Konusunu Oylayın.: Allah Taala Nerededir? Kuranda Ve Sunnette Allahın Nerde Olduğu hakkında

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Allah Taala Nerededir? Kuranda Ve Sunnette Allahın Nerde Olduğu hakkında
  1. 12.Şubat.2009, 20:27
    13
    Ziyad Şafi
    Devamlı devama Devam :)

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 26.Kasım.2008
    Üye No: 40350
    Mesaj Sayısı: 410
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 5
    Yaş: 34

    --->: Allah Taala Nerededir? Kuranda Ve Sunnette Allahın Nerde Olduğu hakkında

    reklam


    --->: Allah Taala Nerededir? Kuranda Ve Sunnette Allahın Nerde Olduğu hakkında isimli yazı www.Mumsema.com--->: Allah Taala Nerededir? Kuranda Ve Sunnette Allahın Nerde Olduğu hakkında
    Alıntı
    Merakımı maruz gör bunlar ehli sünnet alimi değilmi.... Imam Malik Rahmetullahi Aleyh soyle buyurmustur:

    “Allah semadadir. Ilmi ise her yerde’, derdi.” [Ebu Davud, Mesaili’l –Imam Ahmed, Sunne, Ibn-i Abdilber Temhid]

    Imam Safii Rahmetullahi Aleyh soyle buyurmustur:

    “Imam’i Malik, Sufyan ve daha onlardan baska Ehli Sunnet onderlerinden gordugum ve benim de uzerinde oldugum hak olan kavil sudur; Allah’dan baska ilah olmadigina ve Muhammed -sallallahu aleyhi vessellem-’in Allah’in Rasulu olduguna sehadet edip, ve Allah’u Azze ve Celle’nin de semasinda arsinin uzerinde oldugunu, istedigi gibi kullarina yaklasip ve istedigi gibi de dunya semasina indigini ikrar etmektir.” [Bu eseri Zehebi Uluv’da tahric etmistir.]

    Imam Ebu Hanife Rahmetullahi Aleyh soyle buyurmustur:

    “Her kim: ‘Rabbim gokte mi yoksa yerde midir? bilmiyorum’ derse kafir olmustur. Ayni sekilde: ‘O, arsinin uzerindedir. Fakat ars gokte midir, yerde midir bilmiyorum’ diyen kimse de kafir olmustur.” [El-Fikhu’l Ebsat]

    Imam Ahmed ibnu Hanbel Rahmetullahi Aleyh soyle buyurmustur:

    “Ebu Abdullah’a (yani Ahmed ibnu Hanbel’e) denildi ki: ‘Allah’u Azze ve Celle, yarattiklarindan ayri olarak kudreti ve ilmi ile her yerde oldugu halde yedi kat semanin uzerindemidir?’ Ahmed ibnu Hanbel’de cevaben soyle dedi:‘Evet, Allah’u Azze ve Celle arsinin uzerindedir, hic bir seyde ilminden gizli degildir.” [Bu eseri Hallal es-Sunen’de rivayet etmistir.]
    Abi şimdi bir de böyle diyelim. O büyüklere iftira etmedim ve iftira edenlerede cevap verdim. senin maruzunu da şüpheli karşılıyorum. ve en doğrusunu Allah biliyor diyorum .
    Allahü teâlâyı bir cisim olarak kabul eden ve Ona insanlardaki gibi uzuvlar isnat eden, Kur’andaki müteşabih âyetlere yanlış mana verip, Allah’ın el, yüz gibi organlarının olduğunu iddia eden sapık fırkadır.

    Allahü teâlâyı başka varlıklara benzeten teşbih ve tecsim fikrini ilk defa ortaya atan yahudi Abdullah ibni Sebe ile, hicri birinci asrın sonunda ve ikinci asrın başlarında yaşayan Hişam bin Salim-el-Cevaliki ve Hişam bin el-Hakem gibi kimselerdir.
    Bu fikirleri hicri ikinci asır boyunca savunan sapıklar oldu. Bu kimselere cevap veren imam-ı Malik hazretleri, bir defasında teşbih fikrini savunanlara; “Sizi bid’atlerden ve bid’atçilerden sakındırırım” buyurdu. “Bid’atçiler kimlerdir?” denilince, cevaben; “Bid’atçiler o kimselerdir ki, Allahü teâlânın isimleri, sıfatları, kelamı, ilmi ve kudreti konusunda söz ederler. Sahabenin ve iyilikte onlara tâbi olanların sustuğu konularda sükut etmezler” buyurdu.

    İmam-ı Zühri, imam-ı Sevri gibi Ehl-i sünnet âlimleri de, teşbih ve tecsim fikrini savunanlara cevap vermişler, Müslümanları onlara aldanmaktan sakındırmışlardır. Bu akım, üçüncü hicri asır boyunca devam etti. İmam-ı Ahmed bin Hanbel ile Yahya bin Main, İshak bin Raheveyh gibi Ehl-i sünnet âlimleri mücessime ve müşebbiheye ait fikirleri reddedip mücadele yaptılar.
    Bugün, kendilerine selefiyim diyenlerin aynı yolu tuttuğunu görüyoruz. İmam-ı Gazali hazretleri buyurdu ki:
    Cehalet ve dalalet fırkaları, Allahü teâlânın zâtı ve sıfatı hakkında, Cenab-ı Hakkın münezzeh olduğu şeyleri Ona isnat ediyorlar. Bu dalaletlerine de "Selefin yolu" diyerek selefi salihine, [yani Eshab-ı kirama ve Tabiin-izama] iftira ediyorlar. Selefin itikadını sana beyan edeyim. Yedullahtaki yed kelimesini el gibi düşünmemelidir. Mesela "Falanca şehir, falanca valinin elinde" denilince, o şehrin valinin elinin içinde değil, onun idaresi altında olduğu anlaşılır. Bu bakımdan yedullah ifadesini Allah’ın kudreti olarak anlamalıdır. (İlcam-ül-avam)
    Yine, İmam-ı Gazali hazretlerinin bildirdiği gibi, diğer ifadeleri de böyle açıklamak gerekir. Mesela (Zıllullah) ifadesine de "Allah’ın gölgesi" demek doğru değildir. Bu husustaki hadis-i şerifi açıklarken, (Kendisinden başka himaye edenin bulunmadığı bir günde Allahü teâlâ, yedi sınıf insanı kendi himayesine alır) demelidir. Yoksa "Kendi gölgesinde gölgelendirir" dememelidir. Çünkü bu ifadeden, Cenab-ı Hakkın cisim olduğu gibi bir mana çıkaranlar olabilir. Nasıl "Beytullah" yani "Allah’ın evi" kelimesini, hâşâ Allah’ın barındığı bir ev olarak anlamıyorsak, hadis-i şeriflerde geçen "Yedullah", "Zıllullah" kelimelerini de zahir manaları gibi anlamayıp, tevil etmemiz gerekir. Bir bid’at ve dalalet olan selefiye sapıklığını önlemek için, İslam âlimleri müteşabih âyet ve hadisleri tevil etmişlerdir. Ancak bu tevil işinde haddi aşıp İslam âlimlerinin bildirdiklerine uymayan mana verenler de sapıtmışlardır. İslam âlimlerinin bildirdiklerine uymayan bütün kitaplar, muteber değildir.
    şimdi bil bana Allahın semada ve hangi yönde olduğunu biliyormusun. semada cihet vardır . cihet diyorum . a - bir de böyle -Abdülaziz bin Baz ismindeki vehhabi bir yazar (Akidet-üs-sahiha) kitabında, imam-ı Malik hazretlerinin hocasının (İstivanın keyfiyeti bilinemez) dediğini yazıyor. Doğrusu da budur. Fakat Necdi hemen birkaç satır sonra, (Allah göklerin üstünde bulunan Arş üzerinde oturuyor) diyor.
    şimdi de böyle diyelim - Keyfiyeti bilinmeyen şey üzerinde nasıl böyle kesin konuşulur. Selef-i salihin denilen önceki âlimler, İstiva, Yed gibi kelimeleri tevile lüzum görmezlerdi. Çünkü bu kelimelerin mahiyeti bilinirdi. Mesela (İstanbul, valinin elindedir) denilince, bunun açıklanması istenmez, herkes buradaki el kelimesinin hakiki el ile ilgisi olmadığını bilirdi. (Allah Arşı istiva etti) denince de, Allah’ın Arşa hükümran olduğunu anlarlardı. Fakat Müşebbihe denilen bozuk fırka, (Allah’ın bizim gibi eli var. Allah Arşın üstünde oturur) gibi manalar verince sonraki âlimler bu kelimeleri açıklamak zorunda kalmışlardır. Kur’an-ı kerimde böyle tevil edilmesi gereken çok âyet-i kerime vardır. Hakiki manası ile alınırsa acaip manalar ortaya çıkar. Mesela Kur’an-ı kerimde (Köye sor) buyuruluyor. Köyden maksat, köydeki insanlardır. Yine Kur’an-ı kerimde kâfirlerin sağır, dilsiz ve kör olduğu bildiriliyor. (Bekara 18)
    a bir de böyle diyelim- Kâfirler sağır, dilsiz ve kör değildir. Bunlara, hakikati duymadıkları için sağır, hakkı söylemedikleri için dilsiz, doğru yolu, gerçekleri göremedikleri için kör denilmiştir. Bilen için bunları izaha lüzum yoktur. Eskiden de istiva, yed, vech gibi kelimeler tevil edilmeden bilinirdi. Müşebbihe fırkası ve sonra necdiler, bu kelimeleri hakiki manası ile alınca, hâşâ Allah’a mekan ittihaz etmiş oldular. Onu cisim zannettiler. Necdi Abdülaziz Baz da, (Allah gökte Arşın üstünde oturuyor) diyerek küfre giriyor. (S.8-10)
    öndede sondada selam ve düa ile...


