+ Yorum Gönder
2. Sayfa BirinciBirinci 1235 ... SonuncuSonuncu
Soru ve Cevaplar ve Sizden gelen sorular Kategorisinden İskilipli Atıf Hoca kim tarafından öldürüldü ve niçin? Konusununa Bakıyorsunuz..
  1. 13
    Abdullatif
    seyyah
    Reklam

    --->: İskilipli Atıf Hoca kim tarafından öldürüldü ve niçin?

    Reklam



    --->: İskilipli Atıf Hoca kim tarafından öldürüldü ve niçin? isimli yazı www.Mumsema.com--->: İskilipli Atıf Hoca kim tarafından öldürüldü ve niçin?
    Alıntı egeli2040 Nickli Üyeden Alıntı
    İskilipli ATIF hoca istanbul ingiliz yunan fetvasi tarafinda yer almistir.

    Diyanet yayinlari - web kütüphanesi - Halk kitaplari
    Her zamanki gibi işkembe-i kübradan sallıyorsun, bıkmadın bıkmayacaksın.
    Alıntını okudum İskiliplinin adı tek bir kere dahi geçmiyor.
    Ha geçse dahi kaynak belge vs. vs. nerde?
    Sen hep boş konuştun/yazdın hala da böyle devam ediyorsun.
    İster patla, ister çatla, seküler Türkiye, başından fötr eksik olmayan çağdaş(!) nesiller hayalin gitgide senden ve senin gibilerden uzaklaşıyor, bak iyi bak artık başörtüsü ile, senin o sürekli ahzab 59 ahzab 59 diye bağrınıp durarak şart değil dediğin örtü ile o kutsal nişane ile, kardeşlerimiz üniversitelere giriyor, Anayasa Mahkemesi, HSYK ve nice köhneleşmiş 1930 ların beynine sahip kurum silkinip zindeleşiyor
    Artık bitti, devriniz kapandı Ellhamdülillah,
    sen istediğin kadar ordan burdan alakasız alıntılar yaparak kansız köpekleri temize çıkarma çabana devam et biz rahatız, geçmişte yaşananların hesabı elbet ebediyette sorulacak,
    Biz imdiye bakıyoruz senin gibilerin sinir krizlerine girmesine sebep olarak, güvenle ve inancımızla ELHAMDÜLİLLAH!

  2. 14
    egeli2040
    Emekli

    --->: İskilipli Atıf Hoca kim tarafından öldürüldü ve niçin?


    Reklam


    KANSIZ köpekler diye eminim ki ingiliz-Yunan isbirlikcilerine dedin.
    istanbul Fetvasini desdekleyenlere dedin.

    Buyur kaynak 1
    http://www.diyanet.gov.tr/turkish/dy...tay.aspx?ID=26

    Buyur kaynak 2

    http://www.diyanet.gov.tr/turkish/dy...tay.aspx?ID=27

  3. 15
    egeli2040
    Emekli
    Fetvalar ve Fetvaları Tasdik Eden Din Adamları
    Bir davranış, bir işin İslam Dini hükümleri açısından doğru ve yanlışlığı, olur veya olmazlığı konusunda, din bilginlerinin verdikleri sözlü veya yazılı cevaplara fetva denilir. Kısa tanımıyla fetva, Müftünün verdiği şer’i cevaplardır.

    Anadolu’da Mustafa Kemal Paşa önderliğinde başlayan ve her geçen gün daha da güçlenen ulusal harekat, itilâf güçlerini rahatsız ediyordu. Bu sebeple 16 Mart 1920’de Millî Mücadele için yeni bir dönem başladı. İstanbul’daki Ulusal Harekat taraftarı olan herkes takip edilip tutuklandığı gibi, Anadolu’ya çıkış yolları da kontrol altına alındı. Bu arada Anadolu’da yer yer isyanlar çıkarıldı.

    Başta İngilizler olmak üzere itilâf devletleri yapılanları yeterli görmediler. Bu yüzden ellerindeki bütün imkanları harekete geçirmek suretiyle İstanbul Hükümeti üzerindeki baskılarını artırdılar. Ta ki en büyük dini makam olan Şeyhül-İslam’dan Ankara’dakileri kötülüyen bir fetva olarak Anadolu’ya dağıtsınlar ve böylece halkın onlara olan itimatını sarssınlar. Çünkü düşman, Anadolu halkının dini hislerine nasıl yürütürken bağlı olduğunu anlamıştı. Bu arada Türk Milletinin ruhunda ve benliğinden mevcut olan direnme gücünü ateşleyen hocalar, Müftüler Millî Mücadele fikrinin doğuşunda önemli faktör olmuşlardı. Kısaca Türk Milleti Mustafa Kemal Paşa’nın “Ya İstiklal Ya Ölüm” parolası etrafında birleşmiştir.

