Konusunu Oylayın.: Ali Bayram hocanın bir sözü hakkında

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Ali Bayram hocanın bir sözü hakkında
  1. 15.Aralık.2009, 22:22
    13
    BiLaL HaTTaB
    DeLi MoLLa

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 13.Mart.2008
    Üye No: 12484
    Mesaj Sayısı: 2,526
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 29
    Yaş: 33
    Bulunduğu yer: Ne KaRa aN? YıLLaR KaRa...

    --->: Ali Bayram hocanın bir sözü hakkında

    reklam


    --->: Ali Bayram hocanın bir sözü hakkında isimli yazı www.Mumsema.com--->: Ali Bayram hocanın bir sözü hakkında
    Alıntı
    Senin sapik diye gordugun Muhiddin-i Arabi k.s. Seyh-i Ekber lakabini almistirki bu kolay degil
    Bu lakabı ona kim vermiştir bu önemli. Vahdet-i Vücud mezhebini benimseyen mutasavvıfların, kendi düşünce önderlerine kafir, sapık demeleri beklenemez elbette. Vahdet-i Vücud mezhebini reddeden ehl-i Sünnet ve 'l-Cemaat mezhebinin görüşlerine bakacaksınız ki doğruyu bulasınız. Tabi ki mezhebiniz ehl-i Sünnet ve amacınız da doğruyu bulmak ise...

    Mesela tarih, rical gibi ilimlerde İmam olan İmam ez-Zehebî(rh.a) İbn Arabî ve eseri "Fusûs" hakkında şöyle der:

    "EĞER BU KİTAPTA KÜFÜR YOKSA, DÜNYADA KÜFÜR DİYE BİRŞEY YOKTUR!"

    Devamla şöyle der:

    "Bir topluluk onu oldukça tazim etmiş ve onun söylediklerini en uzak ihtimallerle tevil etmek için kendilerini çok yormuşlardır. Büyük ilim adamı hocamız İbn Dakîki'l-Îd'in naklettiğine göre, o, Şeyh İzzuddin b. Abdisselam'ı, İbn Arabî hakkında şunları söylerken dinlemiştir: "O KÖTÜ VE YALANCI BİR ŞEYHTİR!"

    Hafız İbn Hacer el-Askalanî'nin(rh.a) "Lisanu'l Mizan" adlı eserinde de şöyle denmektedir:

    "O KÖTÜ, ŞİÎ VE YALANCI BİR ŞEYHTİR !"

    Hafız İbn Kesîr(rh.a) de şöyle demektedir:

    "FUSÛSU'L-HİKEM ADLI ESERİNDE ZAHİREN AÇIK KÜFÜR OLAN PEK ÇOK ŞEYLER BULUNMAKTADIR !"

    Allâme Şemsuddin Muhammed el-Ayzerî eş-Şafiî "Fusûs" hakkında şunları söyler:

    "ALİMLER DEDİLER Kİ; ONDA OLANIN TAMAMI KÜFÜRDÜR. ÇÜNKÜ O DÜŞÜNCELERİN TAMAMI İTTİHAD AKİDESİ ETRAFINDA DOLAŞMAKTADIR !"

    Allâme Necmuddîn İbn Akîl şöyle demiştir:

    "KİM BU BATIL MAKALEYİ TASDİK EDER VEYA ONDAN RAZI OLURSA, ALLAH'I KÜFÜRLE İNKAR ETMİŞTİR ! ONUN KANININ AKITILMASI HELALDİR."

    Şemsuddîn Ebu Abdillah Muhammed el-Mevsilî şöyle demiştir:

    "İBN ARABÎ'NİN SÖZLERİNDE TEVİLİ ASLA MÜMKÜN OLMAYAN SARİH KÜFÜRLER VARDIR !"

    Yine İmam İbn Hacer el-Askalanî şöyle demiştir:

    "BEN ŞEYHİMİZ SİRACUDDİN EL-BULKİNÎ'YE İBN ARABÎ HAKKINDA SORDUM; BANA HEMEN ONUN KAFİR OLDUĞUNU SÖYLEDİ !"

    et-Tâc el-Baranbarânî şöyle demiştir:

    "BEN İBN ARABÎ'Yİ ALLAH'IN HER İNDİRDİĞİNİ YALANLAYAN NECİS BİR İNSAN OLARAK GÖRDÜM !"

    İbn Haldun'un, İbn Arabi'nin eserleri hakkındaki bir fetvası şöyledir :

    "VELİYYU'L EMR'E VACİP OLAN, İNSANLARIN UMUMUNUN MEFSEDETTEN KORUNMASI İÇİN BU KİTAPLARIN YAKILMASIDIR !"

    İmam es-Suyutî ise; evvela "Tenbîhu’l-Gabî an Ta‘ni İbn Arabî" namındaki eserinde İbn Arabî’nin tarikini tasvip ve müdafaa etmiş ama daha sonra "et-Tahrir li İlmu’t-Tefsir" ve "İtmamu’d-Diraye şerhu’n-Nikâye" isimli eserlerinde ise şöyle demiştir:

    "Biz itikat ederiz ki; ilmen, amelen, sohbeten Sofiyenin seyyidi bulunan Ebu’l-Kasım el-Cüneydî’nin tariki, kavim bir tariktir. Çünkü bu, bid'atlerden hâlî, tefviz ve teslim, nefisten teberrî dairesinde carîdir. İbn Arabî ve emsali gibi mutasavvifeden bir cemaatın tariki hilâfına ki, o zendikadır, Kitaba ve Sünnete münafîdir."

    Son devir ulemamızdan Muhammed Hamdi Yazır, Bakara 165. ayetin tefisirinde vahdet-i vücud mezhebini yerle bir etmiş; Ömer Nasuhi Bilmen ise "Büyük Tefsir Tarihi" adlı eserinde özetle şunları söylemektedir:

    "(Bu sözler) tevil edilirse, artık cihanda batıl hiçbir söz kalmamak ve hiçbir batıl akide bulunmamak icap eder. Bunun neticesinde sözler, maksatlara, hakikatlere delâlet hassasından mahrum kalır.

    Hâsılı bu sözler sarihtir, bunları tevile çalışmak zaittir, bunlar bir vecd ve sekir hâlinde söylenmiş şeyler de değildir. Çünkü, kitaplarda yazılmış, bunların ibkasına kailleri tarafından çalışılmıştır. Bu sözler, masum halkın temiz akidelerini bozuyor, bir kısım kimseleri ilhada sevk ediyor, evamir ve nevahîye itaat kalmıyor, kendilerinde birer rububiyet hıssası görerek birer firavun kesiliyorlar. Bu hâl ise hem ferdin, hem cemiyetin saadetine, intizamına muhaliftir."

    Daha sayılarını saymaya güç yetiremeyeceğimiz nice İmam'ların sözlerini de aktaralım mı ? Aralarında İbnu'l Cezirî, Takıyyuddin es-Subkî, Hafız el-Irakî, Kutbuddîn İbnu'l-Kastallânî, MüfessirEbu Hayyan gibi nicelerinin bulunduğu "EHL-İ SÜNNET ULEMASININ" sözlerini ? ?

    Ama gerek yoktur; anlayana çok bile uzattık...




    Alıntı
    Simdi sana sorucam soru. Eline bir elma al ve elmaya bak eger gercekde elma yoksa bu sadece bir algi ise Kainat icerisinde sen ne gorursun arkadas?
    Hangi filozoftan etkilendiniz diyeceğim; ama İbn Arabî gibi filozofların en büyüklerinden birinin öğrencisine karşı saçma bir soru olmuş olacak.

    Güzel kardeşim; elime elmayı alabiliyorsam(yani hayal etmiyorsam), o bir algı değil, bir gerçekliktir. Onun bir algı olduğunun Şeriat'tan delili nedir ?

    İnsan rüyadayken, hissettiklerinin hepsinin aklı ve duyularıyla doğru olduğuna emindir. O rüya sonsuza dek uzasa, hiçbir rüya sahibi, rüyasındakilerin gerçek olduğundan şüphe etmez. Zira, beş duyusuyla hissedip, aklıyla kavrayıp düşünmektedir. Ancak bunların birer hayal olduğunu, uyandığında anlayabilir. O zaman görülür ki, doğruluğundan rüyadayken şüphe edilmeyen her şey hayalmiş. O halde beşeri bilginin sınırlarını, zaman ve mekan belirlemektedir. Zaman ve mekan değişimi, bilginin doğruluk derecesini de değiştirmektedir. Halbuki İlahî bilgi, zaman-mekan sınırlarına tabi değildir.

    Rabbim rüyanızdan uyandırsın inşaAllah. Bizlere filozofluk yapmayı bırakıp, Kitap ve Sünnet üzere deliller sunabilir misiniz kardeşim ?

    "İnsanların ihdas ettikleri ve kendilerinden ortaya koydukları şey, onları hidayete ulaştırmaz. Aslolan, Kur’an-ı Kerim’in getirdiği ve Hz. Peygamber’in(Sas) davet ettiği, insanlar arasında tefrika ortaya çıktığı devreye kadar Hz. Peygamber’in ashabının yapmakta devam edegeldikleri şeylerdir. Bundan başkası ile amel edenler, bid’atçi ve kendiliklerinden ihdâs edicilerdir." [İmam Azam Ebu Hanife, el-Vasiyye]


    "Doğrusu birçokları, bilmeden keyiflerine uyarak halkı şaşırtıyorlar." (En’am/119)


    ve's-selamu alâ menittebea'l-hudâ...



  2. 15.Aralık.2009, 22:22
    13
    DeLi MoLLa
    reklam


    Alıntı
    Senin sapik diye gordugun Muhiddin-i Arabi k.s. Seyh-i Ekber lakabini almistirki bu kolay degil
    Bu lakabı ona kim vermiştir bu önemli. Vahdet-i Vücud mezhebini benimseyen mutasavvıfların, kendi düşünce önderlerine kafir, sapık demeleri beklenemez elbette. Vahdet-i Vücud mezhebini reddeden ehl-i Sünnet ve 'l-Cemaat mezhebinin görüşlerine bakacaksınız ki doğruyu bulasınız. Tabi ki mezhebiniz ehl-i Sünnet ve amacınız da doğruyu bulmak ise...

    Mesela tarih, rical gibi ilimlerde İmam olan İmam ez-Zehebî(rh.a) İbn Arabî ve eseri "Fusûs" hakkında şöyle der:

    "EĞER BU KİTAPTA KÜFÜR YOKSA, DÜNYADA KÜFÜR DİYE BİRŞEY YOKTUR!"

    Devamla şöyle der:

    "Bir topluluk onu oldukça tazim etmiş ve onun söylediklerini en uzak ihtimallerle tevil etmek için kendilerini çok yormuşlardır. Büyük ilim adamı hocamız İbn Dakîki'l-Îd'in naklettiğine göre, o, Şeyh İzzuddin b. Abdisselam'ı, İbn Arabî hakkında şunları söylerken dinlemiştir: "O KÖTÜ VE YALANCI BİR ŞEYHTİR!"

    Hafız İbn Hacer el-Askalanî'nin(rh.a) "Lisanu'l Mizan" adlı eserinde de şöyle denmektedir:

    "O KÖTÜ, ŞİÎ VE YALANCI BİR ŞEYHTİR !"

    Hafız İbn Kesîr(rh.a) de şöyle demektedir:

    "FUSÛSU'L-HİKEM ADLI ESERİNDE ZAHİREN AÇIK KÜFÜR OLAN PEK ÇOK ŞEYLER BULUNMAKTADIR !"

    Allâme Şemsuddin Muhammed el-Ayzerî eş-Şafiî "Fusûs" hakkında şunları söyler:

    "ALİMLER DEDİLER Kİ; ONDA OLANIN TAMAMI KÜFÜRDÜR. ÇÜNKÜ O DÜŞÜNCELERİN TAMAMI İTTİHAD AKİDESİ ETRAFINDA DOLAŞMAKTADIR !"

    Allâme Necmuddîn İbn Akîl şöyle demiştir:

    "KİM BU BATIL MAKALEYİ TASDİK EDER VEYA ONDAN RAZI OLURSA, ALLAH'I KÜFÜRLE İNKAR ETMİŞTİR ! ONUN KANININ AKITILMASI HELALDİR."

    Şemsuddîn Ebu Abdillah Muhammed el-Mevsilî şöyle demiştir:

    "İBN ARABÎ'NİN SÖZLERİNDE TEVİLİ ASLA MÜMKÜN OLMAYAN SARİH KÜFÜRLER VARDIR !"

    Yine İmam İbn Hacer el-Askalanî şöyle demiştir:

    "BEN ŞEYHİMİZ SİRACUDDİN EL-BULKİNÎ'YE İBN ARABÎ HAKKINDA SORDUM; BANA HEMEN ONUN KAFİR OLDUĞUNU SÖYLEDİ !"

    et-Tâc el-Baranbarânî şöyle demiştir:

    "BEN İBN ARABÎ'Yİ ALLAH'IN HER İNDİRDİĞİNİ YALANLAYAN NECİS BİR İNSAN OLARAK GÖRDÜM !"

    İbn Haldun'un, İbn Arabi'nin eserleri hakkındaki bir fetvası şöyledir :

    "VELİYYU'L EMR'E VACİP OLAN, İNSANLARIN UMUMUNUN MEFSEDETTEN KORUNMASI İÇİN BU KİTAPLARIN YAKILMASIDIR !"

