Konusunu Oylayın.: ıslamda Hadıs Elmı Ve Hadısler Hangı Zamanda Yazılmıshlar

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
ıslamda Hadıs Elmı Ve Hadısler Hangı Zamanda Yazılmıshlar
  1. 03.Nisan.2009, 21:30
    1
    Murad AZERI
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 31.Ocak.2009
    Üye No: 46549
    Mesaj Sayısı: 96
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1
    Yaş: 29
    Bulunduğu yer: AZERBAYCAN,BAKI

    ıslamda Hadıs Elmı Ve Hadısler Hangı Zamanda Yazılmıshlar






    ıslamda Hadıs Elmı Ve Hadısler Hangı Zamanda Yazılmıshlar Mumsema ıslamda Hadıs Elmı Ve Hadısler Hangı Zamanda Yazılmıshlar Ve Bu Konulara Neycın Daha Sonralar Cok Boyuk Yer Verılmıshdır...? Sualıma Mumkunse Cevap Yazınız...allah Razı Olsun Bakan,okuyan,yardım Edenlerden...


  2. 03.Nisan.2009, 21:30
    1
    Devamlı Üye



    ıslamda Hadıs Elmı Ve Hadısler Hangı Zamanda Yazılmıshlar Ve Bu Konulara Neycın Daha Sonralar Cok Boyuk Yer Verılmıshdır...? Sualıma Mumkunse Cevap Yazınız...allah Razı Olsun Bakan,okuyan,yardım Edenlerden...


    Benzer Konular

    - HADİSLER resimli hadis

    - Kabir nur namazının neden oturarak kılınır bunun sebebi nedir bununla ılgılı hadısler nelerdır

    - Sunnet olan cocuk ıle ılgılı hadısler

    - Ramazan ayında orucu kastı bozan kişi 61 gun cezaorucu tutması hangı ayetteh ve hadıs

    - Hangİ İlİm Farzdir

  3. 03.Nisan.2009, 22:53
    2
    BiLaL HaTTaB
    DeLi MoLLa

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 13.Mart.2008
    Üye No: 12484
    Mesaj Sayısı: 2,526
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 29
    Yaş: 33
    Bulunduğu yer: Ne KaRa aN? YıLLaR KaRa...

    --->: ıslamda Hadıs Elmı Ve Hadısler Hangı Zamanda Yazılmıshlar




    Alıntı
    ıslamda Hadıs Elmı Ve Hadısler Hangı Zamanda Yazılmıshlar.Bu Konulara Neycın Daha Sonralar Cok Boyuk Yer Verılmıshdır...?
    Biraz uzunca olacak; ancak umuyorum ki sorularınıza kifayet edecektir inşAllah...

    Ebû Hureyre(ra), Abdullah İbn Amr'in(ra) kendisinden daha fazla hadîs bildiğini, zira onun, hadîslerini yazdığını, kendisinin ise yazmadığını açıklamıştır. Hazreti Peygamber(sas) henüz hayatta iken, yukarıda ismi geçen Abdullah îbn Amr gibi yazı bilen ve Hazreti Pey­gamberin vefatından sonra yazı yazmasını öğrenmiş olan pek çok sahabî, ondan işitmiş oldukları hadîsleri yazmışlar ve sahîfelerde toplamışlardır. Ancak yazılar, bugün kullanılan kâğıdın o zamanlar bilinmemesi sebebiyle muhtelif maddeler üzerine yazılıyordu. Bu iş için çeşitli hayvan derileri (edîm), hurma yaprakları (asîb), lavha halinde taşlar ve kemikler (azın, azla) kul­lanılıyordu. Bu çeşit yazılı maddelerin zayi olması ihtimaline karşılık, yine hafızaya müracaat ediliyor, nazil olan âyet ve sûreler, bir taraftan ya­zılırken, bir taraftan da birçok müslüman tarafından ezberleniyordu. Ancak, Rasulullah(sas), ashabını hadis yazmaktan men etmişti.