    İşte bu birlik ve beraberliği parçalamak isteyen düşman kuvvetleri, halkın dini duygularına hitabeden bir vesika elde etmek arzusuna kapıldılar. Sonunda Şeyhül-İslam Dürrizade Abdullah Efendi’den “Anadolu Harekatına Girişenlerin Katli Vacip Olduğuna” dair bir fetva aldılar149. Fakat bu kolay olmamıştır. Dürrizade’nin selefi olan Haydarizade İbrahim Efendi, istenilen bu fetvayı vermemek için Şeyhülislamlık makamını terke mecbur kalmıştır. Bu yüzden dördüncü Damat Ferit Hükümetinin teşkili iki gün gecikmiştir. Ancak Dürrizade Abdullah’ın Şeyhülislamlık görevini kabul etmesiyle 5 Nisan 1920 tarihinde hükümet kurabilmiştir.

    Dürrizade’nin fetvasını ele geçiren işgal kuvvetleri fetvayı çoğaltarak Anadolu’nun her tarafına çeşitli vasıtalarla (Postayla, Anadolu’ya geçen kimseler aracılığıyla vs.) hatta Yunan ve İngiliz uçaklarıyla dağıttılar.

    İstanbul fetvasının Anadolu’da yayılmasını ve zararlarını önlemek için sıkı önlemler alınmış ise de bunda pek başarılı olunduğu söylenemez. Zira Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışı arefesinde, ülkenin işgallerden kurtulabilmiş köşeleri ayrı görüşlerin kavga sahnesi haline gelmişti. Bu yıkıcı fetvalar ve Bab-ı Ali’nin beyannameleri ile aldatılan halk yer yer vatan kurtarıcılarının önüne dikilmişti. Dini duyguları istismar edilen halkın da katılımı ile, Anadolu’nun muhtelif yerlerinde ayaklanmalar baş göstermişti. Bu tehlikeli isyan hareketleri Ankara’nın yakınlarına kadar ulaşmıştı. Öyle ki “Ankara’nın burnu dibinde Beypazarı isyanı patladı, isyancılar Ayaş belinden Ankara’yı seyreder hale geldiler. “150

    Türk Millî Mücadelesi için zor günler yaşanıyordu. İç ve dış ihanet odakları el ele vererek Anadolu’da bir kardeş kavgası çıkartmak suretiyle Türkü Türk’e kırdırmak istiyorlardı. Durum her geçen gün daha da tehlikeli bir hal aldı. Ulusal harekatın başarısızlığı dahi söz konusu olabilirdi. Nitekim eldeki Kuva-i Millîye ve askeri birliklerden firarlar başlamıştı151.

    Bu üzücü ve tehlikeli gelişmelerin mukabil fetvaların yayınlanması ile önlenebileceğini görmekle gecikmeyen vatansever din adamları hemen harekete geçtiler. “Padişah ve Halife dahi esirdir. Makam-ı Hilafet ve Saltanatın kurtarılması lazımdır.” Noktayı nazarından hareketle; düşman elinde esir olan Halifenin zor ve baskı kullanılarak Şeyhülislam’a böyle bir fetvanın yayınlatıldığı, bu ana fikirden hareketle, fetva yayınlanması çalışmalarına başlandı. Netice de, Ankara Müftüsü ve aynı zamanda Ankara Müdafa-i Hukuk Cemiyeti Başkanı M. Rifat Efendi (Börekçi) öncülüğünde, Millî Mücadele’nin meşru olduğuna dair bir fetva yayınlandı152.

    İstanbul Fetvasında, taraflı, kasıtlı, eksik hatta yanlış bilgilere isnad edilerek hükümler verilmiş olması, daha önemlisi dini kaynak gösterilmediğinden bu fetva, Ankara Fetvası yanında inandırıcılık yönü zayıf kalmıştır. Oysa Ankara Fetvası, dini hükümlere uygun ikna edici delillere dayanan, ilmi kariyer ve dini bilgilerinde otoritelerinden şüphe edilmeyecek kadar mesleğinin erbabı ulema tarafından hazırlanmıştır153. Bu fetva ayrıca Anadolu’nun çeşitli yerlerindeki yine bu konuda söz sahibi 155 üzerinde ulema tarafından incelendikten sonra samimiyetle kabul edilmiş ve imzalanmıştır.

