Konusunu Oylayın.: Kuran-ı Kerim'in mealini okurken Sad Suresi 10. ayet kafama takıldı. ayeti yorumu laz

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Kuran-ı Kerim'in mealini okurken Sad Suresi 10. ayet kafama takıldı. ayeti yorumu laz
  1. 09.Şubat.2009, 17:50
    1
    brk_17
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 09.Şubat.2009
    Üye No: 46697
    Mesaj Sayısı: 1
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1
    Yaş: 36

    Kuran-ı Kerim'in mealini okurken Sad Suresi 10. ayet kafama takıldı. ayeti yorumu laz






    Kuran-ı Kerim'in mealini okurken Sad Suresi 10. ayet kafama takıldı. ayeti yorumu laz Mumsema öncelikle selamun aleyküm arkadaşlar...Ben 17 yaşında bir gencim,bugün Kuran-ı Kerim'in mealini okurken Sad Suresi 10.uncu ayet kafama takıldı...Bu ayete bakıp bana bi yorumlarmısınız..? Yüce Allah tüm imkanlarını kullansınlarda göğe cıksınlar görelim diyor fakat yasadıgımız dönemde cesit cesit ucaklar var göğe cıkan hatta Ay'a bile cıkıldı...Bu yaşta oldugum icinde kafam karısıyor olabilir ama hayatı sorguluyorum sonm dönemlerde careyide Kuran'ı okumadan buldum bazı yobazlar Kuran'da çelişki var diyorlar ama onların gösterdikleri hiçbiri celişki değil ama bu kafama takıldı lütfen tatmin edici cevabınızı bekliyorum Teşekkürlr...


  2. 09.Şubat.2009, 17:50
    1
    brk_17 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye



    öncelikle selamun aleyküm arkadaşlar...Ben 17 yaşında bir gencim,bugün Kuran-ı Kerim'in mealini okurken Sad Suresi 10.uncu ayet kafama takıldı...Bu ayete bakıp bana bi yorumlarmısınız..? Yüce Allah tüm imkanlarını kullansınlarda göğe cıksınlar görelim diyor fakat yasadıgımız dönemde cesit cesit ucaklar var göğe cıkan hatta Ay'a bile cıkıldı...Bu yaşta oldugum icinde kafam karısıyor olabilir ama hayatı sorguluyorum sonm dönemlerde careyide Kuran'ı okumadan buldum bazı yobazlar Kuran'da çelişki var diyorlar ama onların gösterdikleri hiçbiri celişki değil ama bu kafama takıldı lütfen tatmin edici cevabınızı bekliyorum Teşekkürlr...


    Benzer Konular

    - Kuran-ı Kerim Dili Hakkında Kafama Takılanlar

    - Kuran okurken secde ayeti geldiğinde kuran üzerine ayağa kalkmadan tilavet secdesi yapılabilirmi

    - Abdest hakkında kafama takıldı ?

    - Kaza namazı.? Kafama takıldı

    - Kuran'ın mealini çok okudum,birçok ayete kafam takıldı ve bu yüzden imanım giderek zayıflıyor

  3. 09.Şubat.2009, 20:59
    2
    Ateş-i Bahar
    Kıdemli Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 28.Ocak.2009
    Üye No: 46522
    Mesaj Sayısı: 462
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 6

    --->: Sad Suresi 10




    ve aleykumusselam,
    aya cikmakla kaainati yönetilirmi veya kaainati birak bir dünya yönetilirmi kardes
    La ilahe illallah Muhammed Rasulullah.
    Allah'tan başka ilah yoktur, Muhammed onun kulu ve elçisidir
    O halde tesbih O'na, her şeyin hükümranlığı elinde bulunan, her şeyde dilediği gibi tasarruf eden Sübhan'a (şanı yüce Allah'a) dır. (yasin suresi/83)




    Ayet:

    Yoksa bütün o göklerin, yerin ve aralarındakilerin mülkü onların mı? Öyle ise sebepler içinde üstüne çıksınlar (bütün sebeplere başvurarak yukarı çıkma yollarını denesinler).
    Elmalılı Hamdi Yazır (sadeleştirilmiş)


    Aciklamasi:
    Mevdudi tefsiri:

    Bu, kafirlerin, "Muhammed'in dışında, Allah'ın peygamberlik göndereceği başka kimse yok muydu?" şeklindeki sorularına bir cevaptır. Cevapta şöyle deniliyor: "Bunlar ne zamandan beri yetki sahibidirler ki, kimi peygamber göndereceğimi onlara sorma ihtiyacı duyayım? Gerçekten yetki sahibi olmak istiyorlarsa eğer, aya çıksınlar ve kainatı ele geçirmek için çabalasınlar. Sonra da dilediklerini peygamber olarak göndersinler." Kureyş'in ileri gelenlerinin ikide bir tekrarlayıp durdukları, "Peygamberlik makamına Kureyş'deki diğer zengin ve güçlü kimseler değil de, niçin Muhammed layık bulunmuş?" şeklindeki iddiaları Kur'an'ın çeşitli yerlerinde zikredilmiştir. Bkz. İsra: 100, Zuhruf: 31-32.