    Hadîslerin tedvini meselesine temas eden kaynaklar, Hazreti Pey­gamberin, ashabını hadîs yazmaktan men'i hususunda aşağı yukarı aynı haberleri ileri sürerler. Yine bu kaynaklara göre, hadîs kitabetine izin verilmemesi hakkında zikredilen sebepler şu şekilde sıralanabilir:
    1) Müslümanlar, yazıyı henüz öğreniyorlar ve yazılarında fazla de­necek derecede hatâ yapıyorlardı. Bu sebeple, hadîs yazmaları herhangi fâhış bir hatâ yapmaları ihtimaline karşı serbest bırakılamazdı. Nazil olan Kur'ân âyetleri de yazılmakla beraber, onlarda, böyle bir hatâ ihtimali yoktu; çünkü Hazreti Peygamberin nezaretinde ve güvenilir kâtiplar tarafından yazılıyordu.

    2) Ashab, îmanın en yüksek mertebesine erişmiş kimseler olmalarına rağmen, aralarında birkaçı müstesna, henüz câhildiler. Bu cehaletleri , şâir beşer kelâmı ile mukayese edilmesi gayr-i kaabil olan Kur'ân âyetlerini, Hazreti Peygamberin hadîslerinden ayırt etmelerine imkân vermiyecek de­recede idi. Hadîsler yazıldığı takdirde, Kur'ân âyetleriyle karışabilir, halk, âyeti hadîs, hadîsi de âyet makamında okuyabilirdi.. Bu mahzurlar gözönünde bulundurularak ashab, hadîs yazmaktan menedilmiş ve muayyen bir vakte kadar onlara izin verilmemiştir.

    Ancak daha sonraki devirlerde, hadîs sahîfeleriyle Kur'ân sahifelerinin karışma tehlikesinin zail olmasıyla bu yasak yerini izne bırakmıştır.

    Bu sorunuzun cevabı idi... Ancak; tahmin ediyorum ki, asıl sormak istediğiniz Hadislerin Tedvini meselesi idi. Ona da değinelim inşAllah:

    Yazılı sahîfeleri biraraya getirerek iki kapak arasında bir kitap yapmak, tedvinin tam karşılığıdır. Hazreti Peygamberin hayatında bazı sahabîlerin, onun hadîslerini ya­zarak "sahîfe" adı verilen küçük çapta kitaplar vücûda getirdiklerine yukarda değinmiştik. Abdullah İbn Amr İbni'l-Âs'ın Sâdıka adını verdiği hadîs sahîfesi, yahut Hemmâm İbn Munebbih'in Ebû Hureyre'den yazdığı ve Sahîha adını verdiği bir başka sahîfe, bunların arasında en çok şöhret kazananlarıdır. Ancak bu sahîfelerden ve onların yazılışından bahsedilirken, hiçbir zaman tedvin tabiri kullanılmamış, daha çok, yazma işine delâlet etmek üzere kitabet lafzı tekrarlanmıştır. Konu ile ilgili kaynaklarda, kitabet ile tedvîn'in ve tasnifin, ayrı ayrı zamanlarda hadîs yazma ve toplama işine delâlet etmek üzere birbirinden farklı manâlarda kullanılmış oldukları görülür. Kitabet, Hazreti Peygamber ve sahabe devrindeki mücerred hadîs yazma işine delâlet etmek üzere kullanıldığı halde, tedvîn, biraz önce de işaret ettiğimiz gibi, yazılı hadîsleri toplamak, biraraya getirmek ve müstekıl kitaplar oluşturmak manâsında kullanılmıştır. Nitekim Hazreti Peygamber ve ashabı devrinde bazı sahabîler Hazreti Peygamberden işittikleri hadîsleri yazmışlar, fakat bu sahabîlerden hiçbiri, kendi işittiği hadîsler yanında, diğer sahabîlerin işit­tikleri hadîsleri de toplayıp yazmayı düşünmemiş, yahut düşünmüş olsa bile, böyle bir işe teşebbüs etmemiştir.

