Konusunu Oylayın.: Ey Yahya,Kitabı kuvvtle tut

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Ey Yahya,Kitabı kuvvtle tut
  1. 21.Şubat.2009, 14:19
    1
    אור
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 17.Şubat.2009
    Üye No: 46864
    Mesaj Sayısı: 43
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Ey Yahya,Kitabı kuvvtle tut






    Ey Yahya,Kitabı kuvvtle tut Mumsema Meryem 12 ::"Ey Yahya, kitabı kuvvetle tut!" (dedik.) ve daha çocukken ona hikmet verdik.

    -Yahya (a.s) Allah'ın emrettiği gibi kitabı kuvvetle tuttu. Önce Tevrat'a ve daha sonra İncil'e uygun hareket etti.

    -Ölü deniz tomarları m.ö.100 yıllarına tarihlendirilir.Bu nüshaların yazılması İ.Ö. ikinci yüz yıl ile İ.S.68 arasındaki tarihlere ait olduğu halde, bu eski Ahit metinleri ile 1008 tarihli Leningrad Kodeks Masoretik metni arasında manayı değiştirecek bir fark yoktur.
    Demek ki Eski Ahit(Tevrat ve Zebur) çok güvenilirdir. Bu "Lut Denizi Tomarları" bu gün İsrail'de "Shirine of the Book" adlı bir müzede sergilenmektedir. Tevrat’taki en önemli “önbildiri kitaplarından” biri olan İşaya’ya ait elimizde İSA’DAN ÖNCEKİ YILLARA AİT(Milattan önce) belgeler vardır(Ölü deniz tomarlarının arasında) İşaya kitabının HEPSİNİ İÇERİR...Tevrat’ın çok önemli eski belgelerine sahibiz(Ölü deniz el yazmaları) bunlar Tevrat’ın çok büyük bir bölümünü içerir..ve İSA MESİH’TEN ÖNCEKİ YILLARA TARİHLENİR...

    -şu durumda hz.yahya günümüzdeki ve değişmemiş olan Tevrata bağlı kalmış olmuyor mu?ve o Tevrattakilerle öğretmiş olmuyor mu?

    -Tevrat tahrif edildi ise bulunan belgeler neden aksini söylüyor ve günümüzdeki Tevrat ile uyum içinde?







  2. 21.Şubat.2009, 14:19
    1
    Emekli



    Meryem 12 ::"Ey Yahya, kitabı kuvvetle tut!" (dedik.) ve daha çocukken ona hikmet verdik.

    -Yahya (a.s) Allah'ın emrettiği gibi kitabı kuvvetle tuttu. Önce Tevrat'a ve daha sonra İncil'e uygun hareket etti.

    -Ölü deniz tomarları m.ö.100 yıllarına tarihlendirilir.Bu nüshaların yazılması İ.Ö. ikinci yüz yıl ile İ.S.68 arasındaki tarihlere ait olduğu halde, bu eski Ahit metinleri ile 1008 tarihli Leningrad Kodeks Masoretik metni arasında manayı değiştirecek bir fark yoktur.
    Demek ki Eski Ahit(Tevrat ve Zebur) çok güvenilirdir. Bu "Lut Denizi Tomarları" bu gün İsrail'de "Shirine of the Book" adlı bir müzede sergilenmektedir. Tevrat’taki en önemli “önbildiri kitaplarından” biri olan İşaya’ya ait elimizde İSA’DAN ÖNCEKİ YILLARA AİT(Milattan önce) belgeler vardır(Ölü deniz tomarlarının arasında) İşaya kitabının HEPSİNİ İÇERİR...Tevrat’ın çok önemli eski belgelerine sahibiz(Ölü deniz el yazmaları) bunlar Tevrat’ın çok büyük bir bölümünü içerir..ve İSA MESİH’TEN ÖNCEKİ YILLARA TARİHLENİR...

    -şu durumda hz.yahya günümüzdeki ve değişmemiş olan Tevrata bağlı kalmış olmuyor mu?ve o Tevrattakilerle öğretmiş olmuyor mu?

    -Tevrat tahrif edildi ise bulunan belgeler neden aksini söylüyor ve günümüzdeki Tevrat ile uyum içinde?







    Benzer Konular

    - Hadislerin güvenirlilik derecesi nedir? Sahihi Buhari kitabı güvenilir bir hadis kitabı mıdır?