    İmam es-Suyutî ise; evvela "Tenbîhu’l-Gabî an Ta‘ni İbn Arabî" namındaki eserinde İbn Arabî’nin tarikini tasvip ve müdafaa etmiş ama daha sonra "et-Tahrir li İlmu’t-Tefsir" ve "İtmamu’d-Diraye şerhu’n-Nikâye" isimli eserlerinde ise şöyle demiştir:

    "Biz itikat ederiz ki; ilmen, amelen, sohbeten Sofiyenin seyyidi bulunan Ebu’l-Kasım el-Cüneydî’nin tariki, kavim bir tariktir. Çünkü bu, bid'atlerden hâlî, tefviz ve teslim, nefisten teberrî dairesinde carîdir. İbn Arabî ve emsali gibi mutasavvifeden bir cemaatın tariki hilâfına ki, o zendikadır, Kitaba ve Sünnete münafîdir."

    Son devir ulemamızdan Muhammed Hamdi Yazır, Bakara 165. ayetin tefisirinde vahdet-i vücud mezhebini yerle bir etmiş; Ömer Nasuhi Bilmen ise "Büyük Tefsir Tarihi" adlı eserinde özetle şunları söylemektedir:

    "(Bu sözler) tevil edilirse, artık cihanda batıl hiçbir söz kalmamak ve hiçbir batıl akide bulunmamak icap eder. Bunun neticesinde sözler, maksatlara, hakikatlere delâlet hassasından mahrum kalır.

    Hâsılı bu sözler sarihtir, bunları tevile çalışmak zaittir, bunlar bir vecd ve sekir hâlinde söylenmiş şeyler de değildir. Çünkü, kitaplarda yazılmış, bunların ibkasına kailleri tarafından çalışılmıştır. Bu sözler, masum halkın temiz akidelerini bozuyor, bir kısım kimseleri ilhada sevk ediyor, evamir ve nevahîye itaat kalmıyor, kendilerinde birer rububiyet hıssası görerek birer firavun kesiliyorlar. Bu hâl ise hem ferdin, hem cemiyetin saadetine, intizamına muhaliftir."

    Daha sayılarını saymaya güç yetiremeyeceğimiz nice İmam'ların sözlerini de aktaralım mı ? Aralarında İbnu'l Cezirî, Takıyyuddin es-Subkî, Hafız el-Irakî, Kutbuddîn İbnu'l-Kastallânî, MüfessirEbu Hayyan gibi nicelerinin bulunduğu "EHL-İ SÜNNET ULEMASININ" sözlerini ? ?

    Ama gerek yoktur; anlayana çok bile uzattık...




    Alıntı
    Simdi sana sorucam soru. Eline bir elma al ve elmaya bak eger gercekde elma yoksa bu sadece bir algi ise Kainat icerisinde sen ne gorursun arkadas?
    Hangi filozoftan etkilendiniz diyeceğim; ama İbn Arabî gibi filozofların en büyüklerinden birinin öğrencisine karşı saçma bir soru olmuş olacak.

    Güzel kardeşim; elime elmayı alabiliyorsam(yani hayal etmiyorsam), o bir algı değil, bir gerçekliktir. Onun bir algı olduğunun Şeriat'tan delili nedir ?

    İnsan rüyadayken, hissettiklerinin hepsinin aklı ve duyularıyla doğru olduğuna emindir. O rüya sonsuza dek uzasa, hiçbir rüya sahibi, rüyasındakilerin gerçek olduğundan şüphe etmez. Zira, beş duyusuyla hissedip, aklıyla kavrayıp düşünmektedir. Ancak bunların birer hayal olduğunu, uyandığında anlayabilir. O zaman görülür ki, doğruluğundan rüyadayken şüphe edilmeyen her şey hayalmiş. O halde beşeri bilginin sınırlarını, zaman ve mekan belirlemektedir. Zaman ve mekan değişimi, bilginin doğruluk derecesini de değiştirmektedir. Halbuki İlahî bilgi, zaman-mekan sınırlarına tabi değildir.

    Rabbim rüyanızdan uyandırsın inşaAllah. Bizlere filozofluk yapmayı bırakıp, Kitap ve Sünnet üzere deliller sunabilir misiniz kardeşim ?

    "İnsanların ihdas ettikleri ve kendilerinden ortaya koydukları şey, onları hidayete ulaştırmaz. Aslolan, Kur’an-ı Kerim’in getirdiği ve Hz. Peygamber’in(Sas) davet ettiği, insanlar arasında tefrika ortaya çıktığı devreye kadar Hz. Peygamber’in ashabının yapmakta devam edegeldikleri şeylerdir. Bundan başkası ile amel edenler, bid’atçi ve kendiliklerinden ihdâs edicilerdir." [İmam Azam Ebu Hanife, el-Vasiyye]


    "Doğrusu birçokları, bilmeden keyiflerine uyarak halkı şaşırtıyorlar." (En’am/119)


    ve's-selamu alâ menittebea'l-hudâ...



  3. 15.Aralık.2009, 22:59
    14
    Rüyet-iTaksîr
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 27.Ekim.2009
    Üye No: 61896
    Mesaj Sayısı: 219
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 3

    --->: Ali Bayram hocanın bir sözü hakkında

    reklam


    Vahdet-i Suhud a ne diyeceksin, Madde denen olguyu sen 5 duyun olmadan nasıl hissedersin peki? Maddeyi red edersen elbiseyi Allah c.c. tecellisi demen gerekir bu söz sence biraz mantıksız değil mi? Madde denen olgu sana göre de elektro manyetik sinyallerin beyne ulaşması sonucu oluşan bir olgu değil midir (Bilim bunu böyle görüyor) Sen peki görme duyun olmadan karşındaki madde diye tabir edilen olguyu beyne nasıl ulaştırırsın

    Peki sen bir elbisenin elbise olduğunu nasıl anlarsın? İsim cisim uzaklık ve yakınlık olarak? Bir insan 5 duyusu olmadan doğarsa (Af edersiniz) köpeğin dışkısını nasıl algılar yada algılayabilirmi? Koklar mı hissedebilir mi dokunduğu şeyin köpeğin dışkısı olduğunu bilir mi? Daha doğrusu köpeği bilirmi? Eğer algılayamzsa senin verdiğin örnek mantık dışıdır o zaman sorun nerdedir?

    Ayrıca bir ekleme daha yapmak isterim. Mezhep diye yazıldığını gördüm bu bir mezhep değildir yani konu biraz melodrama çevriliyor. Bu bir fikir görüştür. Bir müslüman bu konuyu araştırmakla görevli değildir bir farz yada mutlaka öğrenilmesi gereken konu değildir. Bu sebeple biraz daha sakin yaklaşalım konuya.


  4. 15.Aralık.2009, 22:59
    14
    reklam


    Vahdet-i Suhud a ne diyeceksin, Madde denen olguyu sen 5 duyun olmadan nasıl hissedersin peki? Maddeyi red edersen elbiseyi Allah c.c. tecellisi demen gerekir bu söz sence biraz mantıksız değil mi? Madde denen olgu sana göre de elektro manyetik sinyallerin beyne ulaşması sonucu oluşan bir olgu değil midir (Bilim bunu böyle görüyor) Sen peki görme duyun olmadan karşındaki madde diye tabir edilen olguyu beyne nasıl ulaştırırsın

    Peki sen bir elbisenin elbise olduğunu nasıl anlarsın? İsim cisim uzaklık ve yakınlık olarak? Bir insan 5 duyusu olmadan doğarsa (Af edersiniz) köpeğin dışkısını nasıl algılar yada algılayabilirmi? Koklar mı hissedebilir mi dokunduğu şeyin köpeğin dışkısı olduğunu bilir mi? Daha doğrusu köpeği bilirmi? Eğer algılayamzsa senin verdiğin örnek mantık dışıdır o zaman sorun nerdedir?

    Ayrıca bir ekleme daha yapmak isterim. Mezhep diye yazıldığını gördüm bu bir mezhep değildir yani konu biraz melodrama çevriliyor. Bu bir fikir görüştür. Bir müslüman bu konuyu araştırmakla görevli değildir bir farz yada mutlaka öğrenilmesi gereken konu değildir. Bu sebeple biraz daha sakin yaklaşalım konuya.


  5. 16.Aralık.2009, 02:19
    15
    BiLaL HaTTaB
    DeLi MoLLa

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 13.Mart.2008
    Üye No: 12484
    Mesaj Sayısı: 2,526
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 29
    Yaş: 33
    Bulunduğu yer: Ne KaRa aN? YıLLaR KaRa...

    --->: Ali Bayram hocanın bir sözü hakkında

    Alıntı
    Ayrıca bir ekleme daha yapmak isterim. Mezhep diye yazıldığını gördüm bu bir mezhep değildir yani konu biraz melodrama çevriliyor. Bu bir fikir görüştür. Bir müslüman bu konuyu araştırmakla görevli değildir bir farz yada mutlaka öğrenilmesi gereken konu değildir. Bu sebeple biraz daha sakin yaklaşalım konuya.
    Vahdet-i Vücud'u araştırdığınız kadar, Ehl-i Sünnet'i de araştırsaydınız; bunun bir "mezheb" olarak dile getirildiğine de şahid olurdunuz. Bu anlamda mezhep olduğunu kabul etmiyorsanız dahi; diyorsunuz ki bu bir fikir, bir görüştür. Mezheb de tutulan yol demektir zaten. Fikir ve görüşlerden oluşmuş bir yoldur. Yani her durumda mezheb dememizin yadırganacak bir yanı bulunmamaktadır.

    Alıntı
    Vahdet-i Suhud a ne diyeceksin, Madde denen olguyu sen 5 duyun olmadan nasıl hissedersin peki? Maddeyi red edersen elbiseyi Allah c.c. tecellisi demen gerekir bu söz sence biraz mantıksız değil mi? Madde denen olgu sana göre de elektro manyetik sinyallerin beyne ulaşması sonucu oluşan bir olgu değil midir (Bilim bunu böyle görüyor) Sen peki görme duyun olmadan karşındaki madde diye tabir edilen olguyu beyne nasıl ulaştırırsın

    Peki sen bir elbisenin elbise olduğunu nasıl anlarsın? İsim cisim uzaklık ve yakınlık olarak? Bir insan 5 duyusu olmadan doğarsa (Af edersiniz) köpeğin dışkısını nasıl algılar yada algılayabilirmi? Koklar mı hissedebilir mi dokunduğu şeyin köpeğin dışkısı olduğunu bilir mi? Daha doğrusu köpeği bilirmi? Eğer algılayamzsa senin verdiğin örnek mantık dışıdır o zaman sorun nerdedir?
    Bir ağaç düşünün kardeşim. Ağacın ne olduğu, nasıl olduğu, rengi, şekli, boyu vs. sorulduğunda, verilecek cevaplar, bilginin 5 duyu ile alakalı kısmını oluşturur. Ağacın özellikleriyle ilgili soruda cevaplar net, anlaşılır ve büyük oranda tartışılmaz doğru olarak verilmesine karşılık, biraz farklı nitelikteki sorulara verilecek cevap ya bulunamayacaktır ya da bulunsa da oldukça tartışılır nitelikte olacaktır. Mesela, bu; “O ağaç niçin var olmuştur?” sorusudur. Şayet o bir elma ağacı ise, “elma vermesi için” denilebilir. Ancak bu cevaplar, sorunun tam karşılığı olmaktan uzaktır. Bu cevaplarla, içinden çıkılmaz daha çok soruya zemin hazırlanmış olunur. “Niçin elma da başka bişey değil?” , “Niçin tatlı meyveli de acı meyveli değil?” vs. gibi… Bu sorular da, zincirleme uzaaaar gider… Şayet beşerî bilgiyi, alanının dışındaki konular için ölçü kabul edecek olursanız, insanlık tarihinde örnekleri oldukça bol bulunabilecek saçmalıklarla karşılaşılır. İşte bu ve benzer nedenlerden dolayı, insanlık tarihinin her devresinde, kafaları kurcalayan, cevabı verilmeye çalışılan ancak çoğu zaman cevabı bulunamayan veya o şartlar içerisinde bulunduğu zannedilen, bunun yanlışlığı ise çok kısa bir sürede anlaşılan sorular hep olagelmiştir. Biz örneğimizde ağaç üzerinde açıklamaya çalıştık. Ancak, konu insan ve diğer varlıkların varoluş nedenleri, bu nedenlerin niteliği vs olursa, durum daha da karışmaktadır. İnsanlar çoğu zaman beş duyunun dışında araç olarak akla güvenmiş, akıl aracılığıyla ilgili sorulara cevap bulabileceğini zannetmişlerdir. Ancak görülmektedir ki, filozoflar dahi; cevaplardan tatmin olamamışlar, bazısı elde edilen bilgiye, yani cevaba kesin güvenilebileceğini(doğmatizm) iddia ederken, bazısı da kesinlikle güvenilemeyeceğini(septisizm) söylemişler, sonuç itibariyle konuya kesin bir çözüm getirememişlerdir. 2500 yıllık felsefe tarihi de bunun tanığı durumundadır zaten.

    Konuyu daha fazla uzatmadan ve sizi de bunaltmadan, asıl meseleye geleyim. Geldiğimiz noktadaki problem, madde ötesi alanları ilgilendiren konularda, bilgi elde etme aracının ne olacağıdır. Önceki Müslümanlar, bu gibi konularda, insanın ancak Allah’ın bildirdiği kadarını bilebileceğine(Bakara/255), gaybı ancak Allah’ın bileceğine(En’am/59), bu bilgileri eğer Allah insanlara bildirmeyi dilerse, bunun yolunun vahiy olduğunu(Cin/26-27), son vahyin ise Hz. Muhammed’e(Sas) geldiğini ve ondan sonra kesildiğini, sonuç itibariyle bilginin kaynağının öncelikle Kur’an ve ona bağlı olarak Sünnet olduğunu bilir ve ona göre yaşantısını düzenlerlerdi. Bu anlayış ve inancın bozulması, insanları alternatif bilgi kaynakları aramaya itti ve evvela akla sarılındı. Hatta bazıları o kadar sarıldı ki, akılla nakil yani vahiy bilgisi çatışacak olsa, aklın tercih edilmesi gerektiğini belirttiler. Vahyin bile yorumu çoğu zaman asıl biçimi dikkate alınmadan sadece akıl aracılığıyla yapılır bir duruma gelindi ki, bu süreçte, akıl vahye değil, vahiy akla tabî kılındı.

