Konusunu Oylayın.: Ömer Hayyam

5 üzerinden 4.00 | Toplam : 8 kişi
Ömer Hayyam
  1. 18.Ocak.2009, 03:07
    1
    iliman
    ilim+iman

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 11.Nisan.2008
    Üye No: 16604
    Mesaj Sayısı: 674
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Yaş: 29
    Bulunduğu yer: Brûksel

    Ömer Hayyam






    Ömer Hayyam Mumsema selamu aleykum,arkadaslar ômer hayyam'i bilen varmi iranli sair,uzay bilimci,matematikçi.ben kendisini yeni kesfettim bir kaç siirini çok begendim ama çok tuhafima giden sûrekli içkiden ve dûnya zevklerinden bahsetmesi.
    sorum su: bu "içki" "sarap" sôzlerinin bi anlami var da ben mi çôzemedim yani bisilerden ôrnek mi veriyor yoksa islamdan kopmus kendini meyhaneye vermis bir kimsemi??? eger bilen varsa memnun olurum simdiden tesekkurler

    begendigim siiri:

    Ey özünün sırlarına akıl ermeyen;
    Suçumuza, duamıza önem vermeyen;
    Günahtan sarhoştum, ama dilekten ayık;
    Umudumu rahmetine bağlamışım ben.

    Büyükse de isyanım, kötülüklerim,
    Yüce Tanrı'dan umut kesmiş değilim;
    Bugün sarhoş ve harap ölsem de yarın
    Rahmete kavuşur elbet kemiklerim.

    Tanrım bir geçim kapısı açıver bana;
    Kimseye minnetsiz yaşamak yeter bana;
    Şarap içir, öyle kendimden geçir ki beni
    Haberim olmasın gelen dertten başıma.

    Rahmetin var, günah işlemekten korkmam;
    Azığım senden, yolda çaresiz kalmam;
    Mahşerde lutfunla ak pak olursa yüzüm
    Defterim kara yazılmış olsun, aldırmam.

    Derde gama yatkın yüreğime acı;
    Bu tutsak cana, garip gönlüme acı;
    Bağışla meyhaneye giden ayağımı,
    Kızıl kadehi tutan elime acı.


  2. 18.Ocak.2009, 03:07
    1
    ilim+iman



    selamu aleykum,arkadaslar ômer hayyam'i bilen varmi iranli sair,uzay bilimci,matematikçi.ben kendisini yeni kesfettim bir kaç siirini çok begendim ama çok tuhafima giden sûrekli içkiden ve dûnya zevklerinden bahsetmesi.
    sorum su: bu "içki" "sarap" sôzlerinin bi anlami var da ben mi çôzemedim yani bisilerden ôrnek mi veriyor yoksa islamdan kopmus kendini meyhaneye vermis bir kimsemi??? eger bilen varsa memnun olurum simdiden tesekkurler

    begendigim siiri:

    Ey özünün sırlarına akıl ermeyen;
    Suçumuza, duamıza önem vermeyen;
    Günahtan sarhoştum, ama dilekten ayık;
    Umudumu rahmetine bağlamışım ben.

    Büyükse de isyanım, kötülüklerim,
    Yüce Tanrı'dan umut kesmiş değilim;
    Bugün sarhoş ve harap ölsem de yarın
    Rahmete kavuşur elbet kemiklerim.

    Tanrım bir geçim kapısı açıver bana;
    Kimseye minnetsiz yaşamak yeter bana;
    Şarap içir, öyle kendimden geçir ki beni
    Haberim olmasın gelen dertten başıma.

    Rahmetin var, günah işlemekten korkmam;
    Azığım senden, yolda çaresiz kalmam;
    Mahşerde lutfunla ak pak olursa yüzüm
    Defterim kara yazılmış olsun, aldırmam.

    Derde gama yatkın yüreğime acı;
    Bu tutsak cana, garip gönlüme acı;
    Bağışla meyhaneye giden ayağımı,
    Kızıl kadehi tutan elime acı.


    Benzer Konular

    - Ömer hayyam müslüman mı

    - Ömer Hayyam ve eserlerinin mahiyeti hakkında kısaca bilgi verir misiniz?

    - Ömer bin hayyam hakkında görüşler ve mevcutsa fetvalar nelerdir?

    - Ömer Hayyam'dan güzel bir söz.(Çok uyuyanlar için.)

    - Ömer Hayyam Kaç Kitap Yazmıştır?

  3. 18.Ocak.2009, 03:31
    2
    nursema
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 25.Ağustos.2007
    Üye No: 2198
    Mesaj Sayısı: 386
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 7
    Yaş: 37