  4. 09.Şubat.2009, 20:59
    2
    Kıdemli Üye



    ve aleykumusselam,
    aya cikmakla kaainati yönetilirmi veya kaainati birak bir dünya yönetilirmi kardes
    La ilahe illallah Muhammed Rasulullah.
    Allah'tan başka ilah yoktur, Muhammed onun kulu ve elçisidir
    O halde tesbih O'na, her şeyin hükümranlığı elinde bulunan, her şeyde dilediği gibi tasarruf eden Sübhan'a (şanı yüce Allah'a) dır. (yasin suresi/83)




    Ayet:

    Yoksa bütün o göklerin, yerin ve aralarındakilerin mülkü onların mı? Öyle ise sebepler içinde üstüne çıksınlar (bütün sebeplere başvurarak yukarı çıkma yollarını denesinler).
    Elmalılı Hamdi Yazır (sadeleştirilmiş)


    Aciklamasi:
    Mevdudi tefsiri:

    Bu, kafirlerin, "Muhammed'in dışında, Allah'ın peygamberlik göndereceği başka kimse yok muydu?" şeklindeki sorularına bir cevaptır. Cevapta şöyle deniliyor: "Bunlar ne zamandan beri yetki sahibidirler ki, kimi peygamber göndereceğimi onlara sorma ihtiyacı duyayım? Gerçekten yetki sahibi olmak istiyorlarsa eğer, aya çıksınlar ve kainatı ele geçirmek için çabalasınlar. Sonra da dilediklerini peygamber olarak göndersinler." Kureyş'in ileri gelenlerinin ikide bir tekrarlayıp durdukları, "Peygamberlik makamına Kureyş'deki diğer zengin ve güçlü kimseler değil de, niçin Muhammed layık bulunmuş?" şeklindeki iddiaları Kur'an'ın çeşitli yerlerinde zikredilmiştir. Bkz. İsra: 100, Zuhruf: 31-32.


  5. 09.Şubat.2009, 21:46
    3
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,584
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 335
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    --->: Kuran-ı Kerim'in mealini okurken Sad Suresi 10. ayet kafama takıldı. ayeti yoru

    Alıntı
    öncelikle selamun aleyküm arkadaşlar...Ben 17 yaşında bir gencim,bugün Kuran-ı Kerim'in mealini okurken Sad Suresi 10.uncu ayet kafama takıldı...Bu ayete bakıp bana bi yorumlarmısınız..? Yüce Allah tüm imkanlarını kullansınlarda göğe cıksınlar görelim diyor fakat yasadıgımız dönemde cesit cesit ucaklar var göğe cıkan hatta Ay'a bile cıkıldı...Bu yaşta oldugum icinde kafam karısıyor olabilir ama hayatı sorguluyorum sonm dönemlerde careyide Kuran'ı okumadan buldum bazı yobazlar Kuran'da çelişki var diyorlar ama onların gösterdikleri hiçbiri celişki değil ama bu kafama takıldı lütfen tatmin edici cevabınızı bekliyorum Teşekkürlr...
    ve aleykumusselam ve rahmetullah. kardeş tefsir okunmadan Kur'anın çoğu ayetleri hakkıyla anlaşılmaz.
    Besairül Kuran tefsirinden 3 ayetin tefsirini olduğu gibi kopyaladım. inşalah istifade edersin.

    Alıntı
    İniş Sebebi


    Hz. Ömer b. Hattâb (R.A.) İslâm'a girince, Mekkeli putperestlerin ileri gelenleri hayli telaşlandılar ve bu işin sonunun nereye varacağından iyice endişelendiler. O bakımdan birtakım çareler düşünüp ön tedbir almak için toplanıp Resûlüllah'ın (A.S.) amcası Ebû Tâlib'e gittiler ve: «Kardeşin oğ­luna de ki: bizim tanrılarımızı küçük düşüren sözler söylemesin, biz de Onun tanrısına dil uzatmayalım. Artık sen de insaf et de aramızda söz sa­hibi ol» dediler. Bunun üzerine Ebû Tâlib, Hz. Muhammed'i (A.S.) davet edip Kureyş ululan ile Onu biraraya getirdi ve onların önerisini toplantıda ay­nen nakletti. Resûlüllah (A.S.) Efendimiz amcasını dikkatle dinledikten son­ra şöyle dedi:
    — Amcacığım, onları bundan hayırlı bir hususa çağırsam ne dersin?
    — Neye çağıracaksın?
    — Arapları dindar kılıp aralarında otorite sağlayacak ve onları diğer milletlere üstün kılacak bir söze çağırıyorum.
    Bunun üzerine Ebû Cehl söze karıştı ve :
    — O dediğin söz nedir? Biz sana onun on katıyla söz verelim, dedi. Resûlüllah (A.S.) Efendimiz şöyle buyurdu
    — Lâ ilahe illallah, deyiniz..
    Müşrikler bu öneriden tiksinip kendi önerilerini tekrarlamaya lüzum görmeden meclisi terkettiler.
    Bu sebeple yukarıdaki âyetler indi.
    9,11. “Yoksa, güçlü ve çok ihsan sahibi olan Rabbinin rahmet hazineleri onların yanında mıdır? Yahut, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların hükümranlığı onların elinde midir? Öyleyse sebepleri tevessül edip göğe yükselsinler (de hükümranlığı ele geçirsinler bakalım). Onlar burada takım takım bozguna uğramış perişan bir ordudur.”

