Konusunu Oylayın.: Araf 7/22

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Araf 7/22
  1. 03.Mayıs.2009, 16:38
    1
    meryemPİERRE
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 29.Nisan.2009
    Üye No: 48130
    Mesaj Sayısı: 27
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1

    Araf 7/22






    Araf 7/22 Mumsema “Onlar o ağacın meyvesini tadar tatmaz, edep yerlerinin açık olduğunu fark ettiler. Derhal buldukları cennet yapraklarıyla edep yerlerini örtmeye başladılar” (Araf, 7/22).

    Ayette anlatılan edep yerlerinin çıplak olduğunu farkettiler sözünden ne anlıyoruz?

    - Yasak meyveyi yemeden de çıplak oldukları ama farkında olmadıklarını mı?

    - Yoksa,meyveyi yedikten sonra mı elbiselerinin düşüp çıplak oldukları anlatılıyor?


    Bir de günaha girmekle çıplak olduklarının farkına varmaları arasındaki anlam nedir?Hangi ders verilmektedir?

    Teşekkürler






  2. 03.Mayıs.2009, 16:38
    1



    “Onlar o ağacın meyvesini tadar tatmaz, edep yerlerinin açık olduğunu fark ettiler. Derhal buldukları cennet yapraklarıyla edep yerlerini örtmeye başladılar” (Araf, 7/22).

    Ayette anlatılan edep yerlerinin çıplak olduğunu farkettiler sözünden ne anlıyoruz?

    - Yasak meyveyi yemeden de çıplak oldukları ama farkında olmadıklarını mı?

    - Yoksa,meyveyi yedikten sonra mı elbiselerinin düşüp çıplak oldukları anlatılıyor?


    Bir de günaha girmekle çıplak olduklarının farkına varmaları arasındaki anlam nedir?Hangi ders verilmektedir?

    Teşekkürler






    Benzer Konular

    - Ashabul Araf Nedir? İslamda Ashabul Araf Kavramı

    - Araf nedir?

    - İslamda araf nedir? Araf kavramı

    - Araf anlamı

    - Araf ne demektir.

  3. 03.Mayıs.2009, 17:31
    2
    Yetim
    Hadimul Müslimin

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 31.Ocak.2007
    Üye No: 9
    Mesaj Sayısı: 1,994
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 22
    Bulunduğu yer: Hadimul Müslimin

    --->: araf 7/22




    .“Böylece onların yanılmalarını sağladı. Ağaçtan meyve tattıklarında kendilerine ayıp yerleri göründü, cennet yapraklarından oralarına örtmeğe koyuldular. Rableri onlara, "Ben sizi o ağaçtan menetmemiş miydim? Şeytanın size apaçık bir düşman olduğunu söylememiş miydim? diye seslendi.”

    O ikisini hileyle, dalaverelerle, yeminlerle aldattı ve yanılmalarını, hataya düşmelerini sağladı. Şeytanın iğvaları sonucu Rablerinin yasakladığı ağaçtan yiyiverdiler. Onlar o ağaçtan tattıkları zaman da onların ayıp yerleri açığa çıkıverdi. Ya da günahları açığa çıkıverdi. Ya demin ifade ettiğim gibi bilinç altlarındaki zayıf olan bu ikinci kanaatleri, mâsiyetleri, günahları açığa çıktı, ya da avret mahalleri açığa çıkıverdi. Önceleri ikisinin de avret yerleri Allah’tan bir nûrla örtülüydü de işledikleri bu günahla açığa çıkıverdi. ya da özlerinde, fıtratlarında, mayalarında bulunan günah özelliği, günah işleme özelliği, irade özelliği açığa çıkıverdi. Yâni insan oluşları açığa çıkıverdi.

    İşte bakın fıtrat hemen ortaya çıkıverdi. Çünkü insan oğlu iki şeyden meydana gelmiştir. Birinci yönü onun çamur yönüdür. Allah onu topraktan, balçıktan yaratmıştır. İkinci yönü de ruh yönüdür. Ça-murdan yarattığı bu varlığa Allah bir de ruh vermiştir. İnsan ele alınıp tanınırken, değerlendirilirken bu iki yön ihmal edilmemelidir.

