Konusunu Oylayın.: İmam Buhari ve İmam Hanife

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
İmam Buhari ve İmam Hanife
  1. 27.Aralık.2008, 22:03
    1
    master_ier
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 27.Aralık.2008
    Üye No: 44435
    Mesaj Sayısı: 2
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1
    Yaş: 34

    İmam Buhari ve İmam Hanife






    İmam Buhari ve İmam Hanife Mumsema Büyük muhaddis Buharî Et-Târîhu'l-Kebîr'inde verdiği kısa terceme-i halinde Ebu Hanife'nin mürciî olduğunu, rey ve hadisinin terkedildiğini belirtir. (Buhari, et-Tarihu'l-Kebir, VIII, 81.)

    Et-Târîhu's-Sağîr'inde ise, Nuaym b. Hammad yoluyla naklettiği bir ri-vayette Fezârî'nin şöyle dediğini kaydeder: "Süfyânu Sevrî'nin yanında idim. Ebu Hanife'nin ölüm haberi geldi. Süfyân:

    "Elhamdülillah! O İslâmı il-mek ilmek çözen birisiydi. İslamda ondan daha uğursuz biri doğmamıştır." Dedi. (Buhari, et-Tarihu’s-Sagir, II, 100.)


    Hocam, böyle bir durumda, neden ayni zamanda ikisini birden doğru yol yolcusu olarak kabul ede biliyoruz? İkisinden birini kabul etmek gerekmezmi?

    İmam Buhari haklı olarak İmam Azamı mürciilikte suçlamışsa, o zaman Buhari temize çıkar. Tersi olursa, yani İmam Azam mürcii olmamışsa, İmam Buharinin tesbiti yanlışsa, o zaman mürcii kelimesi kendine dönmüş olur.


  2. 27.Aralık.2008, 22:03
    1
    master_ier - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye



    Büyük muhaddis Buharî Et-Târîhu'l-Kebîr'inde verdiği kısa terceme-i halinde Ebu Hanife'nin mürciî olduğunu, rey ve hadisinin terkedildiğini belirtir. (Buhari, et-Tarihu'l-Kebir, VIII, 81.)

    Et-Târîhu's-Sağîr'inde ise, Nuaym b. Hammad yoluyla naklettiği bir ri-vayette Fezârî'nin şöyle dediğini kaydeder: "Süfyânu Sevrî'nin yanında idim. Ebu Hanife'nin ölüm haberi geldi. Süfyân:

    "Elhamdülillah! O İslâmı il-mek ilmek çözen birisiydi. İslamda ondan daha uğursuz biri doğmamıştır." Dedi. (Buhari, et-Tarihu’s-Sagir, II, 100.)


    Hocam, böyle bir durumda, neden ayni zamanda ikisini birden doğru yol yolcusu olarak kabul ede biliyoruz? İkisinden birini kabul etmek gerekmezmi?

    İmam Buhari haklı olarak İmam Azamı mürciilikte suçlamışsa, o zaman Buhari temize çıkar. Tersi olursa, yani İmam Azam mürcii olmamışsa, İmam Buharinin tesbiti yanlışsa, o zaman mürcii kelimesi kendine dönmüş olur.


    Benzer Konular

    - İmam Buhari ile İmam-ı Azam Ebu Hanife arasında bir sorun mu vardı?

    - İmam Şafi kendi kitaplarında, İmam Azam Ebu Hanife için uğursuz demiş midir?

    - Ebu Hanife-(İmam-ı Azam Ebu Hanife) Hayatı hakkında bilgi

    - Hadis alimleri( Imam BUHÂRÎ (ra)İmam-ı Müslim(ra)İmam-ı Tirmizi(ra)İmam-ı İbni Mace)

    - İmam Buhari ve İmam ABU HANIFAH ARASINDAKİ BAĞLANTI .. Bu videoyu türkçeye kim çevirebilir

  3. 28.Aralık.2008, 18:44
    2
    mumsema
    Administrator

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 19.Ocak.2007
    Üye No: 1
    Mesaj Sayısı: 10,075
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Bulunduğu yer: Türkiye

    --->: Imam Buhari ve Imam Hanife




    master_ier Nickli Üyeden Alıntı
    Büyük muhaddis Buharî Et-Târîhu'l-Kebîr'inde verdiği kısa terceme-i halinde Ebu Hanife'nin mürciî olduğunu, rey ve hadisinin terkedildiğini belirtir. (Buhari, et-Tarihu'l-Kebir, VIII, 81.)

    Et-Târîhu's-Sağîr'inde ise, Nuaym b. Hammad yoluyla naklettiği bir ri-vayette Fezârî'nin şöyle dediğini kaydeder: "Süfyânu Sevrî'nin yanında idim. Ebu Hanife'nin ölüm haberi geldi. Süfyân:

    "Elhamdülillah! O İslâmı il-mek ilmek çözen birisiydi. İslamda ondan daha uğursuz biri doğmamıştır." Dedi. (Buhari, et-Tarihu’s-Sagir, II, 100.)


    Hocam, böyle bir durumda, neden ayni zamanda ikisini birden doğru yol yolcusu olarak kabul ede biliyoruz? İkisinden birini kabul etmek gerekmezmi?