    Yoksa Vehhâb olan, lütfeden, her şeye güç yetiren, mutlak güç ve kudret sahibi olan Rabbinin rahmet kapıları onların yanında mı? Onun için mi böyle davranıyorlar?

    Yoksa tüm göklerin ve yerin mülkü, mülkiyeti, ikisi arasındakilerin mülkiyeti onların da onun için mi karışmaya cesaret ediyorlar? Haydi öyleyse ne yapacaklarsa yapsınlar.

    Evet diyorlar ki; bu Muhammed nereden almış bu yetkiyi? Kimden almış? Eğer Allah ondan başka kimseyi bulamamış da bu yetkiyi ona vermişse, o zaman bu işin ciddiyeti nerede kaldı? Ne özelliği var bu Muhammed’in? Malı yok, mülkü yok, çevresi yok, saltanatı yok, sarayları, köşkleri yok, bağları bahçeleri yok, orduları, askerleri yok, yanında melekleri yok, yok, yok. Bu yokların içinde nereden almış bu yetkiyi diyorlar. Yâni böylece hem Allah’ı, hem de elçisini reddetmeye çalışıyorlar. Bula bula bunu mu bulmuş diyorlar ve hâşâ Allah’a bilgisizlik, hikmetsizlik izâfe ediyorlar. Veya mesajı aktaranı reddederek, mesajın sahibini reddetmeye çalışıyorlar. Elçiyi reddederek elçiyi göndereni reddetmeye çalışıyorlar.

    Acaba bizde bazen bazen bu özellik açığa çıkıyor mu? Bize Allah mesajını ulaştıran insanlarda böyle bir takım özellikler arama hastalığı var mı bizde de? Sen kimsin kardeşim? Nereden mezunsun? Diploman var mı? Hani ekonomik ve siyasal gücün? Doktoran, doçentliğin filan var mı? Nerden buldun bu yetkiyi? Gibi tavırlar içinde olanlar var mı bizim içimizde de? Ama unutmayalım ki bu tavır resmen uyarıya kapalı oluştur. Kur’an’ın uyarısına olan kapalılıklarını, onu duyuranın kimliğine kafayı takarak açığa çıkarıyor bugün insanlar. Kur’an ve sünnetin mesajını diskalifiye etme zırhlarıdır bunlar Allah korusun. Kur’an’ın kendilerine gelişine yol kapatmaya çalışıyorlar. Ehl-i kitap da aynısını yapmıştı. Bu mesajı getirenin kimliği hoşumuza gitmedi. Bu peygamber bizim familyadan değil diye reddedivermişlerdi. Tamam, belki uyaran adam melek değildir, hataları vardır, yanlışları vardır, mükemmel değildir, ama Allah ve Resûlü adına becerebildiği kadar bizi uyarıyorsa, onun uyarma hakkını ona Allah verdi demek zorunda değil miyiz? Birbirinizi uyaranlar olun demiyor mu İslâm? İşte maalesef o günkülerin şeytanca aldatmacalarının aynısını bugün de görüyoruz. Allah buyuruyor ki bakın:

    Onlara ne bundan? Ne yetkileri var onların? Kim onlar? Mülk onların mı? Ne zamandan beri yetkililer bu adamlar da, Allah zikrini kime indireceğini bu adamlara soracakmış? Yoksa Azîz ve Vehhâb, mutlak güç ve egemenlik, mutlak yetki sahibi olan Allah’ın rahmet hazineleri onların elinde mi ki, risaleti, mülkü dilediklerine dağıtmaya, vermeye çalışıyorlar? Yoksa göklerde, yerde ve ikisi arasında hükümranlık, yetki onların elinde mi ki, taksimatı onlar yapmaya çalışıyorlar? Göklerde, yerde ve iki arasında tasarruf onlara ait öyle mi? Gökle yeryüzünü anladık ta acaba ‘bu ikisi arasındakiler’ ifadesini nasıl anlayacağız? Gökle yer arasında ne ola ki? Bakıyoruz, gök yerle bitişiktir. Yâni bir şey ya göktedir, ya da yerdedir. Bir cisim, bir milimin milyonda biri kadar bile yerden yükseldi mi, göktedir artık o. Peki nedir o zaman gökle yer arası? Ben bildiğimi söyleyeyim: Her ne kadar kimileri bulutlar, kuşlar, tozlar, zerreler demişlerse de, benim anladığım, gök huzurunda bulunanlar ve yerin önüne sunulanlar, yerle tanınanlar, gökle bilinenlerin hepsidir.