    Sistemli bir toplama faaliyetinin(tedvin), sahabe devrinden sonra, yâni birinci asrın sonlarıyle ikinci asrın başlarında başladığı anlaşılmaktadır. Şurası muhakkaktır ki, böyle bir konuda rakkamla tesbît edilmiş kesin bir târih ileri sürmek elbette mümkün değildir. Bununla be­raber, tedvinin başlangıcı ile ilgili olarak gelen bazı haberler, konuya ışık tutacak bir mâhiyettedir. Bu haberlerin bir kısmı, hadîs rivayetinde isnad tatbikinden bahsederken İbn Şihâb ez-Zuhrî ile ilgilidir. Ez-Zuhrî bu haberlerde "hadîsleri ilk tedvin eden kimse" olarak gö­rülür. Bu konuda Mâlik İbn Enes'in şu sözü büyük şöhret kazanmıştır: "Hadîsi ilk tedvîn eden kimse İbn Şihâb'tı" [Ebû Nu'aym, Hılyetu'l-evliyâ, III. 363; İbn Abdi'l-Berr, Cami' beyâni'l-ılm, I. 76; İbn Kesîr, el-Bidâye ve'n-nihâye, IX. 345] Mâlik'in bu sözünü teyîd eden bir başka haber de, ez-Zuhrî'nin bizzat ken­disinden nakledilmiştir. Ez-Zuhrî şöyle demektedir: "Bu ilmi benim tedvinimden önce hiç kimse tedvîn etmemiştir" [El-Kettânî, er-Risâletu'l-mustatrafa, s. 4]

    Ez-Zuhrî'nin tedvin faaliyetine, Emevî Halîfesi Ömer İbn Abdi'l-Azîz resmî bir hüviyet kazandırmıştır. İslâm ülkesinin genişlemesi, hadîs bilenlerin bu ülkenin birbirinden uzak muhtelif şehir ve kasabalarına dağılması, daha kötüsü, Şî'a, Râfıza, Havâric gibi siyâsî, Murci'e, Kaderiyye, Mutezile gibi itikadı mezheblerin zuhuru ile müslümanlarm çeşitli fırka ve hiziblere bölünmesi, nihayet bunlara paralel olarak hadîste vaz(uydurma) hareketinin başlaması, tâ'at yönünden Kur'ân'la eşit derecede kıymeti hâiz olan hadîs (sünnet)in karşısına, eşine rastlanmaz bir tehlike olarak di­kilmiş, bu tehlikenin bertaraf edilmemesi halinde hadîslerin tamamem yok olacağı, İslâm'ın geleceğini düşünen her müslüman tarafından kolayca idrak edilir hale gelmiştir. İşte bu durumda hadîsçiler cerh ve ta'dîl faaliyetini başlatarak, hadîs rivayet edenleri göz altında tutmaya ve sıkı bir tenkîd süz­gecinden geçirdikten sonra güvenilir olanları olmayanlardan ayırmaya, her birinin rivayet ettiği hadîsleri sıhhat ve zafiyet yönünden değerlendirmeye yönelmişlerdir. Hadîsçiler bu faaliyeti sürdürürken, fıkhı, ilmi ve takvası yanında çok hadîs rivayetiyle tanınan ve imam olarak kabul edilen Halîfe Ömer İbn Abdil Azîz de, sahih hadîslerin ancak bir kitapta toplanması halinde korunabileceği inancı içinde, Medine'de âmili olan Ebû Bekr Muhammed İbn Amr İbn Hazm'e şu emri göndermiştir:

    "Hazreti Peygamberin hadîslerini, sünnetlerini, Amra Bint Abdirrahman'ın rivayet ettiği hadîsleri araştır ve yaz; zira ben, ilmin kaybolmasından ve ulemânın ölüp git­melerinden korkuyorum." [İbn Sa'd, Tabakât, II/2, 134; el-Buhârî, Sahih, I. 33; Ed-Dârimî, Sünen, I. 126; el-Hatîb el-Bağdâdî, Takyîdu'l-ılm, s. 105-106; el-Herevî, Zemmu'l-kelâm, I. 70; İbn Hacer Fethu'l-bârî'de bunun, tedvinin başlangıcına delâlet ettiğini söylemiştir.]

    Asıl hadîs eserlerinin ortaya çıkışı ise ikinci asrın ilk yarısından sonraki devreye rastlar.