    --->: Ömer Hayyam--




    Emrah yazdı18 Aralık 2008, 09:14'da
    Rubailer, tarihin çok eski zamanlarından beri yazılagelmiş, biçim olarak dört mısradan oluşsa da anlam derinliği olarak tarihin kendisi kadar geniş bir şiir türüdür. Genel itibarı ile çok basit şeylerden bahsediyormuş gibi görünse de, aslında her kelimesine farklı anlamlar yüklenilmiş, anlam derinliği konusunda sınırları zorlanılmıştır. Rubailer aşk, şarap, kadın ve hayat gibi dünyevi, somut şeyler hakkında yazılmış olsa da rubaide bahsedilenlerin gerçek ve somut şeyler olmadığını anlamak gerekir. Bahsedilen şey ne olursa olsun, çok büyük olasılıkla onun altında mecazi veya simgesel bir anlam yatmaktadır. Bu konuda Asaf Halet Çelebi Ömer Hayyam ve Rubaileri adlı kitabında:
    Rubai ya felsefeye dair bir düşünceyi yahut da herhangi bir üstü örtülü manayı anlatmakta kullanıldığından bazen sevgiyle ilgili bulunsa bile bu ifadenin sembol olduğunu unutmamalıdır. Daha açık söyleyelim: Aşka dair gibi görünen bir rubai pek seyrek olarak böyle, insanlar arasındaki sevgi duygularını anlatmak için yazılmış bulunur. Aslında, bir rubaide bahsedilen aşk, Tanrı’ya karşı duyulan, sofilerin bahsettiği aşktır. Böyle bir rubainin, temsillerle anlatılmış bir tasavvuf şiiri olması pek mümkündür, (sayfa 11–12)
    der. Ancak çok uzun yıllardır yazılan ve okunan bu rubailer okuyucu tarafından gerektiği gibi yorumlanamamıştır. Rubai türünün yaratıcısı kabul edilen Ömer Hayyam’dan başka Mevlana, Atar, Nişaburi, Molla Cami, Ebu Said Ebülhayr gibi döneminin birçok ünlü düşünürü ve şairi rubai şiir türünde eserler vermiştir. Fakat bu kişiler arasında yazdığı rubailer için en çok eleştirilen, yerilen, hatta yazdıklarından dolayı ölümle tehdit edilen tek kişi Ömer Hayyam olmuştur. Çünkü diğerlerinin aksine Ömer Hayyam neredeyse hiçbir eserini kaleme almamış, yayınlamamıştır. Bilinen tek eseri Cebir adlı kitabında, matematik ilminde bugün bile çözülmesi zor olan problemlerin çözüm formüllerini sunmuştur. İşte bu nedenle, yani eserlerini özellikle de rubailerini kaleme alamamış olmasından dolayı, daha yaşadığı dönemde, kendisinin yazmadığı, hatta kendi düşünceleri ile tamamen ters düşen rubailer bile Ömer Hayyam’a atfedilmiştir. İşte bu nedenlerden dolayı Ömer Hayyam yüzyıllardır, hatta günümüzde bile bir tartışma konusu olmuş, bir taraf O’nu dinsiz, ayyaş biri gibi görürken; diğer taraf O’nu yanlış anlaşılan, dinine ve Allah’a bağlı, tarihin yetiştirdiği en büyük bilim adamlarından biri olarak görmüşlerdir. Bu ikilemi en açık şekilde dile getirenlerin başında Sabahattin Eyüboğlu bulunmaktadır. Eyüboğlu Hayyam-Bütün Dörtlükleri adlı kitabında:
    “Dedelerimiz Hayyam’ı ya ermiş bir din adamı, ya da sadece bir keyif adamı olarak görmüş ve göstermişlerdir” (sayfa 7)
    diyerek Hayyam Paradoksu’na dikkat çekmek ve bu ikilemin temel sebebini bizlere göstermek istemiştir. Peki, Ömer Hayyam gerçekte neydi? Bu ikilemin hangi tarafındaydı? Bu sorular hala tartışma konusudur fakat dikkatli gözler O’nun rubailerindeki şarabın, meyhanenin ve kadının bildiğimiz basit kavramlar olmadığını görerek Ömer Hayyam’ın hangi tarafta olduğunu anlayacaklardır.
    Gerçek adı “Gıyasü’d-din Ebülfeth Ömer ibn İbrahim el-Hayyami” olan Ömer Hayyam, ilk tahsiline Kur’an ve Hadisleri tam olarak öğrenerek başlamış, ancak parasızlık yüzünden eğitimine ara vermek zorunda kalmıştı. Ömer, bu sırada tanıştığı ve zekâsına hayran bıraktığı, dönemin kadısı Ebu Tahir’in eğitim masrafları karşılamasıyla eğitimine kaldığı yerden devam edebilmiştir. Rubailerini ve düşüncelerini ulu orta söylememesi için Ebu Tahir Ömer’e bir kitap hediye etmiş ve Ömer’den, aklından geçenleri bu kitaba yazmasını istemiştir. Ancak buna rağmen, yaşarken bile kendisine ait olmayan rubailerle itham edilen Ömer Hayyam, kendisi hakkındaki bu paradoksun farkına varabilmiş ve bu durumu şu rubaiyle özetlemişti:
    “Hiç, hiçbir şey bilmiyorlar, bilmek istemiyorlar
    Şu cahillere bak, dünyaya egemen onlar.
    Onlardan değilsen eğer, sana kâfir derler
    Onlara aldırma Hayyam yoluna devam et.” (Âmin Maalouf, 16)
    Ömer Hayyam “onlardan değilsen eğer” derken cennet-cehennem derdine düşmüş, inandıkları için değil korktukları için, bilinçsizce iman edenlerden bahsetmektedir. Yine Ömer Hayyam kendi inanç ve ibadet şeklini,
    “Ben imanı yargı korkusu, duası secde etmek olanlardan değilim. Nasıl mı iman ederim? Güle bakarım, yıldızlara bakarım, yaratılışın mükemmelliğine saygı duyarım, insanoğlunun duyularına ve uyanışmış duygularına hayran kalırım.” (Harold Lamb)
    diyerek açıklamıştır. Örneklerden de anlaşılacağı üzere Ömer Hayyam çağdaşlarından daha farklı bir imana sahipti. İşte bu yüzden, rubaisinde de dediği gibi “onlardan” olmadığı için kâfir olarak görülmüş ve gösterilmiştir.
    Ömer Hayyam’ın Müslüman olduğuna dair başka bir kanıt ise Hayyam’ın Hacca gitmiş olmasıdır. Ömer Hayyam’ın Hacca gidip hacı olduğu bilgisine, hem öğrencisi, hem de çok yakın arkadaşı olan dönemin en ünlü bilginlerinden Nizami-i Aruzi’nin yazılarından ulaşabiliriz. Nizami-i Aruzi yazılarında Ömer Hayyam’dan “Hace İmam Ömer” olarak bahsetmektedir. Nizami-i Aruzi’nin notlarından birinde Ömer Hayyam hakkındaki şu olay anlatılır:
    “Sarayda Melikşah’ın himayesinde bulunduğu sıralarda, Sünnilik’in merkezi olan Nişabur’da din baskısı vardı. Aynı sıralarda Hanefiler ve Şafiiler birleşerek, Allah’a beşeri bir vücut yakıştıran Karmatileri dağıtmışlardı. Bu sayede de Hacc Yolu açılmış, Ömer Hayyam’da Hacca gitmiştir.” (Asaf Halet Çelebi, 22)
    İşte bu Hacc yolculuğundan sonra tamamen içine kapanan Hayyam iyice karamsar bir kişiliğe bürünmüştür. Dönüşünde uğradığı Bağdat’ta, O’nu ziyarete gelen bilginleri geri çevirmiş, kimseyle görüşmek istemediğini belirtmiştir. Tam da bu dönemde kendini edebiyata ve felsefeye adayan Hayyam, hayatın acımasızlığına, yalanı gerçek sayıp savunana sözde bilginlere, ikiyüzlü dostlara karşı olan sitemini ve isyanını rubaileri aracılığıyla belirtmek istemiş ve en karamsar, en sert dilli rubailerini yazmıştır. İşte Ömer Hayyam’a kâfir dedirten birçok rubai bu dönemde yazılanlardandır.
    Ömer Hayyam’a kâfir denmesinin nedenlerinden biri de camiye gitmemesidir. Daha doğrusu namaz kılmamasıdır. Ömer Hayyam hiçbir zaman beş vakit namaz kılan biri olmamıştır, bu doğru, ancak böyle olması O’nun dinsiz bir insan olduğunu göstermez. Zaten Ömer Hayyam hayatının büyük bir kısmını çöllerde bedevi hayatı sürerek geçirmiştir, Melikşah’la savaşlara katılmıştır. Yerleşik bir hayat düzeni olmadığı için namaz kılma alışkanlığı edinememiştir. Kaldı ki Ömer Hayyam zamanında da, bugün de çok çeşitli olan inançlardan birçoğu camide secde edilmesini gerek görmez. Örneğin, Arap Alevilerinin ve Bektaşilerin namazları camide kılınmaz. Buna rağmen, Ömer Hayyam hiç namaz kılmaz demek de çok güçtür. Yaşadığı döneme çok yakın tarihlerde kaleme alınmış bazı eserlerden Ömer Hayyam’ın namaz kıldığını anlayabiliyoruz. Ömer Hayyam’ın ölümünden üç yıl sonra, ölümünde yanında bulunan Şehrizuri tarafından kaleme alınan bir yazıda, Hayyam’ın ölümü şu şekilde aktarılıyor:
    Ömer Hayyam bir gün (bu 515 yılına karşılık olan 1123 yılı içindedir), İbn-i Sina’nın Kitabü’ş-Şifa’sının ilahiyat bahsini okumakta olduğu halde, altundan bir kürdanla dişlerini karıştırıyordu. Bu kitaptaki “Bir ve Çok” bahsine geldiği zaman, kürdanı kitabın iki yaprağı arasına koydu. Hemen ayağa kalktı. Son vasiyetlerini yaptı. O gün bir şey yiyip içmedi. Nihayet son yatsı namazını da kıldı. Sonra secdeye kapanarak: ‘Yarabbi! Bilirsin ki, ben seni bileceğin kadar bildim. Bana mağrifet et. Hakikaten seni bilmem, gufranıma vesiledir!’ dedi ve ruhunu teslim etti. (Asaf Halet Çelebi, 25)
    Bu yazıdan da anlaşılacağı gibi Ömer Hayyam namaz kılıyormuş, hatta inanan bir Müslüman için çok büyük bir mutluluk sayılan “secdede ölmek”, Ömer Hayyam’a kısmet olmuştur. Bütün bunların dışında, Ömer Hayyam da bütün Müslümanlar gibi Ahiret İnancına sahipti. Birçok rubaisinde topraktan gelip toprağa gideceğimizi, diğer tarafta hesap vereceğimizi, bu dünyanın boş olduğunu önemli olanın diğer taraf olduğunu vurgulamıştır.
    “Ey habersizler! Bu şekillenmiş varlık (beden) hiçtir,
    Bu dokuz katlı ve bezenmiş gökkubbe de hiçtir.
    Hoş ol ki bu Kurulup-Dağılma Yurdu’nda (dünya):
    Bir nefese bağlıyız, o da hiçtir.” (Ahmet Kırca, 9)
    örneğinden de anlaşılacağı gibi, Ömer Hayyam’a göre önemli olan ne kadar yaşadığın değil, nasıl yaşadığındır. Başka bir örnekte ise;
    “Ey salt varlık olan Rabbim! Sen yokluktan uzaksın,
    Hiçbir yerde değilsin ama her yerde varsın.
    Ey, yeri yönü bulunmadan var olan varlık!
    Sen nerdesin! Neresi var ki orda olmayasın?” (Ahmet Kırca, 16)
    bu rubaisinde ise Allah’ın ne kadar büyük olduğuna övgüler yağdırmaktadır. Ömer Hayyam’ın iman etme tarzı çağdaşlarından farklıydı demiştik. Bu durumu kendi rubailerinde de dile getiren Ömer Hayyam, bu rubailerinde neredeyse “Tanrıyla Dertleşme” havasındadır. İşte farklı ibadet tarzıyla, farklı yazma tarzı bir araya gelince Ömer Hayyam’ı anlamayanlar, O’na kâfir ve ayyaş sıfatlarını yakıştırmayı ve O’nu dışlamayı çare olarak görmüşlerdir.
    “Ey, yaratılmışların önü ve sonu olan!
    İster yak beni ister sev, razıyım ne yapsan.
    Sana meyhanede gönlümün sırrını açmak,
    Yeğdir mihrapta sensiz kıldığım namazdan.” (Ahmet Kırca, 29)
    kilit rubailerden biri olan bu rubaiyi, Ömer Hayyam’a kâfir diyenler şöyle anlamıştır: “ben namaz kılmam, benim namazım meyhanede içtiğim içkidir. Bunun içinde bana istediğini yapabilirsin istersen yak, istersen kabul et. Umurumda değil.” Ancak burada Ömer Hayyam’ın bahsettiği şey: “diğer insanlar gibi camilerde yalandan namaz kılıp, cami dışında her haltı yemektense; meyhane köşelerinde de olsa, en saf ve en dürüst halimle sana iman ederim. Ben onlardan farklıyım. Bunun için de ister yak, ister böyle kabul et beni.”dir. Ömer Hayyam’ın Ahiret inancının varlığının en açık olduğu rubai ise;
    “Sırlar perdesinin arkasına yol yok,
    O âlemden bir haber veren de yok,
    Toprağın bağrıdır gideceğimiz yer,
    Dünya gerçeği bu, masal dinlersen çok…” (Ahmet Kırca, 29)
    burada Hayyam “O âlem” derken şüphesiz “Ahiret’i” kastetmiştir.
    Sonuç olarak, bunca bilinen fakat hep göz ardı edilen bilgilerin ışığında Ömer Hayyam’ın bir dinsiz, bir inançsız olmadığını; tam aksine dinine bağlı, Hacc vazifesini yerine getirmiş bir Müslüman olduğunu anlayabiliyoruz.
    Ömer Hayyam hakkındaki ikinci bir iddia ise O’nun içkici, meyhaneden çıkmayan, ayyaş bir insan olduğu yönündedir. Fakat eski kaynaklarda (bilginlerin notları, Ömer Hayyam’ın kendi notları, resmi evraklar vs.) Ömer Hayyam’dan aklı başında ve saygı duyulan bir bilim adamı olarak bahsediliyor. Ömer Hayyam hakkındaki bu düşüncelerin kökeni Hayyam’ın rubaileridir. Daha doğrusu kendisinin olmayıp da kendisininmiş gibi gösterilip, kabul edilen rubailerdir. Ömer Hayyam’ın rubaileri değiştirilmeye, yanlış yorumlanmaya o kadar açık ki, her önüne gelen aklından geçeni söylemiş fakat “bu benimdir” demekten korktukları için ve en uygun kişi de Ömer Hayyam olduğu için O’na mal etmişlerdir. Ömer Hayyam rubailerinin yanlış anlaşılmaya çok müsait oluşunu Sabahattin Eyüboğlu şöyle açıklamıştır:



  4. 18.Ocak.2009, 03:31
    2
    Devamlı Üye



    Emrah yazdı18 Aralık 2008, 09:14'da
    Rubailer, tarihin çok eski zamanlarından beri yazılagelmiş, biçim olarak dört mısradan oluşsa da anlam derinliği olarak tarihin kendisi kadar geniş bir şiir türüdür. Genel itibarı ile çok basit şeylerden bahsediyormuş gibi görünse de, aslında her kelimesine farklı anlamlar yüklenilmiş, anlam derinliği konusunda sınırları zorlanılmıştır. Rubailer aşk, şarap, kadın ve hayat gibi dünyevi, somut şeyler hakkında yazılmış olsa da rubaide bahsedilenlerin gerçek ve somut şeyler olmadığını anlamak gerekir. Bahsedilen şey ne olursa olsun, çok büyük olasılıkla onun altında mecazi veya simgesel bir anlam yatmaktadır. Bu konuda Asaf Halet Çelebi Ömer Hayyam ve Rubaileri adlı kitabında:
    Rubai ya felsefeye dair bir düşünceyi yahut da herhangi bir üstü örtülü manayı anlatmakta kullanıldığından bazen sevgiyle ilgili bulunsa bile bu ifadenin sembol olduğunu unutmamalıdır. Daha açık söyleyelim: Aşka dair gibi görünen bir rubai pek seyrek olarak böyle, insanlar arasındaki sevgi duygularını anlatmak için yazılmış bulunur. Aslında, bir rubaide bahsedilen aşk, Tanrı’ya karşı duyulan, sofilerin bahsettiği aşktır. Böyle bir rubainin, temsillerle anlatılmış bir tasavvuf şiiri olması pek mümkündür, (sayfa 11–12)
    der. Ancak çok uzun yıllardır yazılan ve okunan bu rubailer okuyucu tarafından gerektiği gibi yorumlanamamıştır. Rubai türünün yaratıcısı kabul edilen Ömer Hayyam’dan başka Mevlana, Atar, Nişaburi, Molla Cami, Ebu Said Ebülhayr gibi döneminin birçok ünlü düşünürü ve şairi rubai şiir türünde eserler vermiştir. Fakat bu kişiler arasında yazdığı rubailer için en çok eleştirilen, yerilen, hatta yazdıklarından dolayı ölümle tehdit edilen tek kişi Ömer Hayyam olmuştur. Çünkü diğerlerinin aksine Ömer Hayyam neredeyse hiçbir eserini kaleme almamış, yayınlamamıştır. Bilinen tek eseri Cebir adlı kitabında, matematik ilminde bugün bile çözülmesi zor olan problemlerin çözüm formüllerini sunmuştur. İşte bu nedenle, yani eserlerini özellikle de rubailerini kaleme alamamış olmasından dolayı, daha yaşadığı dönemde, kendisinin yazmadığı, hatta kendi düşünceleri ile tamamen ters düşen rubailer bile Ömer Hayyam’a atfedilmiştir. İşte bu nedenlerden dolayı Ömer Hayyam yüzyıllardır, hatta günümüzde bile bir tartışma konusu olmuş, bir taraf O’nu dinsiz, ayyaş biri gibi görürken; diğer taraf O’nu yanlış anlaşılan, dinine ve Allah’a bağlı, tarihin yetiştirdiği en büyük bilim adamlarından biri olarak görmüşlerdir. Bu ikilemi en açık şekilde dile getirenlerin başında Sabahattin Eyüboğlu bulunmaktadır. Eyüboğlu Hayyam-Bütün Dörtlükleri adlı kitabında:
    “Dedelerimiz Hayyam’ı ya ermiş bir din adamı, ya da sadece bir keyif adamı olarak görmüş ve göstermişlerdir” (sayfa 7)
    diyerek Hayyam Paradoksu’na dikkat çekmek ve bu ikilemin temel sebebini bizlere göstermek istemiştir. Peki, Ömer Hayyam gerçekte neydi? Bu ikilemin hangi tarafındaydı? Bu sorular hala tartışma konusudur fakat dikkatli gözler O’nun rubailerindeki şarabın, meyhanenin ve kadının bildiğimiz basit kavramlar olmadığını görerek Ömer Hayyam’ın hangi tarafta olduğunu anlayacaklardır.
    Gerçek adı “Gıyasü’d-din Ebülfeth Ömer ibn İbrahim el-Hayyami” olan Ömer Hayyam, ilk tahsiline Kur’an ve Hadisleri tam olarak öğrenerek başlamış, ancak parasızlık yüzünden eğitimine ara vermek zorunda kalmıştı. Ömer, bu sırada tanıştığı ve zekâsına hayran bıraktığı, dönemin kadısı Ebu Tahir’in eğitim masrafları karşılamasıyla eğitimine kaldığı yerden devam edebilmiştir. Rubailerini ve düşüncelerini ulu orta söylememesi için Ebu Tahir Ömer’e bir kitap hediye etmiş ve Ömer’den, aklından geçenleri bu kitaba yazmasını istemiştir. Ancak buna rağmen, yaşarken bile kendisine ait olmayan rubailerle itham edilen Ömer Hayyam, kendisi hakkındaki bu paradoksun farkına varabilmiş ve bu durumu şu rubaiyle özetlemişti:
    “Hiç, hiçbir şey bilmiyorlar, bilmek istemiyorlar
    Şu cahillere bak, dünyaya egemen onlar.
    Onlardan değilsen eğer, sana kâfir derler
    Onlara aldırma Hayyam yoluna devam et.” (Âmin Maalouf, 16)
    Ömer Hayyam “onlardan değilsen eğer” derken cennet-cehennem derdine düşmüş, inandıkları için değil korktukları için, bilinçsizce iman edenlerden bahsetmektedir. Yine Ömer Hayyam kendi inanç ve ibadet şeklini,
    “Ben imanı yargı korkusu, duası secde etmek olanlardan değilim. Nasıl mı iman ederim? Güle bakarım, yıldızlara bakarım, yaratılışın mükemmelliğine saygı duyarım, insanoğlunun duyularına ve uyanışmış duygularına hayran kalırım.” (Harold Lamb)
    diyerek açıklamıştır. Örneklerden de anlaşılacağı üzere Ömer Hayyam çağdaşlarından daha farklı bir imana sahipti. İşte bu yüzden, rubaisinde de dediği gibi “onlardan” olmadığı için kâfir olarak görülmüş ve gösterilmiştir.
    Ömer Hayyam’ın Müslüman olduğuna dair başka bir kanıt ise Hayyam’ın Hacca gitmiş olmasıdır. Ömer Hayyam’ın Hacca gidip hacı olduğu bilgisine, hem öğrencisi, hem de çok yakın arkadaşı olan dönemin en ünlü bilginlerinden Nizami-i Aruzi’nin yazılarından ulaşabiliriz. Nizami-i Aruzi yazılarında Ömer Hayyam’dan “Hace İmam Ömer” olarak bahsetmektedir. Nizami-i Aruzi’nin notlarından birinde Ömer Hayyam hakkındaki şu olay anlatılır:
    “Sarayda Melikşah’ın himayesinde bulunduğu sıralarda, Sünnilik’in merkezi olan Nişabur’da din baskısı vardı. Aynı sıralarda Hanefiler ve Şafiiler birleşerek, Allah’a beşeri bir vücut yakıştıran Karmatileri dağıtmışlardı. Bu sayede de Hacc Yolu açılmış, Ömer Hayyam’da Hacca gitmiştir.” (Asaf Halet Çelebi, 22)