    Böylece İstanbul Fetvası’nın Millî Harekat için arz ettiği büyük tehlike önemli ölçüde bertaraf edilmiş ve isyanlar bastırılmıştır. Müftü ve Ulemanın “... Ber vechi bala (yukarıdaki) fetvayı Şerife, Şer’i Şerife muvafıktır. “ Sözleri, Şeyhülislam’ın fetvasını hükümsüz kılmış ve Anadolu’daki ulusal birlik ve beraberliği pekiştirmiştir. Başka bir deyişle, Anadolu halkının bu birlik ve beraberliği sayesinde düşman 9 Eylül 1922’de İzmir’den denize dökülmüştür. Millî Mücadele tarihimiz etraflıca incelendiğinde, Ankara Fetvası’nın önemi daha iyi anlaşılmış olacaktır. Tabi başta Ankara Müftüsü (İlk Diyanet İşleri Başkanı) Mehmet Rifat Efendi (Börekçi) olmak üzere bu fetvaya imza koyan din adamlarının da...154.

    I. Dönem TBMM’nin Din Adamı Milletvekilleri
    Daha önce de ifade edildiği üzere Millî Mücadele’de din adamları cami kürsülerinden halkı uyarmış meydanlarda halkla beraber olmuş, onlara yol göstermiştir. Kimileri yurt savunmasında görev alırken, kimileri de Müdafa-i Hukuk Cemiyetlerinde canla-başla çalışmıştır. Bir kısmı da çalışmalarını TBMM’nde devam ettirmiştir.

    Çalışmamızın bu bölümünde de onların isimlerini seçim bölgeleri ile birlikte zikrederek yeniden anmak, okuyucularımıza da hatırlatmak istedik.


    Yukarıda isimleri geçen din adamları Meclis’te de önemli çalışmalarda bulunmuşlardır. Bazılarının öylesine teklifleri ve öneriler olmuştur ki, aradan yetmişyedi yıl geçmesine rağmen bugün dahi güncelliğini kaybetmemiştir. Mustafa Kemal Paşa’nın mefkure arkadaşım dediği İzmir Milletvekili Müderris Nazillili Hacı Süleyman Efendi’yi birlikte dinleyelim. O, öğretmenlerin maaşlarının aksatılmadan ödenmesi ile ilgili önergesi nedeniyle Meclisin 22 Mayıs 1920 günlü oturumunda kürsiye çağrılmıştır. (Konuşmasından bir bölümü, günümüz Türkçesine sadeleştirilmiş şekliyle)

    “Muhterem Arkadaşlar!

    Eğitim düzeni olmayan bir milletin medeni düzeni de olmaz. Bu eşkıyalıkların rezaletlerin, alçaklıkların nedeni hep cehalettir.İnsanın yaratılışı saldırı, kavga ve mücadele üzerine kuruludur. İnsanları bu ilkel kanundan vazgeçirmek için kesin ve gerçek biretken olmak gerekir. Bu da eğitimle olur...

    Bu gün köylerde ufak ufak okul yapmak şehirlerde büyük büyük cami yapmaktan daha hayırlıdır.

  4. 16
    egeli2040
    Emekli
    Köylerde yalnız erkekler için değil birer de kızlar için okul açmak gerekir. Erkeklerin okuması ne kadar gerekli ise kızların okuması da o oranda önemli, hatta çok daha önemlidir. Çünkü 7-8, 10 yaşına kadar bir çocuk ana kucağında terbiye gördüğü için kadınların ilimle, kültürle zinetlenmesi daha değerlidir. Çünkü bir milletin en büyük mutluluğunu en önemli bahtiyarlığını kadınlar teşkil eder. Yalnız benim nazarımla değil gerçekte de kadın, kutsal bir yaratılış abidesidir. Onu her vakit en latif duygularla bezenmiş görmek ne tatlı bir şereftir. Kadın öyle bilirim ki insan hayatının en merhametli ve şefkatli bir temelidir. Onun için Allah süslenme hakkını erkeklere tercihen kadınlara bahsetmiştir. Kadınları yüksek mertebede bulunan bir milletin sırtı hiçbir zaman yere gelmez. Bu durumda olan bir ulus dünyanın en soylu bir ulusudur. Kadın kadınlığı, yüksek erdemliğini, anneliğini, zevceliğini bilirse o vakit sosyal düzenimizdeki ilerleme en yüksek noktasını bulur. O zorba erkekler ki, kadınların sahip oldukları hakları hiçe sayarlar. Onlar milletin geleceğini değil, içinde bulundukları sosyal durumu bile bilmeyenlerdir...