    - Yahya bin Muaz sözleri

    - Müslüman Kadını kitabı, Muhammed Ferid Vecdi Kitabı

    - Hz. Yahya (a.s)

    - Yahya Aleyhisselam

  3. 22.Şubat.2009, 00:08
    2
    mumsema
    Administrator

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 19.Ocak.2007
    Üye No: 1
    Mesaj Sayısı: 10,075
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Bulunduğu yer: Türkiye

    --->: "Ey Yahya,Kitabı kuvvtle tut"




    Alıntı
    Meryem 12 ::"Ey Yahya, kitabı kuvvetle tut!" (dedik.) ve daha çocukken ona hikmet verdik.

    -Yahya (a.s) Allah'ın emrettiği gibi kitabı kuvvetle tuttu. Önce Tevrat'a ve daha sonra İncil'e uygun hareket etti.

    -Ölü deniz tomarları m.ö.100 yıllarına tarihlendirilir.Bu nüshaların yazılması İ.Ö. ikinci yüz yıl ile İ.S.68 arasındaki tarihlere ait olduğu halde, bu eski Ahit metinleri ile 1008 tarihli Leningrad Kodeks Masoretik metni arasında manayı değiştirecek bir fark yoktur.
    Demek ki Eski Ahit(Tevrat ve Zebur) çok güvenilirdir. Bu "Lut Denizi Tomarları" bu gün İsrail'de "Shirine of the Book" adlı bir müzede sergilenmektedir. Tevrat’taki en önemli “önbildiri kitaplarından” biri olan İşaya’ya ait elimizde İSA’DAN ÖNCEKİ YILLARA AİT(Milattan önce) belgeler vardır(Ölü deniz tomarlarının arasında) İşaya kitabının HEPSİNİ İÇERİR...Tevrat’ın çok önemli eski belgelerine sahibiz(Ölü deniz el yazmaları) bunlar Tevrat’ın çok büyük bir bölümünü içerir..ve İSA MESİH’TEN ÖNCEKİ YILLARA TARİHLENİR...

    -şu durumda hz.yahya günümüzdeki ve değişmemiş olan Tevrata bağlı kalmış olmuyor mu?ve o Tevrattakilerle öğretmiş olmuyor mu?

    -Tevrat tahrif edildi ise bulunan belgeler neden aksini söylüyor ve günümüzdeki Tevrat ile uyum içinde?
    Alıntı
    “Ey Yahya! Kitaba kuvvetle sarıl” deyip daha çocukken ona hikmet, katımızdan kalp yumuşaklığı ve safiyet verdik. O, Allah'tan sakınan ve anasına babasına karşı iyi davranan bir kimse idi, baş kaldıran bir zorba değildi.”

    Yahya (a.s) nın doğumu, çocukluğu, büyümesi konusunu hiç anlatmıyor Rabbimiz. Hadisenin ayrıntılarına girilmiyor. Bize lâzım da değil zaten. Bize lâzım olacak, bizim kulluğumuza örnek olacak bölümü anlatır Rabbimiz. Bize lâzım olan yönü neymiş Yahya (a.s) nın? Büyüyüp elçi olunca Rabbimiz buyuruyor ki: Ey Yahya kitaba kuvvetlice sarıl. Kitaba kuvvetlice tutun. İşte Yahya (a.s) şahsında bizden istenen de budur.

    Ey Yahya kitaba kuvvetle sarıl. Bu kitabın, Rabbimizin Mûsâ (a.s)’a verdiği ve kendisinden sonra İsrâil oğullarının peygamberlerinin tabi olup kendisiyle yol bulduğu Tevrat olduğu söylenir. Peki acaba kitaba kuvvetlice tutunmayı nasıl anlayacağız?

    Kitaba sarılmak demek kitabın âyetlerini ve o âyetlerin ortaya koyduğu manayı hiç kaybetmeden hayatta uygulamaya çalışarak onu muhafaza etmek demektir. Ben bunsuz yaşayamam. Ben bunsuz hayatıma çeki düzen veremem. Ben bunsuz yol bulamam. Ben bu kitapsız hayat programı yapamam. Ben bunsuz hayat programı yapıp cennete ulaşamam. Ben bunsuz dünyamı da, âhiretimi de kazanamam, ben bunsuz Rabbimin rahmetine ulaşamam diyerek kitabın âyetlerine sarılıp, kitabın âyetlerini anlayıp sürekli onlar kılavuzluğunda yol bulmak, yolunu onlara sormak ve onlarla bir hayat yaşamak demektir.