    Siz ilk yanlışı doğru kabul ettiniz mi, sistem sonuna kadar doğru(!) işler... Kutsalın ne olduğu önemli değil, kişinin onu kutsal olarak algılaması esastır. İnsan neye inanmak istediğine bir kere karar verdi mi artık o yalan olmaktan çıkar ve hakikat olur. Bir şey insana kutsal olarak kodlanmışsa, beynin ve idrakin bütün alanları onu doğrulamak için çabalar ve insan o daireden kolay kolay çıkamaz. Bunun en tipik örneğini de sizlerde görüyoruz...

    Cümlelerimizi, önceki cevabımızdaki örneği tekerrür ederek nihayete erdirelim istiyoruz. Ola ki daha iyi tefekkür eylersiniz:

    İnsan rüyadayken, hissettiklerinin hepsinin aklı ve duyularıyla doğru olduğuna emindir. O rüya sonsuza dek uzasa, hiçbir rüya sahibi, rüyasındakilerin gerçek olduğundan şüphe etmez. Zira, beş duyusuyla hissedip, aklıyla kavrayıp düşünmektedir. Ancak bunların birer hayal olduğunu, uyandığında anlayabilir. O zaman görülür ki, doğruluğundan rüyadayken şüphe edilmeyen her şey hayalmiş. O halde beşeri bilginin sınırlarını, zaman ve mekan belirlemektedir. Zaman ve mekan değişimi, bilginin doğruluk derecesini de değiştirmektedir. Halbuki İlahî bilgi, zaman-mekan sınırlarına tabi değildir.

    Rabbim rüyanızdan uyandırsın inşaAllah. Bizlere filozofluk yapmayı bırakıp, Kitap ve Sünnet üzere deliller sunabilir misiniz kardeşim ?

    "İnsanların ihdas ettikleri ve kendilerinden ortaya koydukları şey, onları hidayete ulaştırmaz. Aslolan, Kur’an-ı Kerim’in getirdiği ve Hz. Peygamber’in(Sas) davet ettiği, insanlar arasında tefrika ortaya çıktığı devreye kadar Hz. Peygamber’in ashabının yapmakta devam edegeldikleri şeylerdir. Bundan başkası ile amel edenler, bid’atçi ve kendiliklerinden ihdâs edicilerdir."[İmam Azam Ebu Hanife, el-Vasiyye]


    "Doğrusu birçokları, bilmeden keyiflerine uyarak halkı şaşırtıyorlar." (En’am/119)


    ve's-selamu alâ menittebea'l-hudâ...




  6. 16.Aralık.2009, 02:19
    15
    DeLi MoLLa
    Alıntı
    Ayrıca bir ekleme daha yapmak isterim. Mezhep diye yazıldığını gördüm bu bir mezhep değildir yani konu biraz melodrama çevriliyor. Bu bir fikir görüştür. Bir müslüman bu konuyu araştırmakla görevli değildir bir farz yada mutlaka öğrenilmesi gereken konu değildir. Bu sebeple biraz daha sakin yaklaşalım konuya.
    Vahdet-i Vücud'u araştırdığınız kadar, Ehl-i Sünnet'i de araştırsaydınız; bunun bir "mezheb" olarak dile getirildiğine de şahid olurdunuz. Bu anlamda mezhep olduğunu kabul etmiyorsanız dahi; diyorsunuz ki bu bir fikir, bir görüştür. Mezheb de tutulan yol demektir zaten. Fikir ve görüşlerden oluşmuş bir yoldur. Yani her durumda mezheb dememizin yadırganacak bir yanı bulunmamaktadır.

    Alıntı
    Vahdet-i Suhud a ne diyeceksin, Madde denen olguyu sen 5 duyun olmadan nasıl hissedersin peki? Maddeyi red edersen elbiseyi Allah c.c. tecellisi demen gerekir bu söz sence biraz mantıksız değil mi? Madde denen olgu sana göre de elektro manyetik sinyallerin beyne ulaşması sonucu oluşan bir olgu değil midir (Bilim bunu böyle görüyor) Sen peki görme duyun olmadan karşındaki madde diye tabir edilen olguyu beyne nasıl ulaştırırsın

    Peki sen bir elbisenin elbise olduğunu nasıl anlarsın? İsim cisim uzaklık ve yakınlık olarak? Bir insan 5 duyusu olmadan doğarsa (Af edersiniz) köpeğin dışkısını nasıl algılar yada algılayabilirmi? Koklar mı hissedebilir mi dokunduğu şeyin köpeğin dışkısı olduğunu bilir mi? Daha doğrusu köpeği bilirmi? Eğer algılayamzsa senin verdiğin örnek mantık dışıdır o zaman sorun nerdedir?
    Bir ağaç düşünün kardeşim. Ağacın ne olduğu, nasıl olduğu, rengi, şekli, boyu vs. sorulduğunda, verilecek cevaplar, bilginin 5 duyu ile alakalı kısmını oluşturur. Ağacın özellikleriyle ilgili soruda cevaplar net, anlaşılır ve büyük oranda tartışılmaz doğru olarak verilmesine karşılık, biraz farklı nitelikteki sorulara verilecek cevap ya bulunamayacaktır ya da bulunsa da oldukça tartışılır nitelikte olacaktır. Mesela, bu; “O ağaç niçin var olmuştur?” sorusudur. Şayet o bir elma ağacı ise, “elma vermesi için” denilebilir. Ancak bu cevaplar, sorunun tam karşılığı olmaktan uzaktır. Bu cevaplarla, içinden çıkılmaz daha çok soruya zemin hazırlanmış olunur. “Niçin elma da başka bişey değil?” , “Niçin tatlı meyveli de acı meyveli değil?” vs. gibi… Bu sorular da, zincirleme uzaaaar gider… Şayet beşerî bilgiyi, alanının dışındaki konular için ölçü kabul edecek olursanız, insanlık tarihinde örnekleri oldukça bol bulunabilecek saçmalıklarla karşılaşılır. İşte bu ve benzer nedenlerden dolayı, insanlık tarihinin her devresinde, kafaları kurcalayan, cevabı verilmeye çalışılan ancak çoğu zaman cevabı bulunamayan veya o şartlar içerisinde bulunduğu zannedilen, bunun yanlışlığı ise çok kısa bir sürede anlaşılan sorular hep olagelmiştir. Biz örneğimizde ağaç üzerinde açıklamaya çalıştık. Ancak, konu insan ve diğer varlıkların varoluş nedenleri, bu nedenlerin niteliği vs olursa, durum daha da karışmaktadır. İnsanlar çoğu zaman beş duyunun dışında araç olarak akla güvenmiş, akıl aracılığıyla ilgili sorulara cevap bulabileceğini zannetmişlerdir. Ancak görülmektedir ki, filozoflar dahi; cevaplardan tatmin olamamışlar, bazısı elde edilen bilgiye, yani cevaba kesin güvenilebileceğini(doğmatizm) iddia ederken, bazısı da kesinlikle güvenilemeyeceğini(septisizm) söylemişler, sonuç itibariyle konuya kesin bir çözüm getirememişlerdir. 2500 yıllık felsefe tarihi de bunun tanığı durumundadır zaten.

    Konuyu daha fazla uzatmadan ve sizi de bunaltmadan, asıl meseleye geleyim. Geldiğimiz noktadaki problem, madde ötesi alanları ilgilendiren konularda, bilgi elde etme aracının ne olacağıdır. Önceki Müslümanlar, bu gibi konularda, insanın ancak Allah’ın bildirdiği kadarını bilebileceğine(Bakara/255), gaybı ancak Allah’ın bileceğine(En’am/59), bu bilgileri eğer Allah insanlara bildirmeyi dilerse, bunun yolunun vahiy olduğunu(Cin/26-27), son vahyin ise Hz. Muhammed’e(Sas) geldiğini ve ondan sonra kesildiğini, sonuç itibariyle bilginin kaynağının öncelikle Kur’an ve ona bağlı olarak Sünnet olduğunu bilir ve ona göre yaşantısını düzenlerlerdi. Bu anlayış ve inancın bozulması, insanları alternatif bilgi kaynakları aramaya itti ve evvela akla sarılındı. Hatta bazıları o kadar sarıldı ki, akılla nakil yani vahiy bilgisi çatışacak olsa, aklın tercih edilmesi gerektiğini belirttiler. Vahyin bile yorumu çoğu zaman asıl biçimi dikkate alınmadan sadece akıl aracılığıyla yapılır bir duruma gelindi ki, bu süreçte, akıl vahye değil, vahiy akla tabî kılındı.

    Siz ilk yanlışı doğru kabul ettiniz mi, sistem sonuna kadar doğru(!) işler... Kutsalın ne olduğu önemli değil, kişinin onu kutsal olarak algılaması esastır. İnsan neye inanmak istediğine bir kere karar verdi mi artık o yalan olmaktan çıkar ve hakikat olur. Bir şey insana kutsal olarak kodlanmışsa, beynin ve idrakin bütün alanları onu doğrulamak için çabalar ve insan o daireden kolay kolay çıkamaz. Bunun en tipik örneğini de sizlerde görüyoruz...

    Cümlelerimizi, önceki cevabımızdaki örneği tekerrür ederek nihayete erdirelim istiyoruz. Ola ki daha iyi tefekkür eylersiniz:

    İnsan rüyadayken, hissettiklerinin hepsinin aklı ve duyularıyla doğru olduğuna emindir. O rüya sonsuza dek uzasa, hiçbir rüya sahibi, rüyasındakilerin gerçek olduğundan şüphe etmez. Zira, beş duyusuyla hissedip, aklıyla kavrayıp düşünmektedir. Ancak bunların birer hayal olduğunu, uyandığında anlayabilir. O zaman görülür ki, doğruluğundan rüyadayken şüphe edilmeyen her şey hayalmiş. O halde beşeri bilginin sınırlarını, zaman ve mekan belirlemektedir. Zaman ve mekan değişimi, bilginin doğruluk derecesini de değiştirmektedir. Halbuki İlahî bilgi, zaman-mekan sınırlarına tabi değildir.

    Rabbim rüyanızdan uyandırsın inşaAllah. Bizlere filozofluk yapmayı bırakıp, Kitap ve Sünnet üzere deliller sunabilir misiniz kardeşim ?

    "İnsanların ihdas ettikleri ve kendilerinden ortaya koydukları şey, onları hidayete ulaştırmaz. Aslolan, Kur’an-ı Kerim’in getirdiği ve Hz. Peygamber’in(Sas) davet ettiği, insanlar arasında tefrika ortaya çıktığı devreye kadar Hz. Peygamber’in ashabının yapmakta devam edegeldikleri şeylerdir. Bundan başkası ile amel edenler, bid’atçi ve kendiliklerinden ihdâs edicilerdir."[İmam Azam Ebu Hanife, el-Vasiyye]


    "Doğrusu birçokları, bilmeden keyiflerine uyarak halkı şaşırtıyorlar." (En’am/119)


    ve's-selamu alâ menittebea'l-hudâ...




  7. 16.Aralık.2009, 03:15
    16
    Rüyet-iTaksîr
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 27.Ekim.2009
    Üye No: 61896
    Mesaj Sayısı: 219
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 3

    --->: Ali Bayram hocanın bir sözü hakkında

    Alıntı
    Vahdet-i Vücud'u araştırdığınız kadar, Ehl-i Sünnet'i de araştırsaydınız; bunun bir "mezheb" olarak dile getirildiğine de şahid olurdunuz. Bu anlamda mezhep olduğunu kabul etmiyorsanız dahi; diyorsunuz ki bu bir fikir, bir görüştür bir görüştür. Mezheb de tutulan yol demektir zaten. Fikir ve görüşlerden oluşmuş bir yoldur.
    Ama siz beni hemen Ehli Sünnet dışına ittiniz. Ehli Sünnet burda fikir birliğimiz vardır. Hala ısrarcıyım bu sadece fikirdir. Fakat mezhep derseniz bu daha başka bir şeydir ikisinin aynı olmadığını siz dillendirmediniz ama biliyorsunuz. Her fikri mezhep dairesine sokarsak bilimde milyalarca fikir ve görüş vardır değilmi ama?

    Alıntı
    Ağacın ne olduğu, nasıl olduğu, rengi, şekli, boyu vs. sorulduğunda, verilecek cevaplar, bilginin 5 duyu ile alakalı kısmını oluşturur
    Eğer ki sorduğunuzda aileniz size ağacın ağaç değilde tahta olduğunu söylese durum ne olucaktı peki? Bildiğimiz madde isimleri bize ezberletilenlerden ibaret değilmidir? Siz bana ağacın yaratılış gayesinden bahsediyorsunuz ben biraz daha derininden yani ortada ağaın arkasında ki mucizeden bahsediyorum..

    Alıntı
    Şayet beşerî bilgiyi, alanının dışındaki konular için ölçü kabul edecek olursanız
    Siz biz bu bilgilere zaten ulaşamayız ki. Bilimin ulaştığı sizin elma diye gördüğünüz şeyin elektro manyetik sinyallerin göz filtresinden geçerek beyin merkezinde 3 boyutlu hale gelmesi. Bilimin araştırdığı hangi kuvvetin beyne bu hükmüyeti verdiği (Yani ruh) ve elma diye gördüğümüz ve aslında olmayan olgunun arkasında ne olduğu (Kainatdaki tecelliyat)

    Said nursi k.s. derslerinde hocalardan biri şöyle dedi. Siz kolunuzu kaldırana kadar çeşitli yaratılma evrelerinden geçersiniz ve onlarda elma ağacı örneğini verip ağaç olgusunun arkasındaki tecelli dünyasından bahsettiler siz bu kol meselesini nasıl yorumlarsınız?

