+ Yorum Gönder
1. Sayfa 12 SonuncuSonuncu
Soru ve Cevaplar ve Sizden gelen sorular Kategorisinden Çocuğun (evladın) babası üzerindeki hakları nelerdir? Konusununa Bakıyorsunuz..
  1. muhasebeci
    Emekli
    Reklam

    Çocuğun (evladın) babası üzerindeki hakları nelerdir?

    Reklam





    Çocuğun (evladın) babası üzerindeki hakları nelerdir? Mumsema hocam bir konu var ama sormyı hep erteledım
    hocam allah kısmet ederse 1 yıla evlenıcem dugun hazırlıgı yapıyorum
    gecen gun konustuk babamın maddı olanakları olmasına ragmen hıc bır sekılde sana yardım yapmıycam dedı.neden dedım:içimden gelmıyo dedı
    bende asla donupte para ıstemem oyle huyum yoktur
    bu arada para vermeme nedenı asla:akıllanayım,işte ayaklarımın ustunde duruyum gıbı nedenler degıl.... cunku zaten benım boyle sorunlarım yok
    hocam benım dınen babamdan para ıstemem yardım et demem yanlısmı
    onu bana etmemısınde onun ıcın bı gunah varmı.bazen babama cok sınırlenıp evde anneme kardesıme ne bıcım baba dıyorum muhtemelen gunahada gırıyorum dımı





  2. mumsema
    Administrator

    --->: babadan yardım


    Reklam


    hocam bir konu var ama sormyı hep erteledım
    hocam allah kısmet ederse 1 yıla evlenıcem dugun hazırlıgı yapıyorum
    gecen gun konustuk babamın maddı olanakları olmasına ragmen hıc bır sekılde sana yardım yapmıycam dedı.neden dedım:içimden gelmıyo dedı
    bende asla donupte para ıstemem oyle huyum yoktur
    bu arada para vermeme nedenı asla:akıllanayım,işte ayaklarımın ustunde duruyum gıbı nedenler degıl.... cunku zaten benım boyle sorunlarım yok
    hocam benım dınen babamdan para ıstemem yardım et demem yanlısmı
    onu bana etmemısınde onun ıcın bı gunah varmı.bazen babama cok sınırlenıp evde anneme kardesıme ne bıcım baba dıyorum muhtemelen gunahada gırıyorum dımı
    “Evladın baba üzerindeki hakkı, onu güzel bir isimle isimlendirmesi, buluğa erdiğinde onu evlendirmesi ve ona yazmayı öğretmesidir.”

    Çocuğa güzel isim vermek, dînini öğretmek ve vakti gelince evlendirmek, evlâdın babası üzerindeki haklarındandır.
    Ebû Nuaym


    hadis'ten de anlaşıldığı gibi ergenlik çağına gelen çocuğunu evlendirmesi babası üzerinde bir haktır.

    Bu konudaki 6. maddeye bak kardeşim:
    çocukların Anne Baba üzerindeki Hakları



  3. halil30
    Üye
    s.a önce anlatayım derdimi benim babam hepimize karşı hep ilgisiz oldu küçük yaşlarda bu yüzden her birimiz okuyamadık gitmiş ben ufakken yüzünü seneler sonra gördüm öyle ki ufak kardeşim 12 yaşına girmişti ve babama dede diyordu hiç görmemişti cünkü bize dedem baktı kardeşlerimi el alem evlendirdi bizi dedem sünnet ettirdi ve babam çok küfrbazdı yağmur yagarsa rahmete ve allaha küfr yapardı annemi ve bizi hep döverdi ufak kardeşıme parkta oyun oynarken sen benden değilmisin yoksa diyince kardeşim gururuna yenilip 15 yaşında intihar etti banada anneni döv dedi ben daha fazla dayanamayıp annemi alıp kiraya çıktım aradan seneler geçti hala değişmemiş annemi bırakmadım diye hakkını haram ediyormuş peki daha evlenmedim benim hakkım yokmu allah kimseye bu denli acı yaşatmasın gitsem yine küfr yapacak inandıklarıma bile

  4. mecnun025
    Üye
    anlattigin insandan babalik beklemek..
    lakin sen niyetlen bul birini Rabbimiz evliligi kolaylastirir..

    okuma parçasi:

    Henüz yirmisinde olan genç bir delikanlı… Bir kıza gönlünü kaptırmış, o derece âşık olmuş ki, sevdiğinden başka bir şey düşünemez, derdiniz kimseye anlatamaz olmuştu.