  2. 12.Şubat.2009, 20:27
    13
    Devamlı devama Devam :)
    reklam


    Alıntı
    Merakımı maruz gör bunlar ehli sünnet alimi değilmi.... Imam Malik Rahmetullahi Aleyh soyle buyurmustur:

    “Allah semadadir. Ilmi ise her yerde’, derdi.” [Ebu Davud, Mesaili’l –Imam Ahmed, Sunne, Ibn-i Abdilber Temhid]

    Imam Safii Rahmetullahi Aleyh soyle buyurmustur:

    “Imam’i Malik, Sufyan ve daha onlardan baska Ehli Sunnet onderlerinden gordugum ve benim de uzerinde oldugum hak olan kavil sudur; Allah’dan baska ilah olmadigina ve Muhammed -sallallahu aleyhi vessellem-’in Allah’in Rasulu olduguna sehadet edip, ve Allah’u Azze ve Celle’nin de semasinda arsinin uzerinde oldugunu, istedigi gibi kullarina yaklasip ve istedigi gibi de dunya semasina indigini ikrar etmektir.” [Bu eseri Zehebi Uluv’da tahric etmistir.]

    Imam Ebu Hanife Rahmetullahi Aleyh soyle buyurmustur:

    “Her kim: ‘Rabbim gokte mi yoksa yerde midir? bilmiyorum’ derse kafir olmustur. Ayni sekilde: ‘O, arsinin uzerindedir. Fakat ars gokte midir, yerde midir bilmiyorum’ diyen kimse de kafir olmustur.” [El-Fikhu’l Ebsat]

    Imam Ahmed ibnu Hanbel Rahmetullahi Aleyh soyle buyurmustur:

    “Ebu Abdullah’a (yani Ahmed ibnu Hanbel’e) denildi ki: ‘Allah’u Azze ve Celle, yarattiklarindan ayri olarak kudreti ve ilmi ile her yerde oldugu halde yedi kat semanin uzerindemidir?’ Ahmed ibnu Hanbel’de cevaben soyle dedi:‘Evet, Allah’u Azze ve Celle arsinin uzerindedir, hic bir seyde ilminden gizli degildir.” [Bu eseri Hallal es-Sunen’de rivayet etmistir.]
    Abi şimdi bir de böyle diyelim. O büyüklere iftira etmedim ve iftira edenlerede cevap verdim. senin maruzunu da şüpheli karşılıyorum. ve en doğrusunu Allah biliyor diyorum .
    Allahü teâlâyı bir cisim olarak kabul eden ve Ona insanlardaki gibi uzuvlar isnat eden, Kur’andaki müteşabih âyetlere yanlış mana verip, Allah’ın el, yüz gibi organlarının olduğunu iddia eden sapık fırkadır.

    Allahü teâlâyı başka varlıklara benzeten teşbih ve tecsim fikrini ilk defa ortaya atan yahudi Abdullah ibni Sebe ile, hicri birinci asrın sonunda ve ikinci asrın başlarında yaşayan Hişam bin Salim-el-Cevaliki ve Hişam bin el-Hakem gibi kimselerdir.
    Bu fikirleri hicri ikinci asır boyunca savunan sapıklar oldu. Bu kimselere cevap veren imam-ı Malik hazretleri, bir defasında teşbih fikrini savunanlara; “Sizi bid’atlerden ve bid’atçilerden sakındırırım” buyurdu. “Bid’atçiler kimlerdir?” denilince, cevaben; “Bid’atçiler o kimselerdir ki, Allahü teâlânın isimleri, sıfatları, kelamı, ilmi ve kudreti konusunda söz ederler. Sahabenin ve iyilikte onlara tâbi olanların sustuğu konularda sükut etmezler” buyurdu.

    İmam-ı Zühri, imam-ı Sevri gibi Ehl-i sünnet âlimleri de, teşbih ve tecsim fikrini savunanlara cevap vermişler, Müslümanları onlara aldanmaktan sakındırmışlardır. Bu akım, üçüncü hicri asır boyunca devam etti. İmam-ı Ahmed bin Hanbel ile Yahya bin Main, İshak bin Raheveyh gibi Ehl-i sünnet âlimleri mücessime ve müşebbiheye ait fikirleri reddedip mücadele yaptılar.
    Bugün, kendilerine selefiyim diyenlerin aynı yolu tuttuğunu görüyoruz. İmam-ı Gazali hazretleri buyurdu ki:
    Cehalet ve dalalet fırkaları, Allahü teâlânın zâtı ve sıfatı hakkında, Cenab-ı Hakkın münezzeh olduğu şeyleri Ona isnat ediyorlar. Bu dalaletlerine de "Selefin yolu" diyerek selefi salihine, [yani Eshab-ı kirama ve Tabiin-izama] iftira ediyorlar. Selefin itikadını sana beyan edeyim. Yedullahtaki yed kelimesini el gibi düşünmemelidir. Mesela "Falanca şehir, falanca valinin elinde" denilince, o şehrin valinin elinin içinde değil, onun idaresi altında olduğu anlaşılır. Bu bakımdan yedullah ifadesini Allah’ın kudreti olarak anlamalıdır. (İlcam-ül-avam)
    Yine, İmam-ı Gazali hazretlerinin bildirdiği gibi, diğer ifadeleri de böyle açıklamak gerekir. Mesela (Zıllullah) ifadesine de "Allah’ın gölgesi" demek doğru değildir. Bu husustaki hadis-i şerifi açıklarken, (Kendisinden başka himaye edenin bulunmadığı bir günde Allahü teâlâ, yedi sınıf insanı kendi himayesine alır) demelidir. Yoksa "Kendi gölgesinde gölgelendirir" dememelidir. Çünkü bu ifadeden, Cenab-ı Hakkın cisim olduğu gibi bir mana çıkaranlar olabilir. Nasıl "Beytullah" yani "Allah’ın evi" kelimesini, hâşâ Allah’ın barındığı bir ev olarak anlamıyorsak, hadis-i şeriflerde geçen "Yedullah", "Zıllullah" kelimelerini de zahir manaları gibi anlamayıp, tevil etmemiz gerekir. Bir bid’at ve dalalet olan selefiye sapıklığını önlemek için, İslam âlimleri müteşabih âyet ve hadisleri tevil etmişlerdir. Ancak bu tevil işinde haddi aşıp İslam âlimlerinin bildirdiklerine uymayan mana verenler de sapıtmışlardır. İslam âlimlerinin bildirdiklerine uymayan bütün kitaplar, muteber değildir.
    şimdi bil bana Allahın semada ve hangi yönde olduğunu biliyormusun. semada cihet vardır . cihet diyorum . a - bir de böyle -Abdülaziz bin Baz ismindeki vehhabi bir yazar (Akidet-üs-sahiha) kitabında, imam-ı Malik hazretlerinin hocasının (İstivanın keyfiyeti bilinemez) dediğini yazıyor. Doğrusu da budur. Fakat Necdi hemen birkaç satır sonra, (Allah göklerin üstünde bulunan Arş üzerinde oturuyor) diyor.
    şimdi de böyle diyelim - Keyfiyeti bilinmeyen şey üzerinde nasıl böyle kesin konuşulur. Selef-i salihin denilen önceki âlimler, İstiva, Yed gibi kelimeleri tevile lüzum görmezlerdi. Çünkü bu kelimelerin mahiyeti bilinirdi. Mesela (İstanbul, valinin elindedir) denilince, bunun açıklanması istenmez, herkes buradaki el kelimesinin hakiki el ile ilgisi olmadığını bilirdi. (Allah Arşı istiva etti) denince de, Allah’ın Arşa hükümran olduğunu anlarlardı. Fakat Müşebbihe denilen bozuk fırka, (Allah’ın bizim gibi eli var. Allah Arşın üstünde oturur) gibi manalar verince sonraki âlimler bu kelimeleri açıklamak zorunda kalmışlardır. Kur’an-ı kerimde böyle tevil edilmesi gereken çok âyet-i kerime vardır. Hakiki manası ile alınırsa acaip manalar ortaya çıkar. Mesela Kur’an-ı kerimde (Köye sor) buyuruluyor. Köyden maksat, köydeki insanlardır. Yine Kur’an-ı kerimde kâfirlerin sağır, dilsiz ve kör olduğu bildiriliyor. (Bekara 18)
    a bir de böyle diyelim- Kâfirler sağır, dilsiz ve kör değildir. Bunlara, hakikati duymadıkları için sağır, hakkı söylemedikleri için dilsiz, doğru yolu, gerçekleri göremedikleri için kör denilmiştir. Bilen için bunları izaha lüzum yoktur. Eskiden de istiva, yed, vech gibi kelimeler tevil edilmeden bilinirdi. Müşebbihe fırkası ve sonra necdiler, bu kelimeleri hakiki manası ile alınca, hâşâ Allah’a mekan ittihaz etmiş oldular. Onu cisim zannettiler. Necdi Abdülaziz Baz da, (Allah gökte Arşın üstünde oturuyor) diyerek küfre giriyor. (S.8-10)
    öndede sondada selam ve düa ile...


  3. 12.Şubat.2009, 20:34
    14
    Murad AZERI
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 31.Ocak.2009
    Üye No: 46549
    Mesaj Sayısı: 96
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1
    Yaş: 29
    Bulunduğu yer: AZERBAYCAN,BAKI

    --->: Allah Taala Nerededir? Kuranda Ve Sunnette Allahın Nerde Olduğu hakkında

    reklam


    bawqa bu konuda yazan yokmu.....Ziyad Safi kardash siz Ezdli Cundep kardeshin sualina cevap vermediniz Maliki,Safi,Hanefi,Hanbeli Ehli Sunnet vel camaat alimleri degillermi..?


  4. 12.Şubat.2009, 20:34
    14
    Devamlı Üye
    reklam


    bawqa bu konuda yazan yokmu.....Ziyad Safi kardash siz Ezdli Cundep kardeshin sualina cevap vermediniz Maliki,Safi,Hanefi,Hanbeli Ehli Sunnet vel camaat alimleri degillermi..?


  5. 12.Şubat.2009, 20:46
    15
    Ziyad Şafi
    Devamlı devama Devam :)

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 26.Kasım.2008
    Üye No: 40350
    Mesaj Sayısı: 410
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 5
    Yaş: 34

    --->: Allah Taala Nerededir? Kuranda Ve Sunnette Allahın Nerde Olduğu hakkında

    Alıntı
    Ziyad Safi kardash siz Ezdli Cundep kardeshin sualina cevap vermediniz Maliki,Safi,Hanefi,Hanbeli Ehli Sunnet vel camaat alimleri degillermi..?
    Onlar Ehli Sünet vel Cemaat alimleridir . ve bende Şafiyim ...öndede sondada selam ve düa ile . ince dikkatin için teşekkür ederim .