    Alıntı
    Geldiğimiz noktadaki problem, madde ötesi alanları ilgilendiren konularda, bilgi elde etme aracının ne olacağıdır. Önceki Müslümanlar, bu gibi konularda, insanın ancak Allah’ın bildirdiği kadarını bilebileceğine(Bakara/255), gaybı ancak Allah’ın bileceğine(En’am/59),
    Yalnız bir yanlışınız maddeyi araştırmak her müslümanın görevi yada farzi olan birşey değildir. Bende madde üzerine olan tezim olmasa idi bu konuları bilmeyecektim. İnsan ne yaparsa yapsın sadece bildirilen kadarını bilebilir burda hem fikiriz. Gayb konusunda bunu Allah c.c. bilir ve konumuzla ilgisi olmadığı için yorumsuz geçiyorum...

    Alıntı
    sonuç itibariyle bilginin kaynağının öncelikle Kur’an ve ona bağlı olarak Sünnet olduğunu bilir ve ona göre yaşantısını düzenlerlerdi
    Şimdi madde konusunda bilim bir takım araştırmalar ve deneyler yapılmıştır. Mesela deneyler sonucunda rengarenk gördüğümüz dünyanın aslında siyah beyaz olduğu kanısına varılmış.

    Bilinç ve beyin konusunda yazdığı kitapları ile tanınan Daniel C. Dennet, bu gerçeği şöyle özetler: Ortak kanıya göre bilim, renkleri fiziksel dünyadan kaldırmış ve yerine sadece renksiz, farklı dalga boylarındaki elektromanyetik ışınları bırakmıştır. Dennet, beyinle ilgili bir kitabında, renklerin meydana gelişi hakkında ise şunları söylemektedir: Dünyada renk yoktur; renk sadece bakanın gözünde ve beyninde oluşur. Beynin özel bölgesinde oluşmasına yardım edende koni hücreleridir.

    Şimdi biz bu bilgileri Kuran ve Sünnet de geçmiyor diye inkar mı edelim kardeşim?

    Alıntı
    İnsan rüyadayken, hissettiklerinin hepsinin aklı ve duyularıyla doğru olduğuna emindirO rüya sonsuza dek uzasa, hiçbir rüya sahibi, rüyasındakilerin gerçek olduğundan şüphe etmez. Zira, beş duyusuyla hissedip, aklıyla kavrayıp düşünmektedir
    Kişi rüyasında gördüklerini gerçekde gördüğü gibi görür dokunur hisseder korkar ağlar sevinir. Peki rüya sahibi yaşadığının gerçek olduğunu bilipde uyandığından bunun rüya olduğunu anlıyorda gerçek hayatda (aynı şekilde yaşayan kişi) yaşadığını zanneden kişi aslında rüyada olduğunu niçin kabul edemiyor değil mi ama?

    Alıntı
    Ancak bunların birer hayal olduğunu, uyandığında anlayabilir. O zaman görülür ki, doğruluğundan rüyadayken şüphe edilmeyen her şey hayalmiş
    Sen zaten konumuzun cevabını kendin vermişsin. Bize birşey kalmamış.

    Alıntı
    O halde beşeri bilginin sınırlarını, zaman ve mekan belirlemektedir. Zaman ve mekan değişimi, bilginin doğruluk derecesini de değiştirmektedir
    Peki zaman kavramı nedir? Yaş olgusu nedir? Senin kolunda saat olmasa zamanla ilgili sana kimse birşey öğretmese idi senin acından bildiğimiz zamanın ne anlamı olabilir. Mesela zaman kavramı ortadan kalkarsa hatıra diye bildiğimiz bir olguyu yaşayabilir miydik? Aynı şey madde içinde geçerli değilmidir?

    Alıntı
    Rabbim rüyanızdan uyandırsın inşaAllah.
    Herkes rüyasından öldüğü vakit uyanacaktır...

    Alıntı
    Bizlere filozofluk yapmayı bırakıp, Kitap ve Sünnet üzere deliller sunabilir misiniz kardeşim ?
    Gelelim benim filozofluğuma. Öncelikle misal kainatda renklerin olmadığını Kuran ve sünnetde nasıl ispatlarız, yada sigara meselesi veya kadınların tek başına yolculuk meselesi özellikle uçak ile ve daha milyonlarca Kuran ve sünnetde olmayan meseleler..Senin şu mesajını görünce Bediüzzamanın k.s. bir sözünü hatırladım. Dersde şöyle anlatılmıştı.

    "Ateisin biri geliyor ve diyor ki Ben Allah c.c. inanmıyorum (Haşa) bana Allah c.c. varsa göster (Haşa) ona şöyle söyledim ki. Sen bir iddia da bulunuyorsun iddia sahibisin sen bana iddiana sadık kalıp bütün kainatı dolaşıp Allah c.c. ın olmadığını ispatla bende sana Allah c.c. ın varlığını ispatlayım."

    Seninkide bu hesap. İddia sahibi sensin sen ispatla, benim bir iddiam yokki değilmi ama? Ben bu konuyu açıpda Vahdeti Vücud yada Vahdet-i Şuhud u savunmadım sadece yanlış bilinenler var dedim her zamanda söylediğim müslümanın bilmesi gereken konular değil bunlar...

    SOn olarak yanlış anlaşılmasın EHli Sünnetde sabitiz...


  8. 16.Aralık.2009, 03:15
    16
    Alıntı
    Vahdet-i Vücud'u araştırdığınız kadar, Ehl-i Sünnet'i de araştırsaydınız; bunun bir "mezheb" olarak dile getirildiğine de şahid olurdunuz. Bu anlamda mezhep olduğunu kabul etmiyorsanız dahi; diyorsunuz ki bu bir fikir, bir görüştür bir görüştür. Mezheb de tutulan yol demektir zaten. Fikir ve görüşlerden oluşmuş bir yoldur.
    Ama siz beni hemen Ehli Sünnet dışına ittiniz. Ehli Sünnet burda fikir birliğimiz vardır. Hala ısrarcıyım bu sadece fikirdir. Fakat mezhep derseniz bu daha başka bir şeydir ikisinin aynı olmadığını siz dillendirmediniz ama biliyorsunuz. Her fikri mezhep dairesine sokarsak bilimde milyalarca fikir ve görüş vardır değilmi ama?

    Alıntı
    Ağacın ne olduğu, nasıl olduğu, rengi, şekli, boyu vs. sorulduğunda, verilecek cevaplar, bilginin 5 duyu ile alakalı kısmını oluşturur
    Eğer ki sorduğunuzda aileniz size ağacın ağaç değilde tahta olduğunu söylese durum ne olucaktı peki? Bildiğimiz madde isimleri bize ezberletilenlerden ibaret değilmidir? Siz bana ağacın yaratılış gayesinden bahsediyorsunuz ben biraz daha derininden yani ortada ağaın arkasında ki mucizeden bahsediyorum..

    Alıntı
    Şayet beşerî bilgiyi, alanının dışındaki konular için ölçü kabul edecek olursanız
    Siz biz bu bilgilere zaten ulaşamayız ki. Bilimin ulaştığı sizin elma diye gördüğünüz şeyin elektro manyetik sinyallerin göz filtresinden geçerek beyin merkezinde 3 boyutlu hale gelmesi. Bilimin araştırdığı hangi kuvvetin beyne bu hükmüyeti verdiği (Yani ruh) ve elma diye gördüğümüz ve aslında olmayan olgunun arkasında ne olduğu (Kainatdaki tecelliyat)

    Said nursi k.s. derslerinde hocalardan biri şöyle dedi. Siz kolunuzu kaldırana kadar çeşitli yaratılma evrelerinden geçersiniz ve onlarda elma ağacı örneğini verip ağaç olgusunun arkasındaki tecelli dünyasından bahsettiler siz bu kol meselesini nasıl yorumlarsınız?

    Alıntı
    Geldiğimiz noktadaki problem, madde ötesi alanları ilgilendiren konularda, bilgi elde etme aracının ne olacağıdır. Önceki Müslümanlar, bu gibi konularda, insanın ancak Allah’ın bildirdiği kadarını bilebileceğine(Bakara/255), gaybı ancak Allah’ın bileceğine(En’am/59),
    Yalnız bir yanlışınız maddeyi araştırmak her müslümanın görevi yada farzi olan birşey değildir. Bende madde üzerine olan tezim olmasa idi bu konuları bilmeyecektim. İnsan ne yaparsa yapsın sadece bildirilen kadarını bilebilir burda hem fikiriz. Gayb konusunda bunu Allah c.c. bilir ve konumuzla ilgisi olmadığı için yorumsuz geçiyorum...

    Alıntı
    sonuç itibariyle bilginin kaynağının öncelikle Kur’an ve ona bağlı olarak Sünnet olduğunu bilir ve ona göre yaşantısını düzenlerlerdi
    Şimdi madde konusunda bilim bir takım araştırmalar ve deneyler yapılmıştır. Mesela deneyler sonucunda rengarenk gördüğümüz dünyanın aslında siyah beyaz olduğu kanısına varılmış.

    Bilinç ve beyin konusunda yazdığı kitapları ile tanınan Daniel C. Dennet, bu gerçeği şöyle özetler: Ortak kanıya göre bilim, renkleri fiziksel dünyadan kaldırmış ve yerine sadece renksiz, farklı dalga boylarındaki elektromanyetik ışınları bırakmıştır. Dennet, beyinle ilgili bir kitabında, renklerin meydana gelişi hakkında ise şunları söylemektedir: Dünyada renk yoktur; renk sadece bakanın gözünde ve beyninde oluşur. Beynin özel bölgesinde oluşmasına yardım edende koni hücreleridir.

    Şimdi biz bu bilgileri Kuran ve Sünnet de geçmiyor diye inkar mı edelim kardeşim?

    Alıntı
    İnsan rüyadayken, hissettiklerinin hepsinin aklı ve duyularıyla doğru olduğuna emindirO rüya sonsuza dek uzasa, hiçbir rüya sahibi, rüyasındakilerin gerçek olduğundan şüphe etmez. Zira, beş duyusuyla hissedip, aklıyla kavrayıp düşünmektedir
    Kişi rüyasında gördüklerini gerçekde gördüğü gibi görür dokunur hisseder korkar ağlar sevinir. Peki rüya sahibi yaşadığının gerçek olduğunu bilipde uyandığından bunun rüya olduğunu anlıyorda gerçek hayatda (aynı şekilde yaşayan kişi) yaşadığını zanneden kişi aslında rüyada olduğunu niçin kabul edemiyor değil mi ama?

    Alıntı
    Ancak bunların birer hayal olduğunu, uyandığında anlayabilir. O zaman görülür ki, doğruluğundan rüyadayken şüphe edilmeyen her şey hayalmiş
    Sen zaten konumuzun cevabını kendin vermişsin. Bize birşey kalmamış.

    Alıntı
    O halde beşeri bilginin sınırlarını, zaman ve mekan belirlemektedir. Zaman ve mekan değişimi, bilginin doğruluk derecesini de değiştirmektedir
    Peki zaman kavramı nedir? Yaş olgusu nedir? Senin kolunda saat olmasa zamanla ilgili sana kimse birşey öğretmese idi senin acından bildiğimiz zamanın ne anlamı olabilir. Mesela zaman kavramı ortadan kalkarsa hatıra diye bildiğimiz bir olguyu yaşayabilir miydik? Aynı şey madde içinde geçerli değilmidir?

    Alıntı
    Rabbim rüyanızdan uyandırsın inşaAllah.
    Herkes rüyasından öldüğü vakit uyanacaktır...

    Alıntı
    Bizlere filozofluk yapmayı bırakıp, Kitap ve Sünnet üzere deliller sunabilir misiniz kardeşim ?
    Gelelim benim filozofluğuma. Öncelikle misal kainatda renklerin olmadığını Kuran ve sünnetde nasıl ispatlarız, yada sigara meselesi veya kadınların tek başına yolculuk meselesi özellikle uçak ile ve daha milyonlarca Kuran ve sünnetde olmayan meseleler..Senin şu mesajını görünce Bediüzzamanın k.s. bir sözünü hatırladım. Dersde şöyle anlatılmıştı.

    "Ateisin biri geliyor ve diyor ki Ben Allah c.c. inanmıyorum (Haşa) bana Allah c.c. varsa göster (Haşa) ona şöyle söyledim ki. Sen bir iddia da bulunuyorsun iddia sahibisin sen bana iddiana sadık kalıp bütün kainatı dolaşıp Allah c.c. ın olmadığını ispatla bende sana Allah c.c. ın varlığını ispatlayım."

    Seninkide bu hesap. İddia sahibi sensin sen ispatla, benim bir iddiam yokki değilmi ama? Ben bu konuyu açıpda Vahdeti Vücud yada Vahdet-i Şuhud u savunmadım sadece yanlış bilinenler var dedim her zamanda söylediğim müslümanın bilmesi gereken konular değil bunlar...

    SOn olarak yanlış anlaşılmasın EHli Sünnetde sabitiz...


  9. 16.Aralık.2009, 04:03
    17
    BiLaL HaTTaB
    DeLi MoLLa

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 13.Mart.2008
    Üye No: 12484
    Mesaj Sayısı: 2,526
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 29
    Yaş: 33
    Bulunduğu yer: Ne KaRa aN? YıLLaR KaRa...

    --->: Ali Bayram hocanın bir sözü hakkında

    EyvAllah kardeşim.. Siz bu konuda tez hazırlamışsınız; kendinize güveniniz sonsuz. Benim de kendi inancıma güvenim sonsuz. Bu yüzden fazlaca uzatmak gereksizleşiyor ve mesele farklı mercilere yol alıyor.

    Son olarak bir isteğim olsun: İmam Azam'ın "el-Fıkhu'l-Ekber" eserini okumadıysan bi okuyuver en kısa zamanda inşaAllah. İtikada dair çok geniş bilgiler yüklü. İtikadı "VAHDET-İ VÜCUD" olanın "EHL-İ SÜNNET" ten nasibi yoktur.

