Konusunu Oylayın.: Çok eş istemenin sebebi hakkında yalnızca sizin görüşünüz

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Çok eş istemenin sebebi hakkında yalnızca sizin görüşünüz
  1. 10.Mart.2009, 01:14
    25
    BiLaL HaTTaB
    DeLi MoLLa

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 13.Mart.2008
    Üye No: 12484
    Mesaj Sayısı: 2,526
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 29
    Yaş: 33
    Bulunduğu yer: Ne KaRa aN? YıLLaR KaRa...

    --->: Çok eş istemenin sebebi hakkında yalnızca sizin görüşünüz

    reklam


    --->: Çok eş istemenin sebebi hakkında yalnızca sizin görüşünüz isimli konu Mumsema.com --->: Çok eş istemenin sebebi hakkında yalnızca sizin görüşünüz
    Rabbim sizlerden de razı olsun..

    vesselam..


  2. 10.Mart.2009, 01:14
    25
    DeLi MoLLa
    reklam


    Rabbim sizlerden de razı olsun..

    vesselam..


  3. 10.Mart.2009, 03:52
    26
    DZALBAY
    Seyirci Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 08.Temmuz.2008
    Üye No: 24825
    Mesaj Sayısı: 2,274
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 38
    Yaş: 61

    --->: Çok eş istemenin sebebi hakkında yalnızca sizin görüşünüz

    reklam


    O soruyu ilk soran kişinin gayrı müslim olduğunu ve art niyetli olduğunu düşündünüz mü hiç?Bende öyle bir intiba uyandırdı da...Hani çamuru at izi kalsın veya suyu bulandır,kafaları karıştır;vatandaş kuyruğunu kovalayan kediye benzesin.Kullanıcı resmi ve adı zaten birşeyler söylemiyor mu?Adını tıx filan diye okumayın ,o ifade ibranice...


  4. 10.Mart.2009, 03:52
    26
    Seyirci Üye
    reklam


    O soruyu ilk soran kişinin gayrı müslim olduğunu ve art niyetli olduğunu düşündünüz mü hiç?Bende öyle bir intiba uyandırdı da...Hani çamuru at izi kalsın veya suyu bulandır,kafaları karıştır;vatandaş kuyruğunu kovalayan kediye benzesin.Kullanıcı resmi ve adı zaten birşeyler söylemiyor mu?Adını tıx filan diye okumayın ,o ifade ibranice...


  5. 10.Mart.2009, 07:03
    27
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,584
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 335
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    --->: Çok eş istemenin sebebi hakkında yalnızca sizin görüşünüz

    Alıntı
    O soruyu ilk soran kişinin gayrı müslim olduğunu ve art niyetli olduğunu düşündünüz mü hiç?Bende öyle bir intiba uyandırdı da...Hani çamuru at izi kalsın veya suyu bulandır,kafaları karıştır;vatandaş kuyruğunu kovalayan kediye benzesin.Kullanıcı resmi ve adı zaten birşeyler söylemiyor mu?Adını tıx filan diye okumayın ,o ifade ibranice...
    kalplere bu gibi vesveseler gelebilir ama zan ile hareket edemeyiz değil mi?
    herhangi bir dine mensup olabilir buna diyeceğimiz bir şey yok. adaba uygun olduğu sürece herkes soru sorabilir.
    ___________
    erkek ve kadın fıtratı aynı değildir bunu kabullenin kardeşler.
    _____________

    Ey akıl sahipleri!
    Beşeri sistemlerin evliliği bir eşle sınırlayıp, umumi evler açıp (affedersiniz) dilediğinizden istifade edebilirsiniz demeleri/uygulamaları mı akla yatkın yoksa islamın bu cevazı mı?

    şem'anın dediği gibi dünya nufusuna bakın ve ibret alın. erkeklerin tam 4 katı kadın var hatta daha fazlası. bu durumda Allah'ın hükmü uygulanmazsa, fuhuş alıp başını götürür. hepimiz buna şahidiz.
    aklımıza takılan bir islami emri veya yasağını "hikmeti nedir acaba?" deyip bilenlere sorar ve imanımızı kuvvetlendiririz ama hikmetini bilmesekde teslim olmak zorundayız çünkü, biz mü'miniz.
    Allah cümlemizi fitneden ve fitnecilerden korusun


  6. 10.Mart.2009, 07:03
    27
    Moderatör
    Alıntı
    O soruyu ilk soran kişinin gayrı müslim olduğunu ve art niyetli olduğunu düşündünüz mü hiç?Bende öyle bir intiba uyandırdı da...Hani çamuru at izi kalsın veya suyu bulandır,kafaları karıştır;vatandaş kuyruğunu kovalayan kediye benzesin.Kullanıcı resmi ve adı zaten birşeyler söylemiyor mu?Adını tıx filan diye okumayın ,o ifade ibranice...
    kalplere bu gibi vesveseler gelebilir ama zan ile hareket edemeyiz değil mi?
    herhangi bir dine mensup olabilir buna diyeceğimiz bir şey yok. adaba uygun olduğu sürece herkes soru sorabilir.
    ___________
    erkek ve kadın fıtratı aynı değildir bunu kabullenin kardeşler.
    _____________

    Ey akıl sahipleri!
    Beşeri sistemlerin evliliği bir eşle sınırlayıp, umumi evler açıp (affedersiniz) dilediğinizden istifade edebilirsiniz demeleri/uygulamaları mı akla yatkın yoksa islamın bu cevazı mı?

    şem'anın dediği gibi dünya nufusuna bakın ve ibret alın. erkeklerin tam 4 katı kadın var hatta daha fazlası. bu durumda Allah'ın hükmü uygulanmazsa, fuhuş alıp başını götürür. hepimiz buna şahidiz.
    aklımıza takılan bir islami emri veya yasağını "hikmeti nedir acaba?" deyip bilenlere sorar ve imanımızı kuvvetlendiririz ama hikmetini bilmesekde teslim olmak zorundayız çünkü, biz mü'miniz.
    Allah cümlemizi fitneden ve fitnecilerden korusun


  7. 10.Mart.2009, 09:31
    28
    BiLaL HaTTaB
    DeLi MoLLa

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 13.Mart.2008
    Üye No: 12484
    Mesaj Sayısı: 2,526
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 29
    Yaş: 33
    Bulunduğu yer: Ne KaRa aN? YıLLaR KaRa...

    --->: Çok eş istemenin sebebi hakkında yalnızca sizin görüşünüz

    Alıntı
    O soruyu ilk soran kişinin gayrı müslim olduğunu ve art niyetli olduğunu düşündünüz mü hiç?Bende öyle bir intiba uyandırdı da...Hani çamuru at izi kalsın veya suyu bulandır,kafaları karıştır;vatandaş kuyruğunu kovalayan kediye benzesin.Kullanıcı resmi ve adı zaten birşeyler söylemiyor mu?Adını tıx filan diye okumayın ,o ifade ibranice...
    İslam'ın suyu öylesine berraktır ki, çamur attıklarını sananlar o çamuru gözlerine çalmaktadırlar aslında; İslam tüm berraklığını muhafaza etmektedir...

    İslam ferdi de öylesine bir ferddir ki, İmam Gazzalî'nin dediği gibi, gözünün önünde bir taşı ejderhaya çevirseler o bilgi onda herhangi bir şek ve şüpheye meydan vermez...


    Son söz olarak, konuyu açan ve ilginç sorularıyla amacının ne olduğu Allah katında saklı olan kardeş!:

    Bir ağaç düşün. Ağacın ne olduğu, nasıl olduğu, rengi, şekli, boyu vs. sorulduğunda, verilecek cevaplar, bilginin 5 duyu ile alakalı kısmını oluşturur. Ağacın özellikleriyle ilgili soruda, cevaplar net, anlaşılır ve büyük oranda tartışılmaz doğru olarak verilmesine karşılık, biraz farklı nitelikteki sorulara verilecek cevap ya bulunamayacaktır ya da bulunsa da oldukça tartışılır nitelikte olacaktır. Mesela, bu; "O ağaç niçin var olmuştur?" sorusudur. Şayet o bir elma ağacı ise, "elma vermesi için" denilebilir. Ancak bu cevaplar, sorunun tam karşılığı olmaktan uzaktır. Bu cevaplarla, içinden çıkılmaz daha çok soruya zemin hazırlanmış olunur. "Niçin elma da başka bişey değil?" , "Niçin tatlı meyveli de acı meyveli değil?" vs. gibi… Bu sorular da, zincirleme uzaaaar gider… Şayet beşerî bilgiyi, alanının dışındaki konular için ölçü kabul edecek olursanız, insanlık tarihinde örnekleri oldukça bol bulunabilecek saçmalıklarla karşılaşılır. İşte bu ve benzer nedenlerden dolayı, insanlık tarihinin her devresinde, kafaları kurcalayan, cevabı verilmeye çalışılan ancak çoğu zaman cevabı bulunamayan veya o şartlar içerisinde bulunduğu zannedilen, bunun yanlışlığı ise çok kısa bir sürede anlaşılan sorular hep olagelmiştir. İnsanlar çoğu zaman beş duyunun dışında araç olarak akla güvenmiş, akıl aracılığıyla ilgili sorulara cevap bulabileceğini zannetmişlerdir. Ancak görülmektedir ki, filozoflar dahi; cevaplardan tatmin olamamışlar, bazısı elde edilen bilgiye, yani cevaba kesin güvenilebileceğini(doğmatizm) iddia ederken, bazısı da kesinlikle güvenilemeyeceğini(septisizm) söylemişler, sonuç itibariyle konuya kesin bir çözüm getirememişlerdir. 2500 yıllık felsefe tarihi de bunun tanığı durumundadır zaten.

    Sizlere İmam Gazalî’nin bir benzetmesini sunacağım, beşerî bilginin sınırlılığını ve yanıltıcılığını göstermesi açısından. Konuya açıklık getirir niteliktedir. İnsan rüyadayken, hissettiklerinin hepsinin aklı ve duyularıyla doğru olduğuna emindir. O rüya sonsuza dek uzasa, hiçbir rüya sahibi, rüyasındakilerin gerçek olduğundan şüphe etmez. Zira, beş duyusuyla hissedip, aklıyla kavrayıp düşünmektedir. Ancak bunların birer hayal olduğunu,uyandığında anlayabilir. O zaman görülür ki, doğruluğundan rüyadayken şüphe edilmeyen her şey hayalmiş. O halde beşeri bilginin sınırlarını, zaman ve mekan belirlemektedir. Zaman ve mekan değişimi, bilginin doğruluk derecesini de değiştirmektedir. Halbuki İlahî bilgi, zaman-mekan sınırlarına tabi değildir. "Anladım ki, yakîn derecesindeki bilgi, içinde hiçbir şüphe kalmayacak şekilde bilinen, kendisinde yanlışlık ve vehîm ihtimali vârit olmayan, kalbin yanlışlığına inanamadığıdır. Bu bilgi, hatadan salim olmak için yakîne o derece uygun olmalıdır ki, mesela biri onun batıl olduğunu iddia etse ve taşı altına, değneği ejderhaya çevirse, bu, o bilgi sahibine herhangi bir şek ve şüphe getirmemelidir." [Ebû Hamîd el-Gazzâlî, el-Munkizu min ed-Dalâl]

    İmam'ın anlattığı bu bilgi, imanla kavranan, teslim olmakla anlaşılan İLAHÎ BİLGİdir! Yani VAHYİN BİLGİSİ!

    İlk nesil Müslümanları bilgiyi böyle bildiler, böyle inandılar ve bu hal üzere yaşadılar. Ancak; bilhassa fetihler sonrasında, Müslümanların diğer inanç mensuplarıyla karşılaşmaları ve özellikle de hummalı bir çalışma sonucunda Arapça’ya aktarılan binlerce yıllık felsefe birikimi, anlayışlarda değişikliğe yol açmıştır.