    Hülasa devlet ve milletin mutluluğa ulaşması kültür derecesine bağlıdır. Kültür yol gösterici, uyarıcı ve kurtuluş yoludur. Biz onunla hareketimizi tayin edebiliriz- “156.

    Mustafa Kemal Paşa’nın 10 Mayıs 1921 tarihinde TBMM’de Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Grubunu oluşturması üzerine din adamı milletvekillerinin büyük çoğunluğu bu grupta (I. Grup) yer almıştır. Bu gruba karşı kurulan II. Grupta bulunanların sayısı I. Grupta yer alanların ancak üçte biri kadardır. “Bu dağılım da II. Grup için sık sık ileri sürülen dinci-gerici muhafazakar nitelemesini doğrulamamaktadır. Bu nitelemenin sonucu olarak, din adamlarının II. Grup’ta I. Grup’a göre çok daha yüksek oranda yer alması beklenirdi”151. Başka bir deyişle din adamlarının. Mustafa Kemal Paşa yanında yer alışları TBMM’nde de devam etmiştir.

    SONUÇ
    Buraya kadar yapılan açıklamalardan da anlaşılacağı üzere Şeyhülislam Mustafa Sabri ve Dürrizade Abdullah, Ayan azası Zeynelabidin, Bursa Müftüsü Ömer Fevzi, Babaeski Müftüsü Ali Rıza, Gerede-Bolu olaylarının kör Ali, Eşref Hocaları, Düzce’nin Ahmet Hocası, Biga’nın Gavur İmamı. Konya-Bozkır’ın Zeynelabidin’e bağlı hocaları gibi kimilerinin aksine, vatanın işgallerden kurtarılması ve milletin bağımsızlığı için. pekçok din adamı önemli hizmetlerde bulunmuşlardır. Merhum Orgeneral Kazım Özalp’in ifadesiyle “... O gayr-i müsait ahval ve şerait içinde muhterem ulamamız öne geçmişler, münhasıran telkinve irşad ile iktifa etmemişler, millî kuvvetlerin başında çarpışmışlardır...”

    Öte yandan hiçbir Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti yoktur ki, bu örgütün içinde veya başında bir din adamı bulunmasın. Bilindiği üzere TBMM, bu kuruluşların üzerine bina edilmiştir. Bu arada Mustafa Kemal Paşa 19 Mayıs 1919’da Anadolu topraklarına ayak bastığında, O’nu karşılayanların başında yine din adamları ön saflarda yer almışlardır. Ayrıca bir kısmı çalışmalarını TBMM’nde sürdürmüştür. Orada da Mustafa Kemal Paşa’yı yalnız bırakmamışlardır.

    Kısaca İzmir’in işgalinden sadece dört saat sonra düzenlediği mitingte ilk direniş fetvasını veren ve örgütünü kuran Müftü Ahmet Hulusi Efendi’den, İzmir Valisi İzzet Bey’in Yunan işgaline karşı çıkılmaması emri üzerine; “Vali Bey... bu sakalım kanımla kızarabilir, ama bu alına Yunan alçağını sükunetle selamlamış olmanın karasını sürerek Huzur-u İlahiye çıkamam” diye haykıran İzmir Müftüsü Rahmetullah Efendi...

    Millî Mücadele’nin meşru olduğuna dair fetva veren başka bir ifadeyle İstanbul’un dini içerikli saldırısına ayniyle yanıtlayan Müftü Mehmet Rifat Efendi’den Mustafa Kemal Paşa’yı “Paşam!... Bütün Amasya emrinizdedir” sözleriyle karşılayan Müftü Hacı Tevfik ve “Milletin şerefi, haysiyeti, hürriyeti ve İstiklali hakikaten tehlikeye düşmüştür. Bu felaketten kurtulmak icabederse vatanın son ferdine kadar ölmeyi göze almak lazımdır. Hiçbir şahıs ve makamın mevcudiyeti kalmamıştır. Tek Kurtuluş çaresi, halkın doğrudan doğruya hakimiyeti ele alması ve iradesini kullanmasıdır” şeklindeki vaazlarıyla halkı aydınlatan Vaiz Abdurrahman Kamil Efendiler ve daha niceleri, Mustafa Kemal Paşa’nın “Ya İstiklal, Ya Ölüm” parolası etrafında birleşmişlerdir. Ordu yokken, meydana getirilmiştir. Çoluğuyla, çocuğuyla, kadınıyla, erkeğiyle, genciyle, yaşlısıyla bütün bir millet vazifeye koşmuştur. Öyle ki, kadınlarımız cephelere mermi taşımış, çocuklarımız yetişkinlerin yanı sıra vuruşmalara katılmıştır. Kısaca Türk Milleti, İstiklal marşımızın “Şüheda fışkıracak toprağı sıksan, şüheda” mısrasında ifadesini bulan bir mücadelenin sonunda, 9 Eylül 1922’de düşman İzmir’den denize dökülmüştür. Başka bir deyişle, Türk Milleti Atatürk’ün önderliğinde, Sevr’i tarihin çöplüğüne atarak Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmuştur.