  6. 12.Şubat.2009, 20:46
    15
    Devamlı devama Devam :)
    Alıntı
    Ziyad Safi kardash siz Ezdli Cundep kardeshin sualina cevap vermediniz Maliki,Safi,Hanefi,Hanbeli Ehli Sunnet vel camaat alimleri degillermi..?
    Onlar Ehli Sünet vel Cemaat alimleridir . ve bende Şafiyim ...öndede sondada selam ve düa ile . ince dikkatin için teşekkür ederim .


  7. 12.Şubat.2009, 20:51
    16
    Murad AZERI
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 31.Ocak.2009
    Üye No: 46549
    Mesaj Sayısı: 96
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1
    Yaş: 29
    Bulunduğu yer: AZERBAYCAN,BAKI
    Ziyad abi senin fikrince Ezdli abi tarafindan yazilan imamlarin fikirleri vehabilerin uydurmalarimi yoksa hakikatende bu cumleler Imamlar tarafindan soylenmishdir..?

    Ziyad abi bemde Shafiyim...Shafiye gore Allah gokte hem Arshi var demek dogru deyilmidir..? lutfen cevaplandirin...


  8. 12.Şubat.2009, 20:51
    16
    Devamlı Üye
    Ziyad abi senin fikrince Ezdli abi tarafindan yazilan imamlarin fikirleri vehabilerin uydurmalarimi yoksa hakikatende bu cumleler Imamlar tarafindan soylenmishdir..?

    Ziyad abi bemde Shafiyim...Shafiye gore Allah gokte hem Arshi var demek dogru deyilmidir..? lutfen cevaplandirin...


  9. 12.Şubat.2009, 21:29
    17
    Ziyad Şafi
    Devamlı devama Devam :)

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 26.Kasım.2008
    Üye No: 40350
    Mesaj Sayısı: 410
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 5
    Yaş: 34
    Alıntı
    Ziyad abi bemde Shafiyim...Shafiye gore Allah gokte hem Arshi var demek dogru deyilmidir..? lutfen cevaplandirin
    kardeşim Ehli sünnet alimlerinin hepsinin itikadı aynıdır. ister imam Malik olsun , ister imam Şafii , ister Hanefi olsun , isyersede Hanbeli . Kardeşim itikad aynı . itikad ayrı ayrı olursa bu Ehli sünnet olmaz . tamam farklı bir yol olur ve farklı yol da ki , sapıklıkdır .
    Sen bunları iyi öyren .
    1- Vücûd: Allahü teâlâ vardır. Varlığı ezelidir. Vacib-ül vücûddür, yani varlığı lazımdır.

    2- Kıdem: Allahü teâlânın varlığının evveli, başlangıcı yoktur.

    3- Bekâ: Allahü teâlânın varlığının âhiri, sonu yoktur. Hiç yok olmaz. Ortağı olmak muhal olduğu gibi, zat ve sıfatları için de yokluk muhaldir.

    4- Vahdaniyyet: Allahü teâlânın zatında, sıfatlarında ve işlerinde ortağı, benzeri yoktur.

    5- Muhalefetün-lilhavadis: Allahü teâlâ, zatında ve sıfatlarında hiçbir mahlûkun zat ve sıfatlarına benzemez.

    6- Kıyâm bi-nefsihi: Allahü teâlâ zatı ile kâimdir. Mekana muhtaç değildir. Madde ve mekan yok iken O var idi. Zira her ihtiyaçtan münezzehtir. Bu kâinatı yokluktan varlığa getirmeden önce, zatı nasıl idi ise, sonsuz olarak, hep öyledir.

    Allahü teâlânın Sıfat-ı sübûtiyye’si sekizdir.

    1- Hayat: Allahü teâlâ diridir. Hayatı, mahlûkların hayatına benzemeyip, zatına layık ve mahsus olan hayat, ezeli ve ebedidir.

    2- İlm: Allahü teâlâ her şeyi bilir. Bilmesi mahlûkatın bilmesi gibi değildir. Karanlık gecede, karıncanın, kara taş üzerinde yürüdüğünü görür ve bilir. İnsanların kalbinden geçen düşüncelerini, niyetlerini bilir. Bilmesinde değişiklik olmaz. Ezeli ve ebedidir.

    3- Sem’: Allahü teâlâ işitir. Vasıtasız, cihetsiz işitir. İşitmesi, kulların işitmesine benzemez. Bu sıfatı da, her sıfatı gibi ezeli ve ebedidir.

    4- Basar: Allahü teâlâ görür. Âletsiz ve şartsız görür. Görmesi göz ile değildir.

    5- İrade: Allahü teâlânın dilemesi vardır. Dilediğini yaratır. Her şey Onun dilemesi ile var olur. İradesine engel olacak hiçbir kuvvet yoktur.

    6- Kudret: Allahü teâlâ, her şeye gücü yeticidir. Hiçbir şey Ona güç gelmez.

    7- Kelam: Allahü teâlâ söyleyicidir. Söylemesi alet, harfler, sesler ve dil ile değildir.

    bir de ki Tekvin-Allahü teâlâ yaratıcıdır. Ondan başka yaratıcı yoktur. Her şeyi O yaratır. Allahü teâlâdan başkası için yaratıcı dememelidir.
    Ezeli ve ebedi olan yalnız Allah’tır. Diğer her şey fanidir, yani ölümlüdür yani yok olucudur. Yok olucu olan bir şey, ezeli ve ebedi olan Allah ile mukayese olur mu? O sıfatı insanlar nasıl taşır? Ama Allah’ın kudretiyle bu iş devam edecektir. Ahiret beka yurdudur. Yoksa Allah’ın sıfatını kazanmış olmuyoruz. Bizi ayakta tutacak olan Odur. Yine kendiliğimizden durmayacağız. Devamlı sonsuza kadar yaşamamız da yine Allahü teâlâya bağlıdır.
    şimdi de böyle diyelim Hırıstıyanlar Hazret-i İsa’nın, göğe çıkıp, Allah’ın sağına oturduğu ve Allahü teâlânın gökte olduğuna inanıyorlar . böyle inanan zaten kafirdir .
    İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
    Allahü teâlâ, zamanlı, mekânlı, cihetli değildir. Bir yerde, bir tarafta değildir. Zamanları, yerleri, yönleri O yaratmıştır. Cahiller, Onu Arş’ın üstünde veya yukarıda gökte sanır. Arşı da, yukarısını da, aşağısını da O yaratmıştır. Sonradan yaratılan bir şey, kadim [ezeli] olana yer olamaz. Allah, madde, cisim ve hâl değildir. Benzeri, ortağı, zıddı yoktur. Bildiğimiz, düşünebileceğimiz şeyler gibi değildir. Nasıl olduğu anlaşılamaz, düşünülemez. Hatıra gelen her şey yanlıştır. O kâinatın ne içinde, ne de dışındadır. İçinde, dışında olmak, var olan iki şey arasında düşünülür. Halbuki kâinat, hayal mertebesinde yaratılmıştır. Hayal mertebesindeki âlemin devamlı var görünmesi, Allah’ın kudreti ile oluyor. (2/67)
    Ehl-i sünnet âlimleri buyuruyor ki:
    Allah, yukarıda, aşağıda, yanda değildir. Her varlık, Arş’ın altındadır. Arş ise, Onun kudreti, kuvveti altındadır. O, Arş’ın üstündedir. Fakat bu, Arş Onu taşıyor demek değildir. Arş, Onun lütfu ve kudreti ile vardır. O, ezelde, sonsuz öncelerde nasıl ise, şimdi hep öyledir. Arş’ı yaratmadan önce nasıl idi ise, ebedi sonsuz geleceklerde de, hep öyledir. Onda değişiklik olmaz.
    öndede sondada selam ve düa ile .

    Alıntı
    Ziyad abi senin fikrince Ezdli abi tarafindan yazilan imamlarin fikirleri vehabilerin uydurmalarimi yoksa hakikatende bu cumleler Imamlar tarafindan soylenmishdir..?
    cevap yukarıda . hepsini , tüm yazdıklarımızı oku . öndede sondada selam ve düa ile ...

    Alıntı
    Allah nerededir?
    “Nerede?” sorusu, mekân tutan varlıklar için sorulabilir. Bunlar da maddî varlıklardır. Mekân madde olduğu gibi onda yer tutanlar da maddedirler. Mekânı ve maddeyi yaratan ve bir ismi Nur olan Allah hakkında böyle bir şey düşünülemez.. Kaldı ki, mahluklar içinde bile, mekânla kayıtlı olmayanlar vardır. Bunun en yakın misali kendi ruhumuzdur.

    Organlarımızın yerleri, mekânları vardır. Bunun içindir ki, “Ciğer nerededir?” yahut, “Böbrek nerededir?” gibi sorular sorulabilir. Fakat, ruh ve onun latifeleri, duyguları hakkında bu tip sorular sorulamaz. Mesela, “Ruh nerededir, akıl nerede oturur, sevginin, korkunun, hafızanın mekânları nerelerdir?”şeklinde sorular soramıyoruz.

    İnsan, maddî olan ve mekânla bağlı bulunan bedenini ölçü almak yerine, mekândan bir derece bağımsız olan, ruhlar alemini, melekleri ve tabiatta icra edilen kanunları düşünse böyle bir soruya yer kalmayacaktır.
    Allah Azze ve Celle seni cennetine alsın ve orada yüksek makam versin . Güzellik ve sevgiyle yazılmış bir cevap. öndede sondada Selam ve düa ile...