    Önceki Müslümanlar, insanın ancak Allah’ın bildirdiği kadarını bilebileceğine(Bakara/255), gaybı ancak Allah’ın bileceğine(En’am/59), bu bilgileri eğer Allah insanlara bildirmeyi dilerse, bunun yolunun vahiy olduğunu(Cin/26-27), son vahyin ise Hz. Muhammed'e(Sas) geldiğini ve ondan sonra kesildiğini, sonuç itibariyle bilginin kaynağının öncelikle Kur’an ve ona bağlı olarak Sünnet olduğunu bilir ve ona göre yaşantısını düzenlerlerdi. Bu anlayış ve inancın bozulması, insanları alternatif bilgi kaynakları aramaya iter ve evvela akla sarılınır. Hatta bazıları o kadar sarılır ki, akılla nakil yani vahiy bilgisi çatışacak olsa, aklın tercih edilmesi gerektiğini belirtirler. Vahyin bile yorumu çoğu zaman asıl biçimi dikkate alınmadan sadece akıl aracılığıyla yapılır bir duruma gelinir ki, bu süreçte, akıl vahye değil, vahiy akla tabî kılınır.

    Kur’an, düşünülen ve inanılan şeyleri doğrulamak için değil, doğruyu öğrenmek için okunur güzel kardeşim…

    vesselam...


  8. 10.Mart.2009, 09:31
    28
    DeLi MoLLa
    Alıntı
    O soruyu ilk soran kişinin gayrı müslim olduğunu ve art niyetli olduğunu düşündünüz mü hiç?Bende öyle bir intiba uyandırdı da...Hani çamuru at izi kalsın veya suyu bulandır,kafaları karıştır;vatandaş kuyruğunu kovalayan kediye benzesin.Kullanıcı resmi ve adı zaten birşeyler söylemiyor mu?Adını tıx filan diye okumayın ,o ifade ibranice...
    İslam'ın suyu öylesine berraktır ki, çamur attıklarını sananlar o çamuru gözlerine çalmaktadırlar aslında; İslam tüm berraklığını muhafaza etmektedir...

    İslam ferdi de öylesine bir ferddir ki, İmam Gazzalî'nin dediği gibi, gözünün önünde bir taşı ejderhaya çevirseler o bilgi onda herhangi bir şek ve şüpheye meydan vermez...


    Son söz olarak, konuyu açan ve ilginç sorularıyla amacının ne olduğu Allah katında saklı olan kardeş!:

    Bir ağaç düşün. Ağacın ne olduğu, nasıl olduğu, rengi, şekli, boyu vs. sorulduğunda, verilecek cevaplar, bilginin 5 duyu ile alakalı kısmını oluşturur. Ağacın özellikleriyle ilgili soruda, cevaplar net, anlaşılır ve büyük oranda tartışılmaz doğru olarak verilmesine karşılık, biraz farklı nitelikteki sorulara verilecek cevap ya bulunamayacaktır ya da bulunsa da oldukça tartışılır nitelikte olacaktır. Mesela, bu; "O ağaç niçin var olmuştur?" sorusudur. Şayet o bir elma ağacı ise, "elma vermesi için" denilebilir. Ancak bu cevaplar, sorunun tam karşılığı olmaktan uzaktır. Bu cevaplarla, içinden çıkılmaz daha çok soruya zemin hazırlanmış olunur. "Niçin elma da başka bişey değil?" , "Niçin tatlı meyveli de acı meyveli değil?" vs. gibi… Bu sorular da, zincirleme uzaaaar gider… Şayet beşerî bilgiyi, alanının dışındaki konular için ölçü kabul edecek olursanız, insanlık tarihinde örnekleri oldukça bol bulunabilecek saçmalıklarla karşılaşılır. İşte bu ve benzer nedenlerden dolayı, insanlık tarihinin her devresinde, kafaları kurcalayan, cevabı verilmeye çalışılan ancak çoğu zaman cevabı bulunamayan veya o şartlar içerisinde bulunduğu zannedilen, bunun yanlışlığı ise çok kısa bir sürede anlaşılan sorular hep olagelmiştir. İnsanlar çoğu zaman beş duyunun dışında araç olarak akla güvenmiş, akıl aracılığıyla ilgili sorulara cevap bulabileceğini zannetmişlerdir. Ancak görülmektedir ki, filozoflar dahi; cevaplardan tatmin olamamışlar, bazısı elde edilen bilgiye, yani cevaba kesin güvenilebileceğini(doğmatizm) iddia ederken, bazısı da kesinlikle güvenilemeyeceğini(septisizm) söylemişler, sonuç itibariyle konuya kesin bir çözüm getirememişlerdir. 2500 yıllık felsefe tarihi de bunun tanığı durumundadır zaten.

    Sizlere İmam Gazalî’nin bir benzetmesini sunacağım, beşerî bilginin sınırlılığını ve yanıltıcılığını göstermesi açısından. Konuya açıklık getirir niteliktedir. İnsan rüyadayken, hissettiklerinin hepsinin aklı ve duyularıyla doğru olduğuna emindir. O rüya sonsuza dek uzasa, hiçbir rüya sahibi, rüyasındakilerin gerçek olduğundan şüphe etmez. Zira, beş duyusuyla hissedip, aklıyla kavrayıp düşünmektedir. Ancak bunların birer hayal olduğunu,uyandığında anlayabilir. O zaman görülür ki, doğruluğundan rüyadayken şüphe edilmeyen her şey hayalmiş. O halde beşeri bilginin sınırlarını, zaman ve mekan belirlemektedir. Zaman ve mekan değişimi, bilginin doğruluk derecesini de değiştirmektedir. Halbuki İlahî bilgi, zaman-mekan sınırlarına tabi değildir. "Anladım ki, yakîn derecesindeki bilgi, içinde hiçbir şüphe kalmayacak şekilde bilinen, kendisinde yanlışlık ve vehîm ihtimali vârit olmayan, kalbin yanlışlığına inanamadığıdır. Bu bilgi, hatadan salim olmak için yakîne o derece uygun olmalıdır ki, mesela biri onun batıl olduğunu iddia etse ve taşı altına, değneği ejderhaya çevirse, bu, o bilgi sahibine herhangi bir şek ve şüphe getirmemelidir." [Ebû Hamîd el-Gazzâlî, el-Munkizu min ed-Dalâl]

    İmam'ın anlattığı bu bilgi, imanla kavranan, teslim olmakla anlaşılan İLAHÎ BİLGİdir! Yani VAHYİN BİLGİSİ!

    İlk nesil Müslümanları bilgiyi böyle bildiler, böyle inandılar ve bu hal üzere yaşadılar. Ancak; bilhassa fetihler sonrasında, Müslümanların diğer inanç mensuplarıyla karşılaşmaları ve özellikle de hummalı bir çalışma sonucunda Arapça’ya aktarılan binlerce yıllık felsefe birikimi, anlayışlarda değişikliğe yol açmıştır.

    Önceki Müslümanlar, insanın ancak Allah’ın bildirdiği kadarını bilebileceğine(Bakara/255), gaybı ancak Allah’ın bileceğine(En’am/59), bu bilgileri eğer Allah insanlara bildirmeyi dilerse, bunun yolunun vahiy olduğunu(Cin/26-27), son vahyin ise Hz. Muhammed'e(Sas) geldiğini ve ondan sonra kesildiğini, sonuç itibariyle bilginin kaynağının öncelikle Kur’an ve ona bağlı olarak Sünnet olduğunu bilir ve ona göre yaşantısını düzenlerlerdi. Bu anlayış ve inancın bozulması, insanları alternatif bilgi kaynakları aramaya iter ve evvela akla sarılınır. Hatta bazıları o kadar sarılır ki, akılla nakil yani vahiy bilgisi çatışacak olsa, aklın tercih edilmesi gerektiğini belirtirler. Vahyin bile yorumu çoğu zaman asıl biçimi dikkate alınmadan sadece akıl aracılığıyla yapılır bir duruma gelinir ki, bu süreçte, akıl vahye değil, vahiy akla tabî kılınır.

    Kur’an, düşünülen ve inanılan şeyleri doğrulamak için değil, doğruyu öğrenmek için okunur güzel kardeşim…

    vesselam...


  9. 10.Mart.2009, 16:37
    29
    אור
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 17.Şubat.2009
    Üye No: 46864
    Mesaj Sayısı: 43
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    --->: Çok eş istemenin sebebi hakkında yalnızca sizin görüşünüz

    Alıntı
    belki gûn gelecek ileriki bi zamanda 4kadin la evlenmek bûyuk bir çôzûm olacak (hastalik olabilir, savas olabilir, ) ne olacakti o zman Allah'in bize tekrar Ayet indirmeyecegine gôre belki bu 4esli konu ileriki zamanlarda anlasilacak


    iliman arkadaşım,haklısın her cümlene katılıyorum.

    Alıntı
    sence Allah dan daha adil, daha hakim, daha şefkatli daha merhametli biri var mı?
    (elbette akıl sahipleri yok diyecektir ) peki en merahmetli en adil en şefkatli olan Yüce Allah bu kuralı koyup kullarını bu şekilde denemek istiyorsa biz kullarına ne düşer? semi'na ve ata'na - işittik ve itaat ettik olmalı değil midir?
    sadece bir emrin hikmetini ararız ki bu güzeldir bir sakıncası yoktur ama hikmetini aramak yerine Allah'ın koymuş olduğu bir emri sorgulamak/Hükmüne razı olmamak imanı tehlikeye atar Allah korusun


    elbette öyle şem’a,ancak ben daha inanma aşamasında olduğumdan dolayı onun

    söylediği gibi gerçekten şefkatli ve merhametli olduğunu anlamaya

    çalışıyorum.Allahdan daha merhametli kimse yoktur bunu inkar edemem.


    Alıntı
    çok evliliğin hikmeti nedir? deyip soru sorulsa diyeceğimiz bir şey yok ama Allah'ı sorgular gibi aklına ne geliyorsa yazmak hiç hoş bir şey değil
    yer yüzünde kadın ve erkek nufusuna bakın o zaman bu hikmeti daha iyi anlarsınız
    erkeklerin tam 4 25 katı kadındır

    Allah’ı sorgulamıyorum,bu konuyu anlamaya çalışıyorum,mesela çok evlilik bazı

    nedenlere bağlanıyor bunlardan biri de kadının kısır vs olması,işte bu erkek için de

    geçerli olduğu durumlarda neden böyle bir ayet yok diyorum,çünkü erkeğin cinsel

    ihtiyacı şu durumda başkasından karşılanıyor,kadın aynı durumda olunca niye onun

    ihtiyacı karşılanmıyor.bu soruyu neden sorma ihtiyacı doğuyor bende?çünkü Allah

    kuluna zorluk çıkarmaz onun fıtratını düşünür vs dendiği için.bende bu kadına zorluk

    çıkmamasını bekliyorum.Ayrıca dünyada kimin kimden sayıca çok olduğu önemli

    değildir ki!çünkü Allah her şeyin düzenini kurmuştur,insanlar tek eşli oldukları

    durumda bu düzen bozulmaz vs.

    Alıntı
    Madem bu kadar karışıklığınız var ve cevap arıyorsunuz, umarım zahmetime değer de tamamını okursunuz


    Bilal hattab arkadaşım,elbette bütün yazıları okuyorum sağ olasınız.emek

    vermişsiniz.

    Alıntı
    O soruyu ilk soran kişinin gayrı müslim olduğunu ve art niyetli olduğunu düşündünüz mü hiç?Bende öyle bir intiba uyandırdı da Hani çamuru at izi kalsın veya suyu bulandır,kafaları karıştır;vatandaş kuyruğunu kovalayan kediye benzesin Kullanıcı resmi ve adı zaten birşeyler söylemiyor mu?Adını tıx filan diye okumayın ,o ifade ibranice


    Dzalbay arkadaşım,doğrudur adım tix- mix değildir,ışık demeniz kafi.