    Böylece Hıristiyanlık dünyasının, “Türkleri Anadolu’dan atmak” gayesi, zorlu bir mücadelenin sonunda engellenmiştir. İşte bu zorlu mücadelede din adamlarının önemli hizmetleri olmuştur.

    Mustafa Kemal Paşa’da vatanın kurtuluşu ve milletin bağımsızlığı için çalışan din adamlarını her zaman takdir etmiştir. Bunlardan birisi Ankara Müftüsü Mehmet Rifat Efendi’dir. Atatürk Onun Millî Mücadele’deki hizmetlerinin anısına “her bayram M.Rifat Börekçi’ye bir hediye gönderir ve buna 1200 liralık bir çeki de eklerdi”159.

    Mustafa Kemal Paşa’nın aynı şekilde davranışta bulunduğu bir diğer kişi “baba” diye hitap ettiği Amasya Müftüsü Abdurrahman Kamil Efendi’dir.

    Konumuzu Atatürk’ün 24 Eylül 1924 tarihinde Amasya’ya ziyareti esnasında şerefine verilen yemekte yaptığı konuşmayla bitirelim:

    “Muhterem Efendiler;

    Benim için, memleketi için, inkılap için çok mühim günler geçirdiğim bir şehirde bulunuyorum. Bu şehrin muhterem ahalisi gecenin zulmetine rağmen beni uzaklardan çok parlak, pek hararetli samimi tezahüratla karşıladılar. Bu dakikada halkın kıymetli mümessilleriyle, mensuplarıyla bir sofrada bulunuyorum. Bütün bunlara ait hissiyatım, efkarım o kadar çok, o kadar heyecan halindedir ki, bunları ifade ve izah için beşeri lisanı gayri kafi görüyorum. Biliyorsunuz ki, kalpden kalbe yol vardır. Kalplerinizde, kendi vicdanlarınızda okuyabilirsiniz. Yalnız Amasya’da geçirdiğim günlere ait iki hatırayı ihya etmeden geçemeyeceğim. Biri el-yevm Müftünüz bulunan Kamil Efendi hazretlerine aittir.

    Efendiler, bundan beş sene evvel buraya geldiğim zaman bu şehir halkı da bütün millet gibi vaziyeti hakikiyeyi anlamamışlardı. Fikirlerde teşevvüş vardı. Dimağlar adeta durgun bir halde idi. Ben burada bir çok zevatla beraber Kâmil Efendi Hazretleriyle de görüştüm. Bir camii şerifte hakikati halka izah ettiler. Efendi Hazretleri halka dediler ki: “Milletin şerefi, haysiyeti, hürriyeti ve İstiklâli hakikaten tehlikeye düşmüştür. Bu felaketten kurtulmak icabederse vatanın son birferdine kadar ölmeyi göze almak lazımdır. Padişah olsun, halife olsun, isim ve Unvanı her ne olursa olsun hiçbir şahıs ve makamın hikmeti mevcudiyeti kalmamıştır. Yegane çaresi halas halkın doğrudan doğruya hakimiyeti eline alması ve iradesine kullanmasıdır”. İşte Efendi Hazretlerinin bu mürşidane vukubulan vaaz ve nasihatından sonra herkes çalışmaya başladı. Bu münasebetle Müftü Kamil Efendi Hazretlerini takdirle yadediyorum. Ve genç Cumhuriyetimiz bu gibi ulema ile iftihar eder...”159. Tabii bizler de...

    NOT: Bu konferans Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı adına 25 Aralık 1997 tarihinde Ankara’da Türk Dil Kurumu Konferans salonunda verilmiştir.