    Mustalahu'l-hadîse dâir ilk tedvîn edilen eserin müellifi olan er-Râmahurmuzî, ilk musannıflar hakkında bize şu bilgiyi vermiştir:

    "Bildiğime göre hadîsleri ilk defa tasnîf edip bâblara ayıran kimse, Basra'da er-Rabî' İbn Subeyh(Ö. 160), Sa'îd İbn Ebî Arûbe(Ö. 156), Yemen'de Abd diye adlandırılan Hâlid İbn Cemîl ve Ma'mer İbn Râşid(Ö. 153), Mekke'de İbn Cureyc(Ö. 150), sonra Kûfe'de Sufyân es-Sevrî(Ö. 161), Basra'da Hammâd İbn Seleme(Ö. 167) ve yine Mekke'de Sufyân ibn Uyeyne(Ö. 198), Şam'da el-Velîd îbn Müslim(Ö. 195), Rey'de Cerîr İbn Abdi'l-Hamîd(Ö. 182), Horasan ve Merv'de Abdullah İbnu'l-Mübarek(Ö. 181), Vâsıfta Huşeym îbn Beşîr(Ö. 193) ve bu asırda Kûfe'de îbn Ebî Za'ide(Ö. 193), îbn Fudayl(Ö.196) ve daha sonraları Yemen'de Abdurrazzâk îbn Hemmâm(Ö. 211) ve Ebû Kurra Mûsâ îbn Târik olmuştur"

    Biraz uzunca oldu İnşAllah yeterli gelecektir bilgiler. Aklınıza takılan bir yer olursa paylaşın inşAllah; beraberce gidermeye çalışalım..

    vesselam...



  4. 03.Nisan.2009, 22:53
    2
    DeLi MoLLa



    Alıntı
    ıslamda Hadıs Elmı Ve Hadısler Hangı Zamanda Yazılmıshlar.Bu Konulara Neycın Daha Sonralar Cok Boyuk Yer Verılmıshdır...?
    Biraz uzunca olacak; ancak umuyorum ki sorularınıza kifayet edecektir inşAllah...

    Ebû Hureyre(ra), Abdullah İbn Amr'in(ra) kendisinden daha fazla hadîs bildiğini, zira onun, hadîslerini yazdığını, kendisinin ise yazmadığını açıklamıştır. Hazreti Peygamber(sas) henüz hayatta iken, yukarıda ismi geçen Abdullah îbn Amr gibi yazı bilen ve Hazreti Pey­gamberin vefatından sonra yazı yazmasını öğrenmiş olan pek çok sahabî, ondan işitmiş oldukları hadîsleri yazmışlar ve sahîfelerde toplamışlardır. Ancak yazılar, bugün kullanılan kâğıdın o zamanlar bilinmemesi sebebiyle muhtelif maddeler üzerine yazılıyordu. Bu iş için çeşitli hayvan derileri (edîm), hurma yaprakları (asîb), lavha halinde taşlar ve kemikler (azın, azla) kul­lanılıyordu. Bu çeşit yazılı maddelerin zayi olması ihtimaline karşılık, yine hafızaya müracaat ediliyor, nazil olan âyet ve sûreler, bir taraftan ya­zılırken, bir taraftan da birçok müslüman tarafından ezberleniyordu. Ancak, Rasulullah(sas), ashabını hadis yazmaktan men etmişti.

    Hadîslerin tedvini meselesine temas eden kaynaklar, Hazreti Pey­gamberin, ashabını hadîs yazmaktan men'i hususunda aşağı yukarı aynı haberleri ileri sürerler. Yine bu kaynaklara göre, hadîs kitabetine izin verilmemesi hakkında zikredilen sebepler şu şekilde sıralanabilir:
    1) Müslümanlar, yazıyı henüz öğreniyorlar ve yazılarında fazla de­necek derecede hatâ yapıyorlardı. Bu sebeple, hadîs yazmaları herhangi fâhış bir hatâ yapmaları ihtimaline karşı serbest bırakılamazdı. Nazil olan Kur'ân âyetleri de yazılmakla beraber, onlarda, böyle bir hatâ ihtimali yoktu; çünkü Hazreti Peygamberin nezaretinde ve güvenilir kâtiplar tarafından yazılıyordu.

    2) Ashab, îmanın en yüksek mertebesine erişmiş kimseler olmalarına rağmen, aralarında birkaçı müstesna, henüz câhildiler. Bu cehaletleri , şâir beşer kelâmı ile mukayese edilmesi gayr-i kaabil olan Kur'ân âyetlerini, Hazreti Peygamberin hadîslerinden ayırt etmelerine imkân vermiyecek de­recede idi. Hadîsler yazıldığı takdirde, Kur'ân âyetleriyle karışabilir, halk, âyeti hadîs, hadîsi de âyet makamında okuyabilirdi.. Bu mahzurlar gözönünde bulundurularak ashab, hadîs yazmaktan menedilmiş ve muayyen bir vakte kadar onlara izin verilmemiştir.

