçar şiddetle tavsiye ederim.


  7. 12.Kasım.2009, 13:58
    4
    seyyah
    Dünya üzerinde belkide oluşturulmuş en saçma mahkemeler tarafından asılmıştır mübarek, yukarıda da belirtildiği üzre yazdığı Firenk Mukallitligi ve Şapka isimli eseri yüzünden -yazdığı yılda şapka kanunu çıkmamış olmasına rağmen-(daha sonra çıkıyor) enteresan bir şekilde asılıyor. Gerçi şaşırmamak lazım, "Sanığın idamına; tanıkların bilahare dinlenmesine" gibi yeryüzünde emsali görülmemiş kararlara imza atabilen bir mahkemeden fazlası da beklenemezdi.Allah merhuma rahmet etsin.Elbette hesabı görülecektir, ebedi alemde.
    Bu konu hakkında bir film var.Yanılmıyorsam Mesut UÇAKAN'ındı.kelebekler sonsuza uçar şiddetle tavsiye ederim.


  8. 12.Kasım.2009, 14:45
    5
    DZALBAY
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 08.Temmuz.2008
    Üye No: 24825
    Mesaj Sayısı: 2,305
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 39
    Yaş: 61
    Bulunduğu yer: NİAMEY şimdi de ANKARA

    --->: İskilipli Atıf Hoca kim tarafından öldürüldü ve niçin?

    İstiklal Mahkemeleri yargılamaları bana Karakuşi mahkeme fıkrasını hatırlatır: “Bir hırsız Kadı Karakuş’a gelir ve hırsızlık için girdiği evin sahibini şikâyet eder: “Kadı Efendi, evin penceresi çürükmüş; kaçarken düştüm ve kolum kırıldı” der. Ev sahibi, “pencereyi ben yapmadım, marangoz yaptı” diyerek, işin içinden sıyrılır. Marangoz, “pencereyi takarken, gözüme falanca kadının elbisesi ilişmişti” der. Kadın, elbiseyi boyayanı suçlar. Boyacı herhangi bir mazeret bulamayınca, Karakuş boyacının idamına karar verir. Ne var ki, boyacının boyu idam sehpasından uzun olduğu için yerine daha kısa boylu bir boyacı bulunur ve hüküm infaz edilir.”

    Sadece şu husus bile İstiklal Mahkemelerinin yargılamasının ne kadar gülünç olduğuna yeter; Ankara İstiklal Mahkemesi azalarından sadece Rize mebusu Ali bey ile, savcı Necip Ali bey hukuk öğrenimi görmüştü. Reis Kel Ali (Çetinkaya) ve diğer azalar Kılıç Ali ile Reşid Galip beyler asker kökenli idiler.
    Zaten bunun çok da önemi yoktu. Hıfzı Veldet Velidedeoğlu’nun “Milli Mücadele Anıları” adlı eserindeki İstiklal Mahkemeleri hakkındaki şu ifadesi çok şeyi açıklıyor: "Mübalağasız denilebilir ki, bunlardan her biri kendi başına bir Büyük Millet Meclisi, kendi başına birer diktatördü.”
    Uğur Mumcu bu durumu sanki meşru gösterme gayreti içindedir: “Devrim bir şiddet olayıdır! Devrim, şiddet ile gelir… her devrim idam sehpalarıyla, giyotinlerle işe başlar; sonra evrim sürecine dönüşüp barışçı yöntemlerle gelişir. Hangi devrim kansız yapılmıştır? Hangi devrim toplumsal gerilimler yaşatmamıştır? Ve hangi devrim Cavit beyin haksız yere asılması gibi adaletsizliklere ve haksızlıklara yol açmamıştır?”
    İstiklal Mahkemeleri zabıtlarını incelediğimizde mahkemelerin hiç de Prof. Ergün Aybars’ın İstiklal Mahkemeleri adlı kitabında anlattığı gibi pembe bir çizgide olmadığı görünecektir. Misal olarak, mahkeme heyetinin maznunlara hitap tarzına birkaç numune verelim:
    “...İnkar filan edeyim deme! Temyizsiz (Yargıtaysız) , istinafsız (üst mahkemesiz) bir mahkeme karşısında bulunuyorsun. Ufak bir yalan söylersen okkanın altına gidersin.”
    “Hocam ruhun karanlık.”
    “Anlaşılıyor ki, İstiklal mahkemesi kanunlarına biraz daha şiddet lazım. Senin gibi muzır (zararlı) adamlara bir iki sual sorduktan sonra hemen hükmü vermeli.”
    Mehmed Akif’in damadı aslen Mısır’lı Ömer Rıza Doğrul’a: “Ne olursan ol! Türk vatanında, Türk vatandaşları arasında yaşamaya hakkın yok. Sana daha açık söyleyeyim mi? Kendimizden başkasının bu toprakta oturmasını istemiyoruz.”
    “Bu Gürcülüğü, Araplığı, Çerkezliği ruhunuzdan ne vakit çıkaracaksınız bilmiyorum ki? Türkiye’de doğar, Türkiye’de büyür, burada yer, içersiniz. Niye yok Gürcü'yüm, Çerkez'im bilmem neyim dersiniz?”

    İşte mahkemeyi yürüten heyetin fikir seviyesi...

    Alıntı...


  9. 12.Kasım.2009, 14:45
    5
    Üye
    İstiklal Mahkemeleri yargılamaları bana Karakuşi mahkeme fıkrasını hatırlatır: “Bir hırsız Kadı Karakuş’a gelir ve hırsızlık için girdiği evin sahibini şikâyet eder: “Kadı Efendi, evin penceresi çürükmüş; kaçarken düştüm ve kolum kırıldı” der. Ev sahibi, “pencereyi ben yapmadım, marangoz yaptı” diyerek, işin içinden sıyrılır. Marangoz, “pencereyi takarken, gözüme falanca kadının elbisesi ilişmişti” der. Kadın, elbiseyi boyayanı suçlar. Boyacı herhangi bir mazeret bulamayınca, Karakuş boyacının idamına karar verir. Ne var ki, boyacının boyu idam sehpasından uzun olduğu için yerine daha kısa boylu bir boyacı bulunur ve hüküm infaz edilir.”

    Sadece şu husus bile İstiklal Mahkemelerinin yargılamasının ne kadar gülünç olduğuna yeter; Ankara İstiklal Mahkemesi azalarından sadece Rize mebusu Ali bey ile, savcı Necip Ali bey hukuk öğrenimi görmüştü. Reis Kel Ali (Çetinkaya) ve diğer azalar Kılıç Ali ile Reşid Galip beyler asker kökenli idiler.
    Zaten bunun çok da önemi yoktu. Hıfzı Veldet Velidedeoğlu’nun “Milli Mücadele Anıları” adlı eserindeki İstiklal Mahkemeleri hakkındaki şu ifadesi çok şeyi açıklıyor: "Mübalağasız denilebilir ki, bunlardan her biri kendi başına bir Büyük Millet Meclisi, kendi başına birer diktatördü.”
    Uğur Mumcu bu durumu sanki meşru gösterme gayreti içindedir: “Devrim bir şiddet olayıdır! Devrim, şiddet ile gelir… her devrim idam sehpalarıyla, giyotinlerle işe başlar; sonra evrim sürecine dönüşüp barışçı yöntemlerle gelişir. Hangi devrim kansız yapılmıştır? Hangi devrim toplumsal gerilimler yaşatmamıştır? Ve hangi devrim Cavit beyin haksız yere asılması gibi adaletsizliklere ve haksızlıklara yol açmamıştır?”
    İstiklal Mahkemeleri zabıtlarını incelediğimizde mahkemelerin hiç de Prof. Ergün Aybars’ın İstiklal Mahkemeleri adlı kitabında anlattığı gibi pembe bir çizgide olmadığı görünecektir. Misal olarak, mahkeme heyetinin maznunlara hitap tarzına birkaç numune verelim:
    “...İnkar filan edeyim deme! Temyizsiz (Yargıtaysız) , istinafsız (üst mahkemesiz) bir mahkeme karşısında bulunuyorsun. Ufak bir yalan söylersen okkanın altına gidersin.”
    “Hocam ruhun karanlık.”
    “Anlaşılıyor ki, İstiklal mahkemesi kanunlarına biraz daha şiddet lazım. Senin gibi muzır (zararlı) adamlara bir iki sual sorduktan sonra hemen hükmü vermeli.”
    Mehmed Akif’in damadı aslen Mısır’lı Ömer Rıza Doğrul’a: “Ne olursan ol! Türk vatanında, Türk vatandaşları arasında yaşamaya hakkın yok. Sana daha açık söyleyeyim mi? Kendimizden başkasının bu toprakta oturmasını istemiyoruz.”
    “Bu Gürcülüğü, Araplığı, Çerkezliği ruhunuzdan ne vakit çıkaracaksınız bilmiyorum ki? Türkiye’de doğar, Türkiye’de büyür, burada yer, içersiniz. Niye yok Gürcü'yüm, Çerkez'im bilmem neyim dersiniz?”