  5. 17
    VanLi*
    Devamlı Üye
    Alıntı Abdullatif Nickli Üyeden Alıntı
    Her zamanki gibi işkembe-i kübradan sallıyorsun, bıkmadın bıkmayacaksın.
    Alıntını okudum İskiliplinin adı tek bir kere dahi geçmiyor.
    Ha geçse dahi kaynak belge vs. vs. nerde?
    Sen hep boş konuştun/yazdın hala da böyle devam ediyorsun.
    İster patla, ister çatla, seküler Türkiye, başından fötr eksik olmayan çağdaş(!) nesiller hayalin gitgide senden ve senin gibilerden uzaklaşıyor, bak iyi bak artık başörtüsü ile, senin o sürekli ahzab 59 ahzab 59 diye bağrınıp durarak şart değil dediğin örtü ile o kutsal nişane ile, kardeşlerimiz üniversitelere giriyor, Anayasa Mahkemesi, HSYK ve nice köhneleşmiş 1930 ların beynine sahip kurum silkinip zindeleşiyor
    Artık bitti, devriniz kapandı Ellhamdülillah,
    sen istediğin kadar ordan burdan alakasız alıntılar yaparak kansız köpekleri temize çıkarma çabana devam et biz rahatız, geçmişte yaşananların hesabı elbet ebediyette sorulacak,
    Biz imdiye bakıyoruz senin gibilerin sinir krizlerine girmesine sebep olarak, güvenle ve inancımızla ELHAMDÜLİLLAH!

    Çok şükür elhamdülillah

    Allah razı olsun yazdıkların önemli.


  6. 18
    egeli2040
    Emekli
    Abdüllatif ve VANLI
    Sizler ingiliz ve yunan askerleri halifenin askerleridir diyen iSTANBUL FETVASI tarafindamisiniz.?
    yoksa
    Vatan isgal edilmistir ingiliz ve yunan askerleri isgalcidir Topraklarimizdan defolup gitsinler diyen ANKARA FETVASI tarafindamisiniz.?

  7. 19
    egeli2040
    Emekli
    Ankara İstiklâl Mahkemesi’nin Kararı ve Teâli-i İslâm Cemiyeti’nin Sonu

    3 Şubat 1926 tarihinde Ankara İstiklâl Mahkemesi’nin İskilipli Mehmet Atıf Efendi hakkında verdiği gerekçeli karar şöyledir:
    “Bunlardan Hoca Atıf Efendinin Türkiye Cumhuriyeti’nin yenilik ve ilerlemeye doğru attığı adımlara mani olmak ve halkı isyan ve irticaa teşvik etmek kastıyla İstanbul’da 1924 sonlarında Frenk Mukallitliği ve Şapka adlı eseri yayınladığı ve muhtelif vasıtalarla memleketin muhtelif mahallelerine dağıttığı sıralarda İstanbul Polis Müdüriyeti tarafından Birinci Şube raporuyla 24/8/1341 (1925) tarihi ile Dahiliye Vekâleti’ne ihbar edildiği, adı geçen vekâletin 26/9/1341 (1925) ve 4717 numaralı emirleri ile mezkûr risalenin toplatılmasının ve dağıtılmasının yasaklanmasının İstanbul’a bildirildiği ve kitapların bir miktarına el konulduğu hâlde, emrin uygulanışı tarihinden bir müddet sonra adı geçen eserin isyânın çıktığı mıntıkalarda yapılan aramalarda elde edilmesi ve muhakemeleri yapılan maznûnlara yöneltilen suallerden eserin isyandan bir iki ay evvel bahsedilen muhitlere gelerek elden ele gezdirilmek sûretiyle gizliden gizliye okunduğu ve Şapka İksâsı Hakkındaki Kanunun kabul edilmesi üzerine muhtelif mahallerde şapka aleyhinde propaganda da bulunan kişilerin tevkifi esnasında yapılan aramalarda bahsedilen esere tesadüf edildiği ve yapılan tahkikatta adı geçen eserin masum halkın fikirlerini iğfal ve irticaa teşvik maksadıyla Anadolu’nun içlerine ve bilhassa doğu vilayetlerine ücretsiz olarak gönderildiği ve eserin basımı ve dağıtımı hükümetçe men edildiği halde basımı ve dağıtımı için gayretler gösterildiği çeşitli bölgelerdeki isyanın çıkışında amil ve en mühim tahrik vâsıtası olduğu ve Atıf Efendi; geçmiş hayatı itibarıyla de 31 Mart irticâ hadisesinde ve Mahmut Şevket Paşa merhumun katledilmesinde de alakadar bulunduğundan çeşitli suçlar ile cezaya çarptırıldığı ve Sinop’a sürüldüğü ve bundan başka Millî Mücâdelenin en buhranlı zamanında Anadolu içlerine doğru uzanmış olan işgal ordusuna mukavemet edilmemesi hususunda başkanlığını yaptığı Teâli-i İslâm Cemiyeti adına düzenlediği beyannâmelerisonradan aldığı çeşitli inkâr tertiplerine rağmen Yunan tayyareleriyle istiklâli ve hayat hakkı için mücadele eden Anadolu köylerine attırdığı ve yeniliğe ve Cumhuriyete dâimî bir düşman vaziyeti almış olan adı geçen kişinin son isyan hâdisesi ile maddeten ve mânen alâkadar bulunduğu bir çok delil ile anlaşıldığını ve ortaya çıktığı için hareketinin karşılığı olan Kanun-ı Cezâ-yı Umumînin 45. maddesinin “Her biri cürmün husûlü maksadıyla ef’âlimiz buradan beri ya bir kaçını icrâ eylerse eşhâs-ı mezkûreye hem fiil denilir ve cümlesi fâil-i müstakil gibi mücâzat olunur.” diyen muharrer fırkası dolayısıyla adı geçen kânunun 55. maddesinin “Türkiye Cumhuriyeti’nin Teşkilatı Esasiye Kanunu’nu tamâmen veya kısmen tağyir.. veya ifâ-yı vazifeden men’ine cebren teşebbüs edenler idam olunur” diyen muharrer fıkrası mucibince İskilipli Atıf Hocanın salben idamına... (AİMZ, s. 290-291) “