    Kitaba sımsıkı, kuvvetlice sarılmak demek tüm ciddiyetle, tüm himmet ve dikkatle O kitaba sarılıp onu kendimizden, kendimiz de asla ondan ayırmamak, kitabı her şeyin önüne geçirmek, her şeyden önce onu tanıyıp, onunla amel etmek demektir. Kitaba tüm kuvvetimizle, tüm himmet ve gayretimizle tutunup onu asla elimizden bırakmamak, kitabın sürekli elimizde ve önümüzde olması ve her konuda ona müracaat etmemiz, tüm hayatı onunla düzenlememiz demektir.

    Kitaba sarılmak sürekli kitabın âyetlerini konuşmak, sürekli onu gündeme getirmek, sürekli onu zikretmemiz, yâni hayatımızı onunla düzenlemek için onu sürekli hafızalarımızda canlı tutmamız demektir.

    Kitaba sarılmak demek onu insanlara duyurmak, onu insanların gündemine indirmek ve hayatın her alanında onun uygulanmasını sağlamak demektir.

    Evet Rabbimiz Yahya (a.s)’a işte bunu emrediyordu. Allah’ın emriyle kitaba sarılan Yahya (a.s) kitapla dirilik kazanıyordu. Kitapla canlılık kazanıyordu ve Yahya oluyordu. Çünkü kitabın bir adı da ruh-tur, hayattır. Kitabın olmadığı yerde, kitabın olmadığı gönüllerde, kita-bın olmadığı toplumlarda îman yoktur, orada inanç yoktur ve bunun için de orada hayat yoktur. Çünkü vahiyden uzak olan bir yerde hayat da yoktur. Kur’an ve Sünnetin olmadığı bir yerde, vahyin bulunmadığı bir yerde, bir evde, bir ülkede kesinlikle hayat da yoktur. Vahiyle irtibatları olmadığı için ölüdür onlar.

    Ama şurasını hiçbir zaman unutmayalım ki Yahya (a.s)’a hitap eden bu emir şu anda bizim kitabımızda bir âyettir. Öyleyse bu sadece Yahya (a.s)’a ve Onun toplumu olan İsrâil oğullarına değildir bu hitap. Bu kitap bize gelmiştir. Bize de bir kitap verilmiştir. Öyleyse bu emir aynı zamanda bize de veriliyor ve biz de kitaba böylece sarılacağız. Demek ki biz de Allah’ın bize gönderdiği bu kitaba sımsıkı kuvvetlice tutunmak zorundayız.

    İkinci boyutu da kuvvetli müminler olarak kitaba tutunun demektir bunun manası. Kavî müminler olarak, kuvvetli müminler olarak, ciddi, îmanı bütün müminler olarak kitaba sarılın diyor Rabbimiz. Yâni îman kuvvetini, amel kuvvetini, ahlak kuvvetini gündeme getirerek bu kitaba sarılın. Çünkü îmanla, amelle, ahlakla desteklenmeyen bir tutuş kuvvetli bir tutuş değildir. Hayatta kitabın içindekileri, kitabın âyetlerini tatbik gerçeğiyle desteklenmeyen bir tutuş ciddi bir tutuş değildir.

    Sadece okunan, sadece ezberlenen, sadece konuşulan ama hayatta tatbik edilmeyen, hayatta yaşanmayan bir kitap, kitap olarak korunma özelliğini kaybedecektir. Bireysel hayatla, aile hayatıyla, toplum hayatıyla, ekonomik hayatla, siyasal hayatla hukukla ve tüm hayat programlarıyla görüntülenerek, tatbik edilerek desteklenmeyen bir tutuş gerçek bir tutuş değildir.