    İmam Buhari haklı olarak İmam Azamı mürciilikte suçlamışsa, o zaman Buhari temize çıkar. Tersi olursa, yani İmam Azam mürcii olmamışsa, İmam Buharinin tesbiti yanlışsa, o zaman mürcii kelimesi kendine dönmüş olur.
    imamı âzamın mürcii olmadığını hepimiz biliyoruz.
    Tarihte birbirlerini itham eden alimler olmuştur maalesef ama bu yazdığın ne kadar doğru bilmiyorum.
    http://www.mumsema.com/ehli-sunnet/6...-ihtilafi.html


  4. 28.Aralık.2008, 18:44
    2
    Administrator



    master_ier Nickli Üyeden Alıntı
    Büyük muhaddis Buharî Et-Târîhu'l-Kebîr'inde verdiği kısa terceme-i halinde Ebu Hanife'nin mürciî olduğunu, rey ve hadisinin terkedildiğini belirtir. (Buhari, et-Tarihu'l-Kebir, VIII, 81.)

    Et-Târîhu's-Sağîr'inde ise, Nuaym b. Hammad yoluyla naklettiği bir ri-vayette Fezârî'nin şöyle dediğini kaydeder: "Süfyânu Sevrî'nin yanında idim. Ebu Hanife'nin ölüm haberi geldi. Süfyân:

    "Elhamdülillah! O İslâmı il-mek ilmek çözen birisiydi. İslamda ondan daha uğursuz biri doğmamıştır." Dedi. (Buhari, et-Tarihu’s-Sagir, II, 100.)


    Hocam, böyle bir durumda, neden ayni zamanda ikisini birden doğru yol yolcusu olarak kabul ede biliyoruz? İkisinden birini kabul etmek gerekmezmi?

    İmam Buhari haklı olarak İmam Azamı mürciilikte suçlamışsa, o zaman Buhari temize çıkar. Tersi olursa, yani İmam Azam mürcii olmamışsa, İmam Buharinin tesbiti yanlışsa, o zaman mürcii kelimesi kendine dönmüş olur.
    imamı âzamın mürcii olmadığını hepimiz biliyoruz.
    Tarihte birbirlerini itham eden alimler olmuştur maalesef ama bu yazdığın ne kadar doğru bilmiyorum.
    http://www.mumsema.com/ehli-sunnet/6...-ihtilafi.html


  5. 28.Aralık.2008, 19:31
    3
    akşamgüneşi44
    Üye

    Üyelik Tarihi: 28.Aralık.2008
    Üye No: 44478
    Mesaj Sayısı: 1
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1
    Yaş: 37

    --->: Imam Buhari ve Imam Hanife

    böyle bir site hazırlayan siz müslüman din kardeşlerimden Allah razı olsun Allah daim etsin her şey gönlünüzce olsun.Herkese hayırlı akşamlar


  6. 28.Aralık.2008, 19:31
    3
    böyle bir site hazırlayan siz müslüman din kardeşlerimden Allah razı olsun Allah daim etsin her şey gönlünüzce olsun.Herkese hayırlı akşamlar


  7. 28.Aralık.2008, 20:20
    4
    BiLaL HaTTaB
    DeLi MoLLa

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 13.Mart.2008
    Üye No: 12484
    Mesaj Sayısı: 2,526
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 29
    Yaş: 33
    Bulunduğu yer: Ne KaRa aN? YıLLaR KaRa...

    --->: Imam Buhari ve Imam Hanife

    es-selamu aleykum ve rahmetullah...

    Kardeşim; evvela şunu söylemek gerekir ki; Buhârî'nin Ebû Hânîfe'ye olan ta'nının bu hadîselerden müteessir olmasını garib karşılamamak gerek. Zirâ beşer nefsine tesîr eden şeylerin etkisinden uzak kalmak (ismet) sâdece peygamberlere hâstır.


    Bu gibi şeyleri okurken; ille de ikisinden birini tercih edecekmişiz mantığına bürünmememiz gerekiyor. Bilakis; onların da birer beşer olduklarını ve hatadan, yanlıştan ve insanî zaaflardan ârî olmadıklarını, onların da nefs taşıdıklarını ve isterlerse allâme-i cihan olsunlar, nefislerinin etkisinde her insan gibi kalabileceklerini görmemiz gerekiyor. Biz bazı insanları, insanüstü algılar olmuşuz; bu bakımdan bu türlü şeyler okuyunca şaşkınlığımızı gizleyemiyoruz. Ya da bugün, İmam Azam'ın herhangi bir ictihadına "hatalı ictihad" diyen biri çıktığında, onu direk "sapık" konumuna getirebiliyoruz. Onlar da bir insandı. Belki "üstün insan"lardı; ama "insan üstü" değillerdi...

    Bu bakımdan bir gerçek yine gözlerimizin önüne seriliyor ki; kayırsız şartsız itaat sadece Allah ve Rasulünedir. Zira Allah hatadan münezzeh, Peygamber de İsmet sıfatı mazharıdır. Bunun dışındakilerin sözleri alınabilir de, terkedilebilir de...(Bu son cümlemi, İmam Malik ve diğer İmamlar söylemişlerdir.) Hepsi bir bahçenin, farklı çiçekleriydi. Kiminin kokusu, kiminin renginden istifade ediyoruz. Ve Allah şahit, hepsini çok seviyoruz...

    Son olarak, aşağıda linkini vereceğim konuyu okumanızın da faydası olacaktır inşAllah. Allah'a emanetsiniz. vesselam....

    tıkla=> http://www.mumsema.com/ehli-sunnet/6...-ihtilafi.html


  8. 28.Aralık.2008, 20:20
    4
    DeLi MoLLa
    es-selamu aleykum ve rahmetullah...

    Kardeşim; evvela şunu söylemek gerekir ki; Buhârî'nin Ebû Hânîfe'ye olan ta'nının bu hadîselerden müteessir olmasını garib karşılamamak gerek. Zirâ beşer nefsine tesîr eden şeylerin etkisinden uzak kalmak (ismet) sâdece peygamberlere hâstır.