    Ancak niyetim çamur atmak falan değil.kafaları karıştırma amacında da

    değilim,buradaki insanlar eğitimli kişiler değiller mi?benim hangi sorum onların

    ayağını kaydırmaya yeter?zira onların bu eğitim sırasında nice sorularla muhatap

    oldukları kanısındayım.bu sorulara cevapları vardır diye düşünüyorum.amacım fitne

    fesat çıkarmak hiç değil zira böyle bir şey yapacak olsam bilmem kim hocanın bilmem

    kim hoca hakkında söylediklerini buraya kopyalayarak bunu çok daha etkili bir şekilde

    yapabilirdim değil mi?hem amaç kötü olsa idi resim ve isim daha dikkat çekmeyen

    bir tarzda olması gerekmez miydi?

    Bu kadar sert yazdığım için tekrar özür diliyorum,size çok hak veriyorum.haklı

    olduğunuzu biliyorum.Ama benim durumundaki her insan böyle yapardı belki

    de.doğruyu bulma gayreti vs. beni sinirli kılıyor.öyle bi durum ki içinden çıkılamıyo

    arkadaşlar.İncil diyor ki,

    ilk ve son benim,

    kuran diyor ki hayır son benim.

    sonra bi bakmışım bahailik çıkmış oda diyor hayır hayır son benim.

    Tevrata bakıyorum incille uyum için de,güzel tamam.

    ama kuran diyor ki onlar değişti.

    bu sefer düşünüyorum onlar değişti ise Tevrat ve incilin birbirine uyumlu

    oluşu,insanların incili değiştirirken tevrata uyumlu kılmaları olabilir.

    sonra incil diyo ki,

    size şimdiden söylüyorum benden sonra sahte peygamber çıkacak,hatta gökteki

    melekten vahiy aldığını söyleyen adama dahi inanmayacaksınız .

    HZ.Muhammed’e bakıyorum cebrailden vahiy geldiğini söylüyor…….

    Kurandaki şifrelere bakıyorum tüylerim ürperiyor,ama yine tevrattan bir ayet aklıma

    geliyor,

    Yasa’nın tekrarı Bölüm-13

    1.”Aranızdan bir peygamber ya da düş gören biri çıkarsa,bir belirtiyi ya da şaşılası

    bir olayı önceden bildirirse,

    2.Bilmediğiniz başka ilahlara yönelip tapınalım derse,söz ettiği belirti,şaşılası olay

    gerçekleşse bile,

    3.o peygamberi ya da düş göreni dinlememelisiniz.Tanrınız RAB kendisini bütün

    yüreğinizle,bütün canınızla sevip sevmediğinizi anlamak için sizi sınamaktadır.

    4.Tanrınız RAB’ bin ardınca yürüyün,O’ndan korkun.Buyruklarına uyun,O’nun sözüne

    kulak verin.O’na kulluk edin,O’na bağlı kalın.

    Diyorum acaba bu bir sınamamıdır.kendimi firavun gibi hissettiğim zamanlar

    oluyor.diyorum kendime “bu kadar mucizeye inanmıyorsun”.

    Kuran ayeti geliyor aklıma “ne kadar mucize göstersekte onlar için birdir,inanmazlar”

    Tevrattan bir ayet,

    Amos Bölüm 8

    1 Rab Yahve bana şunu gösterdi: Baktım bir sepet olgun meyve.

    2 Bana, "Ne görüyorsun, Amos?" diye sordu. "Bir sepet olgun meyve" diye yanıtladım.

    Bunun üzerine RAB, "Halkım İsrail'in sonu geldi" dedi, "Bir daha onları

    esirgemeyeceğim.

    3 O gün saraydaki türküler yas çığlıklarına dönecek." Rab Yahve, "Her yer atılmış

    cesetlerle dolacak, sessizlik hüküm sürecek" diyor.

    4 Dinleyin bunu, ey yoksulu çiğneyenler,

    Ülkedeki mazlumları yok edenler!

    5 Diyorsunuz ki,

    "Yeni Ay Töreni geçse de tahılımızı satsak,

    Şabat Günü geçse de buğdayımızı satışa çıkarsak.

    Ölçeği küçültüp fiyatı yükseltsek,

    Hileli tartı kullanıp

    6 Yoksulları gümüş,

    Mazlumları bir çift çarık karşılığında satın alsak.

    Buğday yerine süprüntüsünü satsak."

    7 Yakup soyunun gurur duyduğu RAB kendi başı üstüne ant içti:

    "Onların yaptıklarının hiçbirini asla unutmayacağım.

    8 Bu yüzden yer sarsılmayacak mı,

    Üzerinde yaşayan herkes yas tutmayacak mı?

    Bütün yer Nil gibi yükselecek,

    Kabarıp yine inecek Mısır'ın ırmağı gibi."

    9 "O gün" diyor Rab Yahve,

    "Öğleyin güneşi batıracağım,

    Güpegündüz yeryüzünü karartacağım.

    10 Bayramlarınızı yasa,

    Bütün ezgilerinizi ağıta döndüreceğim.

    Her bele çul kuşattıracağım,

    Her başın saçını yoldurtacağım.

    O günü biricik oğulun ardından tutulan yasa çevirecek,

    Sonunu acı getireceğim.

    11 "İşte günler geliyor,

    Ülkeye kıtlık göndereceğim"

    Diyor Rab Yahve,

    "Ekmek ya da su kıtlığı değil,

    RAB'bin sözlerine susamışlık göndereceğim.

    12 RAB'bin sözünü bulmak için

    İnsanlar denizden denize,

    Kuzeyden doğuya dek dolaşacak,

    Oraya buraya koşacak, ama bulamayacaklar.

    13 O gün güzel kızlar,

    Yiğitler susuzluktan bayılacak.

    14 Samiriye tanrıçası Aşima üzerine ant içenler,

    'Ey Dan, senin ilahının başı üzerine'

    Ve, 'Beer-Şeva ilahının başı üzerine' diyenler

    Düşecek ve bir daha kalkmayacak."



    bilim ne der bunlara,tarih neder diye bakınıyorum

    Thallus ve Phlegon diyor ki çarmıha gerilen isa mesihdi.o çarmıhta öldüğünde güneş

    tutulması oldu.bu tarihçiler Hıristiyan olmadıkları halde böyle bir olaydan

    bahsediyorlar,bu tevrata uyuyor,incile uyuyor.ve soruyorum çarmıhta ölen Mesih

    değilse neden güneş tutulup bir yas havası olsun…….

    Bu sorgulama böyle sürüp gidiyor,evet bir tek olan ilaha inanıyorum,yerin göğün rabbi

    olan tek ilah vardır.ama sadece bu beni kurtarmaya yetmiyor.bu yollardan biri

    gerçek,ama hangisi?hepsi yol gerçek ve yaşam benim diyor.bende aralarında

    kalıyorum sonrada böyle sinirli bir şekilde gerçeği arıyorum.

    Tekrar afedersiniz.





  10. 10.Mart.2009, 16:37
    29
    Emekli
    Alıntı
    belki gûn gelecek ileriki bi zamanda 4kadin la evlenmek bûyuk bir çôzûm olacak (hastalik olabilir, savas olabilir, ) ne olacakti o zman Allah'in bize tekrar Ayet indirmeyecegine gôre belki bu 4esli konu ileriki zamanlarda anlasilacak


    iliman arkadaşım,haklısın her cümlene katılıyorum.

    Alıntı
    sence Allah dan daha adil, daha hakim, daha şefkatli daha merhametli biri var mı?
    (elbette akıl sahipleri yok diyecektir ) peki en merahmetli en adil en şefkatli olan Yüce Allah bu kuralı koyup kullarını bu şekilde denemek istiyorsa biz kullarına ne düşer? semi'na ve ata'na - işittik ve itaat ettik olmalı değil midir?
    sadece bir emrin hikmetini ararız ki bu güzeldir bir sakıncası yoktur ama hikmetini aramak yerine Allah'ın koymuş olduğu bir emri sorgulamak/Hükmüne razı olmamak imanı tehlikeye atar Allah korusun


    elbette öyle şem’a,ancak ben daha inanma aşamasında olduğumdan dolayı onun

    söylediği gibi gerçekten şefkatli ve merhametli olduğunu anlamaya

    çalışıyorum.Allahdan daha merhametli kimse yoktur bunu inkar edemem.


    Alıntı
    çok evliliğin hikmeti nedir? deyip soru sorulsa diyeceğimiz bir şey yok ama Allah'ı sorgular gibi aklına ne geliyorsa yazmak hiç hoş bir şey değil
    yer yüzünde kadın ve erkek nufusuna bakın o zaman bu hikmeti daha iyi anlarsınız
    erkeklerin tam 4 25 katı kadındır

    Allah’ı sorgulamıyorum,bu konuyu anlamaya çalışıyorum,mesela çok evlilik bazı

    nedenlere bağlanıyor bunlardan biri de kadının kısır vs olması,işte bu erkek için de

    geçerli olduğu durumlarda neden böyle bir ayet yok diyorum,çünkü erkeğin cinsel

    ihtiyacı şu durumda başkasından karşılanıyor,kadın aynı durumda olunca niye onun

    ihtiyacı karşılanmıyor.bu soruyu neden sorma ihtiyacı doğuyor bende?çünkü Allah

    kuluna zorluk çıkarmaz onun fıtratını düşünür vs dendiği için.bende bu kadına zorluk

    çıkmamasını bekliyorum.Ayrıca dünyada kimin kimden sayıca çok olduğu önemli

    değildir ki!çünkü Allah her şeyin düzenini kurmuştur,insanlar tek eşli oldukları

    durumda bu düzen bozulmaz vs.

    Alıntı
    Madem bu kadar karışıklığınız var ve cevap arıyorsunuz, umarım zahmetime değer de tamamını okursunuz


    Bilal hattab arkadaşım,elbette bütün yazıları okuyorum sağ olasınız.emek

    vermişsiniz.

    Alıntı
    O soruyu ilk soran kişinin gayrı müslim olduğunu ve art niyetli olduğunu düşündünüz mü hiç?Bende öyle bir intiba uyandırdı da Hani çamuru at izi kalsın veya suyu bulandır,kafaları karıştır;vatandaş kuyruğunu kovalayan kediye benzesin Kullanıcı resmi ve adı zaten birşeyler söylemiyor mu?Adını tıx filan diye okumayın ,o ifade ibranice


    Dzalbay arkadaşım,doğrudur adım tix- mix değildir,ışık demeniz kafi.

    Ancak niyetim çamur atmak falan değil.kafaları karıştırma amacında da

    değilim,buradaki insanlar eğitimli kişiler değiller mi?benim hangi sorum onların

    ayağını kaydırmaya yeter?zira onların bu eğitim sırasında nice sorularla muhatap

    oldukları kanısındayım.bu sorulara cevapları vardır diye düşünüyorum.amacım fitne

    fesat çıkarmak hiç değil zira böyle bir şey yapacak olsam bilmem kim hocanın bilmem

    kim hoca hakkında söylediklerini buraya kopyalayarak bunu çok daha etkili bir şekilde

    yapabilirdim değil mi?hem amaç kötü olsa idi resim ve isim daha dikkat çekmeyen

    bir tarzda olması gerekmez miydi?

    Bu kadar sert yazdığım için tekrar özür diliyorum,size çok hak veriyorum.haklı

    olduğunuzu biliyorum.Ama benim durumundaki her insan böyle yapardı belki

    de.doğruyu bulma gayreti vs. beni sinirli kılıyor.öyle bi durum ki içinden çıkılamıyo

    arkadaşlar.İncil diyor ki,

    ilk ve son benim,

    kuran diyor ki hayır son benim.

    sonra bi bakmışım bahailik çıkmış oda diyor hayır hayır son benim.