    Meselâ düşünün ki şu anda toplum olarak, müslümanlar olarak kitapla diyalog kursak, gece gündüz kitabın âyetlerini okuyup an-lasak, okunup anlaşılması adına paneller, konferanslar düzenlesek, ama anladığımız bildiğimiz bu âyetleri bireysel hayatımızda, aile hayatımızda, toplum hayatımızda, hukuk hayatımızda, ekonomik hayatımızda, toplum hayatımızda uygulamıyorsak, bu âyetlerin istediği bir hayatı yaşamıyor ve hayatımızı onlarla düzenlemiyorsak o zaman biz ne o kitaba inanmış sayılırız, ne de o kitaba kuvvetlice tutunmuş sayılırız.

    Yâni inandığımız, okuduğumuz, anladığımız kitabın âyetleri hayatımızda görüntülenmiyorsa, hukukumuzda bu kitabın etkisi görülmüyorsa, kılık kıyafet konusunda bu kitap kendini hissettirmiyorsa, ekonomide etkili değilse, kılık kıyafet bu kitabın âyetlerine göre şekil-lenmiyorsa, kazanmamız harcamamız bu kitabın istediği biçimde şe-killenmiyorsa, evimiz, eğitimimiz, amellerimiz bu kitaba göre şekillen-miyorsa, yâni ortada kitaba dayalı görünür bir hayat yoksa, bir gö-rüntü, bir eylem, bir amel bir aksiyon yoksa bu îman Allah’ın istediği bir kitap îmanı olmadığı gibi, bu tutuş da Allah’ın istediği bir tutuş değildir. Çünkü Allah’ın istediği tutuş kuvvetle, îman kuvvetiyle, amel kuvvetiyle uygulama kuvvetiyle bir tutuştur.

    İşte Rabbimiz bu âyetinde Yahya (a.s) şahsında bizlerden kitabına böyle bir tutuş istemektedir.

    Evet kendimiz bu kitaba böyle kuvvetlice tutunup sarıldığımız gibi, çevremizdekilere de bu kitabı emredeceğiz. Çevremizdekileri de bu kitaba tutunup onunla amel etmelerini emredeceğiz ki onlar da bu kitaba sarılıp hayatlarını bu kitapla düzenlesinler. Eğer bunu yaparsanız, kendiniz Benim kitabıma kuvvetlice tutunur, onun emirlerini uygular, nehiylerinden de kaçınırsanız ve de onu toplumunuza duyurursanız, toplumunuz da Allah’ın kitabıyla en güzel bir şekilde diyalog kurar ve hayatlarını onunla düzenlerlerse kesinlikle bilesiniz ki Ben sizi de diriler yapacağım, sizin hayatınızı da bereketlendirecek ve düşmanlarınız karşısında sizi de zafere ulaştıracağım diyor Rabbimiz.


    Evet daha çocuk yaşındayken Ona hikmet verdik, hüküm verdik. Kuvvetle sarılmasını emrettiğimiz kitabın bilgisini, kitabı anlama, kavrama gücünü, kitapla hareket etme yeteneğini, kitabı hadiselere, hayatın problemlerine indirgeme, hayatı kitapla yorumlama gücünü, kitap bilgisiyle hayatı düzenleme, kitabı hayata indirgeyip intibak ettirme bilgisini, kitabı hayatta hakim kılma gücünü verdik Yahya’ya.

    Ve yine katımızdan bir kalp yumuşaklığı ve safiyet, temizlik verdik Ona. O, Allah’tan sakınan, Allah’ı sevendi. O Allah’ı seviyor, Allah da Onu seviyordu.

    Elbette Allah’ı en çok sevenler ve Allah tarafından en çok sevilenler Allah elçileriydi. Allah’ı en yüce derecede sevenler ve bu sevgilerine Allah dûnunda hiçbir şeyi ortak etmeyenler Allah elçileridir. Onların sevgileri Allah içindi. Sevdiklerini Allah sevgisinden ötürü severler, sevmeyip düşman olduklarına da Allah düşmanlığından dolayı düşman olurlardı. Allah’ın razı olduklarından razı olurlar, Allah’ın gazap ettiklerine de gazap ederlerdi. Sevgileri, nefretleri, kabulleri, retleri hep Rablerine râci idi, Rablerine bağımlı idiler. Hayatı tertemizdi Yahya (a.s) nın. Rabbimizin terbiye ettiği, Rabbimizin eğitip bize yasal örnek yaptığı Allah elçilerinin hayatlarında şirk gibi, zulüm gibi, haksızlık gibi, günah gibi, riya gibi hiçbir necaset yoktu.