    Bize bilimsel verileri itikadî bir meselede delil olarak sunamazsınız. Sizin kabul edip etmemeniz önemli değil; ancak vahdet-i vücud meselesi itikadı ilgilendiren bir meseledir. Bu meselenin içerisinde bilimsel verileri de harman edip bunun doğruluğunu ispat çalışmanız boşa bir çalışmadır. Zira bilim bugün "kırmızı" dediğine, yarın "siyah" diyebilmekte. Dün kullanılan kimyasal formüller, bugün değiştirilebilmekte. Siz "KESİN" bir bilgi ifade etmeyen meseleleri itikadî bir meselede dayatıyorsunuz.(ya da dayatma demeyelim; delil olarak sunuyorsunuz). KESİN BİLGİ VAHYİN; YANİ KUR'AN VE SÜNNET'İN BİLGİSİDİR. Gerisi fasa-fiso; bugün var, yarın yok; bugün doğru, yarın yanlış...

    Allah'a(cc) emanetsiniz kardeşim. Teşekkür ederim herşey için.

    ve's-selam...


  10. 16.Aralık.2009, 04:03
    17
    DeLi MoLLa
    EyvAllah kardeşim.. Siz bu konuda tez hazırlamışsınız; kendinize güveniniz sonsuz. Benim de kendi inancıma güvenim sonsuz. Bu yüzden fazlaca uzatmak gereksizleşiyor ve mesele farklı mercilere yol alıyor.

    Son olarak bir isteğim olsun: İmam Azam'ın "el-Fıkhu'l-Ekber" eserini okumadıysan bi okuyuver en kısa zamanda inşaAllah. İtikada dair çok geniş bilgiler yüklü. İtikadı "VAHDET-İ VÜCUD" olanın "EHL-İ SÜNNET" ten nasibi yoktur.

    Bize bilimsel verileri itikadî bir meselede delil olarak sunamazsınız. Sizin kabul edip etmemeniz önemli değil; ancak vahdet-i vücud meselesi itikadı ilgilendiren bir meseledir. Bu meselenin içerisinde bilimsel verileri de harman edip bunun doğruluğunu ispat çalışmanız boşa bir çalışmadır. Zira bilim bugün "kırmızı" dediğine, yarın "siyah" diyebilmekte. Dün kullanılan kimyasal formüller, bugün değiştirilebilmekte. Siz "KESİN" bir bilgi ifade etmeyen meseleleri itikadî bir meselede dayatıyorsunuz.(ya da dayatma demeyelim; delil olarak sunuyorsunuz). KESİN BİLGİ VAHYİN; YANİ KUR'AN VE SÜNNET'İN BİLGİSİDİR. Gerisi fasa-fiso; bugün var, yarın yok; bugün doğru, yarın yanlış...

    Allah'a(cc) emanetsiniz kardeşim. Teşekkür ederim herşey için.

    ve's-selam...


  11. 16.Aralık.2009, 04:15
    18
    Rüyet-iTaksîr
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 27.Ekim.2009
    Üye No: 61896
    Mesaj Sayısı: 219
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 3

    --->: Ali Bayram hocanın bir sözü hakkında

    Ben genede bunun itikadi bir mesele olmadığını savunayım aksi takdirde Vahdet-i Suhud da itikadi meseleye sokmamız gerekir

    Alıntı
    KESİN BİLGİ VAHYİN; YANİ KUR'AN VE SÜNNET'İN BİLGİSİDİR
    Amenna kardeş...Dediğin gibi burda keselim tadında kalsın..

    Imam-ı Azam değer verdiğim ve sevdiğim alimlerin başında gelir Allah c.c. razı olsun fırsat bulunca okuyacam İnşAllah...

    EyvAllah kardeş güzel bir söyleşiydi sende Allah c.c. emanetsin


  12. 16.Aralık.2009, 04:15
    18
    Ben genede bunun itikadi bir mesele olmadığını savunayım aksi takdirde Vahdet-i Suhud da itikadi meseleye sokmamız gerekir

    Alıntı
    KESİN BİLGİ VAHYİN; YANİ KUR'AN VE SÜNNET'İN BİLGİSİDİR
    Amenna kardeş...Dediğin gibi burda keselim tadında kalsın..

    Imam-ı Azam değer verdiğim ve sevdiğim alimlerin başında gelir Allah c.c. razı olsun fırsat bulunca okuyacam İnşAllah...

    EyvAllah kardeş güzel bir söyleşiydi sende Allah c.c. emanetsin


  13. 16.Aralık.2009, 18:10
    19
    seko69
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 25.Kasım.2009
    Üye No: 66602
    Mesaj Sayısı: 3
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0
    Yaş: 38

    --->: Ali Bayram hocanın bir sözü hakkında

    Bilal Hattab kardeş ne güzel yazmış. o sözlerin üstüne bişey yazılmaz..

    sadece vahdeti vucudcu kardeş Ruyeti TEksir nickli arkadaşa soruyorum;
    hani o mantık sorusu sordu ya kendine göre,

    bu sorum sadece espiri niteliklidir. islamla ilgisi yoktur..

    elmaya karşılık olarak soruyorum;
    Ruyeti Teksir, "Sen mi odanın içindesin, oda mı senin içinde?"

    cevabını iyi düşün yaz..

    bu cevap senin elmaya bakışını değiştirecektir..


  14. 16.Aralık.2009, 18:10
    19
    Emekli
    Bilal Hattab kardeş ne güzel yazmış. o sözlerin üstüne bişey yazılmaz..

    sadece vahdeti vucudcu kardeş Ruyeti TEksir nickli arkadaşa soruyorum;
    hani o mantık sorusu sordu ya kendine göre,

    bu sorum sadece espiri niteliklidir. islamla ilgisi yoktur..

    elmaya karşılık olarak soruyorum;
    Ruyeti Teksir, "Sen mi odanın içindesin, oda mı senin içinde?"

    cevabını iyi düşün yaz..

    bu cevap senin elmaya bakışını değiştirecektir..


  15. 16.Aralık.2009, 19:29
    20
    Rüyet-iTaksîr
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 27.Ekim.2009
    Üye No: 61896
    Mesaj Sayısı: 219
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 3
    Öncelikle biz bu konuyu tadında bırakıp kapatmıştık.Tekrar konuşmanın manası yoktur yalnızca nezaketen size cevap vereyim...

    Alıntı
    vahdeti vucudcu kardeş
    Öncelikle sen cevapları okumuşun ama anlamamışsın. Ben Vahdet-i Vücud cu değilim madde üzerine tez düzenledim bu konuya da bu sebeple vakıuf oldum. Sen şimdi böyle mi ayrım yapıcaksın. Peki Vahdet-i Suhud cuya ne diyeceksin yada nur talebelerine...Zira onlarda bu tefekkürü yapıyor haksızmıyım?

    Alıntı
    "Sen mi odanın içindesin, oda mı senin içinde?"
    Sen espirili bir şekilde sordun ama ben sana ciddiyetle cevap vereyim. Sorduğun konu insan yaşam ve kainatla ilgili bunu sen nasıl islam dışı tutabilirsin. Senin izlediğin yol biraz mantıksız değil mi?

    Soruna gelirsek. Anlaşılan o ki verilen cevapları hiç okumamışın yada okuduğunu anlayamamışsın. Sen bana odayı soruyorsun peki ortada oda varmı? Yada oda diye algıladığımız gerçekde nedir. Sende bana bunun cevabını verebilir misin?

    Odayı sen gözlerinle gördüğünü zannedersin halbuki senin gördüğün oda beyninde oluşan 3 boyutlu şekildir haksızmıyım? Renkler derinlik olgusu hissetme. Sende bunları bir düşün bakalım..

    Bir ekleme daha yapayım daha iyi anlaşılması için, sonrada İnşAllah bu konuyu burda kapatıcaz...

    Maddenin en yaygın tarifi; “uzayda yer kaplayan, bölünüp parçalanabilen, tartılabilen ve duyu organlarıyla idrak edilebilen şeyler”, şeklindedir. (Yani duyu organları vasıtasıyla madde idrak edilebilir hale geliyor.) Madde hakkında asrımızın fizik alimlerinin yaptıkları bir başka tarif de şöyledir: “Madde, enerjinin kesifleşmiş şeklidir.”

    (İşde bu daha anlaşılabilir bir açıklama. Madde denilen olgu enerjidir kaba tabirle bu enerjiyi duyu organları yutup enerjiyi elektro manyetik sinyale dönüştürüp beynimiz vasıtasıyla gözümüze görülen şekle bürünür. İşde bizim tefekkürümüz maddeye değil arkasındaki Tecelliyat dünyasınadır..Madde dediğimiz olgu ise enerjiden ibaret olup bizi kainat dairesine beynimiz vasıtasıyla bağlayan aracıdan başka birşey değildir yani bizim kainatdaki hizmetçimizdir. Her insan bir ruha sahiptir kimse bunu inkar edemez ve Kuran da bu sabittir. Fakat bir üst basamağa daha çıkarsak Ruh da Allah c.c. ilmi nazarında hayaldir zira Baki olan ve Tek olan sadece Allah c.c. dır.)

    “Bilmüşahede madde, mahdum değil ki her şey ona irca’ edilsin. Belki hâdimdir, bir hakikatın tekemmülüne hizmet eder. O hakikat, hayattır. O hakikatın esası da ruhtur.” Sözler

    Bunların hâli Nur Külliyatında şöyle nazara verilir:

    “Her şeyi maddede arayanların akılları gözlerindedir, göz ise maneviyatta kördür.” ( Mektubat )

    Maddenin hayata hizmet ettiğinden kimsenin şüphesi yok. Kendi hayatımızda bunun nice misâllerini görüyor, görmekten öte bizzat yaşıyoruz. En basitinden, ellerimiz kalemi tutuyorsa, ruhumuzun isteğine uyarak tutuyor. Ruh ve ondaki hayat sıfatı “efendi” makamında, madde ise “hizmetçi”. Yani mahdum olan, kendisine hizmet edilen hayattır, ruhtur. Hadim, yani hizmet eden ise beden. O halde ruh ve ona bağlı bütün fonksiyonlar bu hizmetçiye verilemez ve onunla izah edilemez.

    Bu kâinat, mesela, bir meyve ağacının imdadına koşturuluyorsa, bunu madde ile izah etmeye kalkıştığımızda, “rızk” mânâsını, “açlık” mânâsını, “rahmet” ve “merhamet” mânâlarını kâinatın maddesine vermemiz gerekecektir. Buna ihtimal vermeyen salim ve müstakim akıllar, bu madde âlemini hayata hizmet ettiren Allah’ı tanır ve bütün bu işleri Onun rahmetinden, ihsanından, kereminden bilirler.

    Bir irfan ehli şöyle diyor:“Madem ki madde enerjiye dönüşüyor, ‘her şey aslına rücu eder’ kaidesince maddenin aslının da enerji olduğunu söyleyebiliriz.”

    Maddeyi enerji, enerjiyi de kuantlar oluşturur. Kuant enerjinin en küçük miktarı, yani en küçük enerji birimidir. Kuantın sözlük anlamı da, miktar, birim, sayım demektir. Buradan hareketle, maddenin enerjiye, enerjinin de maddeye dönüşebileceğini söyleyebiliriz. Ve kuantlar için, ‘maddenin temeli olan enerji birimleri’ diyebiliriz.

    Nükleer fizikte verilen reaksiyonlarda şunu görebiliriz: Birbirinin antimaddeleri olan bir elektronla (madde) bir pozitron (madde) bir araya getirildiğinde, çok kısa bir süre içinde, bunlar birbirinin etrafında dönerek pozitranyum atomunu (madde) kurarlar. Fakat, saniyenin on milyonda biri kadar olan bu kısa sürenin sonunda, her ikisi de madde âleminden çıkar ve yerlerini enerjiye terk ederler.”

    Ve bedenimizde bu olağanüstü işi beynimiz yapmaktadır. Yani enerjiyi maddeye dönüştürür.

    Biz bu enerjiyi İlâhî kudretin bir tecellisi biliyor ve bu âlemdeki her şeyin sadece sonsuz bir kudretle değil, yine sonsuz bir ilimle, mutlak bir iradeyle vücut bulduğuna inanıyoruz...

    Bu bilgiler daha iyi anlaşılabilmesi için Sorularla İslamiyet sitesinden alınmıştır...


  16. 16.Aralık.2009, 19:29
    20
    Öncelikle biz bu konuyu tadında bırakıp kapatmıştık.Tekrar konuşmanın manası yoktur yalnızca nezaketen size cevap vereyim...

    Alıntı
    vahdeti vucudcu kardeş
    Öncelikle sen cevapları okumuşun ama anlamamışsın. Ben Vahdet-i Vücud cu değilim madde üzerine tez düzenledim bu konuya da bu sebeple vakıuf oldum. Sen şimdi böyle mi ayrım yapıcaksın. Peki Vahdet-i Suhud cuya ne diyeceksin yada nur talebelerine...Zira onlarda bu tefekkürü yapıyor haksızmıyım?

    Alıntı
    "Sen mi odanın içindesin, oda mı senin içinde?"
    Sen espirili bir şekilde sordun ama ben sana ciddiyetle cevap vereyim. Sorduğun konu insan yaşam ve kainatla ilgili bunu sen nasıl islam dışı tutabilirsin. Senin izlediğin yol biraz mantıksız değil mi?

    Soruna gelirsek. Anlaşılan o ki verilen cevapları hiç okumamışın yada okuduğunu anlayamamışsın. Sen bana odayı soruyorsun peki ortada oda varmı? Yada oda diye algıladığımız gerçekde nedir. Sende bana bunun cevabını verebilir misin?