    Bu gibi şeyleri okurken; ille de ikisinden birini tercih edecekmişiz mantığına bürünmememiz gerekiyor. Bilakis; onların da birer beşer olduklarını ve hatadan, yanlıştan ve insanî zaaflardan ârî olmadıklarını, onların da nefs taşıdıklarını ve isterlerse allâme-i cihan olsunlar, nefislerinin etkisinde her insan gibi kalabileceklerini görmemiz gerekiyor. Biz bazı insanları, insanüstü algılar olmuşuz; bu bakımdan bu türlü şeyler okuyunca şaşkınlığımızı gizleyemiyoruz. Ya da bugün, İmam Azam'ın herhangi bir ictihadına "hatalı ictihad" diyen biri çıktığında, onu direk "sapık" konumuna getirebiliyoruz. Onlar da bir insandı. Belki "üstün insan"lardı; ama "insan üstü" değillerdi...

    Bu bakımdan bir gerçek yine gözlerimizin önüne seriliyor ki; kayırsız şartsız itaat sadece Allah ve Rasulünedir. Zira Allah hatadan münezzeh, Peygamber de İsmet sıfatı mazharıdır. Bunun dışındakilerin sözleri alınabilir de, terkedilebilir de...(Bu son cümlemi, İmam Malik ve diğer İmamlar söylemişlerdir.) Hepsi bir bahçenin, farklı çiçekleriydi. Kiminin kokusu, kiminin renginden istifade ediyoruz. Ve Allah şahit, hepsini çok seviyoruz...

    Son olarak, aşağıda linkini vereceğim konuyu okumanızın da faydası olacaktır inşAllah. Allah'a emanetsiniz. vesselam....

    tıkla=> http://www.mumsema.com/ehli-sunnet/6...-ihtilafi.html


  9. 20.Mart.2009, 14:59
    5
    mantık
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Mart.2009
    Üye No: 47459
    Mesaj Sayısı: 116
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    --->: Imam Buhari ve Imam Hanife

    İmamı Azama mürcie diyen sadece Buhari değildir.
    İmam Eşari ve Abdulkadir Geylani Ebu Hanife için mürcie demişlerdir.

    master_ier Nickli Üyeden Alıntı
    Hocam, böyle bir durumda, neden ayni zamanda ikisini birden doğru yol yolcusu olarak kabul ede biliyoruz? İkisinden birini kabul etmek gerekmezmi?
    Katılıyorum.İmamı Azam Ebu Hanifenin mürcie değilse ki olmadığı söyleniyor.İmamı Azam mürcie olmadığına göre mürciedir diyenler müfteridir.
    Muhterem imamıza iftira atılabilir,zaten ileri yaşına bakılmaksızın zindanlarda işkencelerle öldürülmüştür.Fakat iftirayı atanlara bakınca insan inanamıyor.
    İmamı EŞARİ,Abdulkadir GEYLANİ,Buhari....


  10. 20.Mart.2009, 14:59
    5
    mantık - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    İmamı Azama mürcie diyen sadece Buhari değildir.
    İmam Eşari ve Abdulkadir Geylani Ebu Hanife için mürcie demişlerdir.

    master_ier Nickli Üyeden Alıntı
    Hocam, böyle bir durumda, neden ayni zamanda ikisini birden doğru yol yolcusu olarak kabul ede biliyoruz? İkisinden birini kabul etmek gerekmezmi?
    Katılıyorum.İmamı Azam Ebu Hanifenin mürcie değilse ki olmadığı söyleniyor.İmamı Azam mürcie olmadığına göre mürciedir diyenler müfteridir.
    Muhterem imamıza iftira atılabilir,zaten ileri yaşına bakılmaksızın zindanlarda işkencelerle öldürülmüştür.Fakat iftirayı atanlara bakınca insan inanamıyor.
    İmamı EŞARİ,Abdulkadir GEYLANİ,Buhari....


  11. 20.Mart.2009, 17:53
    6
    BiLaL HaTTaB
    DeLi MoLLa

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 13.Mart.2008
    Üye No: 12484
    Mesaj Sayısı: 2,526
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 29
    Yaş: 33
    Bulunduğu yer: Ne KaRa aN? YıLLaR KaRa...

    --->: Imam Buhari ve Imam Hanife

    esselamu aleykum ve rahmetullah..

    Değerli kardeşlerim; İmam Azam'a(rh.a) söylenen bu söz, bir iftira değildir. Konuyu anlamak için, meseleyi derinlemesine tahlil etmemiz gerekmektedir. Okuyacağınızı ümid ediyorum.

    Şöyle ki:

    Alimler, Mürcie mezhebini iki kısma ayırmışlardır:

    1) Sünnete tâbi olan Mürcieciler: Bunlar, büyük günah işleye­nin, sadece günahı kadar azap göreceğini, cehennemde ebedi olarak kalmayacağını belki de Allah Tealâ'nın, onu affedip rahmetine gark ederek ona hiç azap etmeyeceğini ve bunun, Allah tarafından bir lü­tuf olduğunu, Allah'ın ise dilediğine lütufta bulunacağını ve Allah'ın büyük lütuf sahibi olduğunu söylemişlerdir. Fıkıh ve hadis âlimlerinin çoğu bu guruptandır.