    Eğer böyle bir güçleri, yetkileri varsa, haydi sebeplere sarılıp göğe yükselsinler de oraların hükümranlığını ellerine geçirsinler, Allah’ın yetkilerini teslim alsınlar da dilediklerini peygamber olarak göndersinler. Hangi yetkiye, hangi hazineye sahipler ki onu dilediklerine vermeye, dilediklerini ondan mahrum etmeye çalışıyorlar? Hayır hayır, göklerin ve yerin mülkü sadece Allah’a aittir ve onu dilediklerine veren sadece Allah’tır. Peki bir soru sorayım burada: Acaba sizin inandığınız Allah da böyle mi? Meselâ sizin inandığınız Allah da Veh-hâb mı? Allah size de bir şeyler verdi mi yâni? Vermedi değil mi!? Ne-den? Çünkü eğer Allah bize de bir şeyler vermiş olsaydı, bizler de onu verenin yolunda kullanacaktık. Var mı böyle Allah’ın dediği yerde kullandığımız bir şeyler? Yok ki efendim! Ne vermiş ki Allah bize!? Eli-miz kendimizden, ayağımız kendimizden, aklımız, paramız, atımız, arabamız, malımız, mülkümüz, karımız, kızımız kendimizden! Dolayısıyla Allah’ın verdiği bir şeyimiz olmadığı için bütün bunları kendi keyfimiz istikâmetinde kullanmaya devam ediyoruz efendim!!

    Onlar başka değil bozguna uğratılmış bir ordunun kalıntılarıdır, kırıntılarıdır, döküntüleridir. Kendilerinden önce kendilerinin tavrını sergileyip, Allah’la savaşa tutuşup sonunda bozguna uğratılmış orduların kırıntılarıdır onlar. Dün de, bugün de hezimet, helâk, yıkılış bu orduların alınyazısıdır, vazgeçilmez âkıbetidir. Zaman ne olursa olsun, şartlar ne olursa olsun, güçleri ne olursa olsun Allah karşısında perişan olmaya mahkûm ordulardır onlar. “Onlar burada helâk olacaklar, burada bozguna uğratılacaklardır,” diyor Rabbimiz. Bu beyânın yapıldığı dönem, henüz Mekke’nin fethinden on yıl öncesi. On küsûr yıl öncesinden, Rabbimiz Kureyş’in orada yenileceğinden söz ediyor.

    Peki bu bize ne söyler bilir misiniz? Bu bize şunu söyler: Zamanın Allah’ın hâkimiyetinde olduğuna imanımızın çok kıt, ya da hiç olmadığını söyler. Kehf sûresinde, Ashab-ı Kehf denen genç yiğitlerin durumu anlatılırken bu konu çok hoş anlatılır. Ah bunu bir anlayıp, zamana Allah’ın etkin olduğu bilincine erip biraz sabredebilsek, biraz bekleyebilsek. Bir tebliğci olarak muhataplarımıza, bir eğitimci olarak oğlumuza, kızımıza, hanımlarımıza veya bir Müslüman olarak kâfirlere karşı tavrımızı ortaya koyarken, “olmuyor!” diye bıkıvermeyip biraz sabırla devam etsek de, zamana Allah’ın hakim olduğunu bilerek bir teslim olabilsek, neler göreceğiz neler…

    O yiğitler yıllar sonra bunu anladılar. Meğer bizim kıyâmımız zamanla neleri ve kimleri diriltiyormuş? Meğer zaman neleri değiştiriyormuş, zamana Allah hakimmiş? İşte bu örnekte olduğu gibi bazen bu üç yüz küsûr yıl sürebilecekmiş. Ama bizim aylara, hattâ günlere bile tahammülümüz yok. Az biraz sabırlı olsak olacak ama yapamıyo-ruz.

    Vehhâb karşılıksız veren, bolca veren.. Birilerinden çekindiği, gocunduğu, korktuğu, minnet duyduğu için değil, kendisi istediği, seçtiği, razı olduğu için verendir.

    Nimet hazineleri onların yanında mıdır? Buradaki nîmet pey-gamberliktir, risâlettir. Bu nimet onların yetkisinde midir? Onlar mı ka-rar veriyorlar buna? Allah’ın vekili, ya da veziri durumunda mıdır bu adamlar? Bugün için söyleyecek olursak, yâni Allah bana ne gönder-meli? Kur’an bana ne demeli diye insanlar kendileri mi tespit etmeye çalışıyor? Beni şunlarla imtihan etmeli, bana şu şu soruları göndermeli, beni şu şu makamlarla, şu şu konumlarla denemeli mi demeye çalışıyorlar? Yoksa her şeyin en güzelini, bana en uygun olanını Rab-bim bilir, binaenaleyh benim adıma en mütenasibini O takdir eder mi diyoruz? Herkes baksın hayatına.