    Aynı zamanda O bir muttaki idi. Allah’tan bir takva sahibiydi. Hayatını Allah için yaşıyordu. Yolunu Allah’la buluyordu, hayat programını Rabbinden alıyordu. Hayatını Allah için yaşıyordu. Yaptıklarını Allah’a lâyık yapmaya çalışıyor, Allah’a kulluğunun, Allah kontrolünde bir hayat yaşadığının bilincindeydi. Tüm hayatını Allah’ın beğenisine sunmaya çabalıyordu.

    Ve anasına babasına karşı iyi davranan bir kimse idi. Sebebi vücudu olan ebeveynine karşı muhsin davranıyordu. Onlar karşısında Allah huzurunda olduğunu unutmadan davranıyordu. Ebeveynine karşı baş kaldıran, itaat etmeyen bir zorba değildi. Hem Rabbine kar-şı hem de ana-babasına karşı asi ve zorba olmadı O. Allah’a karşı itaatliydi, ebeveynine karşı da muhsin idi. Allah’a itaatinin gereği olarak Allah kullarına karşı da son derece merhametli davranıyor, Allah’ın kendisine verdiklerini Allah kullarıyla paylaşma, Allah kullarına ulaştırma kavgası veriyordu.

    Tabii bütün bu güzel özellikler çalışıp çabalamakla elde edilecek cinsten şeyler değil Rabbimizin verdiği özelliklerdi. Elbette Rabbi-miz yeryüzünde sözcü seçtiği bu mübârek elçilerine, bu gönül mimarlarına böyle bir kalp yumuşaklığı, insanları temizlemek, arındırmakla görevli elçilerine böyle bir temizlik, böyle bir arınmışlık lütfedecek, in-sanlara itaatin ne olduğunu gösterecek bir itaat örnekliği verecekti.

    Elbette takvanın yolunu insanlara gösterecek olan elçilerine böyle bir takva özelliği verecekti. Çünkü onlar Allah’ın yeryüzünde seçtiği yasal örneklerdi. Hayatlarında asla falso olmayan, kendilerine tabi olanları dosdoğru hakka, hayra hidâyete sevk edecek model kul-lardı onlar.
    diğer cevabın burda kardeşim:

    http://www.mumsema.com/s-t/2686-tahrif.html

    http://www.mumsema.com/s-t/2576-tevrat.html


  4. 22.Şubat.2009, 00:08
    2
    Administrator



    Alıntı
    Meryem 12 ::"Ey Yahya, kitabı kuvvetle tut!" (dedik.) ve daha çocukken ona hikmet verdik.

    -Yahya (a.s) Allah'ın emrettiği gibi kitabı kuvvetle tuttu. Önce Tevrat'a ve daha sonra İncil'e uygun hareket etti.

    -Ölü deniz tomarları m.ö.100 yıllarına tarihlendirilir.Bu nüshaların yazılması İ.Ö. ikinci yüz yıl ile İ.S.68 arasındaki tarihlere ait olduğu halde, bu eski Ahit metinleri ile 1008 tarihli Leningrad Kodeks Masoretik metni arasında manayı değiştirecek bir fark yoktur.
    Demek ki Eski Ahit(Tevrat ve Zebur) çok güvenilirdir. Bu "Lut Denizi Tomarları" bu gün İsrail'de "Shirine of the Book" adlı bir müzede sergilenmektedir. Tevrat’taki en önemli “önbildiri kitaplarından” biri olan İşaya’ya ait elimizde İSA’DAN ÖNCEKİ YILLARA AİT(Milattan önce) belgeler vardır(Ölü deniz tomarlarının arasında) İşaya kitabının HEPSİNİ İÇERİR...Tevrat’ın çok önemli eski belgelerine sahibiz(Ölü deniz el yazmaları) bunlar Tevrat’ın çok büyük bir bölümünü içerir..ve İSA MESİH’TEN ÖNCEKİ YILLARA TARİHLENİR...

    -şu durumda hz.yahya günümüzdeki ve değişmemiş olan Tevrata bağlı kalmış olmuyor mu?ve o Tevrattakilerle öğretmiş olmuyor mu?