    İşte mahkemeyi yürüten heyetin fikir seviyesi...

    Alıntı...


  10. 12.Kasım.2009, 14:56
    6
    GÖKHÜKÜMDAR
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 10.Kasım.2009
    Üye No: 64293
    Mesaj Sayısı: 231
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 3
    Yaş: 29
    Bulunduğu yer: antalya

    --->: İskilipli Atıf Hoca kim tarafından öldürüldü ve niçin?

    istiklal mahkemesi tarafından idam edilmesi kesindir nedeni halkın büyük çoğunlığun şapka karşı yürütülen faaliyetleri sonucu olduğu söylenir habertürk de yayınlanan tarihin arka odasında murat bardakçının iddiası ise mahkemede şapka meselesi konuşulmuş ama idamın asıl sebebi islam teali cemiyetin başkanlığı yaptığı için idam edildiğini söylüyor ve iskipli atıf hoca suçunu kabul edip özür dilese idam edilmezdi söylüyor iddiasının dayana ise istiklal mahkemsenin kayıt evraklarına dayandırıyor


  11. 12.Kasım.2009, 14:56
    6
    Devamlı Üye
    istiklal mahkemesi tarafından idam edilmesi kesindir nedeni halkın büyük çoğunlığun şapka karşı yürütülen faaliyetleri sonucu olduğu söylenir habertürk de yayınlanan tarihin arka odasında murat bardakçının iddiası ise mahkemede şapka meselesi konuşulmuş ama idamın asıl sebebi islam teali cemiyetin başkanlığı yaptığı için idam edildiğini söylüyor ve iskipli atıf hoca suçunu kabul edip özür dilese idam edilmezdi söylüyor iddiasının dayana ise istiklal mahkemsenin kayıt evraklarına dayandırıyor


  12. 12.Kasım.2009, 16:47
    7
    zehraoku
    Talebe

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 28.Nisan.2009
    Üye No: 48118
    Mesaj Sayısı: 458
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 7

    --->: İskilipli Atıf Hoca kim tarafından öldürüldü ve niçin?

    FRENK MUKALLİDLİĞİ VE ŞAPKA

    Atıf hoca 1924 yılında Frenk mukallitliği ve Şapka kitabını neşretti. Yani Şapkaya dair kanunun kabulünden bir buçuk sene evvel. Tabii, diğer kitapları gibi neşretmeden önce onu da Maarif vekaletine (milli eğitim teşkilatı) gönderdi, izin hatta takdir aldı.

    Bu risale körü körüne Avrupa taklitçiliğini eleştiren bir eserdi. Atıf efendi 32 sayfalık bu eserinde; Avrupa’nın ilim ve fennini almanın caiz, hatta lüzumlu bulunup, ama bizde yapılanın ise daha çok şuursuz bir batı taklitçiliği olduğunu, kılık kıyafette onlara benzemenin aslında ruhtaki bir bozuluşa alamet veya onun bedene aksetmesine sebebiyet vereceğini, bunun ise müstakil (bağımsız) bir şahsiyet inşa eden İslam düşüncesine zıt düştüğünü, Resul-i Ekrem’in Ebu Davud gibi sünen kitaplarında geçen “Bir kavme benzemeye çalışan onlardandır.” hadis-i nebevisi ışığında izah etmeye çalışıyor ve şu hükmü veriyordu:

    “Bir Müslüman şiar (simge) ve alamet-i küfür addolunan (sayılan) bir şeyi zaruretsiz giymek ve takınmak suretiyle gayr-i Müslimleri (müslüman olmayanları) taklit etmesi ve kendini onlara benzetmesi şer’an (dinen) memnûdur (yasaktır.)”

    Hoca bu görüşünde yalnız da değildi. İşte Bediüzzaman’dan bir misal: “Sonra o zâlim, dünyaca büyük makamlarda bulunan bedbahtlar dediler: "Sen, yirmi senedir bir tek defa takkemizi(şapka) başına koymadın. Eski ve yeni mahkemelerin huzurunda başını açmadın, eski kıyafetinle bulundun. Halbuki on yedi milyon bu kıyafete girdi."

    Ben de dedim: “On yedi milyon değil, belki yedi milyon da değil, belki rızasıyla ve kalben kabulüyle ancak yedi bin Avrupa-perest (avrupa hayranı) sarhoşların kıyafetlerine ruhsat-ı şer'iye (dini izin) ve cebr-i kanunî (kanun baskısıyla) cihetiyle girmektense, azîmet-i şer'iye ve takvâ (dine sıkı bağlanma ve duruş) cihetiyle, (yönüyle) yedi milyar zatların kıyafetlerine girmeyi tercih ederim.”



  13. 12.Kasım.2009, 16:47
    7
    Talebe
    FRENK MUKALLİDLİĞİ VE ŞAPKA

    Atıf hoca 1924 yılında Frenk mukallitliği ve Şapka kitabını neşretti. Yani Şapkaya dair kanunun kabulünden bir buçuk sene evvel. Tabii, diğer kitapları gibi neşretmeden önce onu da Maarif vekaletine (milli eğitim teşkilatı) gönderdi, izin hatta takdir aldı.

    Bu risale körü körüne Avrupa taklitçiliğini eleştiren bir eserdi. Atıf efendi 32 sayfalık bu eserinde; Avrupa’nın ilim ve fennini almanın caiz, hatta lüzumlu bulunup, ama bizde yapılanın ise daha çok şuursuz bir batı taklitçiliği olduğunu, kılık kıyafette onlara benzemenin aslında ruhtaki bir bozuluşa alamet veya onun bedene aksetmesine sebebiyet vereceğini, bunun ise müstakil (bağımsız) bir şahsiyet inşa eden İslam düşüncesine zıt düştüğünü, Resul-i Ekrem’in Ebu Davud gibi sünen kitaplarında geçen “Bir kavme benzemeye çalışan onlardandır.” hadis-i nebevisi ışığında izah etmeye çalışıyor ve şu hükmü veriyordu:

    “Bir Müslüman şiar (simge) ve alamet-i küfür addolunan (sayılan) bir şeyi zaruretsiz giymek ve takınmak suretiyle gayr-i Müslimleri (müslüman olmayanları) taklit etmesi ve kendini onlara benzetmesi şer’an (dinen) memnûdur (yasaktır.)”

    Hoca bu görüşünde yalnız da değildi. İşte Bediüzzaman’dan bir misal: “Sonra o zâlim, dünyaca büyük makamlarda bulunan bedbahtlar dediler: "Sen, yirmi senedir bir tek defa takkemizi(şapka) başına koymadın. Eski ve yeni mahkemelerin huzurunda başını açmadın, eski kıyafetinle bulundun. Halbuki on yedi milyon bu kıyafete girdi."