    Yoksa gökler ve yerin mülkü onlara mı aittir? Yoksa göz benim, el benim, ayak benim, ben onları nasıl istersem orada kullanırım demeye mi çalışıyorlar? Oğlan benim, kız benim, onları istediğim gibi eğitir, istediğim yerde kullanırım mı demeye çalışıyorlar? Ev benim, dükkan tezgah benim, istediğim gibi onlarla ilişki kurarım demeye mi çalışıyorlar? Hayat benim, zaman benim mi diyorlar? Peki haydi bakalım;
    Bütün güçlerini, bütün imkânlarını kullansınlar da gökyüzüne yükselsinler, nereye gideceklerse gitsinler. Dünyayı baştan sona oysunlar, delsinler de yol açıp dünyanın ötesine gitsinler. Ne yapacaklar? Allah’tan, Allah’ın egemenliğinde kurtulabilecekler mi? Allah’tan bağımsız bir hayat bulabilecekler mi? Ölüme çare bulabilecekler mi? Hayır hayır, asla buna güçleri yetmeyecek. Öyleyse:

    Bırakın öyle sonradan helâk olacaklarını, onlar şimdi, burada helâk olacaklar. İşte şuracıkta, Mekke’de yenilip helâk olacaklar onlar. Bu âyetlerin okunduğu yerde, bu peygamberin kendilerini uyardığı ortamda helâk olacaklar.

    Kâfirlerin başına geleceği söylüyordu burada Rabbimiz. Allah hesabını bize göre yapmaz. Onların ne zaman helâk olmaları bizim için hayırlıdır, bunu en iyi bilen O’dur. İçlerinden kimler müslüman ol-duktan sonra helâk olacaklardı? Bunu en iyi bilen şüphesiz Allah’tı.

    İşte şuracıkta, bu âyetlerin geldiği yerde helâk olacaksınız. Paramparça, bölük pörçük bir avuç ahzâb olduğunuz halde. Belki dı-şarıdan bakanlara güçlü bir ordu gibi görünseler de paramparçadır o kâfirler.

    Peki tarihten buna örnek mi istiyorsunuz? “Alın size örnekler” diyerek Rabbimiz bize örnekler verecek:


  6. 09.Şubat.2009, 21:46
    3
    Moderatör
    Alıntı
    öncelikle selamun aleyküm arkadaşlar...Ben 17 yaşında bir gencim,bugün Kuran-ı Kerim'in mealini okurken Sad Suresi 10.uncu ayet kafama takıldı...Bu ayete bakıp bana bi yorumlarmısınız..? Yüce Allah tüm imkanlarını kullansınlarda göğe cıksınlar görelim diyor fakat yasadıgımız dönemde cesit cesit ucaklar var göğe cıkan hatta Ay'a bile cıkıldı...Bu yaşta oldugum icinde kafam karısıyor olabilir ama hayatı sorguluyorum sonm dönemlerde careyide Kuran'ı okumadan buldum bazı yobazlar Kuran'da çelişki var diyorlar ama onların gösterdikleri hiçbiri celişki değil ama bu kafama takıldı lütfen tatmin edici cevabınızı bekliyorum Teşekkürlr...
    ve aleykumusselam ve rahmetullah. kardeş tefsir okunmadan Kur'anın çoğu ayetleri hakkıyla anlaşılmaz.
    Besairül Kuran tefsirinden 3 ayetin tefsirini olduğu gibi kopyaladım. inşalah istifade edersin.

    Alıntı
    İniş Sebebi


    Hz. Ömer b. Hattâb (R.A.) İslâm'a girince, Mekkeli putperestlerin ileri gelenleri hayli telaşlandılar ve bu işin sonunun nereye varacağından iyice endişelendiler. O bakımdan birtakım çareler düşünüp ön tedbir almak için toplanıp Resûlüllah'ın (A.S.) amcası Ebû Tâlib'e gittiler ve: «Kardeşin oğ­luna de ki: bizim tanrılarımızı küçük düşüren sözler söylemesin, biz de Onun tanrısına dil uzatmayalım. Artık sen de insaf et de aramızda söz sa­hibi ol» dediler. Bunun üzerine Ebû Tâlib, Hz. Muhammed'i (A.S.) davet edip Kureyş ululan ile Onu biraraya getirdi ve onların önerisini toplantıda ay­nen nakletti. Resûlüllah (A.S.) Efendimiz amcasını dikkatle dinledikten son­ra şöyle dedi:
    — Amcacığım, onları bundan hayırlı bir hususa çağırsam ne dersin?
    — Neye çağıracaksın?
    — Arapları dindar kılıp aralarında otorite sağlayacak ve onları diğer milletlere üstün kılacak bir söze çağırıyorum.
    Bunun üzerine Ebû Cehl söze karıştı ve :
    — O dediğin söz nedir? Biz sana onun on katıyla söz verelim, dedi. Resûlüllah (A.S.) Efendimiz şöyle buyurdu
    — Lâ ilahe illallah, deyiniz..
    Müşrikler bu öneriden tiksinip kendi önerilerini tekrarlamaya lüzum görmeden meclisi terkettiler.
    Bu sebeple yukarıdaki âyetler indi.
    9,11. “Yoksa, güçlü ve çok ihsan sahibi olan Rabbinin rahmet hazineleri onların yanında mıdır? Yahut, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların hükümranlığı onların elinde midir? Öyleyse sebepleri tevessül edip göğe yükselsinler (de hükümranlığı ele geçirsinler bakalım). Onlar burada takım takım bozguna uğramış perişan bir ordudur.”