    Yaratan, olumden sonra tekrar hayat veren, diledigini en guzel sekilde yapan, ovulen, Ars'ın sahibi olan, siddetli gazabı bulunan, kullarının en seckinlerini dogru yola ileten ve onlara bu yolda sebat veren; kendilerine Tevhid inancını nasip ettigi bu kullarına, inanclarını suphe ve tereddutlerden korumak suretiyle nimet ihsan eden, onları seckin kulu ve rasulu Muhammed Mustafa'nın (s.a) yolunda yurumeye muvaffak kılıp, kendilerine onun serefli ashabı'nın izinden gitmeyi lutfeden, zatında ve fiillerinde kullarına sıfatların, ancak can kulagıyla dinleyenlerin anlayabilecegi en iyileriyle tecelli eden; zatında bir, ortaksız ve benzersiz olup, butun mahlukatın her cesit ihtiyaclarını verdigini, zıddı olmayan biricik zat ve esi bulunmayan bir varlık, evveli olmayan bir Vahid, sonu bulunmayan ve varlıgı ebediyyen devam eden nihayetsiz bir Kayyum, kesintisiz bir varlık, ezel ve ebedde celal sıfatlarıyla muttasıf ve zamanın asımıyla sonuclanmayan bir zat oldugunu kullarına bildiren Allah'a hamd u senalar olsun!
    Zamanın akıp gitmesiyle, Allah zeval bulmaz!
    O, (herseyden once mevcut olan) Evveldir, (hersey helak olduktan sonra geriye kalacak) Ahir'dir. (O'nun varlıgı sayısız delillerle) Zahir'dir. (Akılların idrak edemeyecegi zati ise) Batın' dır. O herseyi bilendir. (Hadid/3)
    Tenzih
    Allah suretlenmis bir cisim olmadıgı gibi, takdir ve tahdid edilmis bir cevher de degildir. O ne takdirde ve ne de taksimde hic bir cisme benzemez. Cevher olmadıgı gibi, cevherlerin merkezi de degildir. Araz olmadıgı gibi arazların bulunacagı yer de degildir, O hicbir mevcuda, hicbir mevcud da O'na benzemez.
    O goklerin ve yerin yaratıcısıdır. Size kendi cinsinizden esler kılmıstır. Davarlardan da ciftler... Sizi bu tarzda yaratıp uretiyor. Onun benzeri yoktur. O, Semi'dir (butun soylenenleri isitir), Basir'dir (butun yapılanları gorur).
    (Sura/11)
    Hicbir sey O'nun benzeri olamaz. O da hicbir seyin benzeri degildir. Hicbir sey O'nu sınırlandırmaz ve kıtalar kapsamaz. Cihetleri yoktur. Yer ve gokler O'nu istiab etmez. vechile uzerine istiva etmistir. O, ars ile temas etmek, onun uzerine yerlesmek, oraya vaki olmak ve baska yere intikal etmek gibi sonradan yaratılanların vasıflarından munezzeh ve uzaktır.
    Zira ars, yaratılmıs olmak hasebiyle O'nun azametini tasıyamaz. Aksine arsı da, arsı tasıyan melekleri de kudretinin lutfuyla O tasımaktadır. Butun bunlar O'nun kudret elinde bulunmaktadır. O, arsın, gogun en ust noktasından ta yerin en alt tabakasına kadar herseyin ustundedir. Fakat bu durum onu yerden ve yerin en alt tabakasından uzaklastırmadıgı gibi, arsa ve goklere de yaklastırmaz. Bu ustunlugun yakınlık ve uzaklık acısından her hangi bir tesiri yoktur, O'nun derecesi hem arstan ve goklerin en ust noktasından ve hem de yerden ve yerin en alt tabakasından daha yucedir. Buna ragmen O, her varlıgın yakınındadır; kullarına da sah damarından daha yakındır.
    O, herseye (butun yaptıklarınıza) sahiddir. (Sebe/47)
    Onun yakınlıgı cisimlerin yakınlıgına benzemez. Nitekim zatı da cisimlerin kendilerine benzemez... O, hicbir zarfa girmedigi gibi hicbir seye de zarf olamaz. O, zaman hududların dısında oldugu gibi mekan kapsamının da dısındadır. O, zaman ve mekanı yaratmadan evvel ne idiyse, simdi de aynı seydir. O, sıfatlarıyla da yarattıklarından ayrılır. Zati, kendisinden baskası olmadıgı gibi, baskasında da olamaz. O, tagyir ve tebdilden munezzehtir. Sonradan meydana gelenler O'nda yer alamazlar. O'nda arız seyler de yoktur, O, celal sıfatlarıyla daimi bir sekilde zeval ve yokluktan munezzehtir. O, kamil sıfatlarında daha gelisip kemale ermekten mustagnidir. (O'nun sıfatları zatına yarasacak derecede kemalin zirvesindedir. Eksiklik yoktur ki sonradan giderilsin...) O'nun varlıgı akılla bilindigi gibi, zati da lutfu geregi ve nimetini tamamlamak uzere Dar'u1 Karar olan cennette ebrara (iyilere) gorunecektir.


  10. 12.Şubat.2009, 21:29
    17
    Devamlı devama Devam :)
    Alıntı
    Ziyad abi bemde Shafiyim...Shafiye gore Allah gokte hem Arshi var demek dogru deyilmidir..? lutfen cevaplandirin
    kardeşim Ehli sünnet alimlerinin hepsinin itikadı aynıdır. ister imam Malik olsun , ister imam Şafii , ister Hanefi olsun , isyersede Hanbeli . Kardeşim itikad aynı . itikad ayrı ayrı olursa bu Ehli sünnet olmaz . tamam farklı bir yol olur ve farklı yol da ki , sapıklıkdır .
    Sen bunları iyi öyren .
    1- Vücûd: Allahü teâlâ vardır. Varlığı ezelidir. Vacib-ül vücûddür, yani varlığı lazımdır.

    2- Kıdem: Allahü teâlânın varlığının evveli, başlangıcı yoktur.

    3- Bekâ: Allahü teâlânın varlığının âhiri, sonu yoktur. Hiç yok olmaz. Ortağı olmak muhal olduğu gibi, zat ve sıfatları için de yokluk muhaldir.

    4- Vahdaniyyet: Allahü teâlânın zatında, sıfatlarında ve işlerinde ortağı, benzeri yoktur.

    5- Muhalefetün-lilhavadis: Allahü teâlâ, zatında ve sıfatlarında hiçbir mahlûkun zat ve sıfatlarına benzemez.

    6- Kıyâm bi-nefsihi: Allahü teâlâ zatı ile kâimdir. Mekana muhtaç değildir. Madde ve mekan yok iken O var idi. Zira her ihtiyaçtan münezzehtir. Bu kâinatı yokluktan varlığa getirmeden önce, zatı nasıl idi ise, sonsuz olarak, hep öyledir.

    Allahü teâlânın Sıfat-ı sübûtiyye’si sekizdir.

    1- Hayat: Allahü teâlâ diridir. Hayatı, mahlûkların hayatına benzemeyip, zatına layık ve mahsus olan hayat, ezeli ve ebedidir.

    2- İlm: Allahü teâlâ her şeyi bilir. Bilmesi mahlûkatın bilmesi gibi değildir. Karanlık gecede, karıncanın, kara taş üzerinde yürüdüğünü görür ve bilir. İnsanların kalbinden geçen düşüncelerini, niyetlerini bilir. Bilmesinde değişiklik olmaz. Ezeli ve ebedidir.

    3- Sem’: Allahü teâlâ işitir. Vasıtasız, cihetsiz işitir. İşitmesi, kulların işitmesine benzemez. Bu sıfatı da, her sıfatı gibi ezeli ve ebedidir.

    4- Basar: Allahü teâlâ görür. Âletsiz ve şartsız görür. Görmesi göz ile değildir.

    5- İrade: Allahü teâlânın dilemesi vardır. Dilediğini yaratır. Her şey Onun dilemesi ile var olur. İradesine engel olacak hiçbir kuvvet yoktur.

    6- Kudret: Allahü teâlâ, her şeye gücü yeticidir. Hiçbir şey Ona güç gelmez.

    7- Kelam: Allahü teâlâ söyleyicidir. Söylemesi alet, harfler, sesler ve dil ile değildir.

    bir de ki Tekvin-Allahü teâlâ yaratıcıdır. Ondan başka yaratıcı yoktur. Her şeyi O yaratır. Allahü teâlâdan başkası için yaratıcı dememelidir.
    Ezeli ve ebedi olan yalnız Allah’tır. Diğer her şey fanidir, yani ölümlüdür yani yok olucudur. Yok olucu olan bir şey, ezeli ve ebedi olan Allah ile mukayese olur mu? O sıfatı insanlar nasıl taşır? Ama Allah’ın kudretiyle bu iş devam edecektir. Ahiret beka yurdudur. Yoksa Allah’ın sıfatını kazanmış olmuyoruz. Bizi ayakta tutacak olan Odur. Yine kendiliğimizden durmayacağız. Devamlı sonsuza kadar yaşamamız da yine Allahü teâlâya bağlıdır.
    şimdi de böyle diyelim Hırıstıyanlar Hazret-i İsa’nın, göğe çıkıp, Allah’ın sağına oturduğu ve Allahü teâlânın gökte olduğuna inanıyorlar . böyle inanan zaten kafirdir .
    İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
    Allahü teâlâ, zamanlı, mekânlı, cihetli değildir. Bir yerde, bir tarafta değildir. Zamanları, yerleri, yönleri O yaratmıştır. Cahiller, Onu Arş’ın üstünde veya yukarıda gökte sanır. Arşı da, yukarısını da, aşağısını da O yaratmıştır. Sonradan yaratılan bir şey, kadim [ezeli] olana yer olamaz. Allah, madde, cisim ve hâl değildir. Benzeri, ortağı, zıddı yoktur. Bildiğimiz, düşünebileceğimiz şeyler gibi değildir. Nasıl olduğu anlaşılamaz, düşünülemez. Hatıra gelen her şey yanlıştır. O kâinatın ne içinde, ne de dışındadır. İçinde, dışında olmak, var olan iki şey arasında düşünülür. Halbuki kâinat, hayal mertebesinde yaratılmıştır. Hayal mertebesindeki âlemin devamlı var görünmesi, Allah’ın kudreti ile oluyor. (2/67)
    Ehl-i sünnet âlimleri buyuruyor ki:
    Allah, yukarıda, aşağıda, yanda değildir. Her varlık, Arş’ın altındadır. Arş ise, Onun kudreti, kuvveti altındadır. O, Arş’ın üstündedir. Fakat bu, Arş Onu taşıyor demek değildir. Arş, Onun lütfu ve kudreti ile vardır. O, ezelde, sonsuz öncelerde nasıl ise, şimdi hep öyledir. Arş’ı yaratmadan önce nasıl idi ise, ebedi sonsuz geleceklerde de, hep öyledir. Onda değişiklik olmaz.
    öndede sondada selam ve düa ile .

    Alıntı
    Ziyad abi senin fikrince Ezdli abi tarafindan yazilan imamlarin fikirleri vehabilerin uydurmalarimi yoksa hakikatende bu cumleler Imamlar tarafindan soylenmishdir..?
    cevap yukarıda . hepsini , tüm yazdıklarımızı oku . öndede sondada selam ve düa ile ...