    Ben de dedim: “On yedi milyon değil, belki yedi milyon da değil, belki rızasıyla ve kalben kabulüyle ancak yedi bin Avrupa-perest (avrupa hayranı) sarhoşların kıyafetlerine ruhsat-ı şer'iye (dini izin) ve cebr-i kanunî (kanun baskısıyla) cihetiyle girmektense, azîmet-i şer'iye ve takvâ (dine sıkı bağlanma ve duruş) cihetiyle, (yönüyle) yedi milyar zatların kıyafetlerine girmeyi tercih ederim.”



  14. 18.Ekim.2010, 16:31
    8
    zehraoku
    Talebe

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 28.Nisan.2009
    Üye No: 48118
    Mesaj Sayısı: 458
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 7

    --->: İskilipli Atıf Hoca kim tarafından öldürüldü ve niçin?

  15. 18.Ekim.2010, 17:48
    9
    egeli2040
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 18.Ekim.2010
    Üye No: 79735
    Mesaj Sayısı: 65
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    --->: İskilipli Atıf Hoca kim tarafından öldürüldü ve niçin?

    isgal güclerinin yönetime getirdigi Şeyhül İslam Mason Mustafa Sabri’nin Fetvası vardı Kuvayı Milliyeciler hakkında Öldürülmeleri caiz hatta farzdı
    Ve aynı Şeyhül İslamın başka bir fetvası daha vardı
    Yunan Ordusu halifenin ordusudur ona yardıma gelmiştir dolayısıyla
    İslam’ın Ordusudur sakın ola ki Yunan Ordusuna karşı savaşılmaya
    zinhar günahtır dinsizliktir imansızlıktır.
    .
    iskilipli Atif hoca bu fetvaya desdek verdigi icin idam edilmistir..
    Sapka kanununa muhalefet ile ilgili degildir..
    .
    Seyhülislam mustafa sadri nin yunan ordusu hakkinda verdigi fetvaya sizde katiliyormusunuz?


  16. 18.Ekim.2010, 17:48
    9
    egeli2040 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    isgal güclerinin yönetime getirdigi Şeyhül İslam Mason Mustafa Sabri’nin Fetvası vardı Kuvayı Milliyeciler hakkında Öldürülmeleri caiz hatta farzdı
    Ve aynı Şeyhül İslamın başka bir fetvası daha vardı
    Yunan Ordusu halifenin ordusudur ona yardıma gelmiştir dolayısıyla
    İslam’ın Ordusudur sakın ola ki Yunan Ordusuna karşı savaşılmaya
    zinhar günahtır dinsizliktir imansızlıktır.
    .
    iskilipli Atif hoca bu fetvaya desdek verdigi icin idam edilmistir..
    Sapka kanununa muhalefet ile ilgili degildir..
    .
    Seyhülislam mustafa sadri nin yunan ordusu hakkinda verdigi fetvaya sizde katiliyormusunuz?


  17. 19.Ekim.2010, 14:32
    10
    zehraoku
    Talebe

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 28.Nisan.2009
    Üye No: 48118
    Mesaj Sayısı: 458
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 7

    --->: İskilipli Atıf Hoca kim tarafından öldürüldü ve niçin?

    Alıntı
    isgal güclerinin yönetime getirdigi Şeyhül İslam Mason Mustafa Sabri’nin Fetvası vardı Kuvayı Milliyeciler hakkında Öldürülmeleri caiz hatta farzdı
    Ve aynı Şeyhül İslamın başka bir fetvası daha vardı
    Yunan Ordusu halifenin ordusudur ona yardıma gelmiştir dolayısıyla
    İslam’ın Ordusudur sakın ola ki Yunan Ordusuna karşı savaşılmaya
    zinhar günahtır dinsizliktir imansızlıktır

    iskilipli Atif hoca bu fetvaya desdek verdigi icin idam edilmistir
    Sapka kanununa muhalefet ile ilgili degildir

    Seyhülislam mustafa sadri nin yunan ordusu hakkinda verdigi fetvaya sizde katiliyormusunuz?
    egeli2040 iskilifli atif hoca hakkinda kayda gecenlerde o olaylara sahit olanlarda ilan etmisler freng mukallidligi eserini kilik kiyafet inkilabi yapilmadan evvel yazmistir kendileri ilim ehli oldugundan ilerde birilerinin cikip ingilizlere usaklik edip ingilizlerin bu millete yapamadigini yaptiramadigini isleri yaptirmaya kalkicak ingilizler gibi giyinip onlarin fötrlerini bu müslümanlara giydirmeye kalkacak diye o kitabi UYARI ile birlikte islamiyetin o konudaki hükmünü ilan etmistir.

    Bilerek ve isteyerek fötrlü sapkayi kafasina takan hükmen kafirdir zorlama olsa öyle degildir ama gönüllünün birisi ingilizlerin fötörünü kafasina taktigi gibi o gün ekmek bulamayan millete zorla giydirmeye kalkmis buna karsi cikan herkeside asmistir ,iskilipli atif efendide yazdigi eserden cikarmadigi SARIGINDAN DOLAYI ASILARAK SEHID EDILMISTIR.

    Müslüman kadinlarda carsaflarindan ve tesettürlerinden cikarilip acik sacikliga zorla tesvik edilmistir onlara yapilan zulümlerde tarihte gecmistir halen dahi basörtüsüyle okula giremeyenlere sebep olanlar o kanunlari cikartip zorla tatbik etmege kalkanlardir.


  18. 19.Ekim.2010, 14:32
    10
    Talebe
    Alıntı
    isgal güclerinin yönetime getirdigi Şeyhül İslam Mason Mustafa Sabri’nin Fetvası vardı Kuvayı Milliyeciler hakkında Öldürülmeleri caiz hatta farzdı
    Ve aynı Şeyhül İslamın başka bir fetvası daha vardı
    Yunan Ordusu halifenin ordusudur ona yardıma gelmiştir dolayısıyla
    İslam’ın Ordusudur sakın ola ki Yunan Ordusuna karşı savaşılmaya
    zinhar günahtır dinsizliktir imansızlıktır

    iskilipli Atif hoca bu fetvaya desdek verdigi icin idam edilmistir
    Sapka kanununa muhalefet ile ilgili degildir

    Seyhülislam mustafa sadri nin yunan ordusu hakkinda verdigi fetvaya sizde katiliyormusunuz?
    egeli2040 iskilifli atif hoca hakkinda kayda gecenlerde o olaylara sahit olanlarda ilan etmisler freng mukallidligi eserini kilik kiyafet inkilabi yapilmadan evvel yazmistir kendileri ilim ehli oldugundan ilerde birilerinin cikip ingilizlere usaklik edip ingilizlerin bu millete yapamadigini yaptiramadigini isleri yaptirmaya kalkicak ingilizler gibi giyinip onlarin fötrlerini bu müslümanlara giydirmeye kalkacak diye o kitabi UYARI ile birlikte islamiyetin o konudaki hükmünü ilan etmistir.

    Bilerek ve isteyerek fötrlü sapkayi kafasina takan hükmen kafirdir zorlama olsa öyle degildir ama gönüllünün birisi ingilizlerin fötörünü kafasina taktigi gibi o gün ekmek bulamayan millete zorla giydirmeye kalkmis buna karsi cikan herkeside asmistir ,iskilipli atif efendide yazdigi eserden cikarmadigi SARIGINDAN DOLAYI ASILARAK SEHID EDILMISTIR.

    Müslüman kadinlarda carsaflarindan ve tesettürlerinden cikarilip acik sacikliga zorla tesvik edilmistir onlara yapilan zulümlerde tarihte gecmistir halen dahi basörtüsüyle okula giremeyenlere sebep olanlar o kanunlari cikartip zorla tatbik etmege kalkanlardir.