    Tevrata bakıyorum incille uyum için de,güzel tamam.

    ama kuran diyor ki onlar değişti.

    bu sefer düşünüyorum onlar değişti ise Tevrat ve incilin birbirine uyumlu

    oluşu,insanların incili değiştirirken tevrata uyumlu kılmaları olabilir.

    sonra incil diyo ki,

    size şimdiden söylüyorum benden sonra sahte peygamber çıkacak,hatta gökteki

    melekten vahiy aldığını söyleyen adama dahi inanmayacaksınız .

    HZ.Muhammed’e bakıyorum cebrailden vahiy geldiğini söylüyor…….

    Kurandaki şifrelere bakıyorum tüylerim ürperiyor,ama yine tevrattan bir ayet aklıma

    geliyor,

    Yasa’nın tekrarı Bölüm-13

    1.”Aranızdan bir peygamber ya da düş gören biri çıkarsa,bir belirtiyi ya da şaşılası

    bir olayı önceden bildirirse,

    2.Bilmediğiniz başka ilahlara yönelip tapınalım derse,söz ettiği belirti,şaşılası olay

    gerçekleşse bile,

    3.o peygamberi ya da düş göreni dinlememelisiniz.Tanrınız RAB kendisini bütün

    yüreğinizle,bütün canınızla sevip sevmediğinizi anlamak için sizi sınamaktadır.

    4.Tanrınız RAB’ bin ardınca yürüyün,O’ndan korkun.Buyruklarına uyun,O’nun sözüne

    kulak verin.O’na kulluk edin,O’na bağlı kalın.

    Diyorum acaba bu bir sınamamıdır.kendimi firavun gibi hissettiğim zamanlar

    oluyor.diyorum kendime “bu kadar mucizeye inanmıyorsun”.

    Kuran ayeti geliyor aklıma “ne kadar mucize göstersekte onlar için birdir,inanmazlar”

    Tevrattan bir ayet,

    Amos Bölüm 8

    1 Rab Yahve bana şunu gösterdi: Baktım bir sepet olgun meyve.

    2 Bana, "Ne görüyorsun, Amos?" diye sordu. "Bir sepet olgun meyve" diye yanıtladım.

    Bunun üzerine RAB, "Halkım İsrail'in sonu geldi" dedi, "Bir daha onları

    esirgemeyeceğim.

    3 O gün saraydaki türküler yas çığlıklarına dönecek." Rab Yahve, "Her yer atılmış

    cesetlerle dolacak, sessizlik hüküm sürecek" diyor.

    4 Dinleyin bunu, ey yoksulu çiğneyenler,

    Ülkedeki mazlumları yok edenler!

    5 Diyorsunuz ki,

    "Yeni Ay Töreni geçse de tahılımızı satsak,

    Şabat Günü geçse de buğdayımızı satışa çıkarsak.

    Ölçeği küçültüp fiyatı yükseltsek,

    Hileli tartı kullanıp

    6 Yoksulları gümüş,

    Mazlumları bir çift çarık karşılığında satın alsak.

    Buğday yerine süprüntüsünü satsak."

    7 Yakup soyunun gurur duyduğu RAB kendi başı üstüne ant içti:

    "Onların yaptıklarının hiçbirini asla unutmayacağım.

    8 Bu yüzden yer sarsılmayacak mı,

    Üzerinde yaşayan herkes yas tutmayacak mı?

    Bütün yer Nil gibi yükselecek,

    Kabarıp yine inecek Mısır'ın ırmağı gibi."

    9 "O gün" diyor Rab Yahve,

    "Öğleyin güneşi batıracağım,

    Güpegündüz yeryüzünü karartacağım.

    10 Bayramlarınızı yasa,

    Bütün ezgilerinizi ağıta döndüreceğim.

    Her bele çul kuşattıracağım,

    Her başın saçını yoldurtacağım.

    O günü biricik oğulun ardından tutulan yasa çevirecek,

    Sonunu acı getireceğim.

    11 "İşte günler geliyor,

    Ülkeye kıtlık göndereceğim"

    Diyor Rab Yahve,

    "Ekmek ya da su kıtlığı değil,

    RAB'bin sözlerine susamışlık göndereceğim.

    12 RAB'bin sözünü bulmak için

    İnsanlar denizden denize,

    Kuzeyden doğuya dek dolaşacak,

    Oraya buraya koşacak, ama bulamayacaklar.

    13 O gün güzel kızlar,

    Yiğitler susuzluktan bayılacak.

    14 Samiriye tanrıçası Aşima üzerine ant içenler,

    'Ey Dan, senin ilahının başı üzerine'

    Ve, 'Beer-Şeva ilahının başı üzerine' diyenler

    Düşecek ve bir daha kalkmayacak."



    bilim ne der bunlara,tarih neder diye bakınıyorum

    Thallus ve Phlegon diyor ki çarmıha gerilen isa mesihdi.o çarmıhta öldüğünde güneş

    tutulması oldu.bu tarihçiler Hıristiyan olmadıkları halde böyle bir olaydan

    bahsediyorlar,bu tevrata uyuyor,incile uyuyor.ve soruyorum çarmıhta ölen Mesih

    değilse neden güneş tutulup bir yas havası olsun…….

    Bu sorgulama böyle sürüp gidiyor,evet bir tek olan ilaha inanıyorum,yerin göğün rabbi

    olan tek ilah vardır.ama sadece bu beni kurtarmaya yetmiyor.bu yollardan biri

    gerçek,ama hangisi?hepsi yol gerçek ve yaşam benim diyor.bende aralarında

    kalıyorum sonrada böyle sinirli bir şekilde gerçeği arıyorum.

    Tekrar afedersiniz.





  11. 10.Mart.2009, 16:53
    30
    iliman
    ilim+iman

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 11.Nisan.2008
    Üye No: 16604
    Mesaj Sayısı: 674
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Yaş: 29
    Bulunduğu yer: Brûksel

    --->: Çok eş istemenin sebebi hakkında yalnızca sizin görüşünüz

    arkadasim eger gerçekten senin içinde bir arayis varsa ve buna sadik kalirsan ben inaniyorum ki Allah seni dogru yola ulastiracak...Allah yardimcin olsun


  12. 10.Mart.2009, 16:53
    30
    ilim+iman
    arkadasim eger gerçekten senin içinde bir arayis varsa ve buna sadik kalirsan ben inaniyorum ki Allah seni dogru yola ulastiracak...Allah yardimcin olsun


  13. 10.Mart.2009, 18:00
    31
    BiLaL HaTTaB
    DeLi MoLLa

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 13.Mart.2008
    Üye No: 12484
    Mesaj Sayısı: 2,526
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 29
    Yaş: 33
    Bulunduğu yer: Ne KaRa aN? YıLLaR KaRa...

    --->: Çok eş istemenin sebebi hakkında yalnızca sizin görüşünüz

    Samimiyetine dair hüsn-ü zann besleyerek birkaç noktaya daha değineyim istiyorum:

    Allah'ın(cc) tüm Peygamberleri ile gönderdiği dinlerin ortak adı İslam'dır ve her Peygamber aynı öğreti ile gelmiştir toplumlarına: "Tek Allah'a kulluk!" İslam'ın ve İslam kalıbından çıkarak tahrif edilen her dinin de Tevhid anlayışı kendine göredir.

    Mesela Hıristiyanlar dinlerini, tevhid dini sanmaktadırlar. Şu söz ve inançlarıyla Tevhid dairesinden çıkmaktadırlar:

    "Allah,üçün üçüncüsü."

    Onlara, bu "üç" sözünüzle Tevhid nasıl oluyor dediğinizde; "üç bir,bir de üçtür, akide konusunda aklın ve mantığın yeri yoktur" derler.

    Bundan dolayı İslam,hakkı batıldan ayırıp ortaya çıkarmak için öncelikle davette bulunduğu, bütün öğretilerini üzerine bina ettiği Tevhidin hakikatını açıklamaktadır.

    İlmî, itikadî bir Tevhiddir bu. İlmî ve davranışsal bir Tevhid. Bilgide,ispatta,itikadda Tevhid; istekte, maksatta ve iradede Tevhid.

    Allah katında, O'na, O'nun zatında, sıfatlarında, fiillerinde ortağı, benzeri olmadığına, doğmadığına ve doğrulmadığına, ilmen ve itikaden inanılmadan Tevhid gerçekleşmez. Aynı şekilde, niyet ve "AMEL" olarak, ibadet ve taati yalnızca Allah için yapmadıkça, O na boyun eğmedikçe, O na yönelmedikçe, O na tevekkül edip, O ndan korkup, O ndan beklemedikçe bu Tevhid yine gerçekleşmez.

    Sorularına cevap bulmak istiyor ve gerçekten doğru yolu arıyorsan; işe, "TEVHİD'İN HAKİKATİ"ni ve aslını öğrenmekle başlamalısın. Zira;

    1- Tevhîd, Kur'an'ın temel konusudur. Onu anlama­dan, insanı da, kâinatı da, hayatı da, ölümü de anlamak mümkün değildir. Eğer tevhîd iyi anlaşılmazsa, her şey koyu bir karanlık içinde kalır yollar çıkmaza girer.

    2- Tevhîd, insanın hürriyete kavuşmasını hedef almak­tadır. Çünkü onun zıddı olan şirk, insanın, kendi emrine ve hizmetine verilmiş olan yaratıklara köle olmasından başka bir şey değildir.

    3- Tevhîd insanı, sadece Yaratan Rabbe ibadete yöneltmekte, aklı da hurafe ve vehimlerden kurtarmak­tadır.

    4- Tevhîd insanları, ilâhlık iddiasında bulunan insan­ların sultasından kurtarır, sadece yaratıcı güç karşısında isteyerek boyun eymesini, tevazu göstermesini ve nan­körlük etmemesini ister. Onun için, şirki savunanlar, şu ya da bu adlar altında sunulan sahte tanrıların gölgesinde insanları sömürenler, başlangıçtan beri peygamberlerin bu tevhîd davetine, çeşitli metodlarla karşı çıkmışlardır

    5- Tevhid, hayatta amacı belli ve dengeli bir kişiliğin oluşmasına yardım etmektedir. Çünkü, razı edeceği tek bir yaratıcı güç vardır. Bu sebepten tevhide inanan kişi, kişilik çatışmalarına da girmez. Kalbini çeşitli tanrılar arasında taksim eden kişi, hiç bir zaman huzurlu da değildir. Onun için Hz. Yusuf şöyle bir soru sorar zindan arkadaşlarına:
    "Ey zindan arkadaşlarım! Ayrı ayrı bir sürü sahte rabler mi iyidir, yoksa her şeyden üstün tek Allah mı?" [Yusuf: 10/39]

    Bu konuda Allah, çekişip duran bir çok ortakların sahip olduğu adam (köle) ile yalnız bir kişiye bağlı olan bir adamı misâl olarak verir. Sonra da, "Bu iki kişi eşit midir.?" diye sorar.[Zümer: 39/29]

    Görülüyor ki inanan insan, tek efendisi olan, onun neden razı olduğunu ve neye kızdığını bilen köle gibidir. Müşrik ise, çok efendisi olan köle gibidir. Her biri bir başka yöne yöneltir. Onların çelişkileri arasında zorlanıp kalır.

    6- Tevhîd insana güven verir. Rızık endişesi, ölüm, nefs, çoluk çocuk, cin, ölümden sonraki hayat gibi bir sü­rü korkuların etkisi altındadır insan. İşte tevhid sayesinde bu korkulardan kurtulur.