    Mahkemenin almış olduğu bu karar 3-4 Şubat 1926 gecesi infaz edilmiş ve 1920 yılından itibaren adından pek söz edilmeyen. Teâli-i İslâm Cemiyeti bu tarihten itibaren fiili olarak sona ermiştir (Tunaya, 1986, 385).

  8. 20
    egeli2040
    Emekli
    .
    izmir böyle isgal edildi.
    isgalcilere yardim eden ve isgalcileri desdekleyenlerinde Allah belasini versin.
    3.5 yil isgal altinda kalan ülkemizi isgalden Kurtaranlardan Allah binlerce defa RAZI olsun. Mekanlari cennet olsun.


  9. 21
    VanLi*
    Devamlı Üye
    Elhamdülillah çok şükür nette gördüğüm her yazıya özelliklede kopy pastelere aldırmıyorum.

    Konuda tartışma yaratmayın şahsen bana tartışmalı cevaplar yollamayın.

  10. 22
    egeli2040
    Emekli
    Türkiyeyi isgal eden ingilizler ve yunanlilar hilafet askerlerimidir.?

    1919 yilinda Yunan ucaklari ile Anadoluya dagitilan bildiride
    ingiliz ve yunan askerlerine mukavemet edilmeyin yardim edin..
    Diye dagitilan seyhülislam Dürrizade, seyhülislam mustafa sabri ve iskilipli ATIF hocanin imzasi vardir.
    6 yil sonra yargilanmistir.
    55 maddeden idam edildi.
    55 madde sapka kanunu ile alakali degildir.
    55 madde isyan edenlere isgalci ingilizler ve yunanlilara yardim edenlere uygulanan cezadir. uygulanan maddedir.
    55. maddesinin “Türkiye Cumhuriyeti’nin Teşkilatı Esasiye Kanunu’nu tamâmen veya kısmen tağyir.. veya ifâ-yı vazifeden men’ine cebren teşebbüs edenler idam olunur” diyen muharrer fıkrası mucibince İskilipli Atıf Hocanın salben idamına

    http://www.youtube.com/watch?v=S6kzT...eature=related
    http://www.youtube.com/watch?v=f4IBy...eature=related
    http://www.youtube.com/watch?v=G-xviv0514c&feature=related
    http://www.youtube.com/watch?v=YGhEF...eature=related

  11. 23
    Eşrefoğlu
    Emekli
    İskilipli Atıf Hoca'nın kabri, bir zabıt kâtibinin oğluna vasiyeti ile ortaya çıktı. DNA testi, kemiklerin Atıf Hoca'ya ait olduğunu doğruladı. Eski milletvekili Mehmet Sılay'ın içinde olduğu 15 kişilik ekip, kabri 7 yılda buldu.