  19. 24.Ekim.2010, 05:18
    11
    egeli2040
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 18.Ekim.2010
    Üye No: 79735
    Mesaj Sayısı: 65
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    --->: İskilipli Atıf Hoca kim tarafından öldürüldü ve niçin?

    iskilipli ATIF hoca istanbul ingiliz yunan fetvasi tarafinda yer almistir.

    Diyanet yayinlari - web kütüphanesi - Halk kitaplari

    MİLLİ MÜCADELEDE DİN ADAMLARI II

    Degerlendirme ve Sonuc

    Anadolu'da Mustafa Kemal Paşa önderliğinde başlayan ve her geçen gün daha da güçlenen ulusal harekat, İtilaf güçlerini rahatsız ediyordu. Bu sebeple, 16 Mart 1920'de Milli Mücadele için yeni bir dönem başladı. İstanbul'daki ulusal harekat taraftarı olan herkes takip edilip tutuklandığı gibi, Anadolu'ya çıkış yolları da kontrol altına alındı. Anadolu'da yer yer isyanlar çıkarıldı.

    Başta İngilizler olmak üzere İtilaf Devletleri, yapılanları yeterli görmediler. Bu yüzden ellerindeki bütün imkanlarını harekete geçirmek suretiyle, İstanbul hükümeti üzerindeki baskılarını arttırdılar. Ta ki; en büyük dini makam olan Şeyhülislam'dan Ankara'dakileri kötüleyen bir fetvâ alarak Anadolu'ya dağıtsınlar ve halkın onlara olan itimadını sarssınlar. Çünkü düşman, Anadolu halkının dini hislerine nasıl yürekten bağlı olduğunu anlamıştı.

    Öte yandan çalışmalarımızın I. cildinde de belirtildiği gibi, Türk milletinin ruhunda ve benliğinde mevcut olan direnme gücünü ateşleyen hocalar ve müftüler Milli Mücadele fikrinin doğuşunda önemli bir faktör olmuşlardır. Ölüm-kalım mücadelesinin ilk günlerinde halk, Mustafa Kemal Paşa'nın da belirttiği gibi "Hakiki vaziyeti anlamamışlardı. Fikirlerde karışıklık vardı. Dimağlar âdeta durgun bir haldeydi?" Pek çok din adamı yine Mustafa Kemal Paşa'nın ifadesiyle "hakikatı halka izah ettiler? doğru yolu gösteren vaaz ve nasihatlerden sonra herkes çalışmaya başladı." Bu cümleden olarak, İzmir'in işgalinden sadece dört saat gibi kısa bir süre sonra düzenlediği mitingte; " İşgal edilen memleket halkının silaha sarılması dinî bir görevdir."diyen Müftü Ahmet Hulusi Efendi'nin etrafında Denizlililer hemen birleşmişlerdir. Din adamları, Milli Mücadele kıvılcımını ateşlemekle kalmadılar. Kimileri ellerinde silahla beldelerini korumuşlardır. Örneğin, Isparta'da Hafız İbrahim Efendi, "DEMİRALAY"; Afyonkarahisar'da da Hoca İsmail Şükrü, "ÇELİKALAY" adlarında gönüllülerden alaylar teşkil etmişlerdir. Bu arada hiçbir Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti yoktur ki, onun içinde veya başında bir din adamı bulunmasın. Bilindiği üzere TBMM, bu kuruluşların üzerine bina edilmiştir. Ayrıca Mustafa Kemal Paşa , 19 Mayıs 1919'da Anadolu topraklarına ayak bastığında, O'nu karşılayanların başında din adamları ön saflarda yer almışlardır.

    Kısaca ilk direniş fetvasını veren ve örgütünü kuran Denizli Müftüsü Ahmet Hulusi Efendi'den , İzmir Valisi İzzet Bey'in Yunan işgaline karşı çıkılmaması emri üzerine; "Vali Bey!? Bu sakalım kanımla kızarabilir, ama bu alına Yunan alçağını sükûnetle selamlamış olmanın karasını sürerek huzur-u İlâhiye çıkamam" diye haykıran İzmir Müftüsü Rahmetullah Efendi'ye, Mustafa Kemal Paşa'ya "Paşam!? Bütün Amasya emrinizdedir" diyen Müftü Hacı Tevfik Efendi' den Ankara Müftüsü M.Rifat Efendi'ye ve daha niceleri, Mustafa Kemal Paşa'nın " Ya İstiklâl ya ölüm" parolası etrafında birleşmişlerdir (1).

    İşte bu birlik ve beraberliği parçalamak isteyen düşman kuvvetleri, halkın dinî duygularına hitabeden bir vesika elde etmek arzusuna kapıldılar. Sonunda Şeyhülislam Dürrizâde Abdullah Efendi'den "Anadolu harekatına girişenlerin katli vacip olduğuna" dair bir fetva aldılar. Metinde de belirtildiği gibi bu kolay olmamıştır. Dürrizâde'nin selefi olan Haydarizâde İbrahim Efendi istenilen bu fetvayı vermemek için Şeyhülislamlık makamını terke mecbur kalmıştır. Bu yüzden Dördüncü Damat Ferit Hükümeti'nin kuruluşu iki gün gecikmiştir. Başka bir ifadeyle, ancak Dürrizâde'nin Şeyhülislamlık görevini kabul etmesiyle Dördüncü Damat Ferit Hükümeti kurulabilmiştir.

    Dürrizâde'nin fetvasını eline geçiren düşman kuvvetleri, bunu teksir ederek Anadolu'nun her tarafına çeşitli vasıtalarla (postayla, Anadolu'ya geçen kimseler aracılığıyla, vs.) hatta Yunan ve İngiliz uçaklarıyla dağıttılar.

    İstanbul Fetvası'nın Anadolu'da yayılmasını ve zararlarını önlemek için sıkı önlemler alınmış ise de bunda pek başarılı olunduğu söylenemez. Zira TBMM'nin açılışı arefesinde, ülkenin işgalden kurtulabilmiş köşeleri ayrı görüşlerin kavga sahnesi haline gelmişti. Bu yıkıcı fetvalar ve Bâb-ı Âli'nin beyannameleri ile aldatılan halk, yer yer vatan kurtarıcılarının önüne dikilmişti. Dini duyguları istismar edilen halkın da katılımı ile, Anadolu'nun muhtelif yerlerinde ayaklanmalar başgöstermişti. Bu tehlikeli isyan hareketleri, Ankara'nın yakınlarına kadar ulaşmıştı. Öyle ki, "Ankara'nın burnu dibinde Beypazarı İsyanı patladı. İsyancılar, Ayaş belinden Ankara'yı seyreder hale geldiler" (2).

    Metinde de söz edildiği gibi, Türk Milli Mücadelesi için zor günler yaşanıyordu. İç ve dış ihanet odakları el ele vererek Anadolu'da bir kardeş kavgası çıkartmak suretiyle müslümanı müslümana kırdırtmak istiyorlardı. Durum her geçen gün daha da tehlikeli bir hal aldı. Ulusal harekatın başarısızlığı dahi söz konusu olabilirdi. Nitekim eldeki Kuva-yı Milliye ve askeri birliklerden firarlar başlamıştı.

    Bu üzücü ve tehlikeli gelişmelerin, mukabil fetvaların yayınlanması ile önlenebileceğini görmekte gecikmeyen vatansever din adamları, hemen harekete geçtiler. "Padişah ve Halife dahi esirdir. Makam-ı Hilafet ve Saltanat'ın kurtarılması lazımdır" noktayı nazarından hareketle; düşman elinde esir olan halifenin zor ve baskı kullanılarak Şeyhülislam'a böyle bir fetvanın yayınlatıldığı, haliyle de bu fetvadaki hükümlerin geçersiz olduğu hususu üzerinde durdular. Ankara'da, bu anafikirden hareketle bir fetva yayınlanması çalışmalarına başlandı. Neticede, Ankara Müftüsü ve aynı zamanda Ankara Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Başkanı M. Rifat Efendi (Börekçi) öncülüğünde, Milli Mücadele'nin meşru olduğuna dair bir fetva hazırlandı.