    İşte bu Hacc yolculuğundan sonra tamamen içine kapanan Hayyam iyice karamsar bir kişiliğe bürünmüştür. Dönüşünde uğradığı Bağdat’ta, O’nu ziyarete gelen bilginleri geri çevirmiş, kimseyle görüşmek istemediğini belirtmiştir. Tam da bu dönemde kendini edebiyata ve felsefeye adayan Hayyam, hayatın acımasızlığına, yalanı gerçek sayıp savunana sözde bilginlere, ikiyüzlü dostlara karşı olan sitemini ve isyanını rubaileri aracılığıyla belirtmek istemiş ve en karamsar, en sert dilli rubailerini yazmıştır. İşte Ömer Hayyam’a kâfir dedirten birçok rubai bu dönemde yazılanlardandır.
    Ömer Hayyam’a kâfir denmesinin nedenlerinden biri de camiye gitmemesidir. Daha doğrusu namaz kılmamasıdır. Ömer Hayyam hiçbir zaman beş vakit namaz kılan biri olmamıştır, bu doğru, ancak böyle olması O’nun dinsiz bir insan olduğunu göstermez. Zaten Ömer Hayyam hayatının büyük bir kısmını çöllerde bedevi hayatı sürerek geçirmiştir, Melikşah’la savaşlara katılmıştır. Yerleşik bir hayat düzeni olmadığı için namaz kılma alışkanlığı edinememiştir. Kaldı ki Ömer Hayyam zamanında da, bugün de çok çeşitli olan inançlardan birçoğu camide secde edilmesini gerek görmez. Örneğin, Arap Alevilerinin ve Bektaşilerin namazları camide kılınmaz. Buna rağmen, Ömer Hayyam hiç namaz kılmaz demek de çok güçtür. Yaşadığı döneme çok yakın tarihlerde kaleme alınmış bazı eserlerden Ömer Hayyam’ın namaz kıldığını anlayabiliyoruz. Ömer Hayyam’ın ölümünden üç yıl sonra, ölümünde yanında bulunan Şehrizuri tarafından kaleme alınan bir yazıda, Hayyam’ın ölümü şu şekilde aktarılıyor:
    Ömer Hayyam bir gün (bu 515 yılına karşılık olan 1123 yılı içindedir), İbn-i Sina’nın Kitabü’ş-Şifa’sının ilahiyat bahsini okumakta olduğu halde, altundan bir kürdanla dişlerini karıştırıyordu. Bu kitaptaki “Bir ve Çok” bahsine geldiği zaman, kürdanı kitabın iki yaprağı arasına koydu. Hemen ayağa kalktı. Son vasiyetlerini yaptı. O gün bir şey yiyip içmedi. Nihayet son yatsı namazını da kıldı. Sonra secdeye kapanarak: ‘Yarabbi! Bilirsin ki, ben seni bileceğin kadar bildim. Bana mağrifet et. Hakikaten seni bilmem, gufranıma vesiledir!’ dedi ve ruhunu teslim etti. (Asaf Halet Çelebi, 25)
    Bu yazıdan da anlaşılacağı gibi Ömer Hayyam namaz kılıyormuş, hatta inanan bir Müslüman için çok büyük bir mutluluk sayılan “secdede ölmek”, Ömer Hayyam’a kısmet olmuştur. Bütün bunların dışında, Ömer Hayyam da bütün Müslümanlar gibi Ahiret İnancına sahipti. Birçok rubaisinde topraktan gelip toprağa gideceğimizi, diğer tarafta hesap vereceğimizi, bu dünyanın boş olduğunu önemli olanın diğer taraf olduğunu vurgulamıştır.
    “Ey habersizler! Bu şekillenmiş varlık (beden) hiçtir,
    Bu dokuz katlı ve bezenmiş gökkubbe de hiçtir.
    Hoş ol ki bu Kurulup-Dağılma Yurdu’nda (dünya):
    Bir nefese bağlıyız, o da hiçtir.” (Ahmet Kırca, 9)
    örneğinden de anlaşılacağı gibi, Ömer Hayyam’a göre önemli olan ne kadar yaşadığın değil, nasıl yaşadığındır. Başka bir örnekte ise;
    “Ey salt varlık olan Rabbim! Sen yokluktan uzaksın,
    Hiçbir yerde değilsin ama her yerde varsın.
    Ey, yeri yönü bulunmadan var olan varlık!
    Sen nerdesin! Neresi var ki orda olmayasın?” (Ahmet Kırca, 16)
    bu rubaisinde ise Allah’ın ne kadar büyük olduğuna övgüler yağdırmaktadır. Ömer Hayyam’ın iman etme tarzı çağdaşlarından farklıydı demiştik. Bu durumu kendi rubailerinde de dile getiren Ömer Hayyam, bu rubailerinde neredeyse “Tanrıyla Dertleşme” havasındadır. İşte farklı ibadet tarzıyla, farklı yazma tarzı bir araya gelince Ömer Hayyam’ı anlamayanlar, O’na kâfir ve ayyaş sıfatlarını yakıştırmayı ve O’nu dışlamayı çare olarak görmüşlerdir.
    “Ey, yaratılmışların önü ve sonu olan!
    İster yak beni ister sev, razıyım ne yapsan.
    Sana meyhanede gönlümün sırrını açmak,
    Yeğdir mihrapta sensiz kıldığım namazdan.” (Ahmet Kırca, 29)
    kilit rubailerden biri olan bu rubaiyi, Ömer Hayyam’a kâfir diyenler şöyle anlamıştır: “ben namaz kılmam, benim namazım meyhanede içtiğim içkidir. Bunun içinde bana istediğini yapabilirsin istersen yak, istersen kabul et. Umurumda değil.” Ancak burada Ömer Hayyam’ın bahsettiği şey: “diğer insanlar gibi camilerde yalandan namaz kılıp, cami dışında her haltı yemektense; meyhane köşelerinde de olsa, en saf ve en dürüst halimle sana iman ederim. Ben onlardan farklıyım. Bunun için de ister yak, ister böyle kabul et beni.”dir. Ömer Hayyam’ın Ahiret inancının varlığının en açık olduğu rubai ise;
    “Sırlar perdesinin arkasına yol yok,
    O âlemden bir haber veren de yok,
    Toprağın bağrıdır gideceğimiz yer,
    Dünya gerçeği bu, masal dinlersen çok…” (Ahmet Kırca, 29)
    burada Hayyam “O âlem” derken şüphesiz “Ahiret’i” kastetmiştir.
    Sonuç olarak, bunca bilinen fakat hep göz ardı edilen bilgilerin ışığında Ömer Hayyam’ın bir dinsiz, bir inançsız olmadığını; tam aksine dinine bağlı, Hacc vazifesini yerine getirmiş bir Müslüman olduğunu anlayabiliyoruz.
    Ömer Hayyam hakkındaki ikinci bir iddia ise O’nun içkici, meyhaneden çıkmayan, ayyaş bir insan olduğu yönündedir. Fakat eski kaynaklarda (bilginlerin notları, Ömer Hayyam’ın kendi notları, resmi evraklar vs.) Ömer Hayyam’dan aklı başında ve saygı duyulan bir bilim adamı olarak bahsediliyor. Ömer Hayyam hakkındaki bu düşüncelerin kökeni Hayyam’ın rubaileridir. Daha doğrusu kendisinin olmayıp da kendisininmiş gibi gösterilip, kabul edilen rubailerdir. Ömer Hayyam’ın rubaileri değiştirilmeye, yanlış yorumlanmaya o kadar açık ki, her önüne gelen aklından geçeni söylemiş fakat “bu benimdir” demekten korktukları için ve en uygun kişi de Ömer Hayyam olduğu için O’na mal etmişlerdir. Ömer Hayyam rubailerinin yanlış anlaşılmaya çok müsait oluşunu Sabahattin Eyüboğlu şöyle açıklamıştır:



  5. 18.Ocak.2009, 03:32
    3
    nursema
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 25.Ağustos.2007
    Üye No: 2198
    Mesaj Sayısı: 386
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 7
    Yaş: 37

    --->: Ömer Hayyam--

    “Ömer Hayyam düşüncede yaptığını dilde de yapmış, bütün büyük adamlar gibi O’da halkın, meydanın kelimeleri ile konuşmuş; bu kelimelere halkın zor anlayacağı, belki de yanlış yorumlayacağı yeni anlamlar yüklemiş.”
    Aynı durumu Yahya Kemal Beyatlı ise kendi yazdığı,
    “Hayyam’a muzaf olan rubailerde
    Bir hayli külaahlar karışmış görünür
    Kaailleri gâhî cücedir gâhî dev
    Cinlerle ilaahlar karışmış görünür.”
    rubaisi ile dile getirerek, ortadaki yanlış anlaşılmaya dikkat çekiyor. Bu rubainin son dizesinde geçen “cinlerle ilaahlar karışmış görünür” cümlesi, Ömer Hayyam rubailerinin ne denli anlaşılması ve ayırt edilmesi zor cümlelerden ve anlam derinliklerinden oluştuğunun göstergesidir. Daha önce bahsettiğim gibi Ömer Hayyam’ın Rubailerinde şarap kelimesi çok fazla kullanılır. Hatta rubai yazan şairler arasında en çok kullanan kişi Hayyam’dır. Ancak bu rubailerde geçen şarap kelimesi bizim bildiğimiz üzümden yapılma, içildiğinde beyni uyuşturan alelade şarabı mı kastetmektedir? Bu soruya Asaf Halet Çelebi;
    “Ömer Hayyam şiirlerindeki şarap bir semboldür, kötümserliğe karşı bir panzehir, hür insanların düşüncelerini saran bir huzur hissinin timsali sayılmalıdır.”
    diyerek cevap vermiştir. Dahası rubailerinde şarap kelimesini kullanan tek şair Hayyam değildi. Bütün Arap ve Türk illerinin gurur kaynağı olan Mevlana Celaleddin Rumi’de yazdığı rubailerde şarap kelimesini kullanmıştır, hem de Ömer Hayyam ile aynı şekilde. Ancak Mevlana bir rubaisinde;
    “Bizim bu sarhoşluğumuz kızıl şaraptan değildir;
    Bu şarap bizim sevdamızın kadehinden başka yerde bulunmaz.
    Sen şarabı dökmek için geldin, ama ben,
    Ortada şarabı olmayan bir sarhoşum.” (Asaf Halet Çelebi, 13)
    diyerek rubailerinde bahsettiği şarabın nasıl bir şarap olduğunu açıklamıştır. Ömer Hayyam da rubailerinde şarap kelimesini Mevlana’nın kullandığı anlamda kullanmıştır. Ancak aynı şeyi farklı şekillerde yazmış olduklarından dolayı Mevlana hak ettiği değeri görürken, Hayyam kâfir ilan edilmiştir. Ömer Hayyam’ın, Mevlana gibi açıkça söylemese de, kullandığı şarap kelimesinin daha başka şeyleri işaret ettiği çok bariz olan rubaileri vardır.
    “İnciyi tutsak bir damla yapar,
    Sıkıntısız hür olan mı var?
    Malın mülkün yoksa canın sağ olsun;
    Boşalan kadeh gün olur dolar.” (Ahmet Kırca, 86)
    son mısrada geçen “boşalan kadeh gün olur dolar” cümlesi bizim bildiğimiz “gün olur devran döner” atasözüne denk gelmektedir.
    “Tam bilebilseydin gizlerini yaşamın;
    Ölüm neden Tanrı emri, az çok anlardın.
    Bugün kendindesin hiçbir şey bildiğin yok,
    Kendinden geçince neyi bileceksin yarın?” (Ahmet Kırca, 122)
    Ömer Hayyam bu rubaide “kendinden geçince” derken, bildiğimiz şarabın etkisiyle kendinden geçmekten, sarhoş olmaktan bahsetmiyor. Hayyam “kendinden geçince” derken “ölümü” kastetmektedir. Yani “öldükten sonra neyi bileceksin” demiştir.
    “Ey, gününü dertle, sıkıntıyla geçiren:
    Zaman bile utanır şu yaptığın işten.
    Saz ezgisiyle billur kadehten şarap iç!
    Billur kadehin bir taşla güme gitmeden.” (Ahmet Kırca, 59)
    Hayyam bu rubainin son iki dizesinde ise “hayatını doğru yaşa, günü gelip de ölmeden hayatının değerini bil ve tadını çıkar” demek istemiştir.
    “En iyi ve can dostlar yok olup gittiler
    Ecelin ayağı altında birer birer.
    Beraber içmiştik ömür meyhanesinde
    Onlar bizden önce kendilerinden geçtiler.” (Ahmet Kırca, 114)
    bu rubaisinde ise “hayat” kelimesi yerine “ömür meyhanesi” kelime grubunu kullanmış; “bizden önce kendilerinden geçtiler” derken de öldüklerini belirtmek istemiştir. Örneklerden de anlaşılacağı gibi Ömer Hayyam’ın rubailerindeki şarap ve şarapla ilgili kelimelerin aslında başka anlamlar yüklü, derinliği olan kelimelerdir. Şimdi asıl soru “ayyaş ve meyhaneden çıkmayan bir insan, nasıl olurda bu kadar anlam derinliği olan rubailer yazabilir. Üstelik bu rubaileri Farsça ve uygulanması en zor olan ölçü aruz ölçüsü ile yazdığını düşürsek Ömer Hayyam’ın ayyaş olamayacağı sonucuna varabiliriz. Zaten Ömer Hayyam’ın sadece bilimsel alandaki çalışmaları bile, O’nun zekâsını ve dehasını ortaya koymakla birlikte, bu zekânın sarhoş kafayla bu denli düzgün ve doğru kullanılamayacağını kanıtlar niteliktedir. Ömer Hayyam’ın başlıca çalışmalarını sayarsak:
    Matematik alanında hala çözülmesi zor olan problemler yaratmış, yaratmakla da kalmamış bu problemleri çözüme kavuşturmuştur.
    Parabol’ün üst kademesi olan Hiperbol’u (3’lü hacim) kullanmıştır.
    Günümüzde bile çözümü çok zor olan 3 bilinmeyenli denklemler çözmüştür.
    Yunanlılardan esinlenerek Güneş Saati yapmıştır. (günümüzde kullanılan saate en yakın ölçekli saat)
    Pisagor Üçgeni diye bilinen üçgeni ve katsayılarını bulan ve ilk kez kullanan kişi Ömer Hayyam’dır. Ancak bu çalışmalarını yazıya geçirmediği için daha sonra Pisagor tarafından bulunmuş ve onun adıyla anılmıştır.
    Matematikte ve geometride bilinmeyen olan “X”i bulan ve ilk kez kullanan kişidir. (Türkçede nesneler için kullanılan “Şey”in Farsçadaki karşılığı “Xey”dir. Buradan da “bilinmeyen nesne” anlamında “X” harfini kullanmıştır.)
    “0” (sıfır) rakamını bulan ve ilk kez kendi problemlerinin çözümünde kullanan kişidir.
    Dünya’nın yuvarlak olduğunu ve kendi ekseni etrafında döndüğünü söyleyen ilk kişilerdendir. Bu kanıya “Çark-ı Felek” rubaisinden varabiliyoruz:
    “Bizi şaşkına çeviren bu Çark-ı Felek
    Bildiğimiz bir Çin Feneri,
    Güneş lambası, Evren ise gölge
    Biz de bulanık biçimleriz umursanmayan.” (Harold Lamb, 322)
    Hayyam hiç şüphe yok ki bu rubaisinde Güneş sisteminden bahsetmektedir. Sistemi bir Çin Feneri’ne benzeten Hayyam, Güneş’in merkezde olduğunu ve diğer gezegenlerin O’nun etrafında döndüğünü çok açık bir şekilde dile getirmiştir.
    Üç aşamalı bir kehanet yapabilen tek insandır. Hayyam henüz 17 yaşındayken, 1071’deki Malazgirt Savaşı öncesi, kamp yaptıkları yerde, Sultan Alp Arslan’ın oğlu Yavru Arslan’a yani Melikşah’a;
    “Zerdüşt’ü dinle! Birbirleriyle kıyasıya savaşan iki hükümdar varmış. Kaderlerini merak ederek gökyüzüne sormuşlar. Doğudaki hükümdara talihinin yükseldiğini bildirmiş gökyüzü, batıdakine ise alçaldığını. Ancak –kehanete kulak verecek olursak– ölüm alameti ikisinin üzerinde de asılıymış.” (Harold Lamb, 23)
    diyerek Melikşah’a Malazgirt Savaşı’nın zaferle sonuçlanacağını, ancak buna rağmen babası Alp Arslan’ın öleceğini ve en büyük oğlu olduğu için tahta kendisinin geçeceğini kehanette bulunmuştur.
    Astronomi’yi ve yıldızların hareketini izleyerek hava raporu verebiliyordu. (Sultan ava çıkmadan önce Hayyam’dan yağmursuz geçecek 5 gün ayarlamasını istemişti.)
    Sultan Melikşah’ın Baş müneccim’i ve rasathanesinin müdürüydü.
    Melikşah adına bir takvim hazırlamıştır. (çalışmaları yedi yıl süren bu takvime “Takvim-i Melikşahi, Celali ya da Hayyam Takvimi denmekteydi. Bu takvim günümüzde kullandığımız Gregoryen Takvimi’nden daha isabetli bir takvimdir. Gregoryen Takvimi 3330 yılda 1 gün saparken, Hayyam Takvimi 5000 yılda 1 gün sapmaktadır.)
    Bir yılın 365 gün 6 saat olduğunu ve takvime 4 yılda bir fazladan bir gün ekleyerek 366 gün olması gerektiğini söyleyen ilk kişidir.
    İşte bu çalışmaları sayesinde daha yaşarken (20 yaşından itibaren) mutlak gerçeğe ulaşmak için başvurulacak ilk belge anlamına gelen “Hoccet’ül Hakk” sıfatıyla anılmaya başlamıştır. Kendinden sonraki dönemin en büyük bilginleri olan Ebül Muzaffer Esferazi ve Meymun Necib el-Vasit-i’ye hocalık yapmıştır. Melikşah’ın veziri Nizam’ül Mülk, Sultan Sencer’in veziri ve büyük bilgin Abdülrezzak, büyük hâkim Ebulhamid Gazali, Ebulhasan, Gazali, şair Nizam-ı Aruzi gibi bilginlerle çok yakın arkadaşlıklar kurmuştur.
    Sonuç olarak görüldüğü üzere, Ömer Hayyam çevresi çok büyük kişilerden oluşan, yaşça kendisinden büyüklerin bile saygısını kazanmış, günümüze bile etkileri olan ve uzun yıllar etkilerinin devam edeceği çalışmalar yapmış olan bir bilim adamıdır. Bütün bu yaptığı çalışmaların, sarhoş bir insan tarafından yapılamayacağı kesindir. Zaten Ömer Hayyam gerçekten sarhoş bir insan olsaydı, Sultan Melikşah’ın ve veziri Nizam’ül Mülk’ün saygı duyduğu, çalışmalarının desteklendiği, adına bir rasathane yaptırılıp çalışmalarının takip edildiği, ağzından çıkan her sözün Melikşah tarafından bile bir emir olarak algılanacak kadar çok değer verildiği bir insan olamazdı. Yani Hayyam gerçekten denildiği gibi sarhoş biri olsaydı ne Melikşah ne de acımasızlığıyla ünlü Nizam’ül Mülk O’nu yanına yaklaştırır ve arkadaşı olarak görürdü. Ancak zamanında şarabın su gibi içildiğini bilip de Ömer Hayyam’ın şarap içmediğini söylemek tamamen saflık olur. Tabiî ki Ömer Hayyam da şarap içmiş ve hatta içki meclislerine katılmıştır. Bunu da birkaç rubaisinden anlayabiliyoruz:
    “Dostlar kurduğunuzda cem meclisini (içki meclisi),
    Hatırlayıp anın eski pirinizi.
    Zavallı Hayyam’a gelince içmek sırası:
    “O burada yok,” deyin, devirin kadehini.” (Ahmet Kırca, 62)
    Ama yine de bu birkaç rubaiye dayanarak Ömer Hayyam’a gece-gündüz içen, sürekli sarhoş dolaşan, ayyaşın teki demek çok zordur. Son olarak, Ömer Hayyam sanılanın, düşünülenin tam aksine Hacca gitmiş bir hacı, bütün ömrü boyunca olmasa da namaz kılan bir Müslüman, Allah’tan yana şüphesi olmayan inançlı bir kişiydi. Ayrıca yaşadığı süre içerisinde birçok kez içki içmiş olmasından ve içki meclislerinde bulunmasından dolayı da, O’nun zevk düşkünü, ayyaş bir insan olduğu sonucuna varmak tarihe büyük bir haksızlık olur. Kısacası çoğu insanın Ömer Hayyam hakkındaki düşünceleri bağnazlık boyutundadır. Bu nedenle de değiştirilmesi zordur bu düşüncelerin. Çünkü Ömer Hayyam’ı nasıl görmek istiyorlarsa öyle görmekte ve göstermektedirler. Ancak bakmayı ve görmeyi bilenler, Ömer Hayyam’ın, rubailerinde kendini çok açık bir şekilde ifade etmekte olduğunu fark edebileceklerdir.