    2) Bid'atlara uyan Mürcieciler. Bunlar, inkârla beraber itaatin fayda vermediği gibi, imanla birlikte günahın bir zararı olmayaca­ğını iddia edenlerdir. Çoğunluğun görüşüne göre, aslında "Mürcie" ismi bunlara mahsustur. Herkes tarafından kınanması gerekenler de bunlardır.

    Mürcie, büyük günah işleyenin mümin sayılıp sayılmayacağı hakkındaki tartışmaların çoğaldığı bir dönemde ortaya çıkmıştır.

    Hâriciler, büyük günah işleyenin kâfir olduğunu, Mutezililer ise bunların mümin olmadığını, fakat kendilerine "müslüman" denebi­leceğini ileri sürmüşler, Hasan el-Basrî ve tabiînden bir gurup da, buyuk günah işleyenin münafık olduğunu, çünkü yapılan amellerin, kalbin delili sayılacağını, dille, söylenen sözün imana delil olmaya­cağını söylemişlerdir.

    Müslümanların çoğunluğu ise, büyük, günah işleyenin günahkâr, fakat mümin olduğunu, durumunun Allah'a kaldığını, Allah diler­se, ona, günahı kadar azap edeceğini, dilerse onu affedeceğini be­yan etmişlerdir.
    İşte bu ihtilaflı ortam içerisinde "Mürcie" fırkası ortaya çıkmış, kafirlikle birlikte yapılan itaatin hiçbir faydası olmadığı gibi, günah işlemenin de imana herhangi bir zararı olmayacağını açıkça ileri sürmüşlerdir.

    Bu fırkaya mensup olanlardan bazıları da, büyük günah işleyen kışının durumunun, kıyamet gününde Allah'a bırakıldığını beyan et­mişler ve bunlar, ehl-i sünnet vel cemaat âlimlerinin, birçoğu ile pekçok noktalarda birleşmişlerdir. Hatta, görüşler, incelikleriyle tet­kik edildiği zaman, bunların görüşlerinin, aynen ehl-i sünnetin görüşleri olduğu ortaya çıkar.

    Müslümanlar arasındaki ihtilaflar had bir safhaya varıp sadece anlaşmazlıklar hakkında hüküm verme safhasında kalmayıp, büyük günah işleyenin durumu da bunlara eklenince, ortaya meseleler hakkında peşin hüküm vermeyen ve işi Allah'a havale eden bir kı­sım sahabîlerin yolunu izleyen yepyeni bir gurup çıktı. Bu yeni gu­rup, büyük günah işleyenin durumu hakkında peşin hüküm verile­meyeceğini, bunların durumlarının, gaybları bilen Allah'a bırakıldı­ğını beyan etmişler, siyasi tartışmalardan uzak kalmışlar ve günah işleyen kişi hakkında herhangi bir şey söylemekten kaçınmışlardır. Çünkü, günah işleyenler hakkındaki dedikoduların, siyası anlaşmazlıklardan kaynaklandığı kanaatine varmışlardır.

    Çünkü bu ihtilafın kaynağı, Hariciye mezhebine mensup olanların kendilerine muhalif olanlar hakkındaki düşünceleridir.

    Mürcie mezhebine mensup olanlar, birbirleriyle ihtilaf edenler için şunları söylemişlerdir. "Onlar, 'Lailahe illallah Muhammedun Resulullah' diyerek, Allah'dan başka ilâh olmadığını ve Hz. Muhammed (sas)'in onun peygamberi olduğunu kabul ederler. O halde onlar, ne kâfirdir, ne de müşrik. Bilakis, onlar müslümandır. Onla­rın durumlarını Allah'a havale ederiz. İnsanların gizliliklerini an­cak Yüce Mevla bilir ve onları, ona göre hesaba çeker."

    Şüphe yok ki, bu, doğru bir metottur. İhtilaflara karışmama ve büyük günah iş­leyenin durumunu Allah'a bırakma metodudur. Belki de büyük gü­nah işleyenlerden bazılarının günahları affedilir, kötülükleri iyilik­lere çevrilir.

    Ne var ki daha sonra bazı insanlar zuhur etti, büyük günah iş­leyen kimse hakkında yukarda geçen olumsuz tavırla yetinmedi, daha ileri giderek, iman bulunduğu sürece günahın hiçbir zararının olmayacağına hükmetti.
    Bu düşüncede olanlar, şöyle dediler:

    "İman; ikrar, tasdik, itikad ve bilgiden ibarettir. Bunların bulunmasıyla birlikte, günahların hiç­bir zararı yoktur. İman, amelden tamamen ayrı bir şeydir."

    Hat­tâ, bunlardan bir kısmı iyice aşırı giderek, imanın, sadece kalble tasdik etmekten ibaret olduğunu iddia etmişler ve fazlasıyla ifrata düşmüşlerdir.

    Bütün bu anlatılanlardan şu neticeye varabiliriz:

    Mürcie, de­ğişik anlayışlarda iki gurup insanın mezhebi idi. Birinci gurup, sahabe-i kiram döneminde ve sahabe-i kiramdan sonra Emevîler dö­neminde ortaya çıkan ihtilaflar hakkındaki hükümlerle yetinmişler, başkaca ihtilaflara düşmemişlerdir.

    İkinci gurup ise, Allah'ın affının herşeyi kapsadığına inanan ve Allah'ın, inkârdan başka ,bütün günahları affedeceğine hüküm ve­ren, inkârla birlikte itaatin hiçbir faydası olmadığı gibi, imanla be­raber de herhangi bir günahın zararı olmayacağına inanan kişilerdir.