    Alıntı
    Allah nerededir?
    “Nerede?” sorusu, mekân tutan varlıklar için sorulabilir. Bunlar da maddî varlıklardır. Mekân madde olduğu gibi onda yer tutanlar da maddedirler. Mekânı ve maddeyi yaratan ve bir ismi Nur olan Allah hakkında böyle bir şey düşünülemez.. Kaldı ki, mahluklar içinde bile, mekânla kayıtlı olmayanlar vardır. Bunun en yakın misali kendi ruhumuzdur.

    Organlarımızın yerleri, mekânları vardır. Bunun içindir ki, “Ciğer nerededir?” yahut, “Böbrek nerededir?” gibi sorular sorulabilir. Fakat, ruh ve onun latifeleri, duyguları hakkında bu tip sorular sorulamaz. Mesela, “Ruh nerededir, akıl nerede oturur, sevginin, korkunun, hafızanın mekânları nerelerdir?”şeklinde sorular soramıyoruz.

    İnsan, maddî olan ve mekânla bağlı bulunan bedenini ölçü almak yerine, mekândan bir derece bağımsız olan, ruhlar alemini, melekleri ve tabiatta icra edilen kanunları düşünse böyle bir soruya yer kalmayacaktır.
    Allah Azze ve Celle seni cennetine alsın ve orada yüksek makam versin . Güzellik ve sevgiyle yazılmış bir cevap. öndede sondada Selam ve düa ile...

    Yaratan, olumden sonra tekrar hayat veren, diledigini en guzel sekilde yapan, ovulen, Ars'ın sahibi olan, siddetli gazabı bulunan, kullarının en seckinlerini dogru yola ileten ve onlara bu yolda sebat veren; kendilerine Tevhid inancını nasip ettigi bu kullarına, inanclarını suphe ve tereddutlerden korumak suretiyle nimet ihsan eden, onları seckin kulu ve rasulu Muhammed Mustafa'nın (s.a) yolunda yurumeye muvaffak kılıp, kendilerine onun serefli ashabı'nın izinden gitmeyi lutfeden, zatında ve fiillerinde kullarına sıfatların, ancak can kulagıyla dinleyenlerin anlayabilecegi en iyileriyle tecelli eden; zatında bir, ortaksız ve benzersiz olup, butun mahlukatın her cesit ihtiyaclarını verdigini, zıddı olmayan biricik zat ve esi bulunmayan bir varlık, evveli olmayan bir Vahid, sonu bulunmayan ve varlıgı ebediyyen devam eden nihayetsiz bir Kayyum, kesintisiz bir varlık, ezel ve ebedde celal sıfatlarıyla muttasıf ve zamanın asımıyla sonuclanmayan bir zat oldugunu kullarına bildiren Allah'a hamd u senalar olsun!
    Zamanın akıp gitmesiyle, Allah zeval bulmaz!
    O, (herseyden once mevcut olan) Evveldir, (hersey helak olduktan sonra geriye kalacak) Ahir'dir. (O'nun varlıgı sayısız delillerle) Zahir'dir. (Akılların idrak edemeyecegi zati ise) Batın' dır. O herseyi bilendir. (Hadid/3)
    Tenzih
    Allah suretlenmis bir cisim olmadıgı gibi, takdir ve tahdid edilmis bir cevher de degildir. O ne takdirde ve ne de taksimde hic bir cisme benzemez. Cevher olmadıgı gibi, cevherlerin merkezi de degildir. Araz olmadıgı gibi arazların bulunacagı yer de degildir, O hicbir mevcuda, hicbir mevcud da O'na benzemez.
    O goklerin ve yerin yaratıcısıdır. Size kendi cinsinizden esler kılmıstır. Davarlardan da ciftler... Sizi bu tarzda yaratıp uretiyor. Onun benzeri yoktur. O, Semi'dir (butun soylenenleri isitir), Basir'dir (butun yapılanları gorur).
    (Sura/11)
    Hicbir sey O'nun benzeri olamaz. O da hicbir seyin benzeri degildir. Hicbir sey O'nu sınırlandırmaz ve kıtalar kapsamaz. Cihetleri yoktur. Yer ve gokler O'nu istiab etmez. vechile uzerine istiva etmistir. O, ars ile temas etmek, onun uzerine yerlesmek, oraya vaki olmak ve baska yere intikal etmek gibi sonradan yaratılanların vasıflarından munezzeh ve uzaktır.
    Zira ars, yaratılmıs olmak hasebiyle O'nun azametini tasıyamaz. Aksine arsı da, arsı tasıyan melekleri de kudretinin lutfuyla O tasımaktadır. Butun bunlar O'nun kudret elinde bulunmaktadır. O, arsın, gogun en ust noktasından ta yerin en alt tabakasına kadar herseyin ustundedir. Fakat bu durum onu yerden ve yerin en alt tabakasından uzaklastırmadıgı gibi, arsa ve goklere de yaklastırmaz. Bu ustunlugun yakınlık ve uzaklık acısından her hangi bir tesiri yoktur, O'nun derecesi hem arstan ve goklerin en ust noktasından ve hem de yerden ve yerin en alt tabakasından daha yucedir. Buna ragmen O, her varlıgın yakınındadır; kullarına da sah damarından daha yakındır.
    O, herseye (butun yaptıklarınıza) sahiddir. (Sebe/47)
    Onun yakınlıgı cisimlerin yakınlıgına benzemez. Nitekim zatı da cisimlerin kendilerine benzemez... O, hicbir zarfa girmedigi gibi hicbir seye de zarf olamaz. O, zaman hududların dısında oldugu gibi mekan kapsamının da dısındadır. O, zaman ve mekanı yaratmadan evvel ne idiyse, simdi de aynı seydir. O, sıfatlarıyla da yarattıklarından ayrılır. Zati, kendisinden baskası olmadıgı gibi, baskasında da olamaz. O, tagyir ve tebdilden munezzehtir. Sonradan meydana gelenler O'nda yer alamazlar. O'nda arız seyler de yoktur, O, celal sıfatlarıyla daimi bir sekilde zeval ve yokluktan munezzehtir. O, kamil sıfatlarında daha gelisip kemale ermekten mustagnidir. (O'nun sıfatları zatına yarasacak derecede kemalin zirvesindedir. Eksiklik yoktur ki sonradan giderilsin...) O'nun varlıgı akılla bilindigi gibi, zati da lutfu geregi ve nimetini tamamlamak uzere Dar'u1 Karar olan cennette ebrara (iyilere) gorunecektir.


  11. 03.Mart.2010, 00:27
    18
    İslam
    Kur'an Hadimi

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 02.Nisan.2009
    Üye No: 47685
    Mesaj Sayısı: 783
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 8
    Bulunduğu yer: evim

    --->: Allah Taala Nerededir? Kuranda Ve Sunnette Allahın Nerde Olduğu hakkında

    şu dinimiz islam sitesinden kopyala yapıştır yapıp duaranlara gıcık oluyorum.
    yazacaksanız doğru bilgi ve kaynağını yazında bizlerde yararlanalım


  12. 03.Mart.2010, 00:27
    18
    Kur'an Hadimi
    şu dinimiz islam sitesinden kopyala yapıştır yapıp duaranlara gıcık oluyorum.
    yazacaksanız doğru bilgi ve kaynağını yazında bizlerde yararlanalım


  13. 03.Mart.2010, 00:37
    19
    @mir
    âb ü kil

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 12.Ağustos.2009
    Üye No: 49589
    Mesaj Sayısı: 3,358
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 36
    Yaş: 43
    Bulunduğu yer: Dârü'l-İmtihân

    --->: Allah Taala Nerededir? Kuranda Ve Sunnette Allahın Nerde Olduğu hakkında

    Ca'd b. Dirhem müslümanlar arasında cebr akidesini yayan ilk kişi olmakla beraber, aynı zamanda ta'til ve halku'l-Kur'an görüşünü de savunmuştur. Ta'tilin esası Allah'ın sıfatlarını yok saymaktır. Buna göre Allah, insanın sahib olduğu sıfatlarla sıfatlandırılamaz. Mesala insanlar kelam yani konuşma ve konuşmama sıfatlarına sahiptir. Nasılki Allah'a dilsiz denilemezse mütekellim de denilemez. Allah'a mütekellim demek caiz olmayınca Kur'an'a da kelamullah demek caiz olmaz. Allah diğer eşyalar gibi onu da yaratmıştır. Dolayısı ile Kur'an yaratılmıştır.

    Bu bilgiler Talat Koçyiğit'in Hadisçilerle kelamcılar Arasındaki Münakaşalar kitabının 58,59. sayfalarında yazmaktadır.

    Bunun konumuzla ilgisi ise ilerleyen sayfalarda şöyle anlatılmaktadır:
    Cehm b. Safvan, Allah'ın bütün sıfatlarını inkar etmiştir. Ona göre her kim ki Allah'ın Kur'an ve sünnetteki sıfatlarına olduğu gibi iman ederse kafir olur ve müşebbiheden sayılır. Buna göre Allah, Arş üzerinde olduğu gibi yedi kat yerin de altındadır. Hiç bir mekan O'nsuz değildir.

    ...

    Bunlardan Abbad b. Süleyman el-Fuvati gibi bazıları Allah'ın 'la fi mekan' (herhangi bir mekanda olmayan, mekandan münezzeh) olduğunu iddia etmişler, el-İskafi, Abdu'l-Vehhab el-Cubbai ve Ebu'l-Huzeyl gibi bazıları da Allah'ın 'fi külli mekan' (her yerde) olduğu görüşünü ileri sürmüşlerdir.
    a.g.e. shf. 133-135

    [Şimdi anlaşıldı mı "Allah mekandan münezzehtir." sözünü "Allah her yerdedir." diye anlayanların atalarının kim olduğu? Hazır yeri gelmişken münezzeh kelimesi hakkında da bilgi vereyim. Bu kelime uzak, beri, temiz ve arı anlamlarına gelmektedir. Yani Allah'ın mekandan münezzeh olması Allah'ın mekandan uzak, pak ve beri olması demektir. Peki Allah her yerde ise şu an benim odamda da demektir. Dolayısı ile Allah benim mekanımda olmuş olmaz mı? Bu durum Allah'ın mekandan münezzeh olması ile çelişkili değil midir? @mir]


  14. 03.Mart.2010, 00:37
    19
    âb ü kil
    Ca'd b. Dirhem müslümanlar arasında cebr akidesini yayan ilk kişi olmakla beraber, aynı zamanda ta'til ve halku'l-Kur'an görüşünü de savunmuştur. Ta'tilin esası Allah'ın sıfatlarını yok saymaktır. Buna göre Allah, insanın sahib olduğu sıfatlarla sıfatlandırılamaz. Mesala insanlar kelam yani konuşma ve konuşmama sıfatlarına sahiptir. Nasılki Allah'a dilsiz denilemezse mütekellim de denilemez. Allah'a mütekellim demek caiz olmayınca Kur'an'a da kelamullah demek caiz olmaz. Allah diğer eşyalar gibi onu da yaratmıştır. Dolayısı ile Kur'an yaratılmıştır.