    Ancak daha sonraki devirlerde, hadîs sahîfeleriyle Kur'ân sahifelerinin karışma tehlikesinin zail olmasıyla bu yasak yerini izne bırakmıştır.

    Bu sorunuzun cevabı idi... Ancak; tahmin ediyorum ki, asıl sormak istediğiniz Hadislerin Tedvini meselesi idi. Ona da değinelim inşAllah:

    Yazılı sahîfeleri biraraya getirerek iki kapak arasında bir kitap yapmak, tedvinin tam karşılığıdır. Hazreti Peygamberin hayatında bazı sahabîlerin, onun hadîslerini ya­zarak "sahîfe" adı verilen küçük çapta kitaplar vücûda getirdiklerine yukarda değinmiştik. Abdullah İbn Amr İbni'l-Âs'ın Sâdıka adını verdiği hadîs sahîfesi, yahut Hemmâm İbn Munebbih'in Ebû Hureyre'den yazdığı ve Sahîha adını verdiği bir başka sahîfe, bunların arasında en çok şöhret kazananlarıdır. Ancak bu sahîfelerden ve onların yazılışından bahsedilirken, hiçbir zaman tedvin tabiri kullanılmamış, daha çok, yazma işine delâlet etmek üzere kitabet lafzı tekrarlanmıştır. Konu ile ilgili kaynaklarda, kitabet ile tedvîn'in ve tasnifin, ayrı ayrı zamanlarda hadîs yazma ve toplama işine delâlet etmek üzere birbirinden farklı manâlarda kullanılmış oldukları görülür. Kitabet, Hazreti Peygamber ve sahabe devrindeki mücerred hadîs yazma işine delâlet etmek üzere kullanıldığı halde, tedvîn, biraz önce de işaret ettiğimiz gibi, yazılı hadîsleri toplamak, biraraya getirmek ve müstekıl kitaplar oluşturmak manâsında kullanılmıştır. Nitekim Hazreti Peygamber ve ashabı devrinde bazı sahabîler Hazreti Peygamberden işittikleri hadîsleri yazmışlar, fakat bu sahabîlerden hiçbiri, kendi işittiği hadîsler yanında, diğer sahabîlerin işit­tikleri hadîsleri de toplayıp yazmayı düşünmemiş, yahut düşünmüş olsa bile, böyle bir işe teşebbüs etmemiştir.

    Sistemli bir toplama faaliyetinin(tedvin), sahabe devrinden sonra, yâni birinci asrın sonlarıyle ikinci asrın başlarında başladığı anlaşılmaktadır. Şurası muhakkaktır ki, böyle bir konuda rakkamla tesbît edilmiş kesin bir târih ileri sürmek elbette mümkün değildir. Bununla be­raber, tedvinin başlangıcı ile ilgili olarak gelen bazı haberler, konuya ışık tutacak bir mâhiyettedir. Bu haberlerin bir kısmı, hadîs rivayetinde isnad tatbikinden bahsederken İbn Şihâb ez-Zuhrî ile ilgilidir. Ez-Zuhrî bu haberlerde "hadîsleri ilk tedvin eden kimse" olarak gö­rülür. Bu konuda Mâlik İbn Enes'in şu sözü büyük şöhret kazanmıştır: "Hadîsi ilk tedvîn eden kimse İbn Şihâb'tı" [Ebû Nu'aym, Hılyetu'l-evliyâ, III. 363; İbn Abdi'l-Berr, Cami' beyâni'l-ılm, I. 76; İbn Kesîr, el-Bidâye ve'n-nihâye, IX. 345] Mâlik'in bu sözünü teyîd eden bir başka haber de, ez-Zuhrî'nin bizzat ken­disinden nakledilmiştir. Ez-Zuhrî şöyle demektedir: "Bu ilmi benim tedvinimden önce hiç kimse tedvîn etmemiştir" [El-Kettânî, er-Risâletu'l-mustatrafa, s. 4]