    Muvahhid mü'min sadece Allah'tan korkar. Çünkü bu korku, diğer korkuları gideren bir korkudur. Ve bu korku hikmetin (söz ve fiilde isabetliliğin) başıdır. Bu sebepten inançlı insan her zaman bir sükûnet içinde olur. Bu konuda Kur'an Hz. İbrahim'le, müşrik olan kavminin konuşmasını bize hatırlatır:

    O'nu batıl tanrı ve putlarıyla korkutmaya çalıştıkların­da, onları hayrete düşürecek bir şekilde şöyle karşılık verir:
    "Allah'a ortak koştuklarınızdan nasıl korkarım? Oysa siz, Allah'ın hakkında size bir delil indirmediği bir şeyi O'na ortak koşmaktan korkmuyorsunuz, tki taraftan hangisine güvenmek daha gereklidir, bir bilseniz." [Enam: 6/81]

    İnanan insanın emniyeti, kendi içinden gelmektedir. Çünkü hayatta yapmış olduğu her şeyin bir manası vardır. Her şey yerli yerindedir. Hatta zaruret dolayısıyla, bazı haramları irtikâb etmişse bile bir açıklaması vardır.

    7- Tevhîd insanın hırslarını kontrol altına alarak ira­desini eğitir. Böyle olunca hayata umut, güven ve tevek­külle bakar. Belalar karşısında sabreder, yaratıcının imtihanları karşısında birden sarsılmaz. Başına hangi sıkıntı gelirse gelsin, Allah'a sığınır, kalbini O'na yöneltir, O'ndan yardım bekler, O'na dayanır, zararın telafisinde, hayrın gelmesinde, O'ndan başkasından bir şey beklemez. O'ndan başkasına yüz suyu dökerek yardım dilemez. Çünkü:

    "Allah sana bir sıkıntı verirse, onu O'ndan başkası gideremez. Sana bir iyilik dilerse, O'nun nimetini engelleyecek yoktur. O'nu kullarından dilediğine verir. O, bağışlayandır, merhametlidir." [Yunus/107]


    Bu âyetlerden anlıyoruz ki îmân insanda, güvenli bir nefis, kararlı bir azim, gevşemeyen ve boyun eymeyen bir şahsiyet, korku ve çekingenlik tanımayan bir ruh mey­dana getirmektedir. Çünkü inançlı insan, gücünü Allah' tan almaktadır. "Kim Allah'a tevekkül ederse, bilsin ki, Allah güçlüdür, hakimdir." [Enfâl,. 8/49]

    8- Tevhid, insanî kardeşliğin ve barışın da temelini teş­kil eder. Hayatta bazıları bazılarına rablık iddiasında bulunursa, asla kardeşlik ve eşitlikten bahsedilemez. Ama hepsi tek bir yaratıcının kulu olursa, işte bu düşünce, gerçek manada eşitliğin ve kardeşliğin temelini oluşturur.

    İşte bunun içindir ki Allah Hz. Peygamber'den, yabancı devlet adamlarına mektup kaleme alırken, özellikle şu noktayı vurgulamasını isterdi:

    "... Ey Ehl-i Kitab! Sizinle bizim aramızda müşretek olan bir söze geliniz: Allah'tan başkasına tapmayalım; O'na hiçbir şeyi eş tutmayalım ve Allah'ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilâhlaştırmasın...." [Ali İmran, 3/64]

    9- Kur'an, getirmiş olduğu tevhîd yoluyla, insanların kirlenmiş ve bozulmuş inançlarını da temizlemiş, yerine doğrusunu koymuştur. Âdeta tevhîd dışı düşünce ve inançları, virüs girmiş bilgisayar programların temizlen­mesi gibi bir ameliyeye tabi tutmuştur. Bu sebepten Kur'an şirk virüslerine karşı insanları sık sık uyarmıştır. Çünkü şirk insanlık için bir zillettir, zulümdür, hurafelerin ve yersiz korkuların kaynağıdır.


    Gayret bizden, hidayet Allah'tandır...

    vesselam...


  14. 10.Mart.2009, 18:00
    31
    DeLi MoLLa
    Samimiyetine dair hüsn-ü zann besleyerek birkaç noktaya daha değineyim istiyorum:

    Allah'ın(cc) tüm Peygamberleri ile gönderdiği dinlerin ortak adı İslam'dır ve her Peygamber aynı öğreti ile gelmiştir toplumlarına: "Tek Allah'a kulluk!" İslam'ın ve İslam kalıbından çıkarak tahrif edilen her dinin de Tevhid anlayışı kendine göredir.

    Mesela Hıristiyanlar dinlerini, tevhid dini sanmaktadırlar. Şu söz ve inançlarıyla Tevhid dairesinden çıkmaktadırlar:

    "Allah,üçün üçüncüsü."

    Onlara, bu "üç" sözünüzle Tevhid nasıl oluyor dediğinizde; "üç bir,bir de üçtür, akide konusunda aklın ve mantığın yeri yoktur" derler.

    Bundan dolayı İslam,hakkı batıldan ayırıp ortaya çıkarmak için öncelikle davette bulunduğu, bütün öğretilerini üzerine bina ettiği Tevhidin hakikatını açıklamaktadır.

    İlmî, itikadî bir Tevhiddir bu. İlmî ve davranışsal bir Tevhid. Bilgide,ispatta,itikadda Tevhid; istekte, maksatta ve iradede Tevhid.

    Allah katında, O'na, O'nun zatında, sıfatlarında, fiillerinde ortağı, benzeri olmadığına, doğmadığına ve doğrulmadığına, ilmen ve itikaden inanılmadan Tevhid gerçekleşmez. Aynı şekilde, niyet ve "AMEL" olarak, ibadet ve taati yalnızca Allah için yapmadıkça, O na boyun eğmedikçe, O na yönelmedikçe, O na tevekkül edip, O ndan korkup, O ndan beklemedikçe bu Tevhid yine gerçekleşmez.

    Sorularına cevap bulmak istiyor ve gerçekten doğru yolu arıyorsan; işe, "TEVHİD'İN HAKİKATİ"ni ve aslını öğrenmekle başlamalısın. Zira;

    1- Tevhîd, Kur'an'ın temel konusudur. Onu anlama­dan, insanı da, kâinatı da, hayatı da, ölümü de anlamak mümkün değildir. Eğer tevhîd iyi anlaşılmazsa, her şey koyu bir karanlık içinde kalır yollar çıkmaza girer.

    2- Tevhîd, insanın hürriyete kavuşmasını hedef almak­tadır. Çünkü onun zıddı olan şirk, insanın, kendi emrine ve hizmetine verilmiş olan yaratıklara köle olmasından başka bir şey değildir.

    3- Tevhîd insanı, sadece Yaratan Rabbe ibadete yöneltmekte, aklı da hurafe ve vehimlerden kurtarmak­tadır.

    4- Tevhîd insanları, ilâhlık iddiasında bulunan insan­ların sultasından kurtarır, sadece yaratıcı güç karşısında isteyerek boyun eymesini, tevazu göstermesini ve nan­körlük etmemesini ister. Onun için, şirki savunanlar, şu ya da bu adlar altında sunulan sahte tanrıların gölgesinde insanları sömürenler, başlangıçtan beri peygamberlerin bu tevhîd davetine, çeşitli metodlarla karşı çıkmışlardır

    5- Tevhid, hayatta amacı belli ve dengeli bir kişiliğin oluşmasına yardım etmektedir. Çünkü, razı edeceği tek bir yaratıcı güç vardır. Bu sebepten tevhide inanan kişi, kişilik çatışmalarına da girmez. Kalbini çeşitli tanrılar arasında taksim eden kişi, hiç bir zaman huzurlu da değildir. Onun için Hz. Yusuf şöyle bir soru sorar zindan arkadaşlarına:
    "Ey zindan arkadaşlarım! Ayrı ayrı bir sürü sahte rabler mi iyidir, yoksa her şeyden üstün tek Allah mı?" [Yusuf: 10/39]

    Bu konuda Allah, çekişip duran bir çok ortakların sahip olduğu adam (köle) ile yalnız bir kişiye bağlı olan bir adamı misâl olarak verir. Sonra da, "Bu iki kişi eşit midir.?" diye sorar.[Zümer: 39/29]

    Görülüyor ki inanan insan, tek efendisi olan, onun neden razı olduğunu ve neye kızdığını bilen köle gibidir. Müşrik ise, çok efendisi olan köle gibidir. Her biri bir başka yöne yöneltir. Onların çelişkileri arasında zorlanıp kalır.

    6- Tevhîd insana güven verir. Rızık endişesi, ölüm, nefs, çoluk çocuk, cin, ölümden sonraki hayat gibi bir sü­rü korkuların etkisi altındadır insan. İşte tevhid sayesinde bu korkulardan kurtulur.

    Muvahhid mü'min sadece Allah'tan korkar. Çünkü bu korku, diğer korkuları gideren bir korkudur. Ve bu korku hikmetin (söz ve fiilde isabetliliğin) başıdır. Bu sebepten inançlı insan her zaman bir sükûnet içinde olur. Bu konuda Kur'an Hz. İbrahim'le, müşrik olan kavminin konuşmasını bize hatırlatır:

    O'nu batıl tanrı ve putlarıyla korkutmaya çalıştıkların­da, onları hayrete düşürecek bir şekilde şöyle karşılık verir:
    "Allah'a ortak koştuklarınızdan nasıl korkarım? Oysa siz, Allah'ın hakkında size bir delil indirmediği bir şeyi O'na ortak koşmaktan korkmuyorsunuz, tki taraftan hangisine güvenmek daha gereklidir, bir bilseniz." [Enam: 6/81]

    İnanan insanın emniyeti, kendi içinden gelmektedir. Çünkü hayatta yapmış olduğu her şeyin bir manası vardır. Her şey yerli yerindedir. Hatta zaruret dolayısıyla, bazı haramları irtikâb etmişse bile bir açıklaması vardır.

    7- Tevhîd insanın hırslarını kontrol altına alarak ira­desini eğitir. Böyle olunca hayata umut, güven ve tevek­külle bakar. Belalar karşısında sabreder, yaratıcının imtihanları karşısında birden sarsılmaz. Başına hangi sıkıntı gelirse gelsin, Allah'a sığınır, kalbini O'na yöneltir, O'ndan yardım bekler, O'na dayanır, zararın telafisinde, hayrın gelmesinde, O'ndan başkasından bir şey beklemez. O'ndan başkasına yüz suyu dökerek yardım dilemez. Çünkü:

    "Allah sana bir sıkıntı verirse, onu O'ndan başkası gideremez. Sana bir iyilik dilerse, O'nun nimetini engelleyecek yoktur. O'nu kullarından dilediğine verir. O, bağışlayandır, merhametlidir." [Yunus/107]


    Bu âyetlerden anlıyoruz ki îmân insanda, güvenli bir nefis, kararlı bir azim, gevşemeyen ve boyun eymeyen bir şahsiyet, korku ve çekingenlik tanımayan bir ruh mey­dana getirmektedir. Çünkü inançlı insan, gücünü Allah' tan almaktadır. "Kim Allah'a tevekkül ederse, bilsin ki, Allah güçlüdür, hakimdir." [Enfâl,. 8/49]

    8- Tevhid, insanî kardeşliğin ve barışın da temelini teş­kil eder. Hayatta bazıları bazılarına rablık iddiasında bulunursa, asla kardeşlik ve eşitlikten bahsedilemez. Ama hepsi tek bir yaratıcının kulu olursa, işte bu düşünce, gerçek manada eşitliğin ve kardeşliğin temelini oluşturur.