    -Tevrat tahrif edildi ise bulunan belgeler neden aksini söylüyor ve günümüzdeki Tevrat ile uyum içinde?
    Alıntı
    “Ey Yahya! Kitaba kuvvetle sarıl” deyip daha çocukken ona hikmet, katımızdan kalp yumuşaklığı ve safiyet verdik. O, Allah'tan sakınan ve anasına babasına karşı iyi davranan bir kimse idi, baş kaldıran bir zorba değildi.”

    Yahya (a.s) nın doğumu, çocukluğu, büyümesi konusunu hiç anlatmıyor Rabbimiz. Hadisenin ayrıntılarına girilmiyor. Bize lâzım da değil zaten. Bize lâzım olacak, bizim kulluğumuza örnek olacak bölümü anlatır Rabbimiz. Bize lâzım olan yönü neymiş Yahya (a.s) nın? Büyüyüp elçi olunca Rabbimiz buyuruyor ki: Ey Yahya kitaba kuvvetlice sarıl. Kitaba kuvvetlice tutun. İşte Yahya (a.s) şahsında bizden istenen de budur.

    Ey Yahya kitaba kuvvetle sarıl. Bu kitabın, Rabbimizin Mûsâ (a.s)’a verdiği ve kendisinden sonra İsrâil oğullarının peygamberlerinin tabi olup kendisiyle yol bulduğu Tevrat olduğu söylenir. Peki acaba kitaba kuvvetlice tutunmayı nasıl anlayacağız?

    Kitaba sarılmak demek kitabın âyetlerini ve o âyetlerin ortaya koyduğu manayı hiç kaybetmeden hayatta uygulamaya çalışarak onu muhafaza etmek demektir. Ben bunsuz yaşayamam. Ben bunsuz hayatıma çeki düzen veremem. Ben bunsuz yol bulamam. Ben bu kitapsız hayat programı yapamam. Ben bunsuz hayat programı yapıp cennete ulaşamam. Ben bunsuz dünyamı da, âhiretimi de kazanamam, ben bunsuz Rabbimin rahmetine ulaşamam diyerek kitabın âyetlerine sarılıp, kitabın âyetlerini anlayıp sürekli onlar kılavuzluğunda yol bulmak, yolunu onlara sormak ve onlarla bir hayat yaşamak demektir.

    Kitaba sımsıkı, kuvvetlice sarılmak demek tüm ciddiyetle, tüm himmet ve dikkatle O kitaba sarılıp onu kendimizden, kendimiz de asla ondan ayırmamak, kitabı her şeyin önüne geçirmek, her şeyden önce onu tanıyıp, onunla amel etmek demektir. Kitaba tüm kuvvetimizle, tüm himmet ve gayretimizle tutunup onu asla elimizden bırakmamak, kitabın sürekli elimizde ve önümüzde olması ve her konuda ona müracaat etmemiz, tüm hayatı onunla düzenlememiz demektir.

    Kitaba sarılmak sürekli kitabın âyetlerini konuşmak, sürekli onu gündeme getirmek, sürekli onu zikretmemiz, yâni hayatımızı onunla düzenlemek için onu sürekli hafızalarımızda canlı tutmamız demektir.

    Kitaba sarılmak demek onu insanlara duyurmak, onu insanların gündemine indirmek ve hayatın her alanında onun uygulanmasını sağlamak demektir.

    Evet Rabbimiz Yahya (a.s)’a işte bunu emrediyordu. Allah’ın emriyle kitaba sarılan Yahya (a.s) kitapla dirilik kazanıyordu. Kitapla canlılık kazanıyordu ve Yahya oluyordu. Çünkü kitabın bir adı da ruh-tur, hayattır. Kitabın olmadığı yerde, kitabın olmadığı gönüllerde, kita-bın olmadığı toplumlarda îman yoktur, orada inanç yoktur ve bunun için de orada hayat yoktur. Çünkü vahiyden uzak olan bir yerde hayat da yoktur. Kur’an ve Sünnetin olmadığı bir yerde, vahyin bulunmadığı bir yerde, bir evde, bir ülkede kesinlikle hayat da yoktur. Vahiyle irtibatları olmadığı için ölüdür onlar.