    –Ne haldesin, sana ne oldu? diyenlere mahzun bir tebessümle bakar, hiçbir şey söylemezdi. Onun bu hali çevresinde bulunan herkesi merak içinde bırakmıştı. Onun derdini birlikte çobanlık yaptıkları yakın arkadaşından başka kimse bilmezdi. İki arkadaş gündüzleri köyün koyunlarını güder, geceleri de kaldıkları tek oda bir kulübede yaşarlardı.

    Günlerden bir gün, günlük işlerini yapmış, kulübelerine dönmüşlerdi. Âşık olan çoban her zamanki gibi kulübelerinin az ilerisindeki bir kaya parçasının üzerine oturmuş, yaşlı gözlerle güneşin batışını izlemektedir. Diğer çoban da akşam yemeği için hazırlık yapmaktadır. Tam bu esnada kulübelerinin önüne gelen bir ihtiyarın sesi duyulur.

    –Hey delikanlı!
    Âşık çoban ihtiyarı duyacak durumda değildir. İhtiyar birkaç defa seslenir ama âşık çobanın duyacağı yoktur. Dışarıdan gelen sesi işiten diğer çoban kulübeden dışarı çıkınca ihtiyar bir adam karşılaşır.

    –Buyrun efendim! Bir şey mi istediniz?

    İhtiyar:
    –Evladım! Ben yolcuyum, susadım, bana içecek bir su verir misin?
    Genç içeri girer, su kabını eline alarak ihtiyara verir. İhtiyar bir yandan suyu yudum yudum içerken,bir yandan da ileride duran genç dikkatini çekmiştir. Birkaç defa seslenmesine rağmen sesini duyuramadığından sağır mıdır diye de merak eder.

    İhtiyar sorar:
    –Arkadaşın hasta mıdır?
    Genç:
    –O gecelerini uykusuz geçirmektedir. Kendine bakmıyor, yemeği, beslenmesi çok düzensiz… Kızdan başka hiçbir düşüncesi yok. Uykusu kız, yemesi kız, içmesi kız, çevresi kız, onun her şeyi kız olmuş… Aşk bu olsa gerek.
    Genç çobanı dikkatle dinleyen ihtiyar sorar:
    –Arkadaşın kime âşık olmuş?
    Çoban:
    –Padişahın kızına.
    İhtiyar şaşkındır, az ileride konuşmalardan habersiz bir kaya parçasının üzerinde oturan gence baktı. Saçı sakalı birbirine karışmış, zayıf çelimsiz bir genç hali vardı.
    Âşık çobanın arkadaşı:
    –Efendim! Ben ona çok söyledim. Sen kim, padişahın kızı kim? Senin neyine padişahın kızına âşık olmak, ama dinletemedim.
    İhtiyar:
    –Çağır bakalım şu âşık çobanı da bir de onunla konuşalım.
    Genç çoban arkadaşının yanına gider ve birlikte ihtiyarın yanına dönerler. Âşık çoban ihtiyarın yanına gelince, durumun çok daha vahim olduğu gözlerden kaçmamıştır. Genç çobanın ayakta duracak takati yoktur.
    İhtiyar:

    –Evladım bu halin nedir? Üzülme, çaresi olmayan dert, şifası olmayan hastalık yoktur, dedikten sonra derin düşüncelere dalar gider. Kısa bir sessizlikten sonra, ihtiyar, çobanlara yere oturmalarını söyledikten sonra anlatmaya başlar.

    Kapılarına kadar gelen bu ihtiyar, devrin padişahının danışmanlarından biriymiş. Uzun yıllardır, padişah her sıkıntıya düştüğü meselede ilk danıştığı bu ihtiyar olurmuş. Padişah bu ihtiyarı çok sevmiş, onu kendine danışman yaparken bir istekte bulunmuştu: "Benim danışmanım olduğunu kimseye söylemeyeceksin, falanca dağın eteğinde bir kulübede yaşayacaksın, ben seni çağırınca geleceksin." O zamanlar genç olan bugünün ihtiyarı, padişahın talebini kabul etmiş ve yılladır dağın eteğindeki kulübesinde tek başına yaşıyor, boş zamanlarını da gül satarak geçiriyordu. Padişahın onu sevdiği gibi o da padişahı çok seviyordu. Bu yaşantıya sırf padişahı sevdiği için katlanmıştı.