    İşte bunun içindir ki Allah Hz. Peygamber'den, yabancı devlet adamlarına mektup kaleme alırken, özellikle şu noktayı vurgulamasını isterdi:

    "... Ey Ehl-i Kitab! Sizinle bizim aramızda müşretek olan bir söze geliniz: Allah'tan başkasına tapmayalım; O'na hiçbir şeyi eş tutmayalım ve Allah'ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilâhlaştırmasın...." [Ali İmran, 3/64]

    9- Kur'an, getirmiş olduğu tevhîd yoluyla, insanların kirlenmiş ve bozulmuş inançlarını da temizlemiş, yerine doğrusunu koymuştur. Âdeta tevhîd dışı düşünce ve inançları, virüs girmiş bilgisayar programların temizlen­mesi gibi bir ameliyeye tabi tutmuştur. Bu sebepten Kur'an şirk virüslerine karşı insanları sık sık uyarmıştır. Çünkü şirk insanlık için bir zillettir, zulümdür, hurafelerin ve yersiz korkuların kaynağıdır.


    Gayret bizden, hidayet Allah'tandır...

    vesselam...


  15. 10.Mart.2009, 18:59
    32
    Ziyad Şafi
    Devamlı devama Devam :)

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 26.Kasım.2008
    Üye No: 40350
    Mesaj Sayısı: 410
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 5
    Yaş: 34

    --->: Çok eş istemenin sebebi hakkında yalnızca sizin görüşünüz

    Allahdan korkun ve itaatkar olun ki... belki affedilirsiniz...şuphesiz Allah haddi aşanları sevmez...
    Allah (c.c) erkeye 4 kadınla evlenmeyi izn vermiştir...ve bir erkek kadının sözüyle oturup durmaz...hakikat odur ki...erkek güclüdür ve Allah (c.c) bu gücü erkeye vermiştir...imkanı olan , durumu iyi olan ve bakacaığndan emin olan erkek 4 kadınla evlenmek isterse evlenir...en doğrusunu Allah bilir...
    Müslümanlar öndede sondada Selam ve düa ile...


  16. 10.Mart.2009, 18:59
    32
    Devamlı devama Devam :)
    Allahdan korkun ve itaatkar olun ki... belki affedilirsiniz...şuphesiz Allah haddi aşanları sevmez...
    Allah (c.c) erkeye 4 kadınla evlenmeyi izn vermiştir...ve bir erkek kadının sözüyle oturup durmaz...hakikat odur ki...erkek güclüdür ve Allah (c.c) bu gücü erkeye vermiştir...imkanı olan , durumu iyi olan ve bakacaığndan emin olan erkek 4 kadınla evlenmek isterse evlenir...en doğrusunu Allah bilir...
    Müslümanlar öndede sondada Selam ve düa ile...


  17. 10.Mart.2009, 19:36
    33
    uhutgunesi
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 11.Aralık.2008
    Üye No: 42175
    Mesaj Sayısı: 217
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 3

    --->: Çok eş istemenin sebebi hakkında yalnızca sizin görüşünüz

    Bakara suresi
    139.
    Onlara de ki: “Allah hakkında mı bizimle tartışıp duruyorsunuz? Hâlbuki O, bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir. Bizim işlediklerimiz bize, sizin işledikleriniz size aittir. Biz O’na gönülden bağlanmış kimseleriz.”


    140.
    Yoksa siz, “İbrahim de, İsmail de, İshak da, Yakub ile Yakuboğulları da yahudi, ya da hıristiyan idiler” mi diyorsunuz? De ki: “Sizler mi daha iyi bilirsiniz, yoksa Allah mı?” Allah tarafından kendisine ulaşan bir gerçeği gizleyen kimseden daha zalim kimdir? Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir.
    141.
    Onlar gelip geçmiş bir ümmettir. Onların kazandıkları kendilerinin, sizin kazandıklarınız sizindir. Siz onların yaptıklarından sorumlu tutulacak değilsiniz.



    Elmalılı Hamdi Yazır tefsiri

    139
    - ey Muhammed! Sen, o yahudi ve hıristiyanlara şöyle söyle ve de ki: Siz, bize karşı Allah hakkında "Allah'ın hak dini yahudilik veya hıristiyanlık'tır, şu halde cennete ancak bunlar girebilecektir, geliniz siz de Yahudi veya Hıristiyan olunuz ki, hidayet bulasınız." diyerek münazara ve mücadele mi ediyorsunuz? Halbuki O Allah, hem bizim, hem sizin Rabbimizdir. Biz O'na iman ederken O'nun sizin de Rabbiniz olduğunu inkar etmeyiz. O halde bize karşı verdiğiniz bu mücadele ne kadar boş bir mücadeledir. Bununla beraber bizim amellerimiz bizimdir, sizin amelleriniz de sizindir. Biz müslümanlar yukarıdaki imanımız gereğince başka din sahiplerinin kendi inançlarına göre yaptıkları dinî amellere karışmayız. Din ve vicdan hürriyetine riayet ederiz. Bu bakımdan İslâm toplumu, her toplumdan daha geniş görüşlüdür. Onun içinde semavî dinlerden her biri kendi halinde yaşayabilir ve yaşayabilmiştir. Allah Teâlâ hepimizin Rabbidir, ve O'nun katında her birimiz kendi yaptığımız amellerden sorumlu olacağız. Şu kadar var ki, biz O'na ihlas ile bağlıyız. Amellerimizde ancak O'na ihlas ile hareket ederiz. İhlas ve samimiyetimizi sunacak başka bir mabud veya birtakım aracılar tanımayız. O'nun rızasına uygun olmayan hususta, hatır gönül dinlemeyiz. İşte O'nun huzuruna amellerimizle giderken aramızdaki bu farkla gideceğiz ve ona göre hesap vereceğiz ki, bu noktada ne kadar dikkat çekicidir. 140-141-Buna karşı siz ne yüzle mücadele edebilirsiniz? Ey yahudiler ve ey hıristiyanlar! Siz, İbrahim milletine tabi olmamak ve bizimle mücadele etmek için İbrahim, İsmail, İshak, Yakup ve torunlar yani hep bunlar, yahudi ve hıristiyan idiler mi diyorsunuz? Nafi, İbnü Kesir, Ebu Amr, Halef rivayetiyle Hamza ve Ebu Cafer, ayrıca Ravh rivayetiyle Ya'kup "yâ" ile okurlar. Önceki okunuşa göre bu âyet emrinin mekûlüne dahil, bu ikinci okunuş şekline göre ona nazir ve doğrudan doğruya peygamberi muhatap tutmaktadır. Ona göre mânâ "Ey Muhammed, o yahudiler ve hristiyanlar böyle mi diyorlar? Bu peygamberlerin kendilerinden olduklarını mı iddia ediyorlar?" Sen onlara de ki; Söyleyin bakalım, siz mi daha iyi bilirsiniz, yoksa Allah mı? Elbette Allah daha iyi bilir. Öyle değil mi? Halbuki Allah öyle biliyor ve öyle şahitlik ediyor ki, o peygamberler ne yahudi idiler, ne de hıristiyan idiler. Daha önce yaşamış birer geçmiş ümmettirler. İbrahim hanif ve müslimdir ve müşriklerden de değildir. Siz ise kesin olan bu gerçeği bile bile inkar ediyor ve dile getirmiyorsunuz. Ve acaba kendince bilinen ve Allah tarafından sabit olmuş olan bir şahitliği yapmayıp inkar edenden daha zalim kim vardır? Zira doğru olan bir şahitliği yapmayıp, sus pus olmak ve ketûm (gizleyici) davranmak da en büyük haksızlıktır, en büyük zulümlerden biridir. Ve Allah Teâlâ duasına karşılık İbrahim'e "Zalimler benim ahdime nail olamazlar." buyurmuştur. Siz nasıl olur da hakkıyle uyulacak ve ardından gidilecek bir millet olabilirsiniz? Size uyanlar nasıl olur da hidayete erebilirler? Siz yoksa yaptığınız zulüm ve haksızlıklardan, bile bile şahitliği ketmetmenizden Allah'ı gafil mi sanıyorsunuz? Allah, sizin yaptıklarınızdan ve yapacaklarınızdan gafil değildir. Bu vesileyle bir kerre daha işitiniz ve biliniz ki, hakikat şudur: Onlar bir ümmetti, geldi geçti. Onların kazandıkları onlara, sizin kazandıklarınız size aittir. Siz onların yaptıklarından sorumlu tutulmazsınız." Bunu iyi belleyin, bundan sonra halinizi ve geleceğinizi iyi düşünün ve bu çalışma ilkesine iyi riayet edin. Hz. Muhammed'in peygamberliği ve imameti altında teşekkül eden ve bütün peygamberler tarafından önem verilmiş bulunan bu muazzam ümmete, bu tevhide bağlı olanların birliğine siz de dahil olmaya çalışın.


    Kafan karışmasın kardeşim şeytanın vesvesesinede uyma tevrat ve incilide bizlere örnek vermen bizim kafamızı karıştırmaz.Hamdolsun bizler inandık iman ettikki "La ilahe illallah Muhammeden Rasulallah" dır.Mevlam hidayet nasip etsin size bunu tüm samimiyetim ile temenni ediyorum.

    Alıntı
    =Bilal Hattab
    Gayret bizden, hidayet Allah'tandır...



  18. 10.Mart.2009, 19:36
    33
    Devamlı Üye
    Bakara suresi
    139.
    Onlara de ki: “Allah hakkında mı bizimle tartışıp duruyorsunuz? Hâlbuki O, bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir. Bizim işlediklerimiz bize, sizin işledikleriniz size aittir. Biz O’na gönülden bağlanmış kimseleriz.”


    140.
    Yoksa siz, “İbrahim de, İsmail de, İshak da, Yakub ile Yakuboğulları da yahudi, ya da hıristiyan idiler” mi diyorsunuz? De ki: “Sizler mi daha iyi bilirsiniz, yoksa Allah mı?” Allah tarafından kendisine ulaşan bir gerçeği gizleyen kimseden daha zalim kimdir? Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir.
    141.
    Onlar gelip geçmiş bir ümmettir. Onların kazandıkları kendilerinin, sizin kazandıklarınız sizindir. Siz onların yaptıklarından sorumlu tutulacak değilsiniz.