    Zira insan ne yalnızca ruh ne de sadece çamurdur. Bu bizim babamız, anamız, karımız, kocamız, oğlumuz kızımız olabilir. Onlarla ilişkilerimizde, onlara ulaştıracağımız eğitimlerde onun iki yönünü ihmal etmeyecek ve dengeyi kurmaya çalışacağız. Bunu en iyi bilen elbette onun kurucusu, onun yaratıcısı olan Allah’tır. İşte onu en iyi bilen Allah ona kanun vazediyor. Allah’ın insan adına koyduğu kanunların yasaların uygulanması bu iki yönün unutulmamasını gerektirir.

    Bu konuda insanı tanımayanlar çok hata etmişlerdir. Meselâ Hristiyanlar onu yanlış anlayarak, insanın maddesini reddederek dağ başlarında onu keşişleştirmeyi düşünürken, yahudilerse onun mânâsını reddederek, ruhunu yok farz ederek, onu bu özelliğinden soyutlayarak sapmışlardır.

    Evet onlar o ağaçtan yiyince fıtratları açığa çıkıverdi, avret mahalleri açılıverdi de:

    Hemen cennet yapraklarıyla açılan yerlerini örtmeye koyuldular, örtünmeye çalıştılar. Evet Âdem atamız ve Havva anamız cennette açılan avret yerlerini hayalarından, edeplerinden ötürü hemen yapraklarla örtmeye çalışıyorlar. Halbuki ilk insandı bunlar. Önceden açıklık ya da örtünme nedir bilmiyorlardı, birden bire avret yerleri açılıverince hemen yapraklarla oralarını yamamaya, örtmeye çalışıyorlar.

    Burada hatırımıza iki soru geliyor:

    A: Peki acaba kim vardı çevrelerinde onları görecek? Ve kimden utanıyorlardı bunlar?

    B: İkincisi utanmaları gerektiğini, avret yerlerini, edep yerlerini örtmeleri gerektiğini kim öğretmişti onlara? Hocaları kimdi? Eğitimcileri kimdi onların? Burada bence üzerinde durulması gereken iki önemli konudur bunlar. Bizim sosyal hayatımıza ışık tutacak iki önemli husus.

    Evet cennette sadece iki insan var. Âdem ve Havva. Ne ar-kadaşları var, ne dostları var, ne çoluk çocukları, ne hısım akrabaları, ne de başka birileri. Sadece ikisi var ve edep yerleri açılınca hemen hayalarından, utançlarından örtünmeye çalışıyorlar. Peki kimden uta-nıyorlardı bunlar? Kim görebilecekti onları? Kimi hesap ediyorlardı bunlar?

    Demin de ifade ettiğim gibi insan olması hasebiyle insanın iki çevresi vardır. Maddî çevresi ve manevî çevresi. Materyalistlerin iddia ettikleri gibi insan sadece maddeden ibaret olmadığından, ruhu da olduğundan maddî çevresinin yanında onun bir de manevî çevreleri de vardır. İnsanın maddî çevresini onun yaratılış yönlerinden biri olan dünya ile, toprak ile ilgili olan vücudunun yine dünya ile ilgili çevresidir. İnsanlar, taşlar, ağaçlar, dağlar, hayvanlar, kuşlar vs. gibi maddî çevresidir. Öbürü de yaratılışının ikinci unsuru olan ruhuyla ilgili çevresidir. Allah, melekler, cinler vs. gibi çevresi.

    Evet insan evvela manevî çevresinden Allah’tan, meleklerden utanacak, sonra da maddî çevresinden utanacaktır. Asıl utanılması gereken Allah’tır. Zira utanmayı bizim fıtratlarımıza koyan, utanmayı yaratan ve utanmanın sınırlarını belirleyen Rabbimizdir. Yâni ben Allah’ın utan dediklerinden utanacağım, utanma dediklerinden de utanmayacağım.