    İhtiyarı dinleyen gençler şaşkındır, hele âşık çoban şaşkınlıkla birlikte içinde ümit ışıkları yanmaya başlamıştır. Nihayet padişahla yakınlığı olan birine rastlamıştır.

    Âşık genç sorar:
    –Benim derdime bir çare bulabilir misin?
    İhtiyar:
    –Benim kaldığım kulübenin üst kısmında bir mağara var, sen oraya çekileceksin. Kırk gün hiç dışarı çıkmadan Allah, Allah diye zikirde bulunacaksın. Sonra talebine kavuşacaksın.
    Âşık genç iyice şaşırmıştır, bu kadar kolay mıdır?
    Âşık genç:
    –Gerçekten bu kadar kolay mı? Ben şimdi elime tespihimi alacağım, mağarada kırk gün Allah lafzı celili ile zikir çekeceğim, sonra sevdiğime kavuşacağım, öyle mi?
    İhtiyar:
    –Evet, benim dediklerimi yaparsan, kırk günün sonunda sevdiğine kavuşacaksın.

    Çoban sabahı beklemeden, arkadaşıyla vedalaşarak ihtiyarla birlikte hemen yola koyulur. Birlikte yol alırken çobanın morali yükselmiş, yüzüne renk, ayaklarına kuvvet gelmişti. İhtiyar, çobana mağaranın kapısına kadar eşlik eder. Kapıda çoban ile ihtiyar vedalaşırlar. Çoban hemen içeri girer ve Allah zikrine başlar. Niyetini padişahın kızına, dilini de Allah'ın zikrine yöneltir.
    Aradan birkaç gün geçmiştir, çoban zaruri ihtiyaçlarının dışında sadece zikirle meşgul olmaktadır. Çoban mağarada zikirle meşgul olurken, civar köylerde bir söylenti kulaktan kulağa dolaşmaya başlar. Herkes birbirine şöyle diyordu: "Şu dağdaki mağaraya keramet ehli bir derviş yerleşmiş, gece gündüz zikirle meşgul olmaktadır." Söylenti artarak devam etmiş, sadece yakın köylere değil, zamanla kasabaya, oradan da ülkenin her tarafına yayılmış. Söylenti her yayılışta, bire bin katarak abartılıp çobana birçok kerametler izafe edilir.

    Çobanın mağaraya çekilmesinin üzerinden bir ay geçmişti ki, bir gün arkadaşı çoban onu ziyarete gelir. Mağaradaki kendini zikre o kadar vermişti ki, arkadaşının geldiğini fark etmemiştir. Seslendikten sonra ancak kendine gelebilmiştir. Kısa bir hasret gidermeden sonra, arkadaşı mağaradan ayrılır ve çoban zikre devam eder.

    Kırk günün dolmasına üç–beş gün kalmıştı ki, çobanın şöhreti bütün ülkeye yayıldı. O kadar duyuldu ki; sarayda bile konuşulur olmuştu. Derken padişah da derviş haberini duyar. Bir gün padişah vezir ile bu meseleyi konuşur.
    Padişah:

    –Böyle Allah dostlarının yanımızda olması bize çok büyük faydalar sağlar.
    Vezir:
    –Sultanım! Elimizi çabuk tutalım, zikir ehli bir yerde fazla durmaz, onlar dünyayı dolaşırlar, bu dervişi saraya alıp, burada ikamet ettirelim.
    Padişah:
    –Güzel düşündün, var git dervişi al saraya getir.
    Padişahtan talimatı alan derviş doğruca dağın yolunu tutar. Yanındakilerle birlikte çobanın yanına varır. Durumu çobana anlatır, çoban teklifi kabul etmez. Çoban direkt olarak padişahın kızını kendisine teklif edileceğini bekliyordu. Vezir, çobanı padişaha götürmek için her ne teklif yaptıysa, kabul edilmez. Üzgün bir şekilde saraya döner.
    Padişah, vezirinden olanları öğrenince üzülür.
    Vezir:
    –Sultanım! Allah dostları dünya malına değer vermez. Derviş Efendi de bunun en güzel örneği oldu, der.
    Vezirini dinleyen Padişah, bir de kendisi gitmeye karar verir. Hazırlık yaptırır ve yola çıkarlar. Padişah dağdaki çobana giderken ihtiyar danışmanına haber salmış, onu da yanına almıştı. Padişah mahiyeti ile çobanın bulunduğu mağaranın kapısına gelir.
    Tevafuk bu, padişahın mağaraya geldiğinde çoban inzivadaki kırkıncı gününün içindeydi. Padişah, zikir halindeki çobana tekliflerini yapar. Çoban sessizce dinler, padişah bitirince, çoban zayıf ve kısık bir sesle "hayır istemem" der.