    KAYNAKÇA

    1. Çelebi, Asaf Halet. Ömer Hayyam ve Rubaileri, Hece Yayınları 49, 2003
    2. Maalouf, Âmin. Semerkant, Yapı Kredi Yayınları 285, 1993
    3. Kırca, Ahmet. Ömer Hayyam Rubaileri, Ötüken Yayınları 662, 2006
    4. Lamb, Harold. Yıldızların Efendisi Hayyam, Yurt Yayınları 99, 1999
    5. Beyatlı, Yahya Kemal. Rubailer
    6. Eyüboğlu, Sabahattin. Hayyam-Bütün Dörtlükleri



  6. 18.Ocak.2009, 03:32
    3
    Devamlı Üye
    “Ömer Hayyam düşüncede yaptığını dilde de yapmış, bütün büyük adamlar gibi O’da halkın, meydanın kelimeleri ile konuşmuş; bu kelimelere halkın zor anlayacağı, belki de yanlış yorumlayacağı yeni anlamlar yüklemiş.”
    Aynı durumu Yahya Kemal Beyatlı ise kendi yazdığı,
    “Hayyam’a muzaf olan rubailerde
    Bir hayli külaahlar karışmış görünür
    Kaailleri gâhî cücedir gâhî dev
    Cinlerle ilaahlar karışmış görünür.”
    rubaisi ile dile getirerek, ortadaki yanlış anlaşılmaya dikkat çekiyor. Bu rubainin son dizesinde geçen “cinlerle ilaahlar karışmış görünür” cümlesi, Ömer Hayyam rubailerinin ne denli anlaşılması ve ayırt edilmesi zor cümlelerden ve anlam derinliklerinden oluştuğunun göstergesidir. Daha önce bahsettiğim gibi Ömer Hayyam’ın Rubailerinde şarap kelimesi çok fazla kullanılır. Hatta rubai yazan şairler arasında en çok kullanan kişi Hayyam’dır. Ancak bu rubailerde geçen şarap kelimesi bizim bildiğimiz üzümden yapılma, içildiğinde beyni uyuşturan alelade şarabı mı kastetmektedir? Bu soruya Asaf Halet Çelebi;
    “Ömer Hayyam şiirlerindeki şarap bir semboldür, kötümserliğe karşı bir panzehir, hür insanların düşüncelerini saran bir huzur hissinin timsali sayılmalıdır.”
    diyerek cevap vermiştir. Dahası rubailerinde şarap kelimesini kullanan tek şair Hayyam değildi. Bütün Arap ve Türk illerinin gurur kaynağı olan Mevlana Celaleddin Rumi’de yazdığı rubailerde şarap kelimesini kullanmıştır, hem de Ömer Hayyam ile aynı şekilde. Ancak Mevlana bir rubaisinde;
    “Bizim bu sarhoşluğumuz kızıl şaraptan değildir;
    Bu şarap bizim sevdamızın kadehinden başka yerde bulunmaz.
    Sen şarabı dökmek için geldin, ama ben,
    Ortada şarabı olmayan bir sarhoşum.” (Asaf Halet Çelebi, 13)
    diyerek rubailerinde bahsettiği şarabın nasıl bir şarap olduğunu açıklamıştır. Ömer Hayyam da rubailerinde şarap kelimesini Mevlana’nın kullandığı anlamda kullanmıştır. Ancak aynı şeyi farklı şekillerde yazmış olduklarından dolayı Mevlana hak ettiği değeri görürken, Hayyam kâfir ilan edilmiştir. Ömer Hayyam’ın, Mevlana gibi açıkça söylemese de, kullandığı şarap kelimesinin daha başka şeyleri işaret ettiği çok bariz olan rubaileri vardır.
    “İnciyi tutsak bir damla yapar,
    Sıkıntısız hür olan mı var?
    Malın mülkün yoksa canın sağ olsun;
    Boşalan kadeh gün olur dolar.” (Ahmet Kırca, 86)
    son mısrada geçen “boşalan kadeh gün olur dolar” cümlesi bizim bildiğimiz “gün olur devran döner” atasözüne denk gelmektedir.
    “Tam bilebilseydin gizlerini yaşamın;
    Ölüm neden Tanrı emri, az çok anlardın.
    Bugün kendindesin hiçbir şey bildiğin yok,
    Kendinden geçince neyi bileceksin yarın?” (Ahmet Kırca, 122)
    Ömer Hayyam bu rubaide “kendinden geçince” derken, bildiğimiz şarabın etkisiyle kendinden geçmekten, sarhoş olmaktan bahsetmiyor. Hayyam “kendinden geçince” derken “ölümü” kastetmektedir. Yani “öldükten sonra neyi bileceksin” demiştir.
    “Ey, gününü dertle, sıkıntıyla geçiren:
    Zaman bile utanır şu yaptığın işten.
    Saz ezgisiyle billur kadehten şarap iç!
    Billur kadehin bir taşla güme gitmeden.” (Ahmet Kırca, 59)
    Hayyam bu rubainin son iki dizesinde ise “hayatını doğru yaşa, günü gelip de ölmeden hayatının değerini bil ve tadını çıkar” demek istemiştir.
    “En iyi ve can dostlar yok olup gittiler
    Ecelin ayağı altında birer birer.
    Beraber içmiştik ömür meyhanesinde
    Onlar bizden önce kendilerinden geçtiler.” (Ahmet Kırca, 114)
    bu rubaisinde ise “hayat” kelimesi yerine “ömür meyhanesi” kelime grubunu kullanmış; “bizden önce kendilerinden geçtiler” derken de öldüklerini belirtmek istemiştir. Örneklerden de anlaşılacağı gibi Ömer Hayyam’ın rubailerindeki şarap ve şarapla ilgili kelimelerin aslında başka anlamlar yüklü, derinliği olan kelimelerdir. Şimdi asıl soru “ayyaş ve meyhaneden çıkmayan bir insan, nasıl olurda bu kadar anlam derinliği olan rubailer yazabilir. Üstelik bu rubaileri Farsça ve uygulanması en zor olan ölçü aruz ölçüsü ile yazdığını düşürsek Ömer Hayyam’ın ayyaş olamayacağı sonucuna varabiliriz. Zaten Ömer Hayyam’ın sadece bilimsel alandaki çalışmaları bile, O’nun zekâsını ve dehasını ortaya koymakla birlikte, bu zekânın sarhoş kafayla bu denli düzgün ve doğru kullanılamayacağını kanıtlar niteliktedir. Ömer Hayyam’ın başlıca çalışmalarını sayarsak:
    Matematik alanında hala çözülmesi zor olan problemler yaratmış, yaratmakla da kalmamış bu problemleri çözüme kavuşturmuştur.
    Parabol’ün üst kademesi olan Hiperbol’u (3’lü hacim) kullanmıştır.
    Günümüzde bile çözümü çok zor olan 3 bilinmeyenli denklemler çözmüştür.
    Yunanlılardan esinlenerek Güneş Saati yapmıştır. (günümüzde kullanılan saate en yakın ölçekli saat)
    Pisagor Üçgeni diye bilinen üçgeni ve katsayılarını bulan ve ilk kez kullanan kişi Ömer Hayyam’dır. Ancak bu çalışmalarını yazıya geçirmediği için daha sonra Pisagor tarafından bulunmuş ve onun adıyla anılmıştır.
    Matematikte ve geometride bilinmeyen olan “X”i bulan ve ilk kez kullanan kişidir. (Türkçede nesneler için kullanılan “Şey”in Farsçadaki karşılığı “Xey”dir. Buradan da “bilinmeyen nesne” anlamında “X” harfini kullanmıştır.)
    “0” (sıfır) rakamını bulan ve ilk kez kendi problemlerinin çözümünde kullanan kişidir.