    Evet utanacakları çevrelerini bildikleri için utanıp örtünmek zarureti duymuşlardı. Peki acaba bu çevrelerine karşı utanmaları ge-rektiğini kim söylemişti onlara? Hocaları kimdi onların? Kimden eğitim almışlardı ve nereden bilmişlerdi örtünmeleri gerektiğini bunlar? Hani günümüzde kimi kâfirler derler ki efendim insanlara çevreleri tarafından böyle bir eğitim verildiği için insanlar örtünmektedirler. Eğer bir kadına babası, kocası ve çevresi tarafından böyle bir eğitim verilmese hiç bir kadın örtünmeyecektir. Babaları, kocaları ve çevreleri zorladığı için kadınlar örtünmektedirler. Onlara böyle bir telkin, böyle bir eğitim verilmese hiç bir kadın örtünmez filan diyorlar.

    Peki sormak lâzım bu kâfirlere. Âdem’le Havva’nın babaları kimdi ki onları zorlamıştı? Hocaları kimdi ki onlara böyle bir eğitim ulaştırmıştı? Çevrelerinde kim vardı ki onlara böyle bir eğitim ulaştırmıştı? Kim bunlara örtünmeleri gerektiğini söylemişti? Bakın görüyoruz ki Âdem ve Havva kimse kendilerini zorlamadığı halde, kimse kendilerine böyle bir eğitim ulaştırmadığı halde fıtratlarındaki bu duygudan dolayı örtünmek zorunda kalıyorlardı.

    Demek ki her insan doğuştan örtünme hissine sahiptir. İnsanın mayasında vardır bu. Fıtratı bozulmamış herkes örtünmek zorundadır. Dünyanın en fahişe bir kadını bile getirip insanların gözleri önünde soymaya kalkışsanız o bile mutlaka utanacak, huzursuz olacaktır.
    Rableri onlara, "Ben sizi o ağaçtan menetmemiş miydim? Şeytanın size apaçık bir düşman olduğunu söylememiş miydim? diye seslendi.” Bir an uyuverdiler şeytana. Çünkü yeminler üstüne yeminler etmişti alçak! Ben size nasihatçiyim diye. Aldandılar bu yeminlere. Çünkü zannediyorlardı ki Allah adına yemin eden herkes doğru söylemektedir. Evet aldandılar işte. Neden? Nedenini bilmiyoruz. Neden Hz. Ali efendimizle Ayşe annemiz karşı karşıya geldiler? Neden Hz. Ali efendimizle Hz. Muaviye karşı karşıya geldiler? Neden bir adam çıkıyor şapka giyip sarıkları çıkaracağım diyor adam daha Kastamonu’ya gelmeden herkes başına bir şapka geçiriveriyor? Neden? neden? Şeytan, şeytan, şeytan. Bunun başka bir izah tarzı yoktur.

    Demek ki Atamız ve anamız Rabbimizin tembihine rağmen, uyarısına rağmen aldanmışlar ve bir anlık bir gaflet sonucu şeytana uyabilmişlerse unutmayalım ki biz de onun ağına düşebiliriz. Bu alçak düşman her an bizi de düşülebilir


  4. 03.Mayıs.2009, 17:31
    2
    Hadimul Müslimin



    .“Böylece onların yanılmalarını sağladı. Ağaçtan meyve tattıklarında kendilerine ayıp yerleri göründü, cennet yapraklarından oralarına örtmeğe koyuldular. Rableri onlara, "Ben sizi o ağaçtan menetmemiş miydim? Şeytanın size apaçık bir düşman olduğunu söylememiş miydim? diye seslendi.”