    Yoksa Vehhâb olan, lütfeden, her şeye güç yetiren, mutlak güç ve kudret sahibi olan Rabbinin rahmet kapıları onların yanında mı? Onun için mi böyle davranıyorlar?

    Yoksa tüm göklerin ve yerin mülkü, mülkiyeti, ikisi arasındakilerin mülkiyeti onların da onun için mi karışmaya cesaret ediyorlar? Haydi öyleyse ne yapacaklarsa yapsınlar.

    Evet diyorlar ki; bu Muhammed nereden almış bu yetkiyi? Kimden almış? Eğer Allah ondan başka kimseyi bulamamış da bu yetkiyi ona vermişse, o zaman bu işin ciddiyeti nerede kaldı? Ne özelliği var bu Muhammed’in? Malı yok, mülkü yok, çevresi yok, saltanatı yok, sarayları, köşkleri yok, bağları bahçeleri yok, orduları, askerleri yok, yanında melekleri yok, yok, yok. Bu yokların içinde nereden almış bu yetkiyi diyorlar. Yâni böylece hem Allah’ı, hem de elçisini reddetmeye çalışıyorlar. Bula bula bunu mu bulmuş diyorlar ve hâşâ Allah’a bilgisizlik, hikmetsizlik izâfe ediyorlar. Veya mesajı aktaranı reddederek, mesajın sahibini reddetmeye çalışıyorlar. Elçiyi reddederek elçiyi göndereni reddetmeye çalışıyorlar.

    Acaba bizde bazen bazen bu özellik açığa çıkıyor mu? Bize Allah mesajını ulaştıran insanlarda böyle bir takım özellikler arama hastalığı var mı bizde de? Sen kimsin kardeşim? Nereden mezunsun? Diploman var mı? Hani ekonomik ve siyasal gücün? Doktoran, doçentliğin filan var mı? Nerden buldun bu yetkiyi? Gibi tavırlar içinde olanlar var mı bizim içimizde de? Ama unutmayalım ki bu tavır resmen uyarıya kapalı oluştur. Kur’an’ın uyarısına olan kapalılıklarını, onu duyuranın kimliğine kafayı takarak açığa çıkarıyor bugün insanlar. Kur’an ve sünnetin mesajını diskalifiye etme zırhlarıdır bunlar Allah korusun. Kur’an’ın kendilerine gelişine yol kapatmaya çalışıyorlar. Ehl-i kitap da aynısını yapmıştı. Bu mesajı getirenin kimliği hoşumuza gitmedi. Bu peygamber bizim familyadan değil diye reddedivermişlerdi. Tamam, belki uyaran adam melek değildir, hataları vardır, yanlışları vardır, mükemmel değildir, ama Allah ve Resûlü adına becerebildiği kadar bizi uyarıyorsa, onun uyarma hakkını ona Allah verdi demek zorunda değil miyiz? Birbirinizi uyaranlar olun demiyor mu İslâm? İşte maalesef o günkülerin şeytanca aldatmacalarının aynısını bugün de görüyoruz. Allah buyuruyor ki bakın:

    Onlara ne bundan? Ne yetkileri var onların? Kim onlar? Mülk onların mı? Ne zamandan beri yetkililer bu adamlar da, Allah zikrini kime indireceğini bu adamlara soracakmış? Yoksa Azîz ve Vehhâb, mutlak güç ve egemenlik, mutlak yetki sahibi olan Allah’ın rahmet hazineleri onların elinde mi ki, risaleti, mülkü dilediklerine dağıtmaya, vermeye çalışıyorlar? Yoksa göklerde, yerde ve ikisi arasında hükümranlık, yetki onların elinde mi ki, taksimatı onlar yapmaya çalışıyorlar? Göklerde, yerde ve iki arasında tasarruf onlara ait öyle mi? Gökle yeryüzünü anladık ta acaba ‘bu ikisi arasındakiler’ ifadesini nasıl anlayacağız? Gökle yer arasında ne ola ki? Bakıyoruz, gök yerle bitişiktir. Yâni bir şey ya göktedir, ya da yerdedir. Bir cisim, bir milimin milyonda biri kadar bile yerden yükseldi mi, göktedir artık o. Peki nedir o zaman gökle yer arası? Ben bildiğimi söyleyeyim: Her ne kadar kimileri bulutlar, kuşlar, tozlar, zerreler demişlerse de, benim anladığım, gök huzurunda bulunanlar ve yerin önüne sunulanlar, yerle tanınanlar, gökle bilinenlerin hepsidir.