    İskilipli Atıf Hoca, Ankara İstiklal Mahkemesi kararıyla 4 Şubat 1926'da güneş ışıkları kendini gösterirken idam edildi. Ne cenazesi yıkandı ne de cenaze namazı kılındı. Hava karardıktan sonra Mamak Mezarlığı'nın 'kimsesizler' bölümüne defnedildi. Mezarı bugüne kadar bulunamadı. Nazım Hikmet, Seyit Rıza gibi birçok isme 'iade-i itibar' gündeme gelse de Atıf Hoca konusunda bir adım atılmadı.
    Bu mezarlık 1954'te Gülveren ile Çinçin arasındaki asri mezarlığa taşındı. Atıf Hoca'nın kabri, korkudan dolayı sahip çıkan olmadığı için olduğu yerde kaldı. Mezarlık, Şafaktepe Parkı'na dönüşürken, Atıf Hoca'nın mezarı taşınmayan diğer mezarlar gibi kayboldu. Ancak mezarın yerini bilen bir isim vardı. Mahkemede zabıt kâtipliği yapan kişi, idamda ve definde de görev almıştı. Bu sebeple mezarın yerini, defnedilenin kim olduğunu biliyordu. Ve suçsuz olduğuna inanıyordu. Bu zabıt kâtibi, Atıf Hoca'yı sık sık ziyaret edip dua etmeyi ihmal etmedi. Vefatından önce Atıf Hoca'nın mezarının yerini oğluna da göstererek "Oğlum, bak şurada büyük bir âlim yatıyor. Atıf Hoca haksız yere idam edildi. Onun ruhuna Yasin, Fatiha oku." vasiyetinde bulundu. Vasiyeti alan genç, ömrü boyunca hep mezarı ziyaret etti; parka dönüştükten sonra da kabir ziyaretini unutmadı.
    KEMİKLERİ 6 AY BAGAJDA TAŞIDI
    Bu definden yaklaşık 74 yıl sonra, Ankara'da yaşayan Hatay eski milletvekili Mehmet Sılay'ın başını çektiği 15 kişilik ekip, 2000 yılında Atıf Hoca'nın mezarını bulmak için harekete geçti. Birkaç yıl önce de mezarın yerini bilen tek kişiye ulaştı. Sılay zabıt kâtibinin ve oğlunun ismini şu anda açıklamak istemiyor, vakti geldiğinde açıklayacaklarını anlatıyor.
    Atıf Hoca'nın mezarını ortaya çıkarmak için yola çıkan bu ekibe, saçlarına ak düşen bu kişi tarafından mezarın yeri gösterildi. 2 yıl önce, yağmurlu bir günde Şafaktepe Parkı'ndaki mezar gizlice açıldı; toprağın içine su dolmasına rağmen kemikler ortaya çıkmaya başladı.
    Sılay, bu kemiklerden bir numuneyi 6 ay kadar arabasının bagajında taşır; maksadı kemiklerin İskilipli Hoca'ya ait olup olmadığını kesin olarak tespit etmektir. Hoca'nın Çorum'un İskilip ilçesi Toyhane köyünde yaşayan yeğenlerinden (Mehmet, Satı, Hamza, Süleyman İmal) saç, kan ve tırnak örnekleri alır. Ardından toprağın altından çıkan kemikler ile Atıf Hoca'nın yeğenlerinden aldığı örneklerin karşılaştırılması için bir Adli Tıp Kurumu'na müracaat eder. Hatay'da başhekimlik geçmişi de olan Sılay, ikili ilişkilerle bu testi tamamlar. Üç doktorun vardığı sonuç, kemiklerin yüzde yüz Atıf Hoca'ya ait olduğunu gösterir.
    İskilipli Atıf Hoca'nın, çimlerin altından çıkarılan kabrinde önce kafatası bulundu; ardından vücuda ait uzun kemiklere rastlandı. İki köprücük kemiğinin bulunmasına karşın el ve ayak parmakları toprağın altından çıkmadı. Kemiklerin Atıf Hoca'ya ait olduğu kesinlik kazanınca yaklaşık 81 yıl sonra cenaze namazı kılındı. Atıf Hoca babasının, eşinin ve kızının bulunduğu Toyhane köyü mezarlığına değil, İskilip ilçe mezarlığına defnedildi.



    AKSİYON


  12. 24
    hüseyin_92
    Devamlı Üye

    Reklam


    Sistem tarafından şehid edildi

+ Yorum Gönder
2. Sayfa BirinciBirinci 1235 ... SonuncuSonuncu

iskilipli atıf hoca kimdir

iskilipli atif hoca kimdir

izmir kimler tarafından işgal edilmiştir