    Dünya’nın yuvarlak olduğunu ve kendi ekseni etrafında döndüğünü söyleyen ilk kişilerdendir. Bu kanıya “Çark-ı Felek” rubaisinden varabiliyoruz:
    “Bizi şaşkına çeviren bu Çark-ı Felek
    Bildiğimiz bir Çin Feneri,
    Güneş lambası, Evren ise gölge
    Biz de bulanık biçimleriz umursanmayan.” (Harold Lamb, 322)
    Hayyam hiç şüphe yok ki bu rubaisinde Güneş sisteminden bahsetmektedir. Sistemi bir Çin Feneri’ne benzeten Hayyam, Güneş’in merkezde olduğunu ve diğer gezegenlerin O’nun etrafında döndüğünü çok açık bir şekilde dile getirmiştir.
    Üç aşamalı bir kehanet yapabilen tek insandır. Hayyam henüz 17 yaşındayken, 1071’deki Malazgirt Savaşı öncesi, kamp yaptıkları yerde, Sultan Alp Arslan’ın oğlu Yavru Arslan’a yani Melikşah’a;
    “Zerdüşt’ü dinle! Birbirleriyle kıyasıya savaşan iki hükümdar varmış. Kaderlerini merak ederek gökyüzüne sormuşlar. Doğudaki hükümdara talihinin yükseldiğini bildirmiş gökyüzü, batıdakine ise alçaldığını. Ancak –kehanete kulak verecek olursak– ölüm alameti ikisinin üzerinde de asılıymış.” (Harold Lamb, 23)
    diyerek Melikşah’a Malazgirt Savaşı’nın zaferle sonuçlanacağını, ancak buna rağmen babası Alp Arslan’ın öleceğini ve en büyük oğlu olduğu için tahta kendisinin geçeceğini kehanette bulunmuştur.
    Astronomi’yi ve yıldızların hareketini izleyerek hava raporu verebiliyordu. (Sultan ava çıkmadan önce Hayyam’dan yağmursuz geçecek 5 gün ayarlamasını istemişti.)
    Sultan Melikşah’ın Baş müneccim’i ve rasathanesinin müdürüydü.
    Melikşah adına bir takvim hazırlamıştır. (çalışmaları yedi yıl süren bu takvime “Takvim-i Melikşahi, Celali ya da Hayyam Takvimi denmekteydi. Bu takvim günümüzde kullandığımız Gregoryen Takvimi’nden daha isabetli bir takvimdir. Gregoryen Takvimi 3330 yılda 1 gün saparken, Hayyam Takvimi 5000 yılda 1 gün sapmaktadır.)
    Bir yılın 365 gün 6 saat olduğunu ve takvime 4 yılda bir fazladan bir gün ekleyerek 366 gün olması gerektiğini söyleyen ilk kişidir.
    İşte bu çalışmaları sayesinde daha yaşarken (20 yaşından itibaren) mutlak gerçeğe ulaşmak için başvurulacak ilk belge anlamına gelen “Hoccet’ül Hakk” sıfatıyla anılmaya başlamıştır. Kendinden sonraki dönemin en büyük bilginleri olan Ebül Muzaffer Esferazi ve Meymun Necib el-Vasit-i’ye hocalık yapmıştır. Melikşah’ın veziri Nizam’ül Mülk, Sultan Sencer’in veziri ve büyük bilgin Abdülrezzak, büyük hâkim Ebulhamid Gazali, Ebulhasan, Gazali, şair Nizam-ı Aruzi gibi bilginlerle çok yakın arkadaşlıklar kurmuştur.
    Sonuç olarak görüldüğü üzere, Ömer Hayyam çevresi çok büyük kişilerden oluşan, yaşça kendisinden büyüklerin bile saygısını kazanmış, günümüze bile etkileri olan ve uzun yıllar etkilerinin devam edeceği çalışmalar yapmış olan bir bilim adamıdır. Bütün bu yaptığı çalışmaların, sarhoş bir insan tarafından yapılamayacağı kesindir. Zaten Ömer Hayyam gerçekten sarhoş bir insan olsaydı, Sultan Melikşah’ın ve veziri Nizam’ül Mülk’ün saygı duyduğu, çalışmalarının desteklendiği, adına bir rasathane yaptırılıp çalışmalarının takip edildiği, ağzından çıkan her sözün Melikşah tarafından bile bir emir olarak algılanacak kadar çok değer verildiği bir insan olamazdı. Yani Hayyam gerçekten denildiği gibi sarhoş biri olsaydı ne Melikşah ne de acımasızlığıyla ünlü Nizam’ül Mülk O’nu yanına yaklaştırır ve arkadaşı olarak görürdü. Ancak zamanında şarabın su gibi içildiğini bilip de Ömer Hayyam’ın şarap içmediğini söylemek tamamen saflık olur. Tabiî ki Ömer Hayyam da şarap içmiş ve hatta içki meclislerine katılmıştır. Bunu da birkaç rubaisinden anlayabiliyoruz:
    “Dostlar kurduğunuzda cem meclisini (içki meclisi),
    Hatırlayıp anın eski pirinizi.
    Zavallı Hayyam’a gelince içmek sırası:
    “O burada yok,” deyin, devirin kadehini.” (Ahmet Kırca, 62)
    Ama yine de bu birkaç rubaiye dayanarak Ömer Hayyam’a gece-gündüz içen, sürekli sarhoş dolaşan, ayyaşın teki demek çok zordur. Son olarak, Ömer Hayyam sanılanın, düşünülenin tam aksine Hacca gitmiş bir hacı, bütün ömrü boyunca olmasa da namaz kılan bir Müslüman, Allah’tan yana şüphesi olmayan inançlı bir kişiydi. Ayrıca yaşadığı süre içerisinde birçok kez içki içmiş olmasından ve içki meclislerinde bulunmasından dolayı da, O’nun zevk düşkünü, ayyaş bir insan olduğu sonucuna varmak tarihe büyük bir haksızlık olur. Kısacası çoğu insanın Ömer Hayyam hakkındaki düşünceleri bağnazlık boyutundadır. Bu nedenle de değiştirilmesi zordur bu düşüncelerin. Çünkü Ömer Hayyam’ı nasıl görmek istiyorlarsa öyle görmekte ve göstermektedirler. Ancak bakmayı ve görmeyi bilenler, Ömer Hayyam’ın, rubailerinde kendini çok açık bir şekilde ifade etmekte olduğunu fark edebileceklerdir.

    KAYNAKÇA

    1. Çelebi, Asaf Halet. Ömer Hayyam ve Rubaileri, Hece Yayınları 49, 2003
    2. Maalouf, Âmin. Semerkant, Yapı Kredi Yayınları 285, 1993
    3. Kırca, Ahmet. Ömer Hayyam Rubaileri, Ötüken Yayınları 662, 2006
    4. Lamb, Harold. Yıldızların Efendisi Hayyam, Yurt Yayınları 99, 1999
    5. Beyatlı, Yahya Kemal. Rubailer
    6. Eyüboğlu, Sabahattin. Hayyam-Bütün Dörtlükleri



  7. 18.Ocak.2009, 03:33
    4
    BiLaL HaTTaB
    DeLi MoLLa

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 13.Mart.2008
    Üye No: 12484
    Mesaj Sayısı: 2,526
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 29
    Yaş: 33
    Bulunduğu yer: Ne KaRa aN? YıLLaR KaRa...

    --->: Ömer Hayyam--

    Kardeşim kusura bakma da, o şiirin neyini beğendin?

    Herneyse...

    Ömer Hayyam, 1044 yılında Horasan’da doğdu. Selçuklu hükümdarı Melikşah zamanında yaşadı. Daha çok şâirlik yönüyle tanınmasıyla beraber, aynı zamanda devrinin büyük bir filozofu, matematik ve astronomi bilginiydi. Binom Açılımını ilk kullanan bilim adamıdır.