    Bu bilgiler Talat Koçyiğit'in Hadisçilerle kelamcılar Arasındaki Münakaşalar kitabının 58,59. sayfalarında yazmaktadır.

    Bunun konumuzla ilgisi ise ilerleyen sayfalarda şöyle anlatılmaktadır:
    Cehm b. Safvan, Allah'ın bütün sıfatlarını inkar etmiştir. Ona göre her kim ki Allah'ın Kur'an ve sünnetteki sıfatlarına olduğu gibi iman ederse kafir olur ve müşebbiheden sayılır. Buna göre Allah, Arş üzerinde olduğu gibi yedi kat yerin de altındadır. Hiç bir mekan O'nsuz değildir.

    ...

    Bunlardan Abbad b. Süleyman el-Fuvati gibi bazıları Allah'ın 'la fi mekan' (herhangi bir mekanda olmayan, mekandan münezzeh) olduğunu iddia etmişler, el-İskafi, Abdu'l-Vehhab el-Cubbai ve Ebu'l-Huzeyl gibi bazıları da Allah'ın 'fi külli mekan' (her yerde) olduğu görüşünü ileri sürmüşlerdir.
    a.g.e. shf. 133-135

    [Şimdi anlaşıldı mı "Allah mekandan münezzehtir." sözünü "Allah her yerdedir." diye anlayanların atalarının kim olduğu? Hazır yeri gelmişken münezzeh kelimesi hakkında da bilgi vereyim. Bu kelime uzak, beri, temiz ve arı anlamlarına gelmektedir. Yani Allah'ın mekandan münezzeh olması Allah'ın mekandan uzak, pak ve beri olması demektir. Peki Allah her yerde ise şu an benim odamda da demektir. Dolayısı ile Allah benim mekanımda olmuş olmaz mı? Bu durum Allah'ın mekandan münezzeh olması ile çelişkili değil midir? @mir]


  15. 04.Mart.2010, 20:03
    20
    raşhid
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 03.Şubat.2010
    Üye No: 73033
    Mesaj Sayısı: 39
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1
    Yaş: 35
    Alıntı
    Namaz sırasında yüzümüzü Allah'a dönmekteyiz
    biz O'nı göremesek de O bizi görür

    Namaz kulun Alah ile bir tür konuşmasıdır
    konuşma sırasında tükürüğün karşısındakinin suratına gelmese bile onun bulunduğu tarafa tükürmen ayıptır.
    sen babanla karşılıklı otursan
    aranızda tükürüğünün ona ulaşmayacağı kadar bir mesafe olsa
    ama sen ondan tarafa tükürsen
    bu babana hakaret sayılmaz mı?
    @mir
    Sizin düşünçe tarziniz tamamile yalnişdir.AMA kiyasiniz ahlak tarafdan düz olsa da,sirf elmi tarafdan kiymetsiz ve yalnişdir.
    Neye esasen siz hansisa mahluqu Xaliqnen (ALLAHLA)bir mükayise ediyorsunuz?
    Siz bana bunlari söylemişdiniz cevabinizi bekliyorum.

    Alıntı
    Allah ise zatı ile her yerde değildir.
    @mir
    Bu kati şekilde Allahın "la mekan" olmadığını bildiriyor ve küfrdür.


  16. 04.Mart.2010, 20:03
    20
    Üye
    Alıntı
    Namaz sırasında yüzümüzü Allah'a dönmekteyiz
    biz O'nı göremesek de O bizi görür

    Namaz kulun Alah ile bir tür konuşmasıdır
    konuşma sırasında tükürüğün karşısındakinin suratına gelmese bile onun bulunduğu tarafa tükürmen ayıptır.
    sen babanla karşılıklı otursan
    aranızda tükürüğünün ona ulaşmayacağı kadar bir mesafe olsa
    ama sen ondan tarafa tükürsen
    bu babana hakaret sayılmaz mı?
    @mir
    Sizin düşünçe tarziniz tamamile yalnişdir.AMA kiyasiniz ahlak tarafdan düz olsa da,sirf elmi tarafdan kiymetsiz ve yalnişdir.
    Neye esasen siz hansisa mahluqu Xaliqnen (ALLAHLA)bir mükayise ediyorsunuz?
    Siz bana bunlari söylemişdiniz cevabinizi bekliyorum.

    Alıntı
    Allah ise zatı ile her yerde değildir.
    @mir
    Bu kati şekilde Allahın "la mekan" olmadığını bildiriyor ve küfrdür.


  17. 06.Haziran.2010, 12:00
    21
    Mustafa Gunay
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Haziran.2010
    Üye No: 76535
    Mesaj Sayısı: 21
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1
    Yaş: 26
    Bulunduğu yer: Eskişehir

    --->: Allah Taala Nerededir? Kuranda Ve Sunnette Allahın Nerde Olduğu hakkında

    Allah c.c onu andığın her yerdedir.
    Bunu küçükken bir kitapta görmüştüm.Aklımda kalmış.



    -Bakara suresi ayet 115"Nereye dönerseniz dönün, Allah'ın yüzü oradadır" ayeti kerimeside Allah c.c heryerde olduğunu belirtir.

    Ve yine Kaf suresi 16.Ayeti kerime şöyle buyrulmuştur.
    "Andolsun, insanı Biz yarattık ve nefsinin ona ne vesveseler vermekte olduğunu biliriz. Biz ona şahdamarından daha yakınız."


    Allahın rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.



  18. 06.Haziran.2010, 12:00
    21
    Allah c.c onu andığın her yerdedir.
    Bunu küçükken bir kitapta görmüştüm.Aklımda kalmış.



    -Bakara suresi ayet 115"Nereye dönerseniz dönün, Allah'ın yüzü oradadır" ayeti kerimeside Allah c.c heryerde olduğunu belirtir.

    Ve yine Kaf suresi 16.Ayeti kerime şöyle buyrulmuştur.
    "Andolsun, insanı Biz yarattık ve nefsinin ona ne vesveseler vermekte olduğunu biliriz. Biz ona şahdamarından daha yakınız."


    Allahın rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.



  19. 28.Ağustos.2010, 16:09
    22
    Shakra
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 28.Ağustos.2010
    Üye No: 78380
    Mesaj Sayısı: 6
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0
    Yaş: 27

    --->: Allah Taala Nerededir? Kuranda Ve Sunnette Allahın Nerde Olduğu hakkında

    Hakka tabi olanlara selam olsun
    Gercekten cok ilginc..Allah askina siz Allah swt'in sifatlarini Allah tealaya ait bilgileri nereden aliyorsunuz?
    Kuran ve Sünnettenmi yoksa heves ve hevalarinizdanmi?
    Tutturmussunuz Allah mekandan münezzehtir diye..
    Böyle birsey Kuranda veya Sünnette mevcutmu yoksa hayatini sadece bi slogan olarakmi devam ettiriyor?
    Kuran ve sünnette Allah teala'nin arschin üstünde oldugu bildiriliyor..hemde gayet acik bir sekilde..
    Fikhul ekberden alinti yapilmisti sanirim ama ben tekrarlayim zarar gelmez..:
    "Âlimlerin, Allah'ın sıfatlarını Farsça (Arapça'dan başka bir dille) söylemeleri caizdir. Fakat yed=el kelimesi, Allah'ın sıfatı olarak Farsça söylenemez. Fakat Farsça olarak Rûyi Hüdâ=Allah'ın yüzü demek caizdir."
    Görüldügü gibi yed sifati haric Allah tealanin yüz gibi diger sifatlari baska dillerdede söylenebiliyor..gerci asil konu bu sifatlarin varligi ama bunu inkar eden yok zaten sanirim yanlis anlamadiysam..

    Allah tealanin gökte olduguna gelince fikhul ebsatta söyle geciyor:
    "Ebû Hanife şöyle dedi:

    -"Bilmiyorum, Rabbim semada mı yoksa arzda mıdır?" diyen kimse kâfir olur. Keza "Allah arş üzerindedir" diyen de; "Bilmiyorum, arş semada mı yoksa arzda mıdır?" diyen de böyledir.

    Allah'a dua ederken yukarıya yönelinir, aşağıya değil.Nitekim hadiste şöyle rivayet edilir: Bir adam Hz. Peygamber'e siyah bir cariye getirdi ve benim üzerime mü'min bir köle azad etmek vacip oldu. Bu kâfi midir? diye sordu. Hz. Peygamber de cariyeye "Sen mü'min misin?" diye sordu. Câriye de "Evet," diye cevap verdi. Hz. Peygamber "Allah nerede?" diye sorunca, câriye semaya işaret etti. Bunun üzerine Peygamberimiz: "Bu câriye mü'mindir, azat et." Buyurdu. (. Bk. Müslim, el-Mesacid, 33; Ebû Davud, es-Salat, 167.)"
    Ebu hanefinin sözüde ortada cariye hadiside ortada..

    Buda imam ahmed rhm.'in cehmiyeye reddiyesindeki konumuzla ilgili bölümü:

    XII- Allah nerededir ve nerede değildir

    Allahu Teala’nın “Rahman, Arş'a istiva etti” kavli ve Şanı yüce Allah’ın yaratıklarından ayrı oluşunun isbatı

    Yüce Allah: “Rahman, Arş'a istiva etti.” (Ta-Ha 20/5) buyurmaktadır. Yine şöyle buyurmaktadır: “Rabbiniz o Allah'dır ki, gökleri ve yeri ve ikisinin arasındakilerini altı günde yaratan ve sonra da arşa istiva edendir.” (Yunus 10/3) Ama Cehmiyye, “Allah Arşın üzerinde olduğu gibi aynı zamanda yerin yedinci tabakasındadır. Allah Arşın üzerindedir, göktedir, yerdedir, kısacası her yerdedir; O’nun bulunmadığı hiçbir mekan yoktur; bir yerde olup başka bir yerde olmaması diye bir şey sözkonusu değildir” derler ve “O göklerde de, yerde de Allah'dır.” (el-Enam 6/3) gibi ayetleri kendilerine delil alırlar.