    Odayı sen gözlerinle gördüğünü zannedersin halbuki senin gördüğün oda beyninde oluşan 3 boyutlu şekildir haksızmıyım? Renkler derinlik olgusu hissetme. Sende bunları bir düşün bakalım..

    Bir ekleme daha yapayım daha iyi anlaşılması için, sonrada İnşAllah bu konuyu burda kapatıcaz...

    Maddenin en yaygın tarifi; “uzayda yer kaplayan, bölünüp parçalanabilen, tartılabilen ve duyu organlarıyla idrak edilebilen şeyler”, şeklindedir. (Yani duyu organları vasıtasıyla madde idrak edilebilir hale geliyor.) Madde hakkında asrımızın fizik alimlerinin yaptıkları bir başka tarif de şöyledir: “Madde, enerjinin kesifleşmiş şeklidir.”

    (İşde bu daha anlaşılabilir bir açıklama. Madde denilen olgu enerjidir kaba tabirle bu enerjiyi duyu organları yutup enerjiyi elektro manyetik sinyale dönüştürüp beynimiz vasıtasıyla gözümüze görülen şekle bürünür. İşde bizim tefekkürümüz maddeye değil arkasındaki Tecelliyat dünyasınadır..Madde dediğimiz olgu ise enerjiden ibaret olup bizi kainat dairesine beynimiz vasıtasıyla bağlayan aracıdan başka birşey değildir yani bizim kainatdaki hizmetçimizdir. Her insan bir ruha sahiptir kimse bunu inkar edemez ve Kuran da bu sabittir. Fakat bir üst basamağa daha çıkarsak Ruh da Allah c.c. ilmi nazarında hayaldir zira Baki olan ve Tek olan sadece Allah c.c. dır.)

    “Bilmüşahede madde, mahdum değil ki her şey ona irca’ edilsin. Belki hâdimdir, bir hakikatın tekemmülüne hizmet eder. O hakikat, hayattır. O hakikatın esası da ruhtur.” Sözler

    Bunların hâli Nur Külliyatında şöyle nazara verilir:

    “Her şeyi maddede arayanların akılları gözlerindedir, göz ise maneviyatta kördür.” ( Mektubat )

    Maddenin hayata hizmet ettiğinden kimsenin şüphesi yok. Kendi hayatımızda bunun nice misâllerini görüyor, görmekten öte bizzat yaşıyoruz. En basitinden, ellerimiz kalemi tutuyorsa, ruhumuzun isteğine uyarak tutuyor. Ruh ve ondaki hayat sıfatı “efendi” makamında, madde ise “hizmetçi”. Yani mahdum olan, kendisine hizmet edilen hayattır, ruhtur. Hadim, yani hizmet eden ise beden. O halde ruh ve ona bağlı bütün fonksiyonlar bu hizmetçiye verilemez ve onunla izah edilemez.

    Bu kâinat, mesela, bir meyve ağacının imdadına koşturuluyorsa, bunu madde ile izah etmeye kalkıştığımızda, “rızk” mânâsını, “açlık” mânâsını, “rahmet” ve “merhamet” mânâlarını kâinatın maddesine vermemiz gerekecektir. Buna ihtimal vermeyen salim ve müstakim akıllar, bu madde âlemini hayata hizmet ettiren Allah’ı tanır ve bütün bu işleri Onun rahmetinden, ihsanından, kereminden bilirler.

    Bir irfan ehli şöyle diyor:“Madem ki madde enerjiye dönüşüyor, ‘her şey aslına rücu eder’ kaidesince maddenin aslının da enerji olduğunu söyleyebiliriz.”

    Maddeyi enerji, enerjiyi de kuantlar oluşturur. Kuant enerjinin en küçük miktarı, yani en küçük enerji birimidir. Kuantın sözlük anlamı da, miktar, birim, sayım demektir. Buradan hareketle, maddenin enerjiye, enerjinin de maddeye dönüşebileceğini söyleyebiliriz. Ve kuantlar için, ‘maddenin temeli olan enerji birimleri’ diyebiliriz.

    Nükleer fizikte verilen reaksiyonlarda şunu görebiliriz: Birbirinin antimaddeleri olan bir elektronla (madde) bir pozitron (madde) bir araya getirildiğinde, çok kısa bir süre içinde, bunlar birbirinin etrafında dönerek pozitranyum atomunu (madde) kurarlar. Fakat, saniyenin on milyonda biri kadar olan bu kısa sürenin sonunda, her ikisi de madde âleminden çıkar ve yerlerini enerjiye terk ederler.”

    Ve bedenimizde bu olağanüstü işi beynimiz yapmaktadır. Yani enerjiyi maddeye dönüştürür.

    Biz bu enerjiyi İlâhî kudretin bir tecellisi biliyor ve bu âlemdeki her şeyin sadece sonsuz bir kudretle değil, yine sonsuz bir ilimle, mutlak bir iradeyle vücut bulduğuna inanıyoruz...

    Bu bilgiler daha iyi anlaşılabilmesi için Sorularla İslamiyet sitesinden alınmıştır...


  17. 16.Aralık.2010, 14:11
    21
    aziz83
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 29.Ağustos.2010
    Üye No: 78582
    Mesaj Sayısı: 754
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Yanıt: Ali Bayram hocanın bir sözü hakkında

    Alıntı
    Bilal Hattab:
    Hıristiyan "İsa eşittir Allah" deyince müşrik oluyor; ama tasavvufçu "Muhammed eşittir Allah" deyince manevi hal oluyor...
    bu kadar kıt aklınla İmam Rabbani Hz. lerini eleştirmeye kalkıyorsun ya pes doğrusu..
    Allah hidayet versin ne diyim...


  18. 16.Aralık.2010, 14:11
    21
    aziz83 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    Alıntı
    Bilal Hattab:
    Hıristiyan "İsa eşittir Allah" deyince müşrik oluyor; ama tasavvufçu "Muhammed eşittir Allah" deyince manevi hal oluyor...
    bu kadar kıt aklınla İmam Rabbani Hz. lerini eleştirmeye kalkıyorsun ya pes doğrusu..
    Allah hidayet versin ne diyim...


  19. 18.Kasım.2011, 21:26
    22
    mucahid_tr
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 28.Nisan.2009
    Üye No: 48112
    Mesaj Sayısı: 296
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 3
    Yaş: 53

    Cevap: Ali Bayram hocanın bir sözü hakkında

    Bayram hocanın MUHAMMED = ALLAH sözünün İZAHI

    Rahmetli şehid Bayram Ali Öztürk tanıdığımız şahid olduğumuz sohbetleri dinlediğimiz bir hoca efendiydi

    Çok ibadet eden çok zikreden , sünnet-i seniyeye azami uyan ve her kesin ayaklı kütübane dedikleri çok bilgili bir alimdi.

    Son zamanlarında Allah a olan aşkı , Resulullaha olan aşkı, o kadar çoğaldiki bir mecnun gibi içten samimi duygularını şiirlerle ifade etmeye başladı .

    Bayram hocanın eski ciddiyetini bilenler bu halini şaşırıyolardı.
    Bayram hocanın internetteki sohbetlerine bakarsanız ne demek istediğimi daha iyi anlıcaksınız .

    Bir insandan küfür sözü duydugumuz zaman şerri ölcüde önce onu sorgulamak gerekir.

    Bayram Hocamızın, Muhammed = Allah sözünü söylediği zaman kendisi tepki almıştı.

    Şerri ölcüde bunu sorgulamak gerekiyordu sorgulama cemaatın ileri gelenleri tarafından zamanın da yapıldı.

    Bayram Hoca o anki duygularını yanlış ifade ederek maksadını aşan kelimelerle ağzından çıktığını öyle bir inanca sahip olmaktan Allaha sığınırım diyerek hatalı olduğunu söyleyip hatasından dönmüştür.

    Ya onu tekfir edenlerin hali ne olucak.

    Binlerce Müslüman bayram hocayı tanıyor müslüman olduğuna şahitlik ediyor.

    Kardeşlerim selefilerin ve vahhabilerin düştüğü hataya düşüp kendinize yazık etmeyin sizde tövbe edin .

    Şehid Bayram Hoca Kendisi yaptığı bu hatayı, yine bir sohbetinde uzunca anlatarak düzeltmiştir. Bu hadiseye, o cemaaten şahit olanlar vardır.

    O sohbetinde İmam-ı Rabbani Hz.leri inin öyle bir söz söylemediğini sadece sekr manevi sarhoşluk ile öyle söyleyen bir kişinin halini açıkladığını ifade ederek olayı anlattığını anlatmıştır.

    İmam-ı Rabbani Hz.leri in , Şeyh Hamid Nehari'ye yazdığı . 393. Mektupta Aynü'l-kuzat'ın, Temhidat aldı eserinde söylediği:


    "O ki, siz İlâh olarak bilirsiniz, bize göre Muhammed (sav) olmaktadır. O ki, siz Muhammed (sav) olarak bilirsiniz, bize göre yüce Sultan İlâh'tır" cümlesinin sözünün açıklanmasını

    İmam-ı Rabbani Hz.leri şöyle açıklıyor .

    Bu misillu ibareler, tevhidden haber verip sekrin galebesi hallinde meşayihten sudur etmektedir. O sekrin galebesi dahi, cem mertebesi Bu Tarikat küfrü... diye anlatılır.

    Bu halde bu makamda olanlar sekrin galebesi hallinde Allah tan başka birşey görmezler onun için zahirde küfür gibi gözüken acayip sözler söylerler


    Yukardaki sözü söyleyenler şöyle hissederler. Onlara göre bu sözün manası şöyledir .Yani bu sözü söyleyenin dilinden; "sizin Allah ve Muhammedi farklı görmeniz bize göre öyle değildir .

    İkisi birbirinin gayrı değildir. birlerden bi bir değil ikincisi olmayan(ehad) bir olarak görüyoruz. İkincisi olmaktan münezzeh görüyoruz" diyorlar." Yani, ikinci bir varlık olmadığına göre hz.Muhammed ondan nasıl ayrı olabilir "diyorlar diyor.

    "evvel,ahir,zahir,batın Allah cc olduğuna göre ikinci bir varlığa mahal kalmıyor demek’’ cem’ül-cem makamındaki bir hal, salik tamamen bir gaybûbet halindedir.
    Kendini böyle bir duyma ve hissetme zemzemesi içinde bulan hak yolcusu, artık ne başkalarını ne de kendini duymaz hissetmez.

    Hak’tan gayri her şeyi, O’nun ziya-i vücudunun bir gölgesinin gölgesi olması itibarıyla unutur ve bütün benliğiyle asla yönelir. O halde Allah cc başka bir varlık düşünemez .

    İşte bu haldeyken, ikinci bir varlığı göremediği için Hz.Muhammed Allah cc den nasıl ayrı olabilir "diyorlar .





  20. 18.Kasım.2011, 21:26
    22
    mucahid_tr - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Devamlı Üye
    Bayram hocanın MUHAMMED = ALLAH sözünün İZAHI

    Rahmetli şehid Bayram Ali Öztürk tanıdığımız şahid olduğumuz sohbetleri dinlediğimiz bir hoca efendiydi

    Çok ibadet eden çok zikreden , sünnet-i seniyeye azami uyan ve her kesin ayaklı kütübane dedikleri çok bilgili bir alimdi.

    Son zamanlarında Allah a olan aşkı , Resulullaha olan aşkı, o kadar çoğaldiki bir mecnun gibi içten samimi duygularını şiirlerle ifade etmeye başladı .

    Bayram hocanın eski ciddiyetini bilenler bu halini şaşırıyolardı.
    Bayram hocanın internetteki sohbetlerine bakarsanız ne demek istediğimi daha iyi anlıcaksınız .

    Bir insandan küfür sözü duydugumuz zaman şerri ölcüde önce onu sorgulamak gerekir.

    Bayram Hocamızın, Muhammed = Allah sözünü söylediği zaman kendisi tepki almıştı.

    Şerri ölcüde bunu sorgulamak gerekiyordu sorgulama cemaatın ileri gelenleri tarafından zamanın da yapıldı.

    Bayram Hoca o anki duygularını yanlış ifade ederek maksadını aşan kelimelerle ağzından çıktığını öyle bir inanca sahip olmaktan Allaha sığınırım diyerek hatalı olduğunu söyleyip hatasından dönmüştür.

    Ya onu tekfir edenlerin hali ne olucak.

    Binlerce Müslüman bayram hocayı tanıyor müslüman olduğuna şahitlik ediyor.

    Kardeşlerim selefilerin ve vahhabilerin düştüğü hataya düşüp kendinize yazık etmeyin sizde tövbe edin .

    Şehid Bayram Hoca Kendisi yaptığı bu hatayı, yine bir sohbetinde uzunca anlatarak düzeltmiştir. Bu hadiseye, o cemaaten şahit olanlar vardır.

    O sohbetinde İmam-ı Rabbani Hz.leri inin öyle bir söz söylemediğini sadece sekr manevi sarhoşluk ile öyle söyleyen bir kişinin halini açıkladığını ifade ederek olayı anlattığını anlatmıştır.

    İmam-ı Rabbani Hz.leri in , Şeyh Hamid Nehari'ye yazdığı . 393. Mektupta Aynü'l-kuzat'ın, Temhidat aldı eserinde söylediği:


    "O ki, siz İlâh olarak bilirsiniz, bize göre Muhammed (sav) olmaktadır. O ki, siz Muhammed (sav) olarak bilirsiniz, bize göre yüce Sultan İlâh'tır" cümlesinin sözünün açıklanmasını

    İmam-ı Rabbani Hz.leri şöyle açıklıyor .

    Bu misillu ibareler, tevhidden haber verip sekrin galebesi hallinde meşayihten sudur etmektedir. O sekrin galebesi dahi, cem mertebesi Bu Tarikat küfrü... diye anlatılır.