    Padişah da, mahiyeti de şaşkındır. Bu teklifler öyle kolay kolay reddedilecek teklifler değildir. Orada bulunanların hiçbiri bu işe bir anlam veremez. Herkes bu durumu âşık çobanın maneviyatının yüksekliğine bağlar. Padişahı reddetmesi, çobanın itibarını kat kat arttırmıştır. Orada bulunanların içinde işin özünü bilen, sadece ihtiyardır. İhtiyar danışman padişaha der ki:

    –Padişahım! Bu derviş Efendiyi kızınızla evlendirirseniz, amacınıza ulaşırsınız.
    Padişah:
    –Kabul eder mi?
    İhtiyar:
    –Edebilir, bir deneyelim, der.

    Bu öneri padişahın hoşuna gider. O sırada padişahın mağaradaki dervişi ziyaret ettiği haberi çevre köy ve beldelere ulaşmış, haberi duyan dağa akın eder. Kısa zamanda dağda kalabalık bir insan topluluğu meydana gelir.
    Padişah ile ihtiyar danışmanı arasında bu konuşma geçerken, gün akşam olmuş, güneş batmak üzeredir. Âşık çobanda huşu içinde zikrine devam etmektedir. Padişah ve danışmanı dervişe doğru ilerlerler.

    Mağaranın kapısında çobana öneriyi yapar:
    –Derviş Efendi, seni kızımla evlendireyim.
    Padişah bu teklifi yaparken, âşık çobanın çoban arkadaşı da mağaranın kapısına kadar gelebilmiş, sevinci yüzünden okunuyordu. Arkadaşı kaç yıldır hasretini çektiği sevdiğine kavuşacaktı. İhtiyar da umutluydu, çobanın bu mağaraya hangi gaye için kapandığını biliyor, zaten bu öneriyi ona kendisi yapmıştı.

    Padişah bu teklifi yaptığında güneş batmış, ufukta batan güneşin bıraktığı kızıllık vardı. Çoban elindeki tespihi cebine koydu. Mağaranın kapısına gelerek cevabını verir:

    –Hayır padişahım, kızınızla da evlenmek istemiyorum.
    Şaşırmak sırası, ihtiyar danışmanda ve çobanın arkadaşındaydı. Nasıl olur? Çoban bu mağaraya padişahın kızını alabilmek için kapanmıştı.

    Dağ derin bir sessizliğe bürünmüştü. Herkes hayret içindeydi, bu dervişin gerçek manada Allah dostu olduğuna kimsenin şüphesi kalmamıştı. Çünkü ona yapılan teklifleri kimse reddedemezdi. Bu sessizliği birisi bozdu.
    Çobanın arkadaşı:

    –Sen ne yaptığının farkında mısın? Sen padişahın kızını elde edebilmek için neler çektin, neredeyse hayatını kaybedecektin. Şimdi bunu elde ettin, ama kabul etmiyorsun. Sen kendinde değilsin.
    Âşık çoban güldü. Padişaha, kalabalığa ve özellikle de ihtiyar danışmana dönerek şöyle der:
    –Ben kırk gün padişahın kızına kavuşmak için Allah dedim. Rabbim de padişahı, mahiyetini, şu kadar insanı ayağıma getirdi, imkânlarını önüme serdiler. Ben eğer padişahın kızı için değil de, Allah için Allah demiş olsaydım…


    Rabbim yâr ve yardimcin olsun.. amîn

  5. Şema
    el-âsa limen âsa
    Ifaden doğru ise baban zalim.
    Her iki tarafı dinlemeden bir şey demek de zulümdur

  6. halil30
    Üye
    evet aslında bu yazdıklarım özet kiraya ayrıldıktan sonra bi kaç sene geçti annem kanser oldu o anda annemin davası sürdüğü için sigorta sorunu oldu neyseki kanser tıp fakültede tedavi edildi biraz fazlada olsa tedavi parasını taksitle ödedim yardım eden insanlarda oldu elbet, babamı tanımayan biri dinlese ona hak verir ama allah ve kendi yaşadıklarım yakın çevredeki konu komşu akrabalar şahittir o yani babam eğer sevmediği biri ölürse ben ah ettim öyle öldü der annem kuran okurken inandıgı herşeye küfr yapar tapmışsın kurana allaha iyice allah sana ne veriyor sana ne veriyosam ben veriyorum (yazmak bile kötü) o allahsa ben 2. Allahım derdi ölen kardeşimi hergün döverdi tabi bu yazdıklarım özet böyle babalar varmıdır vardır