    O ikisini hileyle, dalaverelerle, yeminlerle aldattı ve yanılmalarını, hataya düşmelerini sağladı. Şeytanın iğvaları sonucu Rablerinin yasakladığı ağaçtan yiyiverdiler. Onlar o ağaçtan tattıkları zaman da onların ayıp yerleri açığa çıkıverdi. Ya da günahları açığa çıkıverdi. Ya demin ifade ettiğim gibi bilinç altlarındaki zayıf olan bu ikinci kanaatleri, mâsiyetleri, günahları açığa çıktı, ya da avret mahalleri açığa çıkıverdi. Önceleri ikisinin de avret yerleri Allah’tan bir nûrla örtülüydü de işledikleri bu günahla açığa çıkıverdi. ya da özlerinde, fıtratlarında, mayalarında bulunan günah özelliği, günah işleme özelliği, irade özelliği açığa çıkıverdi. Yâni insan oluşları açığa çıkıverdi.

    İşte bakın fıtrat hemen ortaya çıkıverdi. Çünkü insan oğlu iki şeyden meydana gelmiştir. Birinci yönü onun çamur yönüdür. Allah onu topraktan, balçıktan yaratmıştır. İkinci yönü de ruh yönüdür. Ça-murdan yarattığı bu varlığa Allah bir de ruh vermiştir. İnsan ele alınıp tanınırken, değerlendirilirken bu iki yön ihmal edilmemelidir.

    Zira insan ne yalnızca ruh ne de sadece çamurdur. Bu bizim babamız, anamız, karımız, kocamız, oğlumuz kızımız olabilir. Onlarla ilişkilerimizde, onlara ulaştıracağımız eğitimlerde onun iki yönünü ihmal etmeyecek ve dengeyi kurmaya çalışacağız. Bunu en iyi bilen elbette onun kurucusu, onun yaratıcısı olan Allah’tır. İşte onu en iyi bilen Allah ona kanun vazediyor. Allah’ın insan adına koyduğu kanunların yasaların uygulanması bu iki yönün unutulmamasını gerektirir.

    Bu konuda insanı tanımayanlar çok hata etmişlerdir. Meselâ Hristiyanlar onu yanlış anlayarak, insanın maddesini reddederek dağ başlarında onu keşişleştirmeyi düşünürken, yahudilerse onun mânâsını reddederek, ruhunu yok farz ederek, onu bu özelliğinden soyutlayarak sapmışlardır.

    Evet onlar o ağaçtan yiyince fıtratları açığa çıkıverdi, avret mahalleri açılıverdi de:

    Hemen cennet yapraklarıyla açılan yerlerini örtmeye koyuldular, örtünmeye çalıştılar. Evet Âdem atamız ve Havva anamız cennette açılan avret yerlerini hayalarından, edeplerinden ötürü hemen yapraklarla örtmeye çalışıyorlar. Halbuki ilk insandı bunlar. Önceden açıklık ya da örtünme nedir bilmiyorlardı, birden bire avret yerleri açılıverince hemen yapraklarla oralarını yamamaya, örtmeye çalışıyorlar.

    Burada hatırımıza iki soru geliyor:

    A: Peki acaba kim vardı çevrelerinde onları görecek? Ve kimden utanıyorlardı bunlar?

    B: İkincisi utanmaları gerektiğini, avret yerlerini, edep yerlerini örtmeleri gerektiğini kim öğretmişti onlara? Hocaları kimdi? Eğitimcileri kimdi onların? Burada bence üzerinde durulması gereken iki önemli konudur bunlar. Bizim sosyal hayatımıza ışık tutacak iki önemli husus.

    Evet cennette sadece iki insan var. Âdem ve Havva. Ne ar-kadaşları var, ne dostları var, ne çoluk çocukları, ne hısım akrabaları, ne de başka birileri. Sadece ikisi var ve edep yerleri açılınca hemen hayalarından, utançlarından örtünmeye çalışıyorlar. Peki kimden uta-nıyorlardı bunlar? Kim görebilecekti onları? Kimi hesap ediyorlardı bunlar?