    Onlara cevab olarak dedik ki: Müslümanlar, Rablerinden hiçbir şeyin bulunmadığı çok yer biliyorlar. Ne gibi yerler, dediler. Onlara şöyle dedik: Sizin iç organlarınız, barsaklarınız, domuzların barsakları, işkembeler, pislik yerleri, evet bütün bu gibi yerlerde Rab Teala’dan hiçbir şey yoktur. Rabbimiz, gökte olduğunu haber vererek şöyle buyurmuştur:

    “Gökte olanın sizi yere geçirmeyeceğinden emin misiniz? Bir bakmışsınız ki, o (yeryüzü) sallanıp-çalkalanmaktadır. Gökte olanın başınıza tas yağdırmasından güvende mısınız? Benim uyarmamın nasıl olduğunu yakında bileceksiniz.” (el-Mülk 67/16-17)

    Yine şöyle buyurmuştur: “Kim, izzet istiyorsa; izzet bütünüyle Allah'ındır. Güzel sözler O'na yükselir. Onu da salih amel yükseltir.” (Fatır 35/10)

    “O vakit ki, Allah Teala buyurdu: «Ya İsa! Muhakkak seni vefat ettirecek olan Ben'im ve seni Bana yükselteceğim.” (Al-i İmran 3/55) ve “Bilakis Allah onu (İsa'yı) kendi nezdine kaldırmıştır. Allah izzet ve hikmet sahibidir.” (en-Nisa 4/158)

    “Göklerde ve yerde ne varsa O'nundur. Katında olanlar O'na kulluk etmekten çekinmezler ve usanmazlar.” (el-Enbiya 21/19)

    “Göklerde ve yer yüzünde bulunan canlılar ve bütün melekler, kibirlenmeden Allah'a secde ederler. Onlar, üstlerindeki Rablerinden korkarlar ve kendilerine ne emrolunursa onu yaparlar.” (en-Nahl 16/49-50)

    “Melekler ve ruh, miktarı elli bin yıl süren bir gün içinde O'na yükselir.” (el-Mearic 70/4)

    “O, kulları üzerinde kahredici olandır. O, Hakim'dir, Habir'dir.” (el-Enam 6/18)

    “O, Aliyyul Azimdir(yani yücedir, büyüktür.” (el-Bakara 2/255)

    Yüce Allah , kendisinin gökte olduğunu haber veriyor. Ayrıca Kur’an’da aşağıda olanların kınandığını görüyoruz. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

    “Şüphe yok ki, münafıklar ateşin en aşağı tabakasındadırlar. Ve elbette onlar için yardımcı da bulamazsın.” (en-Nisa 4/145)

    “Ve küfredenler derler ki: Rabbımız; cinnlerden ve insanlardan bizi saptırmış olanları göster, onları ayaklarımızın altına alalım da alçaklar olsunlar.” (Fussilet 41/29)

    Ayrıca onlara dedik ki: İblis’ in de şeytanların da varlıkta bir yer işgal ettiklerini bilmiyor musunuz? Allah ve İblis kesinlikle aynı mekanda bir araya gelmemiştir. Yüce Allah’ın: “O göklerde de, yerde de Allah'dır.” (el-Enam 6/3) kavli ise şu anlamdadır:Allah, göktekilerin de yerdekilerin de ilahıdır. O, Arş’ın üzerindedir, ama ilmi, Arş’ın aşağısını da kuşatmıştır; ilminin ulaşmadığı hiçbir yer yoktur; ilminin bir yere ulaşıp diğerine diye bir durum sözkonusu değildir. Yüce Allah şu sözünde bunu dile getirmektedir:

    “Allah, yedi kat göğü ve yerden bir o kadarını yaratandır. Ferman bunlar arasından inip durmaktadır ki, böylece Allah'ın her şeye kadir olduğunu ve her şeyi ilmiyle kuşattığını bilesiniz.” (Talak 65/12)

    Şeffaf camdan yapılmış bir maddeyle dolu bir bardak düşünün, insan bu bardağa baktığında her tarafını görür. Ama insan o bardağın içinde değildir. Allah da -en yüce mesel Allah'ındır- yaratıklarından içinde olmadığı halde, onların hepsini ihata eder.

    Yine bir adam düşünün, kendisine bir ev inşa ediyor. Sonra kapısını kapatıp çıkıyor. Bu adam evinde kaç oda bulunduğunu, her odanın genişlini bilir. Allah Azze ve Celle de –ki en yüce mesel Allah’ındır- yaratıkların hiçbir şeyin içinde olmadığı halde yaratıklarının hepsini ihata eder; ne durumda olduklarını ve ne olduklarını bilir.

    XIV- Allah’ın her yerde olduğu iddiasının reddi
    Eğer bir Cehmiyecinin:

    Allah her yerdedir, bir yerde olurken başka bir yerde olmaması söz konusu değildir, dediğinde, aslında yalan söylediğini anlamak istersen, ona şu soruyu sor:

    Hiçbir şey yok iken Allah var değil miydi? Evet, diyecektir. O zaman şunu söyle:

    Allah mahlukatı yaratırken, onları kendi içinde mi yarattı, yoksa kendi dışında mı?

    Bu sorunun cevabı bağlamında üç görüş belirginleşecektir.

    Bu görüşlerden biri:

    1- Allah mahlukatı kendi içinde yarattı, demektir. Bu cevabı verecek olsa, küfre sapmış olur. Çünkü insanların, cinlerin ve şeytanların Allah’ın içinde olduklarını iddia etmiş olur. Şayet:

    2- Onları kendi dışında yarattı, sonra kendisi onların içine girdi, dese, bu sefer de küfre sapmış olur. Çünkü Allah’ın, kirli, pis bir mekana girdiğini iddia etmiş olur. Eğer:

    3- Allah mahlukatı kendisinin dışında yarattı, ama onların içine girmedi, şeklinde bir cevap verse, diğer bütün yanlış görüşlerinden dönmüş olur. Ki, ehl-i sünnetin görüşü de budur.!

    Kuran, Sünnet, Ehli sünnet ne diyor? Allah mekandan münezzehtir diye birsey geciyormu yoksa siz bunu heva ve hevesinizdenmi naklediyorsunuz?

    Alinti: "Ehl-i sünnet âlimlerinin hepsi “Allah mekândan münezzeh” buyuruyor" gercekten komik..


  20. 28.Ağustos.2010, 16:09
    22
    Shakra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    Hakka tabi olanlara selam olsun
    Gercekten cok ilginc..Allah askina siz Allah swt'in sifatlarini Allah tealaya ait bilgileri nereden aliyorsunuz?
    Kuran ve Sünnettenmi yoksa heves ve hevalarinizdanmi?
    Tutturmussunuz Allah mekandan münezzehtir diye..
    Böyle birsey Kuranda veya Sünnette mevcutmu yoksa hayatini sadece bi slogan olarakmi devam ettiriyor?
    Kuran ve sünnette Allah teala'nin arschin üstünde oldugu bildiriliyor..hemde gayet acik bir sekilde..
    Fikhul ekberden alinti yapilmisti sanirim ama ben tekrarlayim zarar gelmez..:
    "Âlimlerin, Allah'ın sıfatlarını Farsça (Arapça'dan başka bir dille) söylemeleri caizdir. Fakat yed=el kelimesi, Allah'ın sıfatı olarak Farsça söylenemez. Fakat Farsça olarak Rûyi Hüdâ=Allah'ın yüzü demek caizdir."
    Görüldügü gibi yed sifati haric Allah tealanin yüz gibi diger sifatlari baska dillerdede söylenebiliyor..gerci asil konu bu sifatlarin varligi ama bunu inkar eden yok zaten sanirim yanlis anlamadiysam..

    Allah tealanin gökte olduguna gelince fikhul ebsatta söyle geciyor:
    "Ebû Hanife şöyle dedi:

    -"Bilmiyorum, Rabbim semada mı yoksa arzda mıdır?" diyen kimse kâfir olur. Keza "Allah arş üzerindedir" diyen de; "Bilmiyorum, arş semada mı yoksa arzda mıdır?" diyen de böyledir.

    Allah'a dua ederken yukarıya yönelinir, aşağıya değil.Nitekim hadiste şöyle rivayet edilir: Bir adam Hz. Peygamber'e siyah bir cariye getirdi ve benim üzerime mü'min bir köle azad etmek vacip oldu. Bu kâfi midir? diye sordu. Hz. Peygamber de cariyeye "Sen mü'min misin?" diye sordu. Câriye de "Evet," diye cevap verdi. Hz. Peygamber "Allah nerede?" diye sorunca, câriye semaya işaret etti. Bunun üzerine Peygamberimiz: "Bu câriye mü'mindir, azat et." Buyurdu. (. Bk. Müslim, el-Mesacid, 33; Ebû Davud, es-Salat, 167.)"
    Ebu hanefinin sözüde ortada cariye hadiside ortada..

    Buda imam ahmed rhm.'in cehmiyeye reddiyesindeki konumuzla ilgili bölümü:

    XII- Allah nerededir ve nerede değildir

    Allahu Teala’nın “Rahman, Arş'a istiva etti” kavli ve Şanı yüce Allah’ın yaratıklarından ayrı oluşunun isbatı

    Yüce Allah: “Rahman, Arş'a istiva etti.” (Ta-Ha 20/5) buyurmaktadır. Yine şöyle buyurmaktadır: “Rabbiniz o Allah'dır ki, gökleri ve yeri ve ikisinin arasındakilerini altı günde yaratan ve sonra da arşa istiva edendir.” (Yunus 10/3) Ama Cehmiyye, “Allah Arşın üzerinde olduğu gibi aynı zamanda yerin yedinci tabakasındadır. Allah Arşın üzerindedir, göktedir, yerdedir, kısacası her yerdedir; O’nun bulunmadığı hiçbir mekan yoktur; bir yerde olup başka bir yerde olmaması diye bir şey sözkonusu değildir” derler ve “O göklerde de, yerde de Allah'dır.” (el-Enam 6/3) gibi ayetleri kendilerine delil alırlar.