    Bu halde bu makamda olanlar sekrin galebesi hallinde Allah tan başka birşey görmezler onun için zahirde küfür gibi gözüken acayip sözler söylerler


    Yukardaki sözü söyleyenler şöyle hissederler. Onlara göre bu sözün manası şöyledir .Yani bu sözü söyleyenin dilinden; "sizin Allah ve Muhammedi farklı görmeniz bize göre öyle değildir .

    İkisi birbirinin gayrı değildir. birlerden bi bir değil ikincisi olmayan(ehad) bir olarak görüyoruz. İkincisi olmaktan münezzeh görüyoruz" diyorlar." Yani, ikinci bir varlık olmadığına göre hz.Muhammed ondan nasıl ayrı olabilir "diyorlar diyor.

    "evvel,ahir,zahir,batın Allah cc olduğuna göre ikinci bir varlığa mahal kalmıyor demek’’ cem’ül-cem makamındaki bir hal, salik tamamen bir gaybûbet halindedir.
    Kendini böyle bir duyma ve hissetme zemzemesi içinde bulan hak yolcusu, artık ne başkalarını ne de kendini duymaz hissetmez.

    Hak’tan gayri her şeyi, O’nun ziya-i vücudunun bir gölgesinin gölgesi olması itibarıyla unutur ve bütün benliğiyle asla yönelir. O halde Allah cc başka bir varlık düşünemez .

    İşte bu haldeyken, ikinci bir varlığı göremediği için Hz.Muhammed Allah cc den nasıl ayrı olabilir "diyorlar .





  21. 18.Kasım.2011, 21:28
    23
    mucahid_tr
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 28.Nisan.2009
    Üye No: 48112
    Mesaj Sayısı: 296
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 3
    Yaş: 53

    Cevap: Ali Bayram hocanın bir sözü hakkında

    Benzer şekilde bu makamdan çıkamayan bu halden kurtulamayan Hallac-ı Mansur enel hak

    "Enel-Hak dedi. Bu sözün anlamı, (Ben Hakkım) demek ise de, (Haktan başka hiç kimse yok) demek istemişti.

    Bu makamda Hak’tan gayri her şeyi, O’nun ziya-i vücudunun bir gölgesinin gölgesi olması itibarıyla- unutur ve bütün benliğiyle asla yönelir.

    Hallac-ı Mansur O halde Allah cc başka bir varlık düşünemediği için kendini de yok gördüğü için . Ben hakkım derken kendini deyil Allah cc i kasdetmiştir .

    Çünkü Allah cc başka bir varlık düşünmüyo görmüyodu.

    Bu makamdan çıkıp normale dönmesi lazımdı dönemediği için yargılandı öldürüldü .Fakat O kararı veren tasavvuf alimeri ve diğerleri Hallac-ı Mansuru tekfir etmedi


    Bu makamdayken bazılarıda benzer acayip sözler söylemiştir o sözlerin izahı budur .
    Bu görüş,cem mertebesine mahsustur. Kişi bu makamdan geçtiği zaman yine Yaradılanları ve yaradanı tıpkı en başta olduğu gibi farklı bulurlar.
    Allah tektir eşi benzeri yoktur. Hz Muhammed in Allah ın kulu ve elçisi olduğu gerçeğine döner ikisini aynı deyil farklı görür .

    Yani sülukun sonunda varılan yer yine şeriatin hakikat olduğu, Şeriatin haricinde hakikat olmadığıdır. Şeriate uymayan hakikat hakikat değildir
    Yani cem makamını geçerken söylenen sözlerin Şeriate uymadığını Şeriate uymayanın da hakikat olamıyacağını söylüyor İmam-ı Rabbani Hz.leri
    Mekkeli müşrikler bile Allah eşittir putlarımız dememişken olayı bu yöne çekmeye çalışıp böyle olduğunu insanlara anlatmaya çalışanlar .
    Ya yukarda anlatılanları bilmediğinden , yada art niyetli kimseler olduğu için böyle konuşuyorlar.
    Bu sözlere küfür denilebilinir. Ama o sözü söyleyenleri şirk ile tekfir etmemek lazım .

    Normal iken mantıklı ve sözlerine itimat edilen bir insanın İçki içip şerhoş olması sonucunda Kendinde olmadan söylediği acayip sözleri , ameliyattan önce narkoz verilmiş bir insanın acayip sözleri , pisikolojik tedavi gören bir kimsenin söylediği acayip sözler ,

    aşırı sevinçten heycandan dolayı söylenmiş acayip sözler sağlıklı bir insanın sözü gibi görülmez bulunduğu duruma göre maruz görülür .

    Hz Yusuf un güzelliği karşısında kendinden geçip ellerini kestiklerini bile hissetmiyorsa o kadınlar . Manevi bir makamda Hak’tan gayri her şeyi, O’nun ziya-i vücudunun bir gölgesinin gölgesi olması itibarıyla unutup ve bütün benliğiyle asla yönelerek

    Allah cc den başka bir varlık düşünemeyen o Allah dostlarının hallerini ve kendinde olamamayışlarını düşünebiliyomusunuz .

    Kişi bilmediğinin düşmanı dır . Bu halleri bilmeyen , yaşamayan , anlıyamıyan günümüzde selefiler ve vahhabiler adam kazanmak munazarada haklı çıkmak için tasavvufu kötü göstermek için ,belden aşağı vurarak

    Allah dostları büyük velilerden sadır olan sözleri araştırmadan, diğer sohbetlerini dinlemeden , eski kitablarına bakmadan , tevil etmeden bilerek veya bilmeden sekir halindeki o sözü deyil .
    Geçmişteki ve gelecekteki bütün hayatını Kişiliğini itikatını hepsini hemen tekfir ediyorlar .

    Hem Müslümanların birlik beraberliğine ,hem kendilerine, hemde onlara inanıp bir müslümanı tekfir etmek durumunda kalan Müslümanlara zarar veriyorlar.


    Selefiler ve vahhabiler in bu makamları , bu halleri kabul etmelerini beklemek anlamalarını düşünmek elbette boşa bir bekleyiş olur . Fakat Selefilerin ve vahhabilerinin görüşlerinin kaynağı imamları

    İbn Teymiyye Sekr yani manevi sarhoşluk hakkında bazı büyüklerin bu halde iken söyledikleri şeriat dışı sözlerinden bahsediyor günah olmadığını söylüyor.

    İbn teymiyye Diyor ki : 'bu kişiler hakkında şöyle hükmedilir kişinin aklı haram olmayan bir şeyden gitti ise o zaman ondan sudur eden yasak sözlerden ve fillerden sorumluluk yoktur.

    Mecmûu'l- Fetâvâ, İbn Teymiyye, c.10 / 340


    Selefiler ve vahhabiler den kendi alimlerinin bu sözüne uyup bu halde olan velileri tekfir etmemelerini beklerdik .


  22. 18.Kasım.2011, 21:28
    23
    mucahid_tr - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Devamlı Üye
    Benzer şekilde bu makamdan çıkamayan bu halden kurtulamayan Hallac-ı Mansur enel hak

    "Enel-Hak dedi. Bu sözün anlamı, (Ben Hakkım) demek ise de, (Haktan başka hiç kimse yok) demek istemişti.

    Bu makamda Hak’tan gayri her şeyi, O’nun ziya-i vücudunun bir gölgesinin gölgesi olması itibarıyla- unutur ve bütün benliğiyle asla yönelir.

    Hallac-ı Mansur O halde Allah cc başka bir varlık düşünemediği için kendini de yok gördüğü için . Ben hakkım derken kendini deyil Allah cc i kasdetmiştir .

    Çünkü Allah cc başka bir varlık düşünmüyo görmüyodu.

    Bu makamdan çıkıp normale dönmesi lazımdı dönemediği için yargılandı öldürüldü .Fakat O kararı veren tasavvuf alimeri ve diğerleri Hallac-ı Mansuru tekfir etmedi


    Bu makamdayken bazılarıda benzer acayip sözler söylemiştir o sözlerin izahı budur .
    Bu görüş,cem mertebesine mahsustur. Kişi bu makamdan geçtiği zaman yine Yaradılanları ve yaradanı tıpkı en başta olduğu gibi farklı bulurlar.
    Allah tektir eşi benzeri yoktur. Hz Muhammed in Allah ın kulu ve elçisi olduğu gerçeğine döner ikisini aynı deyil farklı görür .

    Yani sülukun sonunda varılan yer yine şeriatin hakikat olduğu, Şeriatin haricinde hakikat olmadığıdır. Şeriate uymayan hakikat hakikat değildir
    Yani cem makamını geçerken söylenen sözlerin Şeriate uymadığını Şeriate uymayanın da hakikat olamıyacağını söylüyor İmam-ı Rabbani Hz.leri
    Mekkeli müşrikler bile Allah eşittir putlarımız dememişken olayı bu yöne çekmeye çalışıp böyle olduğunu insanlara anlatmaya çalışanlar .
    Ya yukarda anlatılanları bilmediğinden , yada art niyetli kimseler olduğu için böyle konuşuyorlar.
    Bu sözlere küfür denilebilinir. Ama o sözü söyleyenleri şirk ile tekfir etmemek lazım .

    Normal iken mantıklı ve sözlerine itimat edilen bir insanın İçki içip şerhoş olması sonucunda Kendinde olmadan söylediği acayip sözleri , ameliyattan önce narkoz verilmiş bir insanın acayip sözleri , pisikolojik tedavi gören bir kimsenin söylediği acayip sözler ,

    aşırı sevinçten heycandan dolayı söylenmiş acayip sözler sağlıklı bir insanın sözü gibi görülmez bulunduğu duruma göre maruz görülür .

    Hz Yusuf un güzelliği karşısında kendinden geçip ellerini kestiklerini bile hissetmiyorsa o kadınlar . Manevi bir makamda Hak’tan gayri her şeyi, O’nun ziya-i vücudunun bir gölgesinin gölgesi olması itibarıyla unutup ve bütün benliğiyle asla yönelerek

    Allah cc den başka bir varlık düşünemeyen o Allah dostlarının hallerini ve kendinde olamamayışlarını düşünebiliyomusunuz .

    Kişi bilmediğinin düşmanı dır . Bu halleri bilmeyen , yaşamayan , anlıyamıyan günümüzde selefiler ve vahhabiler adam kazanmak munazarada haklı çıkmak için tasavvufu kötü göstermek için ,belden aşağı vurarak

    Allah dostları büyük velilerden sadır olan sözleri araştırmadan, diğer sohbetlerini dinlemeden , eski kitablarına bakmadan , tevil etmeden bilerek veya bilmeden sekir halindeki o sözü deyil .
    Geçmişteki ve gelecekteki bütün hayatını Kişiliğini itikatını hepsini hemen tekfir ediyorlar .

    Hem Müslümanların birlik beraberliğine ,hem kendilerine, hemde onlara inanıp bir müslümanı tekfir etmek durumunda kalan Müslümanlara zarar veriyorlar.


    Selefiler ve vahhabiler in bu makamları , bu halleri kabul etmelerini beklemek anlamalarını düşünmek elbette boşa bir bekleyiş olur . Fakat Selefilerin ve vahhabilerinin görüşlerinin kaynağı imamları

    İbn Teymiyye Sekr yani manevi sarhoşluk hakkında bazı büyüklerin bu halde iken söyledikleri şeriat dışı sözlerinden bahsediyor günah olmadığını söylüyor.

    İbn teymiyye Diyor ki : 'bu kişiler hakkında şöyle hükmedilir kişinin aklı haram olmayan bir şeyden gitti ise o zaman ondan sudur eden yasak sözlerden ve fillerden sorumluluk yoktur.

    Mecmûu'l- Fetâvâ, İbn Teymiyye, c.10 / 340


    Selefiler ve vahhabiler den kendi alimlerinin bu sözüne uyup bu halde olan velileri tekfir etmemelerini beklerdik .


  23. 18.Kasım.2011, 21:32
    24
    mucahid_tr
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 28.Nisan.2009
    Üye No: 48112
    Mesaj Sayısı: 296
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 3
    Yaş: 53

    Cevap: Ali Bayram hocanın bir sözü hakkında

    Tasavvufta Allah’ın veli kulları, gerek manevi şarhoşluk, gerekse zahirde küfür gibi gözüken sözlerin birçok manası, aslında dışarından gözüktüğü gibi değildir. “Taptığınız ayağımın altında”daki gibi.

    Zaten hayatlarını devamlı namaz, oruç, zikir ve ibadet ile geçiren o Allah dostlarını küçük bir çocuğun bile söylemeyeceği o küfür sözlerini söylediğini düşünmek o kişinin tasavvufu veya o kişinin yaşadığı o cezbe halini bilmediğini, anlamadığını gösterir. Ayrıca O sözlerin bir kısmı, o âlimlerin kitaplarına sonradan sokulmuştur.

    Bunu İslam Dinine zarar vermek, Müslümanlar arasında fitne çıkartmak isteyen müsteşriklerin yaptıkları, tarihi vakıalarla bilinmektedir.Biz Ehli Sünnet vel Cemaat Mezhebi mensupları olarak, o küfür sözlerinden dolayı, o sözleri söyleyenleri tekfir etmeyiz.
    Tekfir etmememiz, o sözlerin küfür sözleri olmadığını gerektirmez. O sözler haddi zatında küfür içerikli sözlerdir. Fakat biz, itikadımız gereği tekfirden uzak dururuz. Bunun için o sözleri tevil etmeye çalışırız.


    KONUNUN ANLAŞILMASI İÇİN BAŞIMDAN GEÇEN BİR OLAYI ANLATICAM

    Bir gün evimde kalpden sessice la ilahe illallah diye 5000 defa zikir ediyordum . Allahın cc huzurunda normalde diz üstü oturmam gerekirken ayaklarımı uzatmıştım.