    Eğer böyle bir güçleri, yetkileri varsa, haydi sebeplere sarılıp göğe yükselsinler de oraların hükümranlığını ellerine geçirsinler, Allah’ın yetkilerini teslim alsınlar da dilediklerini peygamber olarak göndersinler. Hangi yetkiye, hangi hazineye sahipler ki onu dilediklerine vermeye, dilediklerini ondan mahrum etmeye çalışıyorlar? Hayır hayır, göklerin ve yerin mülkü sadece Allah’a aittir ve onu dilediklerine veren sadece Allah’tır. Peki bir soru sorayım burada: Acaba sizin inandığınız Allah da böyle mi? Meselâ sizin inandığınız Allah da Veh-hâb mı? Allah size de bir şeyler verdi mi yâni? Vermedi değil mi!? Ne-den? Çünkü eğer Allah bize de bir şeyler vermiş olsaydı, bizler de onu verenin yolunda kullanacaktık. Var mı böyle Allah’ın dediği yerde kullandığımız bir şeyler? Yok ki efendim! Ne vermiş ki Allah bize!? Eli-miz kendimizden, ayağımız kendimizden, aklımız, paramız, atımız, arabamız, malımız, mülkümüz, karımız, kızımız kendimizden! Dolayısıyla Allah’ın verdiği bir şeyimiz olmadığı için bütün bunları kendi keyfimiz istikâmetinde kullanmaya devam ediyoruz efendim!!

    Onlar başka değil bozguna uğratılmış bir ordunun kalıntılarıdır, kırıntılarıdır, döküntüleridir. Kendilerinden önce kendilerinin tavrını sergileyip, Allah’la savaşa tutuşup sonunda bozguna uğratılmış orduların kırıntılarıdır onlar. Dün de, bugün de hezimet, helâk, yıkılış bu orduların alınyazısıdır, vazgeçilmez âkıbetidir. Zaman ne olursa olsun, şartlar ne olursa olsun, güçleri ne olursa olsun Allah karşısında perişan olmaya mahkûm ordulardır onlar. “Onlar burada helâk olacaklar, burada bozguna uğratılacaklardır,” diyor Rabbimiz. Bu beyânın yapıldığı dönem, henüz Mekke’nin fethinden on yıl öncesi. On küsûr yıl öncesinden, Rabbimiz Kureyş’in orada yenileceğinden söz ediyor.

    Peki bu bize ne söyler bilir misiniz? Bu bize şunu söyler: Zamanın Allah’ın hâkimiyetinde olduğuna imanımızın çok kıt, ya da hiç olmadığını söyler. Kehf sûresinde, Ashab-ı Kehf denen genç yiğitlerin durumu anlatılırken bu konu çok hoş anlatılır. Ah bunu bir anlayıp, zamana Allah’ın etkin olduğu bilincine erip biraz sabredebilsek, biraz bekleyebilsek. Bir tebliğci olarak muhataplarımıza, bir eğitimci olarak oğlumuza, kızımıza, hanımlarımıza veya bir Müslüman olarak kâfirlere karşı tavrımızı ortaya koyarken, “olmuyor!” diye bıkıvermeyip biraz sabırla devam etsek de, zamana Allah’ın hakim olduğunu bilerek bir teslim olabilsek, neler göreceğiz neler…

    O yiğitler yıllar sonra bunu anladılar. Meğer bizim kıyâmımız zamanla neleri ve kimleri diriltiyormuş? Meğer zaman neleri değiştiriyormuş, zamana Allah hakimmiş? İşte bu örnekte olduğu gibi bazen bu üç yüz küsûr yıl sürebilecekmiş. Ama bizim aylara, hattâ günlere bile tahammülümüz yok. Az biraz sabırlı olsak olacak ama yapamıyo-ruz.

    Vehhâb karşılıksız veren, bolca veren.. Birilerinden çekindiği, gocunduğu, korktuğu, minnet duyduğu için değil, kendisi istediği, seçtiği, razı olduğu için verendir.

    Nimet hazineleri onların yanında mıdır? Buradaki nîmet pey-gamberliktir, risâlettir. Bu nimet onların yetkisinde midir? Onlar mı ka-rar veriyorlar buna? Allah’ın vekili, ya da veziri durumunda mıdır bu adamlar? Bugün için söyleyecek olursak, yâni Allah bana ne gönder-meli? Kur’an bana ne demeli diye insanlar kendileri mi tespit etmeye çalışıyor? Beni şunlarla imtihan etmeli, bana şu şu soruları göndermeli, beni şu şu makamlarla, şu şu konumlarla denemeli mi demeye çalışıyorlar? Yoksa her şeyin en güzelini, bana en uygun olanını Rab-bim bilir, binaenaleyh benim adıma en mütenasibini O takdir eder mi diyoruz? Herkes baksın hayatına.