    Şiirlerini Farsça yazan Ömer Hayyâm, rübâîleriyle şöhret kazandı. Dört mısradan ibaret olan rübâîlerinde genellikle felsefî temaları işliyordu. Ömer Hayyâm, şiirlerinde insanın tabiat karşısındaki çaresizliğini, bir türlü çözemediği hayat muammasını ve ölüm karşısındaki durumunu, kötümser, muzdarip ve alaycı yöntemlerle tasvir ediyordu.


    Said Nursi, Ömer Hayyam'ın eserleri hakkında şu tespitlerde bulunmaktadır: "Üdeba-yı İslâmiyenin meşhurlarından, bedbinlikle maruf Ebu'l-Alâ-i Maarrî ve yetimâne ağlayışıyla mevsuf Ömer Hayyam gibilerin, o mesleğin nefs-i emmâreyi okşayan zevkiyle zevklenmesi sebebiyle, ehl-i hakikat ve kemalden bir sille-i tahkir ve tekfir yiyip "Edepsizlik ediyorsunuz, zındıkaya giriyorsunuz, zındıkları yetiştiriyorsunuz"(1) diye zecirkârâne tedip tokatlarını almışlar." (Said Nursi, Sözler, 30. söz)


    Bir çok bilim adamınca Batıni, Mutezile anlayışlarına dâhil görülür. Evreni anlamak için, içinde yetiştiği İslam kültüründeki hakim anlayıştan ayrılmış, kendi içinde yaptığı akıl yürütmeleri eşine az rastlanır bir edebi başarı ile dörtlükler halinde dışa aktarmıştır.

    Hayyam Rûbailerinde "abarttığı" şarap ve zevk düşkünlüğü, ayrıca islama aykırı düşüncelerini yansıtması ile zamanında ve daha sonra rûbailerini okuyan geniş çevrelerce dışlanmıştır.


    "Geçmiş-gelecek masal hep / Eğlenmene bak ömrünü berbat etme" diyen Ömer Hayyam, hayvânî hisleri tahrik eder, dünyayı bir çayır, bir mera gibi değerlendirir.


    1- (bk. İbnü’l-Cevzî, Telbisü İblîs 134-136; Süleyman İbni Abdillah, Şerhu Kitabi’t-Tevhîd s. 616; İbni Teymiyye, Kütübü ve Resailü ve Fetâvâ İbni Teymiyye 7:571, 8:260.)

    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet Editör




    "Ona göre, gerçek olan yaşanandır, dünyanın ötesinde ikinci bir dünya yoktur. İnsan, yaşadıkça gerçektir, gerçek ise yaşanandır. En şaşmaz ölçü akıl ve sağduyudur. İnsan bir akıl varlığıdır. Gerçeğe ancak akıl yolu ile ulaşılabilir."

    Şu son paragraf yeterli itikadî olarak nasıl bir saplantıda olduğuna... Bilim açısından faydalı işler yapmıştır; eyvAllah. Beni ilgilendiren bu yönü değil, itikadî yönü...

    vesselam...


  8. 18.Ocak.2009, 03:33
    4
    DeLi MoLLa
    Kardeşim kusura bakma da, o şiirin neyini beğendin?

    Herneyse...

    Ömer Hayyam, 1044 yılında Horasan’da doğdu. Selçuklu hükümdarı Melikşah zamanında yaşadı. Daha çok şâirlik yönüyle tanınmasıyla beraber, aynı zamanda devrinin büyük bir filozofu, matematik ve astronomi bilginiydi. Binom Açılımını ilk kullanan bilim adamıdır.


    Şiirlerini Farsça yazan Ömer Hayyâm, rübâîleriyle şöhret kazandı. Dört mısradan ibaret olan rübâîlerinde genellikle felsefî temaları işliyordu. Ömer Hayyâm, şiirlerinde insanın tabiat karşısındaki çaresizliğini, bir türlü çözemediği hayat muammasını ve ölüm karşısındaki durumunu, kötümser, muzdarip ve alaycı yöntemlerle tasvir ediyordu.


    Said Nursi, Ömer Hayyam'ın eserleri hakkında şu tespitlerde bulunmaktadır: "Üdeba-yı İslâmiyenin meşhurlarından, bedbinlikle maruf Ebu'l-Alâ-i Maarrî ve yetimâne ağlayışıyla mevsuf Ömer Hayyam gibilerin, o mesleğin nefs-i emmâreyi okşayan zevkiyle zevklenmesi sebebiyle, ehl-i hakikat ve kemalden bir sille-i tahkir ve tekfir yiyip "Edepsizlik ediyorsunuz, zındıkaya giriyorsunuz, zındıkları yetiştiriyorsunuz"(1) diye zecirkârâne tedip tokatlarını almışlar." (Said Nursi, Sözler, 30. söz)


    Bir çok bilim adamınca Batıni, Mutezile anlayışlarına dâhil görülür. Evreni anlamak için, içinde yetiştiği İslam kültüründeki hakim anlayıştan ayrılmış, kendi içinde yaptığı akıl yürütmeleri eşine az rastlanır bir edebi başarı ile dörtlükler halinde dışa aktarmıştır.

    Hayyam Rûbailerinde "abarttığı" şarap ve zevk düşkünlüğü, ayrıca islama aykırı düşüncelerini yansıtması ile zamanında ve daha sonra rûbailerini okuyan geniş çevrelerce dışlanmıştır.


    "Geçmiş-gelecek masal hep / Eğlenmene bak ömrünü berbat etme" diyen Ömer Hayyam, hayvânî hisleri tahrik eder, dünyayı bir çayır, bir mera gibi değerlendirir.


    1- (bk. İbnü’l-Cevzî, Telbisü İblîs 134-136; Süleyman İbni Abdillah, Şerhu Kitabi’t-Tevhîd s. 616; İbni Teymiyye, Kütübü ve Resailü ve Fetâvâ İbni Teymiyye 7:571, 8:260.)

    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet Editör




    "Ona göre, gerçek olan yaşanandır, dünyanın ötesinde ikinci bir dünya yoktur. İnsan, yaşadıkça gerçektir, gerçek ise yaşanandır. En şaşmaz ölçü akıl ve sağduyudur. İnsan bir akıl varlığıdır. Gerçeğe ancak akıl yolu ile ulaşılabilir."

    Şu son paragraf yeterli itikadî olarak nasıl bir saplantıda olduğuna... Bilim açısından faydalı işler yapmıştır; eyvAllah. Beni ilgilendiren bu yönü değil, itikadî yönü...

    vesselam...


  9. 18.Ocak.2009, 04:03
    5
    iliman
    ilim+iman

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 11.Nisan.2008
    Üye No: 16604
    Mesaj Sayısı: 674
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Yaş: 29
    Bulunduğu yer: Brûksel

    --->: Ömer Hayyam--

    ilimde o kadar derece yapmis bi insan nasil olur kesin sôzlerinde bir mesaj olmali diye dûsûndûm bende.tesekkur ederim verdiginiz bilgiler için,
    bilal hocam: sôzlerin agirligina basta çekindim ama sonra altinda mâna oldugunu dusununce çok anlamli ve hos geldi(içkiyle sarapla vs ilgim yoktur çok sukur bunuda sôyliyim


  10. 18.Ocak.2009, 04:03
    5
    ilim+iman
    ilimde o kadar derece yapmis bi insan nasil olur kesin sôzlerinde bir mesaj olmali diye dûsûndûm bende.tesekkur ederim verdiginiz bilgiler için,
    bilal hocam: sôzlerin agirligina basta çekindim ama sonra altinda mâna oldugunu dusununce çok anlamli ve hos geldi(içkiyle sarapla vs ilgim yoktur çok sukur bunuda sôyliyim


  11. 18.Ocak.2009, 04:15
    6
    BiLaL HaTTaB
    DeLi MoLLa

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 13.Mart.2008
    Üye No: 12484
    Mesaj Sayısı: 2,526
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 29
    Yaş: 33
    Bulunduğu yer: Ne KaRa aN? YıLLaR KaRa...

    --->: Ömer Hayyam--

    Alıntı
    Rahmetin var, günah işlemekten korkmam;
    "Sakın şeytan sizi Allah'ın rahmetiyle aldatmasın!" buyuran Rabbimize havale...

    Ben de teşekkür ederim kardeşim.

    vesselam...


  12. 18.Ocak.2009, 04:15
    6
    DeLi MoLLa
    Alıntı
    Rahmetin var, günah işlemekten korkmam;
    "Sakın şeytan sizi Allah'ın rahmetiyle aldatmasın!" buyuran Rabbimize havale...

    Ben de teşekkür ederim kardeşim.

    vesselam...


  13. 24.Şubat.2009, 21:45
    7
    şaf_ak
    ...MüPteLaNıM...

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 18.Aralık.2007
    Üye No: 5730
    Mesaj Sayısı: 1,134
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 18
    Yaş: 30

    --->: Ömer Hayyam--

    iliman kardeşi anlayabiliyorum ilk başta acaba derin bi mana varda ben mi anlayamıyorum dedim ve araştırıyım dedim yine mumsema da buldum

    Allah cc razı olsun..


  14. 24.Şubat.2009, 21:45
    7
    ...MüPteLaNıM...
    iliman kardeşi anlayabiliyorum ilk başta acaba derin bi mana varda ben mi anlayamıyorum dedim ve araştırıyım dedim yine mumsema da buldum

    Allah cc razı olsun..





+ Yorum Gönder