  7. Misafir
    böyle babalar var ve daha zalimleride var benim babam gibi biz 12 kardeşiz babam iki evlilik yaptı 6 öz 6da üvey babam annemi bıraktı bizede bakmadı ben daha 7 yaşındaydım şu an 30 yaşındayım 12 yaşında ablalarımdan işe başladım babam üvey kardeşlerime baktı ama bize bakmadı ne izmir kaldı nede mersin heryere çalışmaya giderdik karnımızı doyurmak için ben daha 13 yaşındayken başka erkekler tarafından yaciz edildim çok şükürki hepsinin hakkından geldim allahın yardımıyla ablam kaza geçirdi traktörün altında kaldı ablam iki yıl tedavi gördü iki yıl yatalak kaldı kalça kemikleri kırktı babam yine yardım etmedi sigortada yoktu neyseki çalıştıgımız yer bütün masrafı üstlendi yoksa ablam şimdiye ölmüştü bunun gibi okadar çok sorunlardan karşılaştıkki burada anlatsam iki saat durmadan yazmam gerek annem babama hakkını helal etmedi babam parkison hastalıgına yakalandı iki adımda bir yere düşüyor bende hakkımı helal etmiyorum babama babamında bende hakkı varsa oda etmesin yokki hakkı helal etsin nefretttt ediyorum.....

  8. Misafir
    Benimde babam evet baktı yedirdi içirdi ama kan kusturdu beni herkesin içinde rezil ederdi hep aşağılardı kardeşimi benden hep üstün görürdü. Yemek yerdik sofrada ağlatarak kaldırırdı dayağını bile yemişimdir. Annemi aldatır annemi bildim bileli ya dayağını yer ya hakaretini Neler neler anlatmakla bitmez. En sonunda beni istemediğim biriyle evlendirmeye kadar niyetlendi istemiyorum dedim suç mu ? Evet suç dedi neyse beni hep yerden yere vururdu zaten ama bu son yaptığı artık sabrımı tüketti sabaha kadar ağladım ve kardeşime babama çok büyük ah ettim Allah ikisinide birbirinden buldursun diye bir gün gün yüzü görmesinler dedim günah mı ediyorum bu arada babamla 3 senedir konuşmuyorum ondan nefret ediyorum. Birde bana ikide bir sen evlatmısın okuttum büyüttüm bana yaptıklarını evlatlarından bulasın diyor hakaretini eden o yerden yere vuran o dayağını yerim herkesin içinde bide ah eder ne kadar baba olsa yedirse içirse bana haksız yere hakaret etmesi vurması hak mıdır? Allah'tan revamı bu...

  9. Misafir
    Selamin alaykum hocam ben 43 yasindayim babam ana avrat kufur ediyor evliyim 3 cocugum var onlarin yaninda ediyor ayrimcilik yapiyor. Esime cocuklra ayrimcilik nispet yapiyor ara bozuyor. Dedikodu yapiyor ben hakimi hela etmiyorum canimi cok acitiyor

  10. Misafir
    Hocam bir sorum olacak.
    Yaşım 43.3 yetişkin çocuk annesiyim.
    Benim sıkıntım annemle.evlendiğim günden beri bana hep huzursuzluk verdi.Ne yaptıysam yaranamadım.Beni eskiden beri (ki bu son zamanalarda dahada arttı) sürekli eşe dosta akarabaya şikayet ediyor.özelimi anlatma dememe rağmen yine anlatıyor.onlarca kez izah etmeme rağmen hiç bir şey değişmiyor.bu huyları yıllardır benim aile huzurumu bozdu.ne yapacağımı şaşırdım psikolojim bozuldu kırmak istemiyorum .Çok kez onunla güzellikle konuştum bazende kızdım bağırdım ama. nafile ve çok üzülerek söylüyorum ben annemi görmek istemiyorum. Ne olur bana bir akıl verin düşünmekten çıldırıcam.Dua ediyorum çok Rabbimden yardım istiyorum.Böyle düşünmekle günaha giriyormuyum?ALLAH HEPİNİZDEN RAZI OLSUN.