    Ancak bu kez de, başta İngilizler olmak üzere İtilaf güçleri, Ankara Fetvası'nın Anadolu ulemasınca tasdik edilmesini önlemek için faaliyete geçtiler. Bu cümleden olarak, Bursa'nın tanınmış ileri gelen din alimleri, Ankara Fetvası'nı tasdik etmek üzere 21-22 Nisan 1920 gecesi Belediye binasında toplanmışlardı. Bu esnada Hoca kılığına girmiş bir İngiliz casusu:

    "- Hakikat sizin dediğiniz gibi değildir" diye bağırmıştır.


  20. 24.Ekim.2010, 05:18
    11
    egeli2040 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    iskilipli ATIF hoca istanbul ingiliz yunan fetvasi tarafinda yer almistir.

    Diyanet yayinlari - web kütüphanesi - Halk kitaplari

    MİLLİ MÜCADELEDE DİN ADAMLARI II

    Degerlendirme ve Sonuc

    Anadolu'da Mustafa Kemal Paşa önderliğinde başlayan ve her geçen gün daha da güçlenen ulusal harekat, İtilaf güçlerini rahatsız ediyordu. Bu sebeple, 16 Mart 1920'de Milli Mücadele için yeni bir dönem başladı. İstanbul'daki ulusal harekat taraftarı olan herkes takip edilip tutuklandığı gibi, Anadolu'ya çıkış yolları da kontrol altına alındı. Anadolu'da yer yer isyanlar çıkarıldı.

    Başta İngilizler olmak üzere İtilaf Devletleri, yapılanları yeterli görmediler. Bu yüzden ellerindeki bütün imkanlarını harekete geçirmek suretiyle, İstanbul hükümeti üzerindeki baskılarını arttırdılar. Ta ki; en büyük dini makam olan Şeyhülislam'dan Ankara'dakileri kötüleyen bir fetvâ alarak Anadolu'ya dağıtsınlar ve halkın onlara olan itimadını sarssınlar. Çünkü düşman, Anadolu halkının dini hislerine nasıl yürekten bağlı olduğunu anlamıştı.

    Öte yandan çalışmalarımızın I. cildinde de belirtildiği gibi, Türk milletinin ruhunda ve benliğinde mevcut olan direnme gücünü ateşleyen hocalar ve müftüler Milli Mücadele fikrinin doğuşunda önemli bir faktör olmuşlardır. Ölüm-kalım mücadelesinin ilk günlerinde halk, Mustafa Kemal Paşa'nın da belirttiği gibi "Hakiki vaziyeti anlamamışlardı. Fikirlerde karışıklık vardı. Dimağlar âdeta durgun bir haldeydi?" Pek çok din adamı yine Mustafa Kemal Paşa'nın ifadesiyle "hakikatı halka izah ettiler? doğru yolu gösteren vaaz ve nasihatlerden sonra herkes çalışmaya başladı." Bu cümleden olarak, İzmir'in işgalinden sadece dört saat gibi kısa bir süre sonra düzenlediği mitingte; " İşgal edilen memleket halkının silaha sarılması dinî bir görevdir."diyen Müftü Ahmet Hulusi Efendi'nin etrafında Denizlililer hemen birleşmişlerdir. Din adamları, Milli Mücadele kıvılcımını ateşlemekle kalmadılar. Kimileri ellerinde silahla beldelerini korumuşlardır. Örneğin, Isparta'da Hafız İbrahim Efendi, "DEMİRALAY"; Afyonkarahisar'da da Hoca İsmail Şükrü, "ÇELİKALAY" adlarında gönüllülerden alaylar teşkil etmişlerdir. Bu arada hiçbir Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti yoktur ki, onun içinde veya başında bir din adamı bulunmasın. Bilindiği üzere TBMM, bu kuruluşların üzerine bina edilmiştir. Ayrıca Mustafa Kemal Paşa , 19 Mayıs 1919'da Anadolu topraklarına ayak bastığında, O'nu karşılayanların başında din adamları ön saflarda yer almışlardır.

    Kısaca ilk direniş fetvasını veren ve örgütünü kuran Denizli Müftüsü Ahmet Hulusi Efendi'den , İzmir Valisi İzzet Bey'in Yunan işgaline karşı çıkılmaması emri üzerine; "Vali Bey!? Bu sakalım kanımla kızarabilir, ama bu alına Yunan alçağını sükûnetle selamlamış olmanın karasını sürerek huzur-u İlâhiye çıkamam" diye haykıran İzmir Müftüsü Rahmetullah Efendi'ye, Mustafa Kemal Paşa'ya "Paşam!? Bütün Amasya emrinizdedir" diyen Müftü Hacı Tevfik Efendi' den Ankara Müftüsü M.Rifat Efendi'ye ve daha niceleri, Mustafa Kemal Paşa'nın " Ya İstiklâl ya ölüm" parolası etrafında birleşmişlerdir (1).

    İşte bu birlik ve beraberliği parçalamak isteyen düşman kuvvetleri, halkın dinî duygularına hitabeden bir vesika elde etmek arzusuna kapıldılar. Sonunda Şeyhülislam Dürrizâde Abdullah Efendi'den "Anadolu harekatına girişenlerin katli vacip olduğuna" dair bir fetva aldılar. Metinde de belirtildiği gibi bu kolay olmamıştır. Dürrizâde'nin selefi olan Haydarizâde İbrahim Efendi istenilen bu fetvayı vermemek için Şeyhülislamlık makamını terke mecbur kalmıştır. Bu yüzden Dördüncü Damat Ferit Hükümeti'nin kuruluşu iki gün gecikmiştir. Başka bir ifadeyle, ancak Dürrizâde'nin Şeyhülislamlık görevini kabul etmesiyle Dördüncü Damat Ferit Hükümeti kurulabilmiştir.

    Dürrizâde'nin fetvasını eline geçiren düşman kuvvetleri, bunu teksir ederek Anadolu'nun her tarafına çeşitli vasıtalarla (postayla, Anadolu'ya geçen kimseler aracılığıyla, vs.) hatta Yunan ve İngiliz uçaklarıyla dağıttılar.

    İstanbul Fetvası'nın Anadolu'da yayılmasını ve zararlarını önlemek için sıkı önlemler alınmış ise de bunda pek başarılı olunduğu söylenemez. Zira TBMM'nin açılışı arefesinde, ülkenin işgalden kurtulabilmiş köşeleri ayrı görüşlerin kavga sahnesi haline gelmişti. Bu yıkıcı fetvalar ve Bâb-ı Âli'nin beyannameleri ile aldatılan halk, yer yer vatan kurtarıcılarının önüne dikilmişti. Dini duyguları istismar edilen halkın da katılımı ile, Anadolu'nun muhtelif yerlerinde ayaklanmalar başgöstermişti. Bu tehlikeli isyan hareketleri, Ankara'nın yakınlarına kadar ulaşmıştı. Öyle ki, "Ankara'nın burnu dibinde Beypazarı İsyanı patladı. İsyancılar, Ayaş belinden Ankara'yı seyreder hale geldiler" (2).

    Metinde de söz edildiği gibi, Türk Milli Mücadelesi için zor günler yaşanıyordu. İç ve dış ihanet odakları el ele vererek Anadolu'da bir kardeş kavgası çıkartmak suretiyle müslümanı müslümana kırdırtmak istiyorlardı. Durum her geçen gün daha da tehlikeli bir hal aldı. Ulusal harekatın başarısızlığı dahi söz konusu olabilirdi. Nitekim eldeki Kuva-yı Milliye ve askeri birliklerden firarlar başlamıştı.