    Elmalılı Hamdi Yazır tefsiri

    139
    - ey Muhammed! Sen, o yahudi ve hıristiyanlara şöyle söyle ve de ki: Siz, bize karşı Allah hakkında "Allah'ın hak dini yahudilik veya hıristiyanlık'tır, şu halde cennete ancak bunlar girebilecektir, geliniz siz de Yahudi veya Hıristiyan olunuz ki, hidayet bulasınız." diyerek münazara ve mücadele mi ediyorsunuz? Halbuki O Allah, hem bizim, hem sizin Rabbimizdir. Biz O'na iman ederken O'nun sizin de Rabbiniz olduğunu inkar etmeyiz. O halde bize karşı verdiğiniz bu mücadele ne kadar boş bir mücadeledir. Bununla beraber bizim amellerimiz bizimdir, sizin amelleriniz de sizindir. Biz müslümanlar yukarıdaki imanımız gereğince başka din sahiplerinin kendi inançlarına göre yaptıkları dinî amellere karışmayız. Din ve vicdan hürriyetine riayet ederiz. Bu bakımdan İslâm toplumu, her toplumdan daha geniş görüşlüdür. Onun içinde semavî dinlerden her biri kendi halinde yaşayabilir ve yaşayabilmiştir. Allah Teâlâ hepimizin Rabbidir, ve O'nun katında her birimiz kendi yaptığımız amellerden sorumlu olacağız. Şu kadar var ki, biz O'na ihlas ile bağlıyız. Amellerimizde ancak O'na ihlas ile hareket ederiz. İhlas ve samimiyetimizi sunacak başka bir mabud veya birtakım aracılar tanımayız. O'nun rızasına uygun olmayan hususta, hatır gönül dinlemeyiz. İşte O'nun huzuruna amellerimizle giderken aramızdaki bu farkla gideceğiz ve ona göre hesap vereceğiz ki, bu noktada ne kadar dikkat çekicidir. 140-141-Buna karşı siz ne yüzle mücadele edebilirsiniz? Ey yahudiler ve ey hıristiyanlar! Siz, İbrahim milletine tabi olmamak ve bizimle mücadele etmek için İbrahim, İsmail, İshak, Yakup ve torunlar yani hep bunlar, yahudi ve hıristiyan idiler mi diyorsunuz? Nafi, İbnü Kesir, Ebu Amr, Halef rivayetiyle Hamza ve Ebu Cafer, ayrıca Ravh rivayetiyle Ya'kup "yâ" ile okurlar. Önceki okunuşa göre bu âyet emrinin mekûlüne dahil, bu ikinci okunuş şekline göre ona nazir ve doğrudan doğruya peygamberi muhatap tutmaktadır. Ona göre mânâ "Ey Muhammed, o yahudiler ve hristiyanlar böyle mi diyorlar? Bu peygamberlerin kendilerinden olduklarını mı iddia ediyorlar?" Sen onlara de ki; Söyleyin bakalım, siz mi daha iyi bilirsiniz, yoksa Allah mı? Elbette Allah daha iyi bilir. Öyle değil mi? Halbuki Allah öyle biliyor ve öyle şahitlik ediyor ki, o peygamberler ne yahudi idiler, ne de hıristiyan idiler. Daha önce yaşamış birer geçmiş ümmettirler. İbrahim hanif ve müslimdir ve müşriklerden de değildir. Siz ise kesin olan bu gerçeği bile bile inkar ediyor ve dile getirmiyorsunuz. Ve acaba kendince bilinen ve Allah tarafından sabit olmuş olan bir şahitliği yapmayıp inkar edenden daha zalim kim vardır? Zira doğru olan bir şahitliği yapmayıp, sus pus olmak ve ketûm (gizleyici) davranmak da en büyük haksızlıktır, en büyük zulümlerden biridir. Ve Allah Teâlâ duasına karşılık İbrahim'e "Zalimler benim ahdime nail olamazlar." buyurmuştur. Siz nasıl olur da hakkıyle uyulacak ve ardından gidilecek bir millet olabilirsiniz? Size uyanlar nasıl olur da hidayete erebilirler? Siz yoksa yaptığınız zulüm ve haksızlıklardan, bile bile şahitliği ketmetmenizden Allah'ı gafil mi sanıyorsunuz? Allah, sizin yaptıklarınızdan ve yapacaklarınızdan gafil değildir. Bu vesileyle bir kerre daha işitiniz ve biliniz ki, hakikat şudur: Onlar bir ümmetti, geldi geçti. Onların kazandıkları onlara, sizin kazandıklarınız size aittir. Siz onların yaptıklarından sorumlu tutulmazsınız." Bunu iyi belleyin, bundan sonra halinizi ve geleceğinizi iyi düşünün ve bu çalışma ilkesine iyi riayet edin. Hz. Muhammed'in peygamberliği ve imameti altında teşekkül eden ve bütün peygamberler tarafından önem verilmiş bulunan bu muazzam ümmete, bu tevhide bağlı olanların birliğine siz de dahil olmaya çalışın.


    Kafan karışmasın kardeşim şeytanın vesvesesinede uyma tevrat ve incilide bizlere örnek vermen bizim kafamızı karıştırmaz.Hamdolsun bizler inandık iman ettikki "La ilahe illallah Muhammeden Rasulallah" dır.Mevlam hidayet nasip etsin size bunu tüm samimiyetim ile temenni ediyorum.

    Alıntı
    =Bilal Hattab
    Gayret bizden, hidayet Allah'tandır...



  19. 10.Mart.2009, 19:44
    34
    Ziyad Şafi
    Devamlı devama Devam :)

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 26.Kasım.2008
    Üye No: 40350
    Mesaj Sayısı: 410
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 5
    Yaş: 34

    --->: Çok eş istemenin sebebi hakkında yalnızca sizin görüşünüz

    Alıntı
    benim durumundaki her insan böyle yapardı belki

    de.doğruyu bulma gayreti vs. beni sinirli kılıyor.öyle bi durum ki içinden çıkılamıyo

    arkadaşlar.
    Allah (c.c) sahibimiz . ve her şey ondan istenir. sen şüphe içindesin. İşık kendine sor !!!!
    ŞÜPHE İLE DİN OLURMU ?
    ŞÜPHELİ DİN OLURMU ?
    VE ALLAH İNSANI ŞÜPHELER İÇİNDE BIRAKMAZ.
    ALLAH (C.C) yaratıcımızdır ve O yaratan bize Kendisinden başkasına ibadet etmeyi yasak etmiştir. Allah Rahman ve Rahimdir. ister SEN ol isterse de sana Allahın izniyle yazan bu günahkar kul olsun . O ikimizede rızık veriyor. ve AZALTMIYOR !!!!
    ve bütün şükürlerin hakkı Allaha aitdir !!!!
    ve Muhammed (sas) Onun rasullerindendir.
    ve islam Ona aitdir.
    Elhamdülillahi Rabbil alemin !!!!!
    Alıntı
    Tevrata bakıyorum incille uyum için de,güzel tamam.

    ama kuran diyor ki onlar değişti.

    bu sefer düşünüyorum onlar değişti ise Tevrat ve incilin birbirine uyumlu

    oluşu,insanların incili değiştirirken tevrata uyumlu kılmaları olabilir.

    sonra incil diyo ki,

    size şimdiden söylüyorum benden sonra sahte peygamber çıkacak,hatta gökteki

    melekten vahiy aldığını söyleyen adama dahi inanmayacaksınız .

    HZ.Muhammed’e bakıyorum cebrailden vahiy geldiğini söylüyor…….

    Kurandaki şifrelere bakıyorum tüylerim ürperiyor,ama yine tevrattan bir ayet aklıma

    geliyor,

    Yasa’nın tekrarı Bölüm-13

    1.”Aranızdan bir peygamber ya da düş gören biri çıkarsa,bir belirtiyi ya da şaşılası

    bir olayı önceden bildirirse,

    2.Bilmediğiniz başka ilahlara yönelip tapınalım derse,söz ettiği belirti,şaşılası olay

    gerçekleşse bile,

    3.o peygamberi ya da düş göreni dinlememelisiniz.Tanrınız RAB kendisini bütün

    yüreğinizle,bütün canınızla sevip sevmediğinizi anlamak için sizi sınamaktadır.

    4.Tanrınız RAB’ bin ardınca yürüyün,O’ndan korkun.Buyruklarına uyun,O’nun sözüne

    kulak verin.O’na kulluk edin,O’na bağlı kalın.

    Diyorum acaba bu bir sınamamıdır.kendimi firavun gibi hissettiğim zamanlar

    oluyor.diyorum kendime “bu kadar mucizeye inanmıyorsun”.

    Kuran ayeti geliyor aklıma “ne kadar mucize göstersekte onlar için birdir,inanmazlar”

    Tevrattan bir ayet,

    Amos Bölüm 8

    1 Rab Yahve bana şunu gösterdi: Baktım bir sepet olgun meyve.

    2 Bana, "Ne görüyorsun, Amos?" diye sordu. "Bir sepet olgun meyve" diye yanıtladım.

    Bunun üzerine RAB, "Halkım İsrail'in sonu geldi" dedi, "Bir daha onları

    esirgemeyeceğim.

    3 O gün saraydaki türküler yas çığlıklarına dönecek." Rab Yahve, "Her yer atılmış

    cesetlerle dolacak, sessizlik hüküm sürecek" diyor.

    4 Dinleyin bunu, ey yoksulu çiğneyenler,

    Ülkedeki mazlumları yok edenler!

    5 Diyorsunuz ki,

    "Yeni Ay Töreni geçse de tahılımızı satsak,

    Şabat Günü geçse de buğdayımızı satışa çıkarsak.

    Ölçeği küçültüp fiyatı yükseltsek,

    Hileli tartı kullanıp

    6 Yoksulları gümüş,

    Mazlumları bir çift çarık karşılığında satın alsak.

    Buğday yerine süprüntüsünü satsak."

    7 Yakup soyunun gurur duyduğu RAB kendi başı üstüne ant içti:

    "Onların yaptıklarının hiçbirini asla unutmayacağım.

    8 Bu yüzden yer sarsılmayacak mı,

    Üzerinde yaşayan herkes yas tutmayacak mı?

    Bütün yer Nil gibi yükselecek,

    Kabarıp yine inecek Mısır'ın ırmağı gibi."

    9 "O gün" diyor Rab Yahve,

    "Öğleyin güneşi batıracağım,

    Güpegündüz yeryüzünü karartacağım.

    10 Bayramlarınızı yasa,

    Bütün ezgilerinizi ağıta döndüreceğim.

    Her bele çul kuşattıracağım,

    Her başın saçını yoldurtacağım.

    O günü biricik oğulun ardından tutulan yasa çevirecek,

    Sonunu acı getireceğim.

    11 "İşte günler geliyor,

    Ülkeye kıtlık göndereceğim"

    Diyor Rab Yahve,

    "Ekmek ya da su kıtlığı değil,

    RAB'bin sözlerine susamışlık göndereceğim.

    12 RAB'bin sözünü bulmak için

    İnsanlar denizden denize,

    Kuzeyden doğuya dek dolaşacak,

    Oraya buraya koşacak, ama bulamayacaklar.

    13 O gün güzel kızlar,

    Yiğitler susuzluktan bayılacak.

    14 Samiriye tanrıçası Aşima üzerine ant içenler,

    'Ey Dan, senin ilahının başı üzerine'

    Ve, 'Beer-Şeva ilahının başı üzerine' diyenler

    Düşecek ve bir daha kalkmayacak."



    bilim ne der bunlara,tarih neder diye bakınıyorum

    Thallus ve Phlegon diyor ki çarmıha gerilen isa mesihdi.o çarmıhta öldüğünde güneş

    tutulması oldu.bu tarihçiler Hıristiyan olmadıkları halde böyle bir olaydan

    bahsediyorlar,bu tevrata uyuyor,incile uyuyor.ve soruyorum çarmıhta ölen Mesih

    değilse neden güneş tutulup bir yas havası olsun…….

    Bu sorgulama böyle sürüp gidiyor,evet bir tek olan ilaha inanıyorum,yerin göğün rabbi

    olan tek ilah vardır.ama sadece bu beni kurtarmaya yetmiyor.bu yollardan biri

    gerçek,ama hangisi?hepsi yol gerçek ve yaşam benim diyor.bende aralarında

    kalıyorum sonrada böyle sinirli bir şekilde gerçeği arıyorum.

    Tekrar afedersiniz.
    sen Deccali duydunmu ?
    önce yalancı bir peyqamber olarak çıkacak ve sonra kendini ilah ilan edecek.
    ve her Peyqamber kendi ümmetini bu Deccal hakkında uyarmıştır.
    Allah ilmi Rasullerine ve Nebilerine verdi. Onlarda bize verdi ve biz de şahit olduk. Şahid olduk ki , Onlar ilmi tam verdiler . ve çağrını tam yapdılar...Allah hayrı bize veriyor.
    şeytan ve yardımcıları bizi fitneye salmak istiyor.
    İşık !!! sen Deccali duydun ve onun ordusunun talyasanlı yaudilerden ibaret olacağını da şimdi öyrendin.
    hakikaten Allah her şeyi gören ve her şeyi bilendir. kalplerimizi yaratan ve orada olanı bilendir. Allahın Rahmeti boldur !!!
    İşık !!! sen deccali bildin. ve o önce yalancı peyqamberin , daha sonra da yalancı ilahın ve gözü kör olanın şerrinden Tövbe ederek ALLAH-a sığın.
    Allah tövbeleri kabul edendir. Allah sana hidayet versin.
    ve şahit ol ki Ben Müslümanlardanım !!!!
    ve şahit ol ki , Seni İslama çağırıyorum . haydi kalk ve LA ilahe illallah de !
    ve arkasına ---Muhammeden rasulullah --- söyle ! ve Müslümanlardan ol !!!!