    Zeyd b. Ali b. el-Hüseyin, bu gurubu kastederek, "Fâsıkları, Al­lah'ın affı ile ümitlendiren Mürcie mezhebinden ben uzağım." de­miştir.
    Bu son fırka, "Mürcie" ismini lekelemiş ve birçok âlimlerin bu isimle ayıplanmalarına sebep olmuştur.

    Büyük günah işleyenin, "cehennemde ebedi olarak kalacağını" iddia eden Mutezilîler, (bu görüşlerini paylaşmayan) büyük günah işleyenin cezasını çektikten sonra cehennemde ebedi olarak kalma­yacağını, belkide Allah Tealâ'nın, onu affedip rahmetine kavuştu­racağını beyan eden ve bu husustaki görüşlerine katılmayan her ki­şiye "Mürcie" adını takarlardı.
    İşte bu sebeple Mutezilîler, birçok fıkıh ve hadis âlimlerini "Mür­cieci" olarak nitelemişler, Ebu Hanife ve talebeleri İmam Ebu Yusuf ve Muhammed'i v.b. "Mürcieci" olarak adlandırmışlardır.

    Bu hususta Şehristanî şöyle söylemiştir:

    "Yemin ederim ki İmam Ebu Hanife ve arkadaşlarına Mürcieci denilirdi. Belki de bunun sebebi, Ebu Hanife'nin, imanın, kalb ile ikrardan ibaret olduğunu, artıp eksilemeyeceğini söylemesidir. Ebu Hanife'nin bu sözünden, ameller hakkında hüküm vermeyi ertelediği anlaşılmıştır. Bu zat, ameller hakkında çok titiz davrandığı halde onların terkedilmesine nasıl fetva vermiş olabilir?
    Ebu Hanife'ye Mürcieci denilmesinin başka bir yönü daha var­dır. O da, Ebu Hanife'nin, hicri birinci asırda ortaya çıkan 'Kaderiyecilerin', Mutezilelere muhalefet etmesidir. Çünkü Mutezilîler, ka­der meselesi hakkında kendilerine muhalefet eden herkese Mürci­eci derlerdi. Hariciler de aynı şeyi söylerlerdi. Bu ad Ebu Hanife'ye, mutlaka Mutezile ve Harici fırkaları tarafından takılmıştır."

    Bu şekilde "Mürciecilik" ile suçlanan kişi sadece Ebu Hanife ve arkadaşları olmamış, Hasan b. Muhammed b. Âli b. Ebi Talib, Sa'd b. Cübeyr, Âmr b. Mürre, Muharib b. Dessar, Mukatil b. Süleyman, Ebu Hanife'nin hocası Hammad b. Ebî Süleyman ve Kadid b. Cafer de "Mürcieci" olarak adlandırılmıştır. Bu zatlar hadis imamlarıdır, büyük günah işleyenin kâfir olduğuna ve ebedî olarak cehennemde kalacağına hüküm vermemişlerdir.

    Buna göre "Mürcie" ismini büyük imamlardan uzaklaştırmak gerekir. Böylece, herşeyi mubah gören şu ibahiyeciler bu zatlarla ka­rıştırılmasın. Şüphesiz ki doğruyu en iyi bilen Allah'dır..

    vesselam, veddua...


  12. 20.Mart.2009, 17:53
    6
    DeLi MoLLa
    esselamu aleykum ve rahmetullah..

    Değerli kardeşlerim; İmam Azam'a(rh.a) söylenen bu söz, bir iftira değildir. Konuyu anlamak için, meseleyi derinlemesine tahlil etmemiz gerekmektedir. Okuyacağınızı ümid ediyorum.

    Şöyle ki:

    Alimler, Mürcie mezhebini iki kısma ayırmışlardır:

    1) Sünnete tâbi olan Mürcieciler: Bunlar, büyük günah işleye­nin, sadece günahı kadar azap göreceğini, cehennemde ebedi olarak kalmayacağını belki de Allah Tealâ'nın, onu affedip rahmetine gark ederek ona hiç azap etmeyeceğini ve bunun, Allah tarafından bir lü­tuf olduğunu, Allah'ın ise dilediğine lütufta bulunacağını ve Allah'ın büyük lütuf sahibi olduğunu söylemişlerdir. Fıkıh ve hadis âlimlerinin çoğu bu guruptandır.

    2) Bid'atlara uyan Mürcieciler. Bunlar, inkârla beraber itaatin fayda vermediği gibi, imanla birlikte günahın bir zararı olmayaca­ğını iddia edenlerdir. Çoğunluğun görüşüne göre, aslında "Mürcie" ismi bunlara mahsustur. Herkes tarafından kınanması gerekenler de bunlardır.

    Mürcie, büyük günah işleyenin mümin sayılıp sayılmayacağı hakkındaki tartışmaların çoğaldığı bir dönemde ortaya çıkmıştır.

    Hâriciler, büyük günah işleyenin kâfir olduğunu, Mutezililer ise bunların mümin olmadığını, fakat kendilerine "müslüman" denebi­leceğini ileri sürmüşler, Hasan el-Basrî ve tabiînden bir gurup da, buyuk günah işleyenin münafık olduğunu, çünkü yapılan amellerin, kalbin delili sayılacağını, dille, söylenen sözün imana delil olmaya­cağını söylemişlerdir.

    Müslümanların çoğunluğu ise, büyük, günah işleyenin günahkâr, fakat mümin olduğunu, durumunun Allah'a kaldığını, Allah diler­se, ona, günahı kadar azap edeceğini, dilerse onu affedeceğini be­yan etmişlerdir.
    İşte bu ihtilaflı ortam içerisinde "Mürcie" fırkası ortaya çıkmış, kafirlikle birlikte yapılan itaatin hiçbir faydası olmadığı gibi, günah işlemenin de imana herhangi bir zararı olmayacağını açıkça ileri sürmüşlerdir.