    Yoksa gökler ve yerin mülkü onlara mı aittir? Yoksa göz benim, el benim, ayak benim, ben onları nasıl istersem orada kullanırım demeye mi çalışıyorlar? Oğlan benim, kız benim, onları istediğim gibi eğitir, istediğim yerde kullanırım mı demeye çalışıyorlar? Ev benim, dükkan tezgah benim, istediğim gibi onlarla ilişki kurarım demeye mi çalışıyorlar? Hayat benim, zaman benim mi diyorlar? Peki haydi bakalım;
    Bütün güçlerini, bütün imkânlarını kullansınlar da gökyüzüne yükselsinler, nereye gideceklerse gitsinler. Dünyayı baştan sona oysunlar, delsinler de yol açıp dünyanın ötesine gitsinler. Ne yapacaklar? Allah’tan, Allah’ın egemenliğinde kurtulabilecekler mi? Allah’tan bağımsız bir hayat bulabilecekler mi? Ölüme çare bulabilecekler mi? Hayır hayır, asla buna güçleri yetmeyecek. Öyleyse:

    Bırakın öyle sonradan helâk olacaklarını, onlar şimdi, burada helâk olacaklar. İşte şuracıkta, Mekke’de yenilip helâk olacaklar onlar. Bu âyetlerin okunduğu yerde, bu peygamberin kendilerini uyardığı ortamda helâk olacaklar.

    Kâfirlerin başına geleceği söylüyordu burada Rabbimiz. Allah hesabını bize göre yapmaz. Onların ne zaman helâk olmaları bizim için hayırlıdır, bunu en iyi bilen O’dur. İçlerinden kimler müslüman ol-duktan sonra helâk olacaklardı? Bunu en iyi bilen şüphesiz Allah’tı.

    İşte şuracıkta, bu âyetlerin geldiği yerde helâk olacaksınız. Paramparça, bölük pörçük bir avuç ahzâb olduğunuz halde. Belki dı-şarıdan bakanlara güçlü bir ordu gibi görünseler de paramparçadır o kâfirler.

    Peki tarihten buna örnek mi istiyorsunuz? “Alın size örnekler” diyerek Rabbimiz bize örnekler verecek:


  7. 14.Aralık.2010, 16:26
    4
    kerbelariza
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 11.Nisan.2010
    Üye No: 75170
    Mesaj Sayısı: 24
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1

    Yanıt: Kuran-ı Kerim'in mealini okurken Sad Suresi 10. ayet kafama takıldı. ayeti yorumu laz

    hikmet ..esyanin hakikatini bilmektir . esyanin hakikatinin 2. merhalesi ise esyalarin irtibatini iliskilerini kavramaktir.. mutlak hakimiyet aciz olanlara yada sinirli imkan sununanlara degil ,allaha aittir.. ve inne cundena lehumul galibuun saffat suresi.


  8. 14.Aralık.2010, 16:26
    4
    hikmet ..esyanin hakikatini bilmektir . esyanin hakikatinin 2. merhalesi ise esyalarin irtibatini iliskilerini kavramaktir.. mutlak hakimiyet aciz olanlara yada sinirli imkan sununanlara degil ,allaha aittir.. ve inne cundena lehumul galibuun saffat suresi.


  9. 14.Aralık.2010, 17:24
    5
    @mir
    âb ü kil

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 12.Ağustos.2009
    Üye No: 49589
    Mesaj Sayısı: 3,358
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 36
    Yaş: 43
    Bulunduğu yer: Dârü'l-İmtihân

    Yanıt: Kuran-ı Kerim'in mealini okurken Sad Suresi 10. ayet kafama takıldı. ayeti yorumu laz

    ayet mahlukatın uzaya çıkamayacağının değil
    ancak çok büyük bir güç ile çıkabileceklerinin
    ama bunu yaptıkları zaman Allah karşısındaki aczlerini anlayacak olmalarının kanıtıdır
    evet Allahı inkar eden kefereler uzaya çıktılar ve şimdi birer ikişer dinsizlik dinini terk ediyorlar
    Allahu Alem


  10. 14.Aralık.2010, 17:24
    5
    âb ü kil
    ayet mahlukatın uzaya çıkamayacağının değil
    ancak çok büyük bir güç ile çıkabileceklerinin
    ama bunu yaptıkları zaman Allah karşısındaki aczlerini anlayacak olmalarının kanıtıdır
    evet Allahı inkar eden kefereler uzaya çıktılar ve şimdi birer ikişer dinsizlik dinini terk ediyorlar
    Allahu Alem





+ Yorum Gönder