    Bu üzücü ve tehlikeli gelişmelerin, mukabil fetvaların yayınlanması ile önlenebileceğini görmekte gecikmeyen vatansever din adamları, hemen harekete geçtiler. "Padişah ve Halife dahi esirdir. Makam-ı Hilafet ve Saltanat'ın kurtarılması lazımdır" noktayı nazarından hareketle; düşman elinde esir olan halifenin zor ve baskı kullanılarak Şeyhülislam'a böyle bir fetvanın yayınlatıldığı, haliyle de bu fetvadaki hükümlerin geçersiz olduğu hususu üzerinde durdular. Ankara'da, bu anafikirden hareketle bir fetva yayınlanması çalışmalarına başlandı. Neticede, Ankara Müftüsü ve aynı zamanda Ankara Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Başkanı M. Rifat Efendi (Börekçi) öncülüğünde, Milli Mücadele'nin meşru olduğuna dair bir fetva hazırlandı.

    Ancak bu kez de, başta İngilizler olmak üzere İtilaf güçleri, Ankara Fetvası'nın Anadolu ulemasınca tasdik edilmesini önlemek için faaliyete geçtiler. Bu cümleden olarak, Bursa'nın tanınmış ileri gelen din alimleri, Ankara Fetvası'nı tasdik etmek üzere 21-22 Nisan 1920 gecesi Belediye binasında toplanmışlardı. Bu esnada Hoca kılığına girmiş bir İngiliz casusu:

    "- Hakikat sizin dediğiniz gibi değildir" diye bağırmıştır.


  21. 24.Ekim.2010, 05:18
    12
    egeli2040
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 18.Ekim.2010
    Üye No: 79735
    Mesaj Sayısı: 65
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    --->: İskilipli Atıf Hoca kim tarafından öldürüldü ve niçin?




    Toplantıda bulunan Ali Fuat Paşa'nın yerinde aldığı tedbirle, İngiliz casusunun menfi yöndeki girişimi engellenmiştir (3). Böylece Karacabey Müftüsü Abdullah Sıtkı Efendi'nin dışında (4), Bursa İl ve İlçe Müftüleriyle birlikte 39 din alimi Ankara Fetvası'nı tasdik etmiştir (5).

    İngilizlerin ve diğer İtilaf güçlerinin Anadolu'nun başka yerlerinde de benzer girişimlerde bulunmaları muhtemeldir. Ancak bunda başarılı oldukları söylenemez. Nitekim, Ankara Fetvası'nın, Anadolu'nun çeşitli yerlerindeki davaya inanan vatansever müftü ve din alimi tarafından hemen tasdik edildiği ve imzalandığı görülmektedir. Çalışmamızda bunların sayısının 152'den daha fazla olduğunu (Ankara Müderrislerinden Hasan Fehmi, Sivas Müftüsü Hacı Abdurrauf ve Şebinkarahisar Sabık Müftüsü Mustafa Asım Efendilerin de fetvayı tasdik ettiklerini ve böylece sayının şimdilik 155 olduğunu) tesbit ettik.

    Bir hususu da belirtmekte yarar vardır. Bunların hemen hepsi Ankara Fetvası'nı isteyerek ve ondaki ifadelere inanarak imzalamışlar, tasdik etmişlerdir. Bilindiği üzere Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri, pek çok milli faaliyetin planlayıcısı ve yürütücüsü olmuştur. Hiçbir Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti yoktur ki, onun içinde veya başında bir din adamı bulunmasın. Çalışmamız esnasında bu konuda hizmet verenler de belirtildi. Ayrıca Milli Mücadele'de İslami inanç esaslarına sıkı sıkı bağlı kalınmıştır. Kuva-yı Milliye çalışmaları, sadece vatanın kurtarılması ve milletin bağımsızlığı ile sınırlı değildir. Bu çalışmalar aynı zamanda, Padişah ve Halifenin esir olduğu, dolayısıyla Hilafet ve Saltanat Makamının kurtarılması noktasından da yürütülüyordu (6). Öyle ki, Büyük Millet Meclisi'nin 25 Nisan 1920'de yayınlanan beyannamesinde; Vatanın bağımsızlığı ile birlikte Hilafet ve Saltanat'ın kurtarılması en önemli görev sayılıyor ve ayrıca "? Biz vekilleriniz Cenab-ı Hakk ve Rasûl-i Ekrem namına yemin ederiz ki, Padişaha ve Halifeye isyan sözü bir yalandan ibarettir?" deniliyordu (7). Bu arada Anadolu harekatının önderi Mustafa Kemal Paşa'nın da Milli Mücadele süresince İslâm mücahidliği yaptığı bilinen bir gerçektir (8).

    Esasen bu bilgiler ışığında, kendilerinden söz ettiğimiz ulemanın Ankara Fetvası'nı baskıyla, zor kullanılarak imzaladıklarını söylemek ilmi açıdan mümkün değildir. Bununla birlikte, Mustafa Kemal Paşa'nın bu konudaki çaba ve gayretlerini de unutmamak gerekir.

    Çalışmamızda İstanbul Fetvası'nın işgal kuvvetlerinin baskısı altında verildiğini tesbit ettik. Ayrıca hükümet başkanı Damat Ferit Paşa'nın bu konudaki rolünden de söz edildi. Bu arada Ankara Fetvası'nı hazırlayan M.Rifat Efendi'nin, Sultan Vahdeddin tarafından idama mahkum edilişi de unutulmamalıdır. Bu, yüzyıllardır bir din adamı için bir Osmanlı Padişahı ve İslam Dünyası Halifesi'nin ilk defa verdiği ölüm fermanı idi. M.Rifat Efendi de hakkında böyle ağır karar alınan ilk ve son Osmanlı Müftüsü oluyordu (9).

    Yine çalışmamızda Hakimiyet-i Milliye gazetesinin 5 Mayıs 1336 (1920) tarihli nüshasında isimleri geçen iki Viranşehir Müftüsü İbrahim'den birisinin Seydişehir Müftüsü İsmail Hakkı olduğunu tesbit ettik. Bu arada bu gazetenin anılan nüshasının Latin harfleriyle ilk defa Haziran 1948'de Sebilürreşat'ta tekrarlanışında, eski yazının yanlış okunuşundan kaynaklanan hataları da belirledik. Bu hatalardan "ÖN SÖZ"de de belirtildiği gibi, Harran'ın Hizan şeklinde okunmasıdır. Diğeri de "Bünyan" şeklinde okunması mümkün olmayan bir kelimenin "Bünyan" şeklinde okunmasıdır. Sebilürreşat'tan aynen iktibas edildiğinden "Bünyan" daha sonra yayınlanan eserlerde de bu hatalar olduğu gibi tekrarlanmıştır.

    Ayrıca "ÖN SÖZ"de değindiğim bir diğer hususu da yeniden vurgulamakta yarar görüyorum. O da şudur: Görüldüğü üzere kimilerinin sadece biyografilerini verebildik. Bundan onların, Ankara Fetvası'nı tasdik etmenin dışında başka hizmetlerinin bulunmadığı anlamı çıkarılmasın. Nedeni, şimdilik daha fazla bilgi ve belge bulamayışımızdır. Aynı durum, fotoğraflarını veremediklerimiz için de geçerlidir. Hemen belirtelim ki, bilgi ve belge elde edildikçe "MİLLİ MÜCADELE'DE DİN ADAMLARI" serimizin diğer ciltlerinde, onlara da daha geniş yer verilecektir. Bu vesile ile okuyucularımızın özellikle vatansever din alimlerinin akraba ve dostlarının bize lütfedecekleri bilgi ve belgelere ihtiyaç duyduğumuzu bir kez daha belirtirim.