    Bu fırkaya mensup olanlardan bazıları da, büyük günah işleyen kışının durumunun, kıyamet gününde Allah'a bırakıldığını beyan et­mişler ve bunlar, ehl-i sünnet vel cemaat âlimlerinin, birçoğu ile pekçok noktalarda birleşmişlerdir. Hatta, görüşler, incelikleriyle tet­kik edildiği zaman, bunların görüşlerinin, aynen ehl-i sünnetin görüşleri olduğu ortaya çıkar.

    Müslümanlar arasındaki ihtilaflar had bir safhaya varıp sadece anlaşmazlıklar hakkında hüküm verme safhasında kalmayıp, büyük günah işleyenin durumu da bunlara eklenince, ortaya meseleler hakkında peşin hüküm vermeyen ve işi Allah'a havale eden bir kı­sım sahabîlerin yolunu izleyen yepyeni bir gurup çıktı. Bu yeni gu­rup, büyük günah işleyenin durumu hakkında peşin hüküm verile­meyeceğini, bunların durumlarının, gaybları bilen Allah'a bırakıldı­ğını beyan etmişler, siyasi tartışmalardan uzak kalmışlar ve günah işleyen kişi hakkında herhangi bir şey söylemekten kaçınmışlardır. Çünkü, günah işleyenler hakkındaki dedikoduların, siyası anlaşmazlıklardan kaynaklandığı kanaatine varmışlardır.

    Çünkü bu ihtilafın kaynağı, Hariciye mezhebine mensup olanların kendilerine muhalif olanlar hakkındaki düşünceleridir.

    Mürcie mezhebine mensup olanlar, birbirleriyle ihtilaf edenler için şunları söylemişlerdir. "Onlar, 'Lailahe illallah Muhammedun Resulullah' diyerek, Allah'dan başka ilâh olmadığını ve Hz. Muhammed (sas)'in onun peygamberi olduğunu kabul ederler. O halde onlar, ne kâfirdir, ne de müşrik. Bilakis, onlar müslümandır. Onla­rın durumlarını Allah'a havale ederiz. İnsanların gizliliklerini an­cak Yüce Mevla bilir ve onları, ona göre hesaba çeker."

    Şüphe yok ki, bu, doğru bir metottur. İhtilaflara karışmama ve büyük günah iş­leyenin durumunu Allah'a bırakma metodudur. Belki de büyük gü­nah işleyenlerden bazılarının günahları affedilir, kötülükleri iyilik­lere çevrilir.

    Ne var ki daha sonra bazı insanlar zuhur etti, büyük günah iş­leyen kimse hakkında yukarda geçen olumsuz tavırla yetinmedi, daha ileri giderek, iman bulunduğu sürece günahın hiçbir zararının olmayacağına hükmetti.
    Bu düşüncede olanlar, şöyle dediler:

    "İman; ikrar, tasdik, itikad ve bilgiden ibarettir. Bunların bulunmasıyla birlikte, günahların hiç­bir zararı yoktur. İman, amelden tamamen ayrı bir şeydir."

    Hat­tâ, bunlardan bir kısmı iyice aşırı giderek, imanın, sadece kalble tasdik etmekten ibaret olduğunu iddia etmişler ve fazlasıyla ifrata düşmüşlerdir.

    Bütün bu anlatılanlardan şu neticeye varabiliriz:

    Mürcie, de­ğişik anlayışlarda iki gurup insanın mezhebi idi. Birinci gurup, sahabe-i kiram döneminde ve sahabe-i kiramdan sonra Emevîler dö­neminde ortaya çıkan ihtilaflar hakkındaki hükümlerle yetinmişler, başkaca ihtilaflara düşmemişlerdir.

    İkinci gurup ise, Allah'ın affının herşeyi kapsadığına inanan ve Allah'ın, inkârdan başka ,bütün günahları affedeceğine hüküm ve­ren, inkârla birlikte itaatin hiçbir faydası olmadığı gibi, imanla be­raber de herhangi bir günahın zararı olmayacağına inanan kişilerdir.

    Zeyd b. Ali b. el-Hüseyin, bu gurubu kastederek, "Fâsıkları, Al­lah'ın affı ile ümitlendiren Mürcie mezhebinden ben uzağım." de­miştir.
    Bu son fırka, "Mürcie" ismini lekelemiş ve birçok âlimlerin bu isimle ayıplanmalarına sebep olmuştur.

    Büyük günah işleyenin, "cehennemde ebedi olarak kalacağını" iddia eden Mutezilîler, (bu görüşlerini paylaşmayan) büyük günah işleyenin cezasını çektikten sonra cehennemde ebedi olarak kalma­yacağını, belkide Allah Tealâ'nın, onu affedip rahmetine kavuştu­racağını beyan eden ve bu husustaki görüşlerine katılmayan her ki­şiye "Mürcie" adını takarlardı.
    İşte bu sebeple Mutezilîler, birçok fıkıh ve hadis âlimlerini "Mür­cieci" olarak nitelemişler, Ebu Hanife ve talebeleri İmam Ebu Yusuf ve Muhammed'i v.b. "Mürcieci" olarak adlandırmışlardır.