    Ez-Zuhrî'nin tedvin faaliyetine, Emevî Halîfesi Ömer İbn Abdi'l-Azîz resmî bir hüviyet kazandırmıştır. İslâm ülkesinin genişlemesi, hadîs bilenlerin bu ülkenin birbirinden uzak muhtelif şehir ve kasabalarına dağılması, daha kötüsü, Şî'a, Râfıza, Havâric gibi siyâsî, Murci'e, Kaderiyye, Mutezile gibi itikadı mezheblerin zuhuru ile müslümanlarm çeşitli fırka ve hiziblere bölünmesi, nihayet bunlara paralel olarak hadîste vaz(uydurma) hareketinin başlaması, tâ'at yönünden Kur'ân'la eşit derecede kıymeti hâiz olan hadîs (sünnet)in karşısına, eşine rastlanmaz bir tehlike olarak di­kilmiş, bu tehlikenin bertaraf edilmemesi halinde hadîslerin tamamem yok olacağı, İslâm'ın geleceğini düşünen her müslüman tarafından kolayca idrak edilir hale gelmiştir. İşte bu durumda hadîsçiler cerh ve ta'dîl faaliyetini başlatarak, hadîs rivayet edenleri göz altında tutmaya ve sıkı bir tenkîd süz­gecinden geçirdikten sonra güvenilir olanları olmayanlardan ayırmaya, her birinin rivayet ettiği hadîsleri sıhhat ve zafiyet yönünden değerlendirmeye yönelmişlerdir. Hadîsçiler bu faaliyeti sürdürürken, fıkhı, ilmi ve takvası yanında çok hadîs rivayetiyle tanınan ve imam olarak kabul edilen Halîfe Ömer İbn Abdil Azîz de, sahih hadîslerin ancak bir kitapta toplanması halinde korunabileceği inancı içinde, Medine'de âmili olan Ebû Bekr Muhammed İbn Amr İbn Hazm'e şu emri göndermiştir:

    "Hazreti Peygamberin hadîslerini, sünnetlerini, Amra Bint Abdirrahman'ın rivayet ettiği hadîsleri araştır ve yaz; zira ben, ilmin kaybolmasından ve ulemânın ölüp git­melerinden korkuyorum." [İbn Sa'd, Tabakât, II/2, 134; el-Buhârî, Sahih, I. 33; Ed-Dârimî, Sünen, I. 126; el-Hatîb el-Bağdâdî, Takyîdu'l-ılm, s. 105-106; el-Herevî, Zemmu'l-kelâm, I. 70; İbn Hacer Fethu'l-bârî'de bunun, tedvinin başlangıcına delâlet ettiğini söylemiştir.]

    Asıl hadîs eserlerinin ortaya çıkışı ise ikinci asrın ilk yarısından sonraki devreye rastlar.

    Mustalahu'l-hadîse dâir ilk tedvîn edilen eserin müellifi olan er-Râmahurmuzî, ilk musannıflar hakkında bize şu bilgiyi vermiştir:

    "Bildiğime göre hadîsleri ilk defa tasnîf edip bâblara ayıran kimse, Basra'da er-Rabî' İbn Subeyh(Ö. 160), Sa'îd İbn Ebî Arûbe(Ö. 156), Yemen'de Abd diye adlandırılan Hâlid İbn Cemîl ve Ma'mer İbn Râşid(Ö. 153), Mekke'de İbn Cureyc(Ö. 150), sonra Kûfe'de Sufyân es-Sevrî(Ö. 161), Basra'da Hammâd İbn Seleme(Ö. 167) ve yine Mekke'de Sufyân ibn Uyeyne(Ö. 198), Şam'da el-Velîd îbn Müslim(Ö. 195), Rey'de Cerîr İbn Abdi'l-Hamîd(Ö. 182), Horasan ve Merv'de Abdullah İbnu'l-Mübarek(Ö. 181), Vâsıfta Huşeym îbn Beşîr(Ö. 193) ve bu asırda Kûfe'de îbn Ebî Za'ide(Ö. 193), îbn Fudayl(Ö.196) ve daha sonraları Yemen'de Abdurrazzâk îbn Hemmâm(Ö. 211) ve Ebû Kurra Mûsâ îbn Târik olmuştur"

    Biraz uzunca oldu İnşAllah yeterli gelecektir bilgiler. Aklınıza takılan bir yer olursa paylaşın inşAllah; beraberce gidermeye çalışalım..

    vesselam...






+ Yorum Gönder