    Sonuç olarak diyebiliriz ki, İstanbul fetvasında taraflı, kasıtlı, eksik hatta yanlış bilgilere isnat edilerek hükümler verilmiş olması, daha önemlisi, ciddi dini kaynak gösterilemediğinden inandırıcılık yönü zayıf kalmıştır. Bununla birlikte daha önce de ifade edildiği gibi, Halifelik makamının nüfuzu kullanılarak Anadolu'nun çeşitli yerlerinde Milli Mücadele aleyhinde ciddi tehlikeler arzeden isyanlar çıkarılabilmiştir.

    Ankara Fetvası ise, gerçekleri daha iyi aksettiren, "hakaret ve esirliğe maruz kalmış bulunan İslam Halifesinin kurtarılması" noktasından hareketle, ikna edici dini delillere dayanan ilmi kariyer ve dini bilgilerinden şüphe edilemeyecek kadar mesleğinin erbabı, ulema tarafından hazırlanmıştır. Ayrıca fetva, Anadolu'nun çeşitli yerlerindeki yine bu konuda söz sahibi yetkililerce incelendikten sonra tasdik edilmiştir.

    Böylece İstanbul Fetvası'nın milli harekat için arzettiği büyük tehlike önemli ölçüde bertaraf edilmiş ve isyanlar bastırılmıştır. Müftü ve ulemanın "? Ber-vechi bâlâ (yukarıdaki) Fetvâ-yı Şerife, Şer'i Şerife muvafıktır" sözleri, Şeyhülislam'ın fetvasını hükümsüz kılmış ve Anadolu'daki ulusal birlik ve beraberliği pekiştirmiştir. Başka bir deyişle, Anadolu halkının bu birlik ve beraberliği sayesinde, Sevr, tarihin çöplüğüne atılarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulmuştur.

    Milli Mücadele tarihimiz etraflıca incelendiğinde, Ankara Fetvası'nın önemi daha iyi anlaşılmış olacaktır. Tabii başta Ankara Müftüsü (İlk Diyanet İşleri Başkanı) Mehmet Rifat Efendi (Börekçi) olmak üzere bu fetvaya imza koyan din adamlarının da?

    Çalışmamızı Milli Mücadele'nin önderi ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün, 24 Eylül 1924'te Amasya'da yaptığı konuşmasıyla bitirelim:

    "Muhterem Efendiler;

    Benim için, memleket için, inkılâp için çok mühim günler geçirdiğim bir şehirde bulunuyorum.. Bu şehrin muhterem ahalisi gecenin zulmetine rağmen, beni uzaklardan çok parlak, pek hararetli samimi tezahüratla karşıladılar. Bu dakikada halkın kıymetli mümessilleriyle, mensuplariyle bir sofrada bulunuyorum. Bütün bunlara ait hissiyatım, efkârım o kadar çok, o kadar heyecan halindedir ki, bunları ifade ve izah için beşeri lisanı gayri kâfi görüyorum. Biliyorsunuz ki, kalbden kalbe yol vardır. Kalblerinizde, kendi vicdanlarınızda okuyabilirsiniz. Yalnız Amasya'da geçirdiğim günlere ait iki hatırayı ihya etmeden geçemeyeceğim. Biri elyevm (bugün) Müftünüz bulunan Kâmil Efendi Hazretlerine aittir.

    Efendiler, bundan beş sene evvel buraya geldiğim zaman bu şehir halkı da bütün millet gibi vaziyeti hakikiyeyi anlamamışlardı. Fikirlerde teşevvüş (karmaşıklık) vardı. Dimağlar âdeta durgun bir halde idi. Ben burada bir çok zevatla beraber Kâmil Efendi Hazretleriyle görüştüm. Bir camii şerifte hakikati halka izah ettiler. Efendi Hazretleri halka dediler ki: "Milletin şerefi, haysiyeti, hürriyeti ve istiklali hakikaten tehlikeye düşmüştür. Bu felaketten kurtulmak, icabederse vatanın son bir ferdine kadar ölmeyi göze almak lazımdır. Padişah olsun, halife olsun, isim ve ünvanı her ne olursa olsun hiçbir şahıs ve makamın hikmeti mevcudiyeti kalmamıştır. Yegâne çare-i halas halkın doğrudan doğruya hakimiyeti eline alması ve iradesini kullanmasıdır".

    İşte Efendi Hazretlerinin bu mürşidane vukubulan vaaz ve nasihatından sonra herkes çalışmaya başladı. Bu münasebetle Müftü Kamil Efendi Hazretlerini takdirle yâdediyorum. Ve genç Cumhuriyetimiz bu gibi ulema ile iftihar eder?" (10).

    Tabii bizler de?

    DİPNOTLAR

    (1) Bkz., Ali Sarıkoyuncu, Milli Mücadele'de Din Adamları I, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayını, Ankara, 1995, s. 11 vd.


  22. 24.Ekim.2010, 05:18
    12
    egeli2040 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli



    Toplantıda bulunan Ali Fuat Paşa'nın yerinde aldığı tedbirle, İngiliz casusunun menfi yöndeki girişimi engellenmiştir (3). Böylece Karacabey Müftüsü Abdullah Sıtkı Efendi'nin dışında (4), Bursa İl ve İlçe Müftüleriyle birlikte 39 din alimi Ankara Fetvası'nı tasdik etmiştir (5).

    İngilizlerin ve diğer İtilaf güçlerinin Anadolu'nun başka yerlerinde de benzer girişimlerde bulunmaları muhtemeldir. Ancak bunda başarılı oldukları söylenemez. Nitekim, Ankara Fetvası'nın, Anadolu'nun çeşitli yerlerindeki davaya inanan vatansever müftü ve din alimi tarafından hemen tasdik edildiği ve imzalandığı görülmektedir. Çalışmamızda bunların sayısının 152'den daha fazla olduğunu (Ankara Müderrislerinden Hasan Fehmi, Sivas Müftüsü Hacı Abdurrauf ve Şebinkarahisar Sabık Müftüsü Mustafa Asım Efendilerin de fetvayı tasdik ettiklerini ve böylece sayının şimdilik 155 olduğunu) tesbit ettik.

    Bir hususu da belirtmekte yarar vardır. Bunların hemen hepsi Ankara Fetvası'nı isteyerek ve ondaki ifadelere inanarak imzalamışlar, tasdik etmişlerdir. Bilindiği üzere Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri, pek çok milli faaliyetin planlayıcısı ve yürütücüsü olmuştur. Hiçbir Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti yoktur ki, onun içinde veya başında bir din adamı bulunmasın. Çalışmamız esnasında bu konuda hizmet verenler de belirtildi. Ayrıca Milli Mücadele'de İslami inanç esaslarına sıkı sıkı bağlı kalınmıştır. Kuva-yı Milliye çalışmaları, sadece vatanın kurtarılması ve milletin bağımsızlığı ile sınırlı değildir. Bu çalışmalar aynı zamanda, Padişah ve Halifenin esir olduğu, dolayısıyla Hilafet ve Saltanat Makamının kurtarılması noktasından da yürütülüyordu (6). Öyle ki, Büyük Millet Meclisi'nin 25 Nisan 1920'de yayınlanan beyannamesinde; Vatanın bağımsızlığı ile birlikte Hilafet ve Saltanat'ın kurtarılması en önemli görev sayılıyor ve ayrıca "? Biz vekilleriniz Cenab-ı Hakk ve Rasûl-i Ekrem namına yemin ederiz ki, Padişaha ve Halifeye isyan sözü bir yalandan ibarettir?" deniliyordu (7). Bu arada Anadolu harekatının önderi Mustafa Kemal Paşa'nın da Milli Mücadele süresince İslâm mücahidliği yaptığı bilinen bir gerçektir (8).