    Bu hususta Şehristanî şöyle söylemiştir:

    "Yemin ederim ki İmam Ebu Hanife ve arkadaşlarına Mürcieci denilirdi. Belki de bunun sebebi, Ebu Hanife'nin, imanın, kalb ile ikrardan ibaret olduğunu, artıp eksilemeyeceğini söylemesidir. Ebu Hanife'nin bu sözünden, ameller hakkında hüküm vermeyi ertelediği anlaşılmıştır. Bu zat, ameller hakkında çok titiz davrandığı halde onların terkedilmesine nasıl fetva vermiş olabilir?
    Ebu Hanife'ye Mürcieci denilmesinin başka bir yönü daha var­dır. O da, Ebu Hanife'nin, hicri birinci asırda ortaya çıkan 'Kaderiyecilerin', Mutezilelere muhalefet etmesidir. Çünkü Mutezilîler, ka­der meselesi hakkında kendilerine muhalefet eden herkese Mürci­eci derlerdi. Hariciler de aynı şeyi söylerlerdi. Bu ad Ebu Hanife'ye, mutlaka Mutezile ve Harici fırkaları tarafından takılmıştır."

    Bu şekilde "Mürciecilik" ile suçlanan kişi sadece Ebu Hanife ve arkadaşları olmamış, Hasan b. Muhammed b. Âli b. Ebi Talib, Sa'd b. Cübeyr, Âmr b. Mürre, Muharib b. Dessar, Mukatil b. Süleyman, Ebu Hanife'nin hocası Hammad b. Ebî Süleyman ve Kadid b. Cafer de "Mürcieci" olarak adlandırılmıştır. Bu zatlar hadis imamlarıdır, büyük günah işleyenin kâfir olduğuna ve ebedî olarak cehennemde kalacağına hüküm vermemişlerdir.

    Buna göre "Mürcie" ismini büyük imamlardan uzaklaştırmak gerekir. Böylece, herşeyi mubah gören şu ibahiyeciler bu zatlarla ka­rıştırılmasın. Şüphesiz ki doğruyu en iyi bilen Allah'dır..

    vesselam, veddua...


  13. 20.Mart.2009, 19:22
    7
    mantık
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Mart.2009
    Üye No: 47459
    Mesaj Sayısı: 116
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    --->: Imam Buhari ve Imam Hanife


    Teşekküler.

    Yazınızı özetlersek büyük günah işleyenler hakkındaki görüşler:

    A-Hariciler:Kafirdir.
    B-Mutezile:Mümin değildir,müslüman denebilir.
    C-Hasan Basri:Münafıktır
    D-Çoğunluk:Mümindir fakat günahkardır.Cezasını çekerek veya affedilerek cennete gider.
    E-Mürcie:İnkârla beraber itaatin fayda vermediği gibi, imanla birlikte günahın bir zararı olmaz.
    F-Ebu Hanife: İmanın, kalb ile ikrardan ibaret olduğunu, artıp eksilemez.
    Ebu Hanife'nin bu sözünden, ameller hakkında hüküm vermeyi ertelediği anlaşılmıştır.




  14. 20.Mart.2009, 19:22
    7
    mantık - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli

    Teşekküler.

    Yazınızı özetlersek büyük günah işleyenler hakkındaki görüşler:

    A-Hariciler:Kafirdir.
    B-Mutezile:Mümin değildir,müslüman denebilir.
    C-Hasan Basri:Münafıktır
    D-Çoğunluk:Mümindir fakat günahkardır.Cezasını çekerek veya affedilerek cennete gider.
    E-Mürcie:İnkârla beraber itaatin fayda vermediği gibi, imanla birlikte günahın bir zararı olmaz.
    F-Ebu Hanife: İmanın, kalb ile ikrardan ibaret olduğunu, artıp eksilemez.
    Ebu Hanife'nin bu sözünden, ameller hakkında hüküm vermeyi ertelediği anlaşılmıştır.




  15. 20.Mart.2009, 22:55
    8
    ene-zerre
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 29.Eylül.2008
    Üye No: 33916
    Mesaj Sayısı: 187
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 2

    --->: Imam Buhari ve Imam Hanife

    İ.Rabbani(r.a.) Mektubat-266'da buyuruyor ki:

    "Îmanın artmasında ve eksilmesinde, âlimlerimiz başka başka söyledi. İmâm-ı a'zam Ebû Hanîfe , îman, artmaz ve azalmaz buyurdu. İmâm-ı Şâfi'î , artar ve azalır, dedi. Îman, kalbin tasdîk ve yakîni olduğundan azalması, çoğalması olmaz. Azalıp çoğalan bir inanış, îman olmaz. Buna,
    (Zan) denir. İbâdetleri, Allahü teâlânın sevdiği şeyleri yapmakla, îman cilâlanır, nûrlanır, parlar. Haram işleyince, bulanır.

    O hâlde, çoğalmak ve azalmak, amelden, işlerden dolayı, îmanın cilâsındadır.