    Demin de ifade ettiğim gibi insan olması hasebiyle insanın iki çevresi vardır. Maddî çevresi ve manevî çevresi. Materyalistlerin iddia ettikleri gibi insan sadece maddeden ibaret olmadığından, ruhu da olduğundan maddî çevresinin yanında onun bir de manevî çevreleri de vardır. İnsanın maddî çevresini onun yaratılış yönlerinden biri olan dünya ile, toprak ile ilgili olan vücudunun yine dünya ile ilgili çevresidir. İnsanlar, taşlar, ağaçlar, dağlar, hayvanlar, kuşlar vs. gibi maddî çevresidir. Öbürü de yaratılışının ikinci unsuru olan ruhuyla ilgili çevresidir. Allah, melekler, cinler vs. gibi çevresi.

    Evet insan evvela manevî çevresinden Allah’tan, meleklerden utanacak, sonra da maddî çevresinden utanacaktır. Asıl utanılması gereken Allah’tır. Zira utanmayı bizim fıtratlarımıza koyan, utanmayı yaratan ve utanmanın sınırlarını belirleyen Rabbimizdir. Yâni ben Allah’ın utan dediklerinden utanacağım, utanma dediklerinden de utanmayacağım.

    Evet utanacakları çevrelerini bildikleri için utanıp örtünmek zarureti duymuşlardı. Peki acaba bu çevrelerine karşı utanmaları ge-rektiğini kim söylemişti onlara? Hocaları kimdi onların? Kimden eğitim almışlardı ve nereden bilmişlerdi örtünmeleri gerektiğini bunlar? Hani günümüzde kimi kâfirler derler ki efendim insanlara çevreleri tarafından böyle bir eğitim verildiği için insanlar örtünmektedirler. Eğer bir kadına babası, kocası ve çevresi tarafından böyle bir eğitim verilmese hiç bir kadın örtünmeyecektir. Babaları, kocaları ve çevreleri zorladığı için kadınlar örtünmektedirler. Onlara böyle bir telkin, böyle bir eğitim verilmese hiç bir kadın örtünmez filan diyorlar.

    Peki sormak lâzım bu kâfirlere. Âdem’le Havva’nın babaları kimdi ki onları zorlamıştı? Hocaları kimdi ki onlara böyle bir eğitim ulaştırmıştı? Çevrelerinde kim vardı ki onlara böyle bir eğitim ulaştırmıştı? Kim bunlara örtünmeleri gerektiğini söylemişti? Bakın görüyoruz ki Âdem ve Havva kimse kendilerini zorlamadığı halde, kimse kendilerine böyle bir eğitim ulaştırmadığı halde fıtratlarındaki bu duygudan dolayı örtünmek zorunda kalıyorlardı.

    Demek ki her insan doğuştan örtünme hissine sahiptir. İnsanın mayasında vardır bu. Fıtratı bozulmamış herkes örtünmek zorundadır. Dünyanın en fahişe bir kadını bile getirip insanların gözleri önünde soymaya kalkışsanız o bile mutlaka utanacak, huzursuz olacaktır.
    Rableri onlara, "Ben sizi o ağaçtan menetmemiş miydim? Şeytanın size apaçık bir düşman olduğunu söylememiş miydim? diye seslendi.” Bir an uyuverdiler şeytana. Çünkü yeminler üstüne yeminler etmişti alçak! Ben size nasihatçiyim diye. Aldandılar bu yeminlere. Çünkü zannediyorlardı ki Allah adına yemin eden herkes doğru söylemektedir. Evet aldandılar işte. Neden? Nedenini bilmiyoruz. Neden Hz. Ali efendimizle Ayşe annemiz karşı karşıya geldiler? Neden Hz. Ali efendimizle Hz. Muaviye karşı karşıya geldiler? Neden bir adam çıkıyor şapka giyip sarıkları çıkaracağım diyor adam daha Kastamonu’ya gelmeden herkes başına bir şapka geçiriveriyor? Neden? neden? Şeytan, şeytan, şeytan. Bunun başka bir izah tarzı yoktur.

    Demek ki Atamız ve anamız Rabbimizin tembihine rağmen, uyarısına rağmen aldanmışlar ve bir anlık bir gaflet sonucu şeytana uyabilmişlerse unutmayalım ki biz de onun ağına düşebiliriz. Bu alçak düşman her an bizi de düşülebilir





+ Yorum Gönder