  20. 10.Mart.2009, 19:44
    34
    Devamlı devama Devam :)
    Alıntı
    benim durumundaki her insan böyle yapardı belki

    de.doğruyu bulma gayreti vs. beni sinirli kılıyor.öyle bi durum ki içinden çıkılamıyo

    arkadaşlar.
    Allah (c.c) sahibimiz . ve her şey ondan istenir. sen şüphe içindesin. İşık kendine sor !!!!
    ŞÜPHE İLE DİN OLURMU ?
    ŞÜPHELİ DİN OLURMU ?
    VE ALLAH İNSANI ŞÜPHELER İÇİNDE BIRAKMAZ.
    ALLAH (C.C) yaratıcımızdır ve O yaratan bize Kendisinden başkasına ibadet etmeyi yasak etmiştir. Allah Rahman ve Rahimdir. ister SEN ol isterse de sana Allahın izniyle yazan bu günahkar kul olsun . O ikimizede rızık veriyor. ve AZALTMIYOR !!!!
    ve bütün şükürlerin hakkı Allaha aitdir !!!!
    ve Muhammed (sas) Onun rasullerindendir.
    ve islam Ona aitdir.
    Elhamdülillahi Rabbil alemin !!!!!
    Alıntı
    Tevrata bakıyorum incille uyum için de,güzel tamam.

    ama kuran diyor ki onlar değişti.

    bu sefer düşünüyorum onlar değişti ise Tevrat ve incilin birbirine uyumlu

    oluşu,insanların incili değiştirirken tevrata uyumlu kılmaları olabilir.

    sonra incil diyo ki,

    size şimdiden söylüyorum benden sonra sahte peygamber çıkacak,hatta gökteki

    melekten vahiy aldığını söyleyen adama dahi inanmayacaksınız .

    HZ.Muhammed’e bakıyorum cebrailden vahiy geldiğini söylüyor…….

    Kurandaki şifrelere bakıyorum tüylerim ürperiyor,ama yine tevrattan bir ayet aklıma

    geliyor,

    Yasa’nın tekrarı Bölüm-13

    1.”Aranızdan bir peygamber ya da düş gören biri çıkarsa,bir belirtiyi ya da şaşılası

    bir olayı önceden bildirirse,

    2.Bilmediğiniz başka ilahlara yönelip tapınalım derse,söz ettiği belirti,şaşılası olay

    gerçekleşse bile,

    3.o peygamberi ya da düş göreni dinlememelisiniz.Tanrınız RAB kendisini bütün

    yüreğinizle,bütün canınızla sevip sevmediğinizi anlamak için sizi sınamaktadır.

    4.Tanrınız RAB’ bin ardınca yürüyün,O’ndan korkun.Buyruklarına uyun,O’nun sözüne

    kulak verin.O’na kulluk edin,O’na bağlı kalın.

    Diyorum acaba bu bir sınamamıdır.kendimi firavun gibi hissettiğim zamanlar

    oluyor.diyorum kendime “bu kadar mucizeye inanmıyorsun”.

    Kuran ayeti geliyor aklıma “ne kadar mucize göstersekte onlar için birdir,inanmazlar”

    Tevrattan bir ayet,

    Amos Bölüm 8

    1 Rab Yahve bana şunu gösterdi: Baktım bir sepet olgun meyve.

    2 Bana, "Ne görüyorsun, Amos?" diye sordu. "Bir sepet olgun meyve" diye yanıtladım.

    Bunun üzerine RAB, "Halkım İsrail'in sonu geldi" dedi, "Bir daha onları

    esirgemeyeceğim.

    3 O gün saraydaki türküler yas çığlıklarına dönecek." Rab Yahve, "Her yer atılmış

    cesetlerle dolacak, sessizlik hüküm sürecek" diyor.

    4 Dinleyin bunu, ey yoksulu çiğneyenler,

    Ülkedeki mazlumları yok edenler!

    5 Diyorsunuz ki,

    "Yeni Ay Töreni geçse de tahılımızı satsak,

    Şabat Günü geçse de buğdayımızı satışa çıkarsak.

    Ölçeği küçültüp fiyatı yükseltsek,

    Hileli tartı kullanıp

    6 Yoksulları gümüş,

    Mazlumları bir çift çarık karşılığında satın alsak.

    Buğday yerine süprüntüsünü satsak."

    7 Yakup soyunun gurur duyduğu RAB kendi başı üstüne ant içti:

    "Onların yaptıklarının hiçbirini asla unutmayacağım.

    8 Bu yüzden yer sarsılmayacak mı,

    Üzerinde yaşayan herkes yas tutmayacak mı?

    Bütün yer Nil gibi yükselecek,

    Kabarıp yine inecek Mısır'ın ırmağı gibi."

    9 "O gün" diyor Rab Yahve,

    "Öğleyin güneşi batıracağım,

    Güpegündüz yeryüzünü karartacağım.

    10 Bayramlarınızı yasa,

    Bütün ezgilerinizi ağıta döndüreceğim.

    Her bele çul kuşattıracağım,

    Her başın saçını yoldurtacağım.

    O günü biricik oğulun ardından tutulan yasa çevirecek,

    Sonunu acı getireceğim.

    11 "İşte günler geliyor,

    Ülkeye kıtlık göndereceğim"

    Diyor Rab Yahve,

    "Ekmek ya da su kıtlığı değil,

    RAB'bin sözlerine susamışlık göndereceğim.

    12 RAB'bin sözünü bulmak için

    İnsanlar denizden denize,

    Kuzeyden doğuya dek dolaşacak,

    Oraya buraya koşacak, ama bulamayacaklar.

    13 O gün güzel kızlar,

    Yiğitler susuzluktan bayılacak.

    14 Samiriye tanrıçası Aşima üzerine ant içenler,

    'Ey Dan, senin ilahının başı üzerine'

    Ve, 'Beer-Şeva ilahının başı üzerine' diyenler

    Düşecek ve bir daha kalkmayacak."



    bilim ne der bunlara,tarih neder diye bakınıyorum

    Thallus ve Phlegon diyor ki çarmıha gerilen isa mesihdi.o çarmıhta öldüğünde güneş

    tutulması oldu.bu tarihçiler Hıristiyan olmadıkları halde böyle bir olaydan

    bahsediyorlar,bu tevrata uyuyor,incile uyuyor.ve soruyorum çarmıhta ölen Mesih

    değilse neden güneş tutulup bir yas havası olsun…….

    Bu sorgulama böyle sürüp gidiyor,evet bir tek olan ilaha inanıyorum,yerin göğün rabbi

    olan tek ilah vardır.ama sadece bu beni kurtarmaya yetmiyor.bu yollardan biri

    gerçek,ama hangisi?hepsi yol gerçek ve yaşam benim diyor.bende aralarında

    kalıyorum sonrada böyle sinirli bir şekilde gerçeği arıyorum.

    Tekrar afedersiniz.
    sen Deccali duydunmu ?
    önce yalancı bir peyqamber olarak çıkacak ve sonra kendini ilah ilan edecek.
    ve her Peyqamber kendi ümmetini bu Deccal hakkında uyarmıştır.
    Allah ilmi Rasullerine ve Nebilerine verdi. Onlarda bize verdi ve biz de şahit olduk. Şahid olduk ki , Onlar ilmi tam verdiler . ve çağrını tam yapdılar...Allah hayrı bize veriyor.
    şeytan ve yardımcıları bizi fitneye salmak istiyor.
    İşık !!! sen Deccali duydun ve onun ordusunun talyasanlı yaudilerden ibaret olacağını da şimdi öyrendin.
    hakikaten Allah her şeyi gören ve her şeyi bilendir. kalplerimizi yaratan ve orada olanı bilendir. Allahın Rahmeti boldur !!!
    İşık !!! sen deccali bildin. ve o önce yalancı peyqamberin , daha sonra da yalancı ilahın ve gözü kör olanın şerrinden Tövbe ederek ALLAH-a sığın.
    Allah tövbeleri kabul edendir. Allah sana hidayet versin.
    ve şahit ol ki Ben Müslümanlardanım !!!!
    ve şahit ol ki , Seni İslama çağırıyorum . haydi kalk ve LA ilahe illallah de !
    ve arkasına ---Muhammeden rasulullah --- söyle ! ve Müslümanlardan ol !!!!


  21. 10.Mart.2009, 20:05
    35
    אור
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 17.Şubat.2009
    Üye No: 46864
    Mesaj Sayısı: 43
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    --->: Çok eş istemenin sebebi hakkında yalnızca sizin görüşünüz

    Arkadaşlar sağolun,

    bu konuyla ilgili son bir şey sorayım ve artık bitsin bu konu,

    evet Allah adaletlidir,

    çok eşlilik emir değildir,isteyen alır yada almaz,

    alırsa belli şartları vardır,

    bunlardan biri eşitlikdir,

    birine aldığı kıyafeti diğerine de almalıdır vs.

    yani çok eşlilik her baba yiğidin harcı değildir,

    maddi olarak adam zengin olmalıdır değil mi?

    peki fakir olup da çok eş isteyen adam ne yapmalıdır?

    şimdi bu adam istediği halde alamayacak-bakamayacak,

    burada adalet var mı diye sorsam,

    Allah adaletlidir denilecek ki öyledir,

    nasıl soruyu bağlayacağımı bilemiyorum,düzgünce sormaya çalışıyorum.....

    peki burada ki adalet nasıldır?

    yada fakir adamın çok eşe ihtiyaç duyup alamaması,çünkü onlara bakamayacak

    olması,adaletle nasıl açıklanır?




  22. 10.Mart.2009, 20:05
    35
    Emekli
    Arkadaşlar sağolun,

    bu konuyla ilgili son bir şey sorayım ve artık bitsin bu konu,

    evet Allah adaletlidir,

    çok eşlilik emir değildir,isteyen alır yada almaz,

    alırsa belli şartları vardır,

    bunlardan biri eşitlikdir,

    birine aldığı kıyafeti diğerine de almalıdır vs.

    yani çok eşlilik her baba yiğidin harcı değildir,

    maddi olarak adam zengin olmalıdır değil mi?

    peki fakir olup da çok eş isteyen adam ne yapmalıdır?

    şimdi bu adam istediği halde alamayacak-bakamayacak,

    burada adalet var mı diye sorsam,

    Allah adaletlidir denilecek ki öyledir,

    nasıl soruyu bağlayacağımı bilemiyorum,düzgünce sormaya çalışıyorum.....

    peki burada ki adalet nasıldır?

    yada fakir adamın çok eşe ihtiyaç duyup alamaması,çünkü onlara bakamayacak

    olması,adaletle nasıl açıklanır?




  23. 10.Mart.2009, 20:14
    36
    Ziyad Şafi
    Devamlı devama Devam :)

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 26.Kasım.2008
    Üye No: 40350
    Mesaj Sayısı: 410
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 5
    Yaş: 34
    şimdi sana bir soru ?
    Adalet nedir ?

    eyer ben bir dağ kadar altın istiyorumsa ve bunu kazanmam kadar ilmim ve gücüm yoksa ... bu adaletle mi bağlı yoksa ben haddimi mi aşıyorum ?
    ve Allah haddi aşanları sevmez...


  24. 10.Mart.2009, 20:14
    36
    Devamlı devama Devam :)
    şimdi sana bir soru ?
    Adalet nedir ?

    eyer ben bir dağ kadar altın istiyorumsa ve bunu kazanmam kadar ilmim ve gücüm yoksa ... bu adaletle mi bağlı yoksa ben haddimi mi aşıyorum ?
    ve Allah haddi aşanları sevmez...





+ Yorum Gönder
Git İlk 2346 Son