    Kendisinde değildir. Bazıları cilâlı, parlak îmana, çok dedi ve parlak olmıyan îmandan, daha çoktur, dedi. Bunlar, sanki, cilâlı olmıyan îmandan bazısını, îman bilmedi. Cilâlılardan bazısını da, îman bilip, fakat az dedi. Îman, parlaklıkları başka başka olan, karşılıklı iki ayna gibi oluyor. Cilâsı fazla olup, karşısındaki cismi parlak gösteren ayna, az parlak gösteren aynadan, daha çoktur demeğe benzer. Başka birisi de, iki ayna müsâvîdir. Yalnız, cilâları ve karşılarındakileri göstermeleri, yâni hâssaları, sıfatları başka başkadır demesi gibidir. Bu iki adamdan ikincisinin görüşü, daha keskin ve doğrudur. Birincisi görünüşe bakmış, öze, içe girmemiştir. Anlatması bu fakire nasip olan bu misâl, îmanın azalıp çoğalmadığına inanmıyanların, sözlerini ortadan kaldırmış oldu ve her müminin îmanı, her bakımdan, Peygamberlerin, îmanlarına benzemedi. Çünki, onların îmanı, çok nûrlu ve çok parlak olduğundan, ümmetlerinin karanlık ve bulanık îmanlarından katkat daha çok meyveler ve kazançlar hâsıl edecektir. Bir hadis-i şerifde,
    (Ebû Bekr-i Sıddîkın îmanı, bu ümmetin hepsinin îmanlarının toplamından daha ağırdır) buyuruldu. Bu da, îmanın nûru, parlaklığı bakımındandır. Fazlalık, aslda, özde değil, sıfatlardadır. Nitekim, Peygamberler de, herkes gibi insandır. İnsanlık bakımından, arada fark yoktur. Fark, kâmil, üstün sıfatlardan ileri gelmektedir. Üstün sıfatları olmıyan, sanki olanlardan ayrıdır. Bununla berâber, insan olmakta hepsi birdir. Aralarında azlık, çokluk yoktur. İnsanlık, azalır, çoğalır denilemez. Bazıları îmanı anlatırken, (Dil ile tasdîk, dil ile söylemektir) demişlerdir ki, bu vakt, inanmak da, zannetmek de, îman oluyor ve îman, azalıp çoğalabiliyor. Fakat, îmanın doğrusu, kalbin tasdîk, iz'ân etmesi, yâni inanmasıdır. Zan ve şübheye, îman denmez.



  16. 20.Mart.2009, 22:55
    8
    Devamlı Üye
    İ.Rabbani(r.a.) Mektubat-266'da buyuruyor ki:

    "Îmanın artmasında ve eksilmesinde, âlimlerimiz başka başka söyledi. İmâm-ı a'zam Ebû Hanîfe , îman, artmaz ve azalmaz buyurdu. İmâm-ı Şâfi'î , artar ve azalır, dedi. Îman, kalbin tasdîk ve yakîni olduğundan azalması, çoğalması olmaz. Azalıp çoğalan bir inanış, îman olmaz. Buna,
    (Zan) denir. İbâdetleri, Allahü teâlânın sevdiği şeyleri yapmakla, îman cilâlanır, nûrlanır, parlar. Haram işleyince, bulanır.

    O hâlde, çoğalmak ve azalmak, amelden, işlerden dolayı, îmanın cilâsındadır.

    Kendisinde değildir. Bazıları cilâlı, parlak îmana, çok dedi ve parlak olmıyan îmandan, daha çoktur, dedi. Bunlar, sanki, cilâlı olmıyan îmandan bazısını, îman bilmedi. Cilâlılardan bazısını da, îman bilip, fakat az dedi. Îman, parlaklıkları başka başka olan, karşılıklı iki ayna gibi oluyor. Cilâsı fazla olup, karşısındaki cismi parlak gösteren ayna, az parlak gösteren aynadan, daha çoktur demeğe benzer. Başka birisi de, iki ayna müsâvîdir. Yalnız, cilâları ve karşılarındakileri göstermeleri, yâni hâssaları, sıfatları başka başkadır demesi gibidir. Bu iki adamdan ikincisinin görüşü, daha keskin ve doğrudur. Birincisi görünüşe bakmış, öze, içe girmemiştir. Anlatması bu fakire nasip olan bu misâl, îmanın azalıp çoğalmadığına inanmıyanların, sözlerini ortadan kaldırmış oldu ve her müminin îmanı, her bakımdan, Peygamberlerin, îmanlarına benzemedi. Çünki, onların îmanı, çok nûrlu ve çok parlak olduğundan, ümmetlerinin karanlık ve bulanık îmanlarından katkat daha çok meyveler ve kazançlar hâsıl edecektir. Bir hadis-i şerifde,
    (Ebû Bekr-i Sıddîkın îmanı, bu ümmetin hepsinin îmanlarının toplamından daha ağırdır) buyuruldu. Bu da, îmanın nûru, parlaklığı bakımındandır. Fazlalık, aslda, özde değil, sıfatlardadır. Nitekim, Peygamberler de, herkes gibi insandır. İnsanlık bakımından, arada fark yoktur. Fark, kâmil, üstün sıfatlardan ileri gelmektedir. Üstün sıfatları olmıyan, sanki olanlardan ayrıdır. Bununla berâber, insan olmakta hepsi birdir. Aralarında azlık, çokluk yoktur. İnsanlık, azalır, çoğalır denilemez. Bazıları îmanı anlatırken, (Dil ile tasdîk, dil ile söylemektir) demişlerdir ki, bu vakt, inanmak da, zannetmek de, îman oluyor ve îman, azalıp çoğalabiliyor. Fakat, îmanın doğrusu, kalbin tasdîk, iz'ân etmesi, yâni inanmasıdır. Zan ve şübheye, îman denmez.



  17. 25.Eylül.2009, 15:17
    9
    namyelüs07
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Ocak.2009
    Üye No: 45651
    Mesaj Sayısı: 33
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1
    Yaş: 33
    Bulunduğu yer: antalya

    --->: Imam Buhari ve Imam Hanife

    Ebu Hanife Ehli Sünnet Tir Islam Alimlerin En Büyüklerin Arsındadır


  18. 25.Eylül.2009, 15:17
    9
    Ebu Hanife Ehli Sünnet Tir Islam Alimlerin En Büyüklerin Arsındadır





+ Yorum Gönder