    Onlara cevab olarak dedik ki: Müslümanlar, Rablerinden hiçbir şeyin bulunmadığı çok yer biliyorlar. Ne gibi yerler, dediler. Onlara şöyle dedik: Sizin iç organlarınız, barsaklarınız, domuzların barsakları, işkembeler, pislik yerleri, evet bütün bu gibi yerlerde Rab Teala’dan hiçbir şey yoktur. Rabbimiz, gökte olduğunu haber vererek şöyle buyurmuştur:

    “Gökte olanın sizi yere geçirmeyeceğinden emin misiniz? Bir bakmışsınız ki, o (yeryüzü) sallanıp-çalkalanmaktadır. Gökte olanın başınıza tas yağdırmasından güvende mısınız? Benim uyarmamın nasıl olduğunu yakında bileceksiniz.” (el-Mülk 67/16-17)

    Yine şöyle buyurmuştur: “Kim, izzet istiyorsa; izzet bütünüyle Allah'ındır. Güzel sözler O'na yükselir. Onu da salih amel yükseltir.” (Fatır 35/10)

    “O vakit ki, Allah Teala buyurdu: «Ya İsa! Muhakkak seni vefat ettirecek olan Ben'im ve seni Bana yükselteceğim.” (Al-i İmran 3/55) ve “Bilakis Allah onu (İsa'yı) kendi nezdine kaldırmıştır. Allah izzet ve hikmet sahibidir.” (en-Nisa 4/158)

    “Göklerde ve yerde ne varsa O'nundur. Katında olanlar O'na kulluk etmekten çekinmezler ve usanmazlar.” (el-Enbiya 21/19)

    “Göklerde ve yer yüzünde bulunan canlılar ve bütün melekler, kibirlenmeden Allah'a secde ederler. Onlar, üstlerindeki Rablerinden korkarlar ve kendilerine ne emrolunursa onu yaparlar.” (en-Nahl 16/49-50)

    “Melekler ve ruh, miktarı elli bin yıl süren bir gün içinde O'na yükselir.” (el-Mearic 70/4)

    “O, kulları üzerinde kahredici olandır. O, Hakim'dir, Habir'dir.” (el-Enam 6/18)

    “O, Aliyyul Azimdir(yani yücedir, büyüktür.” (el-Bakara 2/255)

    Yüce Allah , kendisinin gökte olduğunu haber veriyor. Ayrıca Kur’an’da aşağıda olanların kınandığını görüyoruz. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

    “Şüphe yok ki, münafıklar ateşin en aşağı tabakasındadırlar. Ve elbette onlar için yardımcı da bulamazsın.” (en-Nisa 4/145)

    “Ve küfredenler derler ki: Rabbımız; cinnlerden ve insanlardan bizi saptırmış olanları göster, onları ayaklarımızın altına alalım da alçaklar olsunlar.” (Fussilet 41/29)

    Ayrıca onlara dedik ki: İblis’ in de şeytanların da varlıkta bir yer işgal ettiklerini bilmiyor musunuz? Allah ve İblis kesinlikle aynı mekanda bir araya gelmemiştir. Yüce Allah’ın: “O göklerde de, yerde de Allah'dır.” (el-Enam 6/3) kavli ise şu anlamdadır:Allah, göktekilerin de yerdekilerin de ilahıdır. O, Arş’ın üzerindedir, ama ilmi, Arş’ın aşağısını da kuşatmıştır; ilminin ulaşmadığı hiçbir yer yoktur; ilminin bir yere ulaşıp diğerine diye bir durum sözkonusu değildir. Yüce Allah şu sözünde bunu dile getirmektedir:

    “Allah, yedi kat göğü ve yerden bir o kadarını yaratandır. Ferman bunlar arasından inip durmaktadır ki, böylece Allah'ın her şeye kadir olduğunu ve her şeyi ilmiyle kuşattığını bilesiniz.” (Talak 65/12)

    Şeffaf camdan yapılmış bir maddeyle dolu bir bardak düşünün, insan bu bardağa baktığında her tarafını görür. Ama insan o bardağın içinde değildir. Allah da -en yüce mesel Allah'ındır- yaratıklarından içinde olmadığı halde, onların hepsini ihata eder.

    Yine bir adam düşünün, kendisine bir ev inşa ediyor. Sonra kapısını kapatıp çıkıyor. Bu adam evinde kaç oda bulunduğunu, her odanın genişlini bilir. Allah Azze ve Celle de –ki en yüce mesel Allah’ındır- yaratıkların hiçbir şeyin içinde olmadığı halde yaratıklarının hepsini ihata eder; ne durumda olduklarını ve ne olduklarını bilir.

    XIV- Allah’ın her yerde olduğu iddiasının reddi
    Eğer bir Cehmiyecinin:

    Allah her yerdedir, bir yerde olurken başka bir yerde olmaması söz konusu değildir, dediğinde, aslında yalan söylediğini anlamak istersen, ona şu soruyu sor:

    Hiçbir şey yok iken Allah var değil miydi? Evet, diyecektir. O zaman şunu söyle:

    Allah mahlukatı yaratırken, onları kendi içinde mi yarattı, yoksa kendi dışında mı?

    Bu sorunun cevabı bağlamında üç görüş belirginleşecektir.

    Bu görüşlerden biri:

    1- Allah mahlukatı kendi içinde yarattı, demektir. Bu cevabı verecek olsa, küfre sapmış olur. Çünkü insanların, cinlerin ve şeytanların Allah’ın içinde olduklarını iddia etmiş olur. Şayet:

    2- Onları kendi dışında yarattı, sonra kendisi onların içine girdi, dese, bu sefer de küfre sapmış olur. Çünkü Allah’ın, kirli, pis bir mekana girdiğini iddia etmiş olur. Eğer:

    3- Allah mahlukatı kendisinin dışında yarattı, ama onların içine girmedi, şeklinde bir cevap verse, diğer bütün yanlış görüşlerinden dönmüş olur. Ki, ehl-i sünnetin görüşü de budur.!

    Kuran, Sünnet, Ehli sünnet ne diyor? Allah mekandan münezzehtir diye birsey geciyormu yoksa siz bunu heva ve hevesinizdenmi naklediyorsunuz?

    Alinti: "Ehl-i sünnet âlimlerinin hepsi “Allah mekândan münezzeh” buyuruyor" gercekten komik..


  21. 28.Ağustos.2010, 17:58
    23
    Ehfiya
    عُضْو

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 27.Ocak.2007
    Üye No: 8
    Mesaj Sayısı: 674
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 28

    --->: Allah Taala Nerededir? Kuranda Ve Sunnette Allahın Nerde Olduğu hakkında

    Alıntı
    Alinti: "Ehl-i sünnet âlimlerinin hepsi “Allah mekândan münezzeh” buyuruyor" gercekten komik
    Kardeş! Biz Ehl-i Sünnet Vel Cemaat Mezhebini Benimsiyoruz,İster Kabul edersin İster de kabul etmezsin,Kendi Görüşlerini Kimseye de Benimsetemezsin.Bu Görüşleri de Kabul edemiyorsan Ayrılır Gidersin Selametle... Asıl Komik Olan Kendini Müctehid zannetmendir...


  22. 28.Ağustos.2010, 17:58
    23
    عُضْو
    Alıntı
    Alinti: "Ehl-i sünnet âlimlerinin hepsi “Allah mekândan münezzeh” buyuruyor" gercekten komik
    Kardeş! Biz Ehl-i Sünnet Vel Cemaat Mezhebini Benimsiyoruz,İster Kabul edersin İster de kabul etmezsin,Kendi Görüşlerini Kimseye de Benimsetemezsin.Bu Görüşleri de Kabul edemiyorsan Ayrılır Gidersin Selametle... Asıl Komik Olan Kendini Müctehid zannetmendir...


  23. 28.Ağustos.2010, 18:36
    24
    Shakra
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 28.Ağustos.2010
    Üye No: 78380
    Mesaj Sayısı: 6
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0
    Yaş: 27

    --->: Allah Taala Nerededir? Kuranda Ve Sunnette Allahın Nerde Olduğu hakkında

    Anladim..
    Yazinin tamami uzun geldi sende hemen sonuna bakip o yaziyi alip yapistirdin öylemi ))
    Okusaydin kendi görüsümü degil ehli sünnet alimlerinin ebu hanifenin ve imam ahmed rhm'in görüslerini yazdigimi anlardin..
    Ayrica yazmakta fayda var..Konu biraz o söyle dedi bu böyle dedi diye gidiyor..
    Halbuki alimlerin sözleri delil degildir..
    Delil olan Kuran sünnet icma ve kiyastir
    Zaten konunun basligindada Kuranda ve sünnette diye geciyor..
    kuran ve sünnetteki yerinide yukarida yazdim..
    Ayrica baska bir üyede diger mezheb alimlerinden Allah tealanin arsin üstünde olduguna dair kavillerini yazdi..
    Simdi o zaman 4 mezhebin kurucusu ehli sünet degilmi?
    Yada sen kime ehli sünnet diyorsun? Ehli sünnet dedigin bir kac kisiden konuya dair nakil getir de görelim..


  24. 28.Ağustos.2010, 18:36
    24
    Shakra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    Anladim..
    Yazinin tamami uzun geldi sende hemen sonuna bakip o yaziyi alip yapistirdin öylemi ))
    Okusaydin kendi görüsümü degil ehli sünnet alimlerinin ebu hanifenin ve imam ahmed rhm'in görüslerini yazdigimi anlardin..
    Ayrica yazmakta fayda var..Konu biraz o söyle dedi bu böyle dedi diye gidiyor..
    Halbuki alimlerin sözleri delil degildir..
    Delil olan Kuran sünnet icma ve kiyastir
    Zaten konunun basligindada Kuranda ve sünnette diye geciyor..
    kuran ve sünnetteki yerinide yukarida yazdim..
    Ayrica baska bir üyede diger mezheb alimlerinden Allah tealanin arsin üstünde olduguna dair kavillerini yazdi..
    Simdi o zaman 4 mezhebin kurucusu ehli sünet degilmi?
    Yada sen kime ehli sünnet diyorsun? Ehli sünnet dedigin bir kac kisiden konuya dair nakil getir de görelim..





+ Yorum Gönder
Git İlk 12