  11. arifselim
    Yönetici
    Selamun aleykum hanım kardeşim. Allah yardımcın olsun. Sen annene her şeye rağmen saygını bozma. Ama sana zarar vermesine ve aile huzurunu bozacak durumlarına da asla fırsat verme. Bu senin hakkındır ve aynı zamanda yuvana karşı bir sorumluluğundur. Onu yerine göre ziyaret et halini hatrını sor ama bu sorunlar olmayacak şekilde de arana bir mesafe koyabilirsin.

  12. Misafir

    Reklam


    Selamun Aleykum benim aileyle ilgili sorularım olucaktı ben ailemle problemler yaşıyorum ailem dindar değil ve aleviler babam cuma namazına gider ve nafile namaz kılar onuda benim için kıldığını söyler ben 1 2 senedir namaza alışmaya öğrenmeye basladm 20 yasndayım annem bana abdest dahi almayı öğretmedi babam öğretti babamında öğretti tek dini şey bu ben araştıra soruştura öğrendim merak ettiklerimi ve uzun bir kapanma sürecim oldu karşı çıktılar babam kpanınca onun çizgisinden çıkacağımı açılırsam beni hastanelik edeceğini annemde beni kapıya koyacağını evlenmeden onlarn yanında bunun olmayacağını söyledi öyle böyle en sonunda örtündüm elhamdülillah şimdi özellikle babam namaz kılmamı eleştiriyor bana iğneleyici kalbimi kırıcı seyler söylüyo bazen dayanamayıp cvp veriyorm sinirleniyorum bu sefer sen şimdi namaz mı kıldın bana nasıl davranıyosun boş yere namaz kılma ben senden razı değilim bana güler yüzlü davranmıyosun diyo önceden hastalık geçirdiğim için kendisi iyi bakmış bana o yüzden her sinirlendiğinde hakkını haram etmekle tehdit ediyo babamla aramız iyi değil babamın annemle de kendi annesiylede babasıylada kardesleriylede arası iyi değildir annesini redetmekle tehdit eder psikolojisi bozuk biri ve ben elimden geldiğince karsısında susuyorm cvp vermıyorm ama bazen bnmde sabrım tasıyo beni kendi görüşüyle arkadaslarına anlatıyomuş bazen düşünüyorm acaba onu memnun edebilmek için ne yapmalıyım diye maddiyatım annemin elinde babam bana bakmıyor annem bakıyor annem peşimde koşturuyor ama annem ben senden razı değilim demiyor babama oranla benm için herseyi yapmasına rağmen benden bişey beklemiyor ben bunu haksızlık olarak görüyorm babamdan asla para isteyemem isteyincede laf işitirim homuranır babam baska kadınla evli resmi olarak ve o kadına ve çocuklarına bakıyor o kadınım kızına maddi manevi bakıyor ona sesini çıkaramıyor ama bana senin paraya ihtiyacın yok diyor kendi harçlığımlada alsam az al ne kadar para harcadın diyor kendi 1 kuruş vermediği halde onu istemesemde önce Allah sonra annem için katlanmaya çalışıyorm senin kazanacağın parayı Allah yedirmesin bana diyor sonrada sen işe baslamadan biz düzelemeyiz diyor yaptığım yemek tuzsuz olursa köpek yalı diyor her türlü eleştiriyi yapıyor ama üvey kızı aynısını yapınca çıtını çıkaramıyor ben eğer böyle bir hakkım varsa hiçbir şekilde babama hakkımı helal etmiyorum döktürdüğü göz yaşı ve aldığı ahla nasıl yasadığınıda bilmiyorm bnden değil sadece annesinden eşinden çocuğundan nasıl davranmalıyım bilmiyorm ne yapmam gerekir annemide bbenie bu sabrımızın sonudanda bizi Allah c.c mükafatlandıracakmı bilmiyorm tek dileğim Rabbim karşımı hayırlı bir mümin eş çıkarması

+ Yorum Gönder
1. Sayfa 12 SonuncuSonuncu
evladın baba üzerindeki hakkı,  evladın baba üzerindeki hakları,  çocuğun baba üzerindeki hakları,  evladin baba üzerinde hakki,  cocugun baba uzerindeki hakki,  evladin ana baba üzerindeki hakki,  çocuğun babası üzerindeki hakları