    Esasen bu bilgiler ışığında, kendilerinden söz ettiğimiz ulemanın Ankara Fetvası'nı baskıyla, zor kullanılarak imzaladıklarını söylemek ilmi açıdan mümkün değildir. Bununla birlikte, Mustafa Kemal Paşa'nın bu konudaki çaba ve gayretlerini de unutmamak gerekir.

    Çalışmamızda İstanbul Fetvası'nın işgal kuvvetlerinin baskısı altında verildiğini tesbit ettik. Ayrıca hükümet başkanı Damat Ferit Paşa'nın bu konudaki rolünden de söz edildi. Bu arada Ankara Fetvası'nı hazırlayan M.Rifat Efendi'nin, Sultan Vahdeddin tarafından idama mahkum edilişi de unutulmamalıdır. Bu, yüzyıllardır bir din adamı için bir Osmanlı Padişahı ve İslam Dünyası Halifesi'nin ilk defa verdiği ölüm fermanı idi. M.Rifat Efendi de hakkında böyle ağır karar alınan ilk ve son Osmanlı Müftüsü oluyordu (9).

    Yine çalışmamızda Hakimiyet-i Milliye gazetesinin 5 Mayıs 1336 (1920) tarihli nüshasında isimleri geçen iki Viranşehir Müftüsü İbrahim'den birisinin Seydişehir Müftüsü İsmail Hakkı olduğunu tesbit ettik. Bu arada bu gazetenin anılan nüshasının Latin harfleriyle ilk defa Haziran 1948'de Sebilürreşat'ta tekrarlanışında, eski yazının yanlış okunuşundan kaynaklanan hataları da belirledik. Bu hatalardan "ÖN SÖZ"de de belirtildiği gibi, Harran'ın Hizan şeklinde okunmasıdır. Diğeri de "Bünyan" şeklinde okunması mümkün olmayan bir kelimenin "Bünyan" şeklinde okunmasıdır. Sebilürreşat'tan aynen iktibas edildiğinden "Bünyan" daha sonra yayınlanan eserlerde de bu hatalar olduğu gibi tekrarlanmıştır.

    Ayrıca "ÖN SÖZ"de değindiğim bir diğer hususu da yeniden vurgulamakta yarar görüyorum. O da şudur: Görüldüğü üzere kimilerinin sadece biyografilerini verebildik. Bundan onların, Ankara Fetvası'nı tasdik etmenin dışında başka hizmetlerinin bulunmadığı anlamı çıkarılmasın. Nedeni, şimdilik daha fazla bilgi ve belge bulamayışımızdır. Aynı durum, fotoğraflarını veremediklerimiz için de geçerlidir. Hemen belirtelim ki, bilgi ve belge elde edildikçe "MİLLİ MÜCADELE'DE DİN ADAMLARI" serimizin diğer ciltlerinde, onlara da daha geniş yer verilecektir. Bu vesile ile okuyucularımızın özellikle vatansever din alimlerinin akraba ve dostlarının bize lütfedecekleri bilgi ve belgelere ihtiyaç duyduğumuzu bir kez daha belirtirim.

    Sonuç olarak diyebiliriz ki, İstanbul fetvasında taraflı, kasıtlı, eksik hatta yanlış bilgilere isnat edilerek hükümler verilmiş olması, daha önemlisi, ciddi dini kaynak gösterilemediğinden inandırıcılık yönü zayıf kalmıştır. Bununla birlikte daha önce de ifade edildiği gibi, Halifelik makamının nüfuzu kullanılarak Anadolu'nun çeşitli yerlerinde Milli Mücadele aleyhinde ciddi tehlikeler arzeden isyanlar çıkarılabilmiştir.

    Ankara Fetvası ise, gerçekleri daha iyi aksettiren, "hakaret ve esirliğe maruz kalmış bulunan İslam Halifesinin kurtarılması" noktasından hareketle, ikna edici dini delillere dayanan ilmi kariyer ve dini bilgilerinden şüphe edilemeyecek kadar mesleğinin erbabı, ulema tarafından hazırlanmıştır. Ayrıca fetva, Anadolu'nun çeşitli yerlerindeki yine bu konuda söz sahibi yetkililerce incelendikten sonra tasdik edilmiştir.

    Böylece İstanbul Fetvası'nın milli harekat için arzettiği büyük tehlike önemli ölçüde bertaraf edilmiş ve isyanlar bastırılmıştır. Müftü ve ulemanın "? Ber-vechi bâlâ (yukarıdaki) Fetvâ-yı Şerife, Şer'i Şerife muvafıktır" sözleri, Şeyhülislam'ın fetvasını hükümsüz kılmış ve Anadolu'daki ulusal birlik ve beraberliği pekiştirmiştir. Başka bir deyişle, Anadolu halkının bu birlik ve beraberliği sayesinde, Sevr, tarihin çöplüğüne atılarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulmuştur.

    Milli Mücadele tarihimiz etraflıca incelendiğinde, Ankara Fetvası'nın önemi daha iyi anlaşılmış olacaktır. Tabii başta Ankara Müftüsü (İlk Diyanet İşleri Başkanı) Mehmet Rifat Efendi (Börekçi) olmak üzere bu fetvaya imza koyan din adamlarının da?

    Çalışmamızı Milli Mücadele'nin önderi ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün, 24 Eylül 1924'te Amasya'da yaptığı konuşmasıyla bitirelim:

    "Muhterem Efendiler;

    Benim için, memleket için, inkılâp için çok mühim günler geçirdiğim bir şehirde bulunuyorum.. Bu şehrin muhterem ahalisi gecenin zulmetine rağmen, beni uzaklardan çok parlak, pek hararetli samimi tezahüratla karşıladılar. Bu dakikada halkın kıymetli mümessilleriyle, mensuplariyle bir sofrada bulunuyorum. Bütün bunlara ait hissiyatım, efkârım o kadar çok, o kadar heyecan halindedir ki, bunları ifade ve izah için beşeri lisanı gayri kâfi görüyorum. Biliyorsunuz ki, kalbden kalbe yol vardır. Kalblerinizde, kendi vicdanlarınızda okuyabilirsiniz. Yalnız Amasya'da geçirdiğim günlere ait iki hatırayı ihya etmeden geçemeyeceğim. Biri elyevm (bugün) Müftünüz bulunan Kâmil Efendi Hazretlerine aittir.

    Efendiler, bundan beş sene evvel buraya geldiğim zaman bu şehir halkı da bütün millet gibi vaziyeti hakikiyeyi anlamamışlardı. Fikirlerde teşevvüş (karmaşıklık) vardı. Dimağlar âdeta durgun bir halde idi. Ben burada bir çok zevatla beraber Kâmil Efendi Hazretleriyle görüştüm. Bir camii şerifte hakikati halka izah ettiler. Efendi Hazretleri halka dediler ki: "Milletin şerefi, haysiyeti, hürriyeti ve istiklali hakikaten tehlikeye düşmüştür. Bu felaketten kurtulmak, icabederse vatanın son bir ferdine kadar ölmeyi göze almak lazımdır. Padişah olsun, halife olsun, isim ve ünvanı her ne olursa olsun hiçbir şahıs ve makamın hikmeti mevcudiyeti kalmamıştır. Yegâne çare-i halas halkın doğrudan doğruya hakimiyeti eline alması ve iradesini kullanmasıdır".

    İşte Efendi Hazretlerinin bu mürşidane vukubulan vaaz ve nasihatından sonra herkes çalışmaya başladı. Bu münasebetle Müftü Kamil Efendi Hazretlerini takdirle yâdediyorum. Ve genç Cumhuriyetimiz bu gibi ulema ile iftihar eder?" (10).

    Tabii bizler de?

    DİPNOTLAR

    (1) Bkz., Ali Sarıkoyuncu, Milli Mücadele'de Din Adamları I, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayını, Ankara, 1995, s. 11 vd.



Git 124 Sonuncu