    Ama şurasını hiçbir zaman unutmayalım ki Yahya (a.s)’a hitap eden bu emir şu anda bizim kitabımızda bir âyettir. Öyleyse bu sadece Yahya (a.s)’a ve Onun toplumu olan İsrâil oğullarına değildir bu hitap. Bu kitap bize gelmiştir. Bize de bir kitap verilmiştir. Öyleyse bu emir aynı zamanda bize de veriliyor ve biz de kitaba böylece sarılacağız. Demek ki biz de Allah’ın bize gönderdiği bu kitaba sımsıkı kuvvetlice tutunmak zorundayız.

    İkinci boyutu da kuvvetli müminler olarak kitaba tutunun demektir bunun manası. Kavî müminler olarak, kuvvetli müminler olarak, ciddi, îmanı bütün müminler olarak kitaba sarılın diyor Rabbimiz. Yâni îman kuvvetini, amel kuvvetini, ahlak kuvvetini gündeme getirerek bu kitaba sarılın. Çünkü îmanla, amelle, ahlakla desteklenmeyen bir tutuş kuvvetli bir tutuş değildir. Hayatta kitabın içindekileri, kitabın âyetlerini tatbik gerçeğiyle desteklenmeyen bir tutuş ciddi bir tutuş değildir.

    Sadece okunan, sadece ezberlenen, sadece konuşulan ama hayatta tatbik edilmeyen, hayatta yaşanmayan bir kitap, kitap olarak korunma özelliğini kaybedecektir. Bireysel hayatla, aile hayatıyla, toplum hayatıyla, ekonomik hayatla, siyasal hayatla hukukla ve tüm hayat programlarıyla görüntülenerek, tatbik edilerek desteklenmeyen bir tutuş gerçek bir tutuş değildir.

    Meselâ düşünün ki şu anda toplum olarak, müslümanlar olarak kitapla diyalog kursak, gece gündüz kitabın âyetlerini okuyup an-lasak, okunup anlaşılması adına paneller, konferanslar düzenlesek, ama anladığımız bildiğimiz bu âyetleri bireysel hayatımızda, aile hayatımızda, toplum hayatımızda, hukuk hayatımızda, ekonomik hayatımızda, toplum hayatımızda uygulamıyorsak, bu âyetlerin istediği bir hayatı yaşamıyor ve hayatımızı onlarla düzenlemiyorsak o zaman biz ne o kitaba inanmış sayılırız, ne de o kitaba kuvvetlice tutunmuş sayılırız.

    Yâni inandığımız, okuduğumuz, anladığımız kitabın âyetleri hayatımızda görüntülenmiyorsa, hukukumuzda bu kitabın etkisi görülmüyorsa, kılık kıyafet konusunda bu kitap kendini hissettirmiyorsa, ekonomide etkili değilse, kılık kıyafet bu kitabın âyetlerine göre şekil-lenmiyorsa, kazanmamız harcamamız bu kitabın istediği biçimde şe-killenmiyorsa, evimiz, eğitimimiz, amellerimiz bu kitaba göre şekillen-miyorsa, yâni ortada kitaba dayalı görünür bir hayat yoksa, bir gö-rüntü, bir eylem, bir amel bir aksiyon yoksa bu îman Allah’ın istediği bir kitap îmanı olmadığı gibi, bu tutuş da Allah’ın istediği bir tutuş değildir. Çünkü Allah’ın istediği tutuş kuvvetle, îman kuvvetiyle, amel kuvvetiyle uygulama kuvvetiyle bir tutuştur.

    İşte Rabbimiz bu âyetinde Yahya (a.s) şahsında bizlerden kitabına böyle bir tutuş istemektedir.

    Evet kendimiz bu kitaba böyle kuvvetlice tutunup sarıldığımız gibi, çevremizdekilere de bu kitabı emredeceğiz. Çevremizdekileri de bu kitaba tutunup onunla amel etmelerini emredeceğiz ki onlar da bu kitaba sarılıp hayatlarını bu kitapla düzenlesinler. Eğer bunu yaparsanız, kendiniz Benim kitabıma kuvvetlice tutunur, onun emirlerini uygular, nehiylerinden de kaçınırsanız ve de onu toplumunuza duyurursanız, toplumunuz da Allah’ın kitabıyla en güzel bir şekilde diyalog kurar ve hayatlarını onunla düzenlerlerse kesinlikle bilesiniz ki Ben sizi de diriler yapacağım, sizin hayatınızı da bereketlendirecek ve düşmanlarınız karşısında sizi de zafere ulaştıracağım diyor Rabbimiz.