    Derken uyanık olduğum halde evin tavanından florans ışığına benzer ama yüzlerce misli çok daha güçlü ve güzel bir ışık , nur evin her tarafını bir bulut gibi siz gibi benim vucudumu kapladı , içime girdi ,o ışığın içinde kayboldum.

    Asitin içinde eriyip asitte kaybolmak gibi yada kızgın lavların içinde eriyip ateş olmak gibi o güçlü ışığın içine kendimi kaybettim yalnız Allah cc tecellisiyle o nur , ışık vardı başka hiçbir şey düşünemiyom göremiyodum .

    Zamandan mekandan münezzeh şekil suret olmadan , nasıl rüzgarı görmez ama hissedersiniz, ateşi görmeden sıcaklığını hissetmek gibi Allah cc çok yoğun bir şekilde hissettim .

    Ben hemen ayaklarımı düzeltim diz üstü oturdum . Allahın huzurunda hissetmenin verdiği korku ,sevinç ,heyacanla karışık bir duygu ile kitlendim yani kımırdayamaz bir hal oldu.

    İşte o haldeyken bana bıcak soksanız , ev yansa , gözümün ucunu bile o yöne çeviremeyecek kadar kımırdıyamaz haldeydim . Bir gücü karsısında boyun eğdim .

    Bu manevi şerhoşluk , korku , çareslik ve sevinçli haldeyken ben şu sözlerden birini söyleseydim.


    “Vücudumda Allah’tan başkası yoktur”;
    “Evimde Allah’tan başkası yoktur”;
    Allah evin tavanından tecelli etti, tavanda gördüm
    Cübbemin altında Allah tan başkası yoktur

    “Kendimi tesbih ederim, benim şanım ne büyüktür” ( vucudum her zerresin de Allah cc o ışığı nuru gördüğü için Allah cc kasdederek ) veya Allah ın nurunda kayboldum yada Allah cc ile bera berim
    Gibi zahirde küfür gibi gözüken bu sözleri söyleseydim izahı ne olurdu

    Asitin içinde eriyip asitte kaybolan bir insan için asit oldu dense yanlış olurmu .Yada kızgın lavların içinde eriyip ateş olan bir insana lav oldu ateş oldu dense yanlış olurmu .Elbette yanlış olmaz.


    Görülen Allah cc deyildir . Gördüm diyen gördüğünü Allah cc ın zatı olduğunu iddia etmiyo .
    Görülen ne o zaman .? Görülen bir mağranın içinde yıllarca kalmış hiç güneş ışığı görmemiş bir insanın , bir gün depremle açılan bir delikten mağraya giren güneş ışınını süzmezini görünce sevincinden güneşi gördüm güneşi gördüm demesidir.

    Eğer o ışık süzmesi bir taşa bir ağaca bir insanın üzerine gelip kapladıysa , ben güneşi taşta insanda ağaçta gördüm de diyebilir o kişi . Halbuki gördüğü gerçek güneş deyildir hiç alakası yoktur.

    Gerçek güneş : Dünya'nın Güneş'e olan uzaklığı ortalama olarak 149.600.000 kilometredir Güneş'in merkezindeki sıcaklığın 15 milyon 0C derecenin üzerinde olduğu tahmin ediliyor. Bu sıcaklık yüzeyde 5.500 0C dir.Güneş % 70 hidrojen, %20 helyum ve %5 de diğer elementlerden oluşur.

    Güneşte hidrojenin helyuma dönüşmesi sırasında (füzyon - erime birleşme) büyük bir enerji ortaya çıkar. Saniyede 600 milyon ton hidrojen helyuma dönüşür. Bu da her saniye Güneş`in 4.5 milyon ton hafiflemesine yol açar. Güneşteki füzyon olayı sonucunda Sürekli patlamaların olur.

    Kızıl kırmızımsı bir alev 15-20 bin km yükselir ki bu olaya Güneş Fırtınası da denir. Güneş Dünya'nın en az 1 milyon katıdır. Güneş ışınları Dünya'ya yaklaşık 8 dakikada gelirler. Yani biz Güneş'e baktığımızda onun 8 dakika önceki halini görürüz.

    Gördüğünüz gibi mağradaki insanın güneş dediği bir delikten içeri sızan ışık gerçek güneş deyildir. Gerçek güneşin bir zerresi yansıması dır.İşte Allah cc ağaca , insana tecelli ettiği zaman bunu gören insanın Allah cc insanda şurda burada gördüm demesi de bu güneş meselesi gibi dir .

    Görülen Allah cc deyildir onun yansıması , nuru dur .Gördüm diyenlerin kitaplarına sohbetlerine baktığınızda onlarda görülenin Allah cc olmadığını söylemektedirler.

    Yukarda evde olan o olayda o güçlü ışığın nuru içine kendimi kaybettim ,Yalnız Allah cc tecellisiyle o nur , ışık vardı başka hiçbir şey düşünemiyor ,bedenimi , evin içini göremiyor ve korku sevinç donma kitlenmiş bir hal

    Yukarda yaşadığım tarifi zor o hali ifade etmeye çalışırken zahirde doğru olmıyan küfür türü sözleri kendimde olmadan , yanımda bu halleri yaşamış bir tarikatliye söylesem .

    O benim ne demek istediğimi anlar . Çünkü o hal içindeyken kendinde olmama durumunda iken o hali net mantıklı, ilmi bir ifadeyle anlatmak çok zor.

    Arkadaşıma bu sözleri söylerken komşum veya eve gelen bir misafir bu sözlerimi duyup , çalıp (selefilerin ve vahhabilerin yaptığı gibi) sokaktaki insanlara ali varya eee işte böyle böyle dedi derse insanlara bana aaaa ne kadar sapıkca sözler bu ali sapıtmış derler.

    Akıllı Müslümanlar ise şöyle der . Ali bu sözleri bu banada söylemez biz alinin evvelki yasantısını sözlerini ve kitablarını biliyoruz . O tevhidi bilen ve bize anlatan takva birisidir. İtikatı ehlisunnet üzeredir . Gidelim ona soralım bu sözü söylemişmi söylediyse ne maksadla söylemiş öğrenelim der .


  24. 18.Kasım.2011, 21:32
    24
    mucahid_tr - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Devamlı Üye
    Tasavvufta Allah’ın veli kulları, gerek manevi şarhoşluk, gerekse zahirde küfür gibi gözüken sözlerin birçok manası, aslında dışarından gözüktüğü gibi değildir. “Taptığınız ayağımın altında”daki gibi.

    Zaten hayatlarını devamlı namaz, oruç, zikir ve ibadet ile geçiren o Allah dostlarını küçük bir çocuğun bile söylemeyeceği o küfür sözlerini söylediğini düşünmek o kişinin tasavvufu veya o kişinin yaşadığı o cezbe halini bilmediğini, anlamadığını gösterir. Ayrıca O sözlerin bir kısmı, o âlimlerin kitaplarına sonradan sokulmuştur.

    Bunu İslam Dinine zarar vermek, Müslümanlar arasında fitne çıkartmak isteyen müsteşriklerin yaptıkları, tarihi vakıalarla bilinmektedir.Biz Ehli Sünnet vel Cemaat Mezhebi mensupları olarak, o küfür sözlerinden dolayı, o sözleri söyleyenleri tekfir etmeyiz.
    Tekfir etmememiz, o sözlerin küfür sözleri olmadığını gerektirmez. O sözler haddi zatında küfür içerikli sözlerdir. Fakat biz, itikadımız gereği tekfirden uzak dururuz. Bunun için o sözleri tevil etmeye çalışırız.


    KONUNUN ANLAŞILMASI İÇİN BAŞIMDAN GEÇEN BİR OLAYI ANLATICAM

    Bir gün evimde kalpden sessice la ilahe illallah diye 5000 defa zikir ediyordum . Allahın cc huzurunda normalde diz üstü oturmam gerekirken ayaklarımı uzatmıştım.

    Derken uyanık olduğum halde evin tavanından florans ışığına benzer ama yüzlerce misli çok daha güçlü ve güzel bir ışık , nur evin her tarafını bir bulut gibi siz gibi benim vucudumu kapladı , içime girdi ,o ışığın içinde kayboldum.

    Asitin içinde eriyip asitte kaybolmak gibi yada kızgın lavların içinde eriyip ateş olmak gibi o güçlü ışığın içine kendimi kaybettim yalnız Allah cc tecellisiyle o nur , ışık vardı başka hiçbir şey düşünemiyom göremiyodum .

    Zamandan mekandan münezzeh şekil suret olmadan , nasıl rüzgarı görmez ama hissedersiniz, ateşi görmeden sıcaklığını hissetmek gibi Allah cc çok yoğun bir şekilde hissettim .

    Ben hemen ayaklarımı düzeltim diz üstü oturdum . Allahın huzurunda hissetmenin verdiği korku ,sevinç ,heyacanla karışık bir duygu ile kitlendim yani kımırdayamaz bir hal oldu.

    İşte o haldeyken bana bıcak soksanız , ev yansa , gözümün ucunu bile o yöne çeviremeyecek kadar kımırdıyamaz haldeydim . Bir gücü karsısında boyun eğdim .

    Bu manevi şerhoşluk , korku , çareslik ve sevinçli haldeyken ben şu sözlerden birini söyleseydim.


    “Vücudumda Allah’tan başkası yoktur”;
    “Evimde Allah’tan başkası yoktur”;
    Allah evin tavanından tecelli etti, tavanda gördüm
    Cübbemin altında Allah tan başkası yoktur

    “Kendimi tesbih ederim, benim şanım ne büyüktür” ( vucudum her zerresin de Allah cc o ışığı nuru gördüğü için Allah cc kasdederek ) veya Allah ın nurunda kayboldum yada Allah cc ile bera berim
    Gibi zahirde küfür gibi gözüken bu sözleri söyleseydim izahı ne olurdu

    Asitin içinde eriyip asitte kaybolan bir insan için asit oldu dense yanlış olurmu .Yada kızgın lavların içinde eriyip ateş olan bir insana lav oldu ateş oldu dense yanlış olurmu .Elbette yanlış olmaz.


    Görülen Allah cc deyildir . Gördüm diyen gördüğünü Allah cc ın zatı olduğunu iddia etmiyo .
    Görülen ne o zaman .? Görülen bir mağranın içinde yıllarca kalmış hiç güneş ışığı görmemiş bir insanın , bir gün depremle açılan bir delikten mağraya giren güneş ışınını süzmezini görünce sevincinden güneşi gördüm güneşi gördüm demesidir.

    Eğer o ışık süzmesi bir taşa bir ağaca bir insanın üzerine gelip kapladıysa , ben güneşi taşta insanda ağaçta gördüm de diyebilir o kişi . Halbuki gördüğü gerçek güneş deyildir hiç alakası yoktur.

    Gerçek güneş : Dünya'nın Güneş'e olan uzaklığı ortalama olarak 149.600.000 kilometredir Güneş'in merkezindeki sıcaklığın 15 milyon 0C derecenin üzerinde olduğu tahmin ediliyor. Bu sıcaklık yüzeyde 5.500 0C dir.Güneş % 70 hidrojen, %20 helyum ve %5 de diğer elementlerden oluşur.

    Güneşte hidrojenin helyuma dönüşmesi sırasında (füzyon - erime birleşme) büyük bir enerji ortaya çıkar. Saniyede 600 milyon ton hidrojen helyuma dönüşür. Bu da her saniye Güneş`in 4.5 milyon ton hafiflemesine yol açar. Güneşteki füzyon olayı sonucunda Sürekli patlamaların olur.

    Kızıl kırmızımsı bir alev 15-20 bin km yükselir ki bu olaya Güneş Fırtınası da denir. Güneş Dünya'nın en az 1 milyon katıdır. Güneş ışınları Dünya'ya yaklaşık 8 dakikada gelirler. Yani biz Güneş'e baktığımızda onun 8 dakika önceki halini görürüz.

    Gördüğünüz gibi mağradaki insanın güneş dediği bir delikten içeri sızan ışık gerçek güneş deyildir. Gerçek güneşin bir zerresi yansıması dır.İşte Allah cc ağaca , insana tecelli ettiği zaman bunu gören insanın Allah cc insanda şurda burada gördüm demesi de bu güneş meselesi gibi dir .

    Görülen Allah cc deyildir onun yansıması , nuru dur .Gördüm diyenlerin kitaplarına sohbetlerine baktığınızda onlarda görülenin Allah cc olmadığını söylemektedirler.

    Yukarda evde olan o olayda o güçlü ışığın nuru içine kendimi kaybettim ,Yalnız Allah cc tecellisiyle o nur , ışık vardı başka hiçbir şey düşünemiyor ,bedenimi , evin içini göremiyor ve korku sevinç donma kitlenmiş bir hal

    Yukarda yaşadığım tarifi zor o hali ifade etmeye çalışırken zahirde doğru olmıyan küfür türü sözleri kendimde olmadan , yanımda bu halleri yaşamış bir tarikatliye söylesem .

    O benim ne demek istediğimi anlar . Çünkü o hal içindeyken kendinde olmama durumunda iken o hali net mantıklı, ilmi bir ifadeyle anlatmak çok zor.

    Arkadaşıma bu sözleri söylerken komşum veya eve gelen bir misafir bu sözlerimi duyup , çalıp (selefilerin ve vahhabilerin yaptığı gibi) sokaktaki insanlara ali varya eee işte böyle böyle dedi derse insanlara bana aaaa ne kadar sapıkca sözler bu ali sapıtmış derler.

    Akıllı Müslümanlar ise şöyle der . Ali bu sözleri bu banada söylemez biz alinin evvelki yasantısını sözlerini ve kitablarını biliyoruz . O tevhidi bilen ve bize anlatan takva birisidir. İtikatı ehlisunnet üzeredir . Gidelim ona soralım bu sözü söylemişmi söylediyse ne maksadla söylemiş öğrenelim der .





+ Yorum Gönder
Git İlk 123 Son