    Evet daha çocuk yaşındayken Ona hikmet verdik, hüküm verdik. Kuvvetle sarılmasını emrettiğimiz kitabın bilgisini, kitabı anlama, kavrama gücünü, kitapla hareket etme yeteneğini, kitabı hadiselere, hayatın problemlerine indirgeme, hayatı kitapla yorumlama gücünü, kitap bilgisiyle hayatı düzenleme, kitabı hayata indirgeyip intibak ettirme bilgisini, kitabı hayatta hakim kılma gücünü verdik Yahya’ya.

    Ve yine katımızdan bir kalp yumuşaklığı ve safiyet, temizlik verdik Ona. O, Allah’tan sakınan, Allah’ı sevendi. O Allah’ı seviyor, Allah da Onu seviyordu.

    Elbette Allah’ı en çok sevenler ve Allah tarafından en çok sevilenler Allah elçileriydi. Allah’ı en yüce derecede sevenler ve bu sevgilerine Allah dûnunda hiçbir şeyi ortak etmeyenler Allah elçileridir. Onların sevgileri Allah içindi. Sevdiklerini Allah sevgisinden ötürü severler, sevmeyip düşman olduklarına da Allah düşmanlığından dolayı düşman olurlardı. Allah’ın razı olduklarından razı olurlar, Allah’ın gazap ettiklerine de gazap ederlerdi. Sevgileri, nefretleri, kabulleri, retleri hep Rablerine râci idi, Rablerine bağımlı idiler. Hayatı tertemizdi Yahya (a.s) nın. Rabbimizin terbiye ettiği, Rabbimizin eğitip bize yasal örnek yaptığı Allah elçilerinin hayatlarında şirk gibi, zulüm gibi, haksızlık gibi, günah gibi, riya gibi hiçbir necaset yoktu.

    Aynı zamanda O bir muttaki idi. Allah’tan bir takva sahibiydi. Hayatını Allah için yaşıyordu. Yolunu Allah’la buluyordu, hayat programını Rabbinden alıyordu. Hayatını Allah için yaşıyordu. Yaptıklarını Allah’a lâyık yapmaya çalışıyor, Allah’a kulluğunun, Allah kontrolünde bir hayat yaşadığının bilincindeydi. Tüm hayatını Allah’ın beğenisine sunmaya çabalıyordu.

    Ve anasına babasına karşı iyi davranan bir kimse idi. Sebebi vücudu olan ebeveynine karşı muhsin davranıyordu. Onlar karşısında Allah huzurunda olduğunu unutmadan davranıyordu. Ebeveynine karşı baş kaldıran, itaat etmeyen bir zorba değildi. Hem Rabbine kar-şı hem de ana-babasına karşı asi ve zorba olmadı O. Allah’a karşı itaatliydi, ebeveynine karşı da muhsin idi. Allah’a itaatinin gereği olarak Allah kullarına karşı da son derece merhametli davranıyor, Allah’ın kendisine verdiklerini Allah kullarıyla paylaşma, Allah kullarına ulaştırma kavgası veriyordu.

    Tabii bütün bu güzel özellikler çalışıp çabalamakla elde edilecek cinsten şeyler değil Rabbimizin verdiği özelliklerdi. Elbette Rabbi-miz yeryüzünde sözcü seçtiği bu mübârek elçilerine, bu gönül mimarlarına böyle bir kalp yumuşaklığı, insanları temizlemek, arındırmakla görevli elçilerine böyle bir temizlik, böyle bir arınmışlık lütfedecek, in-sanlara itaatin ne olduğunu gösterecek bir itaat örnekliği verecekti.

    Elbette takvanın yolunu insanlara gösterecek olan elçilerine böyle bir takva özelliği verecekti. Çünkü onlar Allah’ın yeryüzünde seçtiği yasal örneklerdi. Hayatlarında asla falso olmayan, kendilerine tabi olanları dosdoğru hakka, hayra hidâyete sevk edecek model kul-lardı onlar.
    diğer cevabın burda kardeşim:

    http://www.mumsema.com/s-t/2686-tahrif.html

    http://www.mumsema.com/s-t/2576-tevrat.html